<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://www.tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 28 Aug 2026 17:54:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KKTC’de 44 Yaşındaki Meral Çakıcı Kalp Krizi Sonucu Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kktcde-44-yasindaki-meral-cakici-kalp-krizi-sonucu-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kktcde-44-yasindaki-meral-cakici-kalp-krizi-sonucu-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KKTC’nin Demirhan bölgesinde yaşayan 44 yaşındaki Meral Çakıcı, evinde aniden rahatsızlanmasının ardından kaldırıldığı Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Meral Çakıcı Evinde Rahatsızlandı</p>

<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Demirhan bölgesinde yaşayan Meral Çakıcı’dan acı haber geldi.</p>

<p>Polis Basın Subaylığından verilen bilgiye göre olay, 27 Ağustos 2026 Perşembe günü saat 22.00 sıralarında meydana geldi. Kaldığı evde aniden rahatsızlanan 44 yaşındaki Çakıcı için sağlık ekiplerinden yardım istendi.</p>

<p>Hastanede Hayatını Kaybetti</p>

<p>Ambulansla Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Meral Çakıcı, sağlık ekiplerinin yaptığı müdahalelere rağmen kurtarılamadı.</p>

<p>Çakıcı’nın kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla adli otopsi gerçekleştirildi.</p>

<p>Ölüm Nedeni Otopsiyle Belirlendi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polis tarafından paylaşılan bilgiye göre otopsi sonucunda Meral Çakıcı’nın ölümünün “kalp damar hastalığı ve kalp krizi” sonucu meydana geldiği tespit edildi.</p>

<p>Olayla ilgili polis soruşturmasının devam ettiği bildirildi. Çakıcı’nın cenaze törenine ilişkin henüz doğrulanmış bir bilgi paylaşılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>3. Sayfa</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kktcde-44-yasindaki-meral-cakici-kalp-krizi-sonucu-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 17:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/06/genel/asayis-acil-ambulans-hastane.jpg" type="image/jpeg" length="88046"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyne En Zararlı Besinler Hangileri? İşte Bilimsel Bulgular]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/beyne-en-zararli-besinler-hangileri-iste-bilimsel-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/beyne-en-zararli-besinler-hangileri-iste-bilimsel-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şekerli içecekler, işlenmiş etler, kızartmalar ve yüksek oranda paketlenmiş ürünler tek başına demans nedeni değil. Ancak sık tüketilmeleri beyin ve damar sağlığını olumsuz etkileyebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyni Yoran 8 Besin: Hafıza İçin Hangilerini Sınırlamalı?</p>

<p>Hafızayı korumak yalnızca bulmaca çözmekten veya zihinsel olarak aktif kalmaktan ibaret değil. Yıllar boyunca tekrarlanan beslenme alışkanlıkları; kan basıncı, kan şekeri, kolesterol, damar yapısı ve vücuttaki iltihabi süreçler üzerinden beyin sağlığını da etkileyebiliyor.</p>

<p>Burada kritik nokta tek bir yiyecek değil, beslenme düzeninin bütünü. Ara sıra yenilen bir kızartmanın ya da tatlının doğrudan unutkanlığa veya demansa yol açtığını söylemek bilimsel açıdan doğru değil. Risk daha çok bu ürünlerin sık, yüksek miktarda ve besleyici gıdaların yerine tüketilmesiyle gündeme geliyor.</p>

<p>Ultraişlenmiş gıdalar neden tartışılıyor?</p>

<p>Ultraişlenmiş gıdalar; çoğunlukla şeker, rafine nişasta, yağ, tuz, aroma vericiler, renklendiriciler ve çeşitli katkı maddeleriyle hazırlanan endüstriyel ürünleri ifade ediyor. Paketli tatlılar, bazı kahvaltılık gevrekler, şekerli içecekler, işlenmiş etler, hazır dondurulmuş yemekler ve tuzlu atıştırmalıklar bu gruba girebiliyor.</p>

<p>10 bin 775 yetişkinin ortalama sekiz yıl izlendiği geniş bir gözlemsel araştırmada, günlük enerjisinin daha büyük bölümünü ultraişlenmiş ürünlerden alan kişilerde genel bilişsel gerileme hızının yüzde 28, planlama ve karar verme gibi işlevlerdeki gerilemenin ise yüzde 25 daha hızlı olduğu bildirildi.</p>

<p>Bu sonuçlar ultraişlenmiş gıdaların doğrudan beyin hastalığına neden olduğunu kanıtlamıyor. Beslenme kayıtlarının katılımcı beyanına dayanması, diyetin yalnızca başlangıçta ölçülmesi ve yaşam biçimindeki bütün farklılıkların tamamen kontrol edilememesi araştırmanın önemli sınırlılıkları arasında bulunuyor.</p>

<p>1. Şekerli içecekler</p>

<p>Gazlı içecekler, aromalı içecekler, enerji içecekleri ve şeker eklenmiş hazır çaylar kısa sürede yüksek miktarda serbest şeker alınmasına neden olabiliyor. Düzenli ve fazla tüketim; kilo artışı, insülin direnci ve tip 2 diyabet riskini yükseltebiliyor.</p>

<p>Kan şekeri ve damar sağlığındaki bozulmalar, uzun dönemde bilişsel gerileme bakımından önem taşıyor. Meyvenin kendisi lif içerirken meyve suyunda şeker daha hızlı alınabiliyor. Bu nedenle susuzluk için temel tercih su olmalı; meyve ise mümkün olduğunca bütün halde tüketilmeli.</p>

<p>2. Paketli hamur işleri ve yoğun şekerli tatlılar</p>

<p>Donut, kek, kurabiye, hazır pasta kreması ve benzeri ürünler aynı anda yüksek miktarda şeker, rafine un ve doymuş yağ içerebiliyor. Bazı ürünlerde endüstriyel trans yağ da bulunabiliyor.</p>

<p>Trans yağlar kalp ve damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle sağlıklı beslenmenin bir parçası kabul edilmiyor. Etikette “kısmen hidrojenize yağ” ifadesinin bulunması, ürünün trans yağ içerebileceğini gösteriyor. Türkiye’deki ürünlerde içerik listesi ve besin değerleri tablosunun birlikte incelenmesi gerekiyor.</p>

<p>3. Kızartılmış yiyecekler</p>

<p>Patates kızartması, kızarmış tavuk, hamur kızartmaları ve tekrar tekrar kullanılan yağda hazırlanan yiyecekler yüksek enerji, tuz ve sağlıksız yağ içerebiliyor. Sorun yalnızca kullanılan malzeme değil; pişirme sıcaklığı, yağın türü ve aynı yağın kaç kez kullanıldığı da önem taşıyor.</p>

<p>Kızartma yerine fırınlama, haşlama, buharda pişirme veya az yağla soteleme tercih edilebilir. Bu değişiklik, tanıdık yemeklerden tamamen vazgeçmeden toplam yağ ve enerji alımını azaltabilir.</p>

<p>4. İşlenmiş et ürünleri</p>

<p>Sucuk, salam, sosis ve benzeri işlenmiş etler genellikle yüksek miktarda tuz ve doymuş yağ içeriyor. Fazla tuz tüketimi kan basıncını yükseltebilir; yüksek tansiyon ise inme ve bilişsel gerileme açısından değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Bu ürünleri günlük kahvaltının değişmez parçası haline getirmek yerine yumurta, az tuzlu peynir, yoğurt, kurubaklagiller veya uygun miktarda işlenmemiş et gibi seçeneklere yönelmek daha dengeli bir yaklaşım sağlayabilir.</p>

<p>5. Rafine karbonhidrat ağırlıklı yiyecekler</p>

<p>Beyaz undan hazırlanmış ürünler, şekerli gevrekler, bazı paketli atıştırmalıklar ve lif oranı düşük unlu mamuller kan şekerinin hızla yükselmesine yol açabiliyor. Bu durum tek başına beyin hasarı anlamına gelmez; ancak beslenmenin sürekli bu ürünlere dayanması metabolik sağlığı olumsuz etkileyebilir.</p>

<p>Tam tahıllar, yulaf, bulgur ve kurubaklagiller daha fazla lif sağlıyor. Lif, kan şekerinin daha dengeli yükselmesine yardımcı olurken bağırsak sağlığını ve tokluk süresini de destekliyor.</p>

<p>6. Aşırı tuzlu hazır ürünler</p>

<p>Hazır çorbalar, et suyu tabletleri, bazı soslar, cipsler, işlenmiş etler ve paketli yemekler fark edilmeden yüksek miktarda sodyum alınmasına neden olabiliyor. Sofrada tuz kullanılmaması, paketli ürünlerden gelen sodyumun düşük olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yüksek tansiyon, beyni besleyen küçük damarların zaman içinde zarar görmesiyle ilişkilendiriliyor. Etiket karşılaştırması yapmak, daha düşük sodyumlu ürünü seçmek ve yemeği baharatlarla tatlandırmak günlük tuz yükünü azaltabilir.</p>

<p>7. Cıva oranı yüksek büyük balıklar</p>

<p>Balık; protein, omega-3 yağ asitleri ve çeşitli mikrobesinler açısından değerli bir besin. Buna karşılık köpek balığı, kılıç balığı ve bazı büyük ton balığı türleri besin zincirinde biriken metilcıvayı daha yüksek miktarda içerebiliyor.</p>

<p>Bu durum bütün balıklardan uzak durulması gerektiği anlamına gelmiyor. Özellikle hamileler, emzirenler ve çocuklar için düşük cıvalı türlerin seçilmesi ve ulusal tüketim önerilerinin izlenmesi gerekiyor. Sardalya, hamsi ve somon gibi seçenekler türüne ve kaynağına göre daha düşük cıvalı alternatifler arasında değerlendirilebiliyor.</p>

<p>8. Fazla alkol</p>

<p>Alkolün beyin üzerindeki etkisi tüketilen miktara, sıklığa, yaşa, kullanılan ilaçlara ve kişinin sağlık durumuna göre değişiyor. Yüksek miktarda ve uzun süreli alkol kullanımı; hafıza sorunları, sinir sistemi hasarı, uyku bozukluğu ve bazı vitamin eksiklikleriyle ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Alkol kullanmayan bir kişinin beyin sağlığı amacıyla başlaması önerilmiyor. Karaciğer hastalığı bulunanlar, hamileler, bazı ilaçları kullananlar ve araç kullanacak kişiler için güvenli kabul edilebilecek bir miktar bulunmayabilir.</p>

<p>Tek bir “kötü besin” yerine tabağın bütünü önemli</p>

<p>Bilimsel bulgular, beyin sağlığını tek bir yiyeceğin belirlemediğini gösteriyor. Sebze, meyve, kurubaklagil, tam tahıl, balık, zeytinyağı ve kuruyemiş ağırlıklı beslenme düzenleri; şeker, tuz, doymuş yağ ve ultraişlenmiş ürünlerin yoğun olduğu düzenlere göre daha olumlu sonuçlarla ilişkilendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beyin dostu bir alışveriş için şu adımlar uygulanabilir:</p>

<p>Paketin ön yüzündeki sağlık ifadeleri yerine içerik listesini okuyun.</p>

<p>İlk sıralarda şeker, şurup, rafine yağ veya tuz bulunan ürünleri daha seyrek tercih edin.</p>

<p>Şekerli içecek yerine su, ayran veya şekersiz içecek seçin.</p>

<p>Hazır atıştırmalıkların bir bölümünü meyve, yoğurt veya tuzsuz kuruyemişle değiştirin.</p>

<p>Kızartma sıklığını azaltarak fırınlama ve haşlama yöntemlerini artırın.</p>

<p>Sucuk, salam ve sosis gibi ürünleri günlük tüketimden çıkarın.</p>

<p>Balık seçiminde tür, porsiyon ve tüketici grubuna özel resmî uyarıları dikkate alın.</p>

<p>Unutkanlık her zaman beslenmeden kaynaklanmaz</p>

<p>Uykusuzluk, depresyon, tiroit hastalıkları, B12 vitamini eksikliği, bazı ilaçlar, işitme kaybı ve başka sağlık sorunları da unutkanlığa yol açabilir. Günlük işleri aksatan, giderek artan veya konuşma, denge ve davranış değişikliğiyle birlikte görülen unutkanlık yalnızca beslenme değişikliğiyle geçiştirilmemeli; hekim değerlendirmesi alınmalıdır.</p>

<p>Ani başlayan konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, şiddetli dengesizlik ya da bilinç değişikliği varsa inme ihtimali nedeniyle acil yardım istenmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü<br />
2. JAMA Neurology<br />
3. Amerikan Nöroloji Akademisi<br />
4. Lancet Demans Önleme, Müdahale ve Bakım Komisyonu<br />
5. Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu Beslenme Kaynağı<br />
6. WebMD </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/beyne-en-zararli-besinler-hangileri-iste-bilimsel-bulgular</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 17:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9229.jpeg" type="image/jpeg" length="84257"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’ın Fisnik Asllani Transferinde Almanya’dan Ters Haber]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/galatasarayin-fisnik-asllani-transferinde-almanyadan-ters-haber</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/galatasarayin-fisnik-asllani-transferinde-almanyadan-ters-haber" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın Hoffenheim forması giyen Fisnik Asllani için yaptığı transfer girişiminde Almanya’dan dikkat çekici bir iddia geldi. BILD, 24 yaşındaki Kosovalı santrforun sarı-kırmızılılardan gelen teklife olumlu yanıt vermediğini yazdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’ın hücum hattına takviye için gündemine aldığı Fisnik Asllani konusunda Almanya’dan transferin seyrini değiştirebilecek yeni bir haber geldi.</p>

<p>Alman BILD gazetesinin 28 Ağustos tarihli haberine göre Hoffenheim forması giyen Asllani, Galatasaray’dan gelen transfer teklifini kabul etmedi.</p>

<p>Haberde oyuncunun geleceğinin buna rağmen tamamen netleşmediği ve transfer döneminin kalan bölümünde farklı seçeneklerin ortaya çıkabileceği belirtildi.</p>

<p>Türkiye’deki haberlerin ardından Almanya’dan ters bilgi</p>

<p>Asllani ismi aynı gün Türkiye’de Galatasaray’ın transfer gündemiyle geniş biçimde anılmaya başlamıştı.</p>

<p>Türk basınında sarı-kırmızılıların Hoffenheim’a zorunlu satın alma şartı içeren kiralama teklifi yaptığı öne sürülürken, oyuncunun Galatasaray seçeneğine sıcak bakabileceği yönünde iddialar da gündeme gelmişti.</p>

<p>Almanya’dan daha sonra gelen BILD haberi ise oyuncunun tutumuna ilişkin farklı bir tablo ortaya koydu.</p>

<p>Asllani’nin Hoffenheim ile uzun süreli sözleşmesi var</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>24 yaşındaki Kosovalı santrforun Hoffenheim ile 2029 yılına kadar sözleşmesi bulunuyor.</p>

<p>Asllani, geçen sezon Bundesliga’da 33 karşılaşmada forma giyerken 10 gol ve 9 asistlik performans ortaya koydu.</p>

<p>Genç forvetin yaz transfer döneminde RB Leipzig’e transferi de gündeme gelmiş ancak söz konusu operasyon tamamlanmamıştı.</p>

<p>Borussia Dortmund da Asllani’yi takip ediyor</p>

<p>BILD’in haberindeki bir diğer dikkat çekici ayrıntı ise Borussia Dortmund.</p>

<p>Alman devinin Asllani’nin durumunu takip ettiği belirtilirken şu aşamada somut bir transfer girişimine ilişkin doğrulanmış bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle Asllani’nin geleceği konusunda transfer döneminin son günlerinde yeni gelişmeler yaşanabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Galatasaray transferi tamamen kapandı mı?</p>

<p>Almanya’dan gelen haber Galatasaray açısından güçlü bir olumsuz sinyal olsa da transfer dosyasının kesin olarak kapandığını söylemek için henüz erken.</p>

<p>Asllani’nin Galatasaray teklifine olumsuz yanıt verdiği bilgisi şu aşamada BILD’e dayanıyor. Hoffenheim, oyuncu veya temsilcileri tarafından transfer konusunda kamuoyuna yapılmış resmi bir ret açıklaması bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle gelişmeyi “Asllani Galatasaray’a transfer olmayacak” şeklinde kesinleştirmek yerine, “BILD’e göre Asllani Galatasaray’ın teklifine olumsuz yanıt verdi” şeklinde aktarmak daha doğru görünüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/galatasarayin-fisnik-asllani-transferinde-almanyadan-ters-haber</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9228.jpeg" type="image/jpeg" length="64267"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fenerbahçe’nin Yeni Transferi Kojo Peprah Oppong İstanbul’da]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/fenerbahcenin-yeni-transferi-kojo-peprah-oppong-istanbulda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/fenerbahcenin-yeni-transferi-kojo-peprah-oppong-istanbulda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fenerbahçe’nin transfer görüşmelerinde anlaşma sağladığı bildirilen Nice’in 22 yaşındaki Ganalı stoperi Kojo Peprah Oppong, sağlık kontrolleri ve sözleşme işlemleri için İstanbul’a geldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kojo Peprah Oppong İstanbul’a Geldi</p>

<p>Savunma hattını güçlendirmek için çalışmalarını sürdüren Fenerbahçe, Kojo Peprah Oppong transferinde son aşamaya geçti. Fransa Ligue 1 ekibi Nice’te forma giyen Ganalı futbolcu, menajeriyle birlikte İstanbul’a ulaştı.</p>

<p>22 yaşındaki stoperin sağlık kontrollerinden geçirilmesinin ardından sarı-lacivertli yönetimle sözleşme detaylarını tamamlaması bekleniyor. Transferin, kontrollerde herhangi bir soruna rastlanmaması ve resmî işlemlerin sonuçlanması sonrasında kulüp tarafından duyurulacağı belirtiliyor.</p>

<p>Dört Yıllık Sözleşme İddiası</p>

<p>Fransız basınında yer alan haberlere göre Fenerbahçe ile Nice, transfer konusunda anlaşmaya vardı. Kojo Peprah Oppong’un sarı-lacivertli kulüple dört yıllık sözleşme imzalayacağı ileri sürüldü.</p>

<p>Bonservis bedelinin 12 milyon avro seviyesinde olduğu, Nice’in ayrıca sonraki satıştan yüzde 10 pay alacağı iddia edildi. Ancak mali şartlara ilişkin Fenerbahçe veya Nice tarafından henüz resmî açıklama yapılmadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kojo Peprah Oppong Kimdir?</p>

<p>Kojo Peprah Oppong, 4 Haziran 2004’te Gana’nın başkenti Akra’da dünyaya geldi. Futbola ülkesindeki Attram De Visser takımında başlayan savunmacı, daha sonra İsveç ekipleri IFK Norrköping ve GIF Sundsvall’da forma giydi.</p>

<p>Nice, genç futbolcuyu 2025 yazında Norrköping’den kadrosuna kattı. Fransız ekibinde kısa sürede düzenli forma şansı bulan Oppong, 2025-2026 sezonunda tüm kulvarlarda 43 karşılaşmaya çıktı ve bir gol kaydetti.</p>

<p>Gana Milli Takımı’nda da görev alan sağ ayaklı futbolcu, esas olarak stoper pozisyonunda oynuyor. Oppong; fizik gücü, hava toplarındaki etkinliği, geniş alanda rakibini takip edebilmesi ve savunmadan pasla çıkış becerisiyle tanınıyor.</p>

<p>Fenerbahçe’nin transferi, sağlık kontrolleri ve gerekli imzaların ardından kamuoyuna açıklaması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/fenerbahcenin-yeni-transferi-kojo-peprah-oppong-istanbulda</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9227.jpeg" type="image/jpeg" length="62582"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Günde 150 Dakika Dikkat Çekti: Sosyal Medya Kullanımı ile Depresyon Arasındaki İlişki]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/gunde-150-dakika-dikkat-cekti-sosyal-medya-kullanimi-ile-depresyon-arasindaki-iliski</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/gunde-150-dakika-dikkat-cekti-sosyal-medya-kullanimi-ile-depresyon-arasindaki-iliski" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[University of Cincinnati, Northwestern University ve Stanford University bağlantılı araştırmacıların yer aldığı ekip tarafından ABD’de yaklaşık 183 bin yetişkinden elde edilen verilerle hazırlanan çalışma, npj Mental Health Research’te yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2014–2024 arasındaki 11 ayrı yıllık örneklemde daha yüksek sosyal medya kullanımı ile öz-bildirime dayalı depresyon arasında tekrarlanan bir ilişki görülürken, modelde sosyal medya kullanımının katkısı günlük yaklaşık 150 dakika civarında nötrden pozitif yöne geçti. Araştırma, 150 dakikanın depresyon açısından klinik bir sınır olduğunu veya sosyal medyanın depresyona neden olduğunu göstermiyor.</p>

<p>University of Cincinnati, Northwestern University ve Stanford University bağlantılı araştırmacıların yer aldığı ekip, sosyal medya kullanım süresi ile depresyon arasındaki ilişkinin farklı yıllardaki yetişkin örneklemlerinde tekrar edip etmediğini inceledi. ABD’de 2014–2024 dönemine ait verilerin analiz edildiği çalışma, 22 Ağustos 2026’da npj Mental Health Research’te yayımlandı.</p>

<p>Araştırma, 18–70 yaş arasındaki yaklaşık 183 bin yetişkinin yer aldığı 11 tekrarlanan kesitsel araştırmanın verilerine dayanıyor.</p>

<p>Bilim insanları sosyal medyada geçirilen sürenin yanı sıra katılımcıların demografik özellikleri ve farklı medya kullanım alışkanlıklarını değerlendirdi. Bu değişkenlerin katılımcıların kendilerinde depresyon bulunduğunu bildirmelerinin sınıflandırılmasına ne ölçüde katkıda bulunduğu makine öğrenmesi yöntemleriyle analiz edildi.</p>

<h3>Yaklaşık 150 dakika modelde öne çıktı</h3>

<p>Çalışmanın öne çıkan bulgularından biri günlük yaklaşık 150 dakikalık sosyal medya kullanımında görüldü.</p>

<p>Araştırmacıların analizinde sosyal medya kullanımının modelin öz-bildirime dayalı depresyon sınıflandırmasına yaptığı katkı, günde yaklaşık 150 dakika civarında nötr düzeyden pozitif yöne geçti.</p>

<p>Bu bulgu, günde iki buçuk saat sosyal medya kullanan bir kişide depresyon başlayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırma 150 dakikayı psikiyatrik, biyolojik veya klinik bir eşik olarak belirlemedi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, 149 dakika ile 151 dakika arasında sağlık açısından kanıtlanmış keskin bir sınır bulunmuyor. Yaklaşık 150 dakika, araştırmacıların kullandığı modelde sosyal medya kullanımının depresyon sınıflandırmasına katkısının yön değiştirdiği yaklaşık noktayı ifade ediyor.</p>

<h3>Aynı kişiler 11 yıl boyunca takip edilmedi</h3>

<p>Çalışmanın tasarımı sonuçların doğru yorumlanması açısından önem taşıyor.</p>

<p>Araştırmacılar aynı 183 bin kişiyi 2014’ten 2024’e kadar izlemedi. Bunun yerine her yıla ait farklı yetişkin örneklemleri ayrı ayrı değerlendirildi.</p>

<p>Bu nedenle araştırma uzunlamasına bir takip çalışması değil, 11 tekrarlanan kesitsel araştırmanın analizi niteliğinde.</p>

<p>Buna rağmen daha yüksek sosyal medya kullanımı ile öz-bildirime dayalı depresyon arasındaki ilişkinin farklı yıllardaki örneklemlerde yeniden görülmesi araştırmanın temel bulguları arasında yer aldı.</p>

<h3>Depresyon klinik görüşmeyle belirlenmedi</h3>

<p>Araştırmadaki depresyon değişkeninin nasıl ölçüldüğü de sonuçların yorumlanmasında önem taşıyor.</p>

<p>Çalışma, bütün katılımcıların psikiyatrist tarafından değerlendirilerek depresyon tanısı aldığı bir klinik araştırma değildi.</p>

<p>Analizde kullanılan depresyon bilgisi katılımcıların kendi bildirimlerine dayanıyordu.</p>

<p>Bu nedenle sonuçlardan “günde 150 dakikadan fazla sosyal medya kullananlarda klinik depresyon gelişiyor” şeklinde bir çıkarım yapılamıyor.</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği, daha yüksek sosyal medya kullanımı ile kişinin depresyon bildirmesi arasında farklı yıllardaki örneklemlerde tekrarlanan istatistiksel bir ilişki bulunması.</p>

<h3>Makine öğrenmesi modelleri kullanıldı</h3>

<p>Araştırmacılar her yılın verilerini ayrı ayrı değerlendirmek için dengeli rastgele orman olarak adlandırılan bir makine öğrenmesi yönteminden yararlandı.</p>

<p>Modellerin öz-bildirime dayalı depresyonu sınıflandırmadaki doğruluğu 11 veri setinde yüzde 71 ile yüzde 75 arasında değişti.</p>

<p>Modelin depresyon bildirenlerle bildirmeyenleri birbirinden ayırma performansını gösteren AUROC değerleri ise 0,65 ile 0,73 arasında bulundu.</p>

<p>Bu sonuçlar kullanılan sistemin depresyon tanısı koyabilen bir klinik araç olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Makine öğrenmesi modeli, araştırmadaki farklı demografik ve medya kullanım değişkenlerinin depresyon bildiriminin sınıflandırılmasına nasıl katkı sağladığını değerlendirmek amacıyla kullanıldı.</p>

<h3>Sosyal medya depresyona neden oluyor denemez</h3>

<p>Çalışmanın kesitsel tasarımı neden-sonuç ilişkisini belirlemeye uygun değil.</p>

<p>Bu nedenle daha fazla sosyal medya kullanımının depresyona yol açtığı sonucuna varılamıyor.</p>

<p>İlişkinin ters yönde olması da mümkün. Depresyonu bulunan kişilerin sosyal medyada daha fazla zaman geçirip geçirmediği bu araştırmayla belirlenemiyor.</p>

<p>Araştırma bu nedenle “sosyal medya depresyona neden oluyor” sonucunu kanıtlamıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bulgular, daha yüksek sosyal medya kullanımı ile öz-bildirime dayalı depresyon arasında farklı yıllardaki örneklemlerde tekrarlanan bir ilişki bulunduğunu gösteriyor.</p>

<h3>150 dakika sağlık sınırı değil</h3>

<p>Araştırmadan herkes için geçerli bir günlük sosyal medya kullanım sınırı çıkarmak mümkün değil.</p>

<p>Yaklaşık 150 dakika, sağlık otoriteleri tarafından belirlenmiş bir üst sınır veya araştırmacıların önerdiği güvenli kullanım süresi değil.</p>

<p>Çalışma aynı zamanda sosyal medya kullanımının farklı biçimlerini ayrıntılı olarak birbirinden ayırmadı.</p>

<p>Bu nedenle sonuçlar, sosyal medyada geçirilen sürenin hangi kullanım biçimlerinde ruh sağlığıyla daha güçlü ilişki gösterdiğini ortaya koymuyor.</p>

<h3>Büyük örneklem güçlü, tasarımın sınırları var</h3>

<p>Yaklaşık 183 bin yetişkinin verisinin incelenmesi ve ilişkinin 11 ayrı yıllık örneklemde değerlendirilmesi araştırmanın güçlü yönleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Çalışmanın kesitsel olması ise neden-sonuç ilişkisi kurulmasını engelliyor.</p>

<p>Aynı kişilerin yıllar boyunca takip edilmemesi ve depresyon bilgisinin öz-bildirime dayanması da araştırmanın başlıca sınırlılıkları arasında gösteriliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, yüksek sosyal medya kullanımının klinik açıdan anlamlı bir depresyon riski oluşturup oluşturmadığının belirlenebilmesi için uzunlamasına ve deneysel araştırmalara ihtiyaç bulunduğunu belirtiyor.</p>

<p>Çalışma, “kaç dakika sosyal medya kullanmak güvenlidir?” sorusuna kesin bir yanıt vermiyor. Ancak 2014’ten 2024’e kadar farklı yetişkin örneklemlerinde daha yüksek sosyal medya kullanımı ile öz-bildirime dayalı depresyon arasındaki ilişkinin tekrar görülmesi, konunun daha ileri çalışmalarla incelenmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• npj Mental Health Research – Social media use and depression across 11 years of U.S. adult data, 22 Ağustos 2026</p>

<p>• University of Cincinnati – Heavy social media use tied to depression araştırma açıklaması, 26 Ağustos 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/gunde-150-dakika-dikkat-cekti-sosyal-medya-kullanimi-ile-depresyon-arasindaki-iliski</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 15:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/sosyal-medya-depresyon.webp" type="image/jpeg" length="57496"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Öğrencisi Emre Özdemir Vefat Etti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kutahya-dumlupinar-universitesi-ogrencisi-emre-ozdemir-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kutahya-dumlupinar-universitesi-ogrencisi-emre-ozdemir-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Altıntaş Meslek Yüksekokulu Posta Hizmetleri Programı öğrencisi Emre Özdemir hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üniversite tarafından 28 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan taziye mesajında, Emre Özdemir’in vefat ettiği ve cenazesinin memleketi Çanakkale’de toprağa verileceği bildirildi.</p>

<p>Üniversiteden taziye mesajı</p>

<p>Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, öğrencisi Emre Özdemir’in vefatının ardından başsağlığı mesajı yayımladı.</p>

<p>Açıklamada Özdemir’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve üniversite camiasına sabır ve başsağlığı dilendi.</p>

<p>Altıntaş Meslek Yüksekokulunda öğrenim gören Özdemir’in vefatı, öğrenci arkadaşları ile üniversite mensupları arasında üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Cenazesi Çanakkale’de defnedilecek</p>

<p>Üniversitenin duyurusunda Emre Özdemir’in cenazesinin 28 Ağustos 2026 Cuma günü memleketi Çanakkale’de toprağa verileceği belirtildi.</p>

<p>Yerel kaynaklarda cenaze töreninin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu beldesinde gerçekleştirileceği bilgisi yer aldı. Cenaze namazının saati ve defin yeri hakkında doğrulanmış ayrıntılı bir program paylaşılmadı.</p>

<p>Emre Özdemir kimdi?</p>

<p>Emre Özdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesine bağlı Altıntaş Meslek Yüksekokulunun Posta Hizmetleri Programında öğrenim görüyordu.</p>

<p>Posta Hizmetleri Programı, öğrencilere posta ve kargo hizmetlerinin yürütülmesi, dağıtım süreçleri, lojistik işlemleri ve müşteri hizmetleri alanlarında mesleki eğitim veriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özdemir’in yaşı, sınıfı ve eğitim yaşamındaki diğer çalışmalarına ilişkin doğrulanmış ek bilgi bulunmadığından haberde yalnızca üniversite tarafından açıklanan bilgiler kullanıldı.</p>

<p>Üniversite camiasında üzüntü</p>

<p>Emre Özdemir’in vefatının ardından üniversitenin kurumsal hesapları üzerinden yayımlanan mesajda, ailesi ve yakınlarıyla dayanışma dilekleri paylaşıldı.</p>

<p>Özdemir’in arkadaşları ve üniversite camiası da yayımlanan duyurunun ardından taziye mesajlarını iletti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kutahya-dumlupinar-universitesi-ogrencisi-emre-ozdemir-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 15:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9225.jpeg" type="image/jpeg" length="10250"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fatih Altaylı’dan PKK İtirafı: Beni Öldürmek İçin Geldiler]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/fatih-altaylidan-pkk-itirafi-beni-oldurmek-icin-geldiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/fatih-altaylidan-pkk-itirafi-beni-oldurmek-icin-geldiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazeteci Fatih Altaylı, PKK’nın geçmişte kendisini öldürmek amacıyla bir ekip görevlendirdiğini öne sürdü. Uzun süre takip edildiğini belirten Altaylı, ekibin başındaki kişinin daha sonra kendisine bütün hazırlıkları anlatan bir mektup gönderdiğini söyledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gazeteci Fatih Altaylı, terörün sona erdirilmesine yönelik tartışmaları değerlendirdiği yazısında, geçmişte yaşadığını söylediği dikkat çekici bir olayı ilk kez kamuoyuyla paylaştı.</p>

<p>Altaylı, PKK tarafından kendisini öldürmekle görevlendirilen bir ekibin haftalar boyunca kendisini ve yakın çevresini takip ettiğini iddia etti. Evinin izlendiğini, dışarı çıkan eşinin yol sorma bahanesiyle durdurulduğunu ve korumasının yaşadığı adresin dahi belirlendiğini anlattı.</p>

<p>Ekibin başındaki kişiden mektup geldiğini söyledi</p>

<p>Altaylı’nın anlatımına göre olay, görevlendirilen ekibin başındaki örgüt mensubunun gönderdiği bir mektupla farklı bir boyut kazandı. Söz konusu kişinin mektubunda suikast hazırlığına ilişkin ayrıntıları aktardığını belirten Altaylı, kendisine “Size kıyamadık Fatih Bey” şeklinde seslenildiğini ifade etti.</p>

<p>Görevin yerine getirilmemesi nedeniyle ekiptekilerin örgüt tarafından Amanoslar bölgesine gönderildiğini ileri süren Altaylı, mektubun çalışma arkadaşları tarafından da görüldüğünü kaydetti.</p>

<p>Altaylı, mektubu ilk açan kişinin sekreteri Gülay olduğunu, dönemin Milliyet Gazetesi yöneticilerinden gazeteci Özay Şendir’in de metni okuduğunu söyledi.</p>

<p>Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e bilgi verilmiş</p>

<p>Mektubu gönderen kişilerin daha sonra devlet güçlerine teslim olmak istediğini anlatan Altaylı, gelişmenin dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e iletildiğini belirtti.</p>

<p>Altaylı’nın açıklamasına göre ekipte bulunan örgüt mensupları teslim olduktan sonra bir süre cezaevinde kaldı. Mektupta imzası bulunan kişinin ise sonraki yıllarda İstanbul’daki bir fabrikada çalıştığı bilgisinin kendisine ulaştığını aktardı.</p>

<p>“Terör meselesi bir yerde noktalanmalı”</p>

<p>Yaşadığını söylediği bu olaya rağmen terörün sona erdirilmesi gerektiğini savunan Altaylı, Türkiye’nin daha fazla can kaybıyla karşılaşmaması için kalıcı bir çözüm bulunması gerektiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sürece temkinli yaklaştığını da vurgulayan Altaylı, toplumdaki kuşkuları anlaşılır bulduğunu ancak bu endişelerin terörün devam etmesini istemek anlamına gelmemesi gerektiğini savundu. Altaylı, yürütülen sürecin başarıya ulaşacağı konusunda ise iyimser olmadığını belirtti.</p>

<p>Altaylı’nın aktardığı suikast hazırlığı ve mektuba ilişkin anlatım, kamuya açık bağımsız belge veya resmî bir açıklamayla henüz doğrulanmış değil. Açıklamalar gazetecinin kişisel beyanına dayanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/fatih-altaylidan-pkk-itirafi-beni-oldurmek-icin-geldiler</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9222.jpeg" type="image/jpeg" length="22787"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Omonia Beşiktaş’ın Rakibi Oldu: Maç Lefkoşa’da Oynanacak]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/omonia-besiktasin-rakibi-oldu-mac-lefkosada-oynanacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/omonia-besiktasin-rakibi-oldu-mac-lefkosada-oynanacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Omonia, UEFA Avrupa Ligi lig aşamasında Beşiktaş’ın rakiplerinden biri oldu. Siyah-beyazlı ekip, Kıbrıs Rum Kesimi temsilcisiyle Lefkoşa’da karşılaşacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kura çekimiyle eşleşmenin saha bilgisi kesinleşirken Omonia-Beşiktaş maçının günü ve başlama saati henüz açıklanmadı. Ayrıntılı fikstür UEFA tarafından ayrıca duyurulacak.</p>

<p>Omonia neden gündemde?</p>

<p>Omonia, 28 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirilen UEFA Avrupa Ligi lig aşaması kura çekiminde Beşiktaş ile eşleşti. Kuraya dördüncü torbadan katılan siyah-beyazlıların üçüncü torbadan gelen rakiplerinden biri Omonia oldu.</p>

<p>Kura sonucuna göre Beşiktaş, Omonia karşılaşmasını deplasmanda oynayacak. Mücadelenin Lefkoşa’daki GSP Stadı’nda yapılması bekleniyor.</p>

<p>Omonia-Beşiktaş maçı ne zaman?</p>

<p>Omonia-Beşiktaş karşılaşmasının kesin tarihi ve başlama saati henüz ilan edilmedi. UEFA, sekiz haftalık lig aşamasına ilişkin ayrıntılı maç programını kura çekiminin ardından açıklayacak.</p>

<p>UEFA Avrupa Ligi lig aşaması karşılaşmaları 16-17 Eylül 2026 tarihinde başlayacak ve 28 Ocak 2027’de tamamlanacak.</p>

<p>Omonia hangi ülkenin takımı?</p>

<p>Omonia, Kıbrıs Rum Kesimi’nin başkenti Lefkoşa’da faaliyet gösteren bir futbol kulübü. Tam adı Omonia Nicosia olan yeşil-beyazlı ekip, 1948 yılında kuruldu.</p>

<p>İç saha maçlarını yaklaşık 22 bin seyirci kapasiteli GSP Stadı’nda oynayan Omonia, Kıbrıs Rum Kesimi futbolunun en başarılı ve geniş taraftar kitlesine sahip kulüpleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Kulübün tarihinde 20’den fazla lig şampiyonluğu ile çok sayıda Kıbrıs Kupası ve Süper Kupa zaferi bulunuyor.</p>

<p>Omonia Avrupa Ligi’ne nasıl kaldı?</p>

<p>Omonia, UEFA Avrupa Ligi play-off turunda Belçika temsilcisi Sint-Truiden ile karşılaştı. Deplasmandaki ilk maçı 1-0 kaybeden Lefkoşa ekibi, rövanş karşılaşmasını 4-2 kazandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplam skorda 4-3 üstünlük sağlayan Omonia, UEFA Avrupa Ligi lig aşamasına yükseldi. Rövanş maçında üç gol atan Fransız santrfor Loïs Diony, turun öne çıkan oyuncusu oldu. Takımın diğer golünü Nikolas Panagiotou kaydetti.</p>

<p>Omonia’nın teknik direktörü kim?</p>

<p>Omonia’nın teknik direktörlüğünü Norveçli Henning Berg yapıyor. Futbolculuk kariyerinde Manchester United ve Blackburn Rovers formaları giyen Berg, daha önce Legia Varşova ve birçok Avrupa kulübünde teknik direktörlük görevinde bulundu.</p>

<p>Norveçli çalıştırıcı, Omonia’daki önceki döneminde de Kıbrıs Rum Kesimi şampiyonluğu yaşamıştı.</p>

<p>Beşiktaş’ın Avrupa Ligi rakipleri</p>

<p>Beşiktaş’ın lig aşamasında karşılaşacağı sekiz takım şöyle:</p>

<ul>
 <li>Bayer Leverkusen – Deplasman</li>
 <li>Marsilya – İç saha</li>
 <li>Union Saint-Gilloise – İç saha</li>
 <li>Celtic – Deplasman</li>
 <li>Crystal Palace – İç saha</li>
 <li>Omonia – Deplasman</li>
 <li>Hapoel Beer Sheva – İç saha</li>
 <li>Hoffenheim – Deplasman</li>
</ul>

<p>Siyah-beyazlı ekip böylece lig aşamasında dört karşılaşmayı İstanbul’da, dört karşılaşmayı deplasmanda oynayacak.</p>

<p>Avrupa Ligi’nin yeni formatı nasıl?</p>

<p>UEFA Avrupa Ligi lig aşamasında 36 takım tek puan tablosunda yer alacak. Her ekip sekiz farklı rakiple karşılaşacak.</p>

<p>Lig aşamasını ilk sekiz sırada bitiren takımlar doğrudan son 16 turuna yükselecek. Dokuzuncu ile 24’üncü sıralar arasındaki ekipler eleme turu play-off’una katılacak. Son 12 sırada kalan takımlar ise Avrupa kupalarına veda edecek.</p>

<p>Son durum</p>

<p>Omonia, Beşiktaş’ın UEFA Avrupa Ligi lig aşamasındaki deplasman rakiplerinden biri oldu. Karşılaşmanın Lefkoşa’da oynanacağı kesinleşirken maç tarihi, başlama saati ve yayın bilgisi henüz açıklanmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/omonia-besiktasin-rakibi-oldu-mac-lefkosada-oynanacak</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9220.jpeg" type="image/jpeg" length="66649"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Niğde’nin Eski İl Sağlık Müdürü Dr. Gülten Sahici Vefat Etti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/nigdenin-eski-il-saglik-muduru-dr-gulten-sahici-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/nigdenin-eski-il-saglik-muduru-dr-gulten-sahici-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Niğde’de bir dönem İl Sağlık Müdürü olarak görev yapan Dr. Gülten Sahici hayatını kaybetti. Vefat haberi, Sahici’nin ailesi ve yakınlarının yanı sıra Niğde sağlık camiasında üzüntüyle karşılandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamu sağlık hizmetlerinin yönetiminde önemli bir sorumluluk üstlenen Sahici’nin cenaze programı da belli oldu.</p>

<p>Niğde İl Sağlık Müdürü olarak görev yaptı</p>

<p>Dr. Gülten Sahici, meslek yaşamının bir döneminde Niğde İl Sağlık Müdürü olarak görev yaptı. Bu görevi sırasında kentteki sağlık hizmetlerinin planlanması, yürütülmesi ve koordinasyonuna yönelik idari sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Niğde’de sağlık hizmetlerinin yönetiminde görev alan Sahici, kentteki sağlık çalışanları ve meslektaşları tarafından tanınan isimler arasında yer alıyordu.</p>

<p>Cenazesi Ulukışla’da defnedilecek</p>

<p>Dr. Gülten Sahici’nin cenazesi, 29 Ağustos 2026 Cumartesi günü ikindi namazının ardından Niğde’nin Ulukışla ilçesinde toprağa verilecek.</p>

<p>Cenaze namazının kılınacağı cami ve defin işleminin gerçekleştirileceği mezarlığa ilişkin ayrıntılı bilgi paylaşılmadı.</p>

<p>Dr. Gülten Sahici kimdi?</p>

<p>Dr. Gülten Sahici, Niğde’de bir dönem İl Sağlık Müdürü olarak görev yapan bir hekimdi. İl Sağlık Müdürlüğü göreviyle kentteki kamu sağlık hizmetlerinin yönetiminde sorumluluk üstlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık camiasında üzüntü</p>

<p>Dr. Gülten Sahici’nin vefatı ailesi, yakınları ve Niğde sağlık camiasında üzüntüye neden oldu. Sahici, kentte üstlendiği İl Sağlık Müdürlüğü görevi ve kamu sağlık hizmetlerine sunduğu katkılarla hatırlanacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/nigdenin-eski-il-saglik-muduru-dr-gulten-sahici-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9218.jpeg" type="image/jpeg" length="84270"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savaş Meydanlarında Fark Edildi, Modern Tıbba Döndü: Larvalarla Yara Tedavisi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/savas-meydanlarinda-fark-edildi-modern-tibba-dondu-larvalarla-yara-tedavisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/savas-meydanlarinda-fark-edildi-modern-tibba-dondu-larvalarla-yara-tedavisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir yaranın üzerine canlı larva yerleştirilmesi modern tıbbın en sıra dışı uygulamalarından biri olarak görülüyor. Ancak tedavide kullanılanlar çevreden toplanan larvalar değil, kontrollü koşullarda üretilmiş steril tıbbi larvalar. 2025'te 10 randomize kontrollü çalışma ve 839 katılımcının verilerini değerlendiren bir meta-analiz, yöntemin özellikle ölü dokunun temizlenmesini hızlandırabildiğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Buna karşılık larva tedavisinin yaranın tamamen kapanmasını her durumda hızlandırdığına dair güçlü kanıt bulunmuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amaç yarayı larvalara “yedirmek” değil<br />
Modern hastanelerde bazı kronik ve iyileşmesi güç yaraların üzerine canlı larva yerleştirilmesi ilk bakışta şaşırtıcı görünebiliyor.<br />
Tıpta “larval debridman tedavisi” olarak bilinen yöntemin temel amacı ise oldukça açık: Yaranın içinde bulunan ölü veya canlılığını kaybetmiş dokunun uzaklaştırılmasına yardımcı olmak.<br />
Debridman adı verilen bu işlem, özellikle kronik yaraların bakımında kullanılan temel yöntemlerden biri.<br />
Çünkü yara yatağında biriken ölü dokular iyileşme sürecini zorlaştırabiliyor, yaranın değerlendirilmesini güçleştirebiliyor ve mikroorganizmaların çoğalabileceği bir ortam oluşturabiliyor.<br />
Larvalar bu aşamada biyolojik bir temizleme yöntemi olarak kullanılıyor.<br />
Sıradan sinek larvaları kullanılmıyor<br />
Tedavide doğadan veya çevreden toplanmış larvalar kullanılmıyor.<br />
Modern uygulamalarda özel koşullarda yetiştirilen ve tıbbi kullanım için hazırlanan steril larvalar tercih ediliyor. En yaygın kullanılan türlerden biri yeşil şişe sineği olarak bilinen Lucilia sericata.<br />
Larvalar bazı uygulamalarda doğrudan yara üzerine yerleştiriliyor. Bazı sistemlerde ise özel gözenekli keseler içinde yara yüzeyinde tutuluyor.<br />
Tedavi belirli sürelerle uygulanıyor ve sağlık profesyonelleri tarafından takip ediliyor.<br />
Bu nedenle larva tedavisinin evde veya kontrolsüz koşullarda denenebilecek geleneksel bir yöntem olarak görülmemesi gerekiyor.<br />
Larvalar ölü dokuyu nasıl temizliyor?<br />
Larvaların etkisi yalnızca dokuyu fiziksel olarak tüketmelerine dayanmıyor.<br />
Larvaların salgıladığı bazı enzimler, canlılığını kaybetmiş dokunun parçalanmasına ve yumuşamasına yardımcı oluyor. Oluşan sıvılaşmış materyal daha sonra larvalar tarafından alınabiliyor.<br />
Yöntemin önemli özelliklerinden biri, ölü dokuyu mümkün olduğunca seçici biçimde uzaklaştırabilmesi.<br />
Bu nedenle larva tedavisi özellikle cerrahi olarak temizlenmesi güç veya başka debridman yöntemlerinin uygun olmadığı bazı yaralarda değerlendirilebiliyor.<br />
Larva salgılarının bazı mikroorganizmalar ve bakterilerin oluşturduğu biyofilm tabakaları üzerinde etkili olabileceğine ilişkin çalışmalar da bulunuyor.<br />
Ancak bu durum larva tedavisinin antibiyotiklerin yerine geçtiği anlamına gelmiyor.<br />
839 hastayı kapsayan araştırma ne gösterdi?<br />
Larva tedavisiyle ilgili önemli kanıtlardan biri 2025'te Wound Repair and Regeneration dergisinde yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizden geldi.<br />
Araştırmacılar, kronik yaralarda larva tedavisini değerlendiren 10 randomize kontrollü çalışmanın toplam 839 katılımcıya ait sonuçlarını birlikte inceledi.<br />
Sonuçlar, larva tedavisinin geleneksel yöntemlerle karşılaştırıldığında ölü dokunun temizlenmesine kadar geçen süreyi kısaltabildiğini gösterdi.<br />
Ancak aynı üstünlük yaranın tamamen iyileşmesi için gösterilemedi.<br />
Çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde yaranın iyileşme oranı ve yaranın tamamen kapanmasına kadar geçen süre bakımından larva tedavisinin standart yaklaşımlara karşı açık bir üstünlüğü ortaya konulamadı.<br />
Bu ayrım, yöntemin doğru anlaşılması açısından önemli.<br />
Larva tedavisinin en güçlü bilimsel dayanağı, yaranın mutlaka daha hızlı kapanması değil, ölü dokunun daha hızlı temizlenebilmesi.<br />
Büyük İngiliz araştırması da benzer sonuca ulaştı<br />
Larva tedavisine ilişkin en bilinen randomize araştırmalardan biri İngiltere'de gerçekleştirilen VenUS II çalışması oldu.<br />
BMJ'de 2009 yılında yayımlanan araştırmaya bacak ülseri bulunan 267 hasta katıldı.<br />
Çalışmada larva tedavisi ile hidrojel adı verilen geleneksel debridman yöntemi karşılaştırıldı.<br />
Larvaların yara içindeki ölü dokuyu hidrojele göre daha hızlı temizlediği görüldü.<br />
Buna karşılık yaranın tamamen iyileşmesine kadar geçen süre açısından belirgin bir avantaj saptanmadı.<br />
VenUS II çalışmasında larva uygulanan hastalarda daha fazla yara ağrısı bildirilmişti.<br />
Ancak daha geniş kanıt birlikte değerlendirildiğinde tablo bu kadar kesin değil.<br />
2025 meta-analizinde çalışmaların sonuçları bir arada incelendiğinde ağrı açısından larva tedavisi ile karşılaştırma grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı genel bir fark gösterilemedi.<br />
Bu nedenle larva tedavisinin mutlaka daha fazla ağrıya yol açtığını söylemek doğru değil. Hastaların deneyimi yaranın özelliklerine ve uygulama biçimine göre değişebiliyor.<br />
Hangi yaralarda kullanılabiliyor?<br />
Tıbbi larvalar özellikle ölü doku bulunan ve iyileşmesi gecikmiş bazı yaralarda değerlendirilebiliyor.<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesinin tıbbi larvalara ilişkin düzenleyici kayıtlarında kullanım alanları arasında iyileşmeyen nekrotik deri ve yumuşak doku yaraları bulunuyor.<br />
Bunların arasında;<br />
bası yaraları,<br />
venöz staz ülserleri,<br />
nöropatik ayak ülserleri,<br />
iyileşmeyen travmatik yaralar,<br />
iyileşmeyen ameliyat sonrası yaralar<br />
yer alabiliyor.<br />
Ancak belirli bir yara türünün listede bulunması, o yaraya sahip her hastanın larva tedavisine uygun olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Tedavi kararı yaranın derinliği, yeri, dolaşım durumu, enfeksiyon varlığı, kanama riski ve hastanın genel sağlık durumu dikkate alınarak veriliyor.<br />
Diyabetik ayak yaralarında da gündeme geliyor<br />
Larva tedavisinin en fazla tartışıldığı alanlardan biri diyabetik ayak yaraları.<br />
Bu yaralarda dolaşım bozukluğu, sinir hasarı, enfeksiyon ve doku kaybı aynı anda görülebildiği için tedavi oldukça karmaşık olabiliyor.<br />
Larva tedavisi, özellikle ölü doku içeren ve standart debridman yöntemlerinin uygulanmasının güç olduğu bazı hastalarda yardımcı yöntem olarak değerlendirilebiliyor.<br />
Ancak yöntemin diyabetik ayak yaralarını tek başına iyileştirdiği veya amputasyon riskini kesin olarak azalttığı söylenemez.<br />
Diyabetik ayak tedavisinde kan şekeri kontrolü, dolaşımın değerlendirilmesi, enfeksiyonun tedavisi, yaranın üzerindeki basıncın azaltılması ve gerektiğinde cerrahi girişimler önemini koruyor.<br />
FDA'nın 2004 kararı ne anlama geliyor?<br />
Modern larva tedavisinin düzenleyici açıdan dikkat çeken gelişmelerinden biri 2004 yılında ABD'de yaşandı.<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi, 12 Ocak 2004'te Medical Maggots adlı ürün için 510(k) süreci kapsamında “substantially equivalent” kararı verdi.<br />
Bu kararın klasik anlamdaki bir “ilaç onayı” ile karıştırılmaması gerekiyor.<br />
510(k), belirli tıbbi cihazların yasal olarak pazarlanabilmesi için kullanılan düzenleyici süreçlerden biri.<br />
Bu nedenle “FDA larvaları ilaç olarak onayladı” ifadesi yerine, tıbbi larvaların ilgili kullanım amacı için 510(k) kapsamında düzenleyici uygunluk aldığı şeklindeki ifade daha doğru.<br />
Hikâye savaş meydanlarından başladı<br />
Larvaların bazı yaralardaki sıra dışı etkisi modern laboratuvarlarda keşfedilmedi.<br />
Tıp tarihinde yaralarda larvaların bulunduğu ve bu yaralardaki ölü dokuların temizlendiğinin fark edildiğine ilişkin kayıtlar yüzyıllar öncesine uzanıyor.<br />
yüzyılın önemli cerrahlarından Ambroise Paré, yaralarda bulunan larvalarla ilgili gözlemler aktaran isimler arasında yer aldı.<br />
Napolyon ordusunun ünlü cerrahı Dominique-Jean Larrey de askerî seferler sırasında bazı yaralarda larvaların canlı dokudan çok ölü dokuyla beslendiğine ilişkin gözlemler kaydetti.<br />
Amerikan İç Savaşı sırasında cerrah John Forney Zacharias ise yaralarda larvaların kullanımını daha bilinçli biçimde uygulayan hekimler arasında gösteriliyor.<br />
Fakat yöntemin modern tıptaki gelişiminde en çok anılan isimlerden biri Amerikalı ortopedist William Stevenson Baer oldu.<br />
İki yaralı asker Baer'in dikkatini çekti<br />
Baer, Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'da görev yaparken savaş alanında bir süre kaldıktan sonra hastaneye getirilen ağır yaralı askerlerde dikkat çekici bir durumla karşılaştı.<br />
Yaralarda çok sayıda larva bulunmasına rağmen ölü dokuların büyük ölçüde temizlendiğini gözlemledi.<br />
Bu deneyim Baer'in daha sonraki çalışmalarında larvaların kontrollü biçimde kullanılmasına yönelmesinde etkili oldu.<br />
Baer daha sonra kronik osteomiyelit olarak bilinen kemik enfeksiyonları bulunan hastalarda larva uygulamasını sistematik biçimde değerlendirdi.<br />
Çalışmaları 1931 yılında Journal of Bone and Joint Surgery'de yayımlandı ve modern larva tedavisinin tarihindeki dönüm noktalarından biri haline geldi.<br />
Ancak ilk uygulamalar aynı zamanda önemli bir sorunu da ortaya çıkardı.<br />
Kontrolsüz veya steril olmayan larvalar başka mikroorganizmaları yaraya taşıyabiliyordu.<br />
Bu sorun, larvaların özel koşullarda yetiştirilmesi ve steril şekilde hazırlanması gerektiğinin anlaşılmasına katkı sağladı.<br />
Modern tıbbi larva tedavisinin en temel güvenlik ilkelerinden biri böyle ortaya çıktı.<br />
Antibiyotiklerle birlikte gözden düştü<br />
Larva tedavisi 1930'lu yıllarda belirli ölçüde yaygınlaştı.<br />
Ancak önce sülfonamidlerin, ardından penisilin ve diğer antibiyotiklerin tıbba girmesiyle enfeksiyon tedavisi büyük ölçüde değişti.<br />
Cerrahi tekniklerin ve modern yara bakımının gelişmesi de yönteme olan ilgiyi azalttı.<br />
Larva tedavisi 20. yüzyılın ortalarında büyük ölçüde geri plana çekildi.<br />
Kronik yaraların önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmesi ve steril larva üretim tekniklerinin gelişmesiyle yöntem 20. yüzyılın sonlarına doğru yeniden araştırılmaya başlandı.<br />
Böylece savaş meydanlarında gözlenen eski bir biyolojik olay, kontrollü ve standartlaştırılmış bir yara bakım yöntemine dönüştü.<br />
Larvalar antibiyotiklerin yerine geçmiyor<br />
Larva tedavisi hakkında en sık oluşan yanlış algılardan biri, yöntemin enfeksiyonu tek başına tedavi ettiği düşüncesi.<br />
Larvaların ve salgılarının bazı bakteriler ve biyofilmler üzerindeki etkileri araştırılmış olsa da larva tedavisi gerekli antibiyotik tedavisinin yerine geçmiyor.<br />
Ciddi enfeksiyonlarda antibiyotik, cerrahi müdahale veya diğer tıbbi tedaviler gerekebiliyor.<br />
Aynı şekilde dolaşımı bozulmuş bir ayağa yalnızca larva uygulamak, altta yatan damar sorununu ortadan kaldırmıyor.<br />
Larva tedavisi esas olarak uygun hastalarda yara yatağını temizlemeye yardımcı olan bir yöntem olarak kullanılıyor.<br />
Her yaraya uygun değil<br />
Larva tedavisinin kontrollü kullanılması gerekiyor.<br />
Kanama riski yüksek yaralar, büyük damarların açıkta olduğu bölgeler veya vücut boşlukları ve iç organlarla bağlantılı bazı yaralar özel değerlendirme gerektiriyor.<br />
Kan sulandırıcı ilaç kullanan veya kanama riski bulunan hastalarda da uygulama kararı dikkatle veriliyor.<br />
Larvaların yara çevresindeki sağlıklı cildi tahriş etmemesi için pansumanın doğru biçimde yapılması gerekiyor.<br />
Tedavi sırasında artan yara sıvısı, rahatsızlık hissi veya ağrı da görülebiliyor.<br />
Bu nedenle işlem eğitimli sağlık profesyonellerinin gözetiminde uygulanıyor.<br />
Eski bir tedaviden çok eski bir gözlemin modernleşmesi<br />
Larva tedavisinin tıp tarihindeki yolculuğu yüzlerce yıllık gözlemlere dayanıyor.<br />
Savaş meydanlarında yaralı askerlerde fark edilen bir olay, 20. yüzyılın başlarında kontrollü bir tedavi yöntemine dönüştü.<br />
Antibiyotiklerle birlikte büyük ölçüde unutuldu.<br />
Daha sonra steril üretim teknolojileri, modern yara bakımı ve klinik araştırmalarla yeniden tıbbın kullanım alanına girdi.<br />
Günümüzde yaraya konulanlar rastgele sinek larvaları değil; belirli türlerden seçilen ve tıbbi koşullarda hazırlanan steril larvalar.<br />
Bilimsel kanıtın işaret ettiği temel nokta da oldukça belirgin:<br />
Larva tedavisinin en güçlü yönü bazı kronik yaraları mucizevi biçimde kapatması değil, iyileşmenin önünde engel oluşturabilen ölü dokuyu hızlı ve seçici biçimde temizleyebilmesi.<br />
KAYNAKLAR<br />
Wound Repair and Regeneration – Effectiveness of Maggot Debridement Therapy for Chronic Wounds: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomised Controlled Trials, 2025<br />
BMJ – Larval Therapy for Leg Ulcers (VenUS II): Randomised Controlled Trial, 2009<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Medical Maggots, K033391 510(k) Premarket Notification, 2004<br />
Journal of Bone and Joint Surgery – William S. Baer, The Treatment of Chronic Osteomyelitis with the Maggot (Larva of the Blow Fly), 1931<br />
European Wound Management Association – Debridement rehberi<br />
Infezioni in Medicina – Eat and Heal: Past, Present and Future of Maggot Debridement Therapy, 2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/savas-meydanlarinda-fark-edildi-modern-tibba-dondu-larvalarla-yara-tedavisi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 13:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/larva-tedavisi-1200x750-200kb-1.webp" type="image/jpeg" length="78612"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Düzce Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Senih Mayda Vefat Etti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/duzce-universitesi-ogretim-uyesi-prof-dr-atilla-senih-mayda-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/duzce-universitesi-ogretim-uyesi-prof-dr-atilla-senih-mayda-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Atilla Senih Mayda hayatını kaybetti. Düzce Üniversitesi, Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Mayda’nın vefatını yayımladığı taziye mesajıyla duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Senih Mayda hayatını kaybetti. Vefat haberi, Düzce Üniversitesi Rektörlüğü tarafından 28 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan taziye mesajıyla kamuoyuna duyuruldu.</p>

<p>Üniversitenin akademik kadrosunda uzun yıllardır görev yapan Prof. Dr. Mayda; halk sağlığı, çevre sağlığı, koruyucu sağlık hizmetleri ve toplum sağlığını ilgilendiren farklı alanlardaki çalışmalarıyla biliniyordu.</p>

<p>Düzce Üniversitesi taziye mesajı yayımladı</p>

<p>Düzce Üniversitesi Rektörlüğü, Prof. Dr. Atilla Senih Mayda’nın vefatının ardından yayımladığı mesajda, Mayda’nın görev süresi boyunca üniversiteye önemli katkılar sağladığını belirtti.</p>

<p>Rektörlük mesajında Mayda’nın ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve üniversite mensuplarına başsağlığı dilekleri iletildi. Paylaşımda, Prof. Dr. Mayda’nın Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yaptığı kaydedildi.</p>

<p>Prof. Dr. Atilla Senih Mayda kimdi?</p>

<p>Prof. Dr. Atilla Senih Mayda, halk sağlığı uzmanı ve Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesiydi. Üniversitenin akademik kayıtlarında Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü kadrosunda profesör olarak yer alıyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mayda’nın akademik çalışmaları; hava kirliliği ve insan sağlığı, trafik kazalarının epidemiyolojik özellikleri, obezite, sağlıklı yaşam davranışları, tütün kullanımı, anne ve çocuk sağlığı, organ bağışı, üniversite öğrencilerinin ruh sağlığı ve internet bağımlılığı gibi geniş bir alanı kapsıyordu.</p>

<p>Üniversitenin akademik bilgi sistemindeki kayıtlarda Prof. Dr. Mayda’nın 46 yayını, 56 bildirisi, iki araştırma projesi ve 35 tez danışmanlığı bulunduğu belirtiliyordu. Bu kayıtlar, Mayda’nın yalnızca bilimsel araştırmalara değil, lisansüstü eğitim ile genç akademisyenlerin yetişmesine de katkıda bulunduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Prof. Dr. Mayda’nın geçmişte Ankara Sağlık Müdürlüğünde müdür yardımcılığı yaptığı ve meslek yaşamının farklı dönemlerinde koruyucu sağlık hizmetleriyle ilgili çalışmalar yürüttüğü de yayımlanmış mesleki kayıtlarda yer aldı.</p>

<p>Düzce’de çevre ve toplum sağlığı üzerine çalıştı</p>

<p>Atilla Senih Mayda’nın bilimsel çalışmalarında Düzce’nin çevresel ve toplumsal sağlık sorunları önemli yer tutuyordu. Düzce’deki hava kalitesi ölçümlerini inceleyen araştırmalara katılan Mayda, hava kirliliğinin toplum sağlığı ve ölüm oranları üzerindeki etkilerini ele alan bilimsel yayınlara imza attı.</p>

<p>Düzce’de satılan şişe suları ile şebeke suyundaki ağır metal düzeyleri, okul çağındaki çocuklarda obezite sıklığı, trafik kazaları, sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri ve üniversite öğrencilerinin sağlık davranışları da araştırma konuları arasındaydı.</p>

<p>Mayda ayrıca tıp fakültesi öğrencilerinin depresyon, kaygı ve stres düzeyleri; organ bağışına yönelik bilgi ve tutumları ile gelecek kaygıları üzerine yürütülen araştırmalarda görev aldı.</p>

<p>Akademik camiada üzüntü</p>

<p>Prof. Dr. Atilla Senih Mayda’nın vefatı, uzun yıllar görev yaptığı Düzce Üniversitesinde ve halk sağlığı camiasında üzüntüyle karşılandı. Üniversite yönetimi, Mayda’nın kuruma sağladığı katkıları vurgulayarak ailesi, öğrencileri, meslektaşları ve yakınlarına başsağlığı diledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/duzce-universitesi-ogretim-uyesi-prof-dr-atilla-senih-mayda-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9233.jpeg" type="image/jpeg" length="85871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[113 Hastane, 39 Bin Yatak: Özbekistan’ın Unutulan II. Dünya Savaşı Sağlık Cephesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/113-hastane-39-bin-yatak-ozbekistanin-unutulan-ii-dunya-savasi-saglik-cephesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/113-hastane-39-bin-yatak-ozbekistanin-unutulan-ii-dunya-savasi-saglik-cephesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[II. Dünya Savaşı sırasında çatışmalar Özbekistan topraklarına ulaşmadı ancak cepheden gelen yaralılar ve savaş bölgelerinden tahliye edilen yüz binlerce insan ülkenin sağlık sistemini baştan aşağı değiştirdi. 1942 sonunda Özbekistan’da 39.140 yataklı 113 tahliye hastanesi bulunuyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Savaş yıllarında 164 binden fazla yaralı asker ve subay bu hastanelerde tedavi edilirken yerel hekimler, başka bölgelerden tahliye edilen sağlık çalışanları ve binlerce kan bağışçısı cephe gerisindeki büyük sağlık seferberliğinin parçası oldu.</p>

<h2>Savaş Özbekistan’a ulaşmadı, yaralıları ulaştı</h2>

<p>Almanya’nın Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’ne saldırmasının ardından savaşın batı bölgelerindeki milyonlarca insan, fabrika, bilim kurumu ve sağlık kuruluşu doğuya tahliye edilmeye başlandı. O dönemde Sovyetler Birliği’ne bağlı Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de bu büyük hareketin başlıca merkezlerinden biri haline geldi.</p>

<p>Özbekistan’ın güncel resmî tarih kayıtlarına göre savaş yıllarında ülkeye cephe bölgelerinden <strong>1,5 milyondan fazla insan</strong> tahliye edildi. Bunların 250 binden fazlasını çocuklar oluşturuyordu.</p>

<p>Bu nüfus hareketine cephede yaralanan askerler de eklendi.</p>

<p>Böylece Özbekistan, savaş alanlarından binlerce kilometre uzakta olmasına rağmen kısa sürede Sovyet savaş sağlık sisteminin önemli merkezlerinden birine dönüştü.</p>

<h2>İlk aylarda onlarca hastane hazırlandı</h2>

<p>Sağlık sistemindeki dönüşüm savaşın başlamasından hemen sonra hızlandı.</p>

<p>1 Ekim 1941’e kadar Özbekistan Sağlık Halk Komiserliği bünyesinde <strong>14.950 yatak kapasiteli 47 hastane</strong> oluşturuldu ve gerekli tıbbi donanımla hizmete alındı.</p>

<p>Aynı dönemde Moskova, Kalinin, Rostov ve savaşın etkilediği diğer bölgelerden <strong>15.900 yatak kapasiteli 48 hastane</strong> Özbekistan’a tahliye edildi.</p>

<p>Bu ayrıntı, savaş yıllarında Özbekistan’daki hastanelerin tamamının başka bölgelerden taşınmadığını gösteriyor. Sağlık ağının bir bölümü ülkede oluşturulurken bir bölümü savaş bölgelerinden tahliye edilmişti.</p>

<h2>1942 sonunda 113 hastane ve 39.140 yatak vardı</h2>

<p>Hastane ağı 1942 boyunca büyümeye devam etti.</p>

<p>Döneme ilişkin resmî kayıtlarda, <strong>1942 yılının sonunda Özbekistan topraklarında 39.140 yatak kapasiteli 113 tahliye hastanesinin bulunduğu</strong> belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle 113 sayısı, savaşın tamamındaki bütün hastanelerin değişmez toplamı olarak değil, 1942 sonundaki geniş sağlık ağını gösteren tarihsel bir veri olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Tahliye edilen hastanelere Taşkent ve diğer büyük şehirlerde uygun binalar ayrıldı. Sağlık hizmetlerinin savaş koşullarına göre yeniden düzenlenmesi yalnız yatak sayısının artırılmasıyla sınırlı kalmadı; cerrahi hizmetler, enfeksiyonlarla mücadele, rehabilitasyon ve sağlık personeli eğitimi de yeniden örgütlendi.</p>

<h2>164.382 yaralı asker ve subay tedavi edildi</h2>

<p>Arşiv belgelerine dayanan tarih araştırmaları, Özbekistan’daki tahliye hastanelerinin ulaştığı büyüklüğü tedavi edilen hasta sayılarıyla da ortaya koyuyor.</p>

<p>Savaş yıllarında bu hastanelerde <strong>164.382 yaralı asker ve subayın tedavi edildiği</strong> bildiriliyor.</p>

<p>Bunların <strong>143.101’i</strong>, başka bir ifadeyle yaklaşık <strong>yüzde 87’si</strong>, tedavilerinin ardından iyileşti.</p>

<p>Kayıtlara göre <strong>54.252 asker yeniden birliklerine gönderildi</strong>. Tedavi sonrasında askerî göreve dönemeyen on binlerce kişi için ise meslek edinme ve çalışma programları uygulandı.</p>

<p>Bu rakamlar, Özbekistan’daki tahliye hastanelerinin yalnızca yaralıların geçici olarak tutulduğu merkezler olmadığını gösteriyor. Hastanelerde cerrahi tedaviden iyileşme ve rehabilitasyona kadar uzanan kapsamlı bir sağlık hizmeti yürütülüyordu.</p>

<h2>Doktor ihtiyacı sağlık eğitimini de değiştirdi</h2>

<p>Savaş, Özbekistan’daki sağlık personeli ihtiyacını olağanüstü artırdı.</p>

<p>Bir yandan doktorların bir bölümü cephede görevlendirilirken diğer yandan yaralı askerlerin ve tahliye edilen sivil nüfusun sağlık hizmetlerinin sürdürülmesi gerekiyordu.</p>

<p>Bu nedenle tıp eğitimi ve uzmanlık programları savaş koşullarına göre yeniden düzenlendi.</p>

<p>Dönemi inceleyen araştırmalara göre tıp yükseköğretiminde eğitim süreleri kısaltıldı; genel branşlardaki doktorlar cerrahi, travmatoloji, epidemiyoloji ve radyoloji gibi savaş koşullarında ihtiyaç duyulan alanlarda yeniden eğitildi.</p>

<p>Savaş yıllarında Özbekistan SSC’deki tıp enstitülerinden <strong>3.044 doktor mezun oldu</strong>. Yaklaşık <strong>5.600 doktorun da yeni uzmanlık alanlarında yeniden eğitim aldığı</strong> bildiriliyor.</p>

<h2>Bir tıp enstitüsünün binası 3183 numaralı hastane oldu</h2>

<p>Taşkent’te yaşanan dönüşüm, savaşın sağlık eğitimini nasıl doğrudan etkilediğini gösteren örneklerden biriydi.</p>

<p>1932’de kurulan Taşkent Devlet Doktorları İleri Eğitim Enstitüsü’nün binası savaş sırasında <strong>3183 numaralı tahliye hastanesine</strong> dönüştürüldü.</p>

<p>Kurumun öğretim üyeleri yalnız öğrenci ve sağlık personeli yetiştirmedi. Aynı zamanda yaralı askerleri tedavi etti, bulaşıcı hastalıklarla mücadele etti ve savaş bölgelerinden tahliye edilen çocuklar, kadınlar ve yaşlılara sağlık hizmeti verdi.</p>

<p>Kurum kayıtlarına göre savaş yıllarında cephe için doktor, sağlık görevlisi ve hemşirelerden oluşan <strong>5.485 sağlık çalışanı</strong> burada yetiştirildi.</p>

<h2>Voronej’den gelen doktor savaş sonrasında Taşkent’te kaldı</h2>

<p>Tahliye hastaneleri yalnız binaların değil insanların da yer değiştirdiği bir sistemdi.</p>

<p>Bunun örneklerinden biri <strong>Lidiya Vasilievna Kelginbayeva</strong> idi.</p>

<p>Voronej Tıp Enstitüsü’nden Taşkent’e gelen Kelginbayeva, 3183 numaralı tahliye hastanesinde görev yaptı.</p>

<p>Savaş sona erdiğinde ise memleketine dönmek yerine Taşkent’te kaldı ve tıp eğitiminde çalışmaya devam etti.</p>

<p>Kelginbayeva’nın hikâyesi, savaş sırasında Özbekistan’a gelen sağlık çalışanlarının bir bölümünün ülkenin savaş sonrası tıp eğitimine de katkıda bulunduğunu gösteren kişisel örneklerden biri oldu.</p>

<h2>Leningrad’dan Semerkant’a bir tıp akademisi taşındı</h2>

<p>Savaşın Özbekistan’daki tıp eğitimine etkisinin bir başka önemli örneği Semerkant’ta yaşandı.</p>

<p>Leningrad’daki <strong>S. M. Kirov Askerî Tıp Akademisi’nin</strong> yönetici ve öğretim kadrosunun bir bölümü ile öğrencileri Kasım 1941’de Semerkant’a tahliye edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynaklarda toplam <strong>2.591 kişinin</strong> tahliye edildiği belirtiliyor.</p>

<p>Akademi, Semerkant’taki koşullara uyum sağlayarak eğitim ve araştırma faaliyetlerini sürdürdü. Ocak 1942’ye gelindiğinde klinik eğitim yeniden başlamıştı.</p>

<p>Semerkant’taki savaş yıllarında askerî doktor yetiştirilmeye devam edildi ve akademi burada üç mezuniyet dönemi gerçekleştirdi.</p>

<p>Leningrad kuşatmasının kırılmasının ardından akademinin geri dönüş süreci 1944’te başladı ve aynı yılın yaz aylarında tamamlandı.</p>

<p>Bu dönem, Orta Asya’daki tıp kurumları ile savaş bölgelerinden tahliye edilen akademisyen ve sağlık çalışanlarının aynı sağlık ve eğitim sisteminde buluşmasına yol açtı.</p>

<h2>18 binden fazla kişi yaralılar için kan verdi</h2>

<p>Hastanelerin çalışması yalnız doktorlar ve hemşirelerle sınırlı değildi.</p>

<p>Resmî tarih kayıtlarına göre Özbekistan’da <strong>18.480’den fazla kişi yaralı askerler için kan bağışladı</strong>.</p>

<p>Ayrıca <strong>750’den fazla işletme, kurum ve kolektif çiftlik</strong> askerî hastanelerin ihtiyaçlarının karşılanmasına destek verdi.</p>

<p>Bu kuruluşlar hastanelere yiyecek, yakıt ve çeşitli ihtiyaç malzemelerinin ulaştırılmasına katkı sağladı.</p>

<p>Cephe gerisindeki sağlık sistemi bu nedenle yalnızca devlet kurumlarının yürüttüğü bir hizmet değildi. Sağlık çalışanları, işçiler, çiftçiler ve kan bağışçıları aynı seferberliğin farklı parçalarıydı.</p>

<h2>Sağlık sistemi aynı anda iki yükü taşımak zorundaydı</h2>

<p>Özbekistan’daki sağlık hizmetlerinin savaş yıllarında karşılaştığı güçlük yalnız yaralı askerlerin sayısından kaynaklanmıyordu.</p>

<p>Ülke bir taraftan cepheden getirilen yaralıları tedavi ederken diğer taraftan savaş bölgelerinden tahliye edilen 1,5 milyondan fazla insanın sağlık ihtiyaçlarını karşılamak zorundaydı.</p>

<p>Üstelik sağlık personelinin bir bölümü de cephede görev yapıyordu.</p>

<p>Bu tablo doktor yetiştirilmesini hızlandırdı, sağlık personelinin yeni alanlarda eğitilmesine yol açtı ve hastane kapasitesini büyüttü.</p>

<p>Savaşın zorunlu kıldığı bu sağlık örgütlenmesi, Özbekistan’ın savaş sonrası tıp eğitimi ve sağlık kurumlarında da iz bıraktı.</p>

<h2>II. Dünya Savaşı’nın görünmeyen sağlık cephesi</h2>

<p>II. Dünya Savaşı tarihi çoğunlukla cepheler, ordular ve büyük muharebeler üzerinden anlatılıyor.</p>

<p>Özbekistan’daki tahliye hastaneleri ise savaşın daha az bilinen başka bir boyutunu gösteriyor.</p>

<p>Cepheden gelen trenlerde yaralı askerler bulunuyor, başka şehirlerden hastaneler taşınıyor, eğitim kurumları tedavi merkezlerine dönüşüyor, doktorlar yeni alanlarda yetiştiriliyor ve binlerce sivil yaralılar için kan veriyordu.</p>

<p>1942 sonunda <strong>113 hastane ve 39.140 yataklık</strong> bir sisteme ulaşılması, cepheden binlerce kilometre uzakta kurulan bu sağlık ağının büyüklüğünü ortaya koyuyor.</p>

<p>Savaş Özbekistan topraklarında değildi.</p>

<p>Ancak savaşın yaraları Özbekistan’daki hastanelerde tedavi ediliyordu.</p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<p>• Özbekistan Cumhuriyeti Hükümet Portalı – II. Dünya Savaşı dönemindeki tahliyeler ve Özbekistan’ın cephe gerisindeki rolüne ilişkin resmî açıklamalar</p>

<p>• Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu bünyesindeki özel öneme sahip sosyal, kültürel ve tarihî tesislerden sorumlu müdürlük – savaş yıllarında tahliye hastaneleri, yatak kapasitesi, kan bağışçıları ve hastane destek ağına ilişkin tarih materyali</p>

<p>• Current Research Journal of History – “Changes in the Health System of Uzbekistan During the Years of World War II: On the Example of Namangan Region”, Bunyod Khasanov, 2024</p>

<p>• Galaxy International Interdisciplinary Research Journal – “Evacuation Hospitals Organized in the Uzbekistan SSR During World War II: Based on Archive Materials”, Anoroy Zayniddinovna Togaeva, 2022</p>

<p>• Oriental Journal of Social Sciences – “Development of Medical Infrastructure and the Activities of Hospitals in Uzbekistan During World War II”, Alisher Bozorovich Parnomov, 2025</p>

<p>• Özbekistan Sağlık Çalışanlarının Mesleki Yeterliliklerini Geliştirme Merkezi – Taşkent Devlet Doktorları İleri Eğitim Enstitüsü, 3183 numaralı tahliye hastanesi ve Lidiya Vasilievna Kelginbayeva’ya ilişkin kurum tarihçesi</p>

<p>• Humanitarian Military Journal – “Kirov Military Medical Academy’s Contribution to Medical Support of the Red Army During World War II”</p>

<p>• Humanitarian Military Journal – “Ark of Medical Knowledge: Evacuation of Military Medical Academy Library to Samarkand”, 2025</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/113-hastane-39-bin-yatak-ozbekistanin-unutulan-ii-dunya-savasi-saglik-cephesi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/ozbekistan-saglik-cephesi.webp" type="image/jpeg" length="41358"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Otizmle İlişkili 100 Risk Geninin Moleküler Haritası Çıkarıldı: 1.800’den Fazla Etkileşim]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/otizmle-iliskili-100-risk-geninin-molekuler-haritasi-cikarildi-1800den-fazla-etkilesim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/otizmle-iliskili-100-risk-geninin-molekuler-haritasi-cikarildi-1800den-fazla-etkilesim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları otizmle güçlü biçimde ilişkilendirilmiş 100 risk geninin protein ağlarını haritaladı. 1.800’den fazla etkileşim, farklı genetik varyantların ortak biyolojik yolları nasıl etkileyebileceğine ilişkin yeni ipuçları sundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Otizm tek bir gene, tek bir biyolojik mekanizmaya veya tek bir nedene indirgenebilecek bir nörogelişimsel durum değil. Genetik araştırmalar yıllardır otizmle ilişkili çok sayıda gen bulunduğunu gösteriyor. Asıl büyük sorulardan biri ise bu genlerdeki değişikliklerin gelişmekte olan beyinde hangi biyolojik yollar üzerinden etkili olabileceği.</p>

<p>Science’ta yayımlanan kapsamlı araştırma bu sorunun peşine düştü.</p>

<p>Araştırmacılar yalnız hangi genlerin otizmle ilişkili olduğunu listelemekle kalmadı; bu genlerin kodladığı proteinlerin hücre içinde hangi diğer proteinlerle etkileştiğini sistematik olarak haritaladı.</p>

<p>Çalışmada otizmle ilişkisine dair güçlü genetik kanıt bulunan <strong>100 risk geni</strong> incelendi ve bunlarla bağlantılı <strong>1.800’den fazla protein-protein etkileşimi</strong> belirlendi.</p>

<p>Araştırmacıların bildirdiğine göre saptanan etkileşimlerin yaklaşık <strong>yüzde 87’si daha önce rapor edilmemişti</strong>.</p>

<p>Daha dikkat çekici olan ise birbirinden farklı genetik varyantların hücre içinde tamamen bağımsız yollar izlemek yerine bazı ortak protein ağlarında buluşabilmesiydi.</p>

<p>Bu sonuç otizmin tüm biyolojik nedenlerini açıklamıyor ve yeni bir tedavi anlamına gelmiyor. Ancak genetik değişikliklerle hücresel işleyiş arasındaki bağlantıların daha ayrıntılı biçimde anlaşılmasına yardımcı oluyor.</p>

<h2>Genleri bilmek neden yeterli değil?</h2>

<p>Genler, hücrelerin çalışmasında kullanılan biyolojik talimatların önemli bir bölümünü taşıyor. Ancak genetik bilginin etkisi çoğunlukla bu genlerin kodladığı proteinlerin faaliyetleri üzerinden ortaya çıkıyor.</p>

<p>Proteinler de hücre içinde tek başlarına çalışmıyor. Birbirleriyle etkileşime girerek büyük moleküler ağlar oluşturuyor.</p>

<p>Bu nedenle belirli bir genetik varyantın etkisini anlamak için yalnızca “hangi gen değişti?” sorusuna cevap vermek yeterli olmayabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar bu çalışmada otizmle güçlü biçimde ilişkilendirilmiş genlerin kodladığı proteinlerin hücre içindeki bağlantılarını sistematik biçimde inceleyerek genetik riskten hücresel işleyişe uzanan biyolojik zinciri daha ayrıntılı biçimde ortaya koymayı amaçladı.</p>

<h2>100 risk geni ve 1.800’den fazla protein etkileşimi</h2>

<p>Proteinler arasındaki fiziksel bağlantıları ortaya çıkarmak amacıyla ileri laboratuvar yöntemlerinden yararlanıldı.</p>

<p>Çalışma sonucunda 1.800’den fazla protein-protein etkileşimi belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar daha sonra otizmli bireylerde tanımlanmış <strong>54 genetik varyantın</strong> bu protein ağlarını nasıl etkilediğini değerlendirdi.</p>

<p>Ortaya çıkan tablo, birbirinden farklı genetik varyantların bazı durumlarda aynı veya benzer protein komplekslerinin işleyişini etkileyebildiğini gösterdi.</p>

<p>Bu bulgu, otizmin genetik çeşitliliği çok geniş olmasına rağmen bazı genetik yolların hücre düzeyinde ortak biyolojik noktalarda kesişebileceği düşüncesini destekliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Farklı genetik değişiklikler ortak ağları etkileyebiliyor</h2>

<p>Araştırmanın temel sorularından biri, farklı otizm risk genlerinde görülen varyantların protein ağlarında benzer bozulmalara yol açıp açmadığıydı.</p>

<p>Sonuçlar, bazı farklı genetik değişikliklerin ortak moleküler ağları etkileyebildiğine işaret etti.</p>

<p>Bu durum gelecekte otizmle ilişkili belirli genetik alt grupların yalnız tek tek genler üzerinden değil, ortak protein ağları üzerinden de araştırılabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak bu aşamada doğrudan bir tedavi sonucu çıkarmak doğru değil.</p>

<p>Araştırma ağırlıklı olarak moleküler etkileşimlerin haritalanmasına ve belirli mekanizmaların laboratuvar modellerinde incelenmesine dayanıyor. Ortak protein ağlarını hedefleyen herhangi bir yaklaşımın otizmli bireylerde güvenli ve etkili olduğunu gösteren klinik çalışma bulunmuyor.</p>

<h2>FOXP1 ve FOXP4 bağlantısı ayrıntılı incelendi</h2>

<p>Araştırmacılar belirli moleküler bağlantıları daha ayrıntılı incelemek için insan hücrelerinden geliştirilen üç boyutlu beyin organoidlerinden de yararlandı.</p>

<p>Organoidler, gelişmekte olan insan beyninin bazı hücresel özelliklerini laboratuvar ortamında modellemeye yardımcı olan yapılardır. Ancak gerçek insan beyninin tüm karmaşıklığını temsil etmezler.</p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken örneklerinden biri FOXP1 proteini ile FOXP4 arasındaki etkileşim oldu.</p>

<p>Araştırmacılar, FOXP1’deki bazı hasta kaynaklı varyantların FOXP1 ile FOXP4 arasındaki protein etkileşimini bozabildiğini gösterdi.</p>

<p>Beyin organoidi deneylerinde bu değişikliklerin <strong>kortikal sinir hücrelerinin gelişimini etkilediği ve nöral aktivitedeki değişikliklerle ilişkili olduğu</strong> görüldü.</p>

<p>Bu deneyler, tek bir genetik varyantın protein etkileşiminden hücresel gelişime kadar uzanan olası etkilerinin nasıl araştırılabileceğine ilişkin bir örnek sundu.</p>

<p>Organoid bulgularının doğrudan insanlardaki klinik belirtilerle eşitlenmemesi gerekiyor.</p>

<h2>AlphaFold araştırmada nasıl kullanıldı?</h2>

<p>Araştırmada proteinlerin birbirleriyle nasıl etkileşebileceğine ilişkin yapısal tahminlerden de yararlanıldı.</p>

<p>Bilim insanları protein etkileşim haritalarını <strong>AlphaFold</strong> ile elde edilen yapısal tahminlerle bir araya getirerek bazı genetik varyantların proteinlerin birbirine bağlandığı bölgeleri nasıl etkileyebileceğini değerlendirdi.</p>

<p>Amaç yalnızca hangi proteinlerin bağlantılı olduğunu belirlemek değil, belirli varyantların bu bağlantıları moleküler düzeyde nerede ve nasıl bozabileceğini anlamaktı.</p>

<p>Bu yaklaşım gelecekte araştırılması gereken moleküler mekanizmaların önceliklendirilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor: Yapay zekâ kullanılması, otizmin yapay zekâyla teşhis edildiği veya tedavi edildiği anlamına gelmiyor. Yapay zekâ araştırmada protein yapıları ve etkileşimlerini incelemeye yardımcı olan araçlardan biri olarak kullanıldı.</p>

<h2>Araştırma otizmin nedenini açıklıyor mu?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>Otizm genetik ve gelişimsel açıdan oldukça heterojen bir nörogelişimsel durum. Otizm spektrumundaki bireylerin genetik özellikleri, gelişimsel özellikleri ve destek ihtiyaçları birbirinden büyük ölçüde farklılaşabiliyor.</p>

<p>Yeni çalışma da otizmin bütün biçimlerini açıklamıyor.</p>

<p>Araştırmanın merkezinde özellikle otizmle güçlü biçimde ilişkilendirilmiş genler ve bunların protein ağlarında oluşturduğu etkiler bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle sonuçların otizm spektrumundaki tüm bireylere genellenmesi doğru değil.</p>

<p>Çalışmanın asıl önemi, bilim insanlarının elindeki gen listelerini hücre içinde işleyen protein ağlarıyla ilişkilendirerek daha ayrıntılı bir biyolojik çerçeve oluşturması.</p>

<h2>Yeni bir otizm tedavisi bulundu mu?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>Araştırma, ortak protein ağlarının gelecekte yeni bilimsel hedeflerin araştırılmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor. Ancak potansiyel bir moleküler hedef belirlemek ile güvenli ve etkili bir tedavi geliştirmek arasında uzun bir süreç bulunuyor.</p>

<p>Bir hedefin önce laboratuvar ve deneysel modellerde doğrulanması, ardından uygun tedavi adaylarının geliştirilmesi ve bunların güvenlilik ile etkinliğinin klinik araştırmalarda sınanması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmayı “otizmin tedavisi bulundu” şeklinde yorumlamak bilimsel verilerin çok ötesine geçer.</p>

<p>Çalışmanın bugün için en önemli katkısı, farklı genetik varyantların hücre içerisinde nasıl ortak biyolojik ağlarla bağlantılı olabileceğini göstermesi.</p>

<p>Bu moleküler harita, gelecekte otizmle ilişkili belirli genetik alt grupların biyolojisini daha ayrıntılı anlamaya yönelik araştırmalara yön verebilir.</p>

<h2>6. KAYNAKLAR</h2>

<ol>
 <li>Science – Autism mutations rewire protein interaction networks to drive neurodevelopmental pathology – 2026.</li>
 <li>University of California, San Francisco, Quantitative Biosciences Institute – Otizm araştırmasındaki yeni moleküler etkileşim haritasına ilişkin bilimsel açıklama – 2026.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/otizmle-iliskili-100-risk-geninin-molekuler-haritasi-cikarildi-1800den-fazla-etkilesim</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/otizm-molekuler-harita.webp" type="image/jpeg" length="71844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşırı Sıcak Hangi Hastalıkları Kötüleştirebilir? Kalpten Böbreğe Vücudu Böyle Etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/asiri-sicak-hangi-hastaliklari-kotulestirebilir-kalpten-bobrege-vucudu-boyle-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/asiri-sicak-hangi-hastaliklari-kotulestirebilir-kalpten-bobrege-vucudu-boyle-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı sıcak yalnızca terleme, halsizlik ve susuzluğa yol açmıyor. Vücudun kendisini soğutmak için verdiği mücadele dolaşım ve böbrekler üzerindeki yükü artırırken; kalp-damar, solunum ve böbrek hastalıkları, diyabet ile bazı nörolojik ve ruhsal sorunların kötüleşmesine zemin hazırlayabiliyor. Ağustos 2026'da yayımlanan yeni bir araştırma da aşırı sıcakla ilişkili sağlık sorunlarının klasik sıcak çarpması ve sıvı kaybından çok daha geniş olabileceğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Aşırı sıcak sadece sıcak çarpması anlamına gelmiyor</h2>

<p>Hava sıcaklığının yükselmesi çoğu zaman terleme, susama ve yorgunlukla ilişkilendiriliyor. Ancak aşırı sıcakların insan sağlığı üzerindeki etkileri bunlarla sınırlı değil.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yüksek sıcaklıkların sıcak bitkinliği ve sıcak çarpmasına yol açabildiğini, aynı zamanda mevcut kronik hastalıkları da ağırlaştırabildiğini bildiriyor.</p>

<p>Kalp-damar ve solunum hastalıkları, böbrek hastalıkları, diyabet ve bazı ruhsal hastalıkları bulunan kişiler sıcak dönemlerde daha hassas gruplar arasında yer alıyor.</p>

<h2>Vücut sıcakta neden zorlanıyor?</h2>

<p>İnsan vücudu iç sıcaklığını belirli sınırlar içinde tutmaya çalışıyor. Hava sıcaklığı yükseldiğinde bunun için iki temel mekanizma devreye giriyor: deri damarlarının genişlemesi ve terleme.</p>

<p>Deriye daha fazla kan gönderilmesi, vücudun çevreye ısı vermesine yardımcı oluyor. Terin buharlaşması da vücudu soğutuyor.</p>

<p>Ancak bu sistemin çalışmasının bir bedeli var.</p>

<p>Kalbin dolaşımı sürdürebilmek için daha fazla çalışması gerekebiliyor. Terlemeyle su ve elektrolit kaybediliyor. Yeterli sıvı alınmadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor, tansiyon düşebiliyor ve böbrekler üzerindeki yük artabiliyor.</p>

<p>Nem oranının çok yüksek olduğu günlerde terin buharlaşması da güçleştiğinden vücudun kendisini soğutması daha zor hale gelebiliyor.</p>

<h2>Kalp hastaları neden daha dikkatli olmalı?</h2>

<p>Aşırı sıcaklarda deri damarları genişliyor ve vücut sıcaklığını düşürmek için cilde daha fazla kan gönderiliyor.</p>

<p>Bunun sonucunda kalbin dolaşımı sürdürebilmek için daha yoğun çalışması gerekebiliyor. Terlemeye bağlı sıvı kaybı da dolaşımdaki kan miktarını azaltabiliyor.</p>

<p>Bu fizyolojik yük özellikle kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı ve diğer kalp-damar hastalıkları bulunan kişiler açısından önem taşıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, aşırı sıcakların mevcut kalp-damar hastalıklarını kötüleştirebildiğini bildiriyor.</p>

<p>Ancak “sıcak hava herkeste kalp krizi yapar” şeklinde bir sonuç doğru değil. Kişinin yaşı, mevcut hastalıkları, sıvı durumu, kullandığı ilaçlar, sıcaklığın derecesi ve maruziyet süresi gibi çok sayıda etken riski değiştirebiliyor.</p>

<h2>Böbrekler sıcak havada neden risk altında?</h2>

<p>Sıcak havalarda terleme arttıkça vücuttan daha fazla su ve elektrolit kaybediliyor.</p>

<p>Sıvı kaybı ilerlediğinde böbreklere ulaşan kan akımı azalabiliyor. Bu durum özellikle yaşlılarda, böbrek hastalığı bulunanlarda, yeterince sıvı alamayanlarda ve uzun süre sıcak altında çalışanlarda daha önemli hale gelebiliyor.</p>

<p>Bilimsel araştırmalar yüksek çevre sıcaklıkları ile akut böbrek hasarı ve bazı böbrek hastalıkları arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Böbrek taşı ve renal kolik başvurularının da sıcak dönemlerde artabildiğine ilişkin araştırmalar bulunuyor.</p>

<h2>Yeni araştırma: Aşırı sıcak 33 farklı tanıyla ilişkilendirildi</h2>

<p>Sıcağın sağlık üzerindeki etkisinin ne kadar geniş olabileceğine ilişkin dikkat çekici araştırmalardan biri 26 Ağustos 2026'da Science Advances dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Northwestern Üniversitesi araştırmacıları, Chicago'daki dört sağlık sisteminde 2011-2023 yılları arasında kaydedilen <strong>372 bin 140 yetişkine ait 916 bin 904 acil servis ve ivedi bakım başvurusunu</strong> değerlendirdi.</p>

<p>Araştırmada sıcaklıkla bağlantısı olabilecek hastalıkların önceden seçildiği dar bir liste yerine, sağlık kayıtlarında bulunan <strong>1.803 farklı tanı kodu</strong> tarandı.</p>

<p>İlk analiz aşamasından 44 tanı kodu geçti. Daha ayrıntılı ikinci analiz sonucunda ise <strong>33 klinik tanının aşırı sıcakla anlamlı ilişki gösterdiği</strong> belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar çalışma dönemi boyunca günlük en yüksek sıcaklığın yaklaşık <strong>33,7 derece ve üzerine çıktığı 100 günü</strong> aşırı sıcak gün olarak değerlendirdi.</p>

<h2>Sadece susuzluk ve sıcak çarpması değil</h2>

<p>Yeni araştırmada sıvı dengesi ve böbrek sorunlarının yanı sıra daha önce sıcakla ilişkisi daha az gündeme gelen bazı sağlık sorunları da öne çıktı.</p>

<p>Bunlar arasında;</p>

<ul>
 <li>akut böbrek sorunları,</li>
 <li>bazı deri hastalıkları,</li>
 <li>ödem ve sıvı dengesi bozuklukları,</li>
 <li>multipl skleroz,</li>
 <li>bazı ruhsal ve davranışsal bozukluklar,</li>
 <li>alt ekstremitelerde varis sorunları,</li>
 <li>bazı yaralanmalar ve dış nedenlere bağlı başvurular</li>
</ul>

<p>yer aldı.</p>

<p>Araştırmada trafik kazaları, böcek ısırmaları ve sokmaları ile bazı travmatik yaralanmaların da sıcak günlerde daha fazla görülebildiğine ilişkin ilişkiler saptandı.</p>

<p>Bu bulgular, aşırı sıcakların sağlık sistemine getirdiği yükün yalnızca “sıcak çarpması” tanısıyla ölçülmesinin gerçek tabloyu olduğundan küçük gösterebileceğine işaret ediyor.</p>

<h2>Araştırma neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor</h2>

<p>Çalışmanın önemli bir sınırlılığı da bulunuyor.</p>

<p>Araştırma gözlemsel veriler üzerinden yapıldığı için aşırı sıcaklığın belirlenen 33 sağlık sorununu doğrudan oluşturduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Örneğin sıcak günlerde trafik kazalarının veya bazı yaralanmaların artması doğrudan vücut sıcaklığındaki yükselmeyle açıklanamayabilir. İnsanların davranış biçimleri, dışarıda geçirdikleri süre ve çevresel koşullar gibi başka faktörler de sonuçlarda rol oynayabilir.</p>

<p>Bu nedenle bulgular “aşırı sıcak bu hastalıkları kesin olarak yapıyor” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Araştırmanın asıl önemi, sıcaklıkla ilişkili olabilecek sağlık sorunlarının sanılandan daha geniş bir alana yayılabileceğini göstermesi.</p>

<h2>Diyabet hastaları sıcaktan neden daha fazla etkilenebilir?</h2>

<p>Diyabet hastaları da sıcak havalarda daha dikkatli olması gereken gruplar arasında.</p>

<p>Diyabete bağlı bazı sinir ve damar sorunları ter bezlerinin çalışmasını ve vücudun kendisini soğutma yeteneğini etkileyebiliyor.</p>

<p>Bir başka sorun ise sıvı kaybı.</p>

<p>Vücudun susuz kalması kan şekeri düzeyini yükseltebilir. Kan şekerinin yükselmesi de bazı kişilerde idrar miktarını artırarak daha fazla sıvı kaybına neden olabilir.</p>

<p>Böylece sıcak hava, sıvı kaybı ve kan şekeri kontrolü arasında karşılıklı bir döngü oluşabilir.</p>

<p>Sıcaklık insülinin vücuttaki kullanımını da etkileyebildiğinden, özellikle insülin kullanan diyabet hastalarının sıcak günlerde kan şekeri takibini ihmal etmemesi önem taşıyor.</p>

<p>Tedavide veya insülin dozunda doktor önerisi olmadan değişiklik yapılmaması gerekiyor.</p>

<h2>Astım ve kronik akciğer hastalıkları da etkilenebilir</h2>

<p>Aşırı sıcaklar solunum sistemi hastalıkları bulunan kişiler açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü astım ve kronik solunum yolu hastalıklarını sıcak havalarda kötüleşebilecek sağlık sorunları arasında gösteriyor.</p>

<p>Sıcaklığa yüksek nem ve hava kirliliğinin eşlik etmesi solunum sistemi üzerindeki yükü daha da artırabiliyor.</p>

<p>Bazı hava koşullarında yüksek sıcaklık yer seviyesindeki ozon miktarının yükselmesine katkıda bulunabiliyor. Bu durum astım ve diğer solunum yolu hastalıklarında belirtilerin ağırlaşmasına neden olabiliyor.</p>

<h2>Beyin de aşırı sıcaklardan etkilenebiliyor</h2>

<p>Vücudun sıcaklık kontrolü bozulduğunda sinir sistemi de etkileniyor.</p>

<p>Sıvı kaybı ve sıcaklık artışı;</p>

<ul>
 <li>baş ağrısı,</li>
 <li>baş dönmesi,</li>
 <li>halsizlik,</li>
 <li>dikkat azalması,</li>
 <li>sersemlik</li>
</ul>

<p>gibi belirtilere yol açabiliyor.</p>

<p>Durum ağırlaştığında bilinç değişikliği, nöbet ve bilinç kaybı görülebiliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü sıcak havanın mevcut serebrovasküler hastalıkları da kötüleştirebildiğini belirtiyor.</p>

<p>Ancak sıcak hava ile inme arasındaki ilişki de kişisel risk faktörlerinden bağımsız değerlendirilemez. “Sıcak hava doğrudan felç yapar” şeklinde kesin bir ifade bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<h2>Multipl skleroz neden yeni araştırmada dikkat çekti?</h2>

<p>Science Advances araştırmasında dikkat çeken tanılardan biri multipl skleroz oldu.</p>

<p>Multipl sklerozlu bazı kişilerde vücut sıcaklığındaki küçük artışlar bile mevcut nörolojik belirtilerin geçici olarak belirginleşmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Bu durum yeni bir hastalık atağı oluştuğu anlamına gelmeyebilir. Vücut sıcaklığı normale döndüğünde belirtiler de gerileyebilir.</p>

<p>Yeni araştırma multipl skleroz ile aşırı sıcak arasındaki ilişkinin akut sağlık hizmetlerinde de görülebileceğine işaret ederken, bu bulgunun farklı nüfuslarda yapılacak çalışmalarla desteklenmesi gerekiyor.</p>

<h2>Ruh sağlığı da sıcak havadan etkilenebilir</h2>

<p>Aşırı sıcak ile ruh sağlığı arasındaki ilişki son yıllarda giderek daha fazla araştırılıyor.</p>

<p>Yüksek sıcaklık;</p>

<ul>
 <li>uyku düzeninin bozulması,</li>
 <li>fiziksel stres,</li>
 <li>huzursuzluk,</li>
 <li>sıvı kaybı,</li>
 <li>kullanılan bazı ilaçların sıcakla etkileşimi</li>
</ul>

<p>gibi birçok mekanizma üzerinden ruhsal iyilik halini etkileyebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daha önce yayımlanan sistematik inceleme ve meta-analizlerde de sıcaklık artışı ile ruh sağlığıyla ilişkili bazı hastane ve acil servis başvuruları arasında ilişki bulundu.</p>

<p>Ancak araştırmalar arasında farklılıklar bulunuyor. Bu nedenle sıcaklığın her psikiyatrik hastalığı aynı biçimde etkilediği söylenemez.</p>

<h2>Gebelik döneminde de sıcaklık önemli</h2>

<p>Gebelik sırasında kalp-damar sistemi ve metabolizmada önemli fizyolojik değişiklikler yaşanıyor.</p>

<p>Bu nedenle gebeler de sıcaklıktan daha fazla etkilenebilen gruplar arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Nature Medicine'da yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme ve meta-analizde <strong>66 ülkeden 198 araştırma</strong> incelendi.</p>

<p>Araştırmalarda sıcaklık maruziyeti ile erken doğum başta olmak üzere bazı anne, fetüs ve yenidoğan sonuçları arasında ilişkiler bildirildi.</p>

<p>Ancak çalışmalar kullanılan sıcaklık ölçütleri ve araştırma tasarımları açısından birbirinden farklıydı. Bu nedenle tek bir sıcak günün mutlaka gebelik komplikasyonuna yol açacağı şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.</p>

<h2>Yaşlılar neden daha yüksek risk altında?</h2>

<p>Yaş ilerledikçe vücudun sıcaklığı düzenleme yeteneği azalabiliyor.</p>

<p>Susama hissinin zayıflaması, terleme kapasitesindeki değişiklikler, kronik hastalıkların daha sık görülmesi ve birden fazla ilaç kullanılması riski artırabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle 65 yaş üzerindeki kişilerin sıcak hava dalgalarında daha yakından takip edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Tek başına yaşayan ve günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan yaşlıların sıcak günlerde aileleri, yakınları veya bakım verenler tarafından düzenli olarak kontrol edilmesi de önemli.</p>

<h2>Kimler daha fazla risk altında?</h2>

<p>Aşırı sıcak herkesi etkileyebilir. Ancak risk bazı gruplarda daha yüksek.</p>

<p>Özellikle;</p>

<ul>
 <li>ileri yaştaki kişiler,</li>
 <li>bebekler ve küçük çocuklar,</li>
 <li>kalp-damar hastalığı bulunanlar,</li>
 <li>kronik akciğer hastalığı veya astımı bulunanlar,</li>
 <li>böbrek hastaları,</li>
 <li>diyabet hastaları,</li>
 <li>hamileler,</li>
 <li>bazı nörolojik veya ruhsal hastalıkları bulunanlar,</li>
 <li>hareket kısıtlılığı olan kişiler,</li>
 <li>açık havada çalışanlar,</li>
 <li>yoğun fiziksel egzersiz yapanlar</li>
</ul>

<p>sıcak dönemlerde daha dikkatli olmalı.</p>

<h2>Bazı ilaçlar sıcakla birlikte riski artırabilir</h2>

<p>Sıcak havalarda yalnızca hastalıklar değil, kullanılan ilaçlar da önem kazanıyor.</p>

<p>Bazı ilaçlar susama hissini, terlemeyi, dolaşımı, tansiyonu veya vücudun sıcaklık düzenleme mekanizmasını etkileyebiliyor.</p>

<p>CDC'nin klinisyenler için hazırladığı rehberde özellikle;</p>

<ul>
 <li>diüretikler,</li>
 <li>bazı tansiyon ilaçları,</li>
 <li>beta blokerler,</li>
 <li>antikolinerjik ilaçlar,</li>
 <li>bazı antidepresanlar,</li>
 <li>bazı antipsikotikler</li>
</ul>

<p>sıcak havalarda özel değerlendirme gerektirebilen ilaç grupları arasında gösteriliyor.</p>

<p>Örneğin diüretikler sıvı ve elektrolit kaybını artırabilirken, bazı ilaçlar terlemeyi veya susama hissini değiştirebiliyor.</p>

<p>Ancak burada en önemli mesaj şu:</p>

<p><strong>Hava sıcak diye herhangi bir ilaç kendi kendine azaltılmamalı, bırakılmamalı veya dozu değiştirilmemeli.</strong></p>

<p>Özellikle kronik hastalığı olan kişiler sıcak dönemlerde ilaçlarıyla ilgili bir değişiklik gerekip gerekmediğini hekimleriyle görüşmeli.</p>

<h2>“Bol bol su için” önerisi herkes için aynı değil</h2>

<p>Sıcak havalarda yeterli sıvı almak temel korunma yöntemlerinden biri.</p>

<p>Ancak herkese belirli ve aynı miktarda su önermek doğru değil.</p>

<p>Kişinin yaşı, yaptığı fiziksel aktivite, bulunduğu ortam, terleme miktarı ve mevcut hastalıkları günlük sıvı ihtiyacını değiştirebilir.</p>

<p>Özellikle kalp yetmezliği veya ileri böbrek hastalığı nedeniyle sıvı kısıtlaması önerilmiş kişiler gelişigüzel şekilde çok fazla su tüketmemeli.</p>

<p>Bu kişilerin sıcak günlerde ne kadar sıvı tüketmesi gerektiğini kendi hekimleriyle değerlendirmesi daha güvenli.</p>

<h2>Hangi belirtilerde acil yardım gerekli?</h2>

<p>Sıcak havada hafif baş dönmesi, susama, aşırı terleme ve halsizlik erken uyarı belirtileri olabilir.</p>

<p>Ancak;</p>

<ul>
 <li>bilinç bulanıklığı,</li>
 <li>anlamsız veya alışılmadık davranışlar,</li>
 <li>belirgin sersemlik,</li>
 <li>bayılma,</li>
 <li>nöbet,</li>
 <li>bilinç kaybı,</li>
 <li>çok yüksek vücut sıcaklığı</li>
</ul>

<p>gibi belirtiler sıcak çarpması açısından alarm kabul edilmeli.</p>

<p>Sıcak çarpması tıbbi acil durumdur.</p>

<p>Bu belirtiler varsa kişinin yalnızca su içerek veya dinlenerek düzelmesini beklemek yerine acil tıbbi yardım istenmesi gerekir.</p>

<h2>Sıcaktan korunmak için neler yapılabilir?</h2>

<p>Sıcak havanın sağlık üzerindeki etkilerinin önemli bölümü alınabilecek önlemlerle azaltılabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü özellikle;</p>

<ul>
 <li>günün en sıcak saatlerinde dışarıda geçirilen süreyi azaltmayı,</li>
 <li>ağır fiziksel aktiviteleri daha serin saatlere bırakmayı,</li>
 <li>mümkün olduğunca gölgede veya serin ortamlarda bulunmayı,</li>
 <li>hafif ve bol kıyafetler giymeyi,</li>
 <li>düzenli sıvı tüketmeyi,</li>
 <li>evleri gündüz güneşten koruyup daha serin saatlerde havalandırmayı</li>
</ul>

<p>öneriyor.</p>

<p>Yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar ve düzenli ilaç kullananlar ise sıcak hava dalgalarında sağlık durumlarını daha yakından takip etmeli.</p>

<h2>Sıcaklığın sağlık yükü düşündüğümüzden daha geniş olabilir</h2>

<p>Aşırı sıcak yalnızca bunaltıcı bir hava koşulu veya geçici bir konfor sorunu değil.</p>

<p>Vücudun kendisini soğutmaya çalışması dolaşım sistemini, böbrekleri ve sıvı-elektrolit dengesini doğrudan etkiliyor. Mevcut kronik hastalıklar da bu fizyolojik yük altında kötüleşebiliyor.</p>

<p>2026'da yayımlanan yeni araştırmanın 33 farklı tanıyla ilişki saptaması ise sıcaklığın sağlık sistemine getirdiği yükün yalnızca sıcak çarpması ve susuzluk vakaları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine işaret ediyor.</p>

<p>Özellikle kalp-damar, böbrek ve solunum hastalıkları bulunanlar, diyabet hastaları, yaşlılar ve düzenli ilaç kullananların sıcak hava dalgalarında belirtilerini daha yakından izlemesi önem taşıyor.</p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<p><strong>Jang H, Graffy PM, Barrett BW, Horton DE, Chan JL, Kho AN.</strong><br />
Identifying heat-related diagnoses in emergency department visits among adults in Chicago: A heat-wide association study.<br />
Science Advances. 2026;12(35).<br />
DOI: 10.1126/sciadv.aed3977</p>

<p><strong>World Health Organization Regional Office for Europe.</strong><br />
#KeepCool in the heat.<br />
8 Haziran 2026.</p>

<p><strong>World Health Organization Regional Office for Europe.</strong><br />
Heat–health action plans: guidance, second edition.<br />
2026.</p>

<p><strong>World Health Organization.</strong><br />
Heat and health.<br />
31 Temmuz 2026.</p>

<p><strong>Centers for Disease Control and Prevention.</strong><br />
Heat and Medications – Guidance for Clinicians.<br />
18 Eylül 2025.</p>

<p><strong>Lakhoo DP ve arkadaşları.</strong><br />
A systematic review and meta-analysis of heat exposure impacts on maternal, fetal and neonatal health.<br />
Nature Medicine. 2025;31:684–694.<br />
Çevrim içi yayın: 5 Kasım 2024.<br />
DOI: 10.1038/s41591-024-03395-8</p>

<p><strong>Liu J ve arkadaşları.</strong><br />
Hot weather as a risk factor for kidney disease outcomes: A systematic review and meta-analysis of epidemiological evidence.<br />
Science of the Total Environment. 2021;801:149806.<br />
DOI: 10.1016/j.scitotenv.2021.149806</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/asiri-sicak-hangi-hastaliklari-kotulestirebilir-kalpten-bobrege-vucudu-boyle-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/asiri-sicak-hangi-hastaliklari-tetikliyor.webp" type="image/jpeg" length="33685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gerd Jeanette Marita Ravantti hittades död på hotell i Alanya]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/gerd-jeanette-marita-ravantti-hittades-dod-pa-hotell-i-alanya</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/gerd-jeanette-marita-ravantti-hittades-dod-pa-hotell-i-alanya" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[En 47-årig svensk kvinna har hittats död på sitt hotellrum i Alanya i södra Turkiet. Personalen slog larm efter att hon inte hade lämnat rummet på en längre tid.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Händelsen inträffade på ett hotell i Şekerhane-området i centrala Alanya. Den svenska turisten Gerd Jeanette Marita Ravantti befann sig enligt lokala uppgifter i staden på semester.</p>

<p>När kvinnan inte kom ut från sitt rum under en längre tid blev hotellpersonalen orolig och gick in för att kontrollera situationen. Där hittades hon liggande livlös i sängen.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dödsfallet utreds av polisen</p>

<p>Sjukvårdspersonal och polis skickades till hotellet efter larmet. Vid den första undersökningen konstaterades att den 47-åriga kvinnan hade avlidit.</p>

<p>Polisens tekniker och en åklagare genomförde därefter en undersökning på platsen. Kroppen fördes till det rättsmedicinska institutets bårhus i Alanya för obduktion.</p>

<p>Den exakta dödsorsaken är ännu inte fastställd. Resultatet av den rättsmedicinska undersökningen väntas ge mer information om omständigheterna kring dödsfallet.</p>

<p>Polisen har inlett en utredning.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>3. Sayfa</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/gerd-jeanette-marita-ravantti-hittades-dod-pa-hotell-i-alanya</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/06/genel/adli-tip-1.jpg" type="image/jpeg" length="10121"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lokanta Usulü Mercimek Çorbası Nasıl Yapılır? Tam Ölçülü Tarif]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/lokanta-usulu-mercimek-corbasi-nasil-yapilir-tam-olculu-tarif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/lokanta-usulu-mercimek-corbasi-nasil-yapilir-tam-olculu-tarif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mercimek çorbası, Türk mutfağının hemen her mevsim hazırlanan en temel çorbalarından biri. Az sayıda malzemeyle yapılmasına rağmen su oranı, kavurma süresi ve mercimeğin yeterince pişirilmesi çorbanın kıvamını doğrudan etkiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Lokanta usulü pürüzsüz bir sonuç için mercimeğin tamamen yumuşaması, unun çiğ kokusu gidene kadar kavrulması ve çorbanın blenderdan geçirildikten sonra kıvamının yeniden ayarlanması gerekiyor. Tarif, süzgeçten geçirilmeden de hazırlanabilir; ancak daha ipeksi bir doku için son aşamada süzme işlemi uygulanabilir.</p>

<p>TARİF KARTI</p>

<ul>
 <li>Kaç kişilik: 6 kişilik</li>
 <li>Hazırlık süresi: 15 dakika</li>
 <li>Pişirme süresi: 35–40 dakika</li>
 <li>Toplam süre: Yaklaşık 55 dakika</li>
 <li>Pişirme yöntemi: Tencerede</li>
 <li>Zorluk düzeyi: Kolay</li>
 <li>Temel ekipman: 4 litrelik tencere, el blenderı, ince süzgeç</li>
 <li>Yaklaşık porsiyon: 300 ml</li>
</ul>

<p>MERCİMEK ÇORBASI İÇİN MALZEMELER</p>

<ul>
 <li>250 g kırmızı mercimek</li>
 <li>1 orta boy kuru soğan (yaklaşık 150 g)</li>
 <li>1 orta boy havuç (yaklaşık 120 g)</li>
 <li>1 küçük patates (yaklaşık 150 g)</li>
 <li>20 g un</li>
 <li>30 g tereyağı</li>
 <li>15 ml zeytinyağı</li>
 <li>1,5 litre sıcak su veya tuzu azaltılmış et suyu</li>
 <li>1 çay kaşığı tuz; kullanılan et suyuna göre ayarlanabilir</li>
 <li>Yarım çay kaşığı karabiber</li>
 <li>Yarım çay kaşığı kimyon</li>
 <li>100–250 ml ilave sıcak su; son kıvam için</li>
</ul>

<p>ÜZERİ İÇİN</p>

<ul>
 <li>15 g tereyağı</li>
 <li>1 çay kaşığı kırmızı toz biber</li>
 <li>Limon dilimleri</li>
</ul>

<p>LOKANTA USULÜ MERCİMEK ÇORBASI NASIL YAPILIR?</p>

<ol>
 <li>Kırmızı mercimeği geniş bir süzgece alın. Akan su berraklaşıncaya kadar birkaç kez yıkayın ve süzülmeye bırakın.</li>
 <li>Soğanı küçük küpler hâlinde doğrayın. Havuç ile patatesi soyup yaklaşık aynı büyüklükte doğrayın. Sebzelerin küçük kesilmesi pişme süresini kısaltır.</li>
 <li>Tereyağı ve zeytinyağını tencereye alın. Yağ ısınınca soğanı ekleyin ve orta-kısık ateşte, renk almasına izin vermeden 4–5 dakika yumuşatın.</li>
 <li>Unu tencereye ilave edin. Sürekli karıştırarak yaklaşık 2 dakika kavurun. Unun rengi belirgin biçimde koyulaşmamalı; yalnızca çiğ kokusu kaybolmalıdır.</li>
 <li>Havuç ve patatesi ekleyerek 2 dakika daha karıştırın. Yıkanmış mercimeği de tencereye alın.</li>
 <li>Sıcak suyun önce yaklaşık 500 ml’sini azar azar ekleyin ve topaklanma kalmayana kadar karıştırın. Ardından kalan 1 litre sıcak suyu ilave edin.</li>
 <li>Karışım kaynamaya başlayınca yüzeyde oluşan belirgin köpükleri kaşıkla alın. Ateşi kısın ve tencerenin kapağını hafif aralık bırakın.</li>
 <li>Mercimek ile sebzeler tamamen yumuşayıncaya kadar yaklaşık 25–30 dakika pişirin. Dibe tutmaması için birkaç kez karıştırın.</li>
 <li>Tencereyi ocaktan alın. El blenderını tamamen sıvının içine yerleştirerek çorbayı pürüzsüzleşinceye kadar çekin. Sıçramaları önlemek için blenderı çalışırken yüzeye çıkarmayın.</li>
 <li>Daha ipeksi bir lokanta kıvamı isteniyorsa çorbayı ince süzgeçten başka bir tencereye geçirin. Süzgeçte kalan parçaları kaşığın arkasıyla bastırın.</li>
 <li>Çorbayı yeniden kısık ateşe alın. Tuz, karabiber ve kimyonu ekleyin. Kıvam koyuysa 100–250 ml sıcak suyu azar azar ilave edin.</li>
 <li>Çorbayı karıştırarak 3–5 dakika daha kaynatın ve ocaktan alın.</li>
 <li>Sos için küçük bir tavada tereyağını eritin. Kırmızı toz biberi ekleyip köpürmeye başlayınca hemen ocaktan alın. Biberi yakmadan çorbanın üzerine gezdirin.</li>
</ol>

<p>MERCİMEK ÇORBASININ PÜF NOKTALARI</p>

<ul>
 <li>Mercimeği su berraklaşıncaya kadar yıkamak, pişerken oluşabilecek fazla köpüğü ve bulanıklığı azaltır.</li>
 <li>Unu yüksek ateşte kavurmayın. Fazla renk alan un, çorbanın rengini koyulaştırarak tadını değiştirebilir.</li>
 <li>Sıcak suyu unlu karışıma ilk aşamada azar azar ekleyin. Suyun tamamını bir anda dökmek topaklanmaya neden olabilir.</li>
 <li>Patates kıvam verir; ancak büyük bir patates kullanmak çorbanın bekledikçe fazla koyulaşmasına yol açabilir.</li>
 <li>Mercimek tamamen dağılmadan blender kullanmayın. Yeterince pişmeyen mercimek pürüzlü ve kumlu bir doku bırakabilir.</li>
 <li>El blenderını sıcak çorbada yüzeye yakın çalıştırmayın. Hem sıçrama hem de yanık riski oluşabilir.</li>
 <li>Çorba blenderdan geçirildikten sonra köpürebilir. Kısık ateşte birkaç dakika karıştırmak köpüğün azalmasına yardımcı olur.</li>
 <li>Tuzlu et veya tavuk suyu kullanılıyorsa tuzu pişmenin sonunda ekleyin.</li>
 <li>Çorbanın servis kıvamı, akışkan fakat kaşığın arkasını ince biçimde kaplayacak yoğunlukta olmalıdır.</li>
 <li>Kırmızı biberli tereyağını uzun süre kızdırmayın. Yanan biber acılaşarak çorbanın tadını bozabilir.</li>
</ul>

<p>UYGUN MALZEME İKAMELERİ</p>

<p>Tereyağı yerine aynı miktarda zeytinyağı kullanılabilir. Bu değişiklik çorbanın aromasını ve üzerindeki sosun lezzetini farklılaştırır.</p>

<p>Un kullanılmak istenmiyorsa tariften çıkarılabilir. Patates ve mercimek çorbaya yeterli yoğunluğu sağlayabilir; ancak sonuç klasik süzme lokanta çorbasından biraz farklı olur.</p>

<p>Patates yerine 50 g pirinç kullanılabilir. Pirinç, mercimekle birlikte eklenmeli ve tamamen yumuşayıncaya kadar pişirilmelidir.</p>

<p>Havuç çıkarılabilir; fakat çorbanın hafif tatlı dengesi ve rengi değişir. Sebze suyu kullanılması da mümkündür.</p>

<p>Kimyon zorunlu değildir. Kullanılmadığında çorbanın temel mercimek tadı daha belirgin kalır.</p>

<p>SERVİS ÖNERİSİ</p>

<p>Mercimek çorbasını sıcak olarak, kırmızı biberli tereyağı ve limon dilimleriyle servis edin. Limon suyu tencereye değil, servis sırasında kişisel tercihe göre eklenmelidir.</p>

<p>Yanında kızarmış ekmek, pide, tırnaklı ekmek veya küçük tereyağlı krutonlar sunulabilir. Çorbanın üzerine fazla miktarda sos dökmek, mercimeğin kendi lezzetini bastırabilir.</p>

<p>SAKLAMA VE YENİDEN ISITMA</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çorba piştikten sonra oda sıcaklığında iki saatten uzun bekletilmemelidir. Hızlı soğuması için geniş ve sığ kaplara bölünebilir; ardından kapalı biçimde buzdolabına kaldırılmalıdır.</p>

<p>Buzdolabında 3 gün saklanabilir. Mercimek ve patates bekledikçe sıvı çektiği için çorba ertesi gün koyulaşabilir. Yeniden ısıtırken az miktarda sıcak su eklenerek kıvamı ayarlanabilir.</p>

<p>Yalnızca tüketilecek porsiyon ısıtılmalı ve çorbanın tamamı defalarca ısıtılıp soğutulmamalıdır. Isıtılan çorbanın her tarafı iyice buhar çıkaracak sıcaklığa ulaşmalıdır.</p>

<p>Çorba, tamamen soğutulduktan sonra porsiyonlanarak 2 aya kadar dondurulabilir. Buzdolabında çözdürülmeli, iyice ısıtılmalı ve yeniden dondurulmamalıdır.</p>

<p>SIK YAPILAN HATALAR</p>

<p>Çorbanın fazla koyulaşması: Patatesin büyük kullanılması, suyun az eklenmesi veya çorbanın uzun süre beklemesi kıvamı yoğunlaştırabilir. Sıcak suyu azar azar ekleyerek düzeltin.</p>

<p>Un kokusunun kalması: Unun yeterince kavrulmaması çiğ bir tat bırakır. Unu yağla birlikte orta-kısık ateşte yaklaşık 2 dakika kavurun.</p>

<p>Çorbanın topaklanması: Suyun unlu karışıma bir anda eklenmesi topak oluşturabilir. İlk suyu azar azar dökerek sürekli karıştırın.</p>

<p>Rengin koyulaşması: Soğanın veya unun fazla kavrulması, mercimek çorbasının açık turuncu rengini bozabilir.</p>

<p>Dibinin tutması: Mercimek pişerken nişasta salar. Özellikle pişmenin son bölümünde çorbayı aralıklarla karıştırın.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/lokanta-usulu-mercimek-corbasi-nasil-yapilir-tam-olculu-tarif</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9204.jpeg" type="image/jpeg" length="85270"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Osmaniye’nin Sevilen Cerrahı Dr. Orhan Kara Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/osmaniyenin-sevilen-cerrahi-dr-orhan-kara-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/osmaniyenin-sevilen-cerrahi-dr-orhan-kara-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Osmaniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Genel Cerrahi Uzmanı olarak görev yapan Dr. Orhan Kara hayatını kaybetti. Kara’nın vefatı, sağlık camiasında ve kentte büyük üzüntüye yol açtı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Osmaniye sağlık camiasını yasa boğan vefat</p>

<p>Osmaniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Orhan Kara’nın hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Uzun yıllardır Osmaniye’de hastalarına hizmet veren Dr. Kara’nın vefatı; ailesi, yakınları, mesai arkadaşları ve sağlık camiasında derin üzüntü oluşturdu.</p>

<p>Son yolculuğuna uğurlanacak</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Orhan Kara’nın cenazesinin, 28 Ağustos 2026 Cuma günü cuma namazının ardından Millet Camii’nden kaldırılacağı belirtildi.</p>

<p>Kara’nın naaşı, kılınacak cenaze namazının ardından Karacalar Mezarlığı’nda toprağa verilecek. Taziyelerin ise Adnan Menderes Mahallesi 19534. Sokak’taki aile evinde kabul edileceği aktarıldı.</p>

<p>Başhekim Hakkoymaz’dan taziye mesajı</p>

<p>Osmaniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Hakan Hakkoymaz da yayımladığı mesajla Dr. Orhan Kara’nın vefatından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.</p>

<p>Hakkoymaz, merhuma Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve Osmaniye sağlık camiasına başsağlığı ve sabır temennisinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/osmaniyenin-sevilen-cerrahi-dr-orhan-kara-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9202.jpeg" type="image/jpeg" length="44624"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Chelsea Move for World Cup Winner Emiliano Martínez]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/chelsea-move-for-world-cup-winner-emiliano-martinez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/chelsea-move-for-world-cup-winner-emiliano-martinez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Chelsea are pushing ahead with their pursuit of Aston Villa goalkeeper Emiliano Martínez as the London club look to strengthen their options between the posts.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>The Argentina international’s future at Villa Park has become one of the notable stories of the closing stages of the transfer window.</p>

<p>Chelsea have turned their attention to World Cup-winning goalkeeper Emiliano Martínez as they continue shaping their squad for the new season.</p>

<p>The Aston Villa goalkeeper has been linked with a move away from Birmingham, with Chelsea emerging as a potential destination for the experienced Argentina international.</p>

<p>Chelsea target Premier League experience</p>

<p>Martínez would bring considerable experience to Stamford Bridge. The goalkeeper already knows English football extremely well and has established himself as one of the Premier League’s most recognisable players during his time with Aston Villa.</p>

<p>His arrival would also give Chelsea another senior option in goal as the club seek greater competition and experience across the squad.</p>

<p>Martínez’s international record adds further weight to his profile. He played a crucial role in Argentina’s 2022 FIFA World Cup triumph and has subsequently remained the national team’s first-choice goalkeeper.</p>

<p>Aston Villa exit increasingly possible</p>

<p>Martínez’s future at Aston Villa has been the subject of growing speculation during the summer transfer window.</p>

<p>Villa manager Unai Emery previously acknowledged that the goalkeeper could be open to a new challenge, increasing expectations that a departure could materialise before the transfer window closes.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Chelsea’s interest therefore comes at a significant point in Villa’s ongoing squad rebuild.</p>

<p>A major addition for Chelsea</p>

<p>Should the deal progress, Chelsea would be acquiring a goalkeeper with experience at the highest level of both club and international football.</p>

<p>Martínez is particularly renowned for his performances in high-pressure matches and penalty shoot-outs, while his familiarity with the Premier League means he would require little adaptation to English football.</p>

<p>For Chelsea, those qualities could make him an attractive short-term addition while providing additional competition in a key position.</p>

<p>Official confirmation still awaited</p>

<p>Despite the growing momentum surrounding the potential move, Chelsea and Aston Villa have not yet officially announced the completion of Martínez’s transfer.</p>

<p>Until formal confirmation is issued by the clubs, the move should therefore be regarded as an advanced transfer development rather than a completed deal.</p>

<p>Further details regarding the transfer fee and Martínez’s proposed contract are expected to become clearer if negotiations reach a successful conclusion.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/chelsea-move-for-world-cup-winner-emiliano-martinez</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9199-1.jpeg" type="image/jpeg" length="93424"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özbekistan Sıtmayı Bir Değil İki Kez Yendi: Taşkent’te 40 Bine Yakın Can Alan Hastalıktan “Sıtmasız Ülke”ye]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/ozbekistan-sitmayi-bir-degil-iki-kez-yendi-taskentte-40-bine-yakin-can-alan-hastaliktan-sitmasiz-ulkeye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/ozbekistan-sitmayi-bir-degil-iki-kez-yendi-taskentte-40-bine-yakin-can-alan-hastaliktan-sitmasiz-ulkeye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün Dünya Sağlık Örgütü tarafından sıtma eliminasyonu sertifikası verilmiş ülkeler arasında bulunan Özbekistan, geçmişte hastalığın ağır biçimde etkilediği bölgelerden biriydi. DSÖ kayıtlarına göre 1892–1905 arasında yalnızca Taşkent bölgesinde sıtma yaklaşık 40 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ülkede yerel bulaş 1961’de kesildi ancak sonraki yıllarda dışarıdan taşınan vakalarla bağlantılı küçük salgınlar görüldü ve yerel bulaş 1999’da yeniden yerleşti. Son yerel vakaların 2010’da görülmesinin ardından Özbekistan, 2018’de DSÖ tarafından sıtma eliminasyonu açısından resmen sertifikalandırıldı.</p>

<p>Bir ülkenin bulaşıcı bir hastalığın yerel bulaşını ortadan kaldırması büyük bir halk sağlığı başarısıdır. Hastalığın yıllar sonra yeniden yerleşmesi ve bir kez daha ortadan kaldırılması ise çok daha sıra dışı bir hikâyedir.</p>

<p>Özbekistan’ın sıtmayla mücadelesi tam olarak böyle gelişti.</p>

<p>Bugün Orta Asya’nın sıtma eliminasyonunu başarmış ülkelerinden biri olan Özbekistan’da hastalık yaklaşık bir asır önce toplum sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyordu.</p>

<p>İklim koşulları, sulama sistemleri ve sivrisineklerin üreyebildiği su alanları sıtmanın yayılması için elverişli ortam oluşturuyordu.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün tarihsel değerlendirmelerine göre ülkedeki sıtma mevsimi geçmişte yaklaşık yedi aya kadar uzayabiliyordu.</p>

<h2>Taşkent bölgesinde yaklaşık 40 bin kişi yaşamını yitirdi</h2>

<p>Sıtmanın yol açtığı tarihsel kayıpların boyutu çarpıcıydı.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün Özbekistan’ın sıtmayla mücadelesini anlatan kayıtlarına göre 1892 ile 1905 yılları arasında Taşkent bölgesinde sıtma nedeniyle yaklaşık 40 bin kişi yaşamını yitirdi.</p>

<p>Bu sayı, dönemin bölge nüfusunun yaklaşık on birde birine karşılık geliyordu.</p>

<p>Bazı yerleşimlerde tablonun daha ağır olduğu ve bir yerleşimde nüfusun üçte birinden fazlasının hastalık nedeniyle kaybedildiği de bildirildi.</p>

<p>Ancak sıtmayla sistematik ve örgütlü mücadele daha sonraki yıllarda gelişti.</p>

<p>1921 yılında, o dönemde bugünkü Özbekistan topraklarını da kapsayan Türkistan’da 200 binden fazla sıtma vakasının kaydedilmesi mücadelede önemli bir dönüm noktası oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Sıtmayla mücadele için özel bir sağlık ağı kuruldu</h2>

<p>1920’li yıllardan itibaren sıtmaya karşı daha örgütlü sağlık hizmetleri oluşturulmaya başlandı.</p>

<p>Hastalığın tanınması ve tedavisi için sağlık çalışanları yetiştirildi. Hastaların tedaviye erişimi artırıldı. Dönemin başlıca sıtma ilaçlarından kinin yaygın biçimde kullanılmaya başladı.</p>

<p>Fakat mücadele yalnızca hastaları tedavi etmekle sınırlı değildi.</p>

<p>Sivrisineklerin üreyebildiği bataklıklar ve durgun su alanları hedef alındı. Bazı sulak alanlar kurutuldu veya dolduruldu, sulama sistemlerinde düzenlemelere gidildi.</p>

<p>Sivrisinek larvalarını yiyen <strong>Gambusia</strong> balıkları da bazı su kaynaklarına bırakıldı.</p>

<p>Böylece yalnızca hastalığı taşıyan insanları değil, sıtma parazitini insandan insana taşıyan sivrisinekleri de hedefleyen kapsamlı bir halk sağlığı yaklaşımı geliştirildi.</p>

<h2>İkinci Dünya Savaşı mücadeleyi sekteye uğrattı</h2>

<p>İlk çalışmalar sıtma yükünü azaltmaya başlamıştı ancak İkinci Dünya Savaşı sırasında sağlık kaynaklarının farklı alanlara yönlendirilmesi mücadeleyi olumsuz etkiledi.</p>

<p>1943 yılına gelindiğinde Özbekistan’da nüfusun yaklaşık onda birinin sıtma parazitiyle enfekte olduğu bildirildi.</p>

<p>Savaş sonrasında mücadele yeniden yoğunlaştırıldı.</p>

<p>Sağlık personelinin sayısı artırıldı, sivrisineklerin üreme alanlarına yönelik çalışmalar genişletildi ve sıtma kontrol programları güçlendirildi.</p>

<p>1950’li yıllarda sıtmayla mücadele ülke çapında büyük bir halk sağlığı programına dönüştü.</p>

<h2>20 bin vakadan 49 vakaya</h2>

<p>Sonuçlar kısa sürede rakamlara yansıdı.</p>

<p>1953 yılında Özbekistan’daki 2 bin 800’den fazla yerleşimde yaklaşık 20 bin sıtma vakası tespit edilmişti.</p>

<p>Altı yıl sonra, 1959’da vaka sayısı yalnızca <strong>49’a</strong> düştü.</p>

<p>1961 yılına gelindiğinde ise ülkede yerel bulaş sonucu ortaya çıkan sıtma vakası saptanmadı.</p>

<p>Özbekistan sıtmanın yerel bulaşını ilk kez ortadan kaldırmıştı.</p>

<p>Ancak bu başarı kalıcı bir rehavet anlamına gelmiyordu.</p>

<h2>Hastalık tamamen kaybolmadı</h2>

<p>1961’de yerel bulaş kesilmiş olsa da sıtma riski tamamen ortadan kalkmadı.</p>

<p>Özbekistan’ın sıtmanın görülmeye devam ettiği ülkelerle yakın coğrafi bağlantıları bulunuyordu. Sıtmanın sürdüğü bölgelerden gelen enfekte kişiler, hastalığın yeniden yerel bulaşa dönüşmesi açısından risk oluşturuyordu.</p>

<p>1966 yılında Özbekistan’ın güneyindeki Surhanderya bölgesine bağlı Boysun’da dışarıdan gelen vakalarla bağlantılı bir sıtma salgını kaydedildi.</p>

<p>On dört yerleşimde toplam 58 kişinin hastalandığı bildirildi.</p>

<p>Sonraki yıllarda da zaman zaman ithal vakalarla bağlantılı küçük yerel salgınlar görüldü.</p>

<p>Bu tablo, bir hastalığın ortadan kaldırılmasının onu sonsuza kadar uzaklaştırmak anlamına gelmediğini gösteriyordu.</p>

<h2>Yerel bulaş 1999’da yeniden yerleşti</h2>

<p>1990’lı yıllarda Orta Asya’daki siyasi, ekonomik ve toplumsal değişimler sıtma kontrolünü zorlaştırdı.</p>

<p>Komşu ülkelerde hastalık yükünün artması, sınır hareketliliği ve sağlık sistemlerindeki sorunlar Özbekistan’ın özellikle güney bölgelerinde riski yükseltti.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün değerlendirmelerine göre <strong>1999 yılında sıtmanın yerel bulaşı Özbekistan’da yeniden yerleşti.</strong></p>

<p>Sorun özellikle Tacikistan sınırına yakın bölgelerde belirginleşti.</p>

<p>2000 yılında ülkede toplam <strong>125 sıtma vakası</strong> tespit edildi.</p>

<p>Bunların <strong>46’sının yerel bulaş sonucu</strong> ortaya çıktığı bildirildi.</p>

<p>Yaklaşık 40 yıl önce kesilmiş olan yerel bulaş yeniden halk sağlığı tehdidine dönüşüyordu.</p>

<h2>İkinci büyük mücadele başladı</h2>

<p>Özbekistan Sağlık Bakanlığı 2000 yılında sıtmanın izlenmesi, kontrolü ve yeniden ortadan kaldırılması amacıyla ulusal programını güçlendirdi.</p>

<p>Bu kez mücadelenin merkezinde yalnız sivrisinek kontrolü değil, güçlü epidemiyolojik sürveyans da bulunuyordu.</p>

<p>Sınır bölgelerindeki sağlık hizmetleri güçlendirildi.</p>

<p>Sivrisinek popülasyonları ve üreme alanları düzenli olarak takip edildi.</p>

<p>Şüpheli vakaların erken tespit edilmesi, laboratuvar tanısının hızlandırılması ve hastaların zamanında tedavi edilmesi hedeflendi.</p>

<p>Sivrisinek kontrolü için kapalı alan ilaçlamaları ve farklı koruyucu yöntemlerden yararlanıldı.</p>

<p>Sınır ötesi işbirliği de mücadelenin önemli parçalarından biri haline geldi.</p>

<h2>Taşkent Bildirgesi bölgesel mücadeleyi güçlendirdi</h2>

<p>2005 yılında kabul edilen <strong>Taşkent Bildirgesi</strong>, bölgede sıtmadan etkilenen ülkelerin hastalığın yerel bulaşını ortadan kaldırma hedefinde ortak irade ortaya koyduğu önemli belgelerden biri oldu.</p>

<p>Bölgesel işbirliği, sınır hareketliliğinin yoğun olduğu ve hastalığın bir ülkeden diğerine taşınabildiği Orta Asya’da özellikle önem taşıyordu.</p>

<p>Çünkü sıtmayla mücadelede yalnızca tek bir ülkenin sınırları içinde alınan önlemler her zaman yeterli olmuyordu.</p>

<h2>Son yerel vakalar 2010 yılında görüldü</h2>

<p>Mücadelenin sonuçları özellikle hastalığın yoğun görüldüğü Surhanderya bölgesinde belirginleşti.</p>

<p>2007 yılında burada 81 sıtma vakası bildirilirken sonraki yıllarda sayı hızla düştü.</p>

<p>Özbekistan genelinde yerel bulaş sonucu ortaya çıkan <strong>son üç sıtma vakası 2010 yılında</strong> tespit edildi.</p>

<p>Bundan sonra ülkede sürekli yerel bulaş zinciri saptanmadı.</p>

<p>Ancak birkaç yıl boyunca yerel vaka görülmemesi, tek başına Dünya Sağlık Örgütünden sıtma eliminasyonu sertifikası almak için yeterli değildi.</p>

<h2>2018’de DSÖ sertifikası geldi</h2>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, bir ülkeye sıtma eliminasyonu sertifikası verebilmek için yerel bulaş zincirinin ülke genelinde en az üç yıl boyunca kesildiğinin güvenilir kanıtlarla gösterilmesini şart koşuyor.</p>

<p>Bunun yanında ülkenin dışarıdan gelebilecek vakaları hızla tespit edebilecek, araştırabilecek ve sıtmanın yeniden yerleşmesini önleyebilecek güçlü bir sağlık ve sürveyans sistemine sahip olması gerekiyor.</p>

<p>Uzman değerlendirmelerinin ardından Dünya Sağlık Örgütü, <strong>7 Aralık 2018’de Özbekistan’ın sıtmayı elimine ettiğini resmen duyurdu.</strong></p>

<p>Böylece Özbekistan, sıtmanın yerel bulaşını tarihindeki ikinci büyük mücadele sonunda yeniden ortadan kaldırmış oldu.</p>

<h2>“Sıtmasız ülke” ne anlama geliyor?</h2>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Bir ülkenin sıtma eliminasyonu açısından sertifikalandırılması, o ülkede bir daha hiçbir sıtma vakasının görülemeyeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sıtmanın devam ettiği başka bir ülkede enfekte olan bir kişi Özbekistan’a döndüğünde ülkede “ithal vaka” görülebilir.</p>

<p>Sertifikasyon açısından temel ölçüt, sivrisinekler aracılığıyla devam eden <strong>yerli bulaş zincirinin kesilmiş olmasıdır.</strong></p>

<p>Bu nedenle sıtmanın elimine edilmesi mücadelenin tamamen sona erdiği anlamına gelmez.</p>

<p>Hastalığın yeniden yerleşmesini önlemek için sürveyans, erken tanı, vaka araştırması ve sivrisinek kontrolünün devam etmesi gerekir.</p>

<p>Özbekistan’ın 1961’deki ilk başarısının ardından hastalığın yeniden yerleşmesini yaşamış olması bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.</p>

<h2>Bir asırlık halk sağlığı dersi</h2>

<p>Özbekistan’ın sıtma tarihi yalnızca bir hastalığın ortadan kaldırılmasının öyküsü değil.</p>

<p>Bataklıkların kurutulmasından sivrisinek larvalarını yiyen balıkların kullanılmasına, sağlık çalışanlarının eğitiminden sınır ötesi işbirliğine, laboratuvar tanısından epidemiyolojik sürveyansa kadar farklı uygulamaların birlikte yürütüldüğü uzun soluklu bir halk sağlığı mücadelesini gösteriyor.</p>

<p>1892–1905 arasında Taşkent bölgesinde yaklaşık 40 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açan sıtmanın yerel bulaşı 1961’de ilk kez kesildi.</p>

<p>Sonraki yıllarda dışarıdan gelen vakalara bağlı salgınlar yaşandı.</p>

<p>1999’da yerel bulaş yeniden yerleşti.</p>

<p>Özbekistan mücadeleyi yeniden yoğunlaştırdı.</p>

<p>Son yerel vakalar 2010’da görüldü ve sekiz yıl sonra ülke Dünya Sağlık Örgütünden sıtma eliminasyonu sertifikası aldı.</p>

<p>Bu tarih, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede önemli bir gerçeği de hatırlatıyor:</p>

<p><strong>Bir hastalığın yerel bulaşını ortadan kaldırmak büyük başarıdır; yeniden yerleşmesini engellemek ise kesintisiz bir halk sağlığı görevidir.</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<ul>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü — <i>WHO Certifies That Uzbekistan Has Eliminated Malaria</i>, 7 Aralık 2018.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü — <i>Towards a Malaria-Free World: Elimination of Malaria in Uzbekistan</i>, 2024.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü Global Malaria Programme — <i>Countries and Territories Certified Malaria-Free by WHO</i>.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü Global Malaria Programme — <i>Malaria Elimination Certification Process</i>.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/ozbekistan-sitmayi-bir-degil-iki-kez-yendi-taskentte-40-bine-yakin-can-alan-hastaliktan-sitmasiz-ulkeye</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/ozbekistan-sitma-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="49362"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Doktorlar Karnımıza Neden Parmaklarıyla Vurur? 265 Yıllık Muayene Yönteminin Hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/doktorlar-karnimiza-neden-parmaklariyla-vurur-265-yillik-muayene-yonteminin-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/doktorlar-karnimiza-neden-parmaklariyla-vurur-265-yillik-muayene-yonteminin-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doktor muayene sırasında bir parmağını karnınıza yerleştirip diğer parmağıyla üzerine hafifçe vurduğunda rastgele bir hareket yapmıyor. “Perküsyon” adı verilen bu yöntemle ortaya çıkan sesler; bağırsaklardaki gaz, karaciğer ve dalak gibi katı organlar ile karın boşluğunda sıvı bulunup bulunmadığı konusunda hekime ipuçları verebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Modern klinik perküsyonun sistematik hikâyesi 1761’de Avusturyalı hekim Leopold Auenbrugger’ın yayımladığı esere uzanıyor. Yöntemin ortaya çıkışına ilişkin en meşhur anlatı ise Auenbrugger’ın şarap fıçılarından çıkan farklı seslerden esinlendiği yönünde; ancak bu ayrıntı kesin biçimde belgelenmiş tarihsel bir gerçek olarak kabul edilmiyor.</p>

<p>Bir doktor karın muayenesi yaparken önce karnın görünümünü değerlendirebilir, ardından stetoskopla bağırsak seslerini dinleyebilir ve daha sonra parmaklarını kullanarak karnın farklı bölgelerine hafifçe vurabilir.</p>

<p>Hastanın gözünden bakıldığında son derece basit görünen bu hareket, aslında fizik muayenenin yüzyıllardır kullanılan temel yöntemlerinden birinin parçası.</p>

<p>Bu yöntemin adı <strong>perküsyon</strong>.</p>

<p>Perküsyonda amaç hastaya “vurmak” değil; kısa ve kontrollü vuruşlarla oluşturulan sesin niteliğini değerlendirmek. Çünkü vücudun altında hava, katı doku veya sıvı bulunmasına göre ortaya çıkan ses değişebiliyor.</p>

<h2>O küçük vuruşun çıkardığı ses doktora ne anlatıyor?</h2>

<p>Karın perküsyonunda hekim genellikle bir elinin orta parmağını hastanın karın duvarına yerleştiriyor. Diğer elinin parmağıyla bu parmağın üzerine kısa ve kontrollü bir vuruş yapıyor.</p>

<p>Ortaya çıkan ses daha sonra kulakla değerlendiriliyor.</p>

<p>Burada perküsyon ile stetoskopla yapılan <strong>oskültasyonu</strong> birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Oskültasyonda doktor, bağırsaklar veya damarlar gibi yapıların kendiliğinden oluşturduğu sesleri dinler. Perküsyonda ise sesi oluşturan, hekimin yaptığı kontrollü vuruştur.</p>

<p>Doktor aslında bu vuruşun farklı bölgelerde nasıl değiştiğini karşılaştırır.</p>

<h2>Gaz bulunan bölgeyle karaciğer aynı sesi çıkarmaz</h2>

<p>Karın içindeki yapıların fiziksel özellikleri birbirinden farklıdır.</p>

<p>Gazla dolu bağırsakların bulunduğu bölgelerde perküsyon sırasında genellikle daha boş, yüksek ve davulumsu bir ses duyulur. Tıpta bu ses <strong>timpanik</strong> olarak tanımlanır.</p>

<p>Karaciğer gibi katı bir organın veya sıvının bulunduğu bölgelerde ise ses daha tok ve mat hale gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle doktor yalnızca “ses geliyor mu?” diye değerlendirme yapmaz. Sesin niteliğine, hangi bölgede duyulduğuna ve başka muayene bulgularıyla uyumlu olup olmadığına bakar.</p>

<h2>Karaciğerin sınırları hakkında ipucu verebilir</h2>

<p>Perküsyonun klasik kullanım alanlarından biri karaciğer muayenesidir.</p>

<p>Doktor, göğüs kafesinden karın bölgesine doğru ilerlerken perküsyon sesinin değiştiği noktaları değerlendirerek karaciğerin yaklaşık sınırları hakkında fikir edinmeye çalışabilir.</p>

<p>Benzer tekniklerden dalağın değerlendirilmesinde de yararlanılabilir.</p>

<p>Ancak perküsyon bir cetvel gibi kesin ölçüm yapmaz. Vücut yapısı, bağırsak gazı, muayene tekniği ve hekimler arasındaki değerlendirme farklılıkları sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle fizik muayenede şüpheli bir bulgu saptandığında ultrasonografi gibi görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir.</p>

<h2>Karında sıvı bulunup bulunmadığı araştırılabilir</h2>

<p>Perküsyonun dikkat çekici kullanım alanlarından biri de karın boşluğunda sıvı birikmesi anlamına gelen <strong>asit</strong> değerlendirmesidir.</p>

<p>Hasta sırtüstü yatarken bağırsaklardaki gaz nedeniyle karnın bazı bölgelerinde timpanik ses duyulabilirken, sıvının toplandığı bölgelerde daha mat bir ses ortaya çıkabilir.</p>

<p>Hekim hastanın pozisyonunu değiştirdiğinde sıvının yer çekimine bağlı olarak hareket etmesi, mat sesin bulunduğu bölgenin de değişmesine neden olabilir.</p>

<p>Bu klasik fizik muayene bulgusuna <strong>yer değiştiren matite</strong> adı verilir.</p>

<p>Ancak perküsyonun özellikle küçük miktardaki sıvıyı saptama gücü sınırlıdır. Fizik muayene bulguları sıvı miktarı arttıkça daha belirgin hale gelirken, ultrasonografi çok daha küçük miktarlardaki sıvıyı gösterebilir.</p>

<p>Dolayısıyla perküsyon, asit tanısını tek başına koyan bir yöntem değildir.</p>

<h2>Hikâye 1761’e uzanıyor</h2>

<p>Modern klinik perküsyonun tarihindeki en önemli isimlerden biri Avusturyalı hekim <strong>Leopold Auenbrugger</strong>.</p>

<p>Auenbrugger, 18. yüzyılda Viyana’da çalışırken hastaların göğüs kafesine kontrollü biçimde vurarak ortaya çıkan sesleri değerlendirmeye başladı.</p>

<p>Yöntemi yıllarca gözlemledi ve geliştirdi.</p>

<p>1761’de yayımladığı Latince <strong>Inventum Novum</strong> adlı eserinde göğüs kafesine vurularak elde edilen seslerden, göğüs boşluğundaki bazı hastalıklar hakkında nasıl bilgi edinilebileceğini sistematik biçimde anlattı.</p>

<p>Bu çalışma, modern fizik muayenenin gelişimindeki önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Perküsyon benzeri yöntemlerin daha eski dönemlerde de kullanıldığına ilişkin tarihsel kayıtlar bulunmakla birlikte, Auenbrugger’ın önemi yöntemi modern klinik muayene içinde sistematik hale getirmesi ve bilimsel biçimde tanımlamasıydı.</p>

<p>Bu nedenle bugün kullanılan perküsyonun modern tarihini 1761’den başlatmak mümkün.</p>

<h2>Gerçekten şarap fıçılarından mı esinlendi?</h2>

<p>Perküsyon tarihinin en ilginç anlatılarından biri Auenbrugger’ın çocukluk yıllarıyla ilgili.</p>

<p>Babası Graz’da bir han işletiyordu.</p>

<p>Yaygın anlatıya göre şarap veya başka sıvılar bulunan fıçılara vurulduğunda çıkan sesin değişmesinden, fıçının ne kadar dolu olduğu anlaşılabiliyordu.</p>

<p>Auenbrugger’ın insan göğüs kafesine vurma fikrini bu gözlemden geliştirdiği uzun yıllardır anlatılıyor.</p>

<p>Ancak bu hikâyenin doğrudan tarihsel belgelerle kesin biçimde doğrulanamadığını belirtmek gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle şarap fıçısı öyküsünü Auenbrugger’ın yaşamına ilişkin kesin bir biyografik gerçek olarak değil, perküsyon tarihinin en meşhur anlatılarından biri olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<h2>Kadavralarla deneyler yaptı</h2>

<p>Auenbrugger yalnızca hastaların göğsüne vurarak sesleri karşılaştırmakla yetinmedi.</p>

<p>Tarihsel kaynaklarda, kadavraların göğüs boşluğuna sıvı vererek sıvı seviyesi yükseldikçe perküsyon sesinin nasıl değiştiğini incelediği aktarılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böylece farklı yoğunluktaki yapıların farklı perküsyon sesleri oluşturabileceği düşüncesini deneysel gözlemlerle desteklemeye çalıştı.</p>

<p>Bugünkü teknolojik imkânlar düşünüldüğünde yöntem son derece basit görünebilir.</p>

<p>Ancak 18. yüzyılda röntgen, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme yoktu.</p>

<p>Hekimlerin vücudun içindeki değişiklikleri anlamak için elleri, kulakları ve gözleri en önemli araçları arasındaydı.</p>

<h2>Keşfi hemen kabul görmedi</h2>

<p>Auenbrugger’ın 1761’de yayımladığı çalışma tıp dünyasında hemen büyük bir dönüşüm yaratmadı.</p>

<p>Yöntemin Avrupa tıbbında yaygınlaşmasında Fransız hekim <strong>Jean-Nicolas Corvisart</strong> önemli rol oynadı.</p>

<p>Napolyon Bonapart’ın hekimliğini de yapan Corvisart, Auenbrugger’ın yöntemini klinikte kullandı ve eserini 1808’de Fransızcaya çevirerek kapsamlı açıklamalarla yayımladı.</p>

<p>Corvisart’ın tıp dünyasındaki itibarı, perküsyonun daha geniş çevrelerde tanınmasına katkı sağladı.</p>

<p>Böylece Auenbrugger’ın yaklaşık yarım yüzyıl önce tanımladığı yöntem Avrupa klinik tıbbının önemli araçlarından biri haline gelmeye başladı.</p>

<h2>Bugünkü parmak tekniği sonradan gelişti</h2>

<p>Auenbrugger’ın uyguladığı ilk perküsyon yöntemi, bugün doktorların kullandığı teknikle tamamen aynı değildi.</p>

<ol start="19">
 <li>yüzyılda Fransız hekim <strong>Pierre Adolphe Piorry</strong>, vücudun üzerine yerleştirilen ve üzerine vurulan küçük bir araç geliştirdi.</li>
</ol>

<p>Bu araca <strong>pleksimetre</strong> adı verildi.</p>

<p>Zamanla bu aracın görevini doktorun kendi parmağı üstlendi.</p>

<p>Bugün yaygın kullanılan dolaylı perküsyon yönteminde bir parmak vücut yüzeyine yerleştiriliyor, diğer elin parmağıyla bunun üzerine kısa bir vuruş yapılıyor.</p>

<p>Böylece 18. yüzyılda başlayan yöntem zaman içinde bugünkü biçimine kavuştu.</p>

<h2>Ultrason ve tomografi varken doktorlar neden hâlâ yapıyor?</h2>

<p>Modern tıp artık insan vücudunun içini son derece ayrıntılı biçimde görüntüleyebiliyor.</p>

<p>Ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi yöntemlerle organların yapısı ve karın içerisindeki birçok değişiklik doğrudan incelenebiliyor.</p>

<p>Buna rağmen perküsyon ortadan kalkmadı.</p>

<p>Çünkü fizik muayene herhangi bir cihaz gerektirmeden, saniyeler içinde hastayla ilgili ilk klinik ipuçlarını sağlayabiliyor.</p>

<p>Doktor, perküsyon bulgusunu hiçbir zaman tek başına değerlendirmiyor.</p>

<p>Hastanın şikâyeti, hastalık öyküsü, diğer fizik muayene bulguları, laboratuvar sonuçları ve gerektiğinde görüntüleme yöntemleri bir arada ele alınıyor.</p>

<p>Perküsyonun günümüzdeki temel değeri de burada yatıyor:</p>

<p><strong>Tek başına tanı koymak değil, klinik değerlendirmeye yön verecek ipuçları sağlamak.</strong></p>

<h2>Her farklı ses hastalık anlamına gelmez</h2>

<p>Karından alınan perküsyon sesleri kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Bağırsaklardaki gaz miktarı, yakın zamanda yemek yenmiş olması, kişinin vücut yapısı ve muayenenin yapılış biçimi duyulan sesi etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle kişinin kendi karnına vurarak çıkan sese göre hastalık teşhisi koymaya çalışması doğru değildir.</p>

<p>Perküsyon ancak hastanın öyküsü ve diğer muayene bulgularıyla birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanır.</p>

<p>Şiddetli veya giderek artan karın ağrısı, belirgin karın şişliği, sürekli kusma, yüksek ateş, bayılma, ciddi halsizlik veya genel durumda belirgin bozulma gibi durumlarda kişinin kendi kendine muayene yapmak yerine tıbbi değerlendirme alması gerekir.</p>

<h2>265 yıllık modern klinik gelenek hâlâ doktorun parmaklarında</h2>

<p>Auenbrugger’ın 1761’de sistematik biçimde tanımladığı perküsyon, tıp teknolojisinin olağanüstü gelişmesine rağmen bugün hâlâ temel fizik muayene yöntemlerinden biri.</p>

<p>Bir zamanlar insan vücudunun içini görüntülemenin neredeyse hiçbir yolu yokken hekimler görünmeyeni anlamak için gözlerini, kulaklarını ve ellerini kullanıyordu.</p>

<p>Bugün doktorun karın muayenesinde yaptığı birkaç küçük “tık tık” vuruş da bu uzun klinik geleneğin devamı.</p>

<p>Basit görünen birkaç parmak hareketinin arkasında, modern tıp tarihinde <strong>265 yıllık sistematik bir muayene yöntemi</strong> bulunuyor.</p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<ul>
 <li>Leopold Auenbrugger. <i>Inventum Novum ex Percussione Thoracis Humani</i>. Viyana, 1761.</li>
 <li>Clinical Methods: The History, Physical, and Laboratory Examinations. “The Origins of the History and Physical Examination.”</li>
 <li>StatPearls. “Abdominal Examination.”</li>
 <li>McGee SR. “Percussion and Physical Diagnosis: Separating Myth from Science.” Disease-a-Month.</li>
 <li>Sakula A. “Pierre Adolphe Piorry: Pioneer of Percussion and Pleximetry.”</li>
 <li>KASL Clinical Practice Guidelines for Liver Cirrhosis: Ascites and Related Complications, 2026.</li>
 <li>Fizik muayene ve perküsyon tarihinin gelişimini inceleyen hakemli tıp tarihi çalışmaları.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/doktorlar-karnimiza-neden-parmaklariyla-vurur-265-yillik-muayene-yonteminin-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/doktorlar-karnimiza-neden-vurur-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="45867"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="70823"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81802"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31179"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="13829"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
