<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://www.tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 29 Aug 2026 16:41:55 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Günlerce Dayansın Diye Yapıldı: Vakfıkebir Ekmeğinin Tarihi ve Sağlık Yönü]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/gunlerce-dayansin-diye-yapildi-vakfikebir-ekmeginin-tarihi-ve-saglik-yonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/gunlerce-dayansin-diye-yapildi-vakfikebir-ekmeginin-tarihi-ve-saglik-yonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Patent ve Marka Kurumunun coğrafi işaret sicil belgesinde Vakfıkebir Ekmeğinin kökeni, yaylaya giden ailelerin 2–3 gün süren yolculuklarda kolay bayatlamayan ekmeğe duyduğu ihtiyaçla ilişkilendiriliyor. Ekşi maya, büyük gramaj, kalın kabuk ve taş fırında uzun pişirme süresiyle tanınan ekmek 2018’de coğrafi işaretle tescillendi. Bilimsel veriler, ekşi maya ve üretim tekniğinin ekmeğin yapısı, bayatlama hızı ve bazı metabolik özellikleri üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Vakfıkebir Ekmeğinin Hikâyesi Bir İhtiyaçla Başladı<br />
Bugün Trabzon denildiğinde akla gelen simgesel yiyeceklerden biri olan Vakfıkebir Ekmeğinin geçmişinde yalnızca lezzet değil, coğrafya ve yaşam biçimi de bulunuyor.<br />
Türk Patent ve Marka Kurumunun coğrafi işaret sicil belgesinde Vakfıkebir Ekmeğinin kökeni, ilkbaharda yaylaya çıkan ailelerin 2–3 gün süren yolculuklarda uzun süre dayanabilecek ekmeğe duydukları ihtiyaçla ilişkilendiriliyor.<br />
Ulaşımın bugünkü kadar kolay olmadığı dönemlerde yol boyunca yeni ekmek yapmak güçtü. Bu nedenle büyük, kalın kabuklu ve geç bayatlayan ekmekler günlük yaşamın pratik ihtiyaçlarından biri haline geldi.<br />
Vakfıkebir Ekmeğinin bugün bilinen üretim kimliği de bu kültürel geçmişin izlerini taşıyor.<br />
Ekmeği Özel Kılan Nedir?<br />
Vakfıkebir Ekmeğinin temel özelliklerinden biri ekşi hamur yöntemiyle hazırlanması.<br />
Resmî tescil belgesinde ürün;<br />
ekşi maya kullanımı,<br />
yüksek gramaj,<br />
kalın ve sert kabuk,<br />
iri gözenekli iç yapı,<br />
uzun işlem süresi,<br />
taş fırın ve odun ateşi,<br />
geç bayatlama<br />
özellikleriyle tanımlanıyor.<br />
Geleneksel yöntemde önceki hamurdan ayrılan bir bölüm, sonraki hamurun mayalanmasında kullanılıyor.<br />
Bu yöntem yalnızca hamurun kabarmasını değil, ekmeğin aromasını, dokusunu ve fermantasyon sürecini de etkiliyor.<br />
Taş Fırında Bir Ekmek 1,5 Saate Kadar Pişebiliyor<br />
Geleneksel üretimin dikkat çekici özelliklerinden biri uzun pişirme süresi.<br />
Tescil tarifine göre fırın başlangıçta yaklaşık 220–250 dereceye hazırlanıyor. Hamurlar fırına yerleştirilirken sıcaklığın yaklaşık 180 dereceye kadar düşebildiği belirtiliyor.<br />
Ekmekler büyüklüklerine göre yaklaşık 1–1,5 saat pişiriliyor.<br />
Bu süre küçük gramajlı birçok ekmeğin pişirme süresinden daha uzun.<br />
Ekmeklerin üzerine geleneksel olarak hamur şeritleri de yerleştiriliyor. Bu uygulamanın büyük hamurun kontrollü biçimde kabarmasına ve daha dengeli pişmesine yardımcı olduğu belirtiliyor.<br />
Vakfıkebir Ekmeği Ne Zaman Coğrafi İşaret Aldı?<br />
Vakfıkebir Ekmeği, Vakfıkebir Belediyesinin başvurusuyla Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından 3 Ağustos 2018’de tescil edildi.<br />
Tescil numarası 372.<br />
Ürün mahreç işareti olarak kayıtlı.<br />
Koruma tarihi ise başvuru tarihi olan 30 Kasım 2017’ye uzanıyor.<br />
Bu tescil, Vakfıkebir Ekmeğinin üretim özelliklerinin ve coğrafi kimliğinin resmî olarak korunmasını amaçlıyor.<br />
Neden Geç Bayatlıyor?<br />
Vakfıkebir Ekmeğinin en bilinen özelliklerinden biri uzun süre taze kalabilmesi.<br />
Türk Patent tescil belgesinde, uygun saklama koşullarında ekmeğin 5–15 gün arasında saklanabileceği belirtiliyor.<br />
Ancak burada önemli bir ayrım var:<br />
Geç bayatlamak ile mikrobiyolojik olarak her koşulda güvenli kalmak aynı şey değil.<br />
Saklama sıcaklığı, nem, ambalaj ve hijyen koşulları yine önem taşıyor.<br />
Ekşi maya bu özelliğe katkı sağlayabilir; fakat Vakfıkebir Ekmeğini doğrudan inceleyen araştırmalar geç bayatlamayı yalnızca ekşi mayaya bağlamıyor.<br />
Vakfıkebir Ekmeğini Doğrudan İnceleyen Araştırma Ne Gösterdi?<br />
2008 yılında yayımlanan bir çalışmada geleneksel Vakfıkebir Ekmeği ile standart beyaz ekmek karşılaştırıldı.<br />
Araştırmacılar, Vakfıkebir Ekmeğinin uzun süre taze kalmasında özellikle:<br />
ekmek içinin yüksek nem düzeyinin,<br />
nişastanın daha yavaş retrogradasyonunun,<br />
ekmek büyüklüğünün<br />
rol oynayabileceğini bildirdi.<br />
Nişasta retrogradasyonu, ekmek bayatlarken nişasta moleküllerinin yeniden düzenlenmesiyle ilişkili temel süreçlerden biri.<br />
2009 yılında yayımlanan devam çalışmasında da Vakfıkebir Ekmeğinin iç yapı ve bayatlama özelliklerinin standart beyaz ekmekten farklı olduğu gösterildi.<br />
Bu nedenle:<br />
“Vakfıkebir Ekmeği yalnızca ekşi maya sayesinde geç bayatlar.”<br />
demek fazla basit olur.<br />
Büyük ekmek formu, nem düzeyi, fermantasyon ve pişirme tekniği birlikte etkili olabilir.<br />
Peki Vakfıkebir Ekmeği Daha Sağlıklı mı?<br />
Bu soruya tek kelimelik “evet” yanıtı vermek bilimsel olarak doğru değil.<br />
Vakfıkebir Ekmeğinin ekşi mayalı olması bazı besinsel avantajlar sağlayabilir.<br />
Ancak bir ekmeğin sağlık üzerindeki etkisini yalnızca:<br />
“Ekşi mayalı mı?”<br />
sorusu belirlemiyor.<br />
Aynı derecede önemli olanlar:<br />
kullanılan unun türü,<br />
tam tahıl oranı,<br />
lif içeriği,<br />
tuz miktarı,<br />
porsiyon büyüklüğü,<br />
yanında tüketilen besinler,<br />
kişinin sağlık durumu.<br />
Bu nedenle:<br />
“Vakfıkebir Ekmeği diğer bütün ekmeklerden daha sağlıklıdır.”<br />
şeklinde genelleme yapmak için yeterli klinik kanıt bulunmuyor.<br />
Ekşi Maya Kan Şekerini Daha Az mı Yükseltiyor?<br />
Ekşi mayalı ekmeklerin yemek sonrası kan şekeri yanıtı uzun süredir araştırılıyor.<br />
18 klinik çalışmayı değerlendiren bir sistematik derleme ve meta-analizde, ekşi mayalı ekmek tüketiminden sonraki 60 ve 120 dakikalarda kan şekeri artışının bazı karşılaştırma ekmeklerine göre daha düşük olduğu görüldü.<br />
Ancak araştırmacılar kanıtların kesinliğini düşük ile çok düşük arasında değerlendirdi.<br />
Avantajın özellikle tam buğday unu kullanılan ekşi mayalı ekmeklerde daha belirgin olabileceği bildirildi.<br />
Bu nedenle:<br />
“Ekşi maya kan şekerini yükseltmez.”<br />
demek yanlış.<br />
Daha doğru ifade:<br />
Ekşi maya bazı üretim koşullarında yemek sonrası kan şekeri yanıtını azaltabilir; ancak bu etki unun türüne, fermantasyona ve ürünün yapısına göre değişir.<br />
2026’da Vakfıkebir Tarzı Ekmek Üzerinde Yeni Çalışma<br />
2026 yılında yayımlanan bir laboratuvar araştırmasında Vakfıkebir tarzı ekmek örnekleri standart ekmeklerle karşılaştırıldı.<br />
Çalışmada Vakfıkebir tarzı ekmek örneklerinin bazı karşılaştırmalara göre daha düşük tahmini glisemik indeks değerleri verdiği bildirildi.<br />
Ancak burada önemli bir sınırlılık var.<br />
Bu çalışma:<br />
insanlarda yapılmadı,<br />
gerçek yaşamda kan şekeri ölçmedi,<br />
laboratuvarda hazırlanmış “Vakfıkebir tarzı” ekmek örnekleri kullandı,<br />
glisemik indeks değerleri doğrudan klinik ölçüm değil, tahmini eGI değerleriydi.<br />
Dolayısıyla bu sonuç:<br />
“Vakfıkebir Ekmeği diyabet için düşük glisemik ekmektir.”<br />
anlamına gelmiyor.<br />
Gerçek coğrafi işaretli ürünlerde sonuçlar kullanılan un ve üretim özelliklerine göre değişebilir.<br />
Vakfıkebir Ekmeği Tam Tahıllı Ekmek mi?<br />
Hayır, bu isim tek başına ürünün tam tahıllı olduğunu göstermiyor.<br />
Coğrafi işaretin güncel üretim tarifinde 50 kilogram elenmiş un kullanılması belirtiliyor.<br />
Tarifte tam tahıllı un kullanma zorunluluğu bulunmuyor.<br />
Dolayısıyla:<br />
“Vakfıkebir Ekmeği” etiketi tek başına ürünün tam tahıllı veya yüksek lifli olduğu anlamına gelmez.<br />
Sağlık açısından daha yüksek lif ve tam tahıl avantajı aranıyorsa kullanılan unun ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Bu önemli çünkü tam tahıl tüketiminin kardiyometabolik sağlık açısından yararlarına ilişkin kanıtlar, yalnızca ekşi maya kullanımına ilişkin kanıtlardan daha güçlü.<br />
Ekşi Maya Minerallerin Emilimini Artırıyor mu?<br />
Tahıllarda doğal olarak bulunan fitik asit, demir ve bazı minerallerin bağırsaktan emilimini azaltabiliyor.<br />
Ekşi maya fermantasyonu hamurun asitliğini değiştirerek fitatın parçalanmasını artırabiliyor.<br />
Bu mekanizma laboratuvar ve gıda kimyası çalışmalarında iyi gösterilmiş durumda.<br />
Ancak insanlarda uzun dönem sonuçlar daha karmaşık.<br />
2026’da yayımlanan bir sistematik derlemede sekiz insan müdahale çalışması değerlendirildi.<br />
Bazı kısa süreli deneylerde fitat azaltımının demirin kullanılabilirliğini artırabildiği görülürken, uzun dönem demir depolarındaki sonuçların tutarlı olmadığı belirtildi.<br />
Dolayısıyla:<br />
“Ekşi maya sayesinde ekmekteki bütün mineraller daha iyi emilir.”<br />
gibi kesin bir ifade bilimsel olarak desteklenmiyor.<br />
“Midede Şişkinlik Yapmaz” Demek Doğru mu?<br />
Vakfıkebir Ekmeği hakkında geleneksel anlatılarda uzun fermantasyon nedeniyle daha kolay sindirildiği sıkça söyleniyor.<br />
Bilimsel açıdan ise bunu herkes için geçerli kesin bir özellik olarak sunmak mümkün değil.<br />
Ekşi maya fermantasyonu bazı:<br />
fermente olabilen karbonhidratları,<br />
protein bileşenlerini,<br />
FODMAP düzeylerini<br />
değiştirebilir.<br />
Bu durum bazı kişilerde sindirim toleransını etkileyebilir.<br />
Ancak sonuç kullanılan mikroorganizmaya, fermantasyon süresine, un çeşidine ve kişinin bağırsak özelliklerine göre değişiyor.<br />
Dolayısıyla:<br />
“Ekşi mayalı Vakfıkebir Ekmeği şişkinlik yapmaz.”<br />
şeklindeki genelleme doğru değil.<br />
Ekşi Maya Gluteni Ortadan Kaldırır mı?<br />
Hayır.<br />
Bu özellikle çölyak hastaları açısından önemli.<br />
Geleneksel Vakfıkebir Ekmeği gluten içeren tahıl unlarından üretilen bir ekmek ve standart üretim yöntemi onu glutensiz hale getirmiyor.<br />
Ekşi maya fermantasyonu gluten proteinlerinin bir bölümünü değiştirebilir veya parçalayabilir.<br />
Ancak normal fermantasyon:<br />
gluteni çölyak hastaları için güvenli düzeye otomatik olarak indirmez.<br />
Bu nedenle çölyak hastalarının:<br />
“Ekşi mayalıysa yiyebilirim.”<br />
şeklinde düşünmesi doğru değil.<br />
Taş Fırında Pişmesi Daha Sağlıklı Olduğu Anlamına Gelir mi?<br />
Taş fırın, Vakfıkebir Ekmeğinin kültürel kimliğinin ve geleneksel üretim yönteminin önemli bir parçası.<br />
Ekmeğin:<br />
aromasını,<br />
kabuk yapısını,<br />
pişme biçimini<br />
etkiliyor.<br />
Ancak:<br />
“Taş fırında pişen ekmek otomatik olarak daha sağlıklıdır.”<br />
sonucunu destekleyen güçlü klinik kanıt bulunmuyor.<br />
Sağlık açısından un türü, lif, tuz miktarı, fermantasyon ve porsiyon büyüklüğü çok daha doğrudan değerlendirilecek faktörler.<br />
Porsiyon Neden Önemli?<br />
Vakfıkebir Ekmeği geleneksel olarak büyük gramajda hazırlanıyor ve çoğunlukla dilimlenerek tüketiliyor.<br />
Bu nedenle:<br />
“Bir dilim”<br />
standart paketli ekmekteki bir dilimle aynı miktarda karbonhidrat içermeyebilir.<br />
Özellikle:<br />
diyabeti olanların,<br />
kilo kontrolü yapanların,<br />
karbonhidrat miktarını takip edenlerin<br />
dilimin gerçek büyüklüğüne dikkat etmesi önemli.<br />
Bir ekmeğin adı kadar ne kadar tüketildiği de sağlık açısından belirleyici.<br />
Tuz İçeriği de Unutulmamalı<br />
Coğrafi işaret tarifinde 50 kilogram un için 800 gram tuz kullanılması belirtiliyor.<br />
Ancak bu rakamı doğrudan:<br />
“Bir dilimde şu kadar tuz vardır.”<br />
şeklinde çevirmek mümkün değil.<br />
Nihai sodyum miktarı ekmeğin son ağırlığına ve dilimin büyüklüğüne göre değişir.<br />
Yine de hipertansiyonu bulunan veya hekim tarafından sodyum kısıtlaması önerilen kişilerin toplam günlük tuz tüketimini dikkate alması gerekiyor.<br />
En Sağlıklı Vakfıkebir Ekmeği Hangisi?<br />
Bilimsel açıdan tek bir “en sağlıklı Vakfıkebir Ekmeği” tanımı yapmak mümkün değil.<br />
Ancak günlük beslenmede ekmek seçerken:<br />
tam tahıl oranının yüksek olması,<br />
daha fazla lif sağlaması,<br />
aşırı tuz içermemesi,<br />
uygun porsiyonda tüketilmesi<br />
avantaj sağlayabilir.<br />
Ekşi maya ise bu temel özelliklere fermantasyon kaynaklı bazı ek etkiler ekleyebilir.<br />
Başka bir ifadeyle:<br />
Tam tahıllı olması ile ekşi mayalı olması aynı şey değil.<br />
Bir ekmek ekşi mayalı ancak rafine undan yapılmış olabilir.<br />
Bir başka ekmek tam tahıllı olabilir.<br />
Sağlık değerlendirmesinde bu özelliklere birlikte bakmak gerekiyor.<br />
Vakfıkebir Ekmeğinin Asıl Gücü Nerede?<br />
Vakfıkebir Ekmeğinin değerini yalnızca:<br />
“Diğer ekmeklerden daha sağlıklı mı?”<br />
sorusuna indirgemek bu kültürel mirasın önemli bir bölümünü gözden kaçırabilir.<br />
Onu özel yapan;<br />
yaylacılık kültüründen gelen dayanıklılık ihtiyacı, ekşi hamur geleneği, büyük ekmek formu, taş fırın ustalığı ve kuşaktan kuşağa aktarılan üretim bilgisinin aynı üründe buluşması.<br />
Bir zamanlar birkaç günlük yayla yolculuğunda dayanması istenen ekmek, bugün coğrafi işaretle korunan önemli bir bölgesel gastronomi değerine dönüşmüş durumda.<br />
Sonuç: Geleneksel Olması Değerli, Ama “Sınırsız Sağlıklı” Değil<br />
Vakfıkebir Ekmeğinin tarihindeki temel ihtiyaç, resmî köken anlatısına göre oldukça basitti:<br />
Yayla yolculuğu boyunca dayanabilecek ekmek yapmak.<br />
Ekşi maya, büyük gramaj, kalın kabuk ve taş fırında uzun pişirme bu geleneğin karakteristik özelliklerini oluşturdu.<br />
Vakfıkebir Ekmeğini doğrudan inceleyen araştırmalar, uzun süre taze kalmasında yüksek iç nem ve daha yavaş nişasta retrogradasyonunun rol oynayabileceğini gösteriyor.<br />
Ekşi maya üzerine yapılan klinik araştırmalar ise bazı koşullarda yemek sonrası kan şekeri yanıtında avantaj olabileceğine işaret ediyor; ancak kanıtların kesinliği düşük ve sonuçlar kullanılan una göre değişebiliyor.<br />
Bu nedenle mevcut bilimsel veriler:<br />
“Vakfıkebir Ekmeği ekşi mayalı olduğu için herkes için diğer bütün ekmeklerden daha sağlıklıdır.”<br />
sonucunu desteklemiyor.<br />
Sağlık açısından en önemli belirleyiciler hâlâ:<br />
unun niteliği, tam tahıl ve lif içeriği, tuz miktarı, porsiyon büyüklüğü ve kişinin genel beslenme düzeni.<br />
Vakfıkebir Ekmeğinin tartışmasız tarafı ise başka:<br />
Karadeniz’in yayla kültüründen doğan bir ihtiyacı, ustalığı ve geleneksel üretim bilgisini bugünün sofrasına taşıması.<br />
KAYNAKLAR<br />
Türk Patent ve Marka Kurumu — Vakfıkebir Ekmeği Coğrafi İşaret Sicil Belgesi, Tescil No: 372.<br />
Vakfıkebir Belediyesi — Vakfıkebir Ekmeği tarihçesi ve geleneksel üretim bilgileri.<br />
Turkish Journal of Agriculture and Forestry — Geleneksel Vakfıkebir Ekmeğinin kalite ve bayatlama özellikleri üzerine çalışmalar, 2008 ve 2009.<br />
Rolim ME ve arkadaşları — Ekşi mayalı ekmek, glisemik kontrol ve tokluk üzerine sistematik derleme ve meta-analiz. DOI: 10.1080/10408398.2022.2108756<br />
Foods — Vakfıkebir tarzı ekmek dahil geleneksel ekmeklerde in vitro sindirim ve tahmini glisemik indeks çalışması, 2026.<br />
Nikolaou A ve arkadaşları — Ekşi maya fermantasyonu, fitat azaltımı ve demir biyoyararlanımı üzerine sistematik derleme. DOI: 10.3389/fnut.2026.1778997</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/gunlerce-dayansin-diye-yapildi-vakfikebir-ekmeginin-tarihi-ve-saglik-yonu</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/vakfikebir-ekmegi-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="57750"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Tıbbi Aleti Neden 100 Yıl Gizlediler? Doğum Forsepsinin Şaşırtıcı Hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/bir-tibbi-aleti-neden-100-yil-gizlediler-dogum-forsepsinin-sasirtici-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/bir-tibbi-aleti-neden-100-yil-gizlediler-dogum-forsepsinin-sasirtici-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[17. yüzyılın başlarında Chamberlen ailesinin geliştirdiği kabul edilen doğum forsepsi, güç doğumlarda bebeğin başını kavrayarak doğuma yardımcı olabilecek dönemin en önemli obstetrik yeniliklerinden biriydi. Ancak aile bu aracı 100 yılı aşkın süre sıkı biçimde korunan bir aile ve meslek sırrı olarak sakladı. Daha sonraki tarihsel anlatılara göre forseps kapalı bir sandıkla doğuma getiriliyor, aletin görülmemesi için çeşitli önlemler alınıyor ve işlem büyük gizlilik içinde gerçekleştiriliyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ailenin kullandığı forsepslerin örnekleri ise 1813’te eski evlerinin tavan arasındaki gizli bir bölümde bulundu.</p>

<p>Bir hekim ailesinin doğumları değiştirebilecek yeni bir tıbbi araç geliştirdiğini düşünün.</p>

<p>Ancak aile bu buluşu yayımlamıyor.</p>

<p>Meslektaşlarına nasıl çalıştığını anlatmıyor.</p>

<p>Aleti büyük bir gizlilikle taşıyor ve yöntemini yalnızca aile içinde aktarıyor.</p>

<p>Bugün iki eğimli metal parçadan oluşan oldukça tanıdık bir obstetrik araç olan <strong>doğum forsepsi</strong>, 17. yüzyılda Avrupa tıbbının en dikkat çekici sırlarından birine dönüştü.</p>

<p>Bu sırrın merkezinde ise Chamberlen ailesi vardı.</p>

<h2>Hikâye Fransa’dan İngiltere’ye Göç Eden Bir Aileyle Başladı</h2>

<p>Chamberlen ailesi Fransız Huguenot kökenliydi.</p>

<p>Aile dini baskılar nedeniyle Fransa’dan ayrılarak <strong>1569 yılında İngiltere’ye yerleşti.</strong></p>

<p>Ailenin sonraki kuşaklarından Peter Chamberlen the Elder ve Peter Chamberlen the Younger, cerrahi ve doğum alanında tanındı.</p>

<p>Doğum forsepsinin Chamberlen ailesi tarafından <strong>17. yüzyılın başlarında geliştirildiği</strong> genel olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Ancak önemli bir tarihsel belirsizlik bulunuyor:</p>

<p><strong>Forsepsi aile üyelerinden tam olarak kimin geliştirdiği kesin olarak bilinmiyor.</strong></p>

<p>Bazı tarihçiler Peter Chamberlen the Elder’ı en güçlü adaylardan biri olarak gösterse de buluşu tek bir kişiye kesin biçimde atfetmek mümkün değil.</p>

<h2>Forseps Ne İşe Yarıyordu?</h2>

<p>Temel fikir basitti ama dönemi için son derece yenilikçiydi.</p>

<p>Birbirinden ayrı iki eğimli metal parça, bebeğin başının çevresine dikkatlice yerleştiriliyor ve daha sonra bir araya getirilerek doğuma kontrollü biçimde yardımcı olunuyordu.</p>

<p>Bu yöntem özellikle doğumun ilerlemediği bazı güç vakalarda önemli olabiliyordu.</p>

<ol start="17">
 <li>
 <p>yüzyılda bugün kullanılan güvenli sezaryen cerrahisi, modern anestezi, antibiyotikler ve kan transfüzyonu gibi imkânlar bulunmuyordu.</p>
 </li>
</ol>

<p>Bu nedenle uzamış veya tıkanmış doğumlar hem anne hem de bebek açısından ciddi risk taşıyabiliyordu.</p>

<p>Forseps zamanla obstetri tarihinin en önemli mekanik yeniliklerinden biri hâline geldi.</p>

<h2>Peki Böyle Bir Buluş Neden Gizlendi?</h2>

<p>Chamberlen ailesi forsepsi sıkı biçimde korunan bir <strong>aile ve meslek sırrı</strong> olarak tuttu.</p>

<p>Bu sır, ailenin güç doğumlarda diğer hekim ve ebelerden farklı bir yöntem kullanabilmesini sağlıyordu.</p>

<p>Ancak ailenin ilk kuşaklarının temel motivasyonunun yalnızca para kazanmak olduğunu söylemek tarihsel olarak fazla kesin olur.</p>

<p>Daha sonraki kuşaklardan Hugh Chamberlen, ailesinin güç doğumlarda kullandığı özel bir yönteme sahip olduğunu açıkça ima etmiş ancak yöntemin ayrıntılarını açıklamamıştı.</p>

<p>Bunu yapmamasının gerekçelerinden biri olarak da sırrın yalnız kendisine değil, babasına ve kardeşlerine de ait olduğunu savundu.</p>

<p>Buna karşılık Hugh Chamberlen’in daha sonraki dönemde bu sırrı satmaya çalıştığı da tarihsel kayıtlara geçti.</p>

<h2>Kadının Gözleri Gerçekten Bağlanıyor muydu?</h2>

<p>Hikâyenin en dikkat çekici ayrıntılarından biri bu.</p>

<p>Daha sonraki tarihsel anlatılara göre Chamberlen ailesi doğumlara giderken forsepsi kapalı ve dikkat çekici bir sandık içinde taşıyordu.</p>

<p>Aletin görülmesini engellemek için doğum yapan kadının gözlerinin bağlandığı, işlemin örtüler altında gerçekleştirildiği ve odada yalnızca aile üyelerinin bulunduğu da anlatılıyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir tarihçilik uyarısı gerekiyor.</p>

<p>Bu dramatik ayrıntıların bir bölümü olayların yaşandığı dönemden çok daha sonra kaleme alınmış kaynaklardan geliyor.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>“Chamberlenler her doğumda mutlaka kadının gözlerini bağlıyordu”</strong></p>

<p>şeklinde kesin bir ifade kullanmak doğru olmaz.</p>

<p>Daha güvenli tarihsel sonuç şu:</p>

<p><strong>Forsepsin yapısı ve kullanım biçimi aile tarafından olağanüstü bir gizlilikle korunuyordu.</strong></p>

<h2>Sır Bir Kuşakta Kalmadı</h2>

<p>Chamberlen ailesinin sırrı yalnızca ilk kuşağa ait değildi.</p>

<p>Bilgi aile içinde nesilden nesile aktarıldı.</p>

<p>Ailenin farklı üyeleri doğum alanında çalışmaya devam etti ve forsepsi <strong>100 yılı aşkın süre gizli biçimde kullandı.</strong></p>

<p>Bu durum modern tıp anlayışı açısından sıra dışı görünüyor.</p>

<p>Bugün yeni bir tıbbi yöntemin bilimsel değer kazanabilmesi için:</p>

<ul>
 <li>
 <p>açıklanması,</p>
 </li>
 <li>
 <p>bağımsız araştırmacılar tarafından sınanması,</p>
 </li>
 <li>
 <p>yarar ve zararlarının değerlendirilmesi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>sonuçlarının paylaşılması</p>
 </li>
</ul>

<p>bekleniyor.</p>

<ol start="17">
 <li>
 <p>yüzyılda ise tıbbi bilgi paylaşımı bugünkü bilimsel sistemden oldukça farklıydı.</p>
 </li>
</ol>

<p>Bir yöntem kişisel, ailevi veya mesleki sır olarak saklanabiliyordu.</p>

<h2>Hugh Chamberlen Sırrı Fransa’ya Satmaya Çalıştı</h2>

<p>1670 yılında Hugh Chamberlen Paris’e gitti.</p>

<p>Tarihsel kaynaklara göre amaçlarından biri aile sırrını Fransızlara satmaktı.</p>

<p>Tarihsel anlatılara göre ünlü Fransız doğum hekimi François Mauriceau, Chamberlen’e son derece güç bir doğum vakasında yöntemini göstermesi için fırsat verdi.</p>

<p>Kadında ciddi pelvis deformitesi bulunduğu ve doğumun uzun süredir ilerlemediği aktarılıyor.</p>

<p>Chamberlen girişiminde başarılı olamadı.</p>

<p>Fransa’daki satış girişimi de sonuçsuz kaldı.</p>

<p>Bu olay, forsepsin her doğumda işe yarayan mucizevi bir araç olmadığını da gösteriyor.</p>

<p>Sonuç;</p>

<ul>
 <li>
 <p>annenin anatomisine,</p>
 </li>
 <li>
 <p>bebeğin pozisyonuna,</p>
 </li>
 <li>
 <p>doğumun evresine,</p>
 </li>
 <li>
 <p>yöntemi uygulayan kişinin deneyimine</p>
 </li>
</ul>

<p>bağlıydı.</p>

<h2>Forseps Sırrı Sonsuza Kadar Sürmedi</h2>

<ol start="18">
 <li>
 <p>yüzyıla gelindiğinde başka hekimler de forseps benzeri doğum araçları geliştirmeye başladı.</p>
 </li>
</ol>

<p>Fransız obstetrisyen <strong>André Levret</strong> ve İskoç obstetrisyen <strong>William Smellie</strong>, forseps tasarımının sonraki gelişiminde önemli rol oynadı.</p>

<p>Aletin bebeğin başına ve annenin pelvisine daha iyi uyum sağlaması için yeni eğimler geliştirildi.</p>

<p>Smellie ayrıca forsepsin hangi durumlarda ve nasıl kullanılabileceğini daha sistematik biçimde tanımlayan isimlerden biri oldu.</p>

<p>Böylece forseps bir aile sırrı olmaktan çıkarak giderek obstetrik uygulamanın tartışılan ve öğretilen araçlarından biri hâline geldi.</p>

<h2>Orijinal Forsepsler 1813’te Gizli Bir Bölümde Bulundu</h2>

<p>Hikâyenin en çarpıcı bölümlerinden biri 1813 yılında ortaya çıktı.</p>

<p>Chamberlen ailesinin İngiltere’nin Essex bölgesindeki eski evi <strong>Woodham Mortimer Hall</strong>’da yapılan çalışmalar sırasında tavan arasında gizli bir bölüm keşfedildi.</p>

<p>Bu bölümde eski kutular, belgeler ve doğum aletleri bulundu.</p>

<p>Bunların arasında Chamberlen ailesine ait forseps örnekleri de vardı.</p>

<p>Ancak aletlerin tam olarak ne zaman bu bölüme yerleştirildiği bilinmediği için:</p>

<p><strong>“Yüzyıllar boyunca aynı yerde saklandılar”</strong></p>

<p>şeklinde kesin bir ifade kullanmak doğru olmaz.</p>

<p>Daha güvenli olan:</p>

<p><strong>Aletlerin, ailenin eski evindeki gizli bir bölümde saklı halde bulunduğunu söylemek.</strong></p>

<p>Chamberlen forsepsleri daha sonra tarihî tıp koleksiyonlarının önemli parçalarından biri hâline geldi.</p>

<p>Orijinal örnekler 1957 yılında Royal Society of Medicine tarafından Royal College of Obstetricians and Gynaecologists’e bağışlandı.</p>

<h2>Bu Hikâye Neden Bugün Hâlâ Tartışılıyor?</h2>

<p>Chamberlen ailesinin öyküsü yalnızca eski bir tıbbi aletin tarihi değil.</p>

<p>Aynı zamanda bilim etiği açısından güçlü bir soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p><strong>Hayat kurtarma potansiyeli taşıyan bir tıbbi bilgi kime aittir?</strong></p>

<p>Onu geliştiren kişiye mi?</p>

<p>Ailesine mi?</p>

<p>Mesleğe mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yoksa toplumun tamamına mı?</p>

<p>Chamberlen ailesinin forsepsi gizli tutması, onlara mesleki avantaj sağlamış olabilir.</p>

<p>Ancak sırrın daha önce açıklanması durumunda kaç anne veya bebeğin farklı bir sonuç yaşayabileceğini bugün hesaplamak mümkün değil.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>“Chamberlen ailesi forsepsi sakladığı için şu kadar kişi hayatını kaybetti”</strong></p>

<p>gibi ifadelerin bilimsel veya tarihsel dayanağı bulunmuyor.</p>

<p>Bununla birlikte olay, modern tıpta bilimsel bilginin paylaşılmasının neden temel ilkelerden biri hâline geldiğini gösteren güçlü örneklerden biri.</p>

<h2>Forseps Günümüzde Hâlâ Kullanılıyor mu?</h2>

<p>Evet.</p>

<p>Ancak 17. yüzyıldaki Chamberlen forsepsi ile günümüzde kullanılan obstetrik forsepsler aynı araç değil.</p>

<p>Tasarım, kullanım kriterleri ve güvenlik standartları yüzyıllar boyunca önemli ölçüde değişti.</p>

<p>Bugün forseps, <strong>yardımlı vajinal doğum</strong> yöntemlerinden biri.</p>

<p>Bebeğin sağlık durumuyla ilgili endişe olması, doğumun ilerlememesi veya annenin ıkınmasının uygun olmadığı bazı durumlarda değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Bir diğer seçenek ise vakumla doğum olarak bilinen ventuz uygulaması.</p>

<p>Hangi yöntemin seçileceği;</p>

<ul>
 <li>
 <p>bebeğin pozisyonuna,</p>
 </li>
 <li>
 <p>gebelik haftasına,</p>
 </li>
 <li>
 <p>doğumun evresine,</p>
 </li>
 <li>
 <p>annenin ve bebeğin klinik durumuna,</p>
 </li>
 <li>
 <p>uygulayıcının deneyimine</p>
 </li>
</ul>

<p>göre değişebiliyor.</p>

<h2>Forseps Risksiz Bir Araç Değil</h2>

<p>Modern obstetride forseps kullanımı belirli klinik koşullar ve deneyim gerektiriyor.</p>

<p>Yardımlı vajinal doğumlarda annede vajinal veya perineal yırtık riski artabiliyor.</p>

<p>Forseps kullanılan doğumlarda üçüncü veya dördüncü derece perine yırtığı riskinin yaklaşık <strong>yüzde 8–12</strong> düzeyinde bildirildiği kaynaklar bulunuyor.</p>

<p>Bebekte ise forsepsin temas ettiği bölgelerde geçici yüz izleri görülebiliyor.</p>

<p>Bu izler çoğu durumda kısa süre içinde kayboluyor.</p>

<p>Özellikle bebeğin başının çevrilmesini gerektiren rotasyonel forseps uygulamalarının deneyimli hekimler tarafından veya doğrudan deneyimli hekim gözetiminde yapılması öneriliyor.</p>

<p>Bu nedenle Chamberlenlerin buluşunun tarihsel önemi:</p>

<p><strong>“Forseps her doğumda kullanılmalıdır”</strong></p>

<p>değil;</p>

<p>güç doğumlarda cerrahi dışı bir yardım seçeneğinin gelişmesine öncülük etmesidir.</p>

<h2>Tıbbın Sırdan Bilime Dönüşmesinin Hikâyesi</h2>

<p>Chamberlen ailesinin öyküsü dört yüzyıllık tıp tarihindeki büyük değişimi tek bir araç üzerinden anlatıyor.</p>

<p>Bir tarafta:</p>

<ul>
 <li>
 <p>gizli sandıklar,</p>
 </li>
 <li>
 <p>kapalı kapılar,</p>
 </li>
 <li>
 <p>aile içinde saklanan yöntemler.</p>
 </li>
</ul>

<p>Diğer tarafta günümüz tıbbının:</p>

<ul>
 <li>
 <p>bilimsel yayınları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>klinik araştırmaları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>tedavi standartları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>hasta onamı,</p>
 </li>
 <li>
 <p>güvenlik izlemi</p>
 </li>
</ul>

<p>bulunuyor.</p>

<p>Belki de Chamberlen forsepsinin en önemli mirası yalnızca doğum yöntemlerini değiştirmesi değil.</p>

<p>Bu hikâye aynı zamanda tıbbın en temel ilkelerinden birini hatırlatıyor:</p>

<p><strong>Bir tıbbi buluşun yapılması kadar, güvenli biçimde sınanması ve bilgisinin paylaşılması da önemlidir.</strong></p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<ul>
 <li>
 <p>Royal College of Obstetricians and Gynaecologists — Chamberlen Forceps, Heritage Collections.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dunn PM. <i>The Chamberlen family (1560–1728) and obstetric forceps.</i> Archives of Disease in Childhood: Fetal and Neonatal Edition. 1999. DOI: <strong>10.1136/fn.81.3.f232</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><i>The Birth of Forceps.</i> Journal of the Royal Society of Medicine Short Reports. 2013.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Royal College of Physicians — Hugh Chamberlen tarihsel kaydı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Royal College of Obstetricians and Gynaecologists — Assisted Vaginal Birth: Ventouse or Forceps.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/bir-tibbi-aleti-neden-100-yil-gizlediler-dogum-forsepsinin-sasirtici-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/forseps-1200x750-200kb-1.webp" type="image/jpeg" length="30526"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nijer’de Darbe Girişimi İddiası: Başkentte Silah Sesleri]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/nijerde-darbe-girisimi-iddiasi-baskentte-silah-sesleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/nijerde-darbe-girisimi-iddiasi-baskentte-silah-sesleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nijer’in başkenti Niamey’de havalimanı, 101’inci Hava Üssü ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresinde silah sesleri ile patlamalar duyuldu. Uluslararası kaynaklar saldırıların isyancı askerler tarafından düzenlendiğini bildirirken, yönetim durumun kontrol altında olduğunu açıkladı. Olayın darbe girişimi olup olmadığına ilişkin resmî ve ayrıntılı bir açıklama ise henüz yapılmadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Nijer’de Darbe Girişimi İddiası: Başkentte Şiddetli Çatışma</p>

<p>Nijer’in başkenti Niamey, 29 Ağustos 2026 Cumartesi gününün ilk saatlerinde silah sesleri ve patlamalarla sarsıldı. Çatışmaların ülkenin ana havalimanı, askerî hava üssü ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresinde yoğunlaştığı bildirildi.</p>

<p>Güvenlik kaynaklarına dayandırılan bilgilere göre isyancı askerlerden oluşan gruplar, Niamey’deki birden fazla stratejik noktaya eş zamanlı saldırılar düzenledi. Gelişme, uluslararası kamuoyunda yeni bir darbe girişimi ihtimalini gündeme getirdi.</p>

<p>Havalimanı ve 101’inci Hava Üssü hedef alındı</p>

<p>Çatışmaların merkezlerinden biri, Diori Hamani Uluslararası Havalimanı ile aynı bölgede bulunan 101’inci Hava Üssü oldu. Görgü tanıkları, gece boyunca bölgede ağır silah sesleri ve patlamalar duyulduğunu aktardı.</p>

<p>Bazı güvenlik kaynakları, farklı bölgelerde görev yapan askerlerin saldırılara katıldığını ileri sürdü. Güvenlik güçlerinin karşılık vermesi üzerine havalimanı ve askerî üs çevresinde uzun süre çatışma yaşandı.</p>

<p>İlk bilgilere göre hükümete bağlı birlikler 101’inci Hava Üssü’nün kontrolünü yeniden sağladı. Ancak havalimanındaki durumun bir süre belirsizliğini koruduğu bildirildi.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı bölgesine girmeye çalıştılar</p>

<p>Silahlı grupların, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bulunduğu Plateau bölgesindeki güvenlik çemberini aşmaya çalıştığı da öne sürüldü. Başkentte saraya çıkan bazı yollar güvenlik güçleri tarafından kapatılırken bölgeye ilave asker sevk edildi.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinin hükümete bağlı güçlerin kontrolünde kaldığı belirtildi. Nijer Devlet Başkanı General Abdourahamane Tiani’nin durumuna ilişkin olumsuz bir bilgi paylaşılmadı.</p>

<p>Devlet yayınında kesinti yaşandı</p>

<p>Olaylar sırasında Nijer devlet televizyonu ve radyosunun yayınında kesintiler meydana geldi. Bazı kaynaklar yayın merkezine isyancı askerlerin girdiğini ileri sürerken bu bilgi resmî makamlarca ayrıntılı biçimde doğrulanmadı.</p>

<p>Ülkeyi yöneten Anavatanı Koruma Ulusal Konseyi, halka birlik ve dikkat çağrısında bulundu. Yönetim, güvenlik güçlerinin harekete geçirildiğini ve durumun kontrol altına alındığını duyurdu.</p>

<p>Darbe girişimi resmen ilan edilmedi</p>

<p>Uluslararası haber kuruluşları olayları, “isyancı askerlerin koordineli saldırısı” şeklinde aktardı. Bununla birlikte Nijer makamları, gelişmeyi şu ana kadar resmen bir darbe girişimi olarak tanımlamadı.</p>

<p>Saldırıların arkasındaki grubun kimliği, amaçları, komuta yapısı ve yönetime karşı resmî bir bildiri yayımlayıp yayımlamadığı henüz kesinlik kazanmadı. Can kaybı, yaralı ve gözaltı sayısına ilişkin de doğrulanmış kapsamlı bir bilanço açıklanmadı.</p>

<p>Bu nedenle sosyal medyada dolaşıma giren “yönetim devrildi” ve “darbe başarıya ulaştı” şeklindeki paylaşımlar teyit edilmiş bilgi olarak kabul edilmiyor.</p>

<p>Nijer 2023’ten beri askerî yönetim altında</p>

<p>Nijer’de Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum, Temmuz 2023’te gerçekleştirilen askerî darbeyle görevden uzaklaştırılmıştı. Darbenin ardından General Abdourahamane Tiani yönetimin başına geçmişti.</p>

<p>Yeni yönetim, Batılı ülkelerle askerî iş birliğini önemli ölçüde azaltırken Mali ve Burkina Faso ile ilişkilerini güçlendirdi. Rusya ile askerî yakınlaşma da bu süreçte belirginleşti.</p>

<p>Diori Hamani Uluslararası Havalimanı ve 101’inci Hava Üssü, ülkenin askerî güvenliği açısından stratejik önem taşıyor. Aynı bölge 2026 yılı içinde daha önce de silahlı saldırılara sahne olmuştu.</p>

<p>Başkentte arama operasyonları sürüyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güvenlik güçlerinin Niamey genelinde kontrol noktaları oluşturduğu ve saldırılara katıldığı değerlendirilen kişileri yakalamak amacıyla operasyonlar yürüttüğü bildirildi.</p>

<p>Havalimanındaki uçuşların durumu ile başkentteki ulaşım kısıtlamalarına ilişkin yeni açıklamalar bekleniyor. Nijer yönetiminin olayların niteliği ve sorumluları hakkında ayrıntılı bir bilgilendirme yapması öngörülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Dünya</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/nijerde-darbe-girisimi-iddiasi-baskentte-silah-sesleri</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 14:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5527.jpeg" type="image/jpeg" length="72353"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’da Golcü Operasyonu: Masada 7 İsim Var]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-golcu-operasyonu-masada-7-isim-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-golcu-operasyonu-masada-7-isim-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Transfer döneminin son bölümüne girilirken Trabzonspor santrfor operasyonunu hızlandırdı. Mohamed Touré görüşmelerde öne çıkarken Fabio Silva dosyası tamamen kapanmadı. Richarlison’un menajerler aracılığıyla önerildiği belirtilirken Steve Ngoura, Zian Flemming, Ayase Ueda ve Eldor Shomurodov da kulislerde adı geçen isimler arasında.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’da transfer çalışmalarının ağırlık merkezi santrfor bölgesine kaydı. Bordo-mavililer, Paul Onuachu ile rekabet edebilecek ve gerektiğinde hücum hattında farklı bir oyun karakteri sağlayabilecek yabancı golcü için Avrupa pazarında temaslarını sürdürüyor.</p>

<p>Son günlerde farklı isimler gündeme gelse de eldeki bilgiler, Mohamed Touré dosyasının diğer adaylardan daha ileri aşamada bulunduğuna işaret ediyor. Fabio Silva ise yüksek maliyetine rağmen tamamen rafa kaldırılmış değil. Richarlison cephesindeki gelişme şimdilik menajer önerisi seviyesinde bulunuyor.</p>

<p>Mohamed Touré için pazarlık sürüyor</p>

<p>Trabzonspor’un santrfor listesindeki en sıcak isim Norwich City forması giyen Mohamed Touré.</p>

<p>22 yaşındaki Avustralyalı golcü için Norwich ile temasların devam ettiği, bordo-mavililerin transferi kiralama formülü üzerinden sonuçlandırmak istediği belirtiliyor.</p>

<p>Pazarlığın kritik bölümünü satın alma maddesi oluşturuyor. Trabzonspor’un yüksek ve doğrudan zorunlu bir bonservis yükümlülüğü yerine performansa bağlı veya daha esnek şartlara sahip bir yapı istediği aktarılıyor.</p>

<p>Norwich tarafının toplam beklentisinin ise yaklaşık 15-20 milyon euro bandına ulaşabileceği öne sürülüyor.</p>

<p>Teknik Direktör Fatih Tekke’nin Touré’yi takip ettiği ve oyuncunun transferine olumlu yaklaştığı bilgisi de Trabzon yerel kaynaklarında yer alıyor.</p>

<p>Bu tablo Touré’yi şu anda listenin en ciddi adaylarından biri haline getiriyor.</p>

<p>Fabio Silva dosyası kapanmadı</p>

<p>Listenin önemli isimlerinden Fabio Silva için de kapılar tamamen kapanmış değil.</p>

<p>Trabzonspor’un Borussia Dortmund forması giyen Portekizli oyuncuyu kiralama ve satın alma maddesi içeren bir formülle kadrosuna katmak istediği, ancak Alman kulübünün taleplerinin operasyonu zorlaştırdığı belirtiliyor.</p>

<p>Oyuncu için yaklaşık 22 milyon euro seviyesinde bir bonservis beklentisinden söz edilirken, Silva’nın Trabzonspor seçeneğine yaklaşımındaki belirsizlik de süreci yavaşlatan faktörlerden biri olarak gösteriliyor.</p>

<p>Bu nedenle Touré dosyası son günlerde Fabio Silva’nın önüne geçmiş durumda.</p>

<p>Sürpriz öneri: Richarlison</p>

<p>Trabzonspor kulislerindeki en çarpıcı isim ise Richarlison.</p>

<p>Tottenham forması giyen Brezilyalı santrforun menajerler aracılığıyla Trabzonspor’a önerildiği belirtiliyor. Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Mevcut bilgiler, Trabzonspor’un Tottenham ile Richarlison için ileri seviyede transfer görüşmesi yaptığı anlamına gelmiyor. Şimdilik gündemdeki gelişme oyuncunun bordo-mavili kulübe önerilmiş olması seviyesinde.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Trabzonspor yönetiminin mali şartları uygun bulması halinde dosyanın ilerleyip ilerlemeyeceği transfer döneminin son günlerinde belli olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla Richarlison ismi kulis listesinin en sansasyonel başlığı olsa da şu aşamada Touré kadar sıcak bir transfer dosyası değil.</p>

<p>Steve Ngoura da listede</p>

<p>Trabzonspor’un genç ve gelişime açık santrfor arayışında değerlendirilen oyunculardan biri de Steve Ngoura.</p>

<p>Cercle Brugge forması giyen Fransız golcünün bordo-mavililerin alternatif listesinde bulunduğu belirtiliyor.</p>

<p>Ngoura’nın yaşı ve gelişim potansiyeli, Trabzonspor’un yalnızca kısa vadeli katkı sağlayacak değil, ilerleyen yıllarda ekonomik değer oluşturabilecek bir forvet arayışıyla da örtüşüyor.</p>

<p>Ancak Touré’de olduğu gibi kulüpler arasında ileri aşamada pazarlık yürütüldüğünü gösteren güçlü güncel bilgi henüz bulunmuyor.</p>

<p>Zian Flemming menajer önerileri arasında</p>

<p>Burnley forması giyen Zian Flemming de Trabzonspor’a önerildiği belirtilen santrforlardan.</p>

<p>Hollandalı oyuncunun adı alternatifler arasında geçerken, mevcut bilgiler transfer görüşmelerinin ileri aşamaya geçtiğini göstermiyor.</p>

<p>Bu nedenle Flemming dosyasını şu aşamada doğrudan transfer hedefinden çok değerlendirilen alternatiflerden biri olarak görmek daha doğru.</p>

<p>Ayase Ueda sürprizi</p>

<p>Forvet listesindeki dikkat çekici başka bir oyuncu ise Feyenoord’un Japon santrforu Ayase Ueda.</p>

<p>Ueda’nın da menajerler aracılığıyla Trabzonspor’un değerlendirmesine sunulan isimlerden biri olduğu ileri sürülüyor.</p>

<p>Teknik heyetin aradığı hareketli santrfor profiline uyan Japon futbolcunun durumu takip edilirken şu ana kadar Feyenoord ile resmi pazarlığın ileri aşamaya taşındığını gösteren güçlü bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Shomurodov ismi de kulislerde</p>

<p>Trabzonspor çevresinde gündeme getirilen diğer isimlerden biri Eldor Shomurodov.</p>

<p>Gazeteci Haluk Ayyıldız, Fabio Silva transferinin zorluğuna dikkat çekerken Shomurodov’un ihtimaller arasında bulunduğunu aktardı.</p>

<p>Ancak bu dosyada da şu anda Touré transferindeki seviyede somut kulüpler arası pazarlık bilgisi bulunmuyor.</p>

<p>Trabzonspor nasıl bir golcü arıyor?</p>

<p>İsimlerin profilleri incelendiğinde bordo-mavililerin yalnızca klasik bir ceza sahası santrforu aramadığı görülüyor.</p>

<p>Paul Onuachu’nun kadroda bulunması nedeniyle yeni transferde daha hareketli, savunma arkasına koşu yapabilen, ön alan baskısına katılabilen ve bağlantı oyununda kullanılabilecek farklı bir hücum karakterinin tercih edildiği belirtiliyor.</p>

<p>Touré ve Fabio Silva’nın listenin üst sıralarında bulunması da bu stratejiyle örtüşüyor.</p>

<p>Kritik tarih 2 Eylül</p>

<p>Trabzonspor yönetiminin önündeki önemli eşiklerden biri UEFA oyuncu listesi.</p>

<p>Yerel kaynaklara göre bordo-mavililer, 2 Eylül’deki UEFA liste süresinden önce yeni santrfor transferini sonuçlandırmak istiyor.</p>

<p>Bu nedenle önümüzdeki birkaç gün transfer operasyonunun en hareketli bölümü olabilir.</p>

<p>Şu anki kulislerin ağırlığına göre tablo şöyle şekilleniyor:</p>

<p>Mohamed Touré: Görüşme ve pazarlık aşaması, en sıcak dosya<br />
Fabio Silva: Ciddi aday ancak mali şartlar zor<br />
Richarlison: Menajer önerisi, henüz somut pazarlık teyidi yok<br />
Steve Ngoura: Alternatif/genç yatırım profili<br />
Zian Flemming: Menajer önerisi/alternatif<br />
Ayase Ueda: Menajer önerisi/alternatif<br />
Eldor Shomurodov: Kulislerde değerlendirilen seçenek</p>

<p>Bordo-mavililerin Touré pazarlığında istediği şartları elde edememesi halinde listenin diğer isimlerine hızla dönmesi beklenebilir. Transfer döneminin son günleri ayrıca Avrupa’da kadro dışında kalabilecek yeni santrforların Trabzonspor’un önüne gelmesine de kapı açabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-golcu-operasyonu-masada-7-isim-var</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9283.jpeg" type="image/jpeg" length="77382"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tip 1 Diyabetle Yaşayanların Sayısı Neden Artacak? 2049 İçin Yeni Küresel Tahmin]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/tip-1-diyabetle-yasayanlarin-sayisi-neden-artacak-2049-icin-yeni-kuresel-tahmin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/tip-1-diyabetle-yasayanlarin-sayisi-neden-artacak-2049-icin-yeni-kuresel-tahmin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa Diyabet Araştırmaları Derneğinin 2026 kongresinde sunulması planlanan yeni bir küresel modelleme çalışması, tip 1 diyabetle yaşayan kişi sayısının 2025’te tahmini 9,4 milyondan 2049’da 12,1 milyona çıkabileceğini öngörüyor. Yaklaşık yüzde 29’luk bu artış, yeni tanıların aynı oranda artacağı anlamına gelmiyor; model yıllık yeni vakalarda yaklaşık yüzde 14 artış bekliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dünya genelinde tip 1 diyabetle yaşayan insanların sayısı önümüzdeki yıllarda belirgin biçimde artabilir.</p>

<p>Avrupa Diyabet Araştırmaları Derneğinin 2026 yıllık toplantısında sunulmak üzere hazırlanan yeni modelleme çalışmasına göre tip 1 diyabetle yaşayan kişi sayısının <strong>2025’te tahmini 9,4 milyondan 2049’da 12,1 milyona</strong> yükselmesi bekleniyor.</p>

<p>Bu yaklaşık <strong>2,7 milyon kişilik veya yüzde 29’luk artış</strong> anlamına geliyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor:</p>

<p><strong>Bu rakamlar gelecekte kesin olarak gerçekleşecek vaka sayıları değil, epidemiyolojik bir modelin ürettiği projeksiyonlar.</strong></p>

<p>Araştırmanın sonuçları 28 Ağustos 2026’da erken kongre duyurusu olarak paylaşıldı. Çalışmanın 28 Eylül–2 Ekim 2026 tarihlerinde Milano’da düzenlenecek Avrupa Diyabet Araştırmaları Derneği yıllık toplantısında sunulması planlanıyor.</p>

<p>Sonuçlara ilişkin hakemli tam makale henüz yayımlanmış değil.</p>

<h2>Yıllık Yeni Vakalardaki Artış Yüzde 29 Değil</h2>

<p>Toplam tip 1 diyabetli kişi sayısındaki yüzde 29’luk artış kolayca yanlış anlaşılabilir.</p>

<p>Araştırmacıların kullandığı DIAMOND-T1D modeline göre dünyada bir yılda ortaya çıkan yeni tip 1 diyabet vakalarının:</p>

<p><strong>2025’te 530 bin 24’ten</strong></p>

<p><strong>2049’da 605 bin 58’e</strong></p>

<p>çıkması öngörülüyor.</p>

<p>Bu yaklaşık <strong>yüzde 14’lük artışa</strong> karşılık geliyor.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p><strong>“Tip 1 diyabet vakaları yüzde 29 artacak”</strong></p>

<p>şeklindeki genel ifade bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p><strong>Yüzde 29’luk tahmin, tip 1 diyabetle yaşayan toplam kişi sayısına; yüzde 14’lük tahmin ise yıllık yeni vaka sayısına ilişkin.</strong></p>

<p>Bu ayrım çalışmanın doğru yorumlanması açısından kritik önem taşıyor.</p>

<h2>Peki Toplam Sayı Neden Daha Hızlı Artabilir?</h2>

<p>Tip 1 diyabetle yaşayanların toplam sayısındaki artışın yalnızca hastalığın daha sık ortaya çıkmasıyla açıklanması beklenmiyor.</p>

<p>Tip 1 diyabet, bağışıklık sisteminin pankreastaki insülin üreten beta hücrelerine zarar verdiği kronik otoimmün bir hastalık.</p>

<p>İnsüline erişim, glukoz takibi ve diyabet bakımındaki gelişmeler, tip 1 diyabetli bireylerin daha uzun süre yaşayabilmesine katkıda bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle bir toplumda tip 1 diyabetle yaşayan insanların sayısının artması her zaman yalnızca:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“Daha fazla insan hastalanıyor.”</strong></p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha fazla kişinin tanı alması ve hastalıkla daha uzun süre yaşayabilmesi de prevalansı, yani belirli bir zamanda tip 1 diyabetle yaşayan toplam kişi sayısını artırabiliyor.</p>

<h2>En Büyük Göreli Artış Düşük Gelirli Ülkelerde Bekleniyor</h2>

<p>Modelin dikkat çekici sonuçlarından biri ülkeler arasındaki farklılıklar.</p>

<p>Tip 1 diyabetle yaşayan insanların büyük bölümünün yüksek ve orta gelirli ülkelerde bulunmaya devam etmesi bekleniyor.</p>

<p>Buna karşılık <strong>en büyük göreli prevalans artışının düşük gelirli ülkelerde görülebileceği</strong> tahmin ediliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bu değişimde özellikle:</p>

<ul>
 <li>
 <p>insüline erişimin iyileşmesinin,</p>
 </li>
 <li>
 <p>glukoz takibinin yaygınlaşmasının,</p>
 </li>
 <li>
 <p>daha fazla hastanın tanı almasının,</p>
 </li>
 <li>
 <p>tip 1 diyabetli kişilerin daha uzun yaşamasının</p>
 </li>
</ul>

<p>rol oynayabileceğini değerlendiriyor.</p>

<p>Dolayısıyla düşük gelirli ülkelerde tip 1 diyabetle yaşayanların sayısının artması yalnızca hastalığın yükündeki artışı değil, bazı bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimin iyileşmesini de yansıtabilir.</p>

<h2>Tanzanya’da Sayı Yaklaşık İkiye Katlanabilir</h2>

<p>Araştırmada verilen örneklerden biri Tanzanya.</p>

<p>Model, ülkede yıllık yeni tip 1 diyabet vakalarının:</p>

<p><strong>2025’te 3 bin 275’ten</strong></p>

<p><strong>2049’da 6 bin 177’ye</strong></p>

<p>çıkabileceğini öngörüyor.</p>

<p>Tip 1 diyabetle yaşayan toplam kişi sayısının ise yaklaşık:</p>

<p><strong>19 bin 101’den 39 bin 673’e</strong></p>

<p>yükselmesi bekleniyor.</p>

<p>Mutlak rakamlar bazı yüksek gelirli ülkelerden daha düşük olsa da göreli artış oldukça yüksek.</p>

<h2>ABD’de Yarım Milyondan Fazla Ek Kişi Tip 1 Diyabetle Yaşayabilir</h2>

<p>Model yüksek gelirli ülkelerde de önemli artışlar öngörüyor.</p>

<p>ABD’de tip 1 diyabetle yaşayan kişi sayısının:</p>

<p><strong>2025’te 1 milyon 492 bin 825’ten</strong></p>

<p><strong>2049’da 2 milyon 55 bin 235’e</strong></p>

<p>çıkabileceği tahmin ediliyor.</p>

<p>Bu, yarım milyondan fazla ek kişiye karşılık geliyor.</p>

<p>Birleşik Krallık için tahmin:</p>

<p><strong>313 bin 725’ten 420 bin 551’e</strong></p>

<p>yükseliş yönünde.</p>

<p>İtalya’da ise tip 1 diyabetle yaşayanların sayısının:</p>

<p><strong>205 bin 499’dan 239 bin 145’e</strong></p>

<p>çıkabileceği hesaplanıyor.</p>

<p>Bu yaklaşık <strong>yüzde 16’lık artış</strong> anlamına geliyor.</p>

<p>Buna karşılık birçok yüksek gelirli ülkede yıllık yeni vaka sayısının 2025 ile 2049 arasında görece daha sınırlı değişmesi bekleniyor.</p>

<p>Bu durum da toplam hasta sayısındaki artışın yalnızca yeni tanılarla açıklanamayacağını gösteriyor.</p>

<h2>Çocuklar ve Gençler Önemli Bir Pay Taşıyor</h2>

<p>Tip 1 diyabet sıklıkla çocukluk ve gençlik dönemiyle ilişkilendirilse de hastalık her yaşta ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Modelin 2025 tahminlerine göre <strong>0–19 yaş grubu küresel yıllık yeni tip 1 diyabet vakalarının yaklaşık yüzde 42’sini</strong> oluşturuyor.</p>

<p>Bu oran:</p>

<ul>
 <li>
 <p>yüksek gelirli ülkelerde yaklaşık <strong>yüzde 37</strong>,</p>
 </li>
 <li>
 <p>düşük gelirli ülkelerde yaklaşık <strong>yüzde 49</strong></p>
 </li>
</ul>

<p>olarak tahmin edildi.</p>

<p>Dolayısıyla yeni vakaların önemli bir bölümü çocuk ve ergenlerde görülse de tip 1 diyabeti yalnızca “çocukluk çağı diyabeti” olarak tanımlamak doğru değil.</p>

<h2>Araştırmacılar Tahmini Nasıl Yaptı?</h2>

<p>Projeksiyonlarda <strong>DIAMOND-T1D</strong> adı verilen epidemiyolojik model kullanıldı.</p>

<p>Modelin geliştirilmesine Danimarka’daki Steno Diabetes Center Odense’den Prof. Anders Green liderlik etti.</p>

<p>DIAMOND-T1D modeli;</p>

<ul>
 <li>
 <p>mevcut tip 1 diyabet insidans verilerini,</p>
 </li>
 <li>
 <p>nüfusun yaş dağılımını,</p>
 </li>
 <li>
 <p>hastaların sağkalımını,</p>
 </li>
 <li>
 <p>yaşa özgü yeni vaka oranlarını,</p>
 </li>
 <li>
 <p>tip 1 diyabete bağlı mortalite varsayımlarını,</p>
 </li>
 <li>
 <p>insülinin ülkelerde hangi tarihlerde kullanıma girdiğini</p>
 </li>
</ul>

<p>birlikte değerlendiriyor.</p>

<p>Modelin dikkat çekici özelliklerinden biri ülkeler arasındaki tarihsel insülin erişimi farklılıklarını da hesaba katmaya çalışması.</p>

<p>Model, Danimarka ve İskoçya’daki nüfus temelli kayıtlarla karşılaştırılarak doğrulandı.</p>

<h2>Neden Bazı Önceki Tahminlerden Daha Düşük?</h2>

<p>Araştırmacılar kendi tahminlerinin T1D Index ve Global Burden of Disease gibi bazı diğer küresel tahminlerden daha düşük olduğunu da belirtiyor.</p>

<p>Bunun temel nedenlerinden biri DIAMOND-T1D modelinin özellikle:</p>

<p><strong>ileri yaşlarda ve düşük-orta gelirli ülkelerde tip 1 diyabetli bireylerin sağkalımı konusunda daha ihtiyatlı varsayımlar kullanması.</strong></p>

<p>Bu farklılık önemli.</p>

<p>Çünkü dünya genelinde tip 1 diyabetle yaşayan insanların gerçek sayısını tahmin etmek sanıldığından daha zor.</p>

<p>Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde uzun dönemli kayıt sistemleri, yeni vaka verileri ve ölüm oranlarına ilişkin bilgiler sınırlı olabiliyor.</p>

<h2>“Tip 1 Diyabet Yüzde 29 Artacak” Demek Neden Eksik?</h2>

<p>Araştırmanın en önemli ayrımlarından biri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Yüzde 29 artacağı öngörülen:</p>

<p><strong>tip 1 diyabetle yaşayan toplam kişi sayısı.</strong></p>

<p>Yıllık yeni vaka sayısındaki beklenen artış ise:</p>

<p><strong>yaklaşık yüzde 14.</strong></p>

<p>Üstelik toplam hasta sayısındaki büyümenin bir bölümünün daha uzun yaşam süresi ve tedaviye erişimdeki gelişmelerle ilişkili olabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırma:</p>

<p><strong>“Bir kişinin tip 1 diyabete yakalanma riski dünya genelinde yüzde 29 artacak.”</strong></p>

<p>sonucunu vermiyor.</p>

<p>Aynı şekilde 2049 için açıklanan rakamların kesin olarak gerçekleşeceği de söylenemez.</p>

<h2>Modelin En Büyük Sınırlılığı Ne?</h2>

<p>Çalışmanın temel sınırlılıklarından biri, dünya genelindeki tip 1 diyabet verilerinin aynı kalitede olmaması.</p>

<p>Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde:</p>

<ul>
 <li>
 <p>ulusal kayıt sistemleri sınırlı olabiliyor,</p>
 </li>
 <li>
 <p>yeni vaka verileri eksik kalabiliyor,</p>
 </li>
 <li>
 <p>ölüm oranları kesin olarak bilinmeyebiliyor,</p>
 </li>
 <li>
 <p>insüline erişim bölgeler arasında ciddi farklılık gösterebiliyor.</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu nedenle model bazı ülkelerde doğrudan gözlemsel veriler yerine varsayımlara daha fazla dayanmak zorunda kalıyor.</p>

<p>Sonuçların ayrıca henüz hakemli tam makale olarak yayımlanmadığı ve kongrede sunulacak erken araştırma verilerine dayandığı da göz önünde bulundurulmalı.</p>

<p>Bu nedenle projeksiyonlar kesin gelecek rakamları olarak değil, sağlık politikası ve kaynak planlaması için kullanılabilecek <strong>epidemiyolojik senaryolar</strong> olarak değerlendirilmelidir.</p>

<h2>Türkiye İçin Ne Söylenebilir?</h2>

<p>Araştırmanın erken açıklamasında çeşitli ülkeler için örnek tahminler veriliyor.</p>

<p>Ancak açıklanan veriler arasında <strong>Türkiye’ye özgü doğrulanabilir 2049 projeksiyonu bulunmuyor.</strong></p>

<p>Bu nedenle küresel yüzde 29’luk artışı doğrudan Türkiye’ye uygulayarak Türkiye için tahmini hasta sayısı üretmek bilimsel olarak doğru olmaz.</p>

<p>Araştırmacılar DIAMOND-T1D modelinin ilerleyen dönemde kullanıcıların temel değişkenleri değiştirerek ülke bazlı senaryolar oluşturabileceği açık erişimli bir sisteme dönüştürülmesini planlıyor.</p>

<h2>Tip 1 Diyabet ile Tip 2 Diyabet Aynı Değil</h2>

<p>Diyabet haberlerinde en sık yapılan hatalardan biri tip 1 ve tip 2 diyabetin birbirine karıştırılması.</p>

<p>Tip 1 diyabet, bağışıklık sisteminin insülin üreten pankreas beta hücrelerine saldırdığı <strong>otoimmün bir hastalık</strong>.</p>

<p>Tip 2 diyabette ise insülin direnci ve zaman içinde gelişebilen insülin üretim yetersizliği ön planda.</p>

<p>Bu nedenle obezite, sağlıksız beslenme veya fiziksel hareketsizlik gibi tip 2 diyabetle güçlü biçimde ilişkili faktörler üzerinden tip 1 diyabetteki küresel değişimi açıklamak doğru değil.</p>

<p>Tip 1 diyabetin ortaya çıkmasında genetik yatkınlığın yanı sıra çeşitli çevresel faktörlerin rol oynayabileceği düşünülüyor. Ancak hastalığın neden bazı kişilerde geliştiğine ilişkin mekanizmalar tamamen açıklanmış değil.</p>

<h2>Asıl Sorun Daha Fazla İnsana Yaşam Boyu Bakım Gerekecek Olması</h2>

<p>2049 tahmininin sağlık sistemleri açısından önemli tarafı yalnızca 12,1 milyon rakamı değil.</p>

<p>Tip 1 diyabet yaşam boyu:</p>

<ul>
 <li>
 <p>insülin,</p>
 </li>
 <li>
 <p>düzenli glukoz takibi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>diyabet eğitimi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>tıbbi izlem,</p>
 </li>
 <li>
 <p>akut ve kronik komplikasyonların önlenmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>gerektiren bir hastalık.</p>

<p>Model doğru çıkarsa, dünya sağlık sistemlerinin <strong>2049’da bugüne kıyasla yaklaşık 2,7 milyon daha fazla tip 1 diyabetli kişinin yaşam boyu bakım ihtiyacını karşılaması gerekecek.</strong></p>

<p>Özellikle düşük gelirli ülkelerde temel sorun yalnızca hastalığın görülmesi değil, tanı sonrasında gerekli tedavi ve takibe kesintisiz erişimin sağlanması.</p>

<h2>Sonuç</h2>

<p>DIAMOND-T1D modeli, dünya genelinde tip 1 diyabetle yaşayan kişi sayısının <strong>2025’te tahmini 9,4 milyondan 2049’da 12,1 milyona çıkabileceğini</strong> öngörüyor.</p>

<p>Bu yaklaşık <strong>yüzde 29’luk artış</strong> anlamına geliyor.</p>

<p>Ancak aynı dönemde yıllık yeni vaka sayısındaki artışın yaklaşık <strong>yüzde 14</strong> olması bekleniyor.</p>

<p>Aradaki fark önemli.</p>

<p>Gelecekte daha fazla insanın tip 1 diyabetle yaşıyor olması yalnızca daha fazla yeni vaka ortaya çıkmasından değil, hastaların daha uzun yaşamasından ve tedaviye erişimdeki gelişmelerden de kaynaklanabilir.</p>

<p>Bu nedenle araştırmanın temel mesajı:</p>

<p><strong>“Tip 1 diyabet yüzde 29 daha sık görülecek”</strong></p>

<p>değil;</p>

<p><strong>“Tip 1 diyabetle yaşayan toplam insan sayısı 2049’a kadar yaklaşık yüzde 29 artabilir.”</strong></p>

<h1>Kaynaklar</h1>

<ul>
 <li>
 <p>European Association for the Study of Diabetes — DIAMOND-T1D araştırması, EASD Annual Meeting 2026 erken araştırma duyurusu, 28 Ağustos 2026.</p>
 </li>
 <li>
 <p>World Health Organization — Global Diabetes Compact.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/tip-1-diyabetle-yasayanlarin-sayisi-neden-artacak-2049-icin-yeni-kuresel-tahmin</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/tip1-diyabet-2049-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="39600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ergen Çocuğunuz Sizinle Sürekli Tartışıyor mu? Nedeni Her Zaman Saygısızlık Değil]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/ergen-cocugunuz-sizinle-surekli-tartisiyor-mu-nedeni-her-zaman-saygisizlik-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/ergen-cocugunuz-sizinle-surekli-tartisiyor-mu-nedeni-her-zaman-saygisizlik-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Ne söylesem karşı çıkıyor”, “eskiden beni daha çok dinlerdi”, “en küçük konu tartışmaya dönüşüyor”… Ergenlik döneminde birçok ebeveyn benzer durumlarla karşılaşabiliyor. Ancak anne-baba ile fikir ayrılıklarının ortaya çıkması tek başına ilişkinin bozulduğu anlamına gelmiyor. Ağustos 2026’da yayımlanan günlük izlem çalışması, ebeveyn desteği, çatışma ve ergenin özerklik deneyiminin günlük yaşamda birbiriyle ilişkili olduğunu gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>sağlamasının parçası olabilir.</p>

<h2>Her İtiraz Saygısızlık mı?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>Bir ergenin:</p>

<p><strong>“Bu kural bana mantıklı gelmiyor.”</strong></p>

<p>demesi ile ebeveynine hakaret etmesi aynı davranış değildir.</p>

<p>Ergenlik döneminde görüş ayrılıklarının ortaya çıkması olağandışı değildir.</p>

<p>Önemli olan çatışmanın yalnızca varlığı değil;</p>

<ul>
 <li>
 <p>ne kadar sık yaşandığı,</p>
 </li>
 <li>
 <p>ne kadar yoğun olduğu,</p>
 </li>
 <li>
 <p>tarafların birbirine nasıl davrandığı,</p>
 </li>
 <li>
 <p>anlaşmazlığın nasıl çözüldüğü</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi özelliklerdir.</p>

<p>Bu nedenle ergenin her itirazını otomatik olarak “otoriteye başkaldırı” veya “saygısızlık” şeklinde değerlendirmek iletişimi daha da zorlaştırabilir.</p>

<h2>Ergenlik Boyunca Tartışmalar Sürekli Artıyor mu?</h2>

<p>Yaygın inanışlardan biri, çocuk büyüdükçe anne-babayla tartışmaların sürekli arttığı yönünde.</p>

<p>Ancak bilimsel literatür daha karmaşık bir tablo gösteriyor.</p>

<p>Ebeveyn–çocuk çatışmalarını inceleyen klasik bir meta-analizde, çatışmaların <strong>sıklığının ergenlik boyunca genel olarak azaldığı</strong>, buna karşılık özellikle erken ergenlikten orta ergenliğe geçişte tartışmaların <strong>duygusal yoğunluğunun artabildiği</strong> bulundu.</p>

<p>Yani aileler her zaman daha sık tartışmıyor olabilir.</p>

<p>Bazen aynı sayıdaki anlaşmazlık:</p>

<p><strong>daha yoğun, daha duygusal ve daha sert</strong></p>

<p>yaşanıyor olabilir.</p>

<h2>Her Tartışma Kötüye İşaret mi?</h2>

<p>Her fikir ayrılığını problem olarak görmek doğru değil.</p>

<p>Ergenlik döneminde anne-baba ile görüş ayrılıklarının ortaya çıkması gelişimsel açıdan olağandışı değildir.</p>

<p>Ancak bu durum:</p>

<p><strong>“Ne kadar çok tartışılırsa o kadar iyidir”</strong></p>

<p>anlamına da gelmez.</p>

<p>Özellikle sürekli, yoğun ve düşmanca çatışmaların gençlerin psikolojik uyumuyla ilişkili olabileceğini gösteren önemli araştırmalar bulunuyor.</p>

<p>2016 yılında yayımlanan bir meta-analizde <strong>52 araştırmadan elde edilen 401 etki</strong> değerlendirildi ve ebeveyn–ergen çatışması ile gençlerde çeşitli uyum sorunları arasında ilişki bulundu.</p>

<p>Daha yakın tarihli bir değerlendirme de bu konuda dikkat çekici sonuç verdi.</p>

<h2>31 Binden Fazla Ergeni Kapsayan Yeni Meta-Analiz</h2>

<p>2025 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>46 çalışma</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>31.147 ergen</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>157 bağımsız etki büyüklüğü</strong></p>
 </li>
</ul>

<p>değerlendirildi.</p>

<p>Sonuçlarda ebeveyn–ergen çatışmasının depresif belirtilerle pozitif ilişkili olduğu görüldü.</p>

<p>Genel ilişki katsayısı yaklaşık:</p>

<p><strong>r = 0,267</strong></p>

<p>olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu sonuç, çatışmanın depresyona kesin olarak neden olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Ancak sürekli ve yoğun ebeveyn–ergen çatışmasının ruh sağlığı açısından tamamen önemsiz görülemeyeceğini destekliyor.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca ilişkinin çalışmanın tasarımına ve çatışmanın nasıl ölçüldüğüne göre değişebildiğini belirtti.</p>

<p>Bu nedenle gündelik fikir ayrılıklarıyla sürekli ve yüksek yoğunluklu aile çatışmalarını aynı kategoride değerlendirmemek gerekiyor.</p>

<h2>Asıl Önemli Olan Nasıl Tartıştığınız Olabilir</h2>

<p>Bir aile içinde görüş ayrılığının hiç olmaması gerçekçi bir hedef olmayabilir.</p>

<p>Ergen:</p>

<p><strong>“Bu kural bana mantıklı gelmiyor.”</strong></p>

<p>diyebilir.</p>

<p>Ebeveyn de:</p>

<p><strong>“Neden böyle düşündüğünü anlat.”</strong></p>

<p>diyebilir.</p>

<p>Tarafların sonuçta aynı fikirde olmaması ilişkinin sağlıksız olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Ancak tartışmalar sürekli:</p>

<ul>
 <li>
 <p>aşağılamaya,</p>
 </li>
 <li>
 <p>hakarete,</p>
 </li>
 <li>
 <p>tehdide,</p>
 </li>
 <li>
 <p>korkutmaya,</p>
 </li>
 <li>
 <p>fiziksel şiddete,</p>
 </li>
 <li>
 <p>ağır düşmanlığa</p>
 </li>
</ul>

<p>dönüşüyorsa bu durum sıradan ergenlik anlaşmazlıklarıyla aynı şekilde değerlendirilmemeli.</p>

<p>Bu nedenle ailelerin yalnızca:</p>

<p><strong>“Ne kadar sık tartışıyoruz?”</strong></p>

<p>sorusuna değil,</p>

<p><strong>“Tartışırken birbirimize nasıl davranıyoruz?”</strong></p>

<p>sorusuna da bakması gerekiyor.</p>

<h2>Ebeveyn Ne Yapabilir?</h2>

<p>Yeni çalışmanın önemli mesajlarından biri, ebeveyn desteğinin ergenin özerklik deneyimiyle olumlu ilişkili olması.</p>

<p>Bu durum bütün kuralların kaldırılması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Özerkliği desteklemek:</p>

<p><strong>“İstediğini yapabilirsin.”</strong></p>

<p>demek değildir.</p>

<p>Daha işlevsel yaklaşım, güvenlik ve gelişim açısından gerekli sınırları korurken ergenin görüşünü de karar sürecine dahil etmek olabilir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p><strong>“Saat 22.00’de evde olacaksın çünkü ben öyle söylüyorum.”</strong></p>

<p>yerine,</p>

<p>neden bu sınırın konulduğunu açıklamak ve ergenin görüşünü dinlemek tartışmayı yalnızca güç mücadelesi olmaktan çıkarabilir.</p>

<p>Amaç ebeveynin sorumluluğunu bırakması değil; büyüyen gencin karar verme kapasitesine giderek daha fazla alan açmak.</p>

<h2>Bazen “Hayır” Demek de Ebeveynliğin Bir Parçası</h2>

<p>Bir ergenin özerkliğini desteklemek, istediği her şeye izin vermek anlamına gelmez.</p>

<p>Sağlık, güvenlik, okul yaşamı ve gelişim açısından gerekli sınırlar devam eder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önemli olan bu sınırların mümkün olduğunca:</p>

<ul>
 <li>
 <p>anlaşılır,</p>
 </li>
 <li>
 <p>tutarlı,</p>
 </li>
 <li>
 <p>gerekçesi açıklanabilir,</p>
 </li>
 <li>
 <p>yaşa uygun</p>
 </li>
</ul>

<p>olmasıdır.</p>

<p>Yaş ilerledikçe ergenin kendi hayatıyla ilgili kararlara katılımının artması da gelişim sürecinin doğal bir parçasıdır.</p>

<p>Dolayısıyla sağlıklı ebeveyn–ergen ilişkisinin hedefi:</p>

<p><strong>“Hiç tartışmamak”</strong></p>

<p>olmayabilir.</p>

<p>Daha gerçekçi hedef:</p>

<p><strong>Tartışabilmek ama ilişkiyi kaybetmemek.</strong></p>

<h2>Ne Zaman Profesyonel Destek Düşünülmeli?</h2>

<p>Her tartışma veya fikir ayrılığı profesyonel değerlendirme gerektirmez.</p>

<p>Ancak çatışmalar giderek şiddetleniyorsa veya günlük yaşam belirgin şekilde etkilenmeye başladıysa durum yalnızca “ergenlik inadı” olarak görülmemeli.</p>

<p>Özellikle:</p>

<ul>
 <li>
 <p>fiziksel şiddet,</p>
 </li>
 <li>
 <p>ciddi tehditler,</p>
 </li>
 <li>
 <p>kendine zarar verme davranışı veya tehdidi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>belirgin içe kapanma,</p>
 </li>
 <li>
 <p>ciddi okul sorunları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>madde kullanımı,</p>
 </li>
 <li>
 <p>evden kaçma davranışı,</p>
 </li>
 <li>
 <p>günlük işlevsellikte belirgin bozulma</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi durumlarda çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında çalışan bir sağlık profesyonelinden değerlendirme alınması uygun olabilir.</p>

<h2>Araştırmanın Sınırlılıkları Neler?</h2>

<p>2026 tarihli günlük izlem çalışması, ebeveyn–ergen ilişkisini günlük yaşam içinde değerlendirmesi açısından önemli.</p>

<p>Ancak sonuçları genellerken dikkatli olmak gerekiyor.</p>

<p>Araştırmaya <strong>286 Hollandalı ergen</strong> katıldı ve katılımcıların ilk ölçümdeki ortalama yaşı <strong>11,6</strong> idi.</p>

<p>Dolayısıyla örneklem özellikle erken ergenlik dönemini temsil ediyor.</p>

<p>Sonuçların farklı yaş gruplarına, kültürlere ve aile yapılarına doğrudan genellenmesi doğru olmaz.</p>

<p>Ayrıca çalışma bir klinik deney değil.</p>

<p>Bu nedenle ebeveyn desteğinin veya çatışmanın belirli psikolojik sonuçlara doğrudan <strong>neden olduğunu</strong> kanıtlamıyor.</p>

<p>Araştırma bu faktörlerin günlük yaşamda nasıl birlikte değiştiğine dair önemli ipuçları sunuyor.</p>

<h2>Sonuç: Sorulması Gereken Soru Belki de Değişmeli</h2>

<p>Ergenin anne-babasına itiraz etmeye başlaması her zaman saygısızlık, ilişkinin bozulması veya ebeveynin otoritesini kaybetmesi anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bağımsız karar verme, kendini tanıma ve kendi sınırlarını oluşturma ergenlik döneminin temel gelişim süreçleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Yeni günlük izlem araştırması, ebeveyn desteğinin ergenlerin özerklik deneyimleriyle olumlu ilişkili olduğunu; ebeveynle çatışmanın daha fazla olduğu günlerde ise özerklik deneyiminin daha düşük olma eğiliminde olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak uzun süreli, yoğun ve düşmanca çatışmaların ruh sağlığı açısından tamamen önemsiz görülmemesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle ebeveynlerin sorması gereken soru yalnızca:</p>

<p><strong>“Çocuğum neden benimle tartışıyor?”</strong></p>

<p>olmayabilir.</p>

<p>Belki daha önemli soru:</p>

<p><strong>“Biz nasıl tartışıyoruz ve sonrasında birbirimize yeniden ulaşabiliyor muyuz?”</strong></p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<ul>
 <li>
 <p>Wang J, Kaufman T, Mastrotheodoros S, Branje S. <i>Bidirectional associations between parental need support, conflict with parents, and adolescents' autonomy: A daily diary study.</i> Child Development. 2026. DOI: 10.1093/chidev/aacag142.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Weymouth BB, Buehler C, Zhou N, Henson RA. <i>A Meta-Analysis of Parent–Adolescent Conflict: Disagreement, Hostility, and Youth Maladjustment.</i> Journal of Family Theory &amp; Review. 2016. DOI: 10.1111/jftr.12126.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Laursen B, Coy KC, Collins WA. <i>Reconsidering Changes in Parent-Child Conflict Across Adolescence: A Meta-Analysis.</i> Child Development. 1998.</p>
 </li>
 <li>
 <p>2025 sistematik derleme ve meta-analizi — Ebeveyn–ergen çatışması ile depresif belirtiler arasındaki ilişki; 46 çalışma, 31.147 ergen.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/ergen-cocugunuz-sizinle-surekli-tartisiyor-mu-nedeni-her-zaman-saygisizlik-degil</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 13:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/ergen-cocugunuz-sizinle-surekli-tartisiyor-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="22624"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BELMİMDER’den 9 Bin Teknik Personel İçin Kadro Talebi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/belmimderden-9-bin-teknik-personel-icin-kadro-talebi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/belmimderden-9-bin-teknik-personel-icin-kadro-talebi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Belediye ve il özel idaresi şirketlerinde işçi statüsüyle çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları; kadrolu meslektaşlarıyla aynı görevleri üstlenmelerine rağmen ücret, iş güvencesi ve özlük haklarında önemli farklılıklar yaşadıklarını belirtiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>BELMİMDER, çalışma barışının sağlanması ve yetki ile statü arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla teknik personelin 657 sayılı Kanun’un 4/A kapsamındaki kadrolara geçirilmesini istiyor.</p>

<p>Belediyelerin Teknik Yükünü Taşıyorlar, Kadro Bekliyorlar</p>

<p>Belediyelerde imardan altyapıya, su ve kanalizasyon hizmetlerinden çevre korumaya kadar birçok hayati alanda görev yapan mühendis, mimar ve şehir plancıları, yıllardır çözülemeyen statü sorunlarının giderilmesini bekliyor.</p>

<p>Belediye Mimarları ve Mühendisleri Derneği tarafından hazırlanan brifing dosyasında, belediye ve il özel idaresi şirketlerinde çalışan teknik personelin önemli bölümünün 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi şirket işçisi statüsünde bulunduğu belirtildi.</p>

<p>Dernek, bu çalışanların uygulamada kadrolu mühendis ve mimarlarla aynı projelerde görev aldığını, teknik inceleme ve denetim yaptığını, bazı kurumlarda ise icracı ve imzacı sorumluluklar üstlendiğini ifade etti. Buna karşılık ücret, iş güvencesi, görevde yükselme, tayin, izin ve diğer özlük hakları bakımından farklı koşullara tabi oldukları kaydedildi.</p>

<p>696 Sayılı KHK Statü Sorununu Tam Olarak Çözemedi</p>

<p>Kamudaki taşeron istihdamına ilişkin önemli bir adım olan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında, daha önce taşeron firmalarda çalışan birçok personel belediye şirketlerine geçirildi.</p>

<p>Ancak bu geçiş, belediye şirketlerinde görev yapan teknik personel bakımından doğrudan devlet memurluğu kadrosu anlamına gelmedi. Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları, sermayesi kamuya ait şirketlerde çalışmayı sürdürürken özel hukuk hükümlerine bağlı işçi statüsünde kaldı.</p>

<p>BELMİMDER’e göre sorun tam da bu noktada ortaya çıkıyor: Kamu adına asli ve sürekli nitelikte hizmet yürüttüğünü belirten teknik personel, görev ve sorumluluk bakımından memur meslektaşlarıyla yan yana çalışırken sosyal ve mali haklar bakımından farklı bir statüye tabi tutuluyor.</p>

<p>Aynı Oda, Aynı Proje, Farklı Ücret ve Haklar</p>

<p>Brifing dosyasında, aynı belediyenin aynı biriminde çalışan iki mühendisin benzer görev ve sorumluluklar üstlenmesine karşın statülerinden kaynaklanan ciddi gelir ve özlük hakkı farklılıkları yaşayabildiği anlatılıyor.</p>

<p>Dernek, bu tablonun yalnızca ücret eşitsizliği oluşturmadığını; kurum içindeki aidiyet duygusunu, mesleki motivasyonu ve çalışma barışını da olumsuz etkilediğini savunuyor.</p>

<p>Dosyada yer alan maaş örnekleri belirli bir dönemin ücretlerini yansıttığından güncel maaş karşılaştırması olarak değerlendirilmemeli. Bununla birlikte işçi ve memur statüsündeki teknik personel arasındaki ücret, sosyal yardım ve iş güvencesi farklarının devam ettiği yönündeki temel itiraz güncelliğini koruyor.</p>

<p>İmza Yetkisi ve Hukuki Sorumluluk Tartışması</p>

<p>Teknik personelin en önemli itirazlarından biri de yetki, statü ve sorumluluk arasındaki uyumsuzluk.</p>

<p>Mühendis ve mimarlar; projelerin hazırlanması, saha kontrollerinin yapılması, teknik raporların düzenlenmesi ve kamu kaynaklarının kullanılmasını etkileyen işlemlerde sorumluluk üstlenebiliyor. Buna karşın şirket işçisi statüsündeki personelin hangi idari işlemlerde imza ve paraf yetkisi kullanabileceği, hukuki sorumluluğunun sınırları ve kamu görevlisi güvencelerinden yararlanıp yararlanamayacağı tartışma konusu olabiliyor.</p>

<p>Bu belirsizlik yalnız çalışanları değil, belediyeleri ve hizmet alan vatandaşları da ilgilendiriyor. Yetkiyle sorumluluğun açık biçimde tanımlanmaması, idari işlemlerin hukuki güvenliği açısından risk oluşturabiliyor.</p>

<p>BELMİMDER: Yaklaşık 9 Bin Teknik Personel Çözüm Bekliyor</p>

<p>BELMİMDER’in brifing dosyasındaki tahminine göre belediye ve il özel idaresi şirketlerinde bu statüde çalışan mühendis ve mimarların sayısı yaklaşık 9 bin düzeyinde bulunuyor. Bu sayı resmî ve güncel bir personel envanteriyle ayrıca doğrulanmaya ihtiyaç duyuyor.</p>

<p>Dernek, söz konusu çalışanların belediyelerin asli hizmetlerinde aktif görev aldığını belirterek şu temel talebi dile getiriyor:</p>

<p>Belediye ve il özel idaresi şirketlerinde asli ve sürekli kamu hizmetlerinde görev yapan mühendis, mimar ve şehir plancıları, objektif kriterlerle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/A kapsamındaki uygun teknik kadrolara geçirilmelidir.</p>

<p>Anayasal İlkeler Hatırlatıldı</p>

<p>Brifing dosyasında Anayasa’nın çalışma hakkını düzenleyen 49’uncu, ücrette adaleti ele alan 55’inci ve asli ve sürekli kamu hizmetlerinin kimler eliyle yürütüleceğine ilişkin 128’inci maddelerine dikkat çekildi.</p>

<p>Dernek, talebini “eşit işe eşit ücret ve eşit statü” ile “yetki ve sorumlulukta paralellik” ilkelerine dayandırıyor. Ancak her çalışanın görevi, yetkisi ve hukuki durumu aynı olmadığından yapılacak düzenlemenin kapsamının ayrıntılı bir görev analiziyle belirlenmesi gerekiyor.</p>

<p>Benzer Statü Geçişleri Emsal Gösterildi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BELMİMDER, geçmiş yıllarda çıkarılan düzenlemelerle bazı kamu çalışanlarının sözleşmeli personel veya memur statüsüne geçirildiğini hatırlatıyor.</p>

<p>2007 yılında yürürlüğe giren 5620 sayılı Kanun, belirli şartları taşıyan bazı belediye çalışanları için sözleşmeli statüye geçiş imkânı getirmişti. 2023 yılında kabul edilen 7433 sayılı Kanun ile de belirli sözleşmeli personelin memur kadrolarına geçişinin önü açılmıştı.</p>

<p>Dernek, bu örneklerin belediye şirketlerindeki teknik personel için de objektif şartlara dayanan özel bir geçiş düzenlemesinin hukuken ve idari olarak değerlendirilebileceğini gösterdiğini savunuyor.</p>

<p>Çözüm İçin Beş Somut Adım</p>

<p>Sorunun yalnızca toplu bir kadro tartışmasına indirgenmeden, kamu hizmetinin niteliğini ve çalışanların kazanılmış haklarını koruyan kapsamlı bir düzenlemeyle ele alınması gerekiyor:</p>

<ol>
 <li>Güncel personel envanteri çıkarılmalı: Belediye şirketlerinde çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının sayıları, görevleri, kıdemleri ve fiilen yürüttükleri işler belirlenmeli.</li>
 <li>Asli görev analizi yapılmalı: Memur eliyle yürütülmesi gereken görevler ile işçi statüsünde yürütülebilecek hizmetler açık biçimde ayrılmalı.</li>
 <li>Objektif geçiş modeli hazırlanmalı: Eğitim, mesleki yeterlilik, kıdem, fiilî görev ve güvenlik şartlarını karşılayan personele uygun teknik kadrolara geçiş hakkı tanınmalı.</li>
 <li>Geçiş sürecinde ücret adaleti sağlanmalı: Kadro düzenlemesi tamamlanıncaya kadar aynı veya eşdeğer işi yapan çalışanlar arasındaki ölçüsüz ücret ve sosyal hak farklılıkları azaltılmalı.</li>
 <li>İmza ve sorumluluk sınırları netleştirilmeli: Teknik personelin hangi işlemlerde yetkili olduğu ve hukuki sorumluluğunun kapsamı mevzuatta açıkça düzenlenmeli.</li>
</ol>

<p>Mesele Yalnız Maaş Değil, Kamu Hizmetinin Güvenliği</p>

<p>Belediye şirketlerinde çalışan teknik personelin talebi yalnız daha yüksek ücret olarak görülmemeli. Mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetleri; yapı güvenliğinden afetlere hazırlığa, altyapı yatırımlarından çevre sağlığına kadar doğrudan toplumun yaşamını etkiliyor.</p>

<p>Bu nedenle teknik sorumluluk üstlenen personelin yetkisinin, statüsünün, ücretinin ve hukuki güvencesinin açık olması kamu yönetiminin de yararına.</p>

<p>Yaklaşık sekiz yıldır devam eden statü tartışmasının merkezi yönetim, yerel yönetimler, çalışan temsilcileri ve meslek kuruluşlarının katılımıyla ele alınması; hem çalışma barışını güçlendirebilir hem de kamu hizmetlerinde hukuki güvenliği artırabilir.</p>

<p>Belediyelerin projelerine imza atan, sahada sorumluluk alan ve şehirlerin geleceğini şekillendiren mühendis, mimar ve şehir plancıları, yaptıkları işle uyumlu bir statü ve adil özlük hakları bekliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💼 Kariyer</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/belmimderden-9-bin-teknik-personel-icin-kadro-talebi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9281.jpeg" type="image/jpeg" length="46840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Genç Diş Hekimleri İş Bekliyor, Hastalar Randevu Bulamıyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/genc-dis-hekimleri-is-bekliyor-hastalar-randevu-bulamiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/genc-dis-hekimleri-is-bekliyor-hastalar-randevu-bulamiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığının 2026 yılı atama kurasında açılan 521 diş hekimi kadrosuna 17 bin 6 başvuru yapılması, mezun sayısı ile kamu istihdamı arasındaki farkı yeniden gündeme taşıdı. Bir kadro için yaklaşık 33 adayın yarıştığı tablo, yalnızca genç diş hekimlerinin iş sorunu değil; vatandaşın koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetlerine erişimini de ilgilendiren yapısal bir planlama meselesi olarak değerlendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>17 Bin Diş Hekimi 521 Kadro İçin Yarıştı: Atama Çıkmazı Büyüyor</p>

<p>Türkiye’de binlerce genç diş hekimi kamuda görev alabilmek için atama beklerken, ağız ve diş sağlığı merkezlerinde yaşanan randevu yoğunluğu dikkat çekici bir çelişkiyi ortaya çıkardı. Bir tarafta mesleğini yapmak isteyen yetişmiş insan gücü, diğer tarafta hizmete ulaşmak için bekleyen vatandaşlar bulunuyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığının 2026 yılı İlk Defa ve Yeniden Atama Kurası kapsamında diş hekimleri için açtığı 521 kadroya 17 bin 6 başvuru yapıldı. Başka bir ifadeyle her kadro için yaklaşık 33 diş hekimi başvuruda bulundu.</p>

<p>2025 yılındaki ilk atama kurasında ise 11 bin 658 başvuruya karşılık genel ve uzman diş hekimleri için toplam 465 kadro açılmıştı. Birbirini izleyen iki dönemde ortaya çıkan rakamlar, kamuya geçmek isteyen diş hekimi sayısı ile açılan kadrolar arasındaki farkın geçici olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Sorun yalnızca atama bekleyenlerden ibaret değil</p>

<p>Türkiye’de sağlık kuruluşlarına yapılan başvurular artmasına rağmen ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden yararlanma sıklığı genel sağlık hizmetlerinin gerisinde kalıyor.</p>

<p>Sağlık istatistiklerine göre kişi başına hekime müracaat sayısı 12,2 düzeyine ulaşırken, diş hekimine başvuru sayısı yaklaşık 0,7 seviyesinde kaldı. Bu fark, vatandaşların ağız ve diş sağlığı hizmetine daha az ihtiyaç duyduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Maliyet, randevuya erişim, coğrafi dağılım, ağız sağlığı farkındalığının yetersizliği ve tedavinin ertelenmesi gibi birçok etken hizmet kullanımını sınırlandırabiliyor. Tedavinin gecikmesi ise başlangıçta dolgu veya koruyucu uygulamalarla yönetilebilecek problemlerin kanal tedavisi, diş çekimi ya da protez gerektiren daha ağır tablolara dönüşmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle genç diş hekimlerinin istihdamı yalnızca bir meslek grubunun atama talebi olarak görülmemeli. Konu aynı zamanda koruyucu sağlık hizmeti, erken teşhis ve gelecekte oluşabilecek tedavi maliyetlerinin azaltılması açısından ele alınmalı.</p>

<p>22 milyonu aşan randevu talebi</p>

<p>Diş Hekimleri Dayanışma Platformu tarafından derlenen verilere göre 2024 yılının ilk 11 ayında diş hekimliği alanındaki randevu talebi 22 milyonu aştı.</p>

<p>Türkiye’deki yaklaşık 43 bin diş ünitesinin 11 bin kadarının Sağlık Bakanlığına, 8 bin 700’ünün üniversitelere, 23 binden fazlasının ise özel sektöre ait olduğu belirtiliyor. Bu dağılım, mevcut teknik kapasitenin önemli bölümünün kamu dışında bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Özel sağlık hizmetlerinin maliyetini karşılamakta zorlanan vatandaşların kamu kurumlarına yönelmesi, ağız ve diş sağlığı merkezleri üzerindeki randevu baskısını artırıyor. Kamuda yeni diş hekimi istihdam edilmesi için ise yalnızca kadro değil; uygun klinik alan, diş üniti, yardımcı sağlık personeli, sterilizasyon kapasitesi ve düzenli malzeme bütçesi de gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla tek başına atama sayısını yükseltmek yeterli değil. Yeni istihdamın altyapı yatırımıyla birlikte planlanması gerekiyor.</p>

<p>Fakülte sayısı artarken istihdam aynı hızda büyümedi</p>

<p>Türkiye’de diş hekimliği eğitiminin son yıllardaki hızlı büyümesi de tartışmanın temel başlıkları arasında yer alıyor. Türk Dişhekimleri Birliği verilerine göre 2026 yılında eğitim veren 107 fakülte için 6 bin 762 kişilik kontenjan ilan edildi.</p>

<p>Son iki yılda toplam kontenjanın 3 bin 39 kişi azaltılması, yükseköğretimde daha kontrollü planlamaya yönelindiğini gösteren önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Ancak geçmiş yıllarda yüksek kontenjanlarla sisteme giren öğrencilerin mezun olmaya devam etmesi nedeniyle istihdam üzerindeki baskının kısa sürede ortadan kalkması beklenmiyor.</p>

<p>Diş hekimliği eğitimi yalnızca sınıf ve teorik derslerden oluşmuyor. Öğrencinin yeterli sayıda hasta görmesi, klinik uygulama yapması, uygun laboratuvarlarda çalışması ve yeterli öğretim üyesinden eğitim alması gerekiyor. Bu nedenle fakülte ve kontenjan planlamasının yalnızca öğrenci talebine göre değil, eğitim altyapısı ve ülkenin uzun vadeli sağlık insan gücü ihtiyacına göre yapılması önem taşıyor.</p>

<p>Türkiye’de diş hekimi sayısı artıyor ancak dağılım eşit değil</p>

<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2024 yılında Türkiye’de 100 bin kişiye düşen diş hekimi sayısı 59’a ulaştı. Ancak ülke ortalaması, iller ve ilçeler arasındaki dağılım farklarını tek başına göstermiyor.</p>

<p>Diş hekimlerinin büyükşehirlerde ve ekonomik hareketliliğin daha yüksek olduğu bölgelerde yoğunlaşması; küçük şehirlerde, kırsal ilçelerde ve dezavantajlı bölgelerde hizmete erişimin sınırlı kalmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca toplam diş hekimi sayısına bakılarak “ihtiyaç kalmadığı” sonucuna varılması yanıltıcı olabilir. Planlamanın il, ilçe, yaş grubu, hastalık yükü, mevcut ünit sayısı ve randevu bekleme süresi temelinde yapılması gerekiyor.</p>

<p>Özel sektörde de koşullar zorlaşıyor</p>

<p>Kamuda yeterli kadro bulamayan yeni mezunların önemli bölümü özel kliniklere ve ağız-diş sağlığı kuruluşlarına yöneliyor. Ancak artan mezun sayısı, yüksek klinik açma maliyetleri ve hizmet piyasasındaki yoğun rekabet özel sektörde de çalışma koşullarını ağırlaştırabiliyor.</p>

<p>Yeni bir muayenehane açmak isteyen diş hekiminin cihaz, sarf malzemesi, kira, ruhsatlandırma, personel ve sterilizasyon giderlerini karşılaması gerekiyor. Bu maliyetler, mesleğe yeni başlayan gençler açısından ciddi bir finansman engeli oluşturuyor.</p>

<p>Yoğun rekabetin ücretleri ve çalışma güvencesini baskılaması, bazı genç hekimleri meslek dışı alanlara veya yurt dışına yöneltebiliyor. Bu tablo, yüksek maliyetli beş yıllık eğitimin ardından yetişen insan gücünün etkin kullanılmasını da güçleştiriyor.</p>

<p>Çözüm yalnızca bir defalık toplu atama değil</p>

<p>Diş hekimlerinin istihdam sorununu kalıcı biçimde çözmek için tek seferlik yüksek sayıda atama yapmak yeterli olmayabilir. Mezun sayısı, emeklilik, kamu-özel dağılımı ve toplumun ağız sağlığı ihtiyacı birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>1. İllere göre ihtiyaç haritası hazırlanmalı</p>

<p>Her ilin ve ilçenin nüfusu, çocuk ve yaşlı oranı, diş çürüğü yükü, mevcut hekim ve ünit sayısı, MHRS talebi ile randevu bekleme süresi düzenli olarak açıklanmalı. Kadrolar bu ölçütlere göre dağıtılmalı.</p>

<p>2. Çok yıllı atama takvimi ilan edilmeli</p>

<p>Genç diş hekimlerinin önlerini görebilmesi için yalnızca dönemsel kura duyuruları yapılmamalı. Sağlık Bakanlığı, en az üç yıllık tahmini kadro ve yatırım takvimini kamuoyuyla paylaşmalı.</p>

<p>3. Aile diş hekimliği kademeli olarak yaygınlaştırılmalı</p>

<p>Aile diş hekimliği modeli öncelikle çocuklar, gebeler, engelliler ve yaşlılar için güçlendirilmeli. Model, yalnızca tedavi yapan değil; düzenli tarama, koruyucu flor uygulaması, ağız sağlığı eğitimi ve erken yönlendirme sağlayan bir yapıda kurulmalı.</p>

<p>4. Okul ağız sağlığı programları genişletilmeli</p>

<p>Diş hekimleri okul sağlığı ekiplerinde istihdam edilerek çocuklara düzenli tarama ve koruyucu hizmet sunabilir. Böyle bir model hem genç hekimler için yeni çalışma alanı oluşturabilir hem de ileri yaşlarda ortaya çıkacak tedavi maliyetlerini azaltabilir.</p>

<p>5. Kamu altyapısı kadroyla birlikte büyütülmeli</p>

<p>Yeni diş hekimi istihdam edilecek merkezlere yeterli diş üniti, teknisyen, ağız ve diş sağlığı teknikeri, hemşire, sterilizasyon personeli ve sarf malzemesi sağlanmalı. Kullanılmayan veya personel eksikliği nedeniyle düşük kapasiteyle çalışan ünitler yeniden sisteme kazandırılmalı.</p>

<p>6. Kontenjanlar bilimsel projeksiyonla belirlenmeli</p>

<p>YÖK, Sağlık Bakanlığı, Türk Dişhekimleri Birliği ve üniversiteler ortak bir insan gücü kurulu oluşturmalı. Fakülte kontenjanları; nüfus projeksiyonu, emeklilik, bölgesel ihtiyaç, kamu kapasitesi ve özel sektörün sürdürülebilir istihdam gücü esas alınarak her yıl güncellenmeli.</p>

<p>7. Eğitim kalitesi bağımsız biçimde denetlenmeli</p>

<p>Yeterli öğretim üyesi, klinik hasta çeşitliliği, laboratuvar ve uygulama altyapısı bulunmayan programlara öğrenci kontenjanı verilmemeli. Asgari standartları karşılayamayan fakülteler için kontenjan azaltma, iyileştirme veya program birleştirme seçenekleri değerlendirilmeli.</p>

<p>8. SGK destekli kontrollü hizmet alımı incelenmeli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamunun yetersiz kaldığı bölgelerde, belirli gelir ve hasta grupları için özel diş hekimlerinden kontrollü hizmet alınması değerlendirilebilir. Uygulama; sabit fiyat, kalite denetimi, klinik gereklilik ve suistimali önleyen güçlü bir kayıt sistemiyle yürütülmeli.</p>

<p>9. Dezavantajlı bölgelere güçlü teşvik sağlanmalı</p>

<p>Kırsal ve hizmete erişimin düşük olduğu ilçelerde görev yapacak diş hekimlerine yalnızca zorunlu yönlendirme değil; lojman, ek ödeme, mesleki eğitim, uygun çalışma ortamı ve belirli süre sonunda yer değişikliği güvencesi sunulmalı.</p>

<p>Sağlık insan gücünde ortak planlama gerekiyor</p>

<p>Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de diş hekimi bulunmadığını değil, yetişmiş insan gücü ile hizmet kapasitesinin aynı plan içinde buluşturulamadığını gösteriyor.</p>

<p>Bir tarafta binlerce genç diş hekimi kamuda görev beklerken diğer tarafta vatandaşların randevu ve tedaviye erişimde güçlük yaşaması, çözümün yalnızca arzı veya yalnızca talebi yönetmekten geçmediğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı, YÖK, üniversiteler, meslek örgütleri ve ilgili kamu kurumlarının ortak bir planlama mekanizması kurması; atama, eğitim ve altyapı kararlarının aynı veri seti üzerinden alınması gerekiyor.</p>

<p>Diş hekimliği alanındaki istihdam sorunu doğru yönetilirse yalnızca genç meslek mensuplarına çalışma alanı açılmayacak; çocuklardan yaşlılara kadar toplumun koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetlerine erişimi de güçlenecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💼 Kariyer</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/genc-dis-hekimleri-is-bekliyor-hastalar-randevu-bulamiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9280.jpeg" type="image/jpeg" length="84297"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Safra Keseniz Yoksa Beslenmede Nelere Dikkat Etmelisiniz?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/safra-keseniz-yoksa-beslenmede-nelere-dikkat-etmelisiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/safra-keseniz-yoksa-beslenmede-nelere-dikkat-etmelisiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Safra kesesi alındığında safra üretimi durmaz; karaciğer üretmeye devam eder. Çoğu kişi normal beslenebilirken yağlı öğünler bazı kişilerde şişkinlik, kramp veya ishale yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>SAFRA KESENİZ YOKSA BESLENMEDE NELERE DİKKAT ETMELİSİNİZ?</p>

<p>Safra kesesi alınan kişilerin büyük bölümü özel bir diyete ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürebilir. Karaciğer safra üretmeye devam eder; değişen nokta, safranın kesede depolanıp yoğunlaştırılarak öğün sırasında topluca bağırsağa verilmemesidir.</p>

<p>Ameliyatın ardından safra, karaciğerden ince bağırsağa daha sürekli ve düşük miktarlarda akar. Bu nedenle özellikle tek seferde çok yağ içeren öğünler bazı kişilerde şişkinlik, karın krampları, gaz veya ishal oluşturabilir.</p>

<p>Safra üretimi durmaz</p>

<p>Safra, yağların küçük damlacıklara ayrılmasına yardım eden bir sindirim sıvısıdır. Safra kesesi bu sıvıyı üretmez; karaciğerin ürettiği safrayı depolar ve yoğunlaştırır.</p>

<p>Safra kesesinin alınması yağların artık hiç sindirilemeyeceği anlamına gelmez. Çoğu insanın sindirim sistemi yeni safra akışına zamanla uyum sağlar ve dengeli beslenmeye devam edilebilir.</p>

<p>A, D, E ve K vitaminleri mutlaka azalır mı?</p>

<p>A, D, E ve K yağda çözünen vitaminlerdir ve emilimlerinde safra görev alır. Ancak yalnızca safra kesesinin alınmış olması, bu vitaminlerin herkeste yetersiz kalacağı veya emilemeyeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Uzun süren yağlı dışkılama, kronik ishal, belirgin kilo kaybı, yetersiz beslenme ya da eşlik eden karaciğer, pankreas ve bağırsak hastalığı varsa eksiklik ihtimali değerlendirilmelidir. Kan tetkiki yapılmadan gelişigüzel vitamin kullanmak doğru değildir; özellikle A, D, E ve K vitaminlerinin yüksek dozları vücutta birikerek zarar verebilir.</p>

<p>Yağları tamamen kesmek gerekmiyor</p>

<p>Ameliyattan sonra bütün yağların beslenmeden çıkarılması genellikle gerekli değildir. Yağlar enerji sağlar, hücre yapısına katılır ve yağda çözünen vitaminlerin alınmasına yardımcı olur.</p>

<p>İlk dönemde yağ miktarını azaltmak ve gün içine yaymak sindirim yakınmalarını hafifletebilir. Kızartma, ağır sos, işlenmiş et, krema ve çok yağlı hamur işleri yerine zeytinyağı, balık, yoğurt ve ölçülü miktarda kuruyemiş tercih edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Küçük ve dengeli öğünler deneyin</p>

<p>Bir öğünde fazla miktarda yağ tüketmek yerine daha küçük ve düzenli öğünler yemek daha kolay tolere edilebilir. Yağ miktarı, kişisel belirtiler izlenerek aşamalı biçimde artırılabilir.</p>

<p>Sebze, meyve, yulaf ve diğer lif kaynakları bağırsak düzenini destekler. Ancak ameliyattan hemen sonra lif miktarını hızla artırmak gaz ve krampları çoğaltabileceğinden geçişin yavaş yapılması daha uygundur.</p>

<p>İshal gelişirse ne yapılmalı?</p>

<p>Safranın kalın bağırsağa daha fazla ulaşması bazı kişilerde sulu dışkılama ve ani tuvalet ihtiyacına neden olabilir. Buna safra asidi ishali adı verilir ve tedavi edilebilir bir durumdur.</p>

<p>İshal birkaç haftadan uzun sürüyorsa, gece uykudan uyandırıyorsa, kilo kaybı yapıyorsa veya günlük yaşamı etkiliyorsa hekime başvurulmalıdır. Gerekli görülürse safra asitlerini bağlayan ilaçlar reçete edilebilir; bu ilaçlar doktor değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>Hangi belirtilerde gecikmemeli?</p>

<p>Şiddetlenen karın ağrısı, ateş, sarılık, sürekli kusma, koyu idrar veya açık renkli dışkı gelişmesi olağan bir uyum belirtisi sayılmaz. Bu bulgular safra yolları ya da ameliyatla ilişkili başka bir sorunu düşündürebileceğinden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>Kalıcı ishal, yağlı ve kötü kokulu dışkı, istemsiz kilo kaybı veya besin eksikliği belirtileri de değerlendirme gerektirir. Beslenme planı, kişinin şikâyetleri ve eşlik eden hastalıkları dikkate alınarak hekim veya diyetisyenle oluşturulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü, Safra Taşları ve Safra Yolları Bilgilendirmesi<br />
2. Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Sistemi, Safra Kesesi Ameliyatı ve İyileşme Bilgileri<br />
3. Cambridge Üniversite Hastaneleri, Safra Kesesi Hastalıklarında Beslenme Önerileri<br />
4. Mayo Clinic, Safra Kesesi Ameliyatı Sonrası Kronik İshal Değerlendirmesi<br />
5. Canadian Association of Gastroenterology, Safra Asidi İshali Klinik Uygulama Kılavuzu</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/safra-keseniz-yoksa-beslenmede-nelere-dikkat-etmelisiniz</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9279.jpeg" type="image/jpeg" length="83722"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[70 Yaşından Sonra Statin Kullanmak İşe Yarıyor mu? 10 Bin Kişilik STAREE Çalışmasından Yanıt]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/70-yasindan-sonra-statin-kullanmak-ise-yariyor-mu-10-bin-kisilik-staree-calismasindan-yanit</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/70-yasindan-sonra-statin-kullanmak-ise-yariyor-mu-10-bin-kisilik-staree-calismasindan-yanit" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ESC Congress 2026’da açıklanan STAREE çalışmasında, bilinen kalp-damar hastalığı, diyabeti veya demansı bulunmayan 70 yaş ve üzerindeki 9.971 kişi ortanca 5,9 yıl izlendi. Günde 40 mg atorvastatin kullananlarda majör kardiyovasküler olay riski plaseboya göre yüzde 30 daha düşük bulundu. Buna karşılık atorvastatin engelliliksiz sağkalımı anlamlı biçimde artırmadı; kas, karaciğer ve diyabetle ilişkili advers olaylar ise daha sık görüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Statinlerin kalp krizi ve inme geçirmiş kişilerde yararı uzun süredir biliniyor. Ancak bilinen kalp-damar hastalığı bulunmayan ileri yaştaki kişilerde bu ilaçların koruyucu amaçla kullanılıp kullanılmaması daha tartışmalı bir alan olarak kalmıştı.<br />
Avustralya’da yürütülen STAREE çalışması, bu soruya bugüne kadarki en güçlü randomize kontrollü yanıtlardan birini verdi.<br />
Araştırmaya bilinen kardiyovasküler hastalığı, diyabeti veya demansı bulunmayan 70 yaş ve üzerindeki 9.971 yetişkin katıldı.<br />
Katılımcılar rastgele iki gruba ayrıldı. Bir gruba günlük 40 mg atorvastatin, diğer gruba plasebo verildi.<br />
Ortanca takip süresi 5,9 yıl oldu.<br />
Büyük Kalp-Damar Olaylarında Yüzde 30 Göreli Azalma<br />
Çalışmanın en dikkat çekici sonucu kardiyovasküler olaylarda görüldü.<br />
Majör kardiyovasküler olaylar:<br />
atorvastatin grubunda yüzde 6,0<br />
plasebo grubunda yüzde 8,3<br />
oranında görüldü.<br />
Bu sonuç atorvastatin grubunda yaklaşık yüzde 30 göreli risk azalmasına karşılık geldi.<br />
Çalışmada majör kardiyovasküler olay; kardiyovasküler ölüm, ölümcül olmayan kalp krizi, inme veya koroner revaskülarizasyon bileşik sonlanımı olarak değerlendirildi.<br />
Bu nedenle sonuç, yalnızca “kalp krizi yüzde 30 azaldı” ya da “inme yüzde 30 azaldı” şeklinde yorumlanmamalı. Yüzde 30’luk azalma bu olayların oluşturduğu toplam kardiyovasküler sonlanım için bildirildi.<br />
Mutlak Fark Ne Kadardı?<br />
Göreli risk azalması dikkat çekici olmakla birlikte mutlak rakamlar da önem taşıyor.<br />
Yaklaşık altı yıllık izlemde majör kardiyovasküler olay oranı:<br />
yüzde 8,3’ten yüzde 6,0’a düştü.<br />
Başka bir ifadeyle iki grup arasındaki ham mutlak fark yaklaşık 2,3 yüzde puanı oldu.<br />
Bu ayrım, araştırmanın sonuçlarını günlük klinik uygulamada değerlendirirken önemli.<br />
Engelliliksiz Yaşam Süresi Uzamadı<br />
STAREE yalnızca kalp-damar olaylarına bakmadı.<br />
Araştırmanın önemli hedeflerinden biri de statinlerin ileri yaşta kişinin engelliliksiz yaşam süresini artırıp artırmadığını görmekti.<br />
Ölüm, demans veya kalıcı fiziksel engellilikten oluşan bileşik sonuç:<br />
atorvastatin grubunda yüzde 12,8<br />
plasebo grubunda yüzde 13,6<br />
olarak gerçekleşti.<br />
Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.<br />
Dolayısıyla çalışma, atorvastatinin bu yaş grubunda engelliliksiz sağkalımı anlamlı biçimde uzattığını göstermedi.<br />
Yan Etkilerde Ne Görüldü?<br />
Araştırmanın güvenlik sonuçları da dikkat çekti.<br />
Kas, karaciğer ve diyabetle ilişkili advers olaylar atorvastatin kullananlarda daha sık bildirildi.<br />
Buna karşılık ciddi advers olayların oranı her iki grupta da yüzde 2,7 olarak bulundu.<br />
Bu bulgular, statin başlanırken yalnızca potansiyel kardiyovasküler yararın değil, kişinin diğer hastalıklarının, kullandığı ilaçların ve yan etki riskinin de değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.<br />
Her 70 Yaş Üstü Kişi Statin Kullanmalı mı?<br />
Çalışmadan çıkarılmaması gereken en önemli sonuçlardan biri bu.<br />
STAREE:<br />
“70 yaşını geçen herkes statin kullanmalıdır”<br />
demiyor.<br />
Araştırmaya bilinen kardiyovasküler hastalığı, diyabeti veya demansı bulunmayan kişiler dahil edildi. Dolayısıyla sonuçlar belirli bir yaş grubunda birincil korunma açısından değerlendirilmeli.<br />
Bir kişide statin başlanıp başlanmayacağına karar verilirken yalnızca yaş değil;<br />
LDL kolesterol düzeyi,<br />
tansiyon,<br />
sigara kullanımı,<br />
böbrek fonksiyonları,<br />
eşlik eden hastalıklar,<br />
diğer ilaçlar,<br />
genel kardiyovasküler risk<br />
birlikte değerlendirilir.<br />
Bu nedenle çalışma sonuçları kişisel tedavi kararının yerine geçmez.<br />
STAREE Neden Önemli?<br />
İleri yaştaki bireyler birçok büyük kolesterol çalışmasında ya sınırlı sayıda temsil edilmiş ya da çalışmalar daha önce kardiyovasküler hastalık geçirmiş kişilere odaklanmıştı.<br />
STAREE ise özellikle 70 yaş ve üzerindeki kişilerde statinlerin birincil korunmadaki etkisini değerlendirmek üzere tasarlanan büyük randomize kontrollü çalışmalardan biri olması nedeniyle önem taşıyor.<br />
Araştırma ayrıca yalnızca kalp-damar olaylarını değil, demans, fiziksel engellilik ve bağımsız yaşam gibi ileri yaş açısından kritik sonuçları da değerlendirdi.<br />
Çalışmanın Sınırlılıkları Neler?<br />
Sonuçların tüm yaşlı bireylere doğrudan genellenmesinde dikkatli olmak gerekiyor.<br />
Katılımcılar büyük ölçüde Avustralya’da yaşayan kişilerden oluşuyordu. Farklı etnik ve sosyoekonomik gruplarda sonuçların aynı ölçüde geçerli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmek zorunda.<br />
Ayrıca çalışma yaklaşık altı yıllık bir takip dönemi sundu. Statin kullanımının çok daha uzun dönemde demans, engellilik ve yaşam süresi üzerindeki etkileri için ek takip verileri önem taşıyor.<br />
Sonuç<br />
STAREE çalışması, bilinen kardiyovasküler hastalığı, diyabeti veya demansı bulunmayan 70 yaş ve üzerindeki yetişkinlerde atorvastatinin majör kardiyovasküler olayları azaltabildiğine ilişkin güçlü randomize kanıt sağladı.<br />
Yaklaşık altı yıllık takipte majör kardiyovasküler olay oranı yüzde 8,3’ten yüzde 6,0’a düştü ve göreli risk yaklaşık yüzde 30 azaldı.<br />
Ancak atorvastatin engelliliksiz sağkalımı anlamlı biçimde artırmadı ve bazı advers olaylar ilaç kullanan grupta daha sık görüldü.<br />
Dolayısıyla araştırmanın mesajı “her 70 yaş üstü statin kullanmalı” değil; ileri yaşta statin tedavisinin yarar ve risklerinin kişiye özel değerlendirilmesi gerektiği yönünde.<br />
KAYNAKLAR<br />
European Society of Cardiology — STAREE, ESC Congress 2026 Hot Line sonuçları<br />
STAREE Araştırma Grubu — 2026 ana çalışma sonuçları<br />
ClinicalTrials.gov — STAREE, NCT02099123<br />
National Health and Medical Research Council<br />
Heart Foundation of Australia</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/70-yasindan-sonra-statin-kullanmak-ise-yariyor-mu-10-bin-kisilik-staree-calismasindan-yanit</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/staree-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="15061"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üsküdar’da Şüpheli Ölüm: Yazar Murat Koparan Banyoda Ölü Bulundu]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/uskudarda-supheli-olum-yazar-murat-koparan-banyoda-olu-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/uskudarda-supheli-olum-yazar-murat-koparan-banyoda-olu-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yaşayan 37 yaşındaki yazar Murat Koparan, kaldığı villanın üçüncü katındaki banyoda başından vurulmuş halde ölü bulundu. Telefon görüşmesi sırasında silah sesi duyduğu belirtilen eski eşinin ihbarı üzerine adrese sevk edilen ekipler, evde bir tabanca buldu. Koparan’ın kesin ölüm nedeni ile olayın oluş şeklinin belirlenmesi için soruşturma başlatıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yazar Murat Koparan Üsküdar’daki Evinde Ölü Bulundu</p>

<p>İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yazar Murat Koparan, kaldığı villada başından vurulmuş halde ölü bulundu. Evde bir tabancaya rastlanırken, 37 yaşındaki Koparan’ın ölümüyle ilgili polis ekiplerince geniş çaplı inceleme başlatıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay, 25 Ağustos Salı günü saat 16.15 sıralarında Bahçelievler Mahallesi’nde meydana geldi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre Murat Koparan, yaklaşık iki yıl önce boşandığı eski eşiyle olaydan bir süre önce telefonla görüştü. Görüşme sırasında silah sesi duyduğu öne sürülen eski eşi, durumu polis ekiplerine bildirdi.</p>

<p>Ekipler villaya balkondan girdi</p>

<p>İhbarın ardından adrese polis, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Villanın kapısının açılmaması üzerine itfaiye ekipleri merdiven yardımıyla balkona ulaşarak eve girdi.</p>

<p>Ekipler, villanın üçüncü katındaki banyoda Murat Koparan’ı başından vurulmuş halde buldu. Sağlık görevlilerinin yaptığı kontrolde Koparan’ın hayatını kaybettiği belirlendi.</p>

<p>Polis ekiplerinin olay yerinde gerçekleştirdiği incelemede, ruhsatsız olduğu değerlendirilen bir tabancaya rastlandığı bildirildi. Koparan’ın bir süredir boş durumda olduğu belirtilen villada kaldığı öğrenildi.</p>

<p>Murat Koparan öldürüldü mü?</p>

<p>Murat Koparan’ın öldürüldüğüne ilişkin kesinleşmiş bir bilgi bulunmuyor. Olayın cinayet, intihar veya başka bir ihtimal kapsamında değerlendirilip değerlendirilmediği konusunda yetkili makamlardan henüz resmî açıklama yapılmadı.</p>

<p>Bu nedenle soruşturma tamamlanmadan “öldürüldü” ifadesinin kullanılması doğru değil. Tabanca üzerinde yapılacak balistik ve parmak izi incelemeleri ile olay yeri bulguları ve adli tıp raporunun ölümün nasıl meydana geldiğini aydınlatması bekleniyor.</p>

<p>Koparan’ın cenazesi, olay yerindeki incelemelerin ardından kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Soruşturmanın sürdüğü bildirildi.</p>

<p>Murat Koparan kimdir?</p>

<p>Murat Koparan, edebiyat ve yayıncılık çevrelerinde özellikle Yılkı Fanzin ile tanınıyordu. Edebiyat yayınlarına ilişkin arşiv kayıtlarında Yılkı’nın yayıncısı olarak adı geçen Koparan, çeşitli kültür ve şiir etkinliklerine de katıldı.</p>

<p>Koparan’ın 2016 yılında düzenlenen Üsküdar Şiir Festivali’nde şiir okuyan genç şairler arasında bulunduğu kayıtlara yansıdı. Ölümünün ardından arkadaşları ve edebiyat çevresinden isimler sosyal medya üzerinden taziye mesajları yayımladı.</p>

<p>Murat Koparan neden öldü?</p>

<p>Murat Koparan’ın kesin ölüm nedeni henüz açıklanmadı. Başından ateşli silahla yaralanmış halde bulunduğu bildirilmekle birlikte, olayın meydana geliş biçimi ancak adli tıp incelemesi ve yürütülen soruşturmanın ardından kesinlik kazanacak.</p>

<p>Bilgi Kartı</p>

<p>* Adı: Murat Koparan<br />
* Yaşı: 37<br />
* Mesleği: Yazar, şair ve fanzin yayıncısı<br />
* Olay yeri: İstanbul, Üsküdar, Bahçelievler Mahallesi<br />
* Olay tarihi: 25 Ağustos 2026<br />
* Bulunduğu yer: Villanın üçüncü katındaki banyo<br />
* Soruşturma durumu: Devam ediyor<br />
* Kesin ölüm nedeni: Henüz açıklanmadı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>3. Sayfa</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/uskudarda-supheli-olum-yazar-murat-koparan-banyoda-olu-bulundu</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 12:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9277.jpeg" type="image/jpeg" length="54195"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Başkent Üniversitesi Danışmanı Dr. Ercan Çitlioğlu Vefat Etti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/baskent-universitesi-danismani-dr-ercan-citlioglu-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/baskent-universitesi-danismani-dr-ercan-citlioglu-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başkent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi danışmanı, Kıbrıs Gazisi ve yazar Dr. Ercan Çitlioğlu vefat etti. Çitlioğlu’nun cenaze namazının 29 Ağustos 2026’da Ankara’daki Ahmet Hamdi Akseki Camii’nde öğle namazının ardından kılınacağı bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başkent Üniversitesi Danışmanı Dr. Ercan Çitlioğlu Vefat Etti</p>

<p>Başkent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi danışmanı, Kıbrıs Gazisi ve yazar Dr. Ercan Çitlioğlu hayatını kaybetti. Vefat haberi, 29 Ağustos 2026 tarihinde Başkent Üniversitesi Rektörlüğü tarafından yayımlanan taziye mesajıyla duyuruldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Stratejik araştırmalar, güvenlik, terörizm ve istihbarat alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan Çitlioğlu, kamu görevlerinin yanı sıra üniversitelerde ve araştırma merkezlerinde çeşitli görevler üstlendi. Çok sayıda kitap kaleme alan Çitlioğlu, televizyon programları ve gazetelerde de Türkiye’nin güvenlik ve dış politika gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Başkent Üniversitesinden taziye mesajı</p>

<p>Başkent Üniversitesi Rektörlüğü, Çitlioğlu’nun vefatı dolayısıyla yayımladığı mesajda, üniversitenin Stratejik Araştırmalar Merkezindeki görevine ve Kıbrıs Gazisi kimliğine dikkat çekti.</p>

<p>“Başkent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi danışmanı ve kıdemli uzmanı, Kıbrıs Gazisi Dr. Ercan Çitlioğlu’nu kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz. Dr. Ercan Çitlioğlu’na Allah’tan rahmet, ailesi ve tüm sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyoruz.”</p>

<p>Üniversitenin kurumsal kadro kayıtlarında Ercan Çitlioğlu, Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezinde “uzman/danışman” olarak yer alıyordu.</p>

<p>Cenaze programı</p>

<p>Kamuoyuna açıklanan cenaze duyurusuna göre Dr. Ercan Çitlioğlu için 29 Ağustos 2026 Cumartesi günü Ankara’da cenaze töreni düzenlenecek.</p>

<p>Çitlioğlu’nun cenaze namazının Ahmet Hamdi Akseki Camii’nde öğle namazının ardından kılınacağı bildirildi. Defin yerine ilişkin doğrulanmış bir bilgiye ulaşılamadığı için haberde yer verilmedi.</p>

<p>Ercan Çitlioğlu kimdi?</p>

<p>Ercan Çitlioğlu, 1943 yılında Hatay’ın Dörtyol ilçesinde dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinin yanı sıra Gazetecilik ve İşletme İktisadı enstitülerindeki eğitimlerini tamamladı. İngiltere’de Oxford Üniversitesinde İngilizce eğitimi aldı.</p>

<p>Ercan Çitlioğlu bilgi kartı</p>

<ul>
 <li>Doğum yeri ve yılı: Dörtyol, 1943</li>
 <li>Eğitim: İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi; Gazetecilik ve İşletme İktisadı enstitüleri</li>
 <li>Kamu görevleri: Turizm ve Tanıtma Bakanlığı ile Başbakanlık</li>
 <li>Diplomatik görev: Londra Büyükelçiliği Basın Müşavirliği</li>
 <li>İdari görev: Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdür Yardımcılığı</li>
 <li>Uzmanlık alanları: Stratejik araştırmalar, güvenlik, terörizm ve istihbarat</li>
 <li>Son görev yeri: Başkent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi</li>
 <li>Unvanı: Uzman ve danışman; Başkent Üniversitesi tarafından verilen fahri doktora unvanı</li>
 <li>Diğer: 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Gazisi</li>
</ul>

<p>Çitlioğlu, 1967-1985 yılları arasında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı ile Başbakanlık bünyesinde görev yaptı. Bu dönemde Londra Büyükelçiliği basın müşavirliği ve Basın Yayın ve Enformasyon genel müdür yardımcılığı görevlerini yürüttü.</p>

<p>1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na sivil görevli olarak katılan Çitlioğlu’na daha sonra gazi unvanı verildi.</p>

<p>Kamu görevlerinin ardından stratejik araştırmalar alanına yönelen Çitlioğlu; Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde terörizm konusunda danışmanlık yaptı, Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi başkanlığı görevini yürüttü ve üniversitelerde dersler verdi.</p>

<p>Başkent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde uzman ve danışman olarak çalışan Çitlioğlu, üniversite ve ülkeye sunduğu katkılar dolayısıyla Başkent Üniversitesi Senatosunun kararıyla fahri doktora unvanına layık görülmüştü.</p>

<p>Güvenlik ve terörizm alanında eserler kaleme aldı</p>

<p>Ercan Çitlioğlu, güvenlik politikaları, terör örgütleri, istihbarat ve uluslararası ilişkiler başlıklarında çok sayıda çalışmaya imza attı. Çitlioğlu’nun yayımlanan eserleri arasında “Gölgedeki Sessiz Tanıklar”, “Yedekteki Taşeron: ASALA/PKK”, “Tahran-Ankara Hattında Hizbullah”, “Üçgen”, “Suriye Dosyası”, “İnsanı, Dünyayı ve Terörizmi Anlamak” ve “Başbuğ” bulunuyor.</p>

<p>Gazetelerde köşe yazıları da kaleme alan Çitlioğlu, televizyon yayınlarında özellikle terörizm, istihbarat, Kıbrıs, bölgesel güvenlik ve Türkiye’nin dış politikası üzerine değerlendirmeleriyle kamuoyunun karşısına çıktı.</p>

<p>Üniversite camiasında üzüntü</p>

<p>Başkent Üniversitesi Rektörlüğünün taziye mesajının ardından Çitlioğlu’nun meslektaşları ve çalışmalarını takip edenler de başsağlığı mesajları paylaştı. Üniversite, ailesine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı dileğinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/baskent-universitesi-danismani-dr-ercan-citlioglu-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9274.jpeg" type="image/jpeg" length="42626"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akşamdan Hazırlayın, Sabah Rahat Edin: 12 Akdeniz Kahvaltısı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/aksamdan-hazirlayin-sabah-rahat-edin-12-akdeniz-kahvaltisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/aksamdan-hazirlayin-sabah-rahat-edin-12-akdeniz-kahvaltisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yulaf, yoğurt, meyve, yumurta, sebze ve kuruyemişlerle hazırlanan Akdeniz tipi kahvaltılar, sabah telaşını azaltırken dengeli ve doyurucu seçenekler sunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akşamdan Hazırlanabilen 12 Akdeniz Kahvaltısı</p>

<p>Akdeniz tipi kahvaltı hazırlamak için sabah uzun süre mutfakta kalmak gerekmiyor. Yulaf, yoğurt, meyve, yumurta, sebze, baklagil ve kuruyemiş içeren birçok seçenek bir gece önceden hazırlanabiliyor.</p>

<p>Bu yaklaşım tek bir yiyeceğe değil, beslenmenin bütününe dayanıyor. Tam tahılların, sebze ve meyvelerin, zeytinyağının, baklagillerin ve kuruyemişlerin ağırlıkta olduğu; işlenmiş et, rafine tahıl ve ilave şekerin sınırlandığı bir düzen hedefleniyor.</p>

<p>Akdeniz tipi kahvaltının temel bileşenleri</p>

<p>Dengeli bir kahvaltıda lif içeren bir karbonhidrat kaynağı, yeterli protein ve doymamış yağ bulunması tercih edilebilir. Yulaf ile yoğurt, yumurta ile sebze ya da tam tahıllı ekmek ile peynir bu dengeyi kurmanın pratik yolları arasında yer alıyor.</p>

<p>Porsiyonlar kişinin yaşına, günlük hareketine, sağlık durumuna ve enerji ihtiyacına göre değişiyor. Zeytinyağı ve kuruyemişler besleyici olmakla birlikte enerji yoğun olduklarından ölçülü kullanılmaları gerekiyor.</p>

<p>Bir gece önceden hazırlanabilecek 12 kahvaltı</p>

<p>Orman meyveli geceden bekletilmiş yulaf</p>

<p>Yulafı süt veya yoğurtla karıştırıp buzdolabında bekletin. Sabah üzerine çilek, yaban mersini, ceviz ve tarçın ekleyin. İlave şeker yerine meyvenin doğal tadından yararlanın.</p>

<p>Elmalı ve tarçınlı yulaf kavanozu</p>

<p>Yulaf, süt, rendelenmiş elma ve tarçını kapaklı bir kavanozda birleştirin. Kıvamı korumak için ceviz veya fındığı tüketmeden hemen önce ekleyin.</p>

<p>Yoğurtlu chia pudingi</p>

<p>Chia tohumlarını yoğurt veya sütle karıştırıp gece boyunca soğutun. Sabah meyve ve birkaç bademle tamamlayın. Chia, sıvıyı emerek puding benzeri bir yapı kazanır.</p>

<p>Çilekli chia ve yoğurt kasesi</p>

<p>Ezilmiş çilek, sade yoğurt ve chia tohumlarını karıştırın. İlave şeker içeren aromalı yoğurtlar yerine sade yoğurt kullanmak şeker miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Cevizli ve yaban mersinli fırın yulaf</p>

<p>Yulaf, yumurta, süt, muz, yaban mersini ve cevizle hazırlanan karışımı fırında pişirin. Soğuduktan sonra porsiyonlara ayırarak birkaç günlük kahvaltı elde edebilirsiniz.</p>

<p>Sebzeli mini omletler</p>

<p>Yumurta, ıspanak, biber ve az miktarda peynirle hazırlanan karışımı muffin kalıplarında pişirin. Soğuyan omletleri kapalı bir kapta buzdolabında saklayıp sabah yeniden ısıtın.</p>

<p>Ispanaklı ve mantarlı yumurta lokmaları</p>

<p>Sotelenmiş ıspanak ile mantarı yumurtayla birleştirip küçük kalıplarda pişirin. Yanına bir dilim tam tahıllı ekmek ve domates eklenerek daha dengeli bir öğün oluşturulabilir.</p>

<p>Sebzeli ve peynirli kabuksuz kiş</p>

<p>Yumurta, brokoli, ıspanak, mantar ve peynirle hazırlanan kabuksuz kiş, önceden pişirilip dilimlenebilir. Sebzelerin suyu iyi süzülürse yapısı daha iyi korunur.</p>

<p>Biberli ve beyaz peynirli omlet muffinleri</p>

<p>Kırmızı biber, maydanoz, yumurta ve beyaz peynir karışımını küçük kalıplarda pişirin. Tuz miktarını dengelemek için peynirin porsiyonunu sınırlı tutun.</p>

<p>Yoğurt, meyve ve ceviz kavanozu</p>

<p>Sade yoğurt, doğranmış meyve ve yulafı katmanlar hâlinde hazırlayın. Cevizi yumuşamaması için ayrı bir kapta taşıyıp tüketirken ekleyin.</p>

<p>Nohutlu kahvaltı kasesi</p>

<p>Haşlanmış nohut, domates, salatalık, maydanoz ve zeytinyağını önceden hazırlayın. Sabah yumurta veya yoğurt ekleyerek protein içeriğini artırabilirsiniz.</p>

<p>Dondurucuya uygun sebzeli dürüm</p>

<p>Tam tahıllı lavaşın içine yumurta, ıspanak, biber ve az miktarda peynir koyun. Dürümleri tek tek sarıp dondurun; tüketmeden önce iç kısmı tamamen ısınana kadar ısıtın.</p>

<p>Akdeniz kahvaltısı neden farklı?</p>

<p>Akdeniz tipi beslenme yalnızca zeytinyağı tüketmek anlamına gelmiyor. Sebze, meyve, baklagil, tam tahıl ve kuruyemiş çeşitliliği ile kırmızı ve işlenmiş etlerin sınırlandırılması bu modelin temelini oluşturuyor.</p>

<p>Yüksek kalp ve damar hastalığı riski bulunan 7 bin 447 kişinin katıldığı PREDIMED araştırması, sızma zeytinyağı veya kuruyemişle desteklenen Akdeniz tipi beslenme gruplarında ciddi kalp ve damar olaylarının daha düşük görüldüğünü bildirdi. Bu bulgu, tek bir kahvaltı tarifinin hastalıkları önlediği şeklinde yorumlanmamalı; yarar genel beslenme düzeniyle ilişkilendirilmeli.</p>

<p>Kahvaltıda protein ve lif dengesi</p>

<p>Yumurta, yoğurt, peynir ve baklagiller protein sağlayabilir. Yulaf, tam tahıllar, sebzeler, meyveler, chia ve kuruyemişler ise lif içeriğini yükseltir.</p>

<p>Protein ve lif içeren seçenekler daha uzun süre tokluk sağlamaya yardımcı olabilir. Ancak kahvaltı yapmak ya da belirli bir saatte yemek yemek herkes için zorunlu değildir; toplam beslenme düzeni ve kişisel gereksinimler daha belirleyicidir.</p>

<p>Hazırlarken nelere dikkat edilmeli?</p>

<p>Yulaf ve chia karışımları kapalı kaplarda ve buzdolabında saklanmalı. Çiğ yumurta içeren karışımlar bekletilmemeli; yumurtalı tarifler tamamen pişirilmeli ve oda sıcaklığında uzun süre bırakılmamalı.</p>

<p>Pişmiş yumurtalı kahvaltılar çoğunlukla üç ila dört gün içinde tüketilmelidir. Koku, renk veya dokusunda bozulma görülen ürünler tadına bakılmadan atılmalıdır.</p>

<p>Diyabeti bulunan kişiler bal, şurup, kuru meyve ve porsiyon miktarına dikkat etmeli. Böbrek hastalığı, çölyak, besin alerjisi veya özel bir tedavi diyeti bulunanların tarifleri hekim ya da diyetisyenle kişiselleştirmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. EatingWell, Bir Gece Önceden Hazırlanabilen 24 Akdeniz Tipi Kahvaltı<br />
2. PREDIMED Araştırmacıları, Akdeniz Tipi Beslenmeyle Kalp ve Damar Hastalıklarından Birincil Korunma<br />
3. New England Journal of Medicine, 2018; 378: e34<br />
4. Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu, Akdeniz Tipi Beslenme İncelemesi<br />
5. Mayo Clinic, Kalp Sağlığı İçin Akdeniz Tipi Beslenme<br />
6. Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı, Artan Yemeklerin Güvenli Saklanması Rehberi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/aksamdan-hazirlayin-sabah-rahat-edin-12-akdeniz-kahvaltisi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9271.jpeg" type="image/jpeg" length="30110"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bağışıklık Dostu Besinler: Alışveriş Listenize Ekleyebileceğiniz 8 Seçenek]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/bagisiklik-dostu-besinler-alisveris-listenize-ekleyebileceginiz-8-secenek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/bagisiklik-dostu-besinler-alisveris-listenize-ekleyebileceginiz-8-secenek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Turunçgiller, orman meyveleri, yağlı balık, brokoli, sarımsak, badem, yeşil yapraklı sebzeler ve yoğurt; dengeli beslenmenin parçası olduğunda bağışıklık sisteminin normal çalışmasını destekleyebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bağışıklık Sistemini Destekleyen 8 Besin</p>

<p>Bağışıklık sistemini tek başına güçlendiren veya hastalıklardan kesin olarak koruyan bir yiyecek bulunmuyor. Buna karşılık turunçgiller, orman meyveleri, yağlı balık, brokoli, sarımsak, badem, yeşil yapraklı sebzeler ve yoğurt; savunma sisteminin ihtiyaç duyduğu farklı besin ögelerini sağlayabiliyor.</p>

<p>Bu yiyeceklerin yararı, arada bir yüksek miktarda tüketilmelerinden çok çeşitli ve dengeli bir beslenme düzeninin parçası olmalarına dayanıyor. Yetersiz beslenme bazı bağışıklık işlevlerini zayıflatabilirken gereksiz takviye kullanımı aynı faydayı garanti etmiyor.</p>

<p>Turunçgiller</p>

<p>Portakal, mandalina, limon ve greyfurt, C vitamini açısından öne çıkıyor. C vitamini; cilt ve diğer koruyucu dokuların bütünlüğü ile doğuştan ve sonradan gelişen bağışıklık yanıtlarında görev alıyor.</p>

<p>C vitamini alınması enfeksiyona yakalanmayı kesin olarak önlemiyor. İhtiyacın öncelikle meyve ve sebzelerden karşılanması, yüksek doz takviyelerin ise hekim önerisi olmadan kullanılmaması gerekiyor.</p>

<p>Greyfurt bazı kolesterol, tansiyon, kalp ritmi ve bağışıklık baskılayıcı ilaçlarla etkileşebiliyor. Düzenli ilaç kullananların bu konuda hekim veya eczacıya danışması öneriliyor.</p>

<p>Orman meyveleri</p>

<p>Yaban mersini, böğürtlen, ahududu ve çilek; C vitamini ile antosiyanin adı verilen renk verici bitkisel bileşikleri içeriyor. Bu bileşikler hücreleri oksidatif strese karşı koruyan antioksidan etkileriyle biliniyor.</p>

<p>Ancak laboratuvarda gözlenen antiviral veya mikrop karşıtı özellikler, bu meyvelerin insanlarda enfeksiyonu tedavi ettiği anlamına gelmiyor. Taze ya da dondurulmuş, ilave şeker içermeyen seçenekler tercih edilebilir.</p>

<p>Yağlı balıklar</p>

<p>Somon, sardalya, uskumru, hamsi ve alabalık; omega-3 yağ asitleri bakımından zengin seçenekler arasında bulunuyor. Omega-3 yağları, bağışıklık yanıtı ve iltihaplanmanın düzenlenmesiyle ilişkili hücresel süreçlere katkı sağlıyor.</p>

<p>Yağlı balıklar aynı zamanda D vitamini sağlayabiliyor. D vitamini eksikliği şüphesinde kontrolsüz takviye kullanmak yerine kan düzeyinin hekim değerlendirmesiyle ele alınması daha güvenli kabul ediliyor.</p>

<p>Brokoli</p>

<p>Brokoli; C vitamini, beta karoten, folat, lif ve çeşitli bitkisel bileşikler içeriyor. Beta karoten vücutta A vitaminine dönüştürülerek cilt ve solunum yolu gibi koruyucu yüzeylerin normal işlevine katkıda bulunuyor.</p>

<p>Uzun süre kaynatmak bazı suda çözünen vitaminlerin kaybını artırabilir. Kısa süre buharda pişirme veya hafif soteleme, brokolinin besin değerini korumaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Sarımsak</p>

<p>Sarımsağın kesilmesi veya ezilmesiyle allisin başta olmak üzere kükürtlü bileşikler ortaya çıkıyor. Bu maddelerin bağışıklık yanıtı üzerindeki etkileri araştırılsa da sarımsağın grip, soğuk algınlığı ya da başka bir enfeksiyonu önlediğini söylemek için kanıtlar yeterli değil.</p>

<p>Sarımsak, tedavinin yerine değil dengeli beslenmenin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Kan sulandırıcı ilaç kullananların veya ameliyata hazırlananların yoğun sarımsak ve sarımsak takviyesi tüketimini sağlık uzmanıyla görüşmesi gerekir.</p>

<p>Badem</p>

<p>Badem, bağışıklık hücrelerini oksidatif hasara karşı korumaya katkıda bulunan E vitamini sağlar. İçerdiği doymamış yağlar, yağda çözünen bu vitaminin vücut tarafından kullanılmasını da destekler.</p>

<p>Enerji yoğunluğu yüksek olduğu için porsiyon kontrolü yapılabilir. Tuzsuz ve şeker kaplaması bulunmayan seçenekler daha uygun bir ara öğün oluşturur; kuruyemiş alerjisi olanlar tüketmemelidir.</p>

<p>Yeşil yapraklı sebzeler</p>

<p>Ispanak, pazı, roka ve kara lahana; folat, beta karoten, C vitamini ve farklı antioksidan bileşikler içeriyor. Folat, yeni hücrelerin yapılması ve yenilenmesi için gerekli vitaminlerden biri olarak bağışıklık hücrelerinin üretimine de katkıda bulunuyor.</p>

<p>Tek bir sebzeye bağlı kalmak yerine farklı renk ve türleri dönüşümlü tüketmek daha geniş bir besin çeşitliliği sağlıyor. Kan sulandırıcı kullananların K vitamini içeren sebzeleri tamamen bırakması değil, tüketim miktarını istikrarlı tutarak hekim önerisine uyması gerekiyor.</p>

<p>Yoğurt</p>

<p>Canlı kültür içeren yoğurtlar bağırsak mikrobiyotasını, yani sindirim sistemindeki mikroorganizma topluluğunu destekleyebilir. Bağırsak ile bağışıklık sistemi arasındaki ilişki nedeniyle fermente besinlerin etkileri bilimsel araştırmalarda inceleniyor.</p>

<p>Bununla birlikte her yoğurdun aynı bakteri türlerini veya miktarını içerdiği söylenemez. İlave şekeri düşük, sade ve canlı kültür içeren ürünler tercih edilebilir; süt alerjisi olanlar için uygun alternatifler sağlık uzmanıyla değerlendirilmelidir.</p>

<p>“Süper gıda” ne anlama geliyor?</p>

<p>“Süper gıda” bilimsel olarak tanımlanmış bir besin sınıfı değil, besin değeri yüksek yiyecekleri anlatmak için kullanılan popüler bir ifade. Bağışıklık sistemi tek bir besine değil; yeterli protein, vitamin, mineral, sağlıklı yağ ve enerji alımına ihtiyaç duyuyor.</p>

<p>Bu nedenle listede yer alan sekiz besinden birini çok fazla tüketmek yerine sebze, meyve, tam tahıl, baklagil, kuruyemiş ve uygun protein kaynaklarını çeşitlendirmek daha doğru bir yaklaşım sunuyor.</p>

<p>Beslenme tek başına yeterli mi?</p>

<p>Bağışıklığın normal çalışması yalnızca beslenmeye bağlı değil. Düzenli ve yeterli uyku, yaşa uygun fiziksel hareket, tütün ürünlerinden uzak durma, alkolü sınırlama, kronik hastalıkların kontrolü ve önerilen aşıların yaptırılması da vücudun enfeksiyonlara karşı savunmasını etkiliyor.</p>

<p>Takviyeler, dengeli beslenmenin yerini tutmuyor. Bağışıklık sistemini etkileyen bir hastalığı bulunanlar, gebeler, ileri yaştakiler ve düzenli ilaç kullananlar vitamin, mineral veya bitkisel ürünleri kullanmadan önce sağlık uzmanına danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Health sağlık editörlüğü, bağışıklık sistemini destekleyen besinler değerlendirmesi<br />
2. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi, bağışıklık işlevi ve besin ögeleri bilgi notu<br />
3. Harvard Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Beslenme Kaynağı, beslenme ve bağışıklık değerlendirmesi<br />
4. Cleveland Clinic, bağışıklık sistemini destekleyen besinler uzman değerlendirmesi<br />
5. Carr ve Maggini, C vitamini ve bağışıklık işlevi derlemesi, Nutrients, 2017, DOI: 10.3390/nu9111211 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/bagisiklik-dostu-besinler-alisveris-listenize-ekleyebileceginiz-8-secenek</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9269.jpeg" type="image/jpeg" length="82698"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Menemen Nasıl Yapılır? Sulu Olmayan Tam Ölçülü Tarif]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/menemen-nasil-yapilir-sulu-olmayan-tam-olculu-tarif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/menemen-nasil-yapilir-sulu-olmayan-tam-olculu-tarif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Domates, yeşil biber ve yumurtayla hazırlanan menemenin fazla sulanmaması için domatesin suyunu doğru oranda çektirmek gerekiyor. Yumurtayı kurutmadan pişiren tam ölçülü tarif ve püf noktaları burada.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Menemen; domates, yeşil biber ve yumurtanın tavada buluştuğu, Türk mutfağının en çok aranan kahvaltılıklarından biri. Az malzemeli görünmesine rağmen domatesin olgunluğu, tavanın genişliği ve yumurtanın pişirilme süresi sonucu doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Fazla sulu bir menemende yumurta domates sosunun içinde kaybolabiliyor; gereğinden uzun pişirildiğinde ise yemeğin dokusu kuruyor. Dengeli sonuç için domatesin fazla suyu yumurtalar eklenmeden önce çektirilmeli ve tava ocaktan alınırken yumurtaların hâlâ hafif nemli kalmasına dikkat edilmelidir.</p>

<p>TARİF KARTI</p>

<ul>
 <li>Kaç kişilik: 4 kişilik</li>
 <li>Hazırlık süresi: 15 dakika</li>
 <li>Pişirme süresi: 18–22 dakika</li>
 <li>Toplam süre: Yaklaşık 35 dakika</li>
 <li>Pişirme yöntemi: Tavada</li>
 <li>Zorluk düzeyi: Kolay</li>
 <li>Temel ekipman: 26–28 cm geniş tava, keskin bıçak, spatula</li>
 <li>Servis sıcaklığı: Sıcak</li>
</ul>

<p>MENEMEN İÇİN MALZEMELER</p>

<ul>
 <li>800 g olgun domates</li>
 <li>200 g sivri veya çarliston biber</li>
 <li>4 büyük yumurta</li>
 <li>30 ml zeytinyağı</li>
 <li>5 g tereyağı; isteğe bağlı</li>
 <li>1 çay kaşığı tuz</li>
 <li>Yarım çay kaşığı karabiber</li>
 <li>Yarım çay kaşığı pul biber; isteğe bağlı</li>
</ul>

<p>SOĞANLI HAZIRLAMAK İÇİN</p>

<ul>
 <li>1 küçük kuru soğan (yaklaşık 100 g)</li>
 <li>5 ml ilave zeytinyağı</li>
</ul>

<p>MENEMEN NASIL YAPILIR?</p>

<ol>
 <li>Domatesleri yıkayın. Kabuklarının menemende hissedilmesini istemiyorsanız altlarına bıçakla küçük bir çarpı atın.</li>
 <li>Domatesleri kaynar suda yaklaşık 30 saniye bekletin ve ardından soğuk suya alın. Kabuklarını soyup sap kısımlarını çıkarın.</li>
 <li>Domatesleri küçük küpler hâlinde doğrayın. Daha pürüzsüz bir kıvam isteniyorsa rendenin iri tarafıyla rendeleyin; ancak çekirdekli ve fazla sulu orta bölümü tamamen kullanmak menemeni sulandırabilir.</li>
 <li>Biberlerin saplarını ve iri çekirdeklerini ayırın. Biberleri yaklaşık yarım santimetre kalınlığında doğrayın.</li>
 <li>Geniş tavayı orta ateşte ısıtın. Zeytinyağını ve kullanıyorsanız tereyağını ekleyin.</li>
 <li>Biberleri tavaya alın. Renklerini tamamen kaybetmeden, hafifçe yumuşayıncaya kadar 4–5 dakika soteleyin.</li>
 <li>Doğranmış domatesleri ekleyin. Tuzu bu aşamada tamamen değil, yarım çay kaşığı kadar ilave edin.</li>
 <li>Domatesleri orta ateşte, kapağı açık olarak 10–12 dakika pişirin. Ara sıra karıştırın. Sos kaşığın açtığı yolu birkaç saniye koruyabiliyorsa yeterince koyulaşmış demektir.</li>
 <li>Yumurtaları ayrı bir kâseye kırın. Kabuk parçası bulunmadığını kontrol edin ve yalnızca sarılarla beyazlar hafifçe birleşecek kadar karıştırın.</li>
 <li>Yumurtaları domatesli karışıma dökün. Küçük ve yumuşak yumurta parçaları için spatulayla kenarlardan merkeze doğru yavaşça karıştırın.</li>
 <li>Yumurtalar büyük parçalı isteniyorsa yumurtaları tavaya ayrı noktalardan kırın. Beyazlarını domatesle hafifçe karıştırın, sarıları ise son aşamada dağıtın.</li>
 <li>Yumurtalar büyük ölçüde pişip hâlâ parlak ve hafif nemliyken tavayı ocaktan alın. Tavanın kalan ısısı pişirmeyi kısa süre sürdürecektir.</li>
 <li>Kalan tuzu, karabiberi ve isteğe bağlı pul biberi ekleyin. Menemeni bekletmeden sıcak servis edin.</li>
</ol>

<p>SOĞANLI MENEMEN NASIL YAPILIR?</p>

<p>Soğan kullanılacaksa küçük küpler hâlinde doğrayın. Isınan zeytinyağında orta-kısık ateşte 5–6 dakika, renk aldırmadan yumuşatın.</p>

<p>Ardından biberleri ekleyerek tarife aynı sırayla devam edin. Soğanın karamelize edilmesi, menemenin tadını belirgin biçimde tatlılaştırabilir. Bu nedenle soğanı yüksek ateşte kızartmayın.</p>

<p>MENEMENİN PÜF NOKTALARI</p>

<ul>
 <li>Etli, olgun ve aromalı yaz domatesleri daha yoğun sos verir. Çok sulu domateslerde çekirdekli orta bölümün bir kısmı çıkarılabilir.</li>
 <li>Geniş tava kullanmak buharlaşma yüzeyini artırır ve domates suyunun daha hızlı çekilmesini sağlar.</li>
 <li>Domatesler pişerken tavanın kapağını kapatmayın. Kapak, buharı içeride tutarak menemenin sulanmasına neden olabilir.</li>
 <li>Yumurtaları eklemeden önce domates sosunun kıvamını mutlaka kontrol edin. Yumurtalar eklendikten sonra fazla suyu çektirmek yemeği kurutabilir.</li>
 <li>Yumurtaları uzun süre çırpmayın. Aşırı çırpılmış yumurta, menemeni daha homojen fakat kuru bir omlet dokusuna yaklaştırabilir.</li>
 <li>Menemeni yüksek ateşte pişirmeyin. Yumurtalar hızla sertleşirken domates tavanın dibine tutabilir.</li>
 <li>Yumurtalar tamamen katılaşmadan tavayı ocaktan alın. Kalan ısı, servis süresince pişirmeye devam eder.</li>
 <li>Tuzu kontrollü kullanın. Beyaz peynir gibi tuzlu bir malzeme eklenecekse başlangıçtaki tuz azaltılmalıdır.</li>
 <li>Çok miktarda tereyağı domatesin taze aromasını bastırabilir. Zeytinyağı temel yağ olarak kullanılabilir.</li>
 <li>Menemeni servis etmeden önce uzun süre bekletmek yumurtanın suyunu salmasına ve dokunun bozulmasına yol açabilir.</li>
</ul>

<p>UYGUN MALZEME İKAMELERİ</p>

<p>Sivri biber yerine çarliston biber kullanılabilir. Acı tat isteniyorsa biberlerin bir bölümü acı sivri biberle değiştirilebilir.</p>

<p>Taze domates bulunmadığında 700 g süzülmüş konserve doğranmış domates kullanılabilir. Konserve ürün tuz içeriyorsa tarifteki tuz miktarı azaltılmalıdır.</p>

<p>Zeytinyağı yerine ayçiçek yağı kullanılabilir. Ancak zeytinyağının verdiği karakteristik aroma kaybolur.</p>

<p>Tereyağı zorunlu değildir. Tarif yalnızca zeytinyağıyla hazırlanabilir.</p>

<p>PEYNİRLİ MENEMEN SEÇENEĞİ</p>

<p>Menemen ocaktan alınmadan yaklaşık bir dakika önce 80–100 g ufalanmış beyaz peynir veya rendelenmiş kaşar eklenebilir.</p>

<p>Beyaz peynir kullanılacaksa tuz miktarı azaltılmalıdır. Kaşarın fazla kullanılması menemeni uzayan ve ağır bir kıvama getirebilir.</p>

<p>SERVİS ÖNERİSİ</p>

<p>Menemeni piştiği tavada veya önceden ısıtılmış servis tabaklarında sıcak olarak sunun. Yanında taze ekmek, pide, simit, zeytin ve beyaz peynir tercih edilebilir.</p>

<p>Ekmek doğrudan tavanın içine bırakılmamalıdır. Bu uygulama menemenin kısa sürede fazla koyulaşmasına ve servis kabında kalan kısmın kirlenmesine neden olabilir.</p>

<p>SAKLAMA VE GIDA GÜVENLİĞİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yumurta içeren menemenin hazırlanır hazırlanmaz tüketilmesi en iyi sonucu verir. Artan yemek oda sıcaklığında iki saatten, çok sıcak ortamlarda ise bir saatten uzun bırakılmamalıdır.</p>

<p>Menemen ilk sıcaklığını kaybettikten sonra kapalı bir kaba alınarak buzdolabında en fazla 2 gün saklanabilir. Yeniden ısıtırken yalnızca tüketilecek porsiyon alınmalı ve her tarafı iyice ısınana kadar tavada pişirilmelidir.</p>

<p>Çiğ veya az pişmiş yumurtadan kaçınması gereken hamileler, küçük çocuklar, ileri yaştakiler ve bağışıklığı baskılanmış kişiler için yumurtalar tamamen pişirilmeli veya pastörize yumurta kullanılmalıdır.</p>

<p>Dondurma işlemi domatesin sulanmasına ve yumurtanın süngerimsi bir doku kazanmasına yol açabileceğinden önerilmez.</p>

<p>SIK YAPILAN HATALAR</p>

<p>Menemenin sulu kalması: Domatesin yumurta eklenmeden önce yeterince pişirilmemesi veya tavanın kapağının kapatılması fazla su bırakabilir.</p>

<p>Yumurtaların kuruması: Yumurtayı yüksek ateşte ya da gereğinden uzun pişirmek yumuşak dokuyu kaybettirir.</p>

<p>Biberlerin çiğ kalması: Biberleri domatesle aynı anda eklemek yeterince yumuşamamalarına neden olabilir. Önce yağda birkaç dakika soteleyin.</p>

<p>Tadın fazla ekşi olması: Mevsimsiz veya tam olgunlaşmamış domatesler ekşi tat verebilir. Daha olgun domates ya da kaliteli konserve ürün tercih edin.</p>

<p>Menemenin omlete dönüşmesi: Yumurtaları uzun süre çırpmak ve tavada sürekli karıştırmak domatesli omlet benzeri bir yapı oluşturabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/menemen-nasil-yapilir-sulu-olmayan-tam-olculu-tarif</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9268.jpeg" type="image/jpeg" length="84131"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mounjaro Artık Kalp Krizi ve İnme Riskini Azaltmak İçin de Onaylı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/mounjaro-artik-kalp-krizi-ve-inme-riskini-azaltmak-icin-de-onayli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/mounjaro-artik-kalp-krizi-ve-inme-riskini-azaltmak-icin-de-onayli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, Mounjaro’yu kalp ve damar riski yüksek tip 2 diyabetli yetişkinlerde kalp krizi, inme veya kardiyovasküler ölüm riskini azaltmak amacıyla onayladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mounjaro’ya Kalp ve Damar Riskini Azaltma Onayı</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, 28 Ağustos 2026 tarihinde Mounjaro’nun kullanım alanını genişletti. Tirzepatid içeren ilaç, kalp ve damar olayı riski yüksek tip 2 diyabetli yetişkinlerde kalp krizi, inme veya kardiyovasküler ölüm riskini azaltmak amacıyla da kullanılabilecek.</p>

<p>Karar, 13 binden fazla katılımcının yer aldığı Faz 3 SURPASS-CVOT araştırmasının sonuçlarına dayandırıldı. Çalışmada tirzepatid, kalp ve damar yararı daha önce gösterilmiş dulaglutid ile doğrudan karşılaştırıldı.</p>

<p>Mounjaro için yeni kullanım alanı</p>

<p>Mounjaro daha önce diyet ve egzersize ek olarak tip 2 diyabette kan şekeri kontrolünü iyileştirmek amacıyla kullanılıyordu. Yeni FDA kararı, ilacın kalp ve damar riski yüksek yetişkinlerdeki kullanım alanını genişletti.</p>

<p>Onayın tip 2 diyabetli bütün yetişkinler için genel bir kalp hastalığından korunma önerisi anlamına gelmediği belirtildi. Tedavi kararı hastanın mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve bireysel risk profili değerlendirilerek hekim tarafından verilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SURPASS-CVOT araştırması ne gösterdi?</p>

<p>Randomize ve çift kör tasarlanan SURPASS-CVOT çalışması, 30 ülkede 13 binden fazla tip 2 diyabet hastasını kapsadı. Katılımcılarda aterosklerotik kalp ve damar hastalığı bulunuyordu ve takip süresi dört buçuk yılı aştı.</p>

<p>Birincil değerlendirmede kardiyovasküler ölüm, kalp krizi veya inmeden oluşan üç bileşenli birleşik sonlanım incelendi. Tirzepatid grubundaki olay oranı, dulaglutid grubuna kıyasla göreli olarak yüzde 8 daha düşük bulundu.</p>

<p>Tahmini risk oranı 0,92; yüzde 95,3 güven aralığı ise 0,83–1,01 olarak hesaplandı. Tirzepatid, dulaglutide karşı önceden belirlenen “daha kötü olmama” ölçütünü karşıladı; ancak güven aralığı 1 değerini içerdiği için sonuç, kalp ve damar olaylarında kesin üstünlük biçiminde yorumlanmamalı.</p>

<p>Plasebo yerine etkili ilaçla karşılaştırıldı</p>

<p>Çalışmanın ayırt edici yönlerinden biri, Mounjaro’nun etkisiz bir plaseboyla değil, kalp ve damar yararı kanıtlanmış bir GLP-1 reseptör agonisti olan Trulicity ile karşılaştırılması oldu.</p>

<p>Bu nedenle yüzde 8’lik göreli fark, tedavisiz bir grupla karşılaştırmayı göstermiyor. Bulgular, tirzepatidin dulaglutidin sağladığı kalp ve damar korumasını en azından koruduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Güvenlilik bulguları da değerlendirildi</p>

<p>Araştırmada tirzepatid ile en sık karşılaşılan yan etkiler mide ve bağırsak sistemiyle ilişkiliydi. Bulantı, ishal, iştah azalması, kusma, kabızlık, hazımsızlık ve karın ağrısı bildirilen etkiler arasında yer aldı.</p>

<p>Bu yakınmaların çoğu hafif veya orta şiddette görüldü ve daha çok doz artırma döneminde ortaya çıktı. Mounjaro reçeteli bir ilaç olduğundan tedaviye başlanması, doz değişikliği veya ilacın bırakılması hekim değerlendirmesi gerektiriyor.</p>

<p>Ozempic daha önce benzer bir endikasyon almıştı</p>

<p>FDA, Ozempic’i Ocak 2020’de tip 2 diyabeti ve bilinen kalp ve damar hastalığı bulunan yetişkinlerde kardiyovasküler ölüm, ölümcül olmayan kalp krizi veya ölümcül olmayan inme riskini azaltmak üzere onaylamıştı.</p>

<p>Her iki ilaç benzer hasta gruplarında kalp ve damar riskinin azaltılmasına yönelik endikasyonlara sahip olsa da doğrudan birbirlerinin yerine kullanılabilecekleri anlamına gelmiyor. Tirzepatid, GIP ve GLP-1 reseptörlerini; semaglutid ise GLP-1 reseptörünü hedefliyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>ABD Gıda ve İlaç Dairesi Mounjaro güncel ürün bilgisi</li>
 <li>Eli Lilly and Company, Mounjaro FDA onay açıklaması</li>
 <li>SURPASS-CVOT Faz 3 Kardiyovasküler Sonuçlar Araştırması</li>
 <li>The New England Journal of Medicine, Cardiovascular Outcomes with Tirzepatide versus Dulaglutide in Type 2 Diabetes, DOI: 10.1056/NEJMoa2505928</li>
 <li>ABD Gıda ve İlaç Dairesi Ozempic ürün bilgisi</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💊 İlaç</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/mounjaro-artik-kalp-krizi-ve-inme-riskini-azaltmak-icin-de-onayli</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 06:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9265.jpeg" type="image/jpeg" length="70120"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hava durumu: Büyükşehirlerde sağanak, Karadeniz’de şiddetli yağış uyarısı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/hava-durumu-buyuksehirlerde-saganak-karadenizde-siddetli-yagis-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/hava-durumu-buyuksehirlerde-saganak-karadenizde-siddetli-yagis-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hava durumu tahminlerine göre 29 Ağustos Cumartesi günü İstanbul, Ankara, Bursa, Adana, Konya, Gaziantep ve Diyarbakır’da gök gürültülü sağanak bekleniyor. İzmir’de sıcaklık 34, Antalya’da 35 dereceye kadar çıkacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Meteoroloji, Orta Karadeniz’de şiddetli yağış; Marmara, Ege ve bazı iç kesimlerde kuvvetli rüzgâr; Güneydoğu Anadolu’da ise toz taşınımı beklendiğini bildirdi.</p>

<p>Hava durumu bugün nasıl olacak?</p>

<p>Hava durumu, Türkiye’nin kuzey, iç ve doğu kesimlerinde yağışlı bir tabloya işaret ediyor. Marmara’nın doğusu, İç Anadolu, Karadeniz, Orta ve Doğu Akdeniz ile Doğu Anadolu’nun büyük bölümünde sağanak ve gök gürültülü sağanak tahmin ediliyor.</p>

<p>Yağışların Orta Karadeniz’de çok kuvvetli ve yer yer şiddetli; Batı Karadeniz’in batı kıyıları, Doğu Karadeniz’in batısı, İç Anadolu’nun doğusu, Doğu Akdeniz’in iç kesimleri ve Hatay çevresinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.</p>

<p>Büyükşehirlerde hava durumu</p>

<p>İstanbul: 19-27 derece. Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı.</p>

<p>Ankara: 14-25 derece. Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak bekleniyor. Doğu çevrelerinde yağışın yerel olarak kuvvetlenebileceği tahmin ediliyor.</p>

<p>İzmir: 21-34 derece. Parçalı ve az bulutlu. Kuzeyli yönlerden kuvvetli rüzgâr bekleniyor.</p>

<p>Bursa: 17-28 derece. Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı.</p>

<p>Antalya: 25-35 derece. Parçalı, yer yer çok bulutlu. Kentin iç kesimlerinde kuvvetli rüzgâr görülebilir.</p>

<p>Adana: 23-31 derece. Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ilçelerinde yerel kuvvetli olmak üzere aralıklı sağanak bekleniyor.</p>

<p>Konya: 15-24 derece. Aralıklı gök gürültülü sağanak tahmin ediliyor. Doğu çevrelerinde yağışın yerel kuvvetli olması bekleniyor.</p>

<p>Gaziantep: 21-29 derece. Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı.</p>

<p>Diyarbakır: 19-32 derece. Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı gök gürültülü sağanak bekleniyor.</p>

<p>Samsun: 20-24 derece. Kuvvetli, yer yer şiddetli sağanak ve gök gürültülü sağanak tahmin ediliyor.</p>

<p>Trabzon: 22-25 derece. Parçalı ve çok bulutlu, yer yer kuvvetli sağanak bekleniyor.</p>

<p>Bölgelere göre hava durumu</p>

<p>Marmara</p>

<p>Bölgenin doğusunda aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Kuzeyli rüzgârın saatte 40-60 kilometre hızla esebileceği tahmin ediliyor.</p>

<p>Ege</p>

<p>Parçalı ve az bulutlu hava öngörülüyor. Bölge genelinde kuzeyli yönlerden kuvvetli rüzgâr beklenirken Güney Ege’de deniz ulaşımını etkileyebilecek fırtına tahmin ediliyor.</p>

<p>Akdeniz</p>

<p>Batı kesimlerde parçalı bulutlu, Orta ve Doğu Akdeniz’de sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Adana ve Mersin’in iç ve yüksek kesimleri ile Hatay çevresinde yağış yerel olarak kuvvetlenebilir.</p>

<p>İç Anadolu</p>

<p>Bölge genelinde aralıklı sağanak tahmin ediliyor. Karaman, Niğde, Nevşehir, Aksaray, Kayseri, Yozgat ve Sivas çevreleri ile Konya’nın güneydoğusunda yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.</p>

<p>Karadeniz</p>

<p>Batı Karadeniz ile Orta ve Doğu Karadeniz genelinde sağanak bekleniyor. Samsun, Ordu ve Giresun çevreleri ile Amasya ve Tokat’ın kuzeyinde kuvvetli yağış öngörülüyor. Samsun’un doğusu ile Ordu’nun batısında yağışların çok kuvvetli ve yer yer şiddetli olabileceği bildirildi.</p>

<p>Doğu Anadolu</p>

<p>Şırnak dışında bölge genelinde aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Van, Hakkâri ve çevresinde kuvvetli rüzgâr; bölgenin güneydoğusunda toz taşınımı tahmin ediliyor.</p>

<p>Güneydoğu Anadolu</p>

<p>Bölgenin kuzey ve batısında sağanak beklenirken Mardin’de parçalı ve az bulutlu hava öngörülüyor. Bölge genelinde toz taşınımının görüş mesafesini ve hava kalitesini etkileyebileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Kuvvetli yağış ve rüzgâr uyarısı</p>

<p>Samsun’un doğusu ile Ordu’nun batısında yağış miktarının yer yer 51-100 kilogram/metrekareye ulaşabileceği tahmin ediliyor. Sel, su baskını, yıldırım, heyelan ve ulaşımda aksama riski bulunuyor.</p>

<p>Isparta, Burdur ve Denizli çevreleriyle Antalya ve Muğla’nın iç kesimlerinde rüzgârın saatte 50-70 kilometreye ulaşması bekleniyor. Van, Hakkâri, Siirt ve Şırnak çevrelerinde ise rüzgârın hamle hızının yer yer 80-90 kilometreye çıkabileceği bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son durum</p>

<p>29 Ağustos Cumartesi günü yağışların özellikle Karadeniz, İç Anadolu’nun doğusu ve Doğu Akdeniz’in iç kesimlerinde etkili olması bekleniyor. Meteorolojik uyarılar gün içinde yeni radar ve gözlem verilerine göre güncellenebilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/hava-durumu-buyuksehirlerde-saganak-karadenizde-siddetli-yagis-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 05:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/05/i-m-g-8764.jpeg" type="image/jpeg" length="31722"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Polisitemia Vera Hastaları İçin Yeni Tedavi Seçeneği]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/polisitemia-vera-hastalari-icin-yeni-tedavi-secenegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/polisitemia-vera-hastalari-icin-yeni-tedavi-secenegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, polisitemia veraya bağlı eritrositoz için haftada bir uygulanan rusfertideyi onayladı. Faz 3 çalışmasında hastaların yüzde 76,9’u 20–32. haftalarda terapötik kan alma ölçütünü karşılamadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>FDA Nadir Kan Kanseri İçin Rusfertide İlacını Onayladı</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, polisitemia vera tanılı yetişkinlerde görülen eritrositozun tedavisi için rusfertide etken maddeli Mimrylo’ya onay verdi. Haftada bir kez deri altına uygulanan ilaç, vücuttaki demir dağılımını ve kırmızı kan hücresi üretimini düzenleyen hepcidin hormonunun etkisini taklit ediyor.</p>

<p>Karar, 293 hastanın katıldığı randomize ve plasebo kontrollü Faz 3 VERIFY araştırmasının sonuçlarına dayandırıldı. Standart tedaviye rusfertide eklenen hastaların yüzde 76,9’u, 20–32. haftalar arasında terapötik kan alma ölçütünü karşılamazken plasebo grubunda bu oran yüzde 32,9’da kaldı.</p>

<p>Kan Alma İhtiyacında Azalma Sağladı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polisitemia vera, kemik iliğinin aşırı miktarda kırmızı kan hücresi ürettiği kronik bir kan kanseri olarak biliniyor. Bu üretim hematokrit düzeyini ve kanın yoğunluğunu artırarak pıhtı, felç, derin ven trombozu ve pulmoner emboli riskini yükseltebiliyor.</p>

<p>Tedavide temel hedeflerden biri hematokriti yüzde 45’in altında tutmak. Bu amaçla hastalardan belirli aralıklarla kan alınması anlamına gelen terapötik flebotomi, ilaç tedavileriyle birlikte kullanılabiliyor.</p>

<p>VERIFY çalışmasında rusfertide grubunda 32 haftalık dönemde hasta başına ortalama 0,5 flebotomi uygulanırken plasebo grubunda bu sayı 1,8 olarak hesaplandı. Hematokrit düzeyini yüzde 45’in altında koruyanların oranı da rusfertide grubunda yüzde 62,6, plasebo grubunda yüzde 14,4 olarak bildirildi.</p>

<p>Hepcidin Hormonunu Taklit Ediyor</p>

<p>Rusfertide, demirin vücuttaki kullanımını yöneten doğal hepcidin hormonunu taklit eden peptit yapılı bir ilaç. Demirin kırmızı kan hücresi üretiminde kullanılmasını sınırlayarak aşırı üretimi ve buna bağlı hematokrit yükselişini kontrol etmeyi amaçlıyor.</p>

<p>İlaç, mevcut tedavilerin yerine geçen bağımsız bir uygulama olarak değil, araştırmada kullanılan standart bakımın yanında değerlendirildi. Standart bakım kapsamında flebotomi, hidroksiüre, interferon veya ruksolitinib gibi yaklaşımlar yer alabildi.</p>

<p>Yorgunluk Bulguları da Değerlendirildi</p>

<p>Araştırmada hematokrit kontrolü ve flebotomi sayısının yanı sıra hastaların bildirdiği yorgunluk düzeyleri de incelendi. Rusfertide verilen grupta yorgunluk puanlarında plaseboya kıyasla iyileşme kaydedildi.</p>

<p>Çalışmanın açık etiketli uzatma bölümü devam ediyor. Bu nedenle daha uzun süreli etkinlik ve güvenlilik verilerinin ilerleyen dönemde açıklanması bekleniyor.</p>

<p>En Sık Yan Etkiler Açıklandı</p>

<p>FDA tarafından paylaşılan verilere göre en sık görülen yan etkiler enjeksiyon bölgesi reaksiyonları ve anemiydi. Enjeksiyon bölgesi reaksiyonları hastaların yüzde 56’sında, anemi ise yüzde 16’sında bildirildi.</p>

<p>İlaç trombosit sayısında yeni veya ilerleyen yükselmeye yol açabileceğinden tedavinin başlangıcında ve doz değişiklikleri sırasında kan sayımının izlenmesi gerekiyor. Hayvan üreme çalışmalarındaki bulgular nedeniyle gebelikte fetüse zarar verme riski konusunda da uyarı bulunuyor.</p>

<p>Türkiye İçin Ayrı Ruhsat Süreci Gerekiyor</p>

<p>Mimrylo’nun onayı, polisitemia veraya bağlı eritrositozu bulunan yetişkin hastalar için ABD’de geçerli. Bu karar, ilacın Türkiye’de ruhsatlandırıldığı veya kullanıma sunulduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Takeda, ilacın ABD dışındaki ülkelerde değerlendirilmesi için ilgili düzenleyici kurumlarla çalıştığını bildirdi. Türkiye’de kullanıma girebilmesi için Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun ayrı ruhsatlandırma sürecinin tamamlanması gerekiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>ABD Gıda ve İlaç Dairesi</li>
 <li>Takeda Pharmaceutical Company</li>
 <li>Protagonist Therapeutics</li>
 <li>Faz 3 VERIFY Klinik Araştırması, kayıt numarası: NCT05210790</li>
 <li>Journal of Clinical Oncology, 2025; 43, ek 17, LBA3</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💊 İlaç</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/polisitemia-vera-hastalari-icin-yeni-tedavi-secenegi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 05:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-5876.jpeg" type="image/jpeg" length="53780"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tek Bacakta Şişlik ve Ağrı Varsa Bu Belirtileri Önemseyin]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/tek-bacakta-sislik-ve-agri-varsa-bu-belirtileri-onemseyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/tek-bacakta-sislik-ve-agri-varsa-bu-belirtileri-onemseyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Derin ven trombozu çoğunlukla tek bacakta şişlik, ağrı, hassasiyet, ısı artışı ve renk değişikliğiyle ortaya çıkıyor. Ani nefes darlığı veya göğüs ağrısı ise acil yardım gerektiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bacakta Pıhtının Belirtileri Neler? Derin Ven Trombozu Rehberi</p>

<p>Tek bacakta yeni başlayan şişlik, baldır veya uyluk ağrısı, dokunmakla hassasiyet, ısı artışı ve ciltte kızarıklık ya da renk değişikliği derin ven trombozunu düşündürebilir. Ancak bu bulgular tanı koydurmaz; benzer yakınmalar kas yaralanması, enfeksiyon ve başka hastalıklarda da görülebilir.</p>

<p>Derin ven trombozu, kanın vücudun derin toplardamarlarından birinde pıhtılaşmasıdır. En sık bacakta gelişmekle birlikte pelviste veya kolda da ortaya çıkabilir. Pıhtının bir bölümü koparak akciğere giderse pulmoner emboli adı verilen ciddi tablo oluşabilir.</p>

<p>Bacakta pıhtının en sık görülen belirtileri</p>

<p>Derin ven trombozunda şu bulgular görülebilir:</p>

<p>• Genellikle tek bacakta gelişen şişlik<br />
• Baldırda veya uylukta ağrı ve hassasiyet<br />
• Etkilenen bölgede ısı artışı<br />
• Ciltte kızarıklık, morarma veya koyulaşma<br />
• Yüzeysel damarların daha belirgin hâle gelmesi</p>

<p>Ağrı özellikle ayakta dururken veya yürürken hissedilebilir. Buna karşılık derin ven trombozu bulunan kişilerin yaklaşık yarısında belirgin bir yakınma olmayabilir.</p>

<p>Akciğere pıhtı atmasının belirtileri</p>

<p>Pıhtının akciğer damarlarından birini tıkaması pulmoner emboli olarak adlandırılır. Bu durum, öncesinde belirgin bir bacak şikâyeti yaşanmadan da gelişebilir.</p>

<p>Ani veya açıklanamayan nefes darlığı, nefes alırken artan göğüs ağrısı, hızlı ya da düzensiz kalp atımı, kanlı öksürük, baş dönmesi ve bayılma pulmoner emboli belirtileri arasındadır. Bu yakınmalardan biri ortaya çıktığında beklenmemeli ve 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır.</p>

<p>Kimlerde pıhtı riski daha yüksek?</p>

<p>Uzun süre hareket edememek, kanın bacak damarlarında yavaşlamasına yol açabilir. Hastanede yatış, büyük ameliyat, ciddi yaralanma, alçı kullanımı ve uzun yolculuklar bu nedenle riski artırabilir.</p>

<p>Aktif kanser, daha önce pıhtı geçirmiş olmak, ileri yaş, obezite, gebelik ve doğum sonrası dönem de risk faktörleri arasındadır. Östrojen içeren doğum kontrol ilaçları veya hormon tedavileri ile bazı kalıtsal pıhtılaşma bozuklukları da kişisel riski yükseltebilir.</p>

<p>Birden fazla risk faktörünün aynı kişide bulunması olasılığı daha da artırır. Buna rağmen belirgin bir risk faktörü olmayan kişilerde de derin ven trombozu gelişebilir.</p>

<p>Uzun yolculuklarda nasıl önlem alınabilir?</p>

<p>Saatler süren yolculuklarda mümkün olduğunca düzenli aralıklarla kalkıp yürümek, otururken ayak bileklerini hareket ettirmek ve bacakları uzun süre aynı konumda tutmamak yararlı olabilir. Rahat kıyafetler tercih edilmeli ve sıvı alımı ihmal edilmemelidir.</p>

<p>Pıhtı riski yüksek kişilerin yolculuk öncesinde hekimlerine danışması gerekir. Varis çorabı veya kan sulandırıcı ilaç herkes için uygun değildir; kişisel değerlendirme yapılmadan başlanmamalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanı nasıl konur?</p>

<p>Bacak ağrısı ve şişliği tek başına pıhtı tanısı için yeterli değildir. Hekim, belirtileri ve risk faktörlerini değerlendirerek klinik olasılığı belirler; gerektiğinde kan testi ve damar ultrasonu ister.</p>

<p>D-dimer adı verilen kan testi, vücutta pıhtı oluşumu ve yıkımı sırasında ortaya çıkan bir ürünü ölçer. Testin yüksek çıkması tek başına pıhtı bulunduğunu kanıtlamaz; yaş, gebelik, enfeksiyon ve yakın zamanda geçirilen ameliyat gibi durumlar da sonucu yükseltebilir.</p>

<p>Tedavide hangi yöntemler kullanılır?</p>

<p>Tedavinin temelini çoğunlukla antikoagülan olarak adlandırılan kan sulandırıcı ilaçlar oluşturur. Bu ilaçlar mevcut pıhtıyı doğrudan eritmekten çok pıhtının büyümesini ve yeni pıhtıların oluşmasını önlemeye yardımcı olur.</p>

<p>İlacın türü ve tedavi süresi; pıhtının yeri, oluşma nedeni, tekrarlama olasılığı ve kanama riski dikkate alınarak belirlenir. Ağır ve seçilmiş vakalarda pıhtı çözücü ilaçlar veya girişimsel tedaviler gündeme gelebilir.</p>

<p>Bacağa masaj yapılmalı mı?</p>

<p>Pıhtı şüphesi bulunan şiş ve ağrılı bacağa tanı konulmadan kuvvetli masaj uygulanmamalıdır. Kişi kendi kendine kan sulandırıcı ilaç kullanmamalı ve belirtilerin geçmesini beklememelidir.</p>

<p>Özellikle yakın zamanda ameliyat olmuş, uzun süre hareketsiz kalmış, kanser tedavisi gören, gebe veya doğum sonrası dönemde bulunan kişilerde tek taraflı bacak şişliği gecikmeden değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. WebMD, Derin Ven Trombozuna Genel Bakış<br />
2. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, Venöz Tromboembolizm Bilgilendirmesi<br />
3. ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü, Venöz Tromboembolizm Bilgilendirmesi<br />
4. Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmelliği Enstitüsü, Venöz Tromboembolik Hastalıklar Kılavuzu<br />
5. Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Hizmeti, Derin Ven Trombozu Bilgilendirmesi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/tek-bacakta-sislik-ve-agri-varsa-bu-belirtileri-onemseyin</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 05:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9262.jpeg" type="image/jpeg" length="13083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sperm Sayısı ve Kalitesini Destekleyen 8 Günlük Alışkanlık]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/sperm-sayisi-ve-kalitesini-destekleyen-8-gunluk-aliskanlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/sperm-sayisi-ve-kalitesini-destekleyen-8-gunluk-aliskanlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dengeli beslenme, sağlıklı kiloya ulaşma, sigarayı bırakma, alkolü sınırlama ve aşırı sıcaktan kaçınma sperm sağlığını destekleyebilir. Ancak düşük sperm sayısının nedeni hekim tarafından araştırılmalıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sperm Sayısını Artırmak İçin Neler Yapılabilir?</p>

<p>Sperm sayısını kısa sürede ve kesin olarak artıran tek bir besin, vitamin ya da yöntem bulunmuyor. Bununla birlikte dengeli beslenmek, sağlıklı kiloya ulaşmak, sigarayı bırakmak, alkolü sınırlamak, yeterli uyumak ve testisleri aşırı sıcaktan korumak sperm üretimini destekleyebilir.</p>

<p>Düşük sperm sayısı yalnızca yaşam tarzından kaynaklanmayabilir. Varikosel, hormonal bozukluklar, enfeksiyonlar, genetik hastalıklar, bazı ilaçlar, testis yaralanmaları ve geçirilmiş tedaviler de erkek üreme sağlığını etkileyebilir.</p>

<p>Sperm Sayısı Tek Başına Yeterli Değil</p>

<p>Erkek üreme sağlığı değerlendirilirken yalnızca sperm sayısına bakılmaz. Spermlerin hareketliliği, şekli, meni hacmi ve diğer laboratuvar özellikleri de gebelik ihtimali açısından önem taşır.</p>

<p>Bu değerler semen analizi adı verilen laboratuvar incelemesiyle değerlendirilir. Tek bir testte düşük sonuç alınması kesin tanı anlamına gelmeyebilir; sperm değerleri hastalık, ateş, stres ve örneğin alınma koşulları gibi nedenlerle değişebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beslenmede Tek Bir Yiyeceğe Güvenmeyin</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl, baklagil, balık, zeytinyağı ve diğer sağlıklı yağları içeren dengeli bir beslenme düzeni erkek üreme sağlığını destekleyebilir. Akdeniz tipi beslenmeyle daha iyi sperm özellikleri arasında ilişki bildiren çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Ultra işlenmiş ürünlerin, fazla şekerin ve doymuş yağ oranı yüksek yiyeceklerin sınırlandırılması genel sağlık açısından da yarar sağlar. Ancak belirli bir yiyeceğin tek başına sperm sayısını artırdığı söylenemez.</p>

<p>Fazla Kilo Üreme Sağlığını Etkileyebilir</p>

<p>Obezite, hormon dengesinde değişikliklere ve sperm kalitesinde bozulmaya eşlik edebilir. Fazla kilosu bulunan kişilerde sürdürülebilir kilo kaybı, düzenli hareket ve dengeli beslenme genel sağlıkla birlikte üreme sağlığını da destekleyebilir.</p>

<p>Aşırı ve kontrolsüz egzersiz yerine kişinin sağlık durumuna uygun, düzenli bir program tercih edilmelidir. Anabolik steroidler ise sperm üretimini ciddi biçimde baskılayabilir.</p>

<p>Testosteron Kullanımı Sperm Sayısını Düşürebilir</p>

<p>Çocuk sahibi olmayı planlayan erkeklerin en fazla dikkat etmesi gereken konulardan biri dışarıdan testosteron kullanımıdır. Testosteron ilaçları veya performans amacıyla kullanılan hormonlar, beynin testislere gönderdiği üretim sinyallerini baskılayarak sperm sayısını belirgin biçimde azaltabilir.</p>

<p>Testosteron tedavisi alan veya kullanmayı düşünen kişiler, çocuk sahibi olma planlarını üroloji ya da androloji hekimiyle paylaşmalıdır. Hekim önerisi olmadan hormon kullanılmamalı ve mevcut tedavi kendiliğinden kesilmemelidir.</p>

<p>Vitamin ve Takviyeler Herkese Uygun Değil</p>

<p>Çinko, selenyum, folat ve antioksidan içeren ürünler sıklıkla sperm artırıcı olarak pazarlanıyor. Ancak bu ürünlerin doğurganlığı kesin olarak artırdığına ilişkin kanıtlar sınırlı ve tutarsızdır.</p>

<p>Eksiklik saptanmadığı hâlde yüksek doz takviye kullanmak yarar sağlamayabilir; ilaçlarla etkileşebilir veya yan etkilere yol açabilir. Takviye seçimi, kişinin beslenmesi ve laboratuvar bulguları değerlendirilerek sağlık profesyoneliyle yapılmalıdır.</p>

<p>Sigara ve Esrar Kullanımı Risk Oluşturabilir</p>

<p>Tütün dumanındaki kimyasallar sperm sayısını, hareketliliğini ve genetik materyalin bütünlüğünü olumsuz etkileyebilir. Sigarayı bırakmak hem üreme sağlığı hem de kalp, damar ve akciğer sağlığı açısından güçlü bir adımdır.</p>

<p>Esrarın erkek doğurganlığı üzerindeki etkilerine ilişkin çalışmaların sonuçları aynı yönde olmasa da çocuk sahibi olmaya çalışanların kullanımdan kaçınması önerilir. Elektronik sigaraların da zararsız olduğu kabul edilmemelidir.</p>

<p>Alkolü Sınırlamak Gerekebilir</p>

<p>Fazla alkol tüketimi hormon dengesini, meni üretimini ve sperm özelliklerini olumsuz etkileyebilir. Çocuk sahibi olmayı planlayan erkekler alkol tüketimini azaltmalı; yoğun ve düzenli kullanımı bulunanlar profesyonel destek almalıdır.</p>

<p>Aşırı Sıcaktan Kaçının</p>

<p>Testislerin uzun süre yüksek sıcaklığa maruz kalması sperm üretimini geçici olarak azaltabilir. Sık sauna ve sıcak küvet kullanımı ile diz üzerinde uzun süre çalışan dizüstü bilgisayarlar ısı maruziyetini artırabilir.</p>

<p>İç çamaşırı türünün tek başına belirleyici olduğuna dair güçlü kanıt bulunmuyor. Daha önemli olan, testislerin uzun süre ve tekrarlayan biçimde aşırı sıcak altında kalmasını önlemektir.</p>

<p>Uyku ve Stres de Önemli</p>

<p>Yetersiz veya düzensiz uyku, hormonal dengeyi ve genel üreme sağlığını etkileyebilir. Çoğu yetişkin için düzenli olarak yedi ila sekiz saat uyumak uygun bir hedef olabilir.</p>

<p>Uzun süren yoğun stres de cinsel işlevi ve hormon düzenini etkileyebilir. Düzenli egzersiz, nefes çalışmaları ve gerektiğinde psikolojik destek stres yönetimine yardımcı olabilir.</p>

<p>Değişimin Görülmesi Zaman Alır</p>

<p>Yeni spermlerin oluşup olgunlaşması haftalar süren bir süreçtir. Bu nedenle yaşam tarzında yapılan değişikliklerin semen analizine yansıması çoğu zaman yaklaşık üç ayı bulabilir.</p>

<p>Sonuçlar kişiden kişiye değişir. Altta yatan tıbbi bir sorun varsa yalnızca yaşam tarzı düzenlemeleri yeterli olmayabilir.</p>

<p>Ne Zaman Hekime Başvurulmalı?</p>

<p>Düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen gebelik oluşmuyorsa çiftin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Genel olarak kadın eş 35 yaşın altındaysa 12 ay, 35 yaş veya üzerindeyse 6 ay sonunda uzman değerlendirmesi önerilir.</p>

<p>Testis yaralanması, inmemiş testis, kanser tedavisi, ameliyat, cinsel işlev sorunu veya bilinen üreme riski bulunan erkekler daha erken başvurmalıdır. Ani testis ağrısı veya şişliği ise beklenmeden değerlendirilmesi gereken bir durumdur.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Cleveland Clinic<br />
2. Dünya Sağlık Örgütü<br />
3. Amerikan Üreme Tıbbı Derneği<br />
4. Amerikan Üroloji Derneği<br />
5. Avrupa Üroloji Derneği</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/sperm-sayisi-ve-kalitesini-destekleyen-8-gunluk-aliskanlik</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 00:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9254.jpeg" type="image/jpeg" length="90742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89077"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="15278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84085"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26538"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="73021"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
