<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://www.tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 18 Aug 2026 20:35:59 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuklarda Ekran Süresi: 8 Yıllık Çalışmada Yeni Bulgular]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/cocuklarda-ekran-suresi-8-yillik-calismada-yeni-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/cocuklarda-ekran-suresi-8-yillik-calismada-yeni-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukların telefon, tablet ve bilgisayar başında geçirdiği zaman yıllardır tartışılıyor. Finlandiya’da 260 gencin yaklaşık sekiz yıl izlendiği araştırmada, daha fazla ekran süresi bazı çalışma belleği ölçümlerinde ve genel bilişsel performansta daha iyi sonuçlarla ilişkili bulundu. Ancak çalışma, “daha fazla ekran daha iyidir” sonucunu desteklemiyor; bilim insanları ekranın nasıl kullanıldığının da önemli olabileceğini vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Finlandiya’daki Jyväskylä Üniversitesi ve Doğu Finlandiya Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü uzun süreli çalışma, çocukların ekran kullanımı ile zihinsel becerileri arasındaki ilişkinin sanıldığından daha karmaşık olabileceğini gösterdi. Çocukluktan ergenliğe kadar izlenen gençlerde daha fazla ekran süresi, ergenlik dönemindeki bazı çalışma belleği ölçümlerinde ve genel bilişsel performansta daha iyi sonuçlarla ilişkili bulundu. Bilişsel performans; dikkat, öğrenme, bilgiyi işleme ve gerektiğinde bilgiyi kısa süre akılda tutabilme gibi zihinsel becerileri kapsıyor. Araştırma Pediatric Exercise Science dergisinde yayımlandı. [1]</p>

<h2>260 genç yaklaşık sekiz yıl takip edildi</h2>

<p>Araştırma, Finlandiya’da yürütülen PANIC adı verilen Çocuklarda Fiziksel Aktivite ve Beslenme Çalışması'nın uzun dönemli verilerine dayanıyor.</p>

<p>Son değerlendirmede 124'ü kız, 136'sı erkek olmak üzere toplam 260 genç yer aldı. Katılımcıların takip sonundaki ortalama yaşı 15,8 olarak bildirildi. [1]</p>

<p>Araştırmacılar çocukların fiziksel aktivitesini ve hareketsiz geçirdiği zamanı hem anketlerle hem de hareket ve kalp hızını ölçen cihazlarla değerlendirdi. Ekran kullanımı da çocukluktan ergenliğe uzanan takip döneminde kaydedildi.</p>

<p>Ergenlik döneminde ise öğrenme, dikkat ve çalışma belleği gibi zihinsel işlevler bilgisayar tabanlı bilişsel testlerle ölçüldü. [1]</p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken yönlerinden biri, çocukların yalnızca belirli bir gündeki ekran kullanımını incelemek yerine, yıllar boyunca oluşan davranış alışkanlıklarını değerlendirmesiydi.</p>

<h2>Daha fazla ekran süresi daha kötü sonuç anlamına gelmedi</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu ekran kullanımında ortaya çıktı.</p>

<p>Çocukluktan ergenliğe kadar daha fazla ekran süresi bildiren gençlerin bazı çalışma belleği ölçümlerinde ve genel bilişsel performansta daha iyi sonuçlar aldığı görüldü. [1]</p>

<p>Çalışma belleği, günlük yaşamda sürekli kullandığımız zihinsel yeteneklerden biri. Örneğin bir telefon numarasını kısa süre akılda tutarken, zihinden hesaplama yaparken veya bir görevi tamamlarken gerekli bilgileri birkaç saniye boyunca zihnimizde tutmamızı sağlıyor.</p>

<p>Bulgular, ekran süresi ile zihinsel gelişim arasındaki ilişkinin yalnızca “ekran ne kadar fazlaysa o kadar kötüdür” şeklinde açıklanamayabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak sonuçların çok önemli bir sınırı var:</p>

<p><strong>Araştırma, daha fazla telefon, tablet veya bilgisayar kullanımının çocukların zihinsel becerilerini geliştirdiğini kanıtlamıyor.</strong></p>

<p>Çalışma gözlemsel nitelikte. Yani araştırmacılar çocukların mevcut yaşam biçimlerini takip ederek davranışlarla sonuçlar arasındaki ilişkileri inceledi. Bu yöntem, iki durumun birlikte görülüp görülmediğini gösterebilir ancak birinin diğerine neden olduğunu kanıtlayamaz.</p>

<h2>Ekranda ne yapıldığı da önemli olabilir</h2>

<p>Bir çocuğun iki saat boyunca bilgisayarda araştırma yapması, matematik problemi çözmesi veya bir sunum hazırlaması ile aynı süre boyunca sosyal medyada içerikler arasında geçiş yapması aynı zihinsel etkinlik değil.</p>

<p>Araştırmacılar da ekran süresinin yalnızca dakika veya saat olarak değerlendirilmesinin yeterli olmayabileceğine dikkat çekiyor. Problem çözme, öğrenme, yaratıcılık veya sosyal iletişim içeren dijital etkinliklerin etkileri, daha pasif ekran kullanımından farklı olabilir. [1]</p>

<p>Fakat çalışmanın sınırlarından biri de burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Araştırma, çocukların izlediği videoları, kullandığı uygulamaları veya ekranda yaptığı bütün faaliyetleri ayrıntılı olarak karşılaştırmadı. Bu nedenle “eğitici içerik kullanan çocukların zihinsel performansı yükseldi” gibi bir sonuç çıkarmak doğru değil.</p>

<p>Yeni bulguların söylediği daha sınırlı ancak önemli bir şey var: <strong>Ekran kullanımını değerlendirirken yalnızca geçirilen süreye bakmak bütün tabloyu göstermeyebilir.</strong></p>

<h2>“Kaç saat?” sorusu tek başına yeterli olmayabilir</h2>

<p>Çocukların dijital medya kullanımına ilişkin bilimsel yaklaşım da giderek süre dışındaki etkenleri daha fazla dikkate alıyor.</p>

<p>Amerikan Pediatri Akademisinin 2026 yılında Pediatrics dergisinde yayımladığı politika belgesinde çocuk ve ergenlerin dijital medya deneyiminin yalnızca ekran süresi sınırları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor. Çocuğun özellikleri, kullanılan dijital ortam, içerik ve aile çevresi gibi birçok etkenin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. [2]</p>

<p>Bu yaklaşım günlük yaşam açısından önemli bir ayrım getiriyor.</p>

<p>İki çocuğun günde üçer saat ekran kullanması, bu üç saatin sonuçlarının da aynı olacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ekran kullanımı uykunun, hareket etmenin, derslerin veya aile ve arkadaşlarla geçirilen zamanın sürekli olarak önüne geçiyorsa durum farklı değerlendirilmeli.</p>

<p>Buna karşılık çocuğun ekranı araştırma yapmak, öğrenmek, üretmek veya başkalarıyla iletişim kurmak amacıyla kullanması farklı bir dijital deneyim oluşturabilir.</p>

<h2>Fiziksel aktivitede kız ve erkeklerde farklı ilişkiler görüldü</h2>

<p>Araştırmacılar ekran süresinin yanı sıra fiziksel aktivite ile bilişsel performans arasındaki ilişkiyi de değerlendirdi.</p>

<p>Kızlarda çocukluktan itibaren daha fazla hafif fiziksel aktivitenin ergenlik döneminde daha iyi çalışma belleğiyle ilişkili olduğu bildirildi. Erkeklerde ise daha fazla organize veya yönlendirilmiş fiziksel aktivite ile çalışma belleği arasında olumlu bir ilişki saptandı. [1]</p>

<p>Buna karşılık cihazlarla ölçülen toplam fiziksel aktivite ve hareketsiz geçirilen zaman ile bilişsel performans arasında aynı şekilde belirgin ilişkiler görülmedi. [1]</p>

<p>Bu durum da yapılan etkinliğin niteliğinin önemine işaret ediyor olabilir.</p>

<p>Çünkü hareket ölçen bir cihaz kişinin oturduğunu gösterebilir ama neden oturduğunu söyleyemez. Çocuk kitap okurken de hareketsizdir, ders çalışırken de, saatlerce kısa video izlerken de.</p>

<p>Bu etkinliklerin zihinsel açıdan aynı kabul edilmesi mümkün değil.</p>

<h2>Sonuç çocukların sınırsız ekran kullanabileceği anlamına gelmiyor</h2>

<p>Araştırmanın yanlış anlaşılmaması gereken en önemli noktası bu.</p>

<p>Çalışma, uzun ekran süresinin çocuklar için zararsız olduğunu göstermiyor ve ekran kullanımının artırılmasını önermiyor.</p>

<p>Dijital medya kullanımı uykunun, fiziksel hareketin, yüz yüze sosyal ilişkilerin ve günlük sorumlulukların yerini almaya başladığında çocukların sağlığı ve gelişimi açısından farklı sorunlar ortaya çıkabiliyor. Amerikan Pediatri Akademisi de dijital ortamların hareket ve uyku gibi sağlıklı davranışların yerini almasının olumsuz sonuçlarla ilişkili olabileceğine dikkat çekiyor. [2]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle aileler açısından yalnızca kronometre tutmak yerine ekran kullanımının günlük yaşam üzerindeki etkisini izlemek daha anlamlı olabilir.</p>

<p>Çocuğun ne izlediği, ekranda ne yaptığı, kullanımın gece uykusunu geciktirip geciktirmediği, fiziksel aktivitesinin azalıp azalmadığı ve ekran dışındaki sosyal yaşamını etkileyip etkilemediği birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<h2>Telefonla ders çalışmakla saatlerce video izlemek aynı değil</h2>

<p>“Ekran süresi” aslında birbirinden oldukça farklı davranışları aynı başlık altında topluyor.</p>

<p>Elektronik kitap okumak da ekran süresi. Bilgisayarda kod yazmak da. Arkadaşlarla görüntülü konuşmak, ödev hazırlamak, oyun oynamak ve sosyal medyada gezinmek de aynı süre hesabının içine giriyor.</p>

<p>Bu nedenle çocukların dijital yaşamını değerlendirirken yalnızca “Bugün kaç saat telefona baktın?” sorusu giderek yetersiz kalabilir.</p>

<p>Daha anlamlı olan, ekranın çocuğun günlük yaşamında <strong>hangi amaçla, hangi içerikle ve hangi davranışların yerine kullanıldığını</strong> anlamak olabilir.</p>

<p>Finlandiya'daki araştırma bu konuda son sözü söylemiyor. Katılımcı sayısı sınırlı, ekran kullanımına ilişkin bazı bilgiler kişilerin kendi bildirimlerine dayanıyor ve çalışma neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. Hangi ekran etkinliklerinin zihinsel becerilerle nasıl ilişkili olduğunu anlamak için daha ayrıntılı ve farklı yöntemlerle yürütülen araştırmalara ihtiyaç var. [1]</p>

<p>Bu nedenle çalışmadan çıkarılabilecek sonuç “çocuklar daha fazla ekrana bakmalı” değil. Bulgular daha çok, çocukların dijital yaşamını değerlendirirken <strong>süre kadar içeriğin, kullanım amacının, uykunun, hareketin ve günlük yaşam dengesinin de hesaba katılması gerektiğini</strong> gösteriyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Jalanko P, Leppänen MH, Bond B, Laukkanen JA, Lakka TA, Haapala EA. Associations of Physical Activity and Sedentary Time From Childhood to Adolescence With Cognition in Adolescence: The PANIC Study. Pediatric Exercise Science. 2026;38(3):268-283. DOI: 10.1123/pes.2025-0083.</p>

<p>[2] Munzer T, Parga-Belinkie J, Milkovich LM, Tomopoulos S, Ajumobi T, Cross C, Gerwin R, Madigan S, et al. Digital Ecosystems, Children, and Adolescents: Policy Statement. Pediatrics. 2026;157(2):e2025075320. DOI: 10.1542/peds.2025-075320.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/cocuklarda-ekran-suresi-8-yillik-calismada-yeni-bulgular</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/cocuklarda-ekran-suresi-1280x720-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="56561"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’da Batista Mendy için transfer yarışı: 3 kulüp devrede]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-batista-mendy-icin-transfer-yarisi-3-kulup-devrede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-batista-mendy-icin-transfer-yarisi-3-kulup-devrede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’da Batista Mendy’nin geleceğine ilişkin transfer hareketliliği hız kazanıyor. Fransız basınına göre Monza, Werder Bremen ve Getafe, 26 yaşındaki orta saha için girişimde bulunmaya hazırlanırken Torino’nun da oyuncuya ilgisinin sürdüğü belirtiliyor. Bordo-mavili kulübe ise henüz resmî teklif ulaşmadığı aktarılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’da Batista Mendy için transfer yarışı: 3 kulüp devrede</p>

<p>Trabzonspor’un Fransız orta saha oyuncusu Batista Mendy için Avrupa’dan yeni transfer iddiaları gündeme geldi. Fransız spor gazetesi L’Équipe’in haberine göre Monza, Werder Bremen ve Getafe, 26 yaşındaki futbolcunun durumunu yakından takip ediyor ve önümüzdeki günlerde somut adımlar atmaya hazırlanıyor.</p>

<p>Haberde, daha önce Mendy ile ilgilenen Torino’nun da transfer yarışından tamamen çekilmediği belirtildi. Böylece Trabzonspor’un orta saha oyuncusu için Avrupa’dan birden fazla kulübün bulunduğu yeni bir transfer tablosu ortaya çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Monza ve Werder Bremen de devreye girdi</p>

<p>Batista Mendy’nin adı daha önce özellikle Getafe ile anılmıştı. Son gelen bilgiler ise oyuncunun taliplerinin arttığını gösteriyor.</p>

<p>L’Équipe’in aktardığına göre İtalya’dan Monza ile Almanya’dan Werder Bremen de Mendy dosyasında öne çıkan kulüpler arasında yer alıyor. Getafe’nin ilgisinin devam ettiği, Torino’nun da gelişmeleri takip ettiği ifade ediliyor.</p>

<p>Bununla birlikte mevcut aşamada söz konusu kulüplerden herhangi birinin Trabzonspor’a resmî teklif sunduğuna ilişkin doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Trabzonspor’a henüz resmî teklif ulaşmadı</p>

<p>Transfer sürecindeki en önemli ayrıntı ise pazarlıkların henüz resmî teklif aşamasına gelmemiş olması.</p>

<p>Fransız gazetesinin haberine göre Mendy için ilgi bulunmasına rağmen Trabzonspor’un önünde şu an için değerlendirebileceği resmî bir teklif yok. Kulüplerin önümüzdeki günlerde girişimlerini hızlandırabileceği öne sürülüyor.</p>

<p>Bu nedenle Mendy’nin ayrılığının kesinleştiğini söylemek için henüz erken. Transferin ilerlemesi için ilgili kulüplerden birinin Trabzonspor’un beklentilerini karşılayan somut bir teklif sunması gerekiyor.</p>

<p>Batista Mendy’nin Trabzonspor kariyeri</p>

<p>Fransız futbolcu, 2023 yazında Angers’tan Trabzonspor’a transfer edildi. Fizik gücü, hava toplarındaki etkinliği ve orta sahadaki savunmacı özellikleriyle bordo-mavili takımın önemli seçeneklerinden biri haline geldi.</p>

<p>Asıl mevkisi ön libero olan Mendy, ihtiyaç halinde savunmanın merkezinde de görev yapabiliyor. Bu çok yönlülüğü, Avrupa kulüplerinin oyuncuya yönelik ilgisinde önemli faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Transferin ekonomik boyutu belirleyici olacak</p>

<p>Trabzonspor açısından dosyanın önemli başlıklarından biri de bonservis geliri olacak. Mendy’nin birden fazla Avrupa kulübünün radarında bulunması, bordo-mavili yönetimin olası transfer görüşmelerinde pazarlık gücünü artırabilir.</p>

<p>Ancak şu aşamada Monza, Werder Bremen, Getafe veya Torino tarafından önerildiği doğrulanmış bir bonservis rakamı bulunmuyor. Bu nedenle transfer bedeline ilişkin kesin rakam vermek mümkün değil.</p>

<p>Önümüzdeki günlerde kulüplerden birinin resmî teklif sunması halinde Batista Mendy transferinde sürecin yeni bir aşamaya geçmesi bekleniyor.</p>

<p>Trabzonspor veya oyuncunun transferiyle adı geçen kulüpler tarafından şu ana kadar anlaşmaya ilişkin resmî bir açıklama yapılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-batista-mendy-icin-transfer-yarisi-3-kulup-devrede</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8490.jpeg" type="image/jpeg" length="16938"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Yeni Dönem: Başhekim Burcu Özen Karabulut Göreve Başladı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/agri-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-yeni-donem-bashekim-burcu-ozen-karabulut-goreve-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/agri-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-yeni-donem-bashekim-burcu-ozen-karabulut-goreve-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başhekimlik görevine Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut getirildi. Acil Tıp alanında akademik çalışmalar yürüten ve daha önce hastanede başhekim yardımcılığı görevini üstlenen Karabulut, 18 Ağustos 2026 itibarıyla yeni görevine başladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Yeni Başhekim Göreve Başladı</p>

<p>Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yönetim değişikliğine gidildi. Hastanenin başhekimlik görevine Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut getirildi. Karabulut’un göreve başlamasıyla hastane yönetiminde yeni bir dönem başladı.</p>

<p>Ağrı’da sağlık hizmetlerinin önemli merkezlerinden biri olan Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başhekimlik görevine yeni atama yapıldı. Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut, 18 Ağustos 2026 itibarıyla başhekimlik görevine başladı.</p>

<p>Yeni görevi öncesinde de hastanenin yönetim süreçlerinde sorumluluk üstlenen Karabulut’un Ağrı’daki sağlık ve tıp eğitimi alanındaki çalışmalarıyla tanınması dikkat çekiyor.</p>

<p>Hastane Yönetiminde Daha Önce de Görev Aldı</p>

<p>Acil Tıp alanında çalışmalarını sürdüren Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut, Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde daha önce başhekim yardımcılığı görevinde bulundu.</p>

<p>Bu görevi sırasında hastanenin sağlık hizmetleri ve idari süreçlerinde görev alan Karabulut, böylece başhekimlik öncesinde hastanenin işleyişine ilişkin yönetim deneyimi kazandı.</p>

<p>Karabulut aynı zamanda Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde akademik ve idari sorumluluklar üstlendi. Üniversitenin kurumsal kayıtlarında Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı olarak yer alan Karabulut, fakülte bünyesindeki çeşitli kurul ve komisyonlarda da görev yaptı.</p>

<p>Acil Tıp Alanında Akademik Çalışmaları Bulunuyor</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut’un mesleki çalışmalarının önemli bölümünü Acil Tıp alanı oluşturuyor.</p>

<p>Bilimsel yayınları bulunan Karabulut; acil servise başvuran hastalar, travmalar ve farklı klinik tablolar üzerine akademik çalışmalarda yer aldı. Akademik faaliyetlerinin yanı sıra tıp eğitimi ve sağlık hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin idari görevler de üstlendi.</p>

<p>Üniversite bünyesinde eğitim-öğretim, ölçme ve değerlendirme, sürekli tıp eğitimi, akademik çalışmalar ve yayın faaliyetleriyle bağlantılı çeşitli süreçlerde sorumluluk alan Karabulut, akademisyen ve sağlık yöneticisi kimliğiyle çalışmalarını sürdürdü.</p>

<p>18 Ağustos İtibarıyla Görevine Başladı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut’un başhekim olarak göreve başlamasıyla Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yeni yönetim dönemi de resmen başlamış oldu.</p>

<p>Hastanedeki önceki yöneticilik deneyiminin yanı sıra üniversitedeki akademik ve idari görevleriyle de öne çıkan Karabulut, bundan sonraki süreçte Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin sağlık hizmetleri ve yönetim faaliyetlerinden sorumlu olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/agri-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-yeni-donem-bashekim-burcu-ozen-karabulut-goreve-basladi</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8488.jpeg" type="image/jpeg" length="57147"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Darwin Núñez transferinde kritik şart: Al-Hilal geri adım atmıyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/darwin-nunez-transferinde-kritik-sart-al-hilal-geri-adim-atmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/darwin-nunez-transferinde-kritik-sart-al-hilal-geri-adim-atmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un Darwin Núñez için yürüttüğü transfer görüşmelerinde kritik pazarlık başlığı ortaya çıktı. Al-Hilal’in Uruguaylı golcünün kiralanmasına ancak zorunlu satın alma maddesi eklenmesi halinde onay vermek istediği öne sürüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’un hücum hattına dünya çapında ses getirecek bir takviye yapmak amacıyla gündemine aldığı Darwin Núñez transferinde görüşmelerin son aşamaya gelmesine rağmen anlaşmanın henüz tamamlanmadığı bildirildi. Son haberlerde süreci geciktiren temel konunun Al-Hilal’in kiralama anlaşmasına zorunlu satın alma maddesi koydurmak istemesi olduğu belirtildi.</p>

<p>Darwin Núñez transferinde düğüm: Zorunlu satın alma</p>

<p>Transfer dosyasındaki en önemli yeni ayrıntı satın alma opsiyonunun niteliği.</p>

<p>Haberlere göre Trabzonspor, Núñez’i kiralık olarak kadrosuna katmak için Al-Hilal ile temaslarını sürdürürken Suudi Arabistan temsilcisi oyuncuyu yalnızca geçici olarak göndermek istemiyor.</p>

<p>Al-Hilal’in kiralama sözleşmesine zorunlu satın alma maddesi eklenmesini talep ettiği öne sürüldü. Bazı haberlerde söz konusu satın alma bedelinin 30-35 milyon euro seviyesinde olmasının istendiği belirtildi. Bu rakam ve şart henüz kulüpler tarafından resmen doğrulanmış değil.</p>

<p>Bu nedenle görüşmeler ileri aşamaya gelmiş olsa da transfer için “tamamlandı” ifadesini kullanmak mümkün değil.</p>

<p>Trabzonspor ile Al-Hilal arasındaki pazarlık neden uzadı?</p>

<p>Dosyanın yalnızca bonservis formülünden ibaret olmadığı belirtiliyor.</p>

<p>Güncel haberlerde Al-Hilal’in zorunlu satın alma talebinin yanı sıra mali yükümlülüklere ilişkin bazı başlıkların da görüşmelerde çözülmesi gereken konular arasında bulunduğu aktarılıyor. Bu durum, anlaşmanın beklenenden daha karmaşık bir finansal yapıya dönüşmesine neden olmuş görünüyor.</p>

<p>Trabzonspor açısından temel mesele, kiralık transferin gelecekte yüksek tutarlı zorunlu bir bonservis yükümlülüğüne dönüşme ihtimali.</p>

<p>Al-Hilal açısından ise Núñez’in ayrılığı halinde oyuncunun ekonomik değerinin korunması önem taşıyor.</p>

<p>Dolayısıyla taraflar yalnızca oyuncunun bu sezon hangi takımda forma giyeceğini değil, transferin uzun vadeli mali sonucunu da müzakere ediyor.</p>

<p>Al-Hilal, Núñez için büyük yatırım yaptı</p>

<p>Darwin Núñez’in mevcut sözleşmesi de pazarlıkta Al-Hilal’in elini güçlendiren unsurlardan biri.</p>

<p>Suudi Arabistan kulübü, Uruguaylı santrforu Ağustos 2025’te Liverpool’dan kadrosuna kattı ve oyuncuyla üç yıllık sözleşme imzaladı. Böylece Núñez’in Al-Hilal ile kontratı 2028’e kadar uzanıyor.</p>

<p>Transfer döneminde açıklanan ve basına yansıyan rakamlarda Al-Hilal’in Liverpool’a 53 milyon euro civarında garanti bonservis ödediği, bonuslarla toplam bedelin yaklaşık 65 milyon euroya ulaşabileceği belirtilmişti.</p>

<p>Bu tablo, Suudi kulübünün neden Núñez’i düşük maliyetli ve satın alma garantisi bulunmayan basit bir kiralama modeliyle göndermeye sıcak bakmayabileceğini açıklıyor.</p>

<p>Darwin Núñez geçen sezon ne yaptı?</p>

<p>Núñez’in Al-Hilal kariyerine ilişkin istatistiklerde kaynaklar ve organizasyon kapsamları arasında farklılıklar bulunuyor.</p>

<p>Al-Hilal’in resmi oyuncu profilinde Uruguaylı forvetin 2025-26 sezonu sonuna kadar 24 karşılaşmada görev aldığı bilgisi yer alıyor. Kulüp ayrıca oyuncunun sezon sonunda Kral Kupası şampiyonluğu yaşadığını belirtiyor.</p>

<p>Núñez’in sezonun ikinci bölümünde yabancı oyuncu kontenjanıyla bağlantılı kadro planlamasından etkilenmesi ise geleceğine ilişkin tartışmaları artırdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna rağmen Al-Hilal, 17 Temmuz 2026’da yaptığı resmi açıklamada Núñez’in Dünya Kupası sonrasındaki izninin ardından Avusturya’daki sezon öncesi kampına katıldığını duyurdu. Bu da oyuncunun sözleşmesinin devam ettiğini ve kulübün kadrosunda bulunduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.</p>

<p>Liverpool’dan Al-Hilal’e uzanan kariyer</p>

<p>27 yaşındaki Uruguaylı santrfor kariyerinde Peñarol, Almería, Benfica, Liverpool ve Al-Hilal formalarını giydi.</p>

<p>Avrupa futbolunda özellikle Benfica dönemindeki performansıyla öne çıkan Núñez, 2022 yazında Liverpool’a transfer oldu.</p>

<p>İngiliz kulübünde üç sezon geçiren Uruguaylı oyuncu, Liverpool kariyerini 143 resmi maç ve 40 golle tamamladı. Premier League ve Lig Kupası şampiyonlukları yaşayan Núñez, 2025 yazında Al-Hilal’e transfer oldu.</p>

<p>Trabzonspor açısından transfer ne anlama geliyor?</p>

<p>Núñez transferinin gerçekleşmesi halinde Trabzonspor hücum hattına fizik gücü, derin koşuları ve Avrupa’nın üst düzey liglerinde önemli deneyimi bulunan bir santrfor eklemiş olacak.</p>

<p>Ancak transferin sportif boyutu kadar mali yapısı da belirleyici.</p>

<p>Özellikle 30-35 milyon euroluk zorunlu satın alma bedeli iddiası doğruysa, anlaşmanın Trabzonspor açısından yalnızca bir sezonluk kiralama operasyonu olarak değerlendirilmesi mümkün olmayacak. Böyle bir madde gelecek dönemlerin transfer bütçesini de doğrudan etkileyebilecek önemli bir mali yükümlülük anlamına gelir.</p>

<p>Bu nedenle pazarlıkların zorunlu satın alma maddesinin tutarı, devreye girme koşulları ve transferin toplam maliyeti üzerinde yoğunlaşması beklenebilir.</p>

<p>Transferde son durum</p>

<p>Darwin Núñez dosyasında gelinen noktada en güçlü güncel bilgi, Trabzonspor ile Al-Hilal arasındaki görüşmelerin sürdüğü ancak Suudi kulübünün zorunlu satın alma şartının anlaşmayı geciktirdiği yönünde.</p>

<p>Tarafların transferi sonuçlandırdığına ilişkin şu aşamada resmi açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle Darwin Núñez transferi bitmiş bir işlem değil; şartları üzerinde pazarlık devam eden ileri aşamadaki bir transfer dosyası olarak değerlendirilmeli. Al-Hilal’in zorunlu satın alma talebinde esneklik gösterip göstermeyeceği, sürecin sonucunu belirleyecek en kritik başlıklardan biri olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/darwin-nunez-transferinde-kritik-sart-al-hilal-geri-adim-atmiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8487.jpeg" type="image/jpeg" length="53489"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yeni Parti Milletvekili Melih Meriç’e bıçaklı saldırı: Ameliyata alındı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/yeni-parti-milletvekili-melih-merice-bicakli-saldiri-ameliyata-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/yeni-parti-milletvekili-melih-merice-bicakli-saldiri-ameliyata-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni Parti Gaziantep Milletvekili Melih Meriç, Gaziantep’te uğradığı bıçaklı saldırıda yaralandı. Hastaneye kaldırılan Meriç’in ameliyata alındığı bildirildi. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin eski CHP Oğuzeli İlçe Başkanı Seydi Ahmet Keleş olduğu iddia edilirken polis şüpheliyi yakalamak için çalışma başlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gaziantep’te milletvekiline bıçaklı saldırı</p>

<p>Yeni Parti Gaziantep Milletvekili Melih Meriç, 18 Ağustos 2026 Salı günü akşam saatlerinde Gaziantep’te bıçaklı saldırıya uğradı.</p>

<p>İlk resmi nitelikteki ajans haberlerine göre olay, Şahinbey ilçesindeki Karataş Mahallesi’nde meydana geldi. Meriç’in sokakta bulunduğu sırada bıçaklı saldırıya uğradığı, ihbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekiplerinin sevk edildiği bildirildi.</p>

<p>Yaralanan Meriç, sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Yerel kaynaklar, Meriç’in Gaziantep Şehir Hastanesi’nde ameliyata alındığını bildirdi.</p>

<p>Saldırganın kimliğine ilişkin dikkat çeken iddia</p>

<p>Olayın ardından saldırıyı gerçekleştiren kişinin kimliğine ilişkin yeni bilgiler de kamuoyuna yansıdı.</p>

<p>Gaziantep merkezli yerel basında yer alan haberlere göre saldırıyı gerçekleştiren kişinin eski CHP Oğuzeli İlçe Başkanı Seydi Ahmet Keleş olduğu öne sürüldü.</p>

<p>Keleş’in olayın ardından bölgeden uzaklaştığı ve polis ekiplerinin yakalanması için çalışma başlattığı bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Saldırının nedeni konusunda ise şu ana kadar yetkili makamlardan ayrıntılı bir açıklama yapılmadı. Bu nedenle saldırının nedeni ve taraflar arasında daha önce yaşandığı ileri sürülen gelişmelere ilişkin bilgiler resmi açıklama gelene kadar kesinlik kazanmış değil.</p>

<p>Melih Meriç ameliyata alındı</p>

<p>Yerel kaynakların aktardığı bilgilere göre karın bölgesinden yaralanan Melih Meriç, Gaziantep Şehir Hastanesi’ne kaldırılarak ameliyata alındı.</p>

<p>Bazı yerel haber kaynaklarında Meriç’in hastaneye getirildiği sırada durumunun kritik olduğu ileri sürüldü. Milletvekilinin sağlık durumuna ilişkin hastane veya yetkili kurumlardan yapılacak açıklamalar bekleniyor.</p>

<p>Polisin olayla ilgili başlattığı soruşturma sürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/yeni-parti-milletvekili-melih-merice-bicakli-saldiri-ameliyata-alindi</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8486.jpeg" type="image/jpeg" length="36616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor Lucas Assadi Transferinde Eşiğe Geldi: Kritik Rakam Ortaya Çıktı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonspor-lucas-assadi-transferinde-esige-geldi-kritik-rakam-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonspor-lucas-assadi-transferinde-esige-geldi-kritik-rakam-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un Universidad de Chile’nin 22 yaşındaki yıldızı Lucas Assadi için yaptığı resmî teklifin ayrıntıları Şili basınında ortaya çıktı. Bordo-mavililerin şu ana kadar oyuncu için resmî teklif sunan tek kulüp olduğu, teklifin sözleşmedeki 2,8 milyon dolarlık çıkış bedelinin hemen altında kaldığı bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’un Universidad de Chile forması giyen 22 yaşındaki hücumcu orta saha Lucas Assadi için resmî teklif yaptığı doğrulanırken, Şili kulübünün oyuncunun ayrılığı konusunda izleyeceği yol da netleşmeye başladı.</p>

<p>Şili basınından ADN Deportes’in haberine göre Trabzonspor, Assadi için resmî teklif gönderen ilk ve şu ana kadarki tek kulüp konumunda. Bordo-mavililerin önerdiği rakamın ise futbolcunun sözleşmesindeki çıkış bedelinin bir miktar altında olduğu belirtildi.</p>

<p>Kritik eşik 2,8 milyon dolar</p>

<p>Assadi’nin Universidad de Chile ile yaptığı sözleşmede transferin önünü açabilecek iki ayrı mali eşik bulunuyor.</p>

<p>Buna göre futbolcunun ekonomik haklarının yüzde 80’i için 2,8 milyon dolar, tamamı için ise 3,5 milyon dolar seviyesinde çıkış hükmü bulunuyor. Universidad de Chile yönetiminin mevcut aşamada bu rakamların altında bir satış konusunda pazarlık yapmak istemediği aktarılıyor.</p>

<p>Trabzonspor’un ilk teklifinin 2,8 milyon dolarlık seviyenin hemen altında bulunması, transfer görüşmelerindeki en önemli ayrıntılardan biri haline geldi.</p>

<p>Universidad de Chile geri adım atmıyor</p>

<p>Şili ekibinin tavrının arkasında sportif bir gerekçe de bulunuyor.</p>

<p>Ülkede transfer döneminin kapanmış olması nedeniyle Universidad de Chile, Assadi’nin ayrılması halinde yerine yeni bir oyuncu transfer edemeyecek. Bu nedenle kulüp yönetimi takımın önemli isimlerinden birini düşük bir bedelle bırakmaya sıcak bakmıyor.</p>

<p>Universidad de Chile Sportif Direktörü Manuel Mayo da kulübün önceliğinin mevcut kadroyu korumak olduğunu belirtirken, çıkış bedelinin karşılanması halinde tablonun değişebileceğini kabul etti.</p>

<p>Mayo’nun açıklamasına göre bir kulübün gerekli bedeli ödemesi ve Assadi’nin de transfer olmak istemesi durumunda Universidad de Chile’nin oyuncunun ayrılığını engellemesi oldukça güçleşecek.</p>

<p>Karar Assadi’ye kalabilir</p>

<p>Bu durum Trabzonspor açısından pazarlığın seyrini değiştirebilecek bir noktaya işaret ediyor.</p>

<p>Bordo-mavililerin teklifini sözleşmedeki gerekli seviyeye yükseltmesi halinde ekonomik pazarlıktan çok oyuncunun Türkiye seçeneğine yaklaşımı belirleyici hale gelebilir.</p>

<p>Dolayısıyla transfer henüz sonuçlanmış değil. Ancak Şili’den gelen son bilgiler, Trabzonspor’un teklifini küçük bir miktar yükseltmesi halinde dosyanın çok daha farklı bir aşamaya geçebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Yeni rakip: AIK Solna</p>

<p>Öte yandan Assadi için Avrupa’dan yeni bir talip daha ortaya çıktı.</p>

<p>İsveç ekibi AIK Solna’nın Universidad de Chile ile temasa geçerek transfer şartlarını sorduğu bildirildi. Şili basınına göre olası transfer gerçekleşirse operasyon AIK tarihinin en pahalı transferlerinden biri olabilir.</p>

<p>Ancak 18 Ağustos itibarıyla aktarılan bilgilere göre Trabzonspor resmî teklif veren taraf, AIK ise henüz ilgi ve temas aşamasında bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle bordo-mavililer Assadi yarışında şu anda somut adımı atan kulüp konumunda.</p>

<p>Transferde mevcut tablo</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Trabzonspor: Resmî teklif yaptı.<br />
Universidad de Chile: Çıkış bedelinin karşılanmasını istiyor.<br />
Kritik rakam: Yüzde 80 için 2,8 milyon dolar.<br />
Tam bonservis: 3,5 milyon dolar.<br />
Lucas Assadi: Oyuncunun kararı bedelin karşılanması halinde belirleyici olabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonspor-lucas-assadi-transferinde-esige-geldi-kritik-rakam-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8483.jpeg" type="image/jpeg" length="30330"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mamak Devlet Hastanesi Hekimi Dr. Süleyman Taşkın Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/mamak-devlet-hastanesi-hekimi-dr-suleyman-taskin-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/mamak-devlet-hastanesi-hekimi-dr-suleyman-taskin-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Mamak Devlet Hastanesi’nde görev yapan ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Dr. Süleyman Taşkın hayatını kaybetti. Acı haberin ardından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı tarafından taziye mesajı yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Dr. Süleyman Taşkın Vefat Etti</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ankara sağlık camiası genç bir hekimin vefat haberiyle sarsıldı. Ankara Mamak Devlet Hastanesi’nde görev yapan Dr. Süleyman Taşkın’ın hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Dr. Süleyman Taşkın’ın vefatını, mezunu olduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı duyurdu.</p>

<p>Fakültenin yayımladığı taziye mesajında, Ankara Mamak Devlet Hastanesi’nde görev yapan ve fakülte mezunu olan Dr. Süleyman Taşkın’ın vefat ettiği belirtilerek ailesine, yakınlarına ve tıp camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Mamak Devlet Hastanesi’nde görev yapıyordu</p>

<p>Sağlık Bakanlığı Mamak Devlet Hastanesi’nin resmi internet sitesinde de Dr. Süleyman Taşkın adına oluşturulmuş hekim sayfası bulunuyor. Hastanenin hekim listesinde Taşkın’ın adı yer alıyor.</p>

<p>Dr. Süleyman Taşkın’ın Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olduğu bilgisi ise fakültenin yayımladığı vefat duyurusunda açıkça belirtildi.</p>

<p>Taşkın’ın vefat nedeni, yaşı ve cenaze programına ilişkin ayrıntılar henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.</p>

<p>Dr. Süleyman Taşkın’ın vefatı ailesi, yakınları, meslektaşları ve sağlık camiasında üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Dr. Süleyman Taşkın’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sağlık camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/mamak-devlet-hastanesi-hekimi-dr-suleyman-taskin-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/doktor-vefat.jpg" type="image/jpeg" length="31414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuk Acillerinde Hazırlık Eksikliği Binlerce Ek Ölümle İlişkili]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/cocuk-acillerinde-hazirlik-eksikligi-binlerce-ek-olumle-iliskili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/cocuk-acillerinde-hazirlik-eksikligi-binlerce-ek-olumle-iliskili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de 759 hastane ve 2,4 milyondan fazla çocuğu kapsayan 10 yıllık çalışma, çocuk acil bakımına yüksek düzeyde hazır olmayan hastanelerde ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu gösterdi. Çocuklara yönelik yataklı servislerin kaybedilmesi veya hiç bulunmaması da daha fazla çocuk ölümüyle bağımsız olarak ilişkili bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD’de University of California San Francisco, Oregon Health &amp; Science University ve Stanford University’nin de aralarında bulunduğu çok merkezli araştırma ekibi, 11 eyaletteki 759 hastanenin çocuk acil hizmetlerini 10 yıl boyunca inceledi. JAMA Pediatrics’te 17 Ağustos 2026’da yayımlanan araştırma, acil servislerin çocuk hastalara yönelik hazırlık düzeyi ile hastanelerde çocuk yataklı servislerinin bulunmasının çocuk ölümleriyle ilişkisini değerlendirdi. [1]</p>

<h3>2,4 milyondan fazla çocuğun verileri incelendi</h3>

<p>Araştırmaya 1 Ocak 2012 ile 31 Aralık 2021 tarihleri arasında acil servise başvurduktan sonra hastaneye yatırılan, başka bir hastaneye sevk edilen veya hayatını kaybeden 0-17 yaş arasındaki 2 milyon 416 bin 30 çocuk dahil edildi. [1]</p>

<p>Bu çocukların 337 bin 167’si yaralanma, 2 milyon 78 bin 863’ü ise hastalık nedeniyle acil sağlık hizmeti aldı. [1]</p>

<p>Araştırmacılar hastanelerin çocuk acil bakımına ne kadar hazır olduğunu 0 ile 100 arasında değişen Pediatrik Hazırlık Puanı ile değerlendirdi. Bu puan; acil servisin çocuk hastalara uygun ekipman, personel, eğitim ve bakım süreçlerine sahip olma düzeyini gösteren birleşik bir ölçüm olarak kullanılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmada 88 ve üzerindeki puan “yüksek çocuk acil hazırlığı” olarak kabul edildi. Hastaneler, 2013 ve 2021 değerlendirmelerine göre yüksek hazırlık düzeyini koruyanlar, sonradan yüksek hazırlığa ulaşanlar, bu düzeyi kaybedenler ve hiçbir zaman yüksek hazırlık seviyesine ulaşamayanlar şeklinde gruplandırıldı. [1]</p>

<h3>Hastanelerin yalnızca yüzde 13’ü yüksek hazırlığı korudu</h3>

<p>Araştırmaya alınan 759 acil servisin 99’u, yani yaklaşık yüzde 13’ü, yüksek çocuk acil hazırlığını çalışma dönemi boyunca korudu.</p>

<p>85 hastane sonradan yüksek hazırlık düzeyine ulaşırken, 78 hastane daha önce sahip olduğu yüksek hazırlık seviyesini kaybetti.</p>

<p>En büyük grubu ise hiçbir zaman yüksek hazırlık düzeyine ulaşamayan 497 hastane oluşturdu. Bu sayı araştırmaya alınan hastanelerin yüzde 65,5’ine karşılık geliyordu. [1]</p>

<p>Hastanelerin medyan çocuk acil hazırlık puanı 2013 yılında 71, 2021 yılında ise 72 olarak hesaplandı. Medyan, sıralanmış değerlerin tam ortasında bulunan değeri ifade ediyor. Genel puanın fazla değişmemesi, hastaneler arasındaki önemli farklılıkların olmadığı anlamına gelmiyor; bazı merkezler hazırlık düzeyini artırırken bazıları daha önce ulaştıkları yüksek seviyeyi kaybetti. [1]</p>

<h3>Hazırlığını kaybeden hastanelerde 1.727 ek ölüm tahmin edildi</h3>

<p>Araştırmacılar hasta grupları arasındaki risk farklılıklarını istatistiksel olarak düzelttikten sonra çocuk ölümlerini hastanelerin hazırlık düzeylerine göre karşılaştırdı.</p>

<p>Yüksek çocuk acil hazırlığını kaybeden hastanelerde bakım görmek, 10 yıllık dönem boyunca tahmini 1.727 ek çocuk ölümüyle ilişkili bulundu. [1]</p>

<p>Yüksek hazırlık düzeyine hiçbir zaman ulaşamayan hastanelerde ise tahmini 3.776 ek ölüm hesaplandı. [1]</p>

<p>Buradaki “ek ölüm” ifadesi, araştırmacıların belirli çocukların doğrudan hazırlık eksikliği nedeniyle hayatını kaybettiğini belirlediği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu rakamlar, hastanelerin yüksek hazırlık düzeyini koruduğu varsayılan durumla karşılaştırılarak istatistiksel modellerle hesaplanan tahmini ölüm sayılarını ifade ediyor.</p>

<h3>Çocuk yataklı servislerinin kaybı da ölümle ilişkiliydi</h3>

<p>Araştırma yalnızca acil servislerin hazırlığını değil, hastanelerin çocuklara yönelik yataklı sağlık hizmetlerini de değerlendirdi.</p>

<p>İncelenen hastanelerin 225’i çalışma dönemi boyunca çocuk yataklı hizmetlerini sürdürürken, 120 hastane bu hizmetleri kaybetti. 378 hastanede çalışma döneminde çocuklara yönelik yataklı servis bulunmuyordu. 36 hastane ise daha önce bulunmayan çocuk yataklı hizmetini dönem içinde başlattı. [1]</p>

<p>Risk farklılıkları istatistiksel olarak düzeltildikten sonra çocuk yataklı hizmetlerini kaybeden hastanelerde acil bakım almak tahmini 1.657 ek çocuk ölümüyle ilişkili bulundu. [1]</p>

<p>Çocuk yataklı hizmetinin hiç bulunmadığı hastanelerde ise tahmini 3.745 ek ölüm hesaplandı. [1]</p>

<p>Bu rakamların acil servis hazırlığıyla ilgili ek ölüm tahminleriyle toplanarak tek bir toplam ölüm sayısına dönüştürülmesi doğru değil. Acil servis hazırlığı ve çocuk yataklı hizmetleri aynı hastanelerde ve aynı hasta gruplarında örtüşebildiği için araştırmacılar bu iki sağlık hizmeti unsurunu ayrı ayrı değerlendirdi.</p>

<h3>Çocuk acil hazırlığı neden önemli?</h3>

<p>Çocukların acil sağlık gereksinimleri yetişkinlerden birçok açıdan farklılık gösterebiliyor.</p>

<p>İlaç dozları çocuğun yaşına ve kilosuna göre hesaplanırken, tıbbi cihazların boyutlarından yaşamsal bulguların değerlendirilmesine kadar birçok uygulama çocuklara özel düzenleme gerektiriyor.</p>

<p>Bu nedenle çocuk acil hazırlığı yalnızca hastanede bir çocuk doktorunun bulunması anlamına gelmiyor. Çocuklara uygun ekipmanın hazır olması, sağlık çalışanlarının gerekli eğitimleri alması, çocuk hastalara yönelik bakım süreçlerinin oluşturulması ve ağır durumdaki bir çocuğun gerektiğinde uygun bir merkeze hızla sevk edilebilmesi de hazırlığın parçaları arasında yer alıyor.</p>

<p>Araştırmanın bulguları, çocuklara yönelik acil bakım kapasitesinin zaman içinde korunmasının önemine işaret ediyor. Yüksek hazırlık düzeyine ulaşmak kadar bu seviyenin sürdürülebilmesi de çocukların sağlık sonuçları açısından önemli olabilir. [1]</p>

<h3>Sonuçlar Türkiye’ye doğrudan uyarlanamaz</h3>

<p>Çalışmanın tamamı ABD’nin 11 eyaletindeki hastanelerden elde edilen verilerle gerçekleştirildi. Bu nedenle araştırmada hesaplanan ek ölüm sayılarının Türkiye’ye veya başka ülkelerin sağlık sistemlerine doğrudan uygulanması bilimsel açıdan doğru olmaz.</p>

<p>Sağlık sistemlerinin yapısı, çocuk hastanelerinin dağılımı, sevk zinciri, acil servislerin özellikleri ve sağlık hizmetlerine ulaşım ülkeler arasında önemli farklılıklar gösterebilir.</p>

<p>Araştırma ayrıca gözlemsel bir kohort çalışmasıydı. Yani araştırmacılar sağlık sisteminde doğal olarak meydana gelen değişimleri ve bunların sonuçlarını izledi; hastaneleri rastgele farklı hazırlık düzeylerine ayırmadı. Bu nedenle çalışma, düşük çocuk acil hazırlığının tek başına ölümlere neden olduğunu kesin olarak kanıtlamıyor.</p>

<p>Buna karşılık 759 hastane ve 2,4 milyondan fazla çocuğu kapsayan 10 yıllık veriler, çocuk acil hazırlığının kaybedilmesi veya sürekli düşük kalması ile çocuk yataklı hizmetlerinin azalmasının daha yüksek ölüm oranlarıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bulgular, çocuk acil hizmetlerinde yalnızca kapasite oluşturmanın değil, bu kapasiteyi yıllar boyunca sürdürebilmenin de önemli olabileceğine işaret ediyor. [1]</p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<p>[1] Newgard CD, Lin A, Goldhaber-Fiebert JD, et al. Changes in Emergency Department Pediatric Readiness, Inpatient Services, and Excess Child Deaths. JAMA Pediatrics. 2026. DOI: 10.1001/jamapediatrics.2026.349</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/cocuk-acillerinde-hazirlik-eksikligi-binlerce-ek-olumle-iliskili</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 18:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/cocuk-acilleri-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="65186"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadı Önünde Ameliyat: 17. Yüzyılın Cerrahı Saliha Hatun]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kadi-onunde-ameliyat-17-yuzyilin-cerrahi-saliha-hatun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kadi-onunde-ameliyat-17-yuzyilin-cerrahi-saliha-hatun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[17. yüzyılda Üsküdar’da cerrahlık yapan Küpeli Saliha Hatun, özellikle fıtık ameliyatlarıyla tanınıyordu. Osmanlı mahkeme kayıtları, hastaların cerrahi girişim öncesinde rızalarını kadı huzurunda kayda geçirdiğini ve fıtık ameliyatları için 400 ile 3 bin akçe arasında ücret belirlendiğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yıl 1622. Fıtık hastalığı nedeniyle tedavi arayan bir hasta, Üsküdar’daki mahkemede Küpeli Saliha Hatun’un huzuruna çıkıyor. Saliha Hatun’un kendisini tedavi etmesini kabul ettiğini, bunun karşılığında belirlenen ücreti ödeyeceğini ve tedavi sırasında ölmesi hâlinde mirasçılarının kan veya diyet davası açmamasını istediğini kadı huzurunda kayda geçiriyor. Yüzyıllar sonra incelenen Üsküdar Şer‘iyye Sicilleri, 17. yüzyıl İstanbul’unda çalışan bu kadın cerrahın ve hastalarıyla yapılan rıza anlaşmalarının izlerini günümüze taşıyor. [1]<br />
Saliha Hatun gerçekten cerrah mıydı?<br />
Bu sorunun yanıtı doğrudan dönemin mahkeme kayıtlarında bulunuyor.<br />
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Tıp Etiği Anabilim Dalından Nilüfer Demirsoy ve Ömür Saylıgil ile diğer araştırmacıların hazırladığı çalışma, 2019 yılında Konuralp Medical Journal’da yayımlandı. Araştırmacılar Türkiye’deki Üsküdar Şer‘iyye Sicilleri’nde bulunan Saliha Hatun’a ait cerrahi rıza belgelerini inceleyip günümüz Türkçesine aktardı. [1]<br />
Belgeler Saliha Hatun’dan cerrahlık konusunda becerikli ve bilgili bir kişi olarak söz ediyor. Kayıtlarda onun özellikle fıtık vakalarında cerrahi girişimler yaptığı görülüyor. [1]<br />
Buradaki “fıtık”, çoğunlukla karın içindeki dokuların karın duvarındaki zayıf bir noktadan dışarı doğru çıkmasıyla oluşan rahatsızlığı ifade ediyor. Günümüzde sık uygulanan fıtık ameliyatları, 1600’lü yıllarda enfeksiyon, kanama ve ölüm açısından çok daha yüksek risk taşıyordu.<br />
Ünü Üsküdar’ın dışına taşmıştı<br />
Saliha Hatun’un hastaları yalnızca yaşadığı çevreden gelmiyordu.<br />
Tıp tarihçisi Halil Sahillioğlu’nun Üsküdar sicilleri üzerinde yaptığı çalışmada Saliha Hatun’a ait 21 cerrahi vaka sıralanıyor. Bunların 20’si fıtık, biri ise baş bölgesindeki bir urun çıkarılmasıyla ilgiliydi. Kayıtlarda İstanbul ve Üsküdar’ın yanı sıra İnegöl, Erzurum, Ağriboz, Sakız ve Rumeli’nin farklı bölgelerinden gelen hastalar bulunuyor. [2]<br />
Bu durum, Saliha Hatun’un yalnızca yakın çevresinde tanınan bir cerrah olmadığını; ününün farklı bölgelere kadar ulaştığını düşündürüyor.<br />
2019 tarihli araştırmaya göre hastaları arasında hem Müslümanlar hem de gayrimüslimler bulunuyordu. Fıtık ameliyatları için belirlenen ücretler 400 akçeden 3 bin akçeye kadar çıkıyordu. Fıtık dışındaki tek vaka olarak kaydedilen baş bölgesindeki urun çıkarılması için ise 300 akçelik ücret görülüyor. [1]<br />
Örneğin kayıtlardan birinde Erzurum’dan gelen Murad bin Mehmed’in fıtık ameliyatı için 3 bin akçe üzerinde anlaştığı ve bunun 600 akçesini önceden verdiği belirtiliyor. [1]<br />
Ameliyattan önce neden kadıya gidiyorlardı?<br />
Hikâyenin tıp tarihi açısından en dikkat çekici kısmı burada başlıyor.<br />
Saliha Hatun’un bazı hastaları cerrahi girişim öncesinde kadı huzuruna çıkıyor ve tedaviyi kabul ettiklerini kayıt altına aldırıyordu. Belgelerde hastanın tedavi sonrasında iyileşememesi veya ölmesi hâlinde cerraha karşı daha sonra kan ya da diyet davası açılmamasına yönelik hükümler bulunuyordu. [1]<br />
Bu kayıtlar tıbbi olduğu kadar hukuki bir işlev de görüyordu.<br />
Cerrahi girişimin sonucunun kesin olarak öngörülemediği bir çağda hasta yapılacak işlemi kabul ediyor; bu kabul mahkeme ve tanıklar önünde kayda geçiriliyordu. [1]<br />
400 yıl önce “aydınlatılmış onam” var mıydı?<br />
Burada günümüz tıbbıyla doğrudan eşitlik kurmak yanıltıcı olur.<br />
Bugünkü aydınlatılmış onam, hastaya uygulanacak işlemin amacı, olası yararları, riskleri, alternatif tedavileri ve tedaviyi reddetme hakkı hakkında anlaşılır bilgi verilmesini kapsayan çok daha kapsamlı bir süreç.<br />
Osmanlı şer‘iyye kayıtlarındaki rıza belgeleri ise aynı hukuki ve etik sisteme sahip değildi. Bununla birlikte hastanın cerrahi müdahaleye açık biçimde izin vermesinin tanıklar önünde kayda geçirilmesi, tıp etiği tarihi açısından dikkat çekici bir uygulama olarak değerlendiriliyor.<br />
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Özlem Yenerer Çakmut ve Alev Özeroğlu ile Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinden Gürkan Sert’in Medical Humanities dergisinde 2026’da yayımlanan çalışması, 1579-1663 arasındaki İstanbul kadı sicillerinden 21 belgeyi değerlendirdi. Araştırmacılar, bu kayıtların modern anlamıyla kurumsallaşmış aydınlatılmış onam sayılamayacağını; ancak hastanın rızasının hukuken ve etik açıdan anlam taşıyan biçimde belgelendiğini bildirdi. [3]<br />
Hasta ölürse ne olacaktı?<br />
yüzyıl cerrahisinin bugünkü ameliyathanelerle kıyaslanamayacağı açık.<br />
Modern anestezi henüz yoktu. Antibiyotikler bilinmiyordu. Mikropların hastalıklara yol açtığına ilişkin modern mikrop kuramının ortaya çıkmasına daha iki yüzyıldan fazla zaman vardı.<br />
Bu nedenle bugün basit görülebilen bir cerrahi işlem bile ciddi risk taşıyabiliyordu.<br />
Saliha Hatun’a ait rıza belgelerinin bazılarında hastalar, tedavi sonrasında iyileşemez veya hayatlarını kaybederlerse mirasçılarının cerrah aleyhine kan ya da diyet talebiyle dava açmamasını kabul ediyordu. [1]<br />
Bu ifadeler bugünün hasta onam formlarından farklı olsa da cerrah, hasta, risk ve hukuki sorumluluk arasındaki ilişkinin yaklaşık 400 yıl önce de kayıt altına alındığını gösteriyor.<br />
Bir belgede Saliha Hatun’a özel övgü<br />
Üsküdar sicillerindeki kayıtlardan biri Saliha Hatun’un mesleki konumuna ilişkin dikkat çekici ifadeler içeriyor.<br />
2 Eylül 1622 tarihli belgede onun cerrahlık ilminde becerikli olduğu ve akranları arasında öne çıktığı belirtiliyor. Halil Sahillioğlu, kayıttaki “hazıka” ifadesini işinin ehli, becerikli ve usta cerrah anlamında değerlendiriyor. [2]<br />
Aynı kayıtta hasta, Saliha Hatun tarafından daha önce tedavi edilen bazı kişilerin fıtık hastalığından kurtulduğunu güvenilir kişilerden duyduğunu belirterek ona başvurduğunu ifade ediyor. [2]<br />
Bu ayrıntı, 17. yüzyılda bile bir cerrahın ününün hasta deneyimleri ve çevreden gelen tavsiyeler aracılığıyla yayılabildiğini gösteriyor.<br />
Kadınların tıp tarihindeki görünmeyen izlerinden biri<br />
Küpeli Saliha Hatun’un hayatının tamamını anlatabilecek ayrıntılı bir biyografi günümüze ulaşmış değil. Doğum tarihi, eğitiminin nasıl olduğu ve yaşamının birçok bölümü hâlâ bilinmiyor.<br />
Bu nedenle onu “dünyanın ilk kadın cerrahı” ya da “Osmanlı’nın ilk kadın cerrahı” olarak nitelemek için yeterli tarihsel kanıt bulunmuyor.<br />
Ancak Üsküdar mahkeme kayıtlarının ortaya koyduğu daha önemli ve kanıtlanabilir bir gerçek var: 17. yüzyıl Osmanlı İstanbul’unda Saliha Hatun adlı bir kadın cerrahi girişimler yapıyor, özellikle fıtık hastalarını tedavi ediyor ve bazı hastalarıyla ilgili rıza belgeleri mahkeme kayıtlarına geçiriliyordu. [1]<br />
Aradan yaklaşık dört yüzyıl geçti. Cerrahi teknikler, anestezi, enfeksiyon kontrolü ve hasta hakları bütünüyle değişti. Buna karşılık Üsküdar sicillerinin sayfalarında kalan Saliha Hatun’un hikâyesi, tıp tarihinin yalnızca büyük hastanelerden ve ünlü erkek hekimlerden oluşmadığını; bazen birkaç satırlık bir mahkeme kaydının unutulmuş bir cerrahı yüzyıllar sonra yeniden görünür kılabildiğini gösteriyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Demirsoy N, Sayligil O, Topal M, Özden H. A Female Surgeon in The 17th Century: Kupeli Saliha Hatun and an Evaluation of Consent Forms Related to Her Surgeries. Konuralp Medical Journal. 2019;11(3):468-474. DOI: 10.18521/ktd.523900.<br />
[2] Sahillioğlu H. Üsküdar’ın Mamure (Cedide) Mahallesi Fıtık Cerrahları. Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları. 1998;4:59-66.<br />
[3] Yenerer Çakmut Ö, Özeroğlu A, Sert G. How far back does medical consent go? A journey through Ottoman legal records in Ottoman Empire. Medical Humanities. 2026;52(2):199-204. DOI: 10.1136/medhum-2025-013477.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kadi-onunde-ameliyat-17-yuzyilin-cerrahi-saliha-hatun</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 18:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/saliha-hatun-1200x750-200kb-1.webp" type="image/jpeg" length="89503"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üç Odada Başlayan Devrim: Besim Ömer Paşa ve İlk Doğumhane]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/uc-odada-baslayan-devrim-besim-omer-pasa-ve-ilk-dogumhane</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/uc-odada-baslayan-devrim-besim-omer-pasa-ve-ilk-dogumhane" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Osmanlı hekimi Besim Ömer Paşa, Paris’te aldığı eğitimin ardından İstanbul’da modern doğum hekimliğinin yerleşmesi için mücadele etti. 1892’de Mekteb-i Tıbbiye yakınında birkaç odadan oluşan küçük bir doğum kliniğinin açılması, kadın sağlığı ve ebelik eğitiminin tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün hastanede doğum yapmak sağlık hizmetlerinin doğal bir parçası gibi görülüyor. Ancak 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı İstanbul’unda kadınların hastanede doğum yapması yaygın değildi. Tıp öğrencileri ile ebelerin gerçek vakalar üzerinde eğitim alabileceği düzenli bir doğum kliniği de bulunmuyordu. Bu tabloyu değiştirmek için çalışan isimlerin başında kadın-doğum hekimi Besim Ömer Akalın geliyordu. [1]</p>

<h2>Paris’ten İstanbul’a modern doğum bilgisiyle döndü</h2>

<p>Besim Ömer Akalın, 1885 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den mezun oldu. Daha sonra kadın hastalıkları, doğum ve ebelik eğitimi alanında çalışmaya başladı. 1887’de mesleki bilgisini geliştirmek amacıyla Paris’e gönderildi. Burada dönemin gelişmiş doğum kliniklerini, anne ve bebek bakım yöntemlerini yakından inceleme fırsatı buldu. [2]</p>

<p>Paris’teki eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a döndüğünde karşısında önemli bir sorun vardı. Doğum hekimliği teorik olarak öğretiliyor ancak öğrencilerin uygulamalı eğitim yapabileceği yeterli bir klinik ortam bulunmuyordu.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, öğrenciler kitaplardan doğumun nasıl gerçekleştiğini öğrenebiliyor fakat doğum yapan kadınları düzenli biçimde izleyebilecekleri bir klinikte yeterli deneyim kazanamıyordu.</p>

<p>Besim Ömer bu durumu değiştirmek istiyordu.</p>

<h2>Üç oda ve bir sofadan oluşan küçük bir klinik</h2>

<p>Tıp tarihi kaynaklarında Besim Ömer’in girişimiyle 1892 yılında Mekteb-i Tıbbiye yakınlarında küçük bir viladethanenin, yani doğum kliniğinin faaliyete geçtiği aktarılıyor. Kliniğin üç oda ve bir sofadan oluştuğu belirtiliyor. [1]</p>

<p>Bu küçük yapı yalnızca kadınların doğum yaptığı bir yer değildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tıp öğrencileri burada doğum vakalarını takip ediyor, ebeler uygulamalı eğitim görüyor ve doğum hekimliği hastane ortamında sistemli biçimde öğretilmeye başlanıyordu.</p>

<p>Böylece oldukça mütevazı bir mekân, modern kadın-doğum eğitiminin gelişmesinde önemli bir uygulama alanına dönüştü.</p>

<h2>“Adeta gizli” başlayan bir girişim</h2>

<p>Besim Ömer’in doğumhanenin ilk dönemlerini anlatırken kullandığı ifadeler, kliniğin kuruluş sürecinin kolay olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Daha sonraki eserinde başlangıçtaki doğumhaneden “adeta gizli” biçimde kurulan bir yer olarak söz ediyor. Bu anlatım, ilerleyen yıllarda bazı yayınlarda “saraydan gizlice açıldı” şeklinde aktarılmış olsa da tarihî belgeler sürecin bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor. [3]</p>

<p>Bu nedenle kliniğin padişahın bilgisi dışında tamamen gizlice açıldığını kesin bir tarihsel gerçek gibi sunmak doğru değil.</p>

<p>Daha güvenli ifade, Besim Ömer’in dönemin toplumsal ve kurumsal şartları içinde küçük ve sınırlı imkânlarla bir doğum kliniği oluşturduğu ve kendisinin de bu başlangıcı “adeta gizli” olarak nitelendirdiğidir. [3]</p>

<h2>1892 ile 1894 aynı sürecin iki farklı aşaması</h2>

<p>Doğumhanenin tarihiyle ilgili dikkat çekici bir başka ayrıntı da 1892 ve 1894 tarihlerinin birlikte görülmesi.</p>

<p>Kaynaklar, Besim Ömer’in 1892’de Mekteb-i Tıbbiye yakınında küçük bir viladethane açtığını bildiriyor. Ancak 22 Şubat 1894 tarihli Osmanlı arşiv belgesi, daha kapsamlı bir doğumhane kurulması amacıyla Besim Ömer tarafından yapılan başvurunun Bâbıâli’ye gönderilmesiyle ilgili. [1]</p>

<p>Dolayısıyla bu iki tarih birbirinin alternatifi değil.</p>

<p>1892 küçük ve sınırlı imkânlarla başlayan klinik faaliyeti, 1894 ise daha kapsamlı ve kurumsal bir doğumhane kurulması yönündeki girişimin resmî aşamalarından birini gösteriyor.</p>

<p>Daha sonraki belgelerde mevcut küçük doğumhanenin kapasitesinin geliştirilmesine yönelik girişimlerin sürdüğü de görülüyor. [1]</p>

<h2>Doğumhane aynı zamanda bir eğitim merkeziydi</h2>

<p>Kliniğin tarihsel önemini anlamak için dönemin tıp eğitimine bakmak gerekiyor.</p>

<p>Doğum hekimliği yalnızca kitaplardan öğrenilebilecek bir alan değildi. Anne adayının muayenesinden doğumun takibine, doğum sırasında ortaya çıkabilecek sorunlardan yenidoğan bakımına kadar pek çok konuda uygulamalı eğitim gerekiyordu.</p>

<p>Viladethane bu ihtiyacın karşılanmasına katkı sağladı.</p>

<p>Besim Ömer, Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerine doğum bilimi ve doğum kliniği dersleri verdi. Böylece doğum hekimliğinin yalnızca teorik bir ders olmaktan çıkıp klinik gözlem ve uygulamayla desteklenen bir alana dönüşmesinde rol oynadı. [1]</p>

<h2>Ebelerin eğitimi de değişmeye başladı</h2>

<p>Besim Ömer’in çalışmaları yalnızca hekimlerle sınırlı değildi.</p>

<p>Ebelik mesleğinin bilimsel eğitimle desteklenmesini savundu ve ebelerin daha düzenli eğitim alması için çalıştı. Bu nedenle Türk ebelik tarihinin öncü isimlerinden biri olarak kabul edildi. [1]</p>

<p>Doğum klinikleri, ebeler açısından da yeni bir eğitim ortamı oluşturdu. Doğuma ilişkin bilgiler yalnızca geleneksel usta-çırak yöntemiyle değil; anatomi, hijyen, doğum bilgisi ve klinik uygulamayla birlikte öğretilmeye başlandı.</p>

<p>Bu değişim, anne ve bebek sağlığının modern tıp anlayışı içinde ele alınmasının gelişmesine katkıda bulundu.</p>

<h2>Modern hemşireliğin gelişmesinde de etkili oldu</h2>

<p>Besim Ömer Akalın’ın etkisi kadın-doğum ve ebelikle sınırlı kalmadı.</p>

<p>Hasta bakımının eğitim almış kişiler tarafından yapılması gerektiğini savundu ve kadınların profesyonel hasta bakımına katılması için çalıştı. Bu yönüyle Türkiye’de modern hemşireliğin gelişmesinde etkili isimlerden biri oldu. [4]</p>

<p>1910’lu yıllarda kadınlara yönelik hasta bakıcılık ve hemşirelik eğitimlerinin düzenlenmesine katkı sağladı. Bu eğitimleri alan kadınların bir bölümü daha sonraki savaş yıllarında yaralı ve hastaların bakımında görev yaptı. [4]</p>

<p>Besim Ömer’in çalışmaları böylece doğum hekimliğinden ebelik ve hemşireliğe, anne sağlığından çocuk bakımına kadar geniş bir alana yayıldı.</p>

<h2>Küçük bir klinikten büyük bir dönüşüme</h2>

<p>Besim Ömer Paşa’nın hikâyesini önemli yapan yalnızca İstanbul’da bir doğum kliniğinin kurulmasına öncülük etmiş olması değildi.</p>

<p>Asıl değişim, doğumun yalnızca ev içinde ve geleneksel yöntemlerle yürütülen bir süreç olmaktan çıkarak eğitim, hijyen, klinik gözlem ve bilimsel tıbbın konusu hâline gelmesiydi.</p>

<p>Bugünkü kadın-doğum klinikleri, doğumhaneler ve uygulamalı ebelik eğitimi elbette tek bir hekimin eseri değil. Ancak Besim Ömer Akalın, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bu dönüşümün en etkili isimlerinden biri oldu.</p>

<p>Ve bu hikâyenin başlangıcında büyük bir hastane değil, Mekteb-i Tıbbiye yakınlarında üç oda ve bir sofadan oluşan küçük bir doğum kliniği vardı.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Sağlam Tekir H. Pencereleri Kafesli Muayenehane: Osmanlıda Viladethanelerin Açılması ve Doktor Besim Ömer Paşa. XVIII. Türk Tarih Kongresi, Kongreye Sunulan Bildiriler, III. Cilt. Türk Tarih Kurumu; 2022:695-706.</p>

<p>[2] Besim Ömer Akalın’ın mesleki yaşamı ve Paris eğitimi üzerine biyografik tıp tarihi çalışmaları. Uludağ Üniversitesi açık erişim akademik yayınları.</p>

<p>[3] Besim Ömer. Doğum Tarihi. İstanbul: Ahmet İhsan Matbaası; 1932.</p>

<p>[4] Duruk N. An Effective Leader in The Foundation of Modern Nursing: Professor Besim Ömer Akalın. Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Elektronik Dergisi. 2019;12(3):215-217.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/uc-odada-baslayan-devrim-besim-omer-pasa-ve-ilk-dogumhane</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/besim-omer-sapkasiz-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="17931"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göz Sağlığını Destekleyen 10 Besin: Sofranızda Bunlara Yer Açın]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/goz-sagligini-destekleyen-10-besin-sofranizda-bunlara-yer-acin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/goz-sagligini-destekleyen-10-besin-sofranizda-bunlara-yer-acin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Havuç göz sağlığı denince akla gelen ilk besin olsa da tablo çok daha renkli. Yeşil yapraklı sebzelerden balığa, yumurtadan turunçgillere kadar birçok besin gözlerin ihtiyaç duyduğu önemli besin öğelerini sağlıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Göz sağlığını korumak yalnızca ekran süresini azaltmak, güneş gözlüğü kullanmak veya düzenli göz muayenesine gitmekle sınırlı değil. Gün boyunca tabağımıza koyduğumuz besinler de gözün karmaşık yapısının ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral, antioksidan ve yağ asitlerinin önemli kaynakları arasında yer alıyor.</p>

<p>Özellikle lutein, zeaksantin, A, C ve E vitaminleri, çinko ile omega-3 yağ asitleri göz sağlığı söz konusu olduğunda öne çıkan besin öğeleri arasında. Ancak burada önemli bir ayrım var: Hiçbir besin tek başına görme kaybını önleyen veya göz hastalıklarını tedavi eden bir “mucize” değil.</p>

<p>Bilimsel verilerin desteklediği yaklaşım, farklı renklerde sebze ve meyveleri, balığı, yumurtayı, kuruyemişleri ve baklagilleri içeren dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak.</p>

<p>Gözlerin neden farklı besin öğelerine ihtiyacı var?</p>

<p>Göz, küçük olmasına rağmen metabolik açıdan oldukça aktif bir organ. Özellikle gözün arka bölümündeki retina ve merkezi görmeden sorumlu makula, oksidatif strese karşı hassas yapılardan.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lutein ve zeaksantin adı verilen doğal bitki pigmentleri makulada bulunuyor. Bu maddeler özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler, bazı sarı ve turuncu sebzeler ile yumurtada bulunabiliyor.</p>

<p>A vitamini ise normal görme işlevi açısından temel öneme sahip. C ve E vitaminleri antioksidan özellikleriyle, çinko ise çeşitli hücresel işlevlerdeki rolüyle dengeli beslenmenin önemli parçalarını oluşturuyor.</p>

<p>Omega-3 yağ asitlerinden DHA da retinanın yapısında bulunuyor. Ancak omega-3 açısından önemli bir ayrıntı var: Balık tüketimi ile göz sağlığı arasındaki gözlemsel ilişkiler umut verici olsa da omega-3 takviyelerinin yaşa bağlı makula dejenerasyonunu önlediği kanıtlanmış değil.</p>

<p>1. Ispanak ve koyu yeşil yapraklı sebzeler</p>

<p>Ispanak, kara lahana ve benzeri koyu yeşil yapraklı sebzeler göz sağlığı açısından özellikle lutein ve zeaksantin içerikleriyle dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu iki karotenoid gözün makula bölgesinde doğal olarak bulunuyor. Antioksidan özellikleri nedeniyle göz dokularının oksidatif strese karşı korunmasına katkıda bulunabilecekleri düşünülüyor.</p>

<p>Bu nedenle göz sağlığı açısından tabağın yalnızca turuncu değil, koyu yeşil renklere de sahip olması önemli.</p>

<p>2. Havuç</p>

<p>“Havuç göze iyi gelir” sözü tamamen temelsiz değil, ancak çoğu zaman olduğundan daha büyük bir vaat gibi yorumlanıyor.</p>

<p>Havuç beta-karoten açısından zengin bir besin. Vücut beta-karotenin bir bölümünü A vitaminine dönüştürebiliyor. A vitamini normal görmenin, özellikle gözün düşük ışığa uyum sağlayabilmesinin sürdürülmesinde önemli rol oynuyor.</p>

<p>Ancak daha fazla havuç yemek, normal gören bir kişinin görme keskinliğini olağanüstü biçimde artırmaz.</p>

<p>3. Tatlı patates</p>

<p>Turuncu rengiyle dikkat çeken tatlı patates de beta-karoten kaynaklarından biri.</p>

<p>Beta-karoten vücutta gerektiğinde A vitaminine dönüştürülebildiği için normal görme fonksiyonunun desteklenmesine katkı sağlıyor.</p>

<p>Kabak ve diğer turuncu renkli sebzeler de benzer şekilde beslenmeye çeşitlilik katabilir.</p>

<p>4. Yumurta</p>

<p>Yumurta sarısı lutein ve zeaksantin içeren besinlerden biri. Aynı zamanda protein ve çeşitli mikro besinleri bir arada sunuyor.</p>

<p>Göz sağlığı açısından yumurtayı değerli kılan noktalardan biri, lutein ve zeaksantin gibi karotenoidleri günlük beslenmeye kolaylıkla dahil edebilme imkânı sunması.</p>

<p>Elbette yumurtanın da tek başına göz hastalıklarından koruyucu bir kalkan olduğu düşünülmemeli.</p>

<p>5. Somon, sardalya ve diğer yağlı balıklar</p>

<p>Yağlı balıklar omega-3 yağ asitlerinin, özellikle EPA ve DHA’nın önemli besinsel kaynakları arasında.</p>

<p>2026 yılında The Journal of Nutrition’da yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde 18 araştırmanın verileri birlikte değerlendirildi. Bulgular, daha yüksek omega-3 alımı ve özellikle balık tüketimi ile yaşa bağlı makula dejenerasyonu arasında daha düşük risk yönünde bir ilişki olabileceğine işaret etti.</p>

<p>Ancak bu sonuç “balık yemek makula dejenerasyonunu önler” şeklinde yorumlanmamalı. İncelenen verilerin önemli bölümü gözlemsel araştırmalara dayanıyor ve bu tür çalışmalar doğrudan neden-sonuç ilişkisini kanıtlayamıyor.</p>

<p>Üstelik AREDS2 klinik araştırmasında omega-3 takviyelerinin eklenmesi, yaşa bağlı makula dejenerasyonunun ilerlemesi açısından ilave bir genel yarar göstermedi.</p>

<p>Yani balık ile balık yağı kapsülünü aynı şey gibi değerlendirmemek gerekiyor.</p>

<p>6. Portakal, kivi ve diğer C vitamini kaynakları</p>

<p>Portakal, mandalina, greyfurt, kivi ve çilek gibi meyveler C vitamini açısından öne çıkıyor.</p>

<p>C vitamini antioksidan görevi görüyor ve vücudun pek çok dokusunda olduğu gibi göz dokularının normal işlevlerinin sürdürülmesinde de beslenmenin bir parçası.</p>

<p>C vitaminini yalnızca turunçgillerden almak gerekmiyor. Kırmızı biber, brokoli ve Brüksel lahanası da önemli kaynaklar arasında.</p>

<p>7. Badem ve diğer kuruyemişler</p>

<p>Badem başta olmak üzere çeşitli kuruyemişler E vitamini sağlayabiliyor.</p>

<p>E vitamini yağda çözünen bir antioksidan. Hücrelerin oksidatif hasara karşı korunmasına katkıda bulunuyor.</p>

<p>Kuruyemişler aynı zamanda enerji açısından yoğun besinler olduğundan miktar konusunda dengeli olmak önemli.</p>

<p>8. Brokoli ve Brüksel lahanası</p>

<p>Brokoli ve Brüksel lahanasının gücü tek bir besin öğesinden gelmiyor.</p>

<p>Bu sebzeler C vitamini başta olmak üzere çeşitli vitaminler ve bitkisel bileşikler içeriyor. Brokoli ayrıca lutein ve zeaksantin sağlayabilen sebzeler arasında.</p>

<p>Göz sağlığını destekleyen beslenme açısından farklı sebzeleri dönüşümlü tüketmek, tek bir “süper besine” yüklenmekten daha gerçekçi bir yaklaşım.</p>

<p>9. Nohut, mercimek ve kuru baklagiller</p>

<p>Çinko denildiğinde ilk akla gelen besinler her zaman baklagiller olmayabilir. Oysa nohut, mercimek ve bazı fasulye çeşitleri bitkisel beslenen kişiler açısından çinko kaynakları arasında yer alabiliyor.</p>

<p>Çinko vücuttaki çok sayıda enzimin çalışmasında rol oynayan temel bir mineral ve göz dokularında da önemli işlevlere sahip.</p>

<p>Baklagillerin lif ve bitkisel protein sağlaması da onları dengeli beslenmenin değerli parçalarından biri yapıyor.</p>

<p>10. Kırmızı biber ve renkli sebzeler</p>

<p>Kırmızı biber C vitamini ve çeşitli karotenoidler açısından dikkat çeken sebzelerden.</p>

<p>Aslında göz sağlığı açısından önemli mesajlardan biri tam burada saklı: Tabağı farklı renklere açmak.</p>

<p>Koyu yeşil, kırmızı, sarı ve turuncu sebze ve meyvelerin dönüşümlü tüketilmesi farklı vitamin, mineral ve bitkisel bileşiklerin alınmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>Göz sağlığı için tek bir “en iyi besin” var mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Göz sağlığı için bilimsel açıdan en makul beslenme yaklaşımı, tek bir besini olağanüstü özelliklerle donatmak yerine beslenmenin bütününe bakmak.</p>

<p>Sebze ve meyvelerden zengin, düzenli balık tüketimini içeren, kuruyemiş ve baklagillere yer veren dengeli bir beslenme modeli hem genel sağlık hem de göz sağlığı açısından daha anlamlı.</p>

<p>Üstelik gözleri korumak yalnızca beslenmeyle sınırlı değil. Sigara kullanmamak, diyabet ve yüksek tansiyon gibi hastalıkların kontrol altında tutulması, güneşin zararlı ışınlarına karşı uygun gözlük kullanılması ve gerektiğinde göz muayenelerinin aksatılmaması da önem taşıyor.</p>

<p>AREDS2 takviyeleri herkes için mi?</p>

<p>Göz sağlığı konusunda en fazla yanlış anlaşılan konulardan biri de vitamin takviyeleri.</p>

<p>ABD Ulusal Göz Enstitüsü tarafından yürütülen büyük AREDS ve AREDS2 çalışmalarında belirli vitamin, mineral, lutein ve zeaksantin kombinasyonlarının, yaşa bağlı makula dejenerasyonunun belirli evrelerindeki kişilerde hastalığın ileri evreye ilerleme riskini azaltabildiği gösterildi.</p>

<p>Ancak bu sonuç, sağlıklı herkesin gözlerini korumak için AREDS2 takviyesi kullanması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu formüllerin yaşa bağlı makula dejenerasyonunun başlamasını önlediği gösterilmiş değil. Yarar özellikle hastalığın belirli evrelerinde ortaya çıkıyor.</p>

<p>Dahası, kullanılan miktarlar sıradan bir multivitaminden oldukça farklı. Bu nedenle göz hastalığı bulunan kişilerin yüksek dozlu takviyeleri kendi başına başlaması yerine, göz hekimi tarafından hastalığın evresine göre değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Eski AREDS formülünde bulunan beta-karotenin sigara kullanan veya geçmişte sigara kullanmış kişiler açısından akciğer kanseri riskini artırabilmesi de takviyelerin neden gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini gösteren önemli bir örnek.</p>

<p>Besin mi, takviye mi?</p>

<p>Bir vitamin veya antioksidanın bir besinde bulunması, yüksek dozda kapsül halinde alınmasının aynı etkiyi göstereceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Besinler vitaminlerin yanında lif, sağlıklı yağlar, mineraller ve çok sayıda farklı biyolojik bileşiği birlikte içeriyor.</p>

<p>Takviyeler ise belirli sağlık durumlarında yararlı olabilse de gereksiz veya yüksek doz kullanıldığında yan etki ve ilaç etkileşimi riski taşıyabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle sağlıklı bireylerde temel yaklaşım çeşitli ve dengeli beslenme olmalı; özel takviyeler ise gerçek bir ihtiyaç veya belirli bir göz hastalığı söz konusu olduğunda değerlendirilmelidir.</p>

<p>Göz sağlığında beslenmenin veremeyeceği bir söz var</p>

<p>Sağlıklı beslenmek önemlidir ancak hiçbir beslenme modeli kataraktı, glokomu, diyabete bağlı retina hasarını veya yaşa bağlı makula dejenerasyonunu kesin olarak engelleyeceğini garanti edemez.</p>

<p>Aynı şekilde mevcut görme kaybını havuç, balık, yumurta veya vitaminlerle geri döndürmek çoğu durumda mümkün değildir.</p>

<p>Özellikle ani görme kaybı, görme alanında perde veya gölge hissi, yeni başlayan ışık çakmaları, çok sayıda uçuşan cisim, gözde şiddetli ağrı ya da ani belirgin görme değişikliği geliştiğinde beslenme önerileriyle zaman kaybetmeden göz hastalıkları açısından değerlendirme gerekir.</p>

<p>Göz sağlığı için sofrada yapılabilecek en akılcı tercih ise şaşırtıcı derecede sade: Tek bir mucize besinin peşinden koşmak yerine tabağı çeşitlendirmek.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>The Journal of Nutrition – Can Omega-3 Fatty Acids Serve as a Preventive Strategy for Age-Related Macular Degeneration? A Systematic Review and Meta-Analysis – Kai-Yang Chen, Hoi-Chun Chan, Chi-Ming Chan – 2026.</li>
 <li>JAMA – Lutein + Zeaxanthin and Omega-3 Fatty Acids for Age-Related Macular Degeneration: The Age-Related Eye Disease Study 2 Randomized Clinical Trial – AREDS2 Research Group – 2013 – DOI: 10.1001/jama.2013.4997</li>
 <li>JAMA Ophthalmology – Long-term Outcomes of Adding Lutein/Zeaxanthin and Omega-3 Fatty Acids to the AREDS Supplements on Age-Related Macular Degeneration Progression: AREDS2 Report 28 – Chew ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.1001/jamaophthalmol.2022.1640</li>
 <li>National Eye Institute – Age-Related Eye Disease Studies AREDS/AREDS2 – Güncel klinik araştırma ve hasta bilgilendirme materyalleri – 2026.</li>
 <li>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements – Vitamin A and Carotenoids Fact Sheet – 2024.</li>
 <li>Cochrane Database of Systematic Reviews – Omega 3 Fatty Acids for Preventing or Slowing the Progression of Age-Related Macular Degeneration – Lawrenson ve Evans – 2015 – DOI: 10.1002/14651858.CD010015.pub3</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/goz-sagligini-destekleyen-10-besin-sofranizda-bunlara-yer-acin</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8480.jpeg" type="image/jpeg" length="21729"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YKS yerleştirmelerinde dikkat çeken tablo: Devlet doldu, vakıfta 35 bin kontenjan boş kaldı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/yks-yerlestirmelerinde-dikkat-ceken-tablo-devlet-doldu-vakifta-35-bin-kontenjan-bos-kaldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/yks-yerlestirmelerinde-dikkat-ceken-tablo-devlet-doldu-vakifta-35-bin-kontenjan-bos-kaldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YKS yerleştirme sonuçlarının ardından üniversitelerin kontenjan tablosu netleşti. Devlet üniversitelerinde lisans ve ön lisans programlarında doluluk oranı yüzde 99’un üzerine çıkarken, vakıf üniversitelerinde toplam 35 bin 706 kontenjan boş kaldı. KKTC üniversitelerinde de 6 bin 458 kontenjanın dolmadığı görüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Devlet üniversitelerinde kontenjanların neredeyse tamamı doldu</p>

<p>Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçlarının ardından ortaya çıkan kontenjan verileri, devlet ve vakıf üniversiteleri arasındaki dikkat çekici farkı ortaya koydu.</p>

<p>Verilere göre devlet üniversitelerinin lisans programları için ayrılan 265 bin 356 kontenjanın 263 bin 101’ine öğrenci yerleşti. Böylece lisans programlarında yalnızca 2 bin 255 kontenjan boş kaldı. Doluluk oranı yaklaşık yüzde 99,2 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Devlet üniversitelerinin ön lisans programlarında ise tablo tam doluluğa çok daha fazla yaklaştı. 216 bin 328 kontenjanın 216 bin 291’i dolarken yalnızca 37 kontenjan boş kaldı. Ön lisans programlarında doluluk oranı yaklaşık yüzde 99,98 seviyesine ulaştı.</p>

<p>Böylece devlet üniversitelerinde lisans ve ön lisans düzeyinde toplam 481 bin 684 kontenjanın 479 bin 392’sine öğrenci yerleşirken, boş kalan kontenjan sayısı yalnızca 2 bin 292 oldu.</p>

<p>Vakıf üniversitelerinde 35 bin 706 kontenjan boş kaldı</p>

<p>Yerleştirme tablosunda en dikkat çekici sonuçlardan biri vakıf üniversitelerinde görüldü.</p>

<p>Vakıf üniversitelerinin lisans programlarında bulunan 99 bin 638 kontenjana 77 bin 827 öğrenci yerleşti. 21 bin 811 lisans kontenjanı boş kaldı. Buna göre lisans programlarında kontenjanların yaklaşık yüzde 21,9’u dolmadı.</p>

<p>Ön lisans programlarında ise 76 bin 442 kontenjanın 62 bin 547’sine yerleştirme yapıldı. Boş kalan kontenjan sayısı 13 bin 895 olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Lisans ve ön lisans birlikte değerlendirildiğinde vakıf üniversitelerindeki 176 bin 80 kontenjanın 140 bin 374’ü dolarken, toplam 35 bin 706 kontenjan boş kaldı.</p>

<p>KKTC üniversitelerinde 6 bin 458 boş kontenjan</p>

<p>KKTC’deki üniversitelerde de boş kontenjan oranının devlet üniversitelerine kıyasla yüksek olması dikkat çekti.</p>

<p>Lisans programlarında 13 bin 162 kontenjana 7 bin 923 öğrenci yerleşirken 5 bin 239 kontenjan boş kaldı.</p>

<p>Ön lisans programlarında ise 4 bin 851 kontenjanın 3 bin 632’si doldu, 1.219 kontenjan boş kaldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böylece KKTC üniversitelerinde toplam 18 bin 13 kontenjanın 11 bin 555’i dolarken, 6 bin 458 kontenjan boş kaldı.</p>

<p>Diğer ülkelerdeki programlarda tablo nasıl?</p>

<p>Diğer ülkelerdeki üniversitelerin lisans programlarına ayrılan 1.072 kontenjanın 495’ine öğrenci yerleşti. Bu programlarda 577 kontenjan boş kaldı.</p>

<p>Ön lisans programlarında ise ayrılan 150 kontenjanın tamamı doldu.</p>

<p>Toplam 45 bin 33 kontenjan boş kaldı</p>

<p>Verilerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde lisans ve ön lisans programlarında toplam 676 bin 999 kontenjan bulunduğu görülüyor.</p>

<p>Bu kontenjanların 631 bin 966’sına öğrenci yerleşirken, 45 bin 33 kontenjan boş kaldı. Genel doluluk oranı yaklaşık yüzde 93,3 oldu.</p>

<p>Tablonun en çarpıcı bölümü ise boş kontenjanların dağılımı oldu. Devlet üniversitelerinde yalnızca 2 bin 292 kontenjan boş kalırken, vakıf üniversitelerinde bu sayı 35 bin 706’ya ulaştı.</p>

<p>Sonuçlar, öğrencilerin tercihlerinde devlet üniversitelerine yönelik güçlü talebin sürdüğünü gösterirken, vakıf ve KKTC üniversitelerindeki boş kontenjanların ek yerleştirme döneminde yeniden gündeme gelmesi bekleniyor.</p>

<p>Rakamlarla YKS yerleştirme tablosu</p>

<ul>
 <li>Devlet üniversiteleri: 481.684 kontenjan / 479.392 yerleşen / 2.292 boş</li>
 <li>Vakıf üniversiteleri: 176.080 kontenjan / 140.374 yerleşen / 35.706 boş</li>
 <li>KKTC üniversiteleri: 18.013 kontenjan / 11.555 yerleşen / 6.458 boş</li>
 <li>Diğer ülkeler: 1.222 kontenjan / 645 yerleşen / 577 boş</li>
 <li>GENEL TOPLAM: 676.999 kontenjan / 631.966 yerleşen / 45.033 boş</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/yks-yerlestirmelerinde-dikkat-ceken-tablo-devlet-doldu-vakifta-35-bin-kontenjan-bos-kaldi</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8479.jpeg" type="image/jpeg" length="54733"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bağırsak Bakterileri “İlaç” Yolunda: İngiltere Yeni Dönemi Başlattı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/bagirsak-bakterileri-ilac-yolunda-ingiltere-yeni-donemi-baslatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/bagirsak-bakterileri-ilac-yolunda-ingiltere-yeni-donemi-baslatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu, 18 Ağustos 2026’da mikrobiyom temelli tedavilerin mevcut ilaç mevzuatı kapsamında ruhsatlandırılabileceğini açıkladı. Yeni çerçeve, bağırsak bakterilerini hedefleyen tedavilerin standart ilaçlara dönüşmesinin önünü açıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bağırsak Bakterileri Artık “İlaç” Yolunda: İngiltere Mikrobiyom Tedavilerine Kapıyı Açtı</p>

<p>Bağırsaklarda ve vücudun diğer bölgelerinde yaşayan mikroorganizmaları tedavi amacıyla değiştirmeyi hedefleyen mikrobiyom temelli ürünler, İngiltere’de klasik ilaçlarla aynı düzenleyici sistem içinde ruhsatlandırılabilecek.</p>

<p>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu, 18 Ağustos 2026’da yayımladığı yeni pozisyon belgesiyle bu yeni tedavi sınıfının İngiltere’de hangi yoldan ilaç ruhsatı alabileceğini netleştirdi.</p>

<p>Karar doğrudan yeni bir ilacın onaylandığı anlamına gelmiyor. İngiltere’de şu anda ruhsatlandırılmış bir mikrobiyom temelli tıbbi ürün bulunmuyor. Ancak düzenleyici kurumun açık bir ruhsat yolu tanımlaması, geliştirilen tedavilerin klinik araştırmalardan rutin sağlık hizmetine geçişi açısından önemli bir eşik oluşturuyor.</p>

<p>Mikrobiyom artık doğrudan tedavinin hedefi</p>

<p>İnsan vücudunda trilyonlarca mikroorganizma yaşıyor. Bakteriler, virüsler, mantarlar ve diğer mikroorganizmaların oluşturduğu bu topluluk genel olarak mikrobiyom olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Özellikle bağırsak mikrobiyomunun bağışıklık sistemi, metabolizma ve enfeksiyonlara karşı savunmayla yakın ilişkisi bulunuyor.</p>

<p>Yeni nesil mikrobiyom tedavilerinde amaç yalnızca yararlı bakterileri desteklemek değil. Bazı ürünler hastalıkla ilişkili mikrobiyal dengeyi değiştirmeyi, bozulan topluluğu yeniden oluşturmayı veya belirli mikroorganizmaları doğrudan yerine koymayı hedefliyor.</p>

<p>MHRA, bu şekilde çalışan ürünlerin mevcut İngiltere ilaç mevzuatının kapsamına girebileceğini açıkladı.</p>

<p>Probiyotiklerle aynı şey değil</p>

<p>Mikrobiyom temelli ilaçların günlük yaşamda kullanılan probiyotik ürünlerle karıştırılmaması gerekiyor.</p>

<p>Bir ürünün “yararlı bakteri içerdiğini” söylemesi onu otomatik olarak ilaç haline getirmiyor.</p>

<p>İlaç olarak geliştirilen mikrobiyom ürünlerinin içeriğinin ayrıntılı biçimde tanımlanması, üretimin kontrollü yapılması, her üretim partisinin benzer özellik taşıması ve klinik yararın bilimsel çalışmalarla gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle yeni düzenleme gıda takviyelerine yönelik bir karar değil, hastalığı tedavi etmek veya önlemek amacıyla geliştirilen tıbbi ürünlere ilişkin bir ruhsat çerçevesi niteliğinde.</p>

<p>Biyolojik ilaç olarak değerlendirilebilecek</p>

<p>Yeni çerçeveye göre mikrobiyom temelli tıbbi ürünler özelliklerine bağlı olarak biyolojik tıbbi ürün sınıfında değerlendirilebilecek.</p>

<p>Bazı daha karmaşık ürünlerin ise ileri tedavi tıbbi ürünleri kapsamında ele alınması mümkün olabilecek.</p>

<p>Bu ayrım önemli çünkü bir ürünün hangi sınıfa girdiği; üretim standartlarından klinik araştırma gerekliliklerine, güvenlilik takibinden ruhsat dosyasına kadar birçok süreci belirliyor.</p>

<p>En büyük sorun: Her doz gerçekten aynı mı?</p>

<p>Klasik bir ilaç tabletinin içerisindeki etkin madde büyük ölçüde standart biçimde üretilebiliyor.</p>

<p>Canlı mikroorganizmalar içeren ürünlerde ise durum çok daha karmaşık.</p>

<p>Bir mikrobiyom ilacının içerisindeki mikroorganizmaların türleri, miktarları ve biyolojik özellikleri üretim sürecinden etkilenebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle MHRA, yeni ürünlerde üretimden üretime değişkenliğin kontrol edilmesini kritik başlıklardan biri olarak belirledi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle hastaya bugün verilen ürünle aylar sonra üretilen ürünün biyolojik açıdan aynı standartları taşıdığının gösterilmesi gerekecek.</p>

<p>Antibiyotik direnci özellikle incelenecek</p>

<p>Yeni düzenleyici yaklaşımın dikkat çeken noktalarından biri de antibiyotik direnci.</p>

<p>Tedavide kullanılan mikroorganizmaların antibiyotiklere direnç sağlayan genleri taşıması veya bunları başka bakterilere aktarabilmesi teorik bir güvenlilik riski oluşturabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle geliştiricilerin yalnızca tedavinin işe yaradığını göstermesi yeterli olmayacak.</p>

<p>Ürünlerin antibiyotik direnci açısından güvenli olduğunun da değerlendirilmesi gerekecek. MHRA, mikrobiyom tedavilerinin antimikrobiyal direnç gibi ciddi sağlık sorunlarında gelecekte rol oynayabileceğine de dikkat çekiyor.</p>

<p>C. difficile önemli örneklerden biri</p>

<p>Mikrobiyom tedavilerinin klinikte en fazla dikkat çeken kullanım alanlarından biri tekrarlayan Clostridioides difficile enfeksiyonu.</p>

<p>Bu bakteri özellikle antibiyotik kullanımı sonrasında bağırsak mikrobiyomunun bozulduğu bazı hastalarda ciddi ve tekrarlayan bağırsak enfeksiyonlarına yol açabiliyor.</p>

<p>Bazı ülkelerde donörlerden elde edilen bağırsak mikrobiyotası ürünleri bu hastalık için ruhsatlandırılmış durumda.</p>

<p>İngiltere’de ise dışkı mikrobiyota nakli belirli hastalarda halihazırda uygulanabiliyor. Ancak bu ürünler bugün yeni açıklanan anlamda ruhsatlı mikrobiyom ilaçları değil; klinik araştırmalar veya özel üretim düzenlemeleri kapsamında kullanılabiliyor. Yeni MHRA belgesi bu mevcut uygulamaları değiştirmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İngiltere’de henüz onaylı mikrobiyom ilacı yok</p>

<p>Yeni kararın en önemli sınırlarından biri de burada.</p>

<p>MHRA’nın açıklaması, belirli bir bağırsak bakterisi tedavisinin onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>İngiltere’de halen pazarlama iznine sahip mikrobiyom temelli bir tıbbi ürün bulunmuyor.</p>

<p>Yeni belge geliştiricilere, ürünlerini hangi bilimsel ve düzenleyici şartlarla ruhsata götürebileceklerini gösteren bir yol haritası sunuyor.</p>

<p>İlaç geliştiren şirketler için belirsizlik azalıyor</p>

<p>Mikrobiyom alanındaki şirketlerin karşılaştığı sorunlardan biri, geliştirdikleri ürünlerin klasik ilaçlardan farklı biyolojik özelliklere sahip olması nedeniyle hangi düzenleyici sınıfa gireceğinin her zaman net olmamasıydı.</p>

<p>Yeni çerçeve bu belirsizliği azaltmayı hedefliyor.</p>

<p>MHRA, şirketlerin büyük ve maliyetli son aşama klinik araştırmalara başlamadan önce kurumla erken temas kurmasını öneriyor.</p>

<p>Böylece ürünün hangi düzenleyici sınıfa girdiği, hangi kalite standartlarının uygulanacağı ve hangi klinik kanıtların bekleneceği geliştirme sürecinin başında daha net belirlenebilecek.</p>

<p>Neden geleceğin ilaç sınıflarından biri olabilir?</p>

<p>Mikrobiyom araştırmalarında uzun süredir bağırsak bakterileri ile birçok hastalık arasında ilişkiler belirleniyor.</p>

<p>Ancak bir hastalıkla mikrobiyom arasında ilişki bulunması, mikrobiyomu değiştirmenin otomatik olarak hastalığı tedavi edeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu nedenle alanın asıl sınavı, güçlü klinik araştırmalarda gerçek hasta yararının gösterilmesi olacak.</p>

<p>Yeni İngiltere düzenlemesinin önemi de burada ortaya çıkıyor. Artık başarılı klinik veriler elde eden bir mikrobiyom ürününün hangi düzenleyici yoldan standart bir ilaca dönüşebileceği daha açık hale geliyor.</p>

<p>Türkiye açısından neden önemli?</p>

<p>Mikrobiyom tedavileri Türkiye’de de gastroenteroloji, enfeksiyon hastalıkları, immünoloji ve biyoteknoloji açısından giderek daha fazla araştırılan alanlardan biri.</p>

<p>İngiltere’nin oluşturduğu model, ileride Türkiye’de canlı biyoterapötik ürünlerin ve mikrobiyom temelli ilaçların nasıl sınıflandırılacağı açısından örnek oluşturabilir.</p>

<p>Bu ürünlerin Türkiye’de rutin kullanıma girmesi halinde TİTCK açısından kalite, üretim standardı, biyolojik güvenlilik ve klinik etkinlik konularının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecek.</p>

<p>Özellikle antibiyotik direnci açısından yapılacak kontroller, bu tedavilerin güvenli biçimde uygulanmasının temel şartlarından biri olacak.</p>

<p>Asıl değişim bugün değil, önümüzdeki yıllarda yaşanabilir</p>

<p>MHRA’nın kararı bugün hastalara hemen sunulan yeni bir tedavi anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ancak mikrobiyom alanındaki bilimsel gelişmeler için önemli bir düzenleyici altyapı oluşturuyor.</p>

<p>Bir zamanlar yalnızca “bağırsak florası” başlığı altında tartışılan mikroorganizmalar, artık üretim standardı, doz, güvenlilik, klinik etkinlik ve ruhsat süreçleri bulunan yeni bir ilaç geliştirme alanına dönüşüyor.</p>

<p>Önümüzdeki yıllarda belirleyici soru, mikrobiyomu değiştiren hangi ürünlerin güçlü klinik araştırmalarda gerçek hasta yararı göstereceği olacak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu (MHRA)</li>
 <li>Mikrobiyom Temelli Tıbbi Ürünler Düzenleyici Pozisyon Belgesi</li>
 <li>İngiltere Sağlık ve Sosyal Bakım Bakanlığı</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/bagirsak-bakterileri-ilac-yolunda-ingiltere-yeni-donemi-baslatti</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8478.jpeg" type="image/jpeg" length="93416"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nadir Kas Hastalığında İlk Kez Faz III Düzeyinde Güçlü Sonuç]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/nadir-kas-hastaliginda-ilk-kez-faz-iii-duzeyinde-guclu-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/nadir-kas-hastaliginda-ilk-kez-faz-iii-duzeyinde-guclu-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[argenx’in küresel ALKIVIA Faz III çalışmasında efgartigimod, dermatomiyozit ve immün aracılı nekrotizan miyopati hastalarında 52 haftada plaseboya göre anlamlı klinik iyileşme sağladı. Tedavinin etkisi dördüncü haftadan itibaren görülmeye başladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kasları Zayıflatan Otoimmün Hastalıkta Faz III Başarısı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaslarda ilerleyici güçsüzlüğe ve bazı hastalarda kalıcı fonksiyon kaybına yol açabilen otoimmün kas hastalıklarının tedavisinde yeni bir ilaç yaklaşımından güçlü Faz III sonuçları geldi.</p>

<p>Belçika merkezli biyoteknoloji şirketi argenx, 17 Ağustos 2026’da açıkladığı sonuçlarda efgartigimod alfa ve hyaluronidaz kombinasyonunun, otoimmün miyozitli erişkinlerde yürütülen küresel ALKIVIA Faz III çalışmasının temel hedefini karşıladığını duyurdu. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>Araştırmada özellikle immün aracılı nekrotizan miyopati ve dermatomiyozit adı verilen iki hasta grubundaki sonuçlar değerlendirildi.</p>

<p>Hastaların kas gücü ve günlük işlevleri değerlendirildi</p>

<p>ALKIVIA, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü uluslararası bir Faz II/III klinik araştırma olarak tasarlandı.</p>

<p>Çalışmanın tamamında 264 hasta yer aldı. Faz III bölümünde ise 175 hasta değerlendirildi. Katılımcılar haftada bir kez deri altından efgartigimod veya plasebo almak üzere iki gruba ayrıldı.</p>

<p>Araştırmanın temel hedefi, hastaların kas gücü, günlük yaşam aktiviteleri ve hastalık belirtilerindeki değişimi birlikte değerlendiren Total Improvement Score adlı ölçümde 52 haftanın sonunda ne kadar iyileşme sağlandığını belirlemekti. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>Tedavi grubunda 15,4 puanlık ek iyileşme</p>

<p>İmmün aracılı nekrotizan miyopati ve dermatomiyozit hastalarının birlikte değerlendirildiği grupta efgartigimod alanların ortalama iyileşme skoru 47,95, plasebo grubunun ise 32,56 oldu.</p>

<p>Böylece tedavi grubunda plaseboya kıyasla 15,4 puanlık ek iyileşme elde edildi.</p>

<p>Sonucun istatistiksel olarak anlamlı olduğu bildirildi.</p>

<p>Daha önemlisi, tedavi ile plasebo arasındaki farkın çalışmanın dördüncü haftasından itibaren ortaya çıkmaya başladığı ve bir yıllık tedavi boyunca devam ettiği açıklandı. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>Steroid dozu azaltılırken de etki sürdü</p>

<p>Otoimmün miyozit hastalarının önemli bölümü hastalığı kontrol altında tutabilmek için uzun süre kortikosteroid kullanmak zorunda kalabiliyor.</p>

<p>Ancak uzun süreli steroid kullanımı kilo artışı, kemik kaybı, kan şekeri bozuklukları, enfeksiyonlar ve kalp-damar sorunları gibi önemli yan etkilere yol açabiliyor.</p>

<p>ALKIVIA çalışmasında hastaların steroid dozlarının araştırma protokolüne göre azaltılmasına rağmen efgartigimod ile sağlanan klinik iyileşmenin devam ettiği bildirildi. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>Bu bulgu, tedavinin ileride steroid kullanımını azaltmaya yardımcı olup olamayacağı açısından dikkat çekici bir sinyal oluşturuyor.</p>

<p>Ancak steroid kullanımının tamamen bırakılabileceği veya tedavinin her hastada aynı sonucu vereceği henüz söylenemiyor.</p>

<p>En güçlü sonuç nadir kas hastalığında görüldü</p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken bölümlerinden biri, immün aracılı nekrotizan miyopati hastalarında elde edilen sonuçlar oldu.</p>

<p>Bu nadir otoimmün hastalık, kas hücrelerinin bağışıklık sistemi tarafından zarar görmesi sonucu özellikle omuz, kalça ve bacak çevresindeki kaslarda ciddi güçsüzlüğe yol açabiliyor.</p>

<p>Bu hasta grubunda efgartigimod alanların iyileşme skoru 45,05 olurken plasebo grubunda 30,24 olarak ölçüldü.</p>

<p>Tedavi lehine fark 14,8 puan oldu ve sonuç istatistiksel anlamlılığa ulaştı. Şirket, bunun immün aracılı nekrotizan miyopatide klinik açıdan anlamlı fayda gösteren ilk pozitif Faz III çalışması olduğunu bildirdi. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>Dermatomiyozitte de benzer yönde sonuç</p>

<p>Dermatomiyozit grubunda da efgartigimod lehine klinik iyileşme görüldü.</p>

<p>Tedavi grubunun ortalama iyileşme skoru 51,51, plasebo grubunun ise 36,96 oldu.</p>

<p>Gruplar arasındaki fark 14,5 puana ulaştı.</p>

<p>Ancak bu alt gruptaki hasta sayısının daha düşük olması nedeniyle sonuç tek başına istatistiksel anlamlılık eşiğine ulaşmadı. Araştırmacılar buna rağmen klinik etkinin büyüklüğünün diğer hasta grubuna benzer olduğuna dikkat çekti. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>Yalnızca kas gücü değil günlük yaşam da iyileşti</p>

<p>Araştırmada tedavinin etkisi sadece laboratuvar sonuçları veya kas testleri üzerinden değerlendirilmedi.</p>

<p>Kas gücü, günlük fiziksel işlevler ve kas dışındaki hastalık belirtilerini içeren altı farklı klinik ölçümün tamamı efgartigimod lehine sonuç verdi.</p>

<p>Dermatomiyozit hastalarında deri belirtilerinde de iyileşme gözlendi. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>Bu sonuç özellikle hastalar açısından önemli. Otoimmün miyozitte tedavinin temel amacı yalnızca kan değerlerini düzeltmek değil, hastanın merdiven çıkma, sandalyeden kalkma, yürüme veya günlük işlerini yapabilme kapasitesini korumak.</p>

<p>İlaç bağışıklık sistemini farklı bir noktadan hedefliyor</p>

<p>Efgartigimod, FcRn adı verilen bir bağışıklık sistemi mekanizmasını hedefliyor.</p>

<p>FcRn, kandaki IgG tipi antikorların parçalanmasını önleyerek dolaşımda daha uzun süre kalmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>Bazı otoimmün hastalıklarda ise bu antikorların bir bölümü yanlışlıkla kişinin kendi dokularına saldırabiliyor.</p>

<p>Efgartigimod, FcRn’yi baskılayarak hastalığa katkıda bulunan IgG tipi otoantikorların kandaki miktarını azaltmayı amaçlıyor.</p>

<p>Bu yaklaşım bağışıklık sisteminin tamamını geniş biçimde baskılamak yerine hastalığa katkıda bulunan antikor mekanizmasını daha hedefli biçimde azaltmayı hedefliyor. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>Güvenlilik profili önceki çalışmalarla benzer</p>

<p>Şirket tarafından açıklanan ilk Faz III verilerine göre efgartigimod genel olarak iyi tolere edildi.</p>

<p>Araştırmada görülen güvenlilik profilinin ilacın önceki klinik çalışmalarından ve mevcut kullanımlarından bilinen güvenlilik özellikleriyle uyumlu olduğu bildirildi.</p>

<p>Bununla birlikte ayrıntılı yan etki oranları henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin yarar-risk dengesini tam değerlendirebilmek için ayrıntılı Faz III sonuçlarının bilimsel toplantıda sunulması ve hakemli bilimsel yayına dönüşmesi önem taşıyor. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>Henüz miyozit için onaylanmış değil</p>

<p>Efgartigimod bazı nörolojik otoimmün hastalıkların tedavisinde halihazırda kullanılıyor.</p>

<p>Ancak ALKIVIA çalışmasının olumlu sonuçları, ilacın otoimmün miyozit tedavisi için yeni bir FDA veya EMA onayı aldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Şirketin Faz III verilerini düzenleyici kurumlarla görüşerek yeni endikasyon için ruhsat sürecinde kullanması bekleniyor.</p>

<p>Dolayısıyla mevcut gelişme güçlü bir Faz III klinik başarı, ancak henüz yeni bir ruhsat kararı değil. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>Hastalar açısından neden önemli?</p>

<p>Otoimmün miyozitler nadir görülmelerine rağmen hastaların günlük yaşamını ciddi biçimde etkileyebiliyor.</p>

<p>Kas güçsüzlüğü ilerlediğinde yürümek, merdiven çıkmak, kolları kaldırmak veya sandalyeden kalkmak gibi günlük hareketler zorlaşabiliyor.</p>

<p>Mevcut tedaviler çoğunlukla steroidler ve bağışıklık sistemini genel olarak baskılayan ilaçlara dayanıyor. Bazı hastalarda bu tedavilere rağmen hastalık kontrol altına alınamayabiliyor.</p>

<p>ALKIVIA sonuçları ayrıntılı bilimsel verilerle doğrulanır ve ruhsat sürecine yansırsa, özellikle immün aracılı nekrotizan miyopati gibi tedavi seçeneğinin sınırlı olduğu hastalarda daha hedefli yeni bir biyolojik tedavi seçeneği gündeme gelebilir.</p>

<p>Ayrıca aynı FcRn mekanizmasının Sjögren hastalığı ve sistemik skleroz gibi başka otoimmün hastalıklarda da araştırılıyor olması, bu ilaç sınıfının gelecekte romatoloji alanında daha geniş bir yere sahip olabileceğine işaret ediyor. (GlobeNewswire⁠)</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>* argenx<br />
* ALKIVIA Faz III klinik araştırması<br />
* ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi klinik araştırma kayıt sistemi<br />
* American College of Rheumatology </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/nadir-kas-hastaliginda-ilk-kez-faz-iii-duzeyinde-guclu-sonuc</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8476.jpeg" type="image/jpeg" length="40436"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’dan Lucas Assadi İçin Resmi Teklif: Şili’den Kritik Bonservis Detayı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-lucas-assadi-icin-resmi-teklif-siliden-kritik-bonservis-detayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-lucas-assadi-icin-resmi-teklif-siliden-kritik-bonservis-detayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un Universidad de Chile forması giyen 22 yaşındaki 10 numara Lucas Assadi için resmi teklif yaptığı öne sürüldü. Şili basını, bordo-mavililerin şu ana kadar resmi teklif sunan tek kulüp olduğunu, önerilen rakamın ise oyuncunun sözleşmesindeki çıkış bedelinin altında kaldığını yazdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’dan Lucas Assadi İçin Resmi Teklif: Şili’den Kritik Bonservis Detayı</p>

<p>Trabzonspor’da transfer çalışmaları sürerken bordo-mavililerin Güney Amerika pazarında dikkat çeken bir isim için somut adım attığı ileri sürüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şili basınında yer alan haberlere göre Trabzonspor, Universidad de Chile’nin genç yıldızı Lucas Assadi için resmi teklif yaptı.</p>

<p>Resmi teklif yapan tek kulüp Trabzonspor</p>

<p>Şili’den ADN Deportes’in haberine göre Trabzonspor, 22 yaşındaki hücum oyuncusu için şu ana kadar Universidad de Chile’ye resmi teklif ulaştıran tek kulüp konumunda.</p>

<p>Bordo-mavililerin önerdiği rakamın, Assadi’nin sözleşmesinde yer alan 2,8 milyon dolarlık çıkış şartının bir miktar altında olduğu belirtildi.</p>

<p>Universidad de Chile yönetiminin ise oyuncusunu bu rakamın altında bırakmaya sıcak bakmadığı ve pazarlıkta sözleşmedeki bedeli temel aldığı ifade edildi.</p>

<p>Bonservisin tamamı için 3,5 milyon dolar detayı</p>

<p>Şili basınındaki haberlerde Assadi’nin sözleşmesine ilişkin bir başka önemli ayrıntı da yer aldı.</p>

<p>Buna göre oyuncunun ekonomik haklarının tamamını kapsayan bonservis bedelinin 3,5 milyon dolar seviyesinde olduğu belirtiliyor. Bu nedenle Trabzonspor ile Universidad de Chile arasındaki olası görüşmelerde transferin yapısının ve satın alınacak hak oranının belirleyici olabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Trabzonspor’un radarındaki Lucas Assadi kimdir?</p>

<p>Lucas Humberto Assadi Reygadas, 8 Ocak 2004’te Şili’nin Puente Alto kentinde dünyaya geldi.</p>

<p>Universidad de Chile altyapısında yetişen Assadi, ağırlıklı olarak 10 numara ve hücum orta saha pozisyonlarında görev yapıyor. Teknik kapasitesi, dar alandaki top hakimiyeti ve hücum hattındaki yaratıcılığıyla Şili futbolunun dikkat çeken genç oyuncuları arasında gösteriliyor.</p>

<p>Assadi ayrıca Şili Milli Takımı seviyesinde de forma giydi.</p>

<p>Transfer henüz sonuçlanmadı</p>

<p>Trabzonspor’un resmi teklif yaptığı yönündeki haberler transferde somut bir aşamaya işaret etse de taraflar arasında anlaşma sağlandığına ilişkin henüz resmi bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Şili ekibinin özellikle çıkış bedeli konusundaki tavrı nedeniyle bordo-mavililerin teklifini yükseltip yükseltmeyeceği transferin geleceği açısından kritik olacak.</p>

<p>Trabzonspor’un Universidad de Chile’nin istediği seviyeye yaklaşması halinde Lucas Assadi dosyasında görüşmelerin hız kazanabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>ADN Deportes</li>
 <li>AS Chile</li>
 <li>RedGol</li>
 <li>Bolavip Chile</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-lucas-assadi-icin-resmi-teklif-siliden-kritik-bonservis-detayi</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8475.jpeg" type="image/jpeg" length="89379"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hangi Suyu İçmeliyiz? pH, Mineraller ve Günlük Su İhtiyacı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/hangi-suyu-icmeliyiz-ph-mineraller-ve-gunluk-su-ihtiyaci</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/hangi-suyu-icmeliyiz-ph-mineraller-ve-gunluk-su-ihtiyaci" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İçilecek suyu seçerken yalnızca pH değerine bakmak doğru değil. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kaliteli suyun temel ölçütü mikrobiyolojik ve kimyasal açıdan güvenli olması; günlük su ihtiyacı ise yaşa, cinsiyete, sıcaklığa, beslenmeye ve fiziksel aktiviteye göre değişiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Su yaşam için vazgeçilmez ancak “Hangi su daha sağlıklı?”, “pH kaç olmalı?”, “Mineralli su mu tercih edilmeli?” ve “Günde kaç litre içilmeli?” sorularının tek rakamla verilecek bir cevabı yok. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2026’da güncellediği içme suyu kalite rehberi, suyun güvenliğini değerlendirirken ilk sıraya hastalık yapabilecek mikroorganizmaları ve sağlığa zarar verebilecek kimyasal maddeleri koyuyor. Başka bir deyişle, iyi içme suyunun en önemli özelliği yüksek pH değil, güvenli olması. [1]</p>

<h2>pH değeri su hakkında ne söylüyor?</h2>

<p>pH, bir sıvının ne kadar asidik veya bazik olduğunu gösteren ölçü birimi. Ölçek 0 ile 14 arasında değişiyor. pH 7 nötr, 7’nin altındaki değerler asidik, 7’nin üzerindeki değerler ise bazik, yani alkali kabul ediliyor.</p>

<p>Suyun pH değeri kaynağının bulunduğu bölgenin jeolojik yapısından, içerdiği minerallerden ve çözünmüş gazlardan etkilenebiliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, içme suyunun pH’ı için sağlık temelli özel bir kılavuz sınır değer belirlemiyor. Çünkü içme suyunda normal koşullarda karşılaşılan pH değerleri doğrudan sağlık riskini belirleyen temel unsur olarak görülmüyor. pH daha çok suyun arıtılması, dezenfeksiyonun etkinliği, borular üzerindeki aşındırıcı etkisi ve dağıtım sisteminin çalışması açısından önem taşıyor. [2]</p>

<p>Bu nedenle pH değeri 8,5 olan bir suyun pH değeri 7,5 olan başka bir sudan otomatik olarak daha sağlıklı olduğunu söylemek mümkün değil.</p>

<h2>Alkali su vücudu alkali hale getirmiyor</h2>

<p>Son yıllarda özellikle pH değeri yüksek “alkali sular”, vücudun asit yükünü azalttığı veya çeşitli hastalıklara karşı koruyucu olduğu iddialarıyla öne çıkarılıyor.</p>

<p>Ancak insan vücudunun asit-baz dengesi bu kadar kolay değişmiyor.</p>

<p>Vücudumuz kanın asit-baz dengesini akciğerler ve böbrekler başta olmak üzere güçlü düzenleme sistemleriyle çok dar bir aralıkta tutuyor. Bu nedenle pH’ı yüksek su içmek sağlıklı bir insanın kanını anlamlı biçimde “alkali” hale getirmiyor.</p>

<p>Alkali, oksijenlendirilmiş ve demineralize suları mineral suyla karşılaştıran sistematik bir inceleme de bu tür özel suların sağlıklı kişilerde normal mineral suya göre belirgin ve genel bir sağlık üstünlüğü sağladığını gösterecek yeterli kanıt bulunmadığını bildirdi. [3]</p>

<p>Dolayısıyla su seçerken “pH ne kadar yüksekse o kadar sağlıklı” anlayışı yerine güvenlik ve genel su kalitesine odaklanmak daha doğru.</p>

<h2>Kaliteli suyun ilk şartı güvenli olması</h2>

<p>Bir bardak su berrak, kokusuz ve lezzetli olabilir ancak bu özellikler tek başına suyun güvenli olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, içme suyundaki en önemli sağlık risklerinden birinin mikrobiyolojik kirlenme olduğunu belirtiyor. Özellikle dışkı kaynaklı mikroorganizmaların bulunduğu sular ishal, kolera, dizanteri ve tifo gibi hastalıkların bulaşmasına yol açabiliyor. [1]</p>

<p>İyi bir içme suyunda yalnızca mikroorganizmaların değil, arsenik, kurşun ve diğer zararlı kimyasal maddelerin de sağlık açısından kabul edilen sınırların altında olması gerekiyor.</p>

<p>Bu yüzden kaynağı bilinmeyen bir suyun “dağdan geliyor”, “çok berrak” veya “tadı güzel” olması güvenli olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<h2>Mineralli su daha mı kaliteli?</h2>

<p>Doğal sularda kalsiyum, magnezyum, sodyum, bikarbonat ve başka mineraller farklı miktarlarda bulunabiliyor.</p>

<p>Kalsiyum ve magnezyum insan vücudunun ihtiyaç duyduğu mineraller arasında. Ancak buradan hareketle “mineral değeri en yüksek su en iyi sudur” sonucuna varmak da doğru değil.</p>

<p>Su, günlük mineral alımına katkıda bulunabilir ancak temel mineral kaynağı dengeli beslenmedir.</p>

<p>Suyun mineral miktarı ve bileşimi aynı zamanda tadını da etkiler. Bu nedenle iki farklı güvenli suyun tadının birbirinden farklı olması normaldir.</p>

<h2>Sert su zararlı su anlamına gelmiyor</h2>

<p>Çaydanlıkta veya su ısıtıcısında beyaz bir tabaka oluşması birçok kişinin suyun sağlıksız olduğunu düşünmesine neden oluyor.</p>

<p>Oysa “sertlik” çoğunlukla sudaki kalsiyum ve magnezyum miktarıyla ilişkili.</p>

<p>Bu nedenle kireç oluşması tek başına suyun insan sağlığı açısından uygunsuz olduğunu göstermiyor. İçilebilirlik değerlendirilirken suyun tüm mikrobiyolojik ve kimyasal özelliklerine birlikte bakılması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Şişe suyunun etiketinde yalnızca pH’a bakmayın</h2>

<p>Ambalajlı su seçerken ön yüzde büyük rakamlarla belirtilen pH değeri tek ölçüt olmamalı.</p>

<p>Suyun kaynağı, üretim ve izin bilgileri, analiz değerleri ve mineral bileşimi birlikte değerlendirilmeli. Ambalajın sağlam olması ve suyun uygun koşullarda saklanması da önemli.</p>

<p>Özellikle uzun süre doğrudan güneş altında veya çok sıcak ortamda bırakılan ambalajlı suların tercih edilmemesi daha uygun.</p>

<p>Şebeke suyunda ise belirleyici olan, yaşanılan bölgedeki suyun yetkili kurumların içme suyu standartlarını karşılayıp karşılamadığı.</p>

<h2>Arıtma cihazı her zaman daha sağlıklı su anlamına gelmiyor</h2>

<p>Ev tipi su arıtma cihazları özellikle şebeke suyunun tadı, kokusu veya bazı bileşenleri nedeniyle tercih edilebiliyor.</p>

<p>Ancak cihazın kendisi kadar bakımının düzenli yapılması ve filtrelerinin önerilen zamanlarda değiştirilmesi önemli.</p>

<p>Ters ozmoz gibi bazı sistemler sudaki birçok maddeyi uzaklaştırırken kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerin önemli bölümünü de azaltabiliyor. Bunun sağlık açısından mutlaka zararlı olduğu anlamına gelmemekle birlikte, “mineralleri tamamen alınmış su her zaman daha sağlıklıdır” demek de doğru değil.</p>

<p>Su arıtma ihtiyacı, öncelikle kullanılan şebeke suyunun özelliklerine göre değerlendirilmeli.</p>

<h2>Günde kaç litre su içilmeli?</h2>

<p>En yaygın önerilerden biri “Herkes günde 2 litre su içmeli” şeklinde. Ancak bilimsel kuruluşların önerileri bu kadar katı değil.</p>

<p>Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi, normal çevre sıcaklığı ve orta düzey fiziksel aktivite koşullarında yetişkin kadınlar için günlük toplam su alımını yaklaşık 2 litre, erkekler için yaklaşık 2,5 litre düzeyinde yeterli kabul ediyor. Buradaki toplam su yalnızca bardakla içilen sudan ibaret değil; yiyeceklerden ve diğer içeceklerden gelen suyu da kapsıyor. [4]</p>

<p>ABD Ulusal Akademileri, 19–30 yaş grubundaki erkekler için yaklaşık 3,7 litre, kadınlar için yaklaşık 2,7 litre günlük toplam su alımını yeterli alım düzeyi olarak bildiriyor. Bu miktarlar yalnızca sade suyu değil, içeceklerden ve yiyeceklerden gelen suyu da kapsıyor. [5]</p>

<p>Bu nedenle “erkekler günde 3,7 litre, kadınlar 2,7 litre sade su içmeli” şeklinde bir yorum doğru değil.</p>

<h2>İhtiyaç sıcak havada ve egzersizde artıyor</h2>

<p>Günlük su ihtiyacı sabit değil.</p>

<p>Sıcak havada terleme arttığında, yoğun fiziksel aktivite sırasında, ateşli hastalıklarda, kusma ve ishal durumlarında vücudun sıvı ihtiyacı artabiliyor.</p>

<p>Gebelik ve emzirme döneminde de ihtiyaç değişiyor.</p>

<p>Bu nedenle sıcak bir yaz gününde açık havada çalışan bir insanla, serin bir ortamda masa başında çalışan kişinin aynı miktarda suya ihtiyaç duyacağını düşünmek doğru değil.</p>

<h2>Susamak vücudun doğal uyarılarından biri</h2>

<p>Sağlıklı yetişkinlerde susama hissi sıvı ihtiyacının düzenlenmesinde önemli rol oynuyor.</p>

<p>Ulusal Akademilerin değerlendirmesinde, sağlıklı insanların büyük bölümünün susama hissi ve öğünlerle birlikte sıvı tüketimi sayesinde günlük sıvı dengesini koruyabildiği belirtiliyor. [5]</p>

<p>Ancak ileri yaşlarda susama hissi zayıflayabilir. Bu nedenle yaşlı kişilerde yalnızca susamayı beklemek bazı durumlarda yeterli olmayabilir.</p>

<h2>İdrarın rengi yalnızca bir ipucu</h2>

<p>Günlük yaşamda sıvı durumunu anlamanın pratik yollarından biri idrar rengini gözlemlemek.</p>

<p>Açık sarı renk genellikle yeterli sıvı alımıyla uyumluyken belirgin şekilde koyulaşan idrar, özellikle sıcak havada veya egzersiz sonrasında daha fazla sıvıya ihtiyaç duyulduğunu düşündürebilir.</p>

<p>Ancak idrar rengi kesin bir tıbbi test değildir. Bazı vitaminler, ilaçlar, yiyecekler ve hastalıklar da idrar rengini değiştirebilir.</p>

<h2>Günlük suyu kısa sürede içmek gerekmiyor</h2>

<p>Günlük sıvı ihtiyacını kısa sürede birkaç litre su içerek tamamlamaya çalışmak gerekmiyor.</p>

<p>Sıvının gün boyunca ihtiyaca göre alınması, öğünlerde ve öğün aralarında su içilmesi, sıcak havalarda ve fiziksel aktivite sırasında kayıplara göre tüketimin artırılması daha uygulanabilir bir yaklaşım.</p>

<p>Özellikle susama duyusu zayıflayan kişilerde gün içinde su içmeyi hatırlamak faydalı olabilir.</p>

<h2>Çok fazla su da tehlikeli olabilir</h2>

<p>Su için de “ne kadar çok, o kadar iyi” kuralı geçerli değil.</p>

<p>Kısa sürede çok fazla su içildiğinde böbreklerin fazla suyu yeterince hızlı uzaklaştıramadığı durumlarda kandaki sodyum seviyesi aşırı düşebilir. Bu duruma hiponatremi, yani kandaki sodyumun tehlikeli derecede azalması adı veriliyor. Ağır vakalarda beyin fonksiyonlarını etkileyebilecek ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir. [5]</p>

<p>Özellikle uzun süreli dayanıklılık sporlarında yalnızca su değil, terle kaybedilen elektrolitler de önem kazanıyor.</p>

<p>Kalp yetmezliği, ileri böbrek hastalığı veya başka nedenlerle sıvı kısıtlaması gereken kişilerde ise genel nüfus için verilen günlük su miktarları geçerli olmayabilir.</p>

<h2>En iyi suyun tek bir pH değeri yok</h2>

<p>Market rafında “pH 7,5”, “pH 8,2” veya “pH 8,5” ifadelerini karşılaştırmak, kaliteli su seçiminde tek başına yeterli değil.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün yaklaşımı bu konuda açık bir çerçeve çiziyor: İçme suyunda öncelik mikrobiyolojik güvenlik, zararlı kimyasalların kontrolü ve kaynaktan tüketiciye kadar güvenliğin korunması. pH ise su kalitesinin önemli özelliklerinden biri olmakla birlikte tek başına sağlık ölçütü değil. [1] [2]</p>

<p>Günlük yaşamda bunun karşılığı oldukça basit: Kaynağı ve denetimi güvenilir olan, uygun koşullarda saklanan, sağlığa zararlı mikroorganizmaları ve kimyasalları kabul edilen sınırların üzerinde içermeyen ve kişinin düzenli olarak tüketebildiği su iyi bir seçimdir.</p>

<p>İnsanların çoğu için yüksek pH’lı veya özel olarak “alkali” hale getirilmiş pahalı sulara yönelmek yerine güvenilir içme suyunu gerçek ihtiyaca göre tüketmek yeterlidir. Çünkü kaliteli suyu belirleyen tek bir rakam değil; güvenlik, bileşim, saklama koşulları ve doğru tüketim birlikte belirler.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] World Health Organization. Guidelines for Drinking-water Quality: Fourth Edition Incorporating the Third Addendum. World Health Organization, 2026.</p>

<p>[2] World Health Organization. pH in Drinking-water: Chemical Fact Sheet. Guidelines for Drinking-water Quality. World Health Organization, 2022.</p>

<p>[3] Sunardi D, Chandra DN, Medise BE, Manikam NRM, Friska D, Lestari W, Insani PNC. Health effects of alkaline, oxygenated, and demineralized water compared to mineral water among healthy population: a systematic review. Reviews on Environmental Health. 2024;39(2):339-349. DOI: 10.1515/reveh-2022-0057.</p>

<p>[4] EFSA Panel on Dietetic Products, Nutrition and Allergies. Scientific Opinion on Dietary Reference Values for Water. EFSA Journal. 2010;8(3):1459. DOI: 10.2903/j.efsa.2010.1459.</p>

<p>[5] Institute of Medicine. Dietary Reference Intakes for Water, Potassium, Sodium, Chloride, and Sulfate. National Academies Press. 2005. DOI: 10.17226/10925.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/hangi-suyu-icmeliyiz-ph-mineraller-ve-gunluk-su-ihtiyaci</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/hangi-suyu-icmeliyiz-1200x750-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="59487"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kırıkkale Eğitim Camiasının Acı Kaybı: İngilizce Öğretmeni Edip Uçan Vefat Etti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kirikkale-egitim-camiasinin-aci-kaybi-ingilizce-ogretmeni-edip-ucan-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kirikkale-egitim-camiasinin-aci-kaybi-ingilizce-ogretmeni-edip-ucan-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kırıkkale’de 15 Temmuz Şehitleri Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde İngilizce öğretmeni olarak görev yapan Edip Uçan hayatını kaybetti. Uçan’ın vefatı ailesi, meslektaşları, öğrencileri ve eğitim camiasında üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kırıkkale’de 15 Temmuz Şehitleri Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde İngilizce öğretmeni olarak görev yapan Edip Uçan hayatını kaybetti. Uçan’ın vefatı ailesi, meslektaşları, öğrencileri ve eğitim camiasında üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Kırıkkale eğitim camiası, İngilizce öğretmeni Edip Uçan’ın vefat haberiyle sarsıldı.</p>

<p>15 Temmuz Şehitleri Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde İngilizce öğretmeni olarak görev yapan Uçan’ın, bir süredir yaşadığı rahatsızlık nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Öğrencileri ve meslektaşlarını üzdü</p>

<p>Genç yaşta hayatını kaybeden Edip Uçan’ın vefatı, görev yaptığı okul başta olmak üzere Kırıkkale’deki eğitim camiasında büyük üzüntüye yol açtı.</p>

<p>Uçan’ın ailesi ve yakınlarının yanı sıra meslektaşları ile öğrencileri de acı haberle yasa boğuldu.</p>

<p>Edip Uçan’ın cenazesi bugün</p>

<p>Edip Uçan’ın cenazesinin bugün öğle namazının ardından Bahçelievler Camisi’nde kılınacak cenaze namazı sonrası aile mezarlığında toprağa verileceği belirtildi.</p>

<p>İl Milli Eğitim Müdürü Rahmi Güney’den taziye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kırıkkale İl Milli Eğitim Müdürü Rahmi Güney de Edip Uçan’ın vefatı dolayısıyla taziye mesajı yayımladı.</p>

<p>Güney, Uçan’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve eğitim camiasına başsağlığı ve sabır dileklerini iletti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kirikkale-egitim-camiasinin-aci-kaybi-ingilizce-ogretmeni-edip-ucan-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8472.jpeg" type="image/jpeg" length="50524"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Daha Çok Protein Daha Sağlıklı mı? 350 Çalışma İncelendi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/daha-cok-protein-daha-saglikli-mi-350-calisma-incelendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/daha-cok-protein-daha-saglikli-mi-350-calisma-incelendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Market raflarından spor ürünlerine kadar “yüksek protein” vurgusu giderek yaygınlaşıyor. Ancak 350’den fazla bilimsel yayını değerlendiren yeni bir derleme, özellikle hareketsiz yetişkinlerde daha fazla proteinin her zaman daha sağlıklı olmayabileceğini ve sağlıklı yaşlanmada protein miktarı kadar aminoasit içeriğinin de önemli olabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Protein; kasların, organların, hormonların ve bağışıklık sisteminin çalışması için vazgeçilmez bir besin öğesi. Ancak University of Wisconsin–Madison’dan Bailey A. Knopf ve Dudley W. Lamming tarafından hazırlanan yeni bilimsel derleme, son yıllarda yaygınlaşan “ne kadar çok protein, o kadar iyi” düşüncesinin herkes için geçerli olmayabileceğine işaret ediyor. Cell Press Blue dergisinde 31 Temmuz 2026’da yayımlanan çalışma, protein ve bazı aminoasitlerin azaltılmasının metabolizma ve yaşlanmayla ilişkisini inceleyen 350’den fazla bilimsel yayını değerlendiriyor. [1]</p>

<p>Ancak baştan önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Bu çalışma, yüzlerce insana düşük proteinli beslenme uygulanan yeni bir klinik deney değil. Araştırmacıların daha önce yayımlanmış insan, kemirgen, böcek ve diğer deneysel çalışmaları bir araya getirerek değerlendirdiği geniş kapsamlı bir anlatı derlemesi. Uzun yaşamla ilgili en güçlü sonuçların önemli bir bölümü hayvan çalışmalarından geliyor. [1] [2]</p>

<p>Bu nedenle bulgular, “daha az protein tüketen insanlar daha uzun yaşar” şeklinde yorumlanamaz.</p>

<h2>Protein miktarı kadar içeriği de önemli olabilir</h2>

<p>Proteinler, aminoasit adı verilen küçük yapı taşlarından oluşuyor. Vücut bunların bir bölümünü kendisi üretebilirken bazılarını besinlerle almak zorunda.</p>

<p>Yeni derlemenin dikkat çektiği noktalardan biri, yaşlanma üzerindeki etkinin yalnızca toplam protein miktarına bağlı olmayabileceği. Araştırmacılar özellikle metiyonin, izolösin ve valin adlı aminoasitlerin azaltıldığı deneylerde metabolizma ve yaşlanmayla ilişkili bazı biyolojik süreçlerin değiştiğini bildiriyor. [1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu aminoasitlerin tamamı vücudun normal işleyişinde rol oynuyor. Dolayısıyla çalışma bunların beslenmeden tamamen çıkarılmasını önermiyor. Bilim insanlarının araştırdığı konu, bazı koşullarda alınan miktarın azaltılmasının hücrelerin enerji kullanımını, besinleri algılama mekanizmalarını ve hasarla başa çıkma yollarını değiştirip değiştirmediği.</p>

<p>Derlemede değerlendirilen hayvan çalışmalarında, bazı aminoasitlerin veya toplam proteinin azaltılması metabolik sağlıkta iyileşme ve bazı türlerde daha uzun yaşam süresiyle ilişkilendirildi. Ancak aynı sonucun insanlarda ortaya çıktığı henüz gösterilmiş değil. [1] [2]</p>

<h2>Düşük protein vücutta farklı bir sinyal oluşturuyor</h2>

<p>Protein alımı azaldığında vücudun bunu algılayan çeşitli biyolojik sistemleri devreye giriyor.</p>

<p>Bunlardan biri FGF21 adı verilen bir hormon. FGF21, karaciğer başta olmak üzere farklı dokularda enerji kullanımının düzenlenmesine katkıda bulunuyor. Protein tüketimi azaldığında FGF21 düzeyinin yükselebildiği hem hayvan hem de insan çalışmalarında gözlendi. [1]</p>

<p>Farelerde yapılan deneyler, FGF21’in protein kısıtlamasına verilen metabolik yanıtın önemli parçalarından biri olduğunu gösteriyor. Bazı hayvan çalışmalarında bu mekanizma enerji harcamasındaki artış, kan şekeri kontrolündeki değişiklikler ve daha uzun yaşam süresiyle ilişkilendirildi. [1]</p>

<p>Ancak burada insanlarla hayvanlar arasındaki ayrım kritik.</p>

<p>İnsanlarda düşük protein tüketiminin FGF21 düzeyini artırabildiğine ilişkin veriler bulunuyor. Buna karşılık FGF21’deki bu değişikliğin insanların daha uzun yaşamasını sağladığı gösterilmiş değil.</p>

<h2>Hayvanlarda yaşam uzadı, insanlarda henüz bilmiyoruz</h2>

<p>Protein kısıtlamasıyla ilgili en dikkat çekici longevity bulguları hayvan deneylerinden geliyor.</p>

<p>Sinekler, fareler ve bazı diğer deneysel organizmalar üzerinde yapılan çalışmalarda, toplam kalori miktarı mutlaka azaltılmadan protein tüketiminin düşürülmesinin bazı koşullarda yaşam süresini uzatabildiği bildirildi. [1]</p>

<p>İnsanlardaki kanıt ise çok daha sınırlı.</p>

<p>Derlemede yer verilen bazı küçük ve kısa süreli insan çalışmalarında daha düşük protein tüketen katılımcılarda kilo ve yağ kütlesinde azalma ile açlık kan şekeri gibi bazı metabolik göstergelerde olumlu değişiklikler bildirildi. Ancak bu araştırmalar, düşük protein tüketiminin insan yaşam süresini uzattığını göstermiyor. [1]</p>

<p>University of Nottingham’dan kas metabolizması uzmanı Prof. Paul Greenhaff da derlemeye ilişkin bağımsız değerlendirmesinde bu noktaya dikkat çekti. Greenhaff, protein kısıtlamasının sağlıklı yaşlanmayı veya yaşam süresini artırıp artırmadığı şeklindeki temel sorunun insanlarda henüz yanıtlanmadığını belirtti. [2]</p>

<p>Kemirgenler ve böcekler yaşlanma biyolojisini anlamak için değerli modeller olsa da insan vücudunun yaşam boyunca kas, yağ ve enerji metabolizmasında geçirdiği değişimler aynı değil.</p>

<h2>350 yayın aynı sonucu gösteriyor anlamına gelmiyor</h2>

<p>“350’den fazla çalışma” ifadesi etkileyici görünse de bunun nasıl yorumlandığı önemli.</p>

<p>Derleme bir sistematik derleme veya meta-analiz değil. Yani araştırmacılar önceden belirlenmiş yöntemlerle bütün uygun araştırmaları tarayıp sonuçlarını tek bir istatistiksel hesaplamada birleştirmedi.</p>

<p>Open University’den Prof. Kevin McConway, çalışmaya ilişkin değerlendirmesinde makalenin bir “anlatı derlemesi” olduğunu vurguladı. McConway, yazarların çok sayıda bilimsel çalışmadan yararlandığını ancak hangi araştırmaların hangi yöntemle seçildiğini sistematik derlemelerde olduğu biçimde ortaya koymadıklarını belirtti. [2]</p>

<p>Dolayısıyla 350’den fazla yayın bulunması, “350 çalışma daha az proteinin insan ömrünü uzattığını kanıtladı” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu yayınlar farklı canlı türlerini, farklı protein miktarlarını, farklı aminoasitleri ve birbirinden farklı sağlık sonuçlarını inceliyor.</p>

<h2>Yaş ilerledikçe protein denklemi değişiyor</h2>

<p>Haberin günlük yaşam açısından en önemli noktalarından biri şu: Protein ihtiyacı herkeste aynı değil.</p>

<p>İleri yaşlarda kas kütlesi ve kas gücü azalabiliyor. Sarkopeni adı verilen yaşa bağlı kas kaybı; yürüme, merdiven çıkma, düşmelerden korunma ve günlük işleri bağımsız yapabilme açısından önemli bir sağlık sorunu oluşturabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle ileri yaştaki bireylerde yetersiz protein tüketimi de ciddi sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Derlemenin yazarları da proteinin kas gelişimi ve egzersize verilen yanıt açısından önemini kabul ediyor. Özellikle fiziksel olarak aktif kişilerde yeterli protein tüketimi kas yapımını ve toparlanmayı destekliyor. [1]</p>

<p>Bu nedenle araştırmadan “herkes protein tüketimini azaltmalı” şeklinde bir sonuç çıkarmak bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Yaş, fiziksel aktivite, vücut yapısı, hamilelik, hastalık sonrası iyileşme ve genel beslenme durumu kişinin protein ihtiyacını önemli ölçüde değiştirebilir.</p>

<h2>“Yüksek protein” etiketi tek başına daha sağlıklı demek değil</h2>

<p>Son yıllarda protein yalnızca et, yumurta, süt ürünleri veya baklagillerden alınan bir besin öğesi olmaktan çıktı. Protein eklenmiş barlardan yoğurtlara, içeceklerden kahvelere kadar çok sayıda ürün piyasaya çıktı.</p>

<p>Yeni derlemenin günlük yaşama taşıdığı önemli sorulardan biri de burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Normal beslenmeyle yeterli protein alan ve yoğun fiziksel aktivite yapmayan sağlıklı bir yetişkinin daha fazla protein tüketmesinin mutlaka ek sağlık yararı sağlayacağına ilişkin güçlü kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bu, proteinin zararlı olduğu anlamına gelmiyor. Asıl mesele ihtiyaç ile tüketim arasındaki denge.</p>

<p>Bir ürünün üzerinde “yüksek protein” yazması da o ürünü otomatik olarak daha sağlıklı hale getirmiyor. Ürünün toplam enerji içeriği, şeker, yağ, lif ve diğer besin öğeleri de birlikte değerlendirilmek zorunda.</p>

<h2>Uzun yaşam araştırmalarında “daha fazla” anlayışı sorgulanıyor</h2>

<p>Longevity, yani uzun ve sağlıklı yaşam araştırmalarında giderek daha fazla tartışılan konulardan biri, beslenmede “daha fazla” yaklaşımının her zaman “daha iyi” olup olmadığı.</p>

<p>Yeni derleme proteini tamamen azaltmayı savunan basit bir beslenme reçetesi sunmuyor. Bunun yerine hangi yaşta, hangi fiziksel aktivite düzeyinde, hangi protein miktarının ve hangi aminoasit bileşiminin daha uygun olabileceğinin araştırılması gerektiğini gösteriyor. [1]</p>

<p>Özellikle yaşlı bireylerde kas ve kemik sağlığının korunması gerektiği düşünüldüğünde aşırı protein kısıtlamasının farklı riskler yaratabileceği de unutulmamalı.</p>

<p>Bu nedenle bugün için çıkarılabilecek en güvenli sonuç, “az protein uzun yaşatır” değil. Mevcut kanıtlar, protein ihtiyacının kişiden kişiye değiştiğini ve gereksinimin üzerinde protein tüketmenin herkese ek sağlık avantajı sağladığının kanıtlanmadığını gösteriyor.</p>

<p>Longevity araştırmalarında bundan sonraki önemli soru yalnızca “Günde kaç gram protein almalıyız?” olmayabilir. Yaş, hareket düzeyi, toplam beslenme biçimi ve proteinin hangi kaynaklardan geldiği de aynı denklemin parçaları olacak.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Knopf BA, Lamming DW. The hallmarks of protein and amino acid restriction in aging and longevity. Cell Press Blue. 2026. DOI: 10.1016/j.cpblue.2026.100079</p>

<p>[2] Science Media Centre. Expert reaction to review paper looking at protein intake and health and lifespan in humans, rodents and insects. 31 Temmuz 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/daha-cok-protein-daha-saglikli-mi-350-calisma-incelendi</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/protein-350-calisma-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="72681"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Günde Kaç Saat Oturuyorsunuz? Uzun Süre Oturmanın Sağlığa 8 Etkisi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/gunde-kac-saat-oturuyorsunuz-uzun-sure-oturmanin-sagliga-8-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/gunde-kac-saat-oturuyorsunuz-uzun-sure-oturmanin-sagliga-8-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Masa başında çalışmak, araç kullanmak veya ekran karşısında saatler geçirmek günlük hayatın parçası. Ancak uzun süre kesintisiz oturmak, düzenli egzersiz yapanlarda bile sağlık açısından önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sabah işe giderken araçta, gün boyunca masa başında, akşam ise televizyon ya da telefon karşısında… Birçok kişi günün büyük bölümünü fark etmeden oturarak geçiriyor. Üstelik haftada birkaç kez spor yapmak, günün geri kalanındaki uzun ve kesintisiz oturma süresini tamamen önemsiz hale getirmiyor.</p>

<p>Bilimsel literatürde bu durum “sedanter davranış” olarak tanımlanıyor. Bu yalnızca egzersiz yapmamak anlamına gelmiyor. Uyanıkken oturarak veya uzanarak çok az enerji harcanan uzun dönemler de sedanter davranışın içinde değerlendiriliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerin hareketsiz geçirdiği zamanı sınırlamasını ve mümkün olduğunca bu sürenin yerine herhangi bir yoğunluktaki fiziksel aktiviteyi koymasını öneriyor.</p>

<p>Uzun süre oturmak neden sağlık açısından önemli?</p>

<p>Oturmak başlı başına “zararlı bir hareket” değildir. Sorun, günün çok büyük bölümünün çok az hareket ederek ve özellikle uzun kesintisiz oturma dönemleriyle geçirilmesidir.</p>

<p>Kaslarımız hareket ettiğimizde yalnızca bizi bir yerden başka bir yere taşımaz. Enerji kullanımı, kan şekerinin düzenlenmesi ve dolaşım gibi birçok sürece de katkıda bulunur.</p>

<p>Uzun süre çok az hareket edildiğinde kasların enerji ihtiyacı azalır. Özellikle yemeklerden sonra kan şekeri ve insülin yanıtı açısından hareket ile uzun süreli oturma arasında farklılıklar görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle sağlık açısından önemli soru yalnızca “Spor yapıyor musunuz?” değildir.</p>

<p>“Günün geri kalanında ne kadar oturuyorsunuz ve bu oturma süresini ne sıklıkla bölüyorsunuz?” sorusu da önemlidir.</p>

<p>1. Kan şekeri kontrolünü etkileyebilir</p>

<p>Uzun süre kesintisiz oturmanın en dikkat çekici etkilerinden biri yemek sonrası kan şekeri ve insülin yanıtıyla ilgilidir.</p>

<p>Diabetes Care’da yayımlanan randomize çapraz çalışmada, fazla kilolu veya obez 19 yetişkin incelendi. Katılımcıların uzun süre kesintisiz oturduğu dönemler, oturmanın her 20 dakikada bir iki dakikalık hafif veya orta yoğunlukta yürüyüşle bölündüğü dönemlerle karşılaştırıldı.</p>

<p>Kısa hareket molalarının yemek sonrasındaki glikoz ve insülin yanıtını azalttığı görüldü.</p>

<p>Bu araştırma küçük ve kısa süreliydi. Dolayısıyla sonuçlardan “her 20 dakikada iki dakika yürümek diyabeti önler” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.</p>

<p>Ancak bulgular, uzun oturma dönemlerini kısa hareketlerle bölmenin metabolik açıdan yararlı olabileceğini gösteren deneysel çalışmaların önemli örneklerinden biridir.</p>

<p>2. Kalp ve damar sağlığı açısından önemli olabilir</p>

<p>Uzun süreli hareketsizlik ile kalp ve damar hastalıkları arasındaki ilişki çok sayıda gözlemsel araştırmada incelendi.</p>

<p>European Journal of Epidemiology’de yayımlanan geniş bir sistematik derleme ve doz-yanıt meta-analizinde 34 araştırmadan 1,3 milyondan fazla kişinin verileri değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmada toplam sedanter süre arttıkça bazı olumsuz sağlık sonuçlarının riskinin de yükseldiği görüldü. Özellikle günlük oturma süresinin yüksek olduğu gruplarda kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm ve tüm nedenlere bağlı ölüm açısından ilişki daha belirgin hale geldi.</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı var: Bu çalışmalar büyük ölçüde gözlemseldir. Yani uzun süre oturmanın tek başına hastalığa neden olduğunu kanıtlamaz. Beslenme, kilo, sigara kullanımı, mevcut hastalıklar ve genel fiziksel aktivite düzeyi gibi birçok faktör tabloyu etkileyebilir.</p>

<p>3. Tip 2 diyabet riskiyle bağlantılı bulundu</p>

<p>Uzun süreli sedanter yaşam ile tip 2 diyabet arasındaki bağlantı da bilimsel araştırmaların üzerinde durduğu başlıklardan biri.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün fiziksel aktivite ve sedanter davranış rehberinde, yetişkinlerde daha fazla sedanter zamanın tip 2 diyabet dahil çeşitli olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkili olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Bu noktada “oturmak diyabete neden olur” şeklinde kesin bir cümle kurmak bilimsel açıdan doğru değildir.</p>

<p>Daha doğru ifade şudur:</p>

<p>Fazla sedanter zaman, özellikle genel fiziksel aktivite düzeyi düşük olduğunda, tip 2 diyabet açısından daha olumsuz bir sağlık profiliyle ilişkili olabilir.</p>

<p>4. Sırt, boyun ve omuz şikâyetleri artabilir</p>

<p>Masa başında geçirilen uzun saatlerin en hızlı hissedilen sonuçları çoğu zaman metabolik değil, kas ve iskelet sistemiyle ilgilidir.</p>

<p>Aynı pozisyonda uzun süre kalmak; boyun, sırt, bel ve omuz bölgesinde rahatsızlık oluşturabilir. Bilgisayar ekranının yanlış konumu, uygun olmayan masa-sandalye yüksekliği ve saatler boyunca pozisyon değiştirmemek şikâyetleri artırabilir.</p>

<p>Buradaki önemli nokta yalnızca “doğru oturmak” değildir.</p>

<p>En iyi ergonomik pozisyon bile saatler boyunca hiç değiştirilmeden korunduğunda ideal değildir. Gün içinde pozisyon değiştirmek ve hareket etmek önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5. Kasların daha az çalışmasına yol açar</p>

<p>Otururken özellikle bacak ve kalça bölgesindeki büyük kas grupları ayakta durma ve yürüme dönemlerine kıyasla daha az çalışır.</p>

<p>Bu nedenle gün içinde yalnızca planlı egzersiz değil, küçük hareketler de önemlidir.</p>

<p>Telefonla konuşurken ayağa kalkmak, kısa mesafelerde yürümek, merdiven kullanmak, su almak için masadan kalkmak veya birkaç dakikalık yürüyüş yapmak küçük görünse de günün toplam hareket miktarını artırır.</p>

<p>Bu hareketler düzenli egzersizin yerine geçmez. Fakat uzun hareketsizlik dönemlerinin kırılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>6. Kilo kontrolünü zorlaştırabilir</p>

<p>Vücut ağırlığı yalnızca oturulan saatlerin sayısına bağlı değildir. Beslenme, uyku, genetik özellikler, kullanılan ilaçlar, fiziksel aktivite ve enerji dengesi birlikte rol oynar.</p>

<p>Bununla birlikte çok fazla oturmak günlük enerji harcamasının azalmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Özellikle uzun ekran sürelerinin yüksek kalorili yiyecek ve içecek tüketimiyle birleşmesi, zaman içinde kilo kontrolünü daha da güçleştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle çözüm yalnızca “daha az oturmak” değil, günün tamamındaki hareket ve beslenme düzenini birlikte değerlendirmektir.</p>

<p>7. Ruh hali ve genel yaşam kalitesiyle ilişkili olabilir</p>

<p>Sedanter davranış üzerine yapılan sistematik incelemelerde fazla hareketsiz zamanın yetişkinlerde ruh sağlığı, fiziksel işlev ve yaşam kalitesinin bazı göstergeleriyle olumsuz ilişkileri bildirildi.</p>

<p>Ancak burada da neden-sonuç ilişkisi karmaşıktır.</p>

<p>Örneğin depresif belirtileri bulunan bir kişi daha fazla zamanını hareketsiz geçirebilir. Aynı zamanda çok düşük fiziksel aktivite de ruh sağlığını etkileyebilir. Dolayısıyla iki durum birbirini etkileyebilir.</p>

<p>Buna karşılık düzenli fiziksel aktivitenin fiziksel sağlığın yanı sıra ruh sağlığı ve uyku açısından da yararları bulunduğuna ilişkin güçlü kanıtlar vardır.</p>

<p>8. Uzun vadeli sağlık riskleriyle bağlantılı olabilir</p>

<p>The Lancet’te yayımlanan ve bir milyondan fazla yetişkinin verilerini bir araya getiren kapsamlı analiz, uzun oturma süresi ile ölüm riski arasındaki ilişkinin kişinin fiziksel aktivite düzeyinden güçlü biçimde etkilendiğini gösterdi.</p>

<p>En yüksek fiziksel aktivite grubundaki kişilerde uzun oturma süresiyle bağlantılı risk büyük ölçüde azalıyordu.</p>

<p>Bu bulgu önemli bir mesaj taşıyor:</p>

<p>Oturma süresini azaltmak önemli, fakat düzenli fiziksel aktiviteyi artırmak da en az bunun kadar önemli.</p>

<p>Başka bir ifadeyle mesele “oturmak mı, spor yapmak mı?” ikilemi değil. İdeal yaklaşım, hem uzun hareketsizlik dönemlerini azaltmak hem de düzenli fiziksel aktiviteyi hayatın parçası haline getirmek.</p>

<p>Peki günde kaç saat oturmak fazla?</p>

<p>Bu sorunun herkes için geçerli tek bir saatlik cevabı yok.</p>

<p>Araştırmalarda riskin oturma süresi arttıkça, özellikle çok yüksek günlük sedanter sürelerde belirginleşebildiği görülüyor. Bazı büyük gözlemsel analizlerde yaklaşık 6-8 saat ve üzerindeki günlük toplam oturma sürelerinde bazı sağlık sonuçları açısından daha belirgin ilişkiler saptandı.</p>

<p>Ancak bu değerler “8 saat güvenlidir, 8 saat 1 dakika tehlikelidir” şeklinde yorumlanmamalıdır.</p>

<p>Risk; kişinin yaşı, mevcut hastalıkları, fiziksel aktivite düzeyi, oturma biçimi ve gün içindeki toplam hareket miktarıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü yetişkinler için kesin bir “en fazla şu kadar saat oturun” sınırı vermek yerine, sedanter zamanı mümkün olduğunca sınırlamayı ve yerine fiziksel aktivite koymayı öneriyor.</p>

<p>Her 30 dakikada bir ayağa kalkmak şart mı?</p>

<p>Burada internette sık karşılaşılan önemli bir yanlış anlaşılma var.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar 20 veya 30 dakikada bir kısa hareket molalarının kan şekeri ve diğer bazı metabolik göstergeler üzerinde olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor. Ancak herkes için geçerli, kesin olarak kanıtlanmış bir “30 dakikada bir kalkma zorunluluğu” bulunmuyor.</p>

<p>Pratik açıdan önemli olan, saatler boyunca kesintisiz biçimde aynı yerde oturmamaktır.</p>

<p>Çalışma koşullarına uygun olarak düzenli aralıklarla ayağa kalkmak, birkaç dakika yürümek veya hafif hareket etmek uygulanabilir bir yöntemdir.</p>

<p>Ayakta çalışmak çözüm mü?</p>

<p>Ayakta çalışma masaları popüler hale geldi ancak bütün günü ayakta geçirmek de çözüm değil.</p>

<p>Amaç bir hareketsiz pozisyonu başka bir sabit pozisyonla değiştirmekten çok, gün içine hareket eklemektir.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<ul>
 <li>Oturma ve ayakta durma arasında geçiş yapmak</li>
 <li>Düzenli kısa yürüyüşler eklemek</li>
 <li>Telefon görüşmelerinin bir bölümünü ayakta yapmak</li>
 <li>Mümkün olduğunda merdiven kullanmak</li>
 <li>Uzun toplantılarda hareket molaları vermek</li>
 <li>Ekran başındaki kesintisiz süreyi azaltmak</li>
</ul>

<p>daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.</p>

<p>Spor yapıyorsanız uzun süre oturmak sorun değil mi?</p>

<p>Bu da sık karşılaşılan bir yanılgıdır.</p>

<p>Düzenli egzersiz uzun süre oturmanın sağlıkla ilişkili risklerini önemli ölçüde azaltabilir. Hatta büyük araştırmalar yüksek fiziksel aktivite düzeyinin uzun oturma süresiyle ilişkili bazı riskleri ciddi ölçüde zayıflatabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak bu, “Sabah spor yaptım, günün geri kalanında istediğim kadar oturabilirim” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sağlıklı hareket düzeninin iki ayrı ayağı bulunuyor:</p>

<p>Düzenli egzersiz yapmak ve gün içindeki uzun hareketsizlik dönemlerini azaltmak.</p>

<p>Haftada ne kadar hareket edilmeli?</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlerin haftada en az 150-300 dakika orta yoğunlukta aerobik fiziksel aktivite yapmasını öneriyor.</p>

<p>Alternatif olarak haftada 75-150 dakika yüksek yoğunlukta aerobik aktivite veya bunların eşdeğer bir kombinasyonu tercih edilebilir.</p>

<p>Bunun yanında yetişkinlerin büyük kas gruplarını çalıştıran kas güçlendirici aktiviteleri haftada en az iki gün yapması öneriliyor.</p>

<p>Ancak fiziksel aktivite yalnızca spor salonundan ibaret değil.</p>

<p>Tempolu yürümek, bisiklete binmek, aktif ulaşım, ev işleri ve günlük yaşam içinde yapılan başka hareketler de toplam fiziksel aktiviteye katkıda bulunabilir.</p>

<p>Masa başında çalışanlar ne yapabilir?</p>

<p>Ofiste geçirilen sekiz veya dokuz saatin tamamını hareketli hale getirmek gerçekçi olmayabilir. Küçük değişiklikler ise günün toplam hareket miktarını artırabilir.</p>

<p>Bilgisayar başında çalışan biri için en uygulanabilir yaklaşım, uzun oturma bloklarının arasına hareket yerleştirmektir.</p>

<p>Asansör yerine zaman zaman merdiven kullanmak, öğle arasında kısa yürüyüş yapmak, yazıcı veya su almak için ayağa kalkmak, mümkün olduğunda kısa görüşmeleri yürüyerek yapmak ve uzun ekran çalışmalarında düzenli hareket araları vermek bunun örnekleridir.</p>

<p>Burada hedef kusursuz bir egzersiz programı oluşturmak değil, hareketsiz geçen saatlerin içine hareket serpiştirmektir.</p>

<p>En önemli mesaj: Sadece spor değil, günün geri kalanı da önemli</p>

<p>Uzun süre oturmanın sağlık üzerindeki etkileri tek bir hastalık veya tek bir mekanizmayla açıklanamaz.</p>

<p>Mevcut bilimsel kanıtlar fazla sedanter zamanın kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet ve erken ölüm dahil çeşitli olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte bu araştırmaların önemli bir bölümü gözlemsel olduğu için her ilişkinin doğrudan neden-sonuç anlamına gelmediğini unutmamak gerekiyor.</p>

<p>Daha güçlü ve uygulanabilir mesaj ise oldukça basit:</p>

<p>Daha fazla hareket edin, uzun oturma dönemlerini mümkün olduğunca bölün ve düzenli fiziksel aktiviteyi günlük yaşamın parçası haline getirin.</p>

<p>Bir saatlik egzersiz değerli olabilir. Fakat sağlık açısından günün kalan 23 saatinde nasıl yaşadığımız da önem taşır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – WHO Guidelines on Physical Activity and Sedentary Behaviour – 2020.</li>
 <li>The Lancet – Does physical activity attenuate, or even eliminate, the detrimental association of sitting time with mortality? A harmonised meta-analysis of data from more than 1 million men and women – Ekelund U, Steene-Johannessen J, Brown WJ ve ark. – 2016 – DOI: 10.1016/S0140-6736(16)30370-1</li>
 <li>European Journal of Epidemiology – Sedentary behaviour and risk of all-cause, cardiovascular and cancer mortality, and incident type 2 diabetes: a systematic review and dose response meta-analysis – Patterson R, McNamara E, Tainio M ve ark. – 2018 – DOI: 10.1007/s10654-018-0380-1</li>
 <li>Applied Physiology, Nutrition, and Metabolism – Sedentary behaviour and health in adults: an overview of systematic reviews – Saunders TJ, McIsaac T, Douillette K ve ark. – 2020 – DOI: 10.1139/apnm-2020-0272</li>
 <li>Diabetes Care – Breaking Up Prolonged Sitting Reduces Postprandial Glucose and Insulin Responses – Dunstan DW, Kingwell BA, Larsen R ve ark. – 2012 – DOI: 10.2337/dc11-1931</li>
 <li>Journal of Physical Activity and Health – The Acute Effects of Breaking Up Seated Office Work With Standing or Light-Intensity Walking on Interstitial Glucose Concentration: A Randomized Crossover Trial – Bailey DP, Locke CD – 2017 – DOI: 10.1123/jpah.<a href="tel:2016-0366">2016-0366</a></li>
 <li>Diabetologia – Breaking sitting with light activities vs structured exercise: a randomised crossover study demonstrating benefits for glycaemic control and insulin sensitivity in type 2 diabetes – Duvivier BMFM, Schaper NC, Hesselink MKC ve ark. – 2017 – DOI: 10.1007/s00125-016-4161-7</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/gunde-kac-saat-oturuyorsunuz-uzun-sure-oturmanin-sagliga-8-etkisi</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8465.jpeg" type="image/jpeg" length="69445"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tokat’ta İz Bırakan Akademisyen Prof. Dr. Ali Kasap Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/tokatta-iz-birakan-akademisyen-prof-dr-ali-kasap-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/tokatta-iz-birakan-akademisyen-prof-dr-ali-kasap-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nde uzun yıllar akademisyen ve yönetici olarak görev yapan, Ziraat Fakültesi Dekanlığı ile Rektör Yardımcılığı görevlerinde bulunan Prof. Dr. Ali Kasap hayatını kaybetti. 1950 yılında Niksar’da dünyaya gelen Kasap, akademik yaşamının önemli bölümünü Tokat’ta geçirmişti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tokat’ın bilim ve eğitim dünyasının tanınan isimlerinden Prof. Dr. Ali Kasap hayatını kaybetti. Uzun yıllar Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi bünyesinde akademisyen ve yönetici olarak görev yapan Kasap’ın vefatı, ailesi, meslektaşları, öğrencileri ve sevenlerini yasa boğdu.</p>

<p>1950 yılında Tokat’ın Niksar ilçesinde dünyaya gelen Ali Kasap, ilk öğrenimini Niksar’da, orta öğrenimini ise Tokat’ta tamamladı. Üniversite eğitimi için Ankara’ya giden Kasap, 1976 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezun oldu.</p>

<p>Akademik kariyerine Ankara’da başladı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mezuniyetinin ardından mesleki çalışmalarına başlayan Kasap, 1979 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde asistan olarak akademik hayata adım attı. Doktora eğitimini 1983 yılında tamamladı.</p>

<p>Kasap’ın Tokat’taki uzun akademik yolculuğu ise 1984 yılında başladı. Tokat Ziraat Fakültesinde görev alan Kasap, ilerleyen yıllarda akademik kariyerini Gaziosmanpaşa Üniversitesinde sürdürdü.</p>

<p>1996 yılında doçent unvanını alan Kasap, 2008 yılında profesörlüğe yükseldi.</p>

<p>Üniversite yönetiminde önemli görevler üstlendi</p>

<p>Prof. Dr. Ali Kasap, bilimsel ve akademik çalışmalarının yanı sıra üniversitenin idari yapılanmasında da uzun yıllar sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölümünde uzun süre bölüm başkanlığı yapan Kasap, Ziraat Fakültesi Dekanlığı görevinde bulundu. Kasap ayrıca Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektör Yardımcısı olarak üniversite yönetiminde görev yaptı.</p>

<p>Yaklaşık dört on yıla yayılan meslek hayatı boyunca çok sayıda öğrencinin yetişmesine katkıda bulunan Kasap, 2017 yılında emekliye ayrıldı.</p>

<p>Sivil toplum çalışmalarında da yer aldı</p>

<p>Prof. Dr. Ali Kasap, üniversitedeki görevlerinin yanı sıra Tokat’ın sosyal ve kültürel hayatında da çeşitli sorumluluklar üstlendi. Sivil toplum faaliyetlerinde bulunan Kasap, Birlik Vakfı Tokat Şubesi Başkanlığı görevini de yürüttü.</p>

<p>Akademik birikimi, yöneticilik görevleri ve eğitim hayatına verdiği uzun yıllara dayanan emekle tanınan Prof. Dr. Ali Kasap’ın vefatı Tokat’ta ve akademi camiasında büyük üzüntüye neden oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/tokatta-iz-birakan-akademisyen-prof-dr-ali-kasap-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 06:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8463.jpeg" type="image/jpeg" length="69064"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10628"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="83954"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51494"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87351"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="22663"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
