<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Tıbbiye Bülteni | Sağlık Haberleri</title>
    <link>https://www.tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni, sağlık ve tıp alanındaki güncel gelişmeleri bilimsel doğruluk temelinde okuyucularına ulaştıran bağımsız sağlık haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 21 Jul 2026 09:39:28 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Haliç’teki tekne kazasında yaşamını yitiren Sürmeneli Yasin Konya toprağa verildi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/halicteki-tekne-kazasinda-yasamini-yitiren-surmeneli-yasin-konya-topraga-verildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/halicteki-tekne-kazasinda-yasamini-yitiren-surmeneli-yasin-konya-topraga-verildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Haliç’te köprü ayağına çarpan tur teknesinden denize düşerek yaşamını yitiren Sürmeneli gemi personeli Yasin Konya, Ümraniye’de kılınan cenaze namazının ardından Beykoz’daki Şahinkaya Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’un Fatih ilçesindeki Haliç’te meydana gelen deniz kazası, Trabzon’un Sürmene ilçesine acı haber getirdi. Tur teknesinde görev yapan Yasin Konya, teknenin Atatürk Köprüsü’nün ayağına çarpması sonucu denize düşerek yaşamını yitirdi.</p>

<p>Tur teknesi köprü ayağına çarptı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaza, 19 Temmuz Pazar günü saat 10.30 sıralarında meydana geldi. Haliç’ten Eminönü yönüne ilerleyen “Hero” isimli tur teknesi, Atatürk Köprüsü’nün altından geçtiği sırada iskele tarafından köprü ayağına çarptı.</p>

<p>Çarpmanın etkisiyle teknenin baş bölümünde görev yapan Yasin Konya dengesini kaybederek Haliç’e düştü. Kazanın ardından teknede bulunanların ihbarı üzerine bölgeye Deniz Limanı Şube Müdürlüğü ile Sahil Güvenlik ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Arama çalışmaları yaklaşık 8 saat sürdü</p>

<p>Ekipler, Konya’ya ulaşabilmek için Haliç’te hem su üstünde hem de su altında geniş çaplı arama çalışması yürüttü. Yaklaşık 8 saat süren çalışmaların ardından Yasin Konya’nın cansız bedenine ulaşıldı. Cenaze, incelemelerin ardından İstanbul Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.</p>

<p>Ümraniye’de cenaze namazı kılındı</p>

<p>Yasin Konya için 20 Temmuz Pazartesi günü Ümraniye Namık Kemal Mahallesi’ndeki Hazreti Ömer Camii’nde cenaze töreni düzenlendi. İkindi namazının ardından kılınan cenaze namazına Konya’nın ailesi, yakınları ve sevenleri katıldı.</p>

<p>Dualarla uğurlanan Yasin Konya’nın cenazesi, daha sonra Beykoz’daki Şahinkaya Mezarlığı’nda toprağa verildi. Konya’nın vefatı ailesi, sevenleri ve memleketi Sürmene’de büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Tekne kaptanı adliyeye sevk edildi</p>

<p>Kazanın ardından gözaltına alınan tekne kaptanı Mehmet P., emniyetteki işlemleri ve sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edildi. Kazanın meydana geliş nedeninin belirlenmesi amacıyla başlatılan soruşturma sürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>3. SAYFA</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/halicteki-tekne-kazasinda-yasamini-yitiren-surmeneli-yasin-konya-topraga-verildi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6337.jpeg" type="image/jpeg" length="45587"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Galatasaray’dan Bruno Fernandes hamlesi: Yeni görüşme hazırlığı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-bruno-fernandes-hamlesi-yeni-gorusme-hazirligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-bruno-fernandes-hamlesi-yeni-gorusme-hazirligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın 10 numara transferinde Manchester United kaptanı Bruno Fernandes için temaslarını yoğunlaştırmaya hazırlandığı öne sürüldü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sarı-kırmızılıların İngiliz kulübü ve Portekizli yıldızın temsilcileriyle pazarlık masasına oturmayı planladığı belirtiliyor.</p>

<p>Galatasaray’da yeni sezon kadro planlamasının en önemli başlıklarından biri olan 10 numara transferinde Bruno Fernandes ismi yeniden öne çıktı. Sarı-kırmızılı yönetimin, Manchester United forması giyen Portekizli yıldızın transfer şartlarını öğrenmek için yeni temas hazırlığında olduğu iddia edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Galatasaray’ın hem Manchester United hem de oyuncu cephesiyle görüşmeyi planladığı aktarılırken, transferin mali koşullarının belirleyici olacağı ifade ediliyor. Portekizli futbolcunun yüksek yıllık ücret beklentisi ve İngiliz kulübünün talep ettiği bonservis bedeli, operasyonun önündeki en büyük engeller olarak gösteriliyor.</p>

<p>Manchester United’ın bonservis beklentisi gündemde</p>

<p>Bruno Fernandes için aktarılan bonservis rakamları kaynaklara göre farklılık gösteriyor. Bazı haberlerde Manchester United’ın yaklaşık 50 milyon avro üzerinden pazarlık yapabileceği belirtilirken, İngiliz kulübünün daha yüksek bir bedel talep ettiği yönünde iddialar da bulunuyor.</p>

<p>Galatasaray’ın ise doğrudan yüksek bir bonservis ödemek yerine taksit, bonus veya satın alma şartı içeren alternatif bir transfer modeli üzerinde çalışabileceği ileri sürülüyor. Henüz Manchester United’a iletildiği doğrulanmış yeni bir resmî teklif bulunmuyor.</p>

<p>Bruno Fernandes’in maaş talebi transferi zorlaştırıyor</p>

<p>Transfer dosyasının bir diğer önemli başlığını oyuncunun maaş beklentisi oluşturuyor. Portekizli yıldızın bonuslar ve imaj haklarıyla birlikte yıllık 20 milyon avroyu aşan bir paket talep ettiği öne sürüldü. Galatasaray’ın bu maliyeti sponsor desteğiyle karşılamayı değerlendirebileceği belirtiliyor.</p>

<p>Sarı-kırmızılı yönetimin bonservis ve maaş şartlarını kabul edilebilir seviyeye çekmeden transferde resmî adım atmasının zor olduğu değerlendiriliyor.</p>

<p>Bruno Fernandes’in sözleşmesi ne zaman bitiyor?</p>

<p>Bruno Fernandes’in Manchester United ile sözleşmesi 2027 yılına kadar devam ediyor. İngiliz kulübünün sözleşmeyi bir sezon daha uzatma seçeneği de bulunuyor. Bu nedenle Galatasaray’ın transferi sonuçlandırabilmesi için hem Manchester United hem de oyuncuyla anlaşması gerekiyor.</p>

<p>Manchester United yönetimi daha önce Portekizli kaptanın takımda kalmasını istediğini açıklarken, Fernandes’in de kariyerini Avrupa’nın üst düzey organizasyonlarında sürdürmeye sıcak baktığı aktarılmıştı.</p>

<p>Bruno Fernandes Galatasaray’a gelecek mi?</p>

<p>Galatasaray’ın Bruno Fernandes’e ilgisi devam etse de transferde anlaşma sağlandığına ilişkin resmî veya güvenilir bir doğrulama bulunmuyor. Görüşme planı, bonservis pazarlığı ve oyuncunun maaş beklentisi şu aşamada iddia düzeyinde bulunuyor.</p>

<p>Sarı-kırmızılıların İngiliz kulübüyle gerçekleştireceği olası temasların ardından transferin gerçekçi olup olmadığı daha net ortaya çıkacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SPOR</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-bruno-fernandes-hamlesi-yeni-gorusme-hazirligi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/futbol-kulis/i-m-g-5665.jpeg" type="image/jpeg" length="49504"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gülistan Doku soruşturmasında 5 ilde operasyon: 15 gözaltı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/gulistan-doku-sorusturmasinda-5-ilde-operasyon-15-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/gulistan-doku-sorusturmasinda-5-ilde-operasyon-15-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 5 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Operasyonda aralarında sağlık çalışanları, veri giriş personelleri ve eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in de bulunduğu 15 kişi gözaltına alındı.</p>

<p>Tunceli’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı.</p>

<p>Soruşturma kapsamında belirlenen adreslere 5 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Operasyonda toplam 15 şüpheli gözaltına alındı.</p>

<p>Gözaltına alınanlar arasında sağlık çalışanları da var</p>

<p>Gözaltına alınan kişiler arasında 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi ve 5 veri giriş personelinin bulunduğu belirtildi.</p>

<p>Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in de soruşturma kapsamında gözaltına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Bir bilişim şirketinin sahibi, 1 iş insanı ve 2 güvenlik korucusu da gözaltına alınanlar arasında yer aldı.</p>

<p>Soruşturma işlemleri sürüyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şüphelilerin Gülistan Doku soruşturmasındaki bağlantılarının yapılacak incelemeler ve alınacak ifadelerin ardından netleşmesi bekleniyor.</p>

<p>Gözaltına alınan kişiler hakkındaki suçlamalara ilişkin henüz ayrıntılı bir açıklama yapılmadı. Soruşturmanın çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.</p>

<p>Gülistan Doku 2020 yılında kaybolmuştu</p>

<p>Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’dan, 5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli’de kaybolmasının ardından bir daha haber alınamadı.</p>

<p>Doku’nun bulunması amacıyla bölgede uzun süre arama çalışmaları yürütülmüş, ancak genç üniversite öğrencisine ulaşılamamıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>3. SAYFA</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/gulistan-doku-sorusturmasinda-5-ilde-operasyon-15-gozalti</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 09:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/i-m-g-8126.jpeg" type="image/jpeg" length="99836"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pedanios Dioskorides: Anadolu’dan Dünyaya Uzanan İlaç Bilgisinin Büyük Öncüsü]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/pedanios-dioskorides-anadoludan-dunyaya-uzanan-ilac-bilgisinin-buyuk-oncusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/pedanios-dioskorides-anadoludan-dunyaya-uzanan-ilac-bilgisinin-buyuk-oncusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün kullandığımız pek çok ilacın kökeninde doğa vardır. İnsanlık binlerce yıl boyunca hangi bitkinin yaraya iyi geldiğini, hangisinin ağrıyı azalttığını, hangisinin ise zehirli olduğunu deneyimleyerek öğrendi. Ancak bu dağınık bilgiyi gözlem, tanımlama ve kullanım biçimleriyle sistemli bir eserde bir araya getiren en önemli isimlerden biri, Anadolu topraklarında yetişen Pedanios Dioskorides oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Onun *De Materia Medica* adlı eseri, yüzyıllar boyunca hekimlerin ve ilaç hazırlayanların başvurduğu temel kaynaklardan biri hâline geldi.</p>

<p>Bir ilaç nasıl doğar?</p>

<p>Bugün bu sorunun cevabını verirken laboratuvarlardan, moleküllerden, klinik araştırmalardan ve ruhsatlandırma süreçlerinden söz ediyoruz.</p>

<p>Fakat bundan yaklaşık iki bin yıl önce bir hekimin önünde bambaşka bir dünya vardı.</p>

<p>Dağlarda yetişen otlar…</p>

<p>Ağaçlardan akan reçineler…</p>

<p>Topraktan çıkarılan kökler…</p>

<p>Hayvansal ürünler…</p>

<p>Mineraller…</p>

<p>Şarap, yağ, bal ve çeşitli doğal maddeler…</p>

<p>İnsanlar bunların bir bölümünü hastalıkları ve yaralanmaları tedavi etmek amacıyla kullanıyor, edindikleri bilgileri kuşaktan kuşağa aktarıyordu.</p>

<p>Ancak hangi bitkinin kullanıldığı, nasıl tanınacağı, hangi bölümünün hazırlanacağı ve hangi amaçla uygulanacağı konusunda bilgiler çoğu zaman yerel geleneklere ve kişisel deneyimlere dayanıyordu.</p>

<p>Pedanios Dioskorides’in büyüklüğü, doğadaki bütün bu maddeleri ilk kez keşfetmesinde değildi.</p>

<p>Asıl önemi, kendi dönemine kadar biriken bilgileri gözlem ve deneyimlerle bir araya getirerek düzenlemeye, tanımlamaya ve gelecek kuşaklara aktarılabilir hâle getirmeye çalışmasındaydı.</p>

<p>Bu nedenle Dioskorides, modern anlamdaki farmakolojinin kurucusu olarak tanımlanmasa da farmakoloji ve farmakognozi tarihinin en önemli öncülerinden biri kabul edilir.</p>

<p>## Hikâye Anadolu’da Başladı</p>

<p>Pedanios Dioskorides, MS 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu döneminde yaşamış Anadolulu bir hekim ve tıp yazarıydı.</p>

<p>Doğum yeri olarak antik Kilikya bölgesindeki Anazarbos gösterilir. Bugün bu antik kentin kalıntıları Adana’nın Kozan ilçesi yakınlarında bulunmaktadır.</p>

<p>Dioskorides’in kişisel yaşamı hakkında günümüze ulaşan bilgiler oldukça sınırlıdır. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmediği gibi, eğitiminin nerede ve nasıl gerçekleştiği konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır.</p>

<p>Bazı araştırmacılar onun dönemin önemli bilim ve kültür merkezlerinden Tarsus’la bağlantılı olabileceğini düşünmektedir.</p>

<p>Geleneksel biyografilerde Dioskorides’in Roma ordusunda hekimlik yaptığı anlatılır. Ancak kendi eserindeki askerî bir yaşam sürdüğünü düşündüren ifadelerin nasıl yorumlanması gerektiği tartışmalıdır. Bu nedenle onun düzenli olarak Roma ordusunda hekimlik yapıp yapmadığı kesin olarak bilinmemektedir.</p>

<p>Kesin olan şudur:</p>

<p>Dioskorides yalnızca önceki metinleri aktaran bir yazar değildi.</p>

<p>Eserinin yapısı, doğal maddeleri tanımaya, karşılaştırmaya ve onların tıbbi kullanımlarını sistemli biçimde kaydetmeye büyük önem verdiğini göstermektedir.</p>

<p>## Doğa Onun Büyük Laboratuvarıydı</p>

<p>Dioskorides’in yaşadığı çağda bugünkü anlamıyla deneysel farmakoloji yoktu.</p>

<p>Bir maddenin kimyasal yapısını çözmek, etkin molekülünü belirlemek veya kontrollü klinik araştırmalar yapmak mümkün değildi.</p>

<p>Ancak dikkatli gözlem vardı.</p>

<p>Tecrübe vardı.</p>

<p>Ve kuşaklar boyunca biriken geniş bir bilgi birikimi vardı.</p>

<p>Dioskorides bütün bunları bir araya getirmeye çalıştı.</p>

<p>Bir bitkiyi yalnızca adıyla kaydetmek yeterli değildi.</p>

<p>Nasıl görünüyordu?</p>

<p>Nerede yetişiyordu?</p>

<p>Hangi bölümü kullanılıyordu?</p>

<p>Kökü mü?</p>

<p>Yaprağı mı?</p>

<p>Tohumu mu?</p>

<p>Reçinesi mi?</p>

<p>Nasıl hazırlanıyordu?</p>

<p>Hangi hastalık veya belirti için kullanılıyordu?</p>

<p>Benzer bitkilerden nasıl ayırt edilebilirdi?</p>

<p>Dioskorides’in yaklaşımını çağının basit bitki listelerinden ayıran en önemli özelliklerden biri buydu.</p>

<p>O, doğadaki maddeleri yalnızca sıralamıyor; onları tanımlamaya ve tıbbi bilgi içinde belirli bir yere oturtmaya çalışıyordu.</p>

<p>## Beş Kitaplık Bir Tıp Hazinesi: De Materia Medica</p>

<p>Dioskorides’in adını bugün bile yaşatan eser, Yunanca kaleme aldığı ve daha sonra Latince adıyla ünlenen *De Materia Medica* oldu.</p>

<p>Türkçeye yaklaşık olarak “Tıbbi Maddeler Üzerine” şeklinde çevrilebilecek eser beş kitaptan oluşuyordu.</p>

<p>Burada yalnızca şifalı bitkiler yoktu.</p>

<p>Bitkilerden elde edilen maddelerin yanı sıra yağlar, şaraplar, reçineler, hayvansal kökenli ürünler ve çeşitli mineraller de ele alınıyordu.</p>

<p>Eserde yer alan maddelerin kesin sayısı, kullanılan el yazmalarına ve modern araştırmacıların sınıflandırma yöntemlerine göre değişmektedir.</p>

<p>Ancak genel olarak *De Materia Medica*, yüzlerce bitkinin yanı sıra hayvansal ve mineral kökenli çok sayıda maddeyi kapsayan son derece geniş bir tıbbi madde bilgisini bir araya getiriyordu.</p>

<p>Dioskorides yalnızca maddelerin isimlerini sıralamadı.</p>

<p>Onların özelliklerini, hazırlanış biçimlerini ve kendi döneminde hangi hastalık veya belirtiler için kullanıldıklarını da kaydetti.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.</p>

<p>Dioskorides’in bir madde için belirttiği kullanım alanı, o etkinin bugün modern tıp tarafından bilimsel olarak doğrulandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Onun eseri kendi çağının tıbbi bilgi birikimini yansıtmaktadır.</p>

<p>Bazı maddelerin etkileri daha sonraki bilimsel araştırmalarla desteklenmiş, bazı kullanımlar terk edilmiş, bazı bitkilerin ise hangi modern türe karşılık geldiği konusunda hâlâ tartışmalar yaşanmıştır.</p>

<p>Bu nedenle *De Materia Medica*, günümüz için doğrudan uygulanabilecek bir tedavi rehberinden çok, tıp ve eczacılık tarihinin olağanüstü bir belgesi olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>## Bir Bitkinin Adını Bilmek Yetmiyordu</p>

<p>Dioskorides için en önemli sorunlardan biri doğru maddeyi tanımaktı.</p>

<p>Çünkü yanlış bitki bazen etkisiz olabilirdi.</p>

<p>Bazen de zehirli.</p>

<p>Bu nedenle eserinde maddelerin görünüşleri, yetiştikleri yerler, farklı bölgelerde kullanılan isimleri ve hazırlanış biçimleri hakkında bilgiler vermeye çalıştı.</p>

<p>Bu yaklaşım, yüzyıllar sonra bağımsız bir bilim alanına dönüşecek olan farmakognozinin tarihsel gelişimi açısından özellikle önemlidir.</p>

<p>Farmakognozi, en genel anlamıyla doğal kaynaklardan elde edilen tıbbi maddeleri inceleyen bilim alanıdır.</p>

<p>Bitkinin kendisini tanımak…</p>

<p>Doğru türü belirlemek…</p>

<p>Hangi bölümünün kullanılacağını bilmek…</p>

<p>Toplama ve hazırlama yöntemlerini incelemek…</p>

<p>Dioskorides’in üzerinde durduğu meselelerin bir bölümü bunlardı.</p>

<p>Elbette onun yöntemi modern farmakognoziyle aynı değildi.</p>

<p>Mikroskop yoktu.</p>

<p>Kimyasal analiz yoktu.</p>

<p>Moleküler tanımlama yoktu.</p>

<p>Fakat temel sorun çoktan fark edilmişti:</p>

<p>**İlaç olarak kullandığımız doğal maddeyi gerçekten tanıyor muyuz?**</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu soru bugün de farmasötik bilimlerin temel meselelerinden biri olmayı sürdürüyor.</p>

<p>## Haşhaştan Aloeye Uzanan Bir Doğa Bilgisi</p>

<p>*De Materia Medica*’nın sayfalarında bugün de tanıdığımız çok sayıda bitki ve doğal maddeyle karşılaşmak mümkündür.</p>

<p>Haşhaş…</p>

<p>Aloe…</p>

<p>Safran…</p>

<p>Adamotu…</p>

<p>Çeşitli aromatik bitkiler…</p>

<p>Reçineler…</p>

<p>Yağlar…</p>

<p>Bitkisel ve mineral kökenli maddeler…</p>

<p>Ancak Dioskorides’in anlattığı tarihsel kullanımlarla modern ilaçlar arasında doğrudan ve kesintisiz bir eşitlik kurmak yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Modern farmakoloji, bir doğal maddenin içindeki bileşikleri tanımlar, etkin maddeleri araştırır, dozlarını belirlemeye çalışır, yan etkilerini ve ilaç etkileşimlerini inceler.</p>

<p>Dioskorides’in dünyasında böyle bir bilimsel altyapı yoktu.</p>

<p>Buna rağmen onun oluşturduğu kayıt, doğal maddelere ilişkin bilgilerin sonraki kuşaklar tarafından karşılaştırılması, tartışılması ve geliştirilmesi açısından son derece değerliydi.</p>

<p>## Bir Kitap Nasıl Bin Beş Yüz Yıldan Fazla Yaşar?</p>

<p>Bir bilim kitabı düşünün.</p>

<p>İmparatorluklar yıkılıyor.</p>

<p>Diller değişiyor.</p>

<p>Yeni devletler kuruluyor.</p>

<p>Tıp anlayışı dönüşüyor.</p>

<p>Ama o kitap kopyalanmaya devam ediyor.</p>

<p>*De Materia Medica*’nın hikâyesi biraz da budur.</p>

<p>Dioskorides’in eseri bin beş yüz yılı aşan bir süre boyunca Akdeniz, Avrupa ve İslam dünyasının tıp, eczacılık ve bitki bilgisi geleneğinde etkili olan temel metinlerden biri olarak varlığını sürdürdü.</p>

<p>Metin Yunanca el yazmalarıyla çoğaltıldı.</p>

<p>Latinceye aktarıldı.</p>

<p>Arapçaya çevrildi.</p>

<p>Farklı coğrafyalarda yeniden yorumlandı.</p>

<p>Buradaki en büyük sorunlardan biri bitkilerin isimleriydi.</p>

<p>Bir bölgede bilinen bir bitkinin Yunanca adı başka bir coğrafyada hangi bitkiye karşılık geliyordu?</p>

<p>Aynı bitki farklı dillerde hangi adlarla biliniyordu?</p>

<p>Aynı isim farklı bölgelerde farklı bitkiler için kullanılıyor olabilir miydi?</p>

<p>Dioskorides’in mirası böylece yalnızca tıp tarihinin değil, botanik terminolojisinin ve bilimsel çeviri tarihinin de önemli meselelerinden biri hâline geldi.</p>

<p>## Yunancadan Arapçaya, Doğu’dan Batı’ya Uzanan Bir Bilgi Yolculuğu</p>

<p>Dioskorides’in eserinin tarihsel etkisinin en dikkat çekici yönlerinden biri, farklı medeniyetlerin ortak bilimsel mirasının bir parçasına dönüşmesidir.</p>

<p>Antik dünyanın bilim geleneğinde ortaya çıkan metin, Bizans döneminde kopyalanmaya devam etti.</p>

<p>Latince dünyasında farklı biçimlerde dolaşıma girdi.</p>

<p>İslam medeniyetinin yükselişi sırasında Arapçaya çevrildi ve hekimler, eczacılar ile botanik bilgisiyle ilgilenen bilim insanları tarafından incelendi.</p>

<p>9. yüzyıldaki büyük tercüme hareketleri sırasında *De Materia Medica*’nın Arapçaya aktarılması, eserin yeni bir bilim coğrafyasına taşınmasını sağladı.</p>

<p>Bu aktarım yalnızca bir metnin kelimelerinin başka bir dile çevrilmesinden ibaret değildi.</p>

<p>Bitkilerin tanımlanması, yerel adlarının bulunması ve farklı coğrafyalardaki türlerle karşılaştırılması da gerekiyordu.</p>

<p>Daha sonraki yüzyıllarda Avrupa’da el yazmaları ve basılı edisyonlar üzerinden dolaşımını sürdüren eser, Rönesans döneminde yeni yorumlarla yeniden yayımlandı.</p>

<p>Matbaanın yaygınlaşması, Dioskorides’in eserinin daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmasını sağladı.</p>

<p>Böylece Anazarboslu bir hekimin kaleme aldığı bilgiler, farklı dillerde ve farklı kültürlerde yaşamaya devam etti.</p>

<p>## Viyana Dioskorides’i: Bir Kitaptan Fazlası</p>

<p>Dioskorides’in mirasının günümüze ulaşmasını sağlayan en önemli tarihî belgelerden biri, **Viyana Dioskorides’i** olarak bilinen görkemli el yazmasıdır.</p>

<p>6. yüzyılın başlarında hazırlanan bu zengin resimli el yazması, aristokrat Anicia Juliana için hazırlanmıştı.</p>

<p>Sayfalarındaki bitki resimleri yalnızca estetik açıdan değil, tıp ve botanik bilgisinin aktarımı açısından da büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Bugün Avusturya Millî Kütüphanesi’nde korunan eser, 1997 yılında UNESCO Dünya Belleği Programı’nın uluslararası siciline alınmıştır.</p>

<p>Bir bakıma Viyana Dioskorides’i, bilginin yüzyıllar boyunca nasıl yaşatılabildiğinin somut bir örneğidir.</p>

<p>Dioskorides öldü.</p>

<p>İmparatorluklar değişti.</p>

<p>Yüzyıllar geçti.</p>

<p>Ancak onun kaleme aldığı bilgiler başka eller tarafından yeniden kopyalandı.</p>

<p>Bitkiler yeniden çizildi.</p>

<p>Metinler başka dillere çevrildi.</p>

<p>Ve bilgi yolculuğuna devam etti.</p>

<p>## Dioskorides Modern Bilimin Neresinde Duruyor?</p>

<p>Dioskorides’i değerlendirirken iki uçtan da kaçınmak gerekir.</p>

<p>Onu modern farmakolojinin bütün yöntemlerini iki bin yıl önce kurmuş bir bilim insanı gibi göstermek tarihsel olarak doğru değildir.</p>

<p>Ancak onu yalnızca eski bitki tariflerini bir araya getiren sıradan bir derleyici olarak görmek de büyük bir haksızlık olur.</p>

<p>Dioskorides’in tarihsel önemi, kendi çağının imkânları içinde doğal maddelere ilişkin geniş bir bilgi birikimini düzenli ve kullanılabilir bir tıp kaynağı hâline getirmesindedir.</p>

<p>Bugünkü ilaç bilimi artık çok daha ileridedir.</p>

<p>Doğal bir maddenin içindeki etkin bileşikler analiz edilebilmekte, etkileri laboratuvarda araştırılmakta ve klinik çalışmalarla değerlendirilebilmektedir.</p>

<p>Ancak modern bilimin yükseldiği merdivenin eski basamaklarından bazıları, doğaya dikkatle bakan ve gördüklerini sistemli biçimde kaydeden hekimlerin çalışmalarından oluşmuştur.</p>

<p>Dioskorides de bu basamakların en önemlilerinden birini oluşturdu.</p>

<p>## Bitkisel İlaç Bilgisini Yüzyıllara Taşıyan Eser</p>

<p>İnsanlar Dioskorides’ten önce de bitkileri tedavi amacıyla kullanıyordu.</p>

<p>Dolayısıyla Dioskorides bitkisel tedaviyi keşfetmedi.</p>

<p>Onun yaptığı başka bir şeydi.</p>

<p>Dağınık bilgileri sistemli bir metinde bir araya getirdi.</p>

<p>Doğal maddeleri tanımlamaya çalıştı.</p>

<p>Kullanım biçimlerini kaydetti.</p>

<p>Farklı adları karşılaştırdı.</p>

<p>Ve doğal kaynaklardan elde edilen tıbbi maddeler konusunda yüzyıllar boyunca başvurulacak büyük bir eser ortaya çıkardı.</p>

<p>Bu nedenle fitoterapi, eczacılık, farmakoloji ve farmakognozi tarihi anlatılırken Dioskorides’in adı mutlaka anılır.</p>

<p>Onun en büyük mirası yalnızca tarif ettiği bitkiler değildir.</p>

<p>Asıl mirası, **doğadan elde edilen bir maddenin tıbbi amaçla kullanılabilmesi için önce dikkatle tanınması, gözlenmesi ve bilgisinin kayıt altına alınması gerektiği düşüncesinin tarihsel gelişimine yaptığı büyük katkıdır.**</p>

<p>## Az Bilinen İlginç Bilgiler</p>

<p>### Dioskorides’in kesin yaşam öyküsünü bilmiyoruz</p>

<p>Tıp tarihinin en etkili eserlerinden birini yazmasına rağmen Dioskorides’in kişisel yaşamı hakkında şaşırtıcı derecede az bilgi bulunmaktadır.</p>

<p>Doğum ve ölüm tarihleri kesin değildir.</p>

<p>Eğitimi ve mesleki yaşamının ayrıntıları da büyük ölçüde tarihsel yorumlara dayanmaktadır.</p>

<p>### Ünlü tasviri gerçek bir portre değildir</p>

<p>Dioskorides’i gösterdiği kabul edilen en tanınmış tasvirlerden biri Viyana Dioskorides’i el yazmasında yer alır.</p>

<p>Ancak bu eser onun yaşadığı dönemden yaklaşık dört yüzyıl sonra hazırlanmıştır.</p>

<p>Dolayısıyla bu görüntü, gerçek bir portreden çok sonraki kuşakların Dioskorides’i nasıl tasvir ettiğini gösterir.</p>

<p>### Eseri tek bir medeniyetin kitabı olmadı</p>

<p>*De Materia Medica*, Yunanca, Latince ve Arapça bilim gelenekleri içinde farklı dönemlerde dolaşıma girdi.</p>

<p>Böylece bir Anadolu hekiminin eseri, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin ortak bilimsel mirasının bir parçasına dönüştü.</p>

<p>### En önemli nüshalarından biri UNESCO Dünya Belleği’ndedir</p>

<p>6. yüzyılın başlarından kalan Viyana Dioskorides’i, yalnızca tıp tarihi açısından değil, dünya kitap ve bilim tarihi bakımından da olağanüstü öneme sahiptir.</p>

<p>El yazması 1997 yılında UNESCO Dünya Belleği Programı’nın uluslararası siciline alınmıştır.</p>

<p>## Anadolu’dan Dünyaya Kalan Bir Miras</p>

<p>Yaklaşık iki bin yıl önce Anazarboslu bir hekimin kaleme aldığı eser, tıp ve eczacılık tarihinin en uzun ömürlü bilgi kaynaklarından biri hâline geldi.</p>

<p>Eserinde bitkilerin görünüşlerini tarif etti.</p>

<p>Köklerin, yaprakların ve tohumların özelliklerini anlattı.</p>

<p>Reçinelerin, yağların ve başka doğal maddelerin kendi dönemindeki kullanım biçimlerini kaydetti.</p>

<p>Kendisinden önce biriken bilgileri derledi, kendi döneminin deneyim ve gözlemleriyle bir araya getirerek sonraki kuşaklara aktarılabilecek sistemli bir kaynak oluşturdu.</p>

<p>Belki de kitabının yüzyıllar boyunca okunacağını bilmiyordu.</p>

<p>Eserinin Yunancadan Arapçaya ve Latinceye aktarılacağını…</p>

<p>Sayfalarındaki bitkilerin yüzyıllar sonra yeniden inceleneceğini…</p>

<p>Adının farmakoloji ve farmakognozi tarihinin en önemli isimleri arasında yaşayacağını tahmin edemezdi.</p>

<p>Ama bugün geriye baktığımızda şunu görebiliyoruz:</p>

<p>**Pedanios Dioskorides yalnızca şifalı bitkiler hakkında bir kitap yazmadı.**</p>

<p>**İnsanlığın doğadan elde ettiği tıbbi bilgiyi yüzyıllar boyunca taşıyan en büyük köprülerden birini kurdu.**</p>

<p>**Ve bu büyük bilimsel mirasın ardında, Kilikya’nın Anazarbos kentinden çıkan bir hekimin adı vardı: Pedanios Dioskorides.**</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>TIP TARİHİ</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/pedanios-dioskorides-anadoludan-dunyaya-uzanan-ilac-bilgisinin-buyuk-oncusu</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6329.jpeg" type="image/jpeg" length="85303"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[2026 YKS sonuçları açıklandı: ÖSYM giriş ekranı erişime açıldı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/2026-yks-sonuclari-aciklandi-osym-giris-ekrani-erisime-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/2026-yks-sonuclari-aciklandi-osym-giris-ekrani-erisime-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 YKS sonuçları ÖSYM tarafından açıklandı. Adaylar TYT, AYT ve YDT puanları ile başarı sıralamalarını ÖSYM sonuç ekranından öğrenebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>YKS tercih dönemi 29 Temmuz’da başlayacak, 10 Ağustos 2026 tarihinde sona erecek. Tercihler ÖSYM Aday İşlemleri Sistemi üzerinden yapılacak.</p>

<p>Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi, milyonlarca üniversite adayının beklediği 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı sonuçlarını erişime açtı. Adaylar sınav sonuçlarını T.C. kimlik numarası ve ÖSYM aday şifresiyle görüntüleyebiliyor.</p>

<p>ÖSYM şifresini hatırlamayan adaylar ise e-Devlet üzerinden giriş yaparak YKS sonuç belgesine ulaşabiliyor.</p>

<p>ÖSYM giriş ile YKS sonucu nasıl öğrenilir?</p>

<p>2026 YKS sınav sonuçlarını öğrenmek isteyen adayların ÖSYM Sonuç Açıklama Sistemi’ne girmesi gerekiyor. Sonuç sorgulama işlemi T.C. kimlik numarası ve aday şifresi kullanılarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Adaylar ayrıca ÖSYM AİS sistemi üzerinden e-Devlet ile giriş seçeneğini kullanabiliyor. Sonuç belgesinde adayların TYT, AYT ve YDT puanları, başarı sıralamaları, yerleştirme puanları ve Ortaöğretim Başarı Puanı bilgileri bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ÖSYM sonuç ekranındaki bilgiler kişiye özel olduğu için adayların şifrelerini başkalarıyla paylaşmaması gerekiyor.</p>

<p>2026 YKS sonuçları bir gün erken açıklandı</p>

<p>ÖSYM’nin daha önce yayımladığı sınav takviminde YKS sonuçlarının 22 Temmuz 2026 tarihinde açıklanması bekleniyordu. Ancak sonuçlar 21 Temmuz’da erişime açıldı.</p>

<p>Böylece “YKS sonuçları açıklandı mı?”, “2026 YKS sonuçları ne zaman açıklanacak?” ve “ÖSYM sonuç ekranı açıldı mı?” sorularının yanıtı netleşti.</p>

<p>TYT, AYT ve YDT oturumlarına katılan adaylar sonuç belgelerini elektronik ortamda görüntüleyebilecek. Adaylara ayrıca basılı sonuç belgesi gönderilmeyecek.</p>

<p>YKS tercihleri ne zaman başlayacak?</p>

<p>2026 YKS tercih işlemleri 29 Temmuz’da başlayacak. Üniversite adayları tercihlerini 10 Ağustos 2026 tarihine kadar tamamlayabilecek.</p>

<p>Tercihler ÖSYM Aday İşlemleri Sistemi üzerinden bireysel olarak yapılacak. Adayların tercihlerini sisteme kaydettikten sonra kontrol etmeleri ve tercih süresi sona ermeden önce onaylamaları gerekiyor.</p>

<p>Üniversite tercih döneminde adayların yalnızca puanlarını değil, ilgili puan türündeki başarı sıralamalarını da dikkate alması önem taşıyor.</p>

<p>YKS tercih kılavuzu ne zaman yayımlanacak?</p>

<p>Üniversitelerin 2026 yılı kontenjanları, bölüm kodları, burs oranları, öğretim türleri ve özel koşulları ÖSYM tarafından yayımlanacak YKS tercih kılavuzunda yer alacak.</p>

<p>Adayların tercih listelerini hazırlamadan önce kılavuzu ayrıntılı şekilde incelemesi gerekiyor. Bazı bölümlerde başarı sırası şartı, sağlık koşulu, yaş sınırı veya özel yetenek kriteri bulunabiliyor.</p>

<p>Geçen yılın taban puanları ve başarı sıralamaları adaylara fikir verebilir. Ancak üniversite taban puanları her yıl kontenjanlar, aday tercihleri ve sınav başarısına göre yeniden oluşuyor.</p>

<p>YÖK Atlas 2026 güncellendi mi?</p>

<p>YÖK Atlas, üniversite adaylarının bölümleri, kontenjanları, geçmiş yıllardaki taban puanları ve başarı sıralamalarını karşılaştırmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>“YÖK Atlas 2026”, “YÖK Atlas tercih robotu” ve “üniversite taban puanları 2026” araması yapan adayların sistemde görüntülenen verilerin hangi yıla ait olduğunu kontrol etmesi gerekiyor.</p>

<p>2026 yılına ait kesin kontenjanlar ve program koşulları için ÖSYM’nin yayımlayacağı tercih kılavuzu esas alınacak. YÖK Atlas verileri ise adayların tercih listesi oluştururken karşılaştırma yapmasına yardımcı olacak.</p>

<p>Tercihlerde puan mı başarı sırası mı önemli?</p>

<p>YKS tercihlerinde en önemli göstergelerden biri başarı sıralaması olacak. Sınavın zorluk düzeyi ve adayların genel başarısı her yıl değiştiği için puanlar tek başına yeterli karşılaştırma sağlamayabiliyor.</p>

<p>Adayların tercih etmek istedikleri bölümün önceki yıllardaki başarı sıralamasını, kontenjan değişimini ve yerleşen son adayın sırasını incelemesi öneriliyor.</p>

<p>Tercih listesinde yalnızca geçen yılın taban puanına göre hareket edilmesi, adayın seçeneklerini gereksiz şekilde daraltabilir.</p>

<p>2026 YKS’de iki soru iptal edildi</p>

<p>Sınavın değerlendirme sürecinde Alan Yeterlilik Testleri’nde yer alan iki soru iptal edildi.</p>

<p>Türk Dili ve Edebiyatı-Sosyal Bilimler-1 Testi’ndeki bir soru bilimsel değerlendirme sonucunda, Matematik Testi’ndeki bir soru ise yargı kararı doğrultusunda değerlendirme dışı bırakıldı.</p>

<p>Puanlama işlemleri geçerli soruların puan değerleri yeniden hesaplanarak tamamlandı. İptal edilen sorular nedeniyle adayların ayrıca herhangi bir işlem yapması gerekmiyor.</p>

<p>YKS’ye kaç aday katıldı?</p>

<p>2026 YKS’nin Temel Yeterlilik Testi’ne 2 milyon 425 bin 627 aday başvurdu. Sınava katılan aday sayısı 2 milyon 255 bin 76 olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Alan Yeterlilik Testleri’ne başvuran 1 milyon 627 bin 970 adaydan 1 milyon 473 bin 113’ü sınava katıldı.</p>

<p>Yabancı Dil Testi’ne başvuran 203 bin 640 adaydan 143 bin 270’i sınava girdi.</p>

<p>YKS sonuç belgesinde hangi bilgiler yer alıyor?</p>

<p>ÖSYM YKS sonuç belgesinde adayların doğru ve yanlış cevap sayıları, ham puanları, yerleştirme puanları ve başarı sıralamaları bulunuyor.</p>

<p>Adaylar sonuç belgesinde şu puan türlerini görebiliyor:</p>

<ul>
 <li>TYT puanı ve başarı sırası</li>
 <li>Sayısal puan ve başarı sırası</li>
 <li>Sözel puan ve başarı sırası</li>
 <li>Eşit ağırlık puanı ve başarı sırası</li>
 <li>Yabancı dil puanı ve başarı sırası</li>
 <li>Ek puanlı yerleştirme bilgileri</li>
 <li>Ortaöğretim Başarı Puanı</li>
</ul>

<p>Adayların tercih sürecinde yerleştirme puanlarını ve başarı sıralamalarını esas alması gerekiyor.</p>

<p>Son durum</p>

<p>2026 YKS sonuçları açıklandı ve ÖSYM sonuç sorgulama ekranı erişime açıldı. Adaylar sonuçlarını ÖSYM şifresi veya e-Devlet giriş seçeneğiyle öğrenebiliyor.</p>

<p>YKS tercihleri 29 Temmuz-10 Ağustos 2026 tarihleri arasında yapılacak. Üniversite adaylarının tercih kılavuzunu, kontenjanları, başarı sıralamalarını ve programların özel koşullarını inceleyerek tercih listelerini oluşturması gerekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>EĞİTİM</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/2026-yks-sonuclari-aciklandi-osym-giris-ekrani-erisime-acildi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6272.jpeg" type="image/jpeg" length="53191"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yemek Sonrası Şişkinliğin Nedeni Yalnızca Fazla Yemek Değil]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/yemek-sonrasi-siskinligin-nedeni-yalnizca-fazla-yemek-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/yemek-sonrasi-siskinligin-nedeni-yalnizca-fazla-yemek-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yemek sonrası şişkinlik çoğu zaman hızlı yemek, büyük porsiyonlar, gazlı içecekler veya bağırsaklarda fermente edilen karbonhidratlardan kaynaklanıyor. Ancak sık tekrarlayan, uzun süren ya da ağrı ve kilo kaybı gibi belirtilerin eşlik ettiği şişkinlik, sindirim sistemindeki başka bir sorunun işareti olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yemekten sonra karında doluluk, basınç veya gerginlik hissedilmesi oldukça yaygın. Sindirim sırasında belirli miktarda gaz oluşması normal kabul edilse de yemek sonrası şişkinliğin sıklaşması; yeme biçimi, kabızlık, besin intoleransları veya bağırsak-beyin etkileşimindeki bozukluklarla ilişkili olabiliyor.[1][2]</p>

<p>Şişkinlik ile karın büyümesi aynı şey değil</p>

<p>Şişkinlik, kişinin karnında doluluk, sıkışma veya basınç hissetmesi anlamına geliyor. Karın distansiyonu ise karın çevresinin gözle görülür biçimde genişlemesini ifade ediyor.</p>

<p>Bu iki durum her zaman birlikte ortaya çıkmıyor. Şişkinlik yaşayan kişilerin yalnızca yaklaşık yarısında karın çevresinde belirgin bir genişleme görülüyor.[1] Bu nedenle kişinin yoğun bir basınç hissetmesine rağmen karnında gözle görülür bir değişiklik olmaması mümkün.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şişkinlik yalnızca bağırsaklarda aşırı gaz birikmesinden de kaynaklanmayabiliyor. Bazı kişilerde bağırsaktaki normal miktardaki gaz daha yoğun hissediliyor veya diyafram ile karın kasları sindirim sırasında uyumsuz hareket ederek karının öne doğru genişlemesine neden olabiliyor.[2]</p>

<p>Yemek sonrası şişkinlik neden olur?</p>

<p>Yemek yerken bir miktar hava yutuluyor. Hızlı yemek, lokmaları yeterince çiğnememek, sakız çiğnemek, pipet kullanmak ve gazlı içecek tüketmek yutulan hava miktarını artırabiliyor.[1]</p>

<p>Mide ve ince bağırsakta tam olarak sindirilemeyen bazı karbonhidratlar kalın bağırsağa ulaştığında bakteriler tarafından parçalanıyor. Bu süreçte oluşan gaz, karında basınç ve şişkinlik hissine yol açabiliyor.[1]</p>

<p>Tek öğünde fazla miktarda yemek de mideyi gererek doluluk hissini artırabiliyor. Özellikle yağ oranı yüksek büyük öğünler midenin boşalmasını yavaşlatarak rahatsızlığın daha uzun sürmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Lifli besinler neden bazen şişkinlik yapıyor?</p>

<p>Sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve meyveler sağlıklı beslenmenin önemli parçaları olsa da lif tüketiminin kısa sürede hızlı biçimde artırılması gaz ve şişkinliğe yol açabiliyor.</p>

<p>Fasulye, mercimek, lahana, karnabahar ve bazı meyvelerde bulunan karbonhidratların bir bölümü bağırsak bakterileri tarafından fermente ediliyor. Hassas sindirim sistemine sahip kişilerde bu süreç daha belirgin yakınmalara neden olabiliyor.[1][4]</p>

<p>Bu durum lifli besinlerin tamamen bırakılması gerektiği anlamına gelmiyor. Lif miktarının kademeli artırılması, yeterli su tüketilmesi ve hangi besinlerin belirtileri tetiklediğinin gözlemlenmesi daha dengeli bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Kabızlık şişkinliği artırabilir</p>

<p>Kabızlık sırasında dışkının kalın bağırsakta daha uzun süre kalması, bağırsak içeriğinin ve gazın ilerlemesini zorlaştırabiliyor. Bu nedenle kabızlık yaşayan kişilerde yemeklerden sonra oluşan şişkinlik daha belirgin hissedilebiliyor.[1][2]</p>

<p>Şişkinliğe dışkılama güçlüğü, sert dışkı veya bağırsakların tam boşalmadığı hissi eşlik ediyorsa temel sorun yalnızca tüketilen besinler olmayabilir.</p>

<p>Uzman değerlendirmelerinde şişkinlikle birlikte kabızlık bulunan kişilerde bağırsak hareketleri ve pelvik taban kaslarının çalışma biçiminin de dikkate alınması öneriliyor.[2]</p>

<p>Besin intoleransları gözden kaçabiliyor</p>

<p>Laktozun veya bazı meyvelerde bulunan fruktozun yeterince sindirilememesi; şişkinlik, gaz, karın ağrısı ve ishale yol açabiliyor.[1]</p>

<p>Belirtilerin özellikle süt ve süt ürünleri, belirli meyveler veya tatlandırıcı içeren ürünlerin ardından tekrarlaması besin intoleransını düşündürebiliyor. Ancak çok sayıda besinin aynı anda diyetten çıkarılması, gereksiz kısıtlamalara ve besin yetersizliklerine neden olabiliyor.</p>

<p>Fermente olabilen karbonhidratların sınırlandırıldığı özel beslenme programlarının gerektiğinde uzman gözetiminde, sınırlı süreyle ve aşamalı biçimde uygulanması öneriliyor.[2]</p>

<p>Şişkinlik bazı sindirim sorunlarıyla ilişkili olabilir</p>

<p>Yemek sonrası şişkinlik; irritabl bağırsak sendromu, fonksiyonel hazımsızlık, reflü, çölyak hastalığı, bağırsak bakterilerinin aşırı çoğalması ve midenin yavaş boşalması gibi durumlarla birlikte görülebiliyor.[1][2]</p>

<p>İrritabl bağırsak sendromunda bağırsak ile beyin arasındaki sinyallerin işlenme biçimi değişebiliyor. Bu durum bağırsakta olağan miktarda bulunan gazın bile ağrı veya yoğun şişkinlik şeklinde algılanmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Her şişkinlik için kapsamlı görüntüleme veya mide boşalma testi yapılması önerilmiyor. Tetkik ihtiyacı; belirtilerin süresine, eşlik eden bulgulara, kişinin yaşına ve muayene sonuçlarına göre belirleniyor.[2]</p>

<p>Yemekten sonra kısa yürüyüşe ilişkin dikkat çeken bulgu</p>

<p>Yemekten sonra yapılan hafif hareket, bağırsak içeriğinin ve gazın sindirim sistemi boyunca ilerlemesine yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Toplam 94 kişinin katıldığı dört haftalık randomize bir çalışmada, her ana öğünden sonra 10 ila 15 dakika yürüyen grupla sindirim sistemi hareketlerini etkileyen ilaç verilen grup karşılaştırıldı. Her iki grupta da yakınmalar azalırken yemek sonrası doluluk ve şişkinlikteki iyileşme yürüyüş grubunda daha belirgin bulundu.[3]</p>

<p>Bununla birlikte çalışma kısa süreliydi, katılımcı sayısı sınırlıydı ve sonuçlar belirli yakınmaları bulunan kişilerden elde edildi. Bulgular, hafif yürüyüşün yararlı olabileceğini gösterse de her şişkinlik nedeninde aynı etkiyi sağlayacağını kanıtlamıyor.</p>

<p>Yemek sonrası şişkinliği azaltabilecek alışkanlıklar</p>

<p>Lokmaları yavaş yemek, ağız kapalı biçimde çiğnemek ve tek seferde çok büyük porsiyonlar tüketmemek yutulan hava ile mide gerilmesini azaltabiliyor.[1][4]</p>

<p>Gazlı içeceklerin sınırlandırılması, sakız ve pipet kullanımının azaltılması da fazla hava yutulmasını önlemeye yardımcı olabiliyor. Günlük su tüketiminin korunması ve düzenli hareket edilmesi özellikle kabızlıkla bağlantılı şişkinlikte önem taşıyor.[4]</p>

<p>Belirtilerin hangi öğünlerden sonra ortaya çıktığını not etmek de kişisel tetikleyicilerin belirlenmesini kolaylaştırabiliyor. Ancak tek bir besinin ardından bir kez şişkinlik yaşanması, o besine karşı intolerans bulunduğunu tek başına göstermiyor.</p>

<p>Her şişkinlikte probiyotik çözüm olmayabilir</p>

<p>Probiyotik ürünler bağırsak sağlığı için sıkça önerilse de mevcut klinik değerlendirmeler, karın şişkinliği ve distansiyonun rutin tedavisinde probiyotik kullanımını destekleyen kanıtların yeterli olmadığını bildiriyor.[2]</p>

<p>Ürünlerin içerdiği bakteri türleri ve miktarları önemli ölçüde farklılık gösterebildiği için bir üründen elde edilen sonucun bütün probiyotiklere genellenmesi mümkün değil. Şişkinliğin gerçek nedeni belirlenmeden rastgele ürün kullanılması temel sorunun gözden kaçmasına da yol açabiliyor.</p>

<p>Hangi belirtiler ciddiye alınmalı?</p>

<p>Ara sıra ortaya çıkan ve kısa sürede geçen hafif yemek sonrası şişkinlik çoğunlukla olağan sindirim sürecinin bir parçası kabul ediliyor. Buna karşılık şişkinlik sürekli hâle geliyorsa, giderek artıyorsa veya günlük yaşamı etkiliyorsa değerlendirilmesi gerekiyor.[1][4]</p>

<p>İstemsiz kilo kaybı, dışkıda kan, sık kusma, ateş, sürekli ishal veya kabızlık, karında ele gelen şişlik ve belirgin ağrı eşlik ettiğinde altta yatan nedenin araştırılması önem taşıyor.[1][4]</p>

<p>Aniden başlayan şiddetli karın ağrısı, kanlı kusma ya da dışkı ve gaz çıkaramama gibi belirtiler ise acil değerlendirme gerektirebiliyor.[4]</p>

<p>Yemek sonrası şişkinliğin tek bir nedeni bulunmuyor. Yeme hızı ve porsiyon büyüklüğü gibi günlük alışkanlıklar önemli rol oynasa da kabızlık, besin intoleransları ve bağırsak-beyin etkileşimindeki değişiklikler de belirtileri tetikleyebiliyor.</p>

<p>Şişkinliğin ne zaman başladığını, ne kadar sürdüğünü ve hangi belirtilerle birlikte ortaya çıktığını izlemek, geçici bir sindirim yakınmasıyla araştırılması gereken bir durumun ayırt edilmesini kolaylaştırıyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Symptoms and Causes of Gas in the Digestive Tract. Son değerlendirme: Haziran 2021. (Diyabet ve Sindirim Enstitüsü⁠)</p>

<p>[2] Moshiree B, Drossman D, Shaukat A. AGA Clinical Practice Update on Evaluation and Management of Belching, Abdominal Bloating, and Distention: Expert Review. Gastroenterology. 2023;165(3):791-800.e3. DOI: 10.1053/j.gastro.2023.04.039. (ScienceDirect⁠)</p>

<p>[3] Hosseini-Asl MK, Taherifard E, Mousavi MR. The Effect of a Short-Term Physical Activity After Meals on Gastrointestinal Symptoms in Individuals with Functional Abdominal Bloating: A Randomized Clinical Trial. Gastroenterology and Hepatology From Bed to Bench. 2021;14(1):59-66. (PubMed⁠)</p>

<p>[4] National Health Service. Bloating. Son değerlendirme: 21 Ocak 2026. (nhs.uk⁠) </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/yemek-sonrasi-siskinligin-nedeni-yalnizca-fazla-yemek-degil</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6326.jpeg" type="image/jpeg" length="38662"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Matematik dünyasının acı kaybı: Prof. Dr. Mustafa Balcı vefat etti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/matematik-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-mustafa-balci-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/matematik-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-mustafa-balci-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünün emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mustafa Balcı vefat etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Matematik ve geometri alanında hazırladığı ders kitaplarıyla kuşaklar boyunca üniversite öğrencilerine rehberlik eden Balcı’nın vefatı, akademi dünyasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünün emekli öğretim üyelerinden, matematikçi ve akademisyen Prof. Dr. Mustafa Balcı hayatını kaybetti.</p>

<p>Acı haber, Ankara Üniversitesi Matematik Bölümü tarafından yayımlanan başsağlığı mesajıyla duyuruldu. Açıklamada, Prof. Dr. Balcı’nın vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği belirtilerek ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı dilendi.</p>

<p>Matematikçiler Derneği de yayımladığı vefat ilanında Prof. Dr. Mustafa Balcı’nın Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü emekli öğretim üyesi ve dernek mensubu olduğunu bildirdi.</p>

<p>DERS KİTAPLARIYLA KUŞAKLAR YETİŞTİRDİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Mustafa Balcı, yalnızca üniversitedeki akademik çalışmalarıyla değil, matematik eğitimi için hazırladığı kapsamlı ders kitaplarıyla da tanınıyordu.</p>

<p>Balcı’nın özellikle Genel Matematik, Matematik Analiz, Çözümlü Matematik Analiz Problemleri, Analitik Geometri, Çözümlü Analitik Geometri Problemleri, Reel Analiz, Sayılar Teorisine Giriş, Temel Matematik ve Öklid Geometrisi adlı eserleri öne çıktı. Bu kitapların farklı baskıları uzun yıllar boyunca matematik, mühendislik, fen bilimleri ve eğitim fakültelerindeki öğrencilerin başvuru kaynakları arasında yer aldı.</p>

<p>Balcı’nın eserlerinin etkisi yalnızca Ankara Üniversitesi ile sınırlı kalmadı. Çeşitli üniversitelerin matematik ders programlarında ve akademik araştırmalarda kitaplarına temel ya da önerilen kaynak olarak yer verildi. Afyon Kocatepe Üniversitesinin ders içeriklerinde “Matematik Analiz II” kitabının temel kaynaklar arasında gösterilmesi, eserlerinin üniversite eğitimindeki kalıcı yerini ortaya koydu.</p>

<p>PROF. DR. MUSTAFA BALCI KİMDİR?</p>

<p>Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde dünyaya gelen Mustafa Balcı, ilk ve orta öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde öğrenim gören Balcı, aynı dönemde Ankara Yüksek Öğretmen Okulundan da mezun oldu.</p>

<p>Lisansüstü çalışmalarının ardından akademik kariyerine devam eden Balcı, doçentlik ve profesörlük unvanlarını alarak Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde uzun yıllar görev yaptı. Matematik analizi, fonksiyonlar, geometri, sayı teorisi ve temel matematik eğitimi üzerine çalışmalar gerçekleştirdi.</p>

<p>Prof. Dr. Balcı, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin yetişmesine de katkıda bulundu. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezindeki kayıtlarda, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Matematik Anabilim Dalında yürütülen çeşitli tezlere danışmanlık yaptığı görülüyor.</p>

<p>MATEMATİK CAMİASINDA DERİN ÜZÜNTÜ</p>

<p>Prof. Dr. Mustafa Balcı’nın vefatının ardından öğrencileri, meslektaşları ve akademik kuruluşlar başsağlığı mesajları yayımladı. Balcı’nın özellikle anlaşılır konu anlatımı ve çok sayıda çözümlü örnek içeren eserleriyle Türkiye’de üniversite düzeyindeki matematik eğitimine önemli bir miras bıraktığı ifade edildi.</p>

<p>Ardında çok sayıda akademik çalışma, yetiştirdiği öğrenciler ve bugün de kullanılan ders kitapları bırakan Prof. Dr. Mustafa Balcı’nın vefatı, Ankara Üniversitesi başta olmak üzere matematik ve eğitim camiasında derin üzüntüyle karşılandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>VEFAT-TAZİYE</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/matematik-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-mustafa-balci-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6325.jpeg" type="image/jpeg" length="38062"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pancardan cevize: Kan akışını destekleyen 10 besin]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/pancardan-cevize-kan-akisini-destekleyen-10-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/pancardan-cevize-kan-akisini-destekleyen-10-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pancar, koyu yeşil yapraklı sebzeler, yağlı balıklar, ceviz ve renkli meyveler damarların gevşeme yanıtını destekleyen besinler arasında gösteriliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak araştırmalar, tek bir yiyecekten çok beslenme düzeninin tamamının önemli olduğunu ve hiçbir besinin tek başına “damar açmadığını” ortaya koyuyor.</p>

<p>Kan dolaşımını destekleyen besinler arasında pancar, ıspanak, yağlı balıklar, orman meyveleri, turunçgiller, nar, üzüm, ceviz, sarımsak ve kakao oranı yüksek bitter çikolata öne çıkıyor.[1] Bu gıdaların bir bölümü nitrik oksit üretimini desteklerken bir bölümü damarların iç yüzeyini oluşturan endotel tabakasının işlevine katkı sağlayabilecek yağ asitleri ve polifenoller içeriyor.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan kapsamlı bir bilimsel değerlendirmede 4 bin 223 kayıt incelendi, 133 araştırma sistematik derlemeye, 85 araştırma ise sayısal analize alındı. En tutarlı sonuçlar meyve, sebze, soya, kuruyemiş, tohum, kakao ve çay tüketiminin yanı sıra Akdeniz tipi beslenme düzeninde görüldü.[2] (Monash University⁠)</p>

<p>Kan Dolaşımında Asıl Hedef Damarların İç Yüzeyi</p>

<p>Beslenme araştırmalarında “kan dolaşımının iyileşmesi” çoğunlukla akım aracılı genişleme olarak adlandırılan ölçümle değerlendiriliyor. Bu yöntem, kan akışı arttığında kol atardamarının ne kadar genişleyebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Damarların iç yüzeyini kaplayan endotel tabakası, nitrik oksit salgılayarak damar duvarının gevşemesine yardımcı oluyor. Endotel işlevinin bozulması ise damar sertliği sürecinin erken işaretlerinden biri kabul ediliyor.[2]</p>

<p>Bununla birlikte bu ölçüm bir ara sağlık göstergesi niteliğinde. Damar genişleme yanıtındaki kısa süreli iyileşme, aynı besinin kalp krizini, inmeyi veya damar içindeki pıhtıyı kesin olarak önlediği anlamına gelmiyor.</p>

<p>1. Pancar</p>

<p>Pancar, vücutta önce nitrite, ardından damarları gevşetebilen nitrik okside dönüştürülen doğal nitratlar bakımından zengin olmasıyla öne çıkıyor.</p>

<p>Dokuz çapraz ve üç paralel tasarımlı kontrollü araştırmayı kapsayan bir analizde toplam 246 katılımcı değerlendirildi. Müdahaleler 1,5 saat ile 28 gün arasında sürdü. Pancar veya inorganik nitrat tüketimi damar fonksiyonunda küçük ancak istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşmeyle ilişkilendirildi.[3] (PubMed⁠)</p>

<p>Araştırmaların kısa sürmesi ve katılımcı sayılarının düşük olması, uzun dönem etkiler konusunda kesin sonuca ulaşılmasını engelliyor.</p>

<p>2. Ispanak ve Koyu Yeşil Yapraklı Sebzeler</p>

<p>Ispanak, roka, pazı ve marul gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler de doğal nitrat kaynakları arasında bulunuyor. Bu sebzelerdeki nitratlar, pancarla benzer şekilde nitrik oksit üretim yoluna katılabiliyor.</p>

<p>Mevcut araştırmalar, tek bir sebzenin yoğunlaştırılmış suyundan çok farklı sebzelerin düzenli tüketildiği beslenme modellerinin damar fonksiyonu açısından daha güvenilir bir seçenek olduğunu gösteriyor.[2][3]</p>

<p>Pişirme, saklama süresi, yetiştirme koşulları ve sebzenin türü nitrat miktarını değiştirebildiği için bütün ürünlerde aynı etkinin görülmesi beklenmiyor.</p>

<p>3. Yağlı Balıklar</p>

<p>Somon, sardalya, uskumru ve hamsi gibi yağlı balıklar, EPA ve DHA adı verilen uzun zincirli omega-3 yağ asitlerini içeriyor. Bu yağ asitlerinin damar duvarındaki iltihabi süreçleri ve damar gevşeme mekanizmalarını etkileyebileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Toplam 2 bin 385 katılımcının yer aldığı 32 araştırmanın analizinde omega-3 müdahaleleri 4 ile 48 hafta arasında sürdü. Kol atardamarındaki genişleme yanıtında ortalama 0,8 puanlık iyileşme görüldü. Ancak araştırmalar arasındaki farklılık oldukça yüksekti.[4] (Wiley Online Library⁠)</p>

<p>Bu çalışmaların önemli bir bölümü balığın kendisini değil, yoğunlaştırılmış omega-3 ürünlerini inceledi. Bu nedenle sonuçların doğrudan her balık öğününe uyarlanması mümkün değil.</p>

<p>4. Orman Meyveleri</p>

<p>Yaban mersini, böğürtlen, çilek, frenk üzümü ve ahududu gibi meyveler, kırmızı, mavi ve mor renklerini veren antosiyaninler bakımından zengin.</p>

<p>Toplam 45 kontrollü araştırmayı değerlendiren güncel bir analizde uzun süreli orman meyvesi tüketiminin damar genişleme yanıtını artırdığı ve nabız dalga hızını azalttığı bildirildi. Buna karşılık damar sertliği ve çevresel damar direnciyle ilgili diğer ölçümlerde sonuçlar tutarlı değildi.[5] (OA Monitor Ireland⁠)</p>

<p>Meyvenin türü, kullanılan miktar ve ürünün taze, dondurulmuş, kurutulmuş veya meyve suyu şeklinde olması sonuçları etkileyebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5. Portakal, Mandalina ve Diğer Turunçgiller</p>

<p>Turunçgiller hesperidin ve naringenin gibi flavonoidler içeriyor. Bu bileşiklerin nitrik oksit üretimi ve damarların gevşeme kapasitesi üzerinde etkili olabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Sekiz kontrollü araştırmada toplam 596 katılımcıyı kapsayan analiz, turunçgil flavonoidi müdahalelerinin damar genişleme ölçümünü artırdığını gösterdi. Ancak çalışmalar arasındaki farklılık çok yüksekti ve araştırmalar çoğunlukla yoğunlaştırılmış flavonoid ürünlerini inceledi.[6] (PubMed⁠)</p>

<p>Bu nedenle yoğunlaştırılmış flavonoid sonuçları ile bir portakal veya mandalinanın günlük beslenmedeki etkisi aynı kabul edilmemeli. Bütün meyve ayrıca lif sağlarken meyve suları daha hızlı ve yoğun şeker alımına yol açabiliyor.</p>

<p>6. Nar</p>

<p>Narın içerdiği punikalaginler ve diğer polifenoller, damar sağlığı üzerindeki olası etkileri nedeniyle araştırılıyor.</p>

<p>On dokuz klinik araştırmanın değerlendirildiği güncel bir analizde bazı iltihap ve damar hücresi belirteçlerinde iyileşme görüldü. Ancak damar genişleme yanıtı yalnızca bir araştırmada doğrudan ölçüldü ve bütün sonuçlar aynı yönde değildi.[7] (PubMed⁠)</p>

<p>Bu tablo, narın besleyici bir meyve olduğunu ancak doğrudan “kan akışını hızlandırdığı” yönündeki iddiaların mevcut kanıttan daha güçlü ifade edilmemesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>7. Üzüm</p>

<p>Kırmızı ve mor üzüm; antosiyanin, flavanol ve diğer polifenolleri içeriyor. Küçük ölçekli araştırmalarda üzüm suyu veya üzüm polifenolü ürünlerinin damar genişleme yanıtını etkileyebileceği bildirildi.</p>

<p>Bununla birlikte 19 kontrollü araştırmanın değerlendirildiği bir analizde üzüm çekirdeği özü, damar genişleme ölçümünde anlamlı bir iyileşme sağlamadı. Araştırmalar arasında yüksek farklılık bulundu.[8] (PubMed⁠)</p>

<p>Üzüm çekirdeği özü, yoğunlaştırılmış üzüm suyu ve bütün üzüm aynı ürün olmadığı için bu sonuçların birbirinin yerine kullanılmaması gerekiyor.</p>

<p>8. Ceviz</p>

<p>Ceviz; doymamış yağ asitleri, alfa-linolenik asit, magnezyum, polifenoller ve nitrik oksit üretiminde rol alan arjinin içeriyor.</p>

<p>Dokuz makaledeki 10 kontrollü araştırmayı ve toplam 374 katılımcıyı kapsayan analizde kuruyemiş tüketimi damar genişleme yanıtını ortalama 0,41 puan artırdı. Alt grup incelemesinde anlamlı sonuç özellikle ceviz kullanılan araştırmalarda görüldü.[9] (PubMed⁠)</p>

<p>Kanıtlar ceviz için diğer kuruyemişlerden daha belirgin görünse de çalışmaların çoğu kısa süreli ve katılımcı sayıları sınırlıydı.</p>

<p>9. Sarımsak</p>

<p>Sarımsak kesildiğinde veya ezildiğinde ortaya çıkan kükürtlü bileşiklerin damar gevşemesi, kan basıncı ve endotel işlevi üzerindeki etkileri uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>On kontrollü araştırmayı kapsayan sistematik incelemede sonuçların birbiriyle uyumlu olmadığı belirlendi. Bazı araştırmalarda özellikle kalp ve damar riski yüksek kişilerde olumlu değişimler görülürken bazı çalışmalarda anlamlı bir etki saptanmadı.[10] (PubMed⁠)</p>

<p>Kullanılan sarımsağın taze, toz, yağ veya bekletilmiş öz şeklinde olması araştırmalar arasındaki farklılığın başlıca nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.</p>

<p>10. Kakao Oranı Yüksek Bitter Çikolata</p>

<p>Kakaoda bulunan flavanoller, damarların nitrik oksit yanıtını etkileyebilecek bileşikler arasında yer alıyor.</p>

<p>On beş makaledeki 18 müdahale kolunu kapsayan analizde kakao flavanolleri damar genişleme yanıtını ortalama 1,17 puan artırdı. Ancak çalışmalar arasında belirgin farklılık ve araştırmaların büyük bölümünde yanlılık riski bulundu.[11] (PubMed⁠)</p>

<p>Klinik çalışmalarda çoğunlukla flavanol içeriği ölçülmüş özel kakao ürünleri kullanıldı. Markette satılan her bitter çikolatanın aynı miktarda flavanol içerdiği söylenemiyor. Şeker, doymuş yağ ve toplam enerji miktarı da ürünler arasında önemli ölçüde değişiyor.</p>

<p>Acı Biber ve Zerdeçal İçin Kanıt Daha Sınırlı</p>

<p>Acı biberde bulunan kapsaisin ile zerdeçaldaki kurkuminin damarlar üzerindeki biyolojik etkileri laboratuvar ve takviye araştırmalarında inceleniyor. Ancak bu baharatların normal yemek miktarlarında tüketilmesinin kan dolaşımını belirgin biçimde iyileştirdiğini gösteren insan çalışmaları, pancar, sebze, balık veya orman meyvelerine ilişkin kanıtlar kadar güçlü değil.[1][2]</p>

<p>Bir bileşenin laboratuvar ortamında damar hücrelerini etkilemesi, aynı etkinin günlük beslenmede kullanılan baharat miktarıyla oluşacağını göstermiyor.</p>

<p>Tek Bir Besin Değil, Beslenme Düzeni Önemli</p>

<p>Kan dolaşımını destekleyen besinler farklı mekanizmalar üzerinden etkili olabiliyor. Pancar ve yeşil yapraklı sebzeler nitrat, yağlı balıklar omega-3, renkli meyveler ve kakao ise polifenol sağlıyor.</p>

<p>Buna karşılık araştırmaların önemli kısmı kısa süreli, küçük örneklemli veya yoğunlaştırılmış öz ve takviyelerle gerçekleştirildi. Damar fonksiyonundaki ölçülebilir değişimlerin kalp krizi, inme veya toplardamar pıhtısı riskini ne ölçüde azalttığı her çalışma için bilinmiyor.</p>

<p>Bilimsel kanıtın ortak noktası, tek bir “süper besin” yerine sebze, meyve, kuruyemiş, balık, tam tahıl ve işlenmemiş gıdaların birlikte yer aldığı dengeli bir beslenme düzeninin damar sağlığı açısından daha anlamlı olduğuna işaret ediyor.[2]</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] WebMD Editorial Contributors. Foods to Help Improve Your Circulation. 2026. (WebMD⁠)</p>

<p>[2] Trinquet NM, Kellow NJ, Eviana R, Williamson G, Dordevic AL. The effects of whole foods and dietary patterns on flow-mediated dilation: a systematic review and meta-analysis of randomized controlled trials. The American Journal of Clinical Nutrition. 2025;122(5):1204-1232. DOI: 10.1016/j.ajcnut.2025.09.020</p>

<p>[3] Lara J, Ashor AW, Oggioni C, Ahluwalia A, Mathers JC, Siervo M. Effects of inorganic nitrate and beetroot supplementation on endothelial function: a systematic review and meta-analysis. European Journal of Nutrition. 2016;55(2):451-459. DOI: 10.1007/s00394-015-0872-7</p>

<p>[4] Arabi SM, Bahari H, Chambari M, et al. Omega-3 fatty acids and endothelial function: A GRADE-assessed systematic review and meta-analysis. European Journal of Clinical Investigation. 2024;54(2):e14109. DOI: 10.1111/eci.14109</p>

<p>[5] Talebi S, Shirani M, Shokri-Mashhadi N, et al. The long-term and post-prandial effects of berry consumption on endothelial dysfunction in adults: a systematic review and meta-analysis of randomised controlled trials. International Journal of Food Sciences and Nutrition. 2025;76(2):134-164. DOI: 10.1080/09637486.2025.2450666</p>

<p>[6] Jalili F, Moradi S, Talebi S, et al. The effects of citrus flavonoids supplementation on endothelial function: A systematic review and dose-response meta-analysis of randomized clinical trials. Phytotherapy Research. 2024;38(6):2847-2859. DOI: 10.1002/ptr.8190</p>

<p>[7] Kazemi A, Deylami N, Shojaei-Zarghani S, Hashempur MH. Effects of Pomegranate on Vascular Endothelial Function: A Systematic Review and Meta-Analysis of Clinical Trials. Journal of Dietary Supplements. 2025;22(4):463-486. DOI: 10.1080/19390211.2025.2490659</p>

<p>[8] Foshati S, Rouhani MH, Amani R. The effect of grape seed extract supplementation on flow-mediated dilation, blood pressure, and heart rate: A systematic review and meta-analysis of controlled trials. Pharmacological Research. 2022;175:105905. DOI: 10.1016/j.phrs.2021.105905</p>

<p>[9] Xiao Y, Huang W, Peng C, et al. Effect of nut consumption on vascular endothelial function: A systematic review and meta-analysis of randomized controlled trials. Clinical Nutrition. 2018;37(3):831-839. DOI: 10.1016/j.clnu.2017.04.011</p>

<p>[10] Emamat H, Tangestani H, Saneei Totmaj A, Ghalandari H, Nasrollahzadeh J. The effect of garlic on vascular function: A systematic review of randomized clinical trials. Clinical Nutrition. 2020;39(12):3563-3570. DOI: 10.1016/j.clnu.2020.02.016</p>

<p>[11] Sun Y, Zimmermann D, De Castro CA, Actis-Goretta L. Dose-response relationship between cocoa flavanols and human endothelial function: a systematic review and meta-analysis of randomized trials. Food and Function. 2019;10(10):6322-6330. DOI: 10.1039/c9fo01747j </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BESLENME</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/pancardan-cevize-kan-akisini-destekleyen-10-besin</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6321.jpeg" type="image/jpeg" length="60956"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sedef Hastalığı Kremi Seçerken Bilinmesi Gerekenler]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/sedef-hastaligi-kremi-secerken-bilinmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/sedef-hastaligi-kremi-secerken-bilinmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sedef hastalığı kremi seçimi lezyonun yeri ve şiddetine göre değişiyor. Yeni steroidsiz tedavilerin etkinliği, yan etkileri ve kullanım sınırları.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sedef hastalığında kullanılan kremler artık yalnızca kortizonlu ürünlerle sınırlı değil. Klinik çalışmalarda iki steroidsiz reçeteli krem, etken madde içermeyen taşıyıcı kremlere göre daha yüksek iyileşme oranları sağladı. Ancak doğru ürün; lezyonun yeri, yaygınlığı ve hastanın sağlık durumuna göre seçilmeli.</p>

<p>Sedef hastalığı kremi seçerken yalnızca kaşıntıyı azaltan veya pulları yumuşatan ürünlere odaklanmak yeterli olmayabiliyor. Güncel tedavi seçenekleri; nemlendiricilerden kortikosteroidlere, D vitamini türevlerinden yeni nesil steroidsiz reçeteli kremlere kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor.</p>

<p>Sedef hastalığı, bağışıklık sisteminin de rol oynadığı kronik ve iltihabi bir hastalık. Özellikle hafif ve sınırlı plak tipi sedef hastalığında cilde uygulanan tedaviler belirtileri kontrol altına alabiliyor. Bununla birlikte hiçbir krem hastalığı kalıcı olarak ortadan kaldırmıyor ve herkeste aynı sonucu vermiyor.[1][7]</p>

<p>En Etkili Sedef Hastalığı Kremi Herkes İçin Aynı Değil</p>

<p>Kremin gücü kadar hastalığın vücudun hangi bölümünde bulunduğu da tedaviyi belirliyor. Dirsek ve dizlerdeki kalın plaklarda kullanılan bir ürünün yüz, koltuk altı, kasık veya meme altı gibi hassas bölgelerde kullanılması uygun olmayabiliyor.</p>

<p>Kortikosteroid içeren kremler, plak tipi sedef hastalığında kızarıklığı, iltihabı ve kaşıntıyı hızlı biçimde azaltabilen temel tedaviler arasında yer alıyor. Ancak ürünlerin etki gücü birbirinden farklı olduğu için güçlü bir kortikosteroidin uzun süre veya hassas bölgelerde kontrolsüz kullanılması cilt incelmesi, çatlaklar, kılcal damarların belirginleşmesi ve renk değişiklikleri gibi sorunlara yol açabiliyor.[1]</p>

<p>Bu nedenle kortikosteroid tedavisinin gücü, süresi ve uygulama bölgesi hekim tarafından belirlenmeli. Uzun dönem kontrol amacıyla D vitamini analogları, tazaroten veya bazı bağışıklık düzenleyici kremler kortikosteroidlerle dönüşümlü ya da birlikte kullanılabiliyor.[1]</p>

<p>Reçetesiz Kremler Hangi Belirtileri Azaltabilir?</p>

<p>Yoğun kıvamlı ve parfüm içermeyen nemlendiriciler, cildin su kaybını azaltarak kuruluk, çatlama ve pullanmayı hafifletebiliyor. Nemlendiricilerin banyo veya duş sonrasında hafif nemli cilde uygulanması, suyun ciltte tutulmasına yardımcı oluyor.[2]</p>

<p>Bazı ülkelerde reçetesiz satılabilen düşük güçlü hidrokortizon ürünleri, yalnızca birkaç küçük ve hafif plakta kaşıntı ile iltihabı azaltabiliyor. Ancak yaygın, kalın veya dirençli plaklarda reçetesiz ürünler genellikle yeterli olmuyor.[2]</p>

<p>Salisilik asit, üre ve laktik asit içeren keratolitik ürünler ise kalınlaşmış deri tabakasını yumuşatarak pulların uzaklaşmasını kolaylaştırıyor. Pulların azalması, diğer ilaçların cilde daha iyi ulaşmasına yardımcı olabiliyor. Buna karşılık salisilik asidin gereğinden sık veya yoğun kullanılması kuruluk, kızarıklık ve tahrişi artırabiliyor.[1][2]</p>

<p>Kömür katranı içeren ürünler kaşıntı, kızarıklık ve pullanmayı azaltabilse de keskin kokusu, giysileri lekelemesi ve cildi tahriş edebilmesi kullanımını sınırlayabiliyor.[2]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Steroidsiz Yeni Krem Sekiz Haftada Belirgin Fark Oluşturdu</p>

<p>Yeni nesil seçeneklerden roflumilast, inflamasyonda görev alan fosfodiesteraz-4 adlı enzimi baskılayan steroidsiz bir krem olarak geliştirildi.</p>

<p>Toplam 881 yetişkin ve çocuk hastanın katıldığı, sekiz hafta süren iki randomize ve çift kör Faz 3 araştırmasında katılımcılar roflumilast veya etken madde içermeyen taşıyıcı krem kullandı. Tedavi başarısı, lezyonların temiz veya neredeyse temiz hale gelmesinin yanında başlangıca göre en az iki derecelik iyileşme olarak tanımlandı.[3][4]</p>

<p>İlk araştırmada tedavi başarısı roflumilast kullananlarda yüzde 41,5, karşılaştırma grubunda yüzde 5,8 olarak ölçüldü. İkinci araştırmada oranlar sırasıyla yüzde 36,7 ve yüzde 7,1 oldu.[3][4]</p>

<p>ABD’deki düzenleyici kurum roflumilast kremin yüzde 0,3’lük formunu, kıvrım bölgeleri dâhil plak tipi sedef hastalığı bulunan 6 yaş ve üzerindeki kişiler için onayladı. Krem günde bir kez uygulanıyor.[4]</p>

<p>Araştırmalar roflumilastın taşıyıcı kremden daha etkili olduğunu gösterse de ilaç, aynı çalışmalarda güçlü kortikosteroidler veya diğer aktif sedef tedavileriyle doğrudan karşılaştırılmadı. Bu nedenle sonuçlar “bütün sedef kremlerinden daha etkili” biçiminde yorumlanmamalı.[3]</p>

<p>İkinci Steroidsiz Seçenekte Başarı Oranı Yüzde 40’a Ulaştı</p>

<p>Tapinarof adlı diğer yeni nesil krem, bağışıklık yanıtı ve cilt bariyerinin düzenlenmesinde rol oynayan aril hidrokarbon reseptörü üzerinden etki gösteriyor. İlacın tedavi edici mekanizmasının bütün ayrıntıları ise henüz tam olarak açıklığa kavuşmuş değil.[5][6]</p>

<p>Toplam 1025 yetişkinin katıldığı iki Faz 3 araştırmasında tapinarof yüzde 1 krem, günde bir kez ve 12 hafta boyunca uygulandı. İlk araştırmada tedavi başarısı tapinarof grubunda yüzde 36, taşıyıcı krem grubunda yüzde 6 olarak kaydedildi. İkinci araştırmada oranlar yüzde 40’a karşı yüzde 6 oldu.[5][6]</p>

<p>Tapinarof, ABD’de yetişkinlerde plak tipi sedef hastalığının cilt üzerine uygulanan tedavisi için onaylı bulunuyor. Çocukluk çağındaki sedef hastalığı için güvenliği ve etkinliği ise mevcut ürün bilgisinde kesinleşmiş kabul edilmiyor.[6]</p>

<p>Roflumilast ve tapinarof farklı sürelerde, farklı hasta gruplarında ve birbirinden bağımsız araştırmalarda incelendi. Bu nedenle çalışmalardaki yüzdeleri yan yana koyarak iki ilaç arasında doğrudan üstünlük karşılaştırması yapmak bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>Yan Etkiler Kremden Kreme Değişiyor</p>

<p>Roflumilast araştırmalarında en sık bildirilen istenmeyen etkiler ishal, baş ağrısı, uykusuzluk, bulantı ve uygulama bölgesinde ağrı oldu. İshal roflumilast kullananların yüzde 3,1’inde, baş ağrısı yüzde 2,4’ünde görüldü.[4]</p>

<p>Orta veya ağır karaciğer yetmezliği bulunanların roflumilast kullanmaması gerekiyor. Bazı ilaçlar roflumilastın kandaki düzeyini artırabildiği için hastaların kullandıkları diğer ilaçları hekimlerine bildirmesi önem taşıyor.[4]</p>

<p>Tapinarof araştırmalarında en dikkat çekici yan etki, katılımcıların yüzde 20’sinde bildirilen kıl kökü iltihabı oldu. Burun ve boğaz enfeksiyonu benzeri yakınmalar yüzde 11, kontakt dermatit yüzde 7, baş ağrısı yüzde 4 oranında kaydedildi.[6]</p>

<p>Kremin sürüldüğü bölgede artan kızarıklık, şiddetli yanma, kabarcık, yaygın döküntü veya belirgin kötüleşme gelişmesi durumunda ürünün değerlendirilmesi için sağlık uzmanına başvurulmalı.</p>

<p>Yüz ve Kıvrım Bölgelerinde Daha Fazla Dikkat Gerekiyor</p>

<p>Yüz, göz çevresi, kasık, koltuk altı ve genital bölge gibi cildin ince olduğu alanlarda güçlü kortikosteroidlerin uzun süre kullanılması yan etki riskini artırıyor.</p>

<p>Bu bölgelerde düşük güçlü ve kısa süreli kortikosteroidlerin yanı sıra bazı kalsinörin inhibitörleri hekim kararıyla kullanılabiliyor. Kalsinörin inhibitörlerinin sedef hastalığındaki kullanımı bazı ülkelerde ruhsat dışı kabul edilse de özellikle yüz ve genital bölge lezyonlarında tedavi seçeneği olarak değerlendirilebiliyor.[1]</p>

<p>Kıvrım bölgelerindeki plak tipi sedef hastalığı için onaylanmış steroidsiz roflumilast da hassas alanlarda değerlendirilebilecek seçeneklerden biri. Ancak ürünün yaş sınırı, karaciğer hastalıkları ve ilaç etkileşimleri göz önünde bulundurulmalı.[4]</p>

<p>Kremler Yetmediğinde Tedavinin Yeniden Planlanması Gerekiyor</p>

<p>Sedef hastalığı geniş bir vücut alanını kaplıyorsa, saçlı deri veya tırnakları belirgin biçimde etkiliyorsa ya da günlük yaşamı bozuyorsa yalnızca krem kullanmak yeterli olmayabilir. Bu durumda fototerapi, ağızdan kullanılan ilaçlar veya biyolojik tedaviler gündeme gelebiliyor.[7]</p>

<p>Parmaklarda şişme, eklem ağrısı, sabah tutukluğu veya topuk ağrısı bulunması da ayrıca önem taşıyor. Bu belirtiler sedef hastalığına eşlik edebilen eklem tutulumunun işareti olabileceği için yalnızca cilt kremleriyle geçiştirilmemeli.[7]</p>

<p>Roflumilast ve tapinarof için aktarılan onaylar ABD’deki düzenleyici kararlara dayanıyor. Bu durum ürünlerin Türkiye’de otomatik olarak ruhsatlı, geri ödeme kapsamında veya eczanelerde erişilebilir olduğu anlamına gelmiyor. Türkiye’deki güncel durum ürün ve etken madde bazında kontrol edilmeli.</p>

<p>Sedef hastalığı kremi seçiminde belirleyici olan, ürünün popülerliği değil hastalığın türü, bulunduğu bölge ve şiddeti. Reçetesiz ürünler hafif belirtileri azaltabilse de yaygın veya dirençli sedef hastalığında tanının doğrulanması ve tedavinin kişiye göre düzenlenmesi gerekiyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Elmets CA, Korman NJ, Prater EF, ve diğerleri. Joint AAD–NPF Guidelines of Care for the Management and Treatment of Psoriasis With Topical Therapy and Alternative Medicine Modalities for Psoriasis Severity Measures. Journal of the American Academy of Dermatology. 2021;84(2):432-470. DOI: 10.1016/j.jaad.2020.07.087.</p>

<p>[2] American Academy of Dermatology Association. What Psoriasis Treatments Are Available Without a Prescription? 2026.</p>

<p>[3] Lebwohl MG, Kircik LH, Moore AY, ve diğerleri. Effect of Roflumilast Cream vs Vehicle Cream on Chronic Plaque Psoriasis: The DERMIS-1 and DERMIS-2 Randomized Clinical Trials. JAMA. 2022;328(11):1073-1084. DOI: 10.1001/jama.2022.15632.</p>

<p>[4] U.S. Food and Drug Administration. ZORYVE, Roflumilast Cream Prescribing Information. Ekim 2025’te güncellenmiştir.</p>

<p>[5] Lebwohl MG, Gold LS, Strober B, ve diğerleri. Phase 3 Trials of Tapinarof Cream for Plaque Psoriasis. New England Journal of Medicine. 2021;385(24):<a href="tel:2219-2229">2219-2229</a>. DOI: 10.1056/NEJMoa2103629.</p>

<p>[6] U.S. Food and Drug Administration. VTAMA, Tapinarof Cream Prescribing Information. Aralık 2024’te güncellenmiştir.</p>

<p>[7] American Academy of Dermatology Association. Psoriasis Clinical Guideline. 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KOZMETİK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/sedef-hastaligi-kremi-secerken-bilinmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6320.jpeg" type="image/jpeg" length="62560"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beşiktaş’ta Dusan Vlahovic gelişmesi: Teklif yeniden masada]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/besiktasta-dusan-vlahovic-gelismesi-teklif-yeniden-masada</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/besiktasta-dusan-vlahovic-gelismesi-teklif-yeniden-masada" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın dünyaca ünlü santrfor Dusan Vlahovic için yaptığı teklifin yeniden gündeme geldiği öne sürüldü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Juventus ile sözleşmesi sona eren Sırp golcünün, Avrupa’dan beklediği somut adımların gelmemesi üzerine siyah-beyazlıların teklifini yeniden değerlendirmeye başladığı iddia edildi.</p>

<p>Beşiktaş’ın santrfor transferinde gündemindeki Dusan Vlahovic dosyasında dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Sırp futbolcunun daha önce beklemeye aldığı seçenekleri yeniden masaya yatırdığı ve temsilcilerinin Beşiktaş ile tekrar temas kurmaya hazırlandığı ileri sürüldü.</p>

<p>İddialara göre siyah-beyazlılar, 26 yaşındaki santrfora üç yıllık sözleşme ve sezon başına 8 milyon avro net ücret teklif etti. Oyuncuya ayrıca 10 milyon avroya ulaşan imza parası önerildiği de öne sürüldü. Taraflar arasında anlaşma sağlandığına ilişkin resmî bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Vlahovic bonservisini elinde bulunduruyor</p>

<p>Dusan Vlahovic’in Juventus ile olan sözleşmesi 30 Haziran 2026 tarihinde sona erdi. İtalyan kulübüyle yürütülen yeni sözleşme görüşmelerinde maaş, bonus ve imza parası talepleri konusunda uzlaşma sağlanamadı. Böylece Sırp santrfor, 1 Temmuz itibarıyla bonservisini eline aldı.</p>

<p>Bonservis bedeli gerektirmemesi, Vlahovic’i Avrupa transfer piyasasının dikkat çeken isimlerinden biri hâline getiriyor. Ancak oyuncunun yüksek yıllık ücret ve imza parası beklentisi, transfer sürecinin önündeki en önemli başlık olarak gösteriliyor.</p>

<p>Beşiktaş teklifini beklemeye almıştı</p>

<p>Vlahovic’in kariyerine Avrupa’nın üst düzey liglerinde devam etmek istediği ve bu nedenle Beşiktaş’tan gelen teklife daha önce kesin yanıt vermediği iddia edilmişti. Barcelona başta olmak üzere farklı Avrupa kulüplerinden teklif bekleyen Sırp futbolcunun, beklediği somut girişimlerin gerçekleşmemesi üzerine seçeneklerini yeniden değerlendirdiği belirtiliyor.</p>

<p>Oyuncunun temsilcilerinin ilk temas kurabileceği kulüplerden birinin Beşiktaş olduğu öne sürülürken, içinde bulunulan haftanın transfer süreci açısından belirleyici olabileceği ifade edildi.</p>

<p>Dusan Vlahovic kimdir?</p>

<p>28 Ocak 2000 tarihinde Belgrad’da doğan Dusan Vlahovic, santrfor pozisyonunda görev yapıyor. Profesyonel kariyerine Partizan’da başlayan Sırp oyuncu, daha sonra Fiorentina ve Juventus formalarını giydi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fizik gücü, sol ayağı ve ceza sahasındaki bitiriciliğiyle öne çıkan Vlahovic, 2025-2026 sezonunda Juventus formasıyla bütün kulvarlarda 23 karşılaşmada 10 gol ve 2 asist üretti.</p>

<p>Beşiktaş Vlahovic transferinde son durum</p>

<p>Beşiktaş’ın sunduğu teklifin yeniden masada olduğu iddia edilse de oyuncunun siyah-beyazlılarla anlaşmaya vardığına ilişkin doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor. Transferin seyrini yıllık ücret, imza parası ve Vlahovic’in Avrupa’dan alabileceği diğer teklifler belirleyecek.</p>

<p>Siyah-beyazlıların golcü transferini kısa süre içerisinde sonuçlandırmak istediği belirtilirken, Vlahovic cephesinden gelecek yanıt bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SPOR</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/besiktasta-dusan-vlahovic-gelismesi-teklif-yeniden-masada</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/futbol-kulis/i-m-g-5659.jpeg" type="image/jpeg" length="75308"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Marcello Malpighi: Mikroskobun Altında Bedenin Görünmeyen Dünyasını Keşfeden Hekim]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/marcello-malpighi-mikroskobun-altinda-bedenin-gorunmeyen-dunyasini-kesfeden-hekim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/marcello-malpighi-mikroskobun-altinda-bedenin-gorunmeyen-dunyasini-kesfeden-hekim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[William Harvey kanın vücutta dolaştığını göstermişti. Ancak atardamarlardaki kanın toplardamarlara nasıl geçtiği hâlâ doğrudan görülemiyordu. Marcello Malpighi, mikroskobunu kurbağanın akciğerine çevirdiğinde dolaşım kuramının gözle görülemeyen bağlantısını görünür hâle getirdi: pulmoner kılcal damarlar. Fakat onun bilim tarihindeki asıl devrimi yalnızca yeni yapılar keşfetmesi değildi. Malpighi, insan bedeninin çıplak gözle görülemeyen bir anatomisi olduğunu gösterdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kan, atardamarlardan toplardamarlara nasıl geçiyordu?<br />
yüzyılın ortalarında bu soru, fizyolojinin en önemli bilinmezlerinden biriydi.<br />
William Harvey, 1628 yılında yayımladığı çalışmasıyla kanın kalp tarafından pompalanarak vücutta dolaştığını ortaya koymuştu. Ancak dolaşım sisteminin önemli bir parçası hâlâ görünmüyordu.<br />
Atardamarlar vardı.<br />
Toplardamarlar vardı.<br />
Peki ikisinin arasında ne vardı?<br />
Çıplak gözle bakıldığında cevap yoktu.<br />
Çünkü cevabı görebilmek için yalnızca daha dikkatli bakmak değil, insan gözünün sınırlarını aşmak gerekiyordu.<br />
Bunu yapan kişi Marcello Malpighi oldu.<br />
1661 yılında mikroskop altında incelediği kurbağa akciğerinde, çok ince damarların bir ağ oluşturarak küçük atardamarlarla toplardamarlar arasında bağlantı kurduğunu gözlemledi.<br />
Böylece Harvey'nin dolaşım kuramında varlığı öngörülen ancak doğrudan gösterilemeyen damar bağlantısı mikroskop altında görünür hâle gelmiş oldu.<br />
Harvey ile aynı yılda doğan çocuk<br />
Marcello Malpighi, 1628 yılında Bologna yakınlarındaki Crevalcore'da dünyaya geldi.<br />
Bilim tarihi açısından dikkat çekici bir tesadüftü bu.<br />
Malpighi'nin doğduğu yıl William Harvey, kan dolaşımına ilişkin büyük eserini yayımlıyordu.<br />
Yıllar sonra Malpighi, Harvey'nin ortaya koyduğu dolaşım sisteminin gözle görülemeyen bağlantısını mikroskop yardımıyla gösterecekti.<br />
Malpighi tıp eğitimi aldı ve akademik yaşamında Bologna, Pisa ve Messina gibi dönemin önemli bilim merkezlerinde çalıştı.<br />
Ancak onu çağdaşlarından ayıran temel özellik, anatomiye bakış biçimiydi.<br />
Yüzyıllar boyunca anatomistler insan ve hayvan bedenlerini kesip açmış, organların biçimini, büyüklüğünü ve birbirleriyle ilişkilerini incelemişti.<br />
Vesalius insan bedeninin büyük anatomik yapısını ayrıntılarıyla ortaya koymuştu.<br />
Harvey ise kanın beden içindeki dolaşımını deneysel gözlemlerle açıklamıştı.<br />
Malpighi şimdi bu yapının çıplak gözle görülemeyen dünyasına bakıyordu.<br />
Gözün göremediği yapıları incelemek.<br />
Mikroskop onun elinde yalnızca nesneleri büyüten bir araç olmadı.<br />
Yeni bir anatominin kapısını açtı.<br />
Bir kurbağanın akciğerinde görülen büyük bağlantı<br />
1661 yılı.<br />
Malpighi'nin önünde bir kurbağanın akciğeri vardı.<br />
Kurbağa gibi küçük hayvanların ince ve kısmen saydam dokuları, damar yapılarının mikroskop altında incelenmesini kolaylaştırıyordu.<br />
Malpighi akciğer dokusuna baktığında son derece ince damarların dallandığını gördü.<br />
Bu damarlar giderek küçülüyor, karmaşık bir ağ oluşturuyor ve daha sonra başka damarlarla birleşiyordu.<br />
Bir tarafta atardamar sistemi vardı.<br />
Diğer tarafta toplardamar sistemi.<br />
Aralarında ise daha önce bu açıklıkla gösterilememiş ince bir damar ağı bulunuyordu.<br />
Pulmoner kılcal damarlar.<br />
Malpighi'nin gözlemi, kanın küçük atardamarlardan küçük toplardamarlara nasıl geçtiğini açıklayan anatomik bağlantıyı ortaya koydu.<br />
Dolaşım artık yalnızca büyük damarların oluşturduğu bir sistem değildi.<br />
Kan, organların içinde gözle görülemeyecek kadar ince damar ağları boyunca ilerliyordu.<br />
Bu keşif, William Harvey'nin kan dolaşımına ilişkin yaklaşık otuz yıl önce ortaya koyduğu kuramın mikroskobik düzeydeki en önemli desteklerinden biri oldu.<br />
Akciğer artık homojen bir doku değildi<br />
Malpighi'nin akciğer üzerindeki çalışmaları yalnızca kılcal damarlarla sınırlı kalmadı.<br />
O döneme kadar akciğer dokusunun yapısı hakkında çok farklı görüşler bulunuyordu.<br />
Malpighi mikroskop altında yaptığı incelemelerde akciğerin homojen bir et parçası olmadığını gösterdi.<br />
Dokunun çok sayıda küçük hava boşluğundan ve bunların çevresinde uzanan ince damar ağlarından oluştuğunu gözlemledi.<br />
Bu gözlemler, bugün alveoller olarak bildiğimiz yapıların erken anatomik tanımları arasında kabul edilir.<br />
Malpighi henüz modern solunum fizyolojisini açıklayabilecek bilgiye sahip değildi.<br />
Oksijenin nasıl taşındığı bilinmiyordu.<br />
Gaz değişiminin fizyolojik mekanizmaları henüz tam olarak açıklanmamıştı.<br />
Ancak onun gördüğü yapı son derece önemliydi:<br />
Hava ile kan, akciğerin içinde birbirine olağanüstü derecede yaklaştırılıyordu.<br />
Bu gözlem, daha sonraki yüzyıllarda solunum fizyolojisinin anlaşılmasına uzanan yolun önemli başlangıç noktalarından biri oldu.<br />
Anatominin sınırları küçüldükçe genişledi<br />
Malpighi'nin başarısı ona yeni bir soru sordurdu:<br />
Akciğerin içinde çıplak gözle görülemeyen bir dünya varsa, diğer organlarda neler saklanıyordu?<br />
Mikroskobunu bu kez böbreğe çevirdi.<br />
Karaciğeri inceledi.<br />
Dalağa baktı.<br />
Deriyi ve dili araştırdı.<br />
Her organın içinde, büyük anatomik yapıların ötesinde çok daha ince bir düzen bulunduğunu gördü.<br />
Böbreğin mikroskobik yapısını inceleyerek bugün glomerül olarak adlandırdığımız küçük damar yumaklarını tanımladı.<br />
Bu gözlemler, böbreğin süzme sisteminin mikroskobik yapısının anlaşılmasına giden yolun en önemli erken adımlarından biri oldu.<br />
Dalakta mikroskobik yapıların tanımlanmasına önemli katkılar sağladı. Dalaktaki bazı lenfoid yapılar daha sonra onun adıyla ilişkilendirildi.<br />
Derinin farklı tabakalarını ve dil üzerindeki papillaları araştırdı.<br />
Karaciğerin mikroskobik organizasyonunu anlamaya yönelik gözlemler yaptı.<br />
Malpighi'nin çalışmaları, organların yalnızca dış görünüşleri ve büyük yapılarıyla değil, mikroskobik mimarileriyle de anlaşılması gerektiğini gösteriyordu.<br />
Bugün histoloji olarak bildiğimiz alan henüz bağımsız bir bilim dalı hâline gelmemişti.<br />
Fakat onun temelleri atılıyordu.<br />
Ve Malpighi bu temellerin en önemli isimlerinden biriydi.<br />
Mikroskop yalnızca insan bedenini göstermedi<br />
Malpighi'nin merakı tıpla sınırlı değildi.<br />
Böcekleri inceledi.<br />
İpek böceğinin gelişimini araştırdı.<br />
Bitki dokularını mikroskop altında gözlemledi.<br />
Tavuk embriyolarının gelişimini takip etti.<br />
Embriyonun erken dönemlerinde kalp ve diğer yapıların oluşumuna ilişkin ayrıntılı gözlemler ve çizimler yaptı.<br />
Çalışmaları, embriyolojinin yanı sıra bitki ve hayvanların mikroskobik anatomisinin gelişmesine de önemli katkılar sağladı.<br />
Malpighi'nin araştırmalarının ortak bir noktası vardı:<br />
Doğada görünen yapının altında başka bir yapı daha bulunuyordu.<br />
Bir yaprağın içinde damarlar vardı.<br />
Bir böceğin içinde karmaşık organ sistemleri bulunuyordu.<br />
Bir böbreğin içinde çıplak gözle seçilemeyen damar yapıları yer alıyordu.<br />
Bir akciğerin içinde ise kan ile havayı birbirine olağanüstü derecede yaklaştıran mikroskobik bir mimari vardı.<br />
Malpighi, yaşamın büyük yapılarının daha küçük yapılardan oluştuğunu gösteriyordu.<br />
Yeni bir araç, eski düşüncelere meydan okuyordu<br />
Mikroskobun bilimsel araştırmalarda kullanılmaya başlanması herkes tarafından kolaylıkla kabul edilmedi.<br />
Bazı geleneksel anatomistler, mikroskopla görülen yapıların tıp açısından ne kadar anlamlı olduğunu sorguluyordu.<br />
Yeni bir araçla ortaya çıkarılan yeni bir dünyanın güvenilirliği de tartışılıyordu.<br />
Malpighi'nin çalışmaları da eleştirilerle karşılaştı.<br />
Fakat o gözlem yapmaya devam etti.<br />
Çünkü bilim tarihinde yeni araçlar yalnızca daha önce bilinmeyen şeyleri göstermez.<br />
Aynı zamanda neyin görülebilir ve neyin araştırılabilir olduğunu da değiştirir.<br />
Teleskop gökyüzüne bakışı değiştirmişti.<br />
Mikroskop ise yaşamın içine bakışı değiştirecekti.<br />
Malpighi bu bilimsel dönüşümün merkezindeki isimlerden biri oldu.<br />
Çalışmaları Avrupa'da geniş yankı buldu ve 1669 yılında Royal Society üyeliğine seçildi.<br />
Bir keşiften daha fazlası<br />
Malpighi'nin kılcal damarları göstermesi, bilim tarihindeki önemini tek başına açıklamaya yeterdi.<br />
Ancak onun yaptığı bundan daha büyüktü.<br />
İnsan bedenini anlamak için yalnızca organlara bakmanın yeterli olmadığını gösterdi.<br />
Organların içinde de keşfedilmeyi bekleyen başka bir dünya vardı.<br />
Bu düşünce, daha sonraki yüzyıllarda histolojinin gelişmesine zemin hazırladı.<br />
Bu yaklaşım, sonraki yüzyıllarda histolojinin ve mikroskobik patolojinin gelişeceği bilimsel zeminin oluşmasına önemli katkı sağlayacaktı.<br />
Hücresel patoloji ise çok daha sonra, hastalığın yalnızca organlarda değil, hücrelerde meydana gelen değişikliklerle de anlaşılabileceğini gösterecekti.<br />
Malpighi bütün bunları bilmiyordu.<br />
Fakat mikroskobunu bir dokunun üzerine çevirdiğinde tıbbın izleyeceği yönlerden birini göstermişti.<br />
Daha yakından bakmak.<br />
Malpighi'nin bıraktığı miras<br />
Marcello Malpighi 1694 yılında hayatını kaybetti.<br />
Ancak adı bugün hâlâ anatominin ve biyolojinin farklı alanlarında yaşamaya devam ediyor.<br />
Malpighi tabakası.<br />
Dalaktaki Malpighi cisimcikleri.<br />
Böceklerde Malpighi tüpleri.<br />
Terminoloji zaman içinde değişse de onun bilim tarihindeki yeri değişmedi.<br />
Malpighi'nin asıl mirası ise hiçbir anatomik yapının adından daha büyüktür.<br />
O, insan bedeninin iki ayrı dünyası olduğunu gösterdi.<br />
Gözle görülen dünya.<br />
Ve ancak bir merceğin arkasından bakıldığında ortaya çıkan dünya.<br />
Kendisinden önce anatomistler bedenin haritasını büyük ölçüde çıplak gözle çizmişti.<br />
Malpighi bu haritanın içine yeni yollar, yeni ağlar ve yeni yapılar ekledi.<br />
1661 yılında bir kurbağanın akciğerinde gördüğü ince damar ağı yalnızca atardamarlarla toplardamarları birbirine bağlamadı.<br />
İki bilim çağını da birbirine bağladı.<br />
Çıplak gözün anatomisinden mikroskobik anatomiye geçişi.<br />
Ve tıp, o günden sonra insan bedenine bir daha hiçbir zaman yalnızca çıplak gözle bakmadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİYOGRAFİ, TIP TARİHİ</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/marcello-malpighi-mikroskobun-altinda-bedenin-gorunmeyen-dunyasini-kesfeden-hekim</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6317.jpeg" type="image/jpeg" length="32727"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Faz 1 Pankreas Kanseri Aşısında Yüzde 90 Bağışıklık Yanıtı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/faz-1-pankreas-kanseri-asisinda-yuzde-90-bagisiklik-yaniti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/faz-1-pankreas-kanseri-asisinda-yuzde-90-bagisiklik-yaniti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pankreas kanseri gelişme riski yüksek 20 kişiyle yürütülen ilk insan çalışmasında, deneysel aşının katılımcıların yüzde 90’ında hedeflenen bağışıklık yanıtını oluşturduğu bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yanıtın bazı katılımcılarda iki yıla kadar sürmesi dikkat çekerken araştırma, aşının kanseri önlediğini kanıtlayacak büyüklükte değildi.</p>

<p>Pankreas kanseri aşısı geliştirme çalışmalarında dikkat çekici bir eşik aşıldı. Faz 1 düzeyindeki ilk insan araştırmasında, kalıtsal yatkınlığı ve görüntülemeyle belirlenmiş pankreas anomalisi bulunan 20 kişiye deneysel KRAS aşısı uygulandı. Katılımcıların 18’inde mutasyona özgü T hücresi yanıtı gelişti.[1]</p>

<p>Ortanca 16,5 aylık takipte hiçbir katılımcıda pankreas kanseri görülmedi. Ancak araştırmacılar, çalışmanın esas olarak güvenliği ve bağışıklık yanıtını değerlendirmek üzere tasarlandığını, bu sonucun aşının kanseri önlediğini göstermediğini özellikle vurguladı.[1][3]</p>

<p>Pankreas Kanseri Aşısı KRAS Mutasyonlarını Hedefliyor</p>

<p>Araştırmada kullanılan mKRAS-VAX, pankreas duktal adenokarsinomunda sık görülen altı KRAS mutasyonuna ait sentetik uzun peptitleri içeren deneysel bir aşı olarak geliştirildi. Peptitler, bağışıklık sistemine kanserleşme sürecinde ortaya çıkabilecek anormal protein parçalarını tanıtmayı amaçlıyor.[1]</p>

<p>KRAS, hücrelerin büyümesini ve çoğalmasını düzenleyen bir gen. Bu gendeki bazı değişiklikler hücrelere sürekli çoğalma sinyali göndererek kanser gelişimini destekleyebiliyor. KRAS mutasyonlarının pankreas duktal adenokarsinomlarının yüzde 90’ından fazlasında ve pankreastaki birçok kanser öncüsü lezyonda bulunduğu bildiriliyor.[1][4]</p>

<p>Aşı, gribe veya bulaşıcı hastalıklara karşı kullanılan klasik aşılardan farklı çalışıyor. Amaç bir virüse karşı antikor oluşturmak değil, bağışıklık sisteminin mutant KRAS taşıyan hücreleri tanımasını ve bu hücrelere karşı T hücresi yanıtı geliştirmesini sağlamak.</p>

<p>Çalışma Nasıl Yapıldı?</p>

<p>Tek kollu ve açık etiketli Faz 1 çalışmaya, kalıtsal olarak pankreas kanseri riski yüksek olan ve görüntüleme incelemelerinde çoğunlukla küçük kist biçiminde pankreas anomalisi saptanan 20 kişi alındı.[1][2]</p>

<p>Katılımcılara aşı deri altından uygulandı. İlk dozlar birinci, üçüncü ve beşinci haftalarda, güçlendirici doz ise 13’üncü haftada verildi. Aşıya, bağışıklık yanıtını artırmak amacıyla bir yardımcı madde eşlik etti.[1][2]</p>

<p>Belirli zamanlarda alınan kan örnekleriyle mutant KRAS’ı tanıyabilen T hücreleri ölçüldü. Katılımcılara uzun süreli bağışıklık takibi amacıyla yıllık kontrol seçeneği de sunuldu.[1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmada rastgele seçilmiş bir plasebo grubu bulunmadı. Bu nedenle aşılananlarla aşılanmayanlar arasında doğrudan ve kontrollü bir etkinlik karşılaştırması yapılamadı.</p>

<p>Katılımcıların Yüzde 90’ında Bağışıklık Yanıtı Oluştu</p>

<p>Aşı, 20 katılımcının 18’inde mutant KRAS’a karşı anlamlı T hücresi yanıtı meydana getirdi. Bağışıklık yanıtındaki ortanca artışın başlangıç düzeyine göre 18,2 kat olduğu bildirildi.[1][3]</p>

<p>İncelemelerde hem bağışıklık yanıtını düzenleyen CD4 pozitif T hücrelerinin hem de hedef hücreleri ortadan kaldırabilen CD8 pozitif T hücrelerinin aktive olduğu görüldü. Aşının ayrıca aynı hedefi daha sonra yeniden tanıyabilecek bellek T hücreleri oluşturduğu belirlendi.[3]</p>

<p>T hücresi reseptör dizilemesi, aşıyla ortaya çıkan bazı mutant KRAS’a özgü hücre klonlarının uygulamadan sonra iki yıla kadar kanda saptanabildiğini gösterdi.[1]</p>

<p>Uzun süreli bağışıklık hafızası, kanserleşmenin yıllar içinde gelişebildiği yüksek riskli gruplar açısından önemli kabul ediliyor. Bununla birlikte kanda T hücresi bulunması, bu hücrelerin pankreastaki kanser öncüsü dokulara ulaştığını veya kanseri kesin olarak engellediğini göstermiyor.</p>

<p>Yan Etkiler Hafif ve Orta Şiddette Kaldı</p>

<p>Çalışmada aşıyla ilişkili yan etkilerin birinci veya ikinci dereceyle sınırlı kaldığı bildirildi. En sık görülen sorunlar enjeksiyon bölgesinde reaksiyon, yorgunluk, titreme ve grip benzeri belirtilerdi.[1][3]</p>

<p>Bildirilen yan etkilerin tedavi gerektirmeden düzeldiği belirtildi. Küçük katılımcı sayısı nedeniyle seyrek görülebilecek veya uzun vadede ortaya çıkabilecek güvenlik sorunları hakkında kesin bir değerlendirme yapılması ise mümkün değil.</p>

<p>Faz 1 çalışmalarının temel amacı, bir ürünün geniş toplumda kullanılmasını desteklemekten önce ilk güvenlik verilerini ve uygun bağışıklık yanıtını incelemektir. Bu nedenle mevcut bulgular, aşının güvenlik profilinin kesinleştiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kanser Görülmemesi Koruyuculuğu Kanıtlamıyor</p>

<p>Ortanca 16,5 aylık takip süresinde katılımcıların hiçbirinde pankreas duktal adenokarsinomu veya ameliyat gerektiren yüksek riskli bir pankreas lezyonu gelişmedi.[1][3]</p>

<p>Bu sonuç dikkat çekici olsa da çalışmanın küçük olması, takip süresinin pankreas kanserinin gelişim sürecine kıyasla kısa kalması ve rastgele seçilmiş kontrol grubunun bulunmaması nedeniyle aşıya bağlanamıyor.</p>

<p>Katılımcıların yalnızca 20 kişiden oluşması, çalışmanın nadir bir hastalık sonucundaki gerçek farkı gösterecek istatistiksel güce sahip olmadığı anlamına geliyor. Bazı katılımcıların aşı yapılmasa da takip süresi boyunca kanser geliştirmemesi beklenebilir.</p>

<p>Bu nedenle “20 kişinin hiçbirinde kanser görülmedi” bulgusu, aşının pankreas kanserini yüzde 100 önlediği biçiminde yorumlanmamalı.</p>

<p>Pankreas Kistlerindeki Değişim Keşifsel Bulguydu</p>

<p>Araştırmacılar pankreas kistlerinin görüntüleme sonuçlarını da ikincil ve keşifsel bir ölçüm olarak değerlendirdi. Raporlanan karşılaştırmada, görüntüleme verisi değerlendirilebilen aşılı katılımcıların yüzde 37,5’inde kist küçülmesi veya kaybolması görüldü. Benzer özelliklere sahip aşılanmamış izlem grubunda bu oran yüzde 6,8 olarak bildirildi.[4]</p>

<p>Bu karşılaştırma rastgele ve kontrollü bir deneyden elde edilmedi. Pankreas kistlerinin boyutu zaman içinde kendiliğinden değişebildiği gibi görüntüleme yöntemi, ölçüm farklılıkları ve kistin biyolojik özellikleri de sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Araştırmacılar, kistlerdeki değişimin aşıdan kaynaklandığını söyleyebilmek için daha büyük ve kontrollü klinik araştırmalara ihtiyaç bulunduğunu belirtti.[4]</p>

<p>Aşı Kimler İçin Geliştiriliyor?</p>

<p>Bu pankreas kanseri aşısı genel nüfusa uygulanmak üzere test edilmedi. Çalışmaya, ailelerinde birden fazla pankreas kanseri vakası bulunanlar veya belirli kalıtsal gen değişikliklerini taşıyanlar gibi yüksek riskli kişiler dahil edildi.[2]</p>

<p>Katılımcılarda ayrıca görüntüleme yöntemiyle belirlenmiş pankreas anomalisi bulunması gerekiyordu. Dolayısıyla sonuçlar pankreas kanseri riski ortalama düzeyde olan kişilere, mevcut pankreas kanseri hastalarına veya ailesel yatkınlığı bulunmayan gruplara genellenemez.</p>

<p>Araştırılan yaklaşım, mevcut bir pankreas kanserini tedavi etmekten çok kanser öncüsü süreci bağışıklık sistemi aracılığıyla durdurmayı amaçlıyor. Bilimsel alanda bu strateji “kanserin önünü kesme” olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Tedavi Henüz Faz 1 Aşamasında</p>

<p>mKRAS-VAX, klinik araştırma kapsamında değerlendirilen deneysel bir üründür. Pankreas kanserini önlemek amacıyla rutin klinik kullanıma girmiş veya standart koruyucu tedavi olarak onaylanmış değildir.[1][2]</p>

<p>Devam eden araştırmada, yüksek risk özellikleri taşıyan ve cerrahi uygulanması planlanan pankreas kistlerine sahip yeni bir katılımcı grubu inceleniyor. Bu aşamada aşıdan sonra alınacak dokular analiz edilerek T hücrelerinin yalnızca kanda mı kaldığı, yoksa kanser öncüsü pankreas dokusuna da ulaşıp ulaşmadığı araştırılacak.[2][3]</p>

<p>Daha sonraki aşamalarda aşının gerçek koruyuculuğunu değerlendirebilmek için daha fazla katılımcının yer aldığı, daha uzun takipli ve uygun kontrol grubuna sahip araştırmalar gerekecek.</p>

<p>Çalışmanın Önemli Sınırlılıkları</p>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlılığı yalnızca 20 kişinin incelenmesi. Çalışma tek kollu olduğu için katılımcılar rastgele biçimde aşı ve plasebo gruplarına ayrılmadı.[1][2]</p>

<p>Ortanca 16,5 aylık izlem, pankreas kanserinin yıllara yayılan gelişim sürecini değerlendirmek için kısa kabul ediliyor. Ayrıca bağışıklık analizleri ağırlıklı olarak kandan yapıldı ve T hücrelerinin pankreas dokusundaki etkisi doğrudan gösterilmedi.[1][4]</p>

<p>Çalışmanın bazı yazarlarının aşı teknolojisiyle bağlantılı bir şirkette kurucu, ortak veya danışman olduğu, teknolojinin bu şirkete lisanslandığı ve bazı araştırmacıların olası telif gelirlerinden yararlanabileceği açıklandı.[1][3][4]</p>

<p>Elde edilen sonuçlar, KRAS mutasyonlarını kanser ortaya çıkmadan önce bağışıklık sistemiyle hedefleme fikrini destekleyen önemli bir ilk insan verisi sunuyor. Yüzde 90’lık bağışıklık yanıtı ve bazı yanıtların iki yıla kadar sürmesi, daha büyük araştırmaların yapılması için güçlü bir bilimsel gerekçe oluşturuyor.</p>

<p>Buna karşın çalışma henüz bir pankreas kanseri aşısının hastalığı önlediğini göstermiyor. Klinik koruyuculuk, uzun vadeli güvenlik ve kimlerin gerçekten fayda görebileceği ancak kontrollü ve geniş katılımlı araştırmalarla belirlenebilecek.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Haldar SD, Huff AL, Wang HH ve diğerleri. First-in-human testing of a mutant KRAS vaccine for pancreatic cancer interception in high-risk cohorts. Cancer Discovery. 2026. DOI: 10.1158/2159-8290.CD-25-2245. (AACR Journals⁠)</p>

<p>[2] National Cancer Institute. Mutant KRAS-Targeted Long Peptide Vaccine for Patients at High Risk of Developing Pancreatic Cancer. Faz 1 klinik araştırma kaydı. NCT05013216. 2026. (Clinical Trials⁠)</p>

<p>[3] Johns Hopkins Medicine. Experimental KRAS Vaccine Generates Immune Response Against Pancreatic Cancer in People at High Risk. 2026. (Hopkins Medicine⁠)</p>

<p>[4] American Association for Cancer Research. A Vaccine to Prevent Pancreatic Cancer in High-risk Individuals Was Safe and Elicited Durable Immune Responses. 2026. (AACR⁠) </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BİLİM</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/faz-1-pankreas-kanseri-asisinda-yuzde-90-bagisiklik-yaniti</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 06:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6315.jpeg" type="image/jpeg" length="72936"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mandalinanın görünmeyen gücü beyaz liflerinde saklı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/mandalinanin-gorunmeyen-gucu-beyaz-liflerinde-sakli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/mandalinanin-gorunmeyen-gucu-beyaz-liflerinde-sakli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mandalina dilimlerinin üzerinde kalan beyaz lifli zarlar çoğu zaman tamamen temizleniyor. Oysa albedo olarak adlandırılan bu bölüm pektin başta olmak üzere lif ve çeşitli bitkisel bileşikler içeriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mandalina tüketirken yapılan en yaygın uygulamalardan biri, dilimlerin üzerindeki beyaz liflerin tek tek ayıklanması. Bilimsel veriler, kabuğun iç kısmını oluşturan ve meyve dilimlerinin üzerinde kısmen kalan bu beyaz bölümün besin açısından değersiz olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Albedo adı verilen beyaz doku; pektin, selüloz ve çeşitli flavonoidler içeriyor. Bu nedenle zarların tamamen çıkarılması, mandalinanın yenilebilir lifli bölümlerinden bir kısmının kaybedilmesine neden olabiliyor.[3][4]</p>

<p>Mandalina C vitamini içeriyor ancak tek başına koruma sağlamıyor</p>

<p>Çiğ mandalinanın 100 gramında yaklaşık 53 kalori, 1,8 gram lif, 26,7 miligram C vitamini ve 166 miligram potasyum bulunuyor. Değerler mandalinanın çeşidine, olgunluk derecesine ve yetiştirilme koşullarına göre değişebiliyor.[1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C vitamini, bağışıklık sisteminin normal çalışmasında rol oynuyor. Aynı zamanda bağ dokusunun temel proteinlerinden biri olan kolajenin üretilmesi ve bitkisel kaynaklı demirin emilimi için gerekiyor.[2]</p>

<p>Ancak bu bilgiler, mandalinanın enfeksiyonları önleyen veya bağışıklık sistemini olağanüstü biçimde güçlendiren bir besin olduğu anlamına gelmiyor. Tek bir meyve ya da vitamin, dengeli beslenmenin ve genel sağlık alışkanlıklarının yerini tutmuyor.</p>

<p>C vitamini takviyeleri üzerine yapılan araştırmalar da genel toplumda soğuk algınlığına yakalanmayı belirgin biçimde engellediğini göstermiyor. Mandalinanın yararı, çeşitli meyve ve sebzelerin yer aldığı beslenme düzenine sağladığı katkıdan kaynaklanıyor.[2]</p>

<p>Mandalinanın beyaz zarında ne var?</p>

<p>Albedo, turunçgillerin renkli dış kabuğu ile sulu meyve kısmı arasında bulunan beyaz ve süngerimsi tabakaya verilen isim. Mandalina dilimlerinin üzerinde görülen beyaz lifli uzantılar da bu yapıyla bağlantılı dokular arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Mandalinanın farklı bölümlerini inceleyen laboratuvar çalışmalarında kabuk dokusunun meyve suyu ve posa kalıntılarına kıyasla daha yüksek ortalama fenolik ve flavonoid içeriğine sahip olduğu belirlendi. On dokuz farklı mandalina genotipinin incelendiği bir çalışmada en yüksek ortalama toplam fenolik ve flavonoid düzeyleri kabuk bölümünde ölçüldü.[3]</p>

<p>Doğrudan mandalina albedosunu inceleyen başka bir laboratuvar araştırmasında ise pektinin yanı sıra hesperidin, naringenin, kafeik asit ve kuersetin gibi çeşitli bileşikler saptandı.[4]</p>

<p>Bununla birlikte bu araştırmaların önemli bir bölümü meyve dokularının laboratuvarda hazırlanmış özütleri üzerinde gerçekleştirildi. Özütlerde ölçülen antioksidan etkinlik, beyaz zarın yenilmesiyle insan vücudunda aynı etkinin ortaya çıkacağını kanıtlamıyor.</p>

<p>“Pulpadan daha faydalı” iddiasına temkinli yaklaşılmalı</p>

<p>Mandalinanın beyaz zarının, meyvenin sulu kısmından kesin olarak daha yararlı olduğunu söylemek mümkün değil. Flavonoid miktarı mandalina çeşidine, meyvenin olgunluğuna, incelenen dokuya ve kullanılan ölçüm yöntemine göre önemli ölçüde değişebiliyor.[3]</p>

<p>Kabuk ve albedo bölümlerinde bazı bitkisel bileşiklerin daha yoğun bulunması, meyvenin sulu kısmının besin değerinin düşük olduğu anlamına gelmiyor. Meyvenin yenilebilir iç bölümü su, doğal karbonhidratlar, C vitamini ve başka mikro besinleri birlikte sağlıyor.</p>

<p>Bu nedenle en dengeli yaklaşım, dıştaki renkli kabuğu soymak ancak dilimlerin üzerinde kalan beyaz lifleri tamamen temizlemek için özel çaba göstermemek olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Flavonoidlerin laboratuvar ortamında antioksidan ve inflamasyonla ilişkili biyolojik etkiler gösterdiği biliniyor. Buna karşın mandalina albedosunun insanlarda iltihabi hastalıkları önlediğini veya tedavi ettiğini gösteren güçlü klinik araştırmalar bulunmuyor.[3][4]</p>

<p>Lif sindirime katkı sağlıyor</p>

<p>Mandalinadaki lifin bir bölümü pektin gibi çözünür liflerden oluşuyor. Lif, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine, dışkı hacminin korunmasına ve daha uzun süre tokluk hissedilmesine katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Beyaz zarların ayıklanmasıyla kaybedilen lif miktarı tek başına büyük olmayabilir. Ancak mandalinanın suyunu sıkmak yerine bütün olarak tüketilmesi, posa ve lifin daha fazla korunmasını sağlıyor.</p>

<p>Meyve suyunda doğal şeker daha hızlı tüketilebiliyor ve bütün meyveye kıyasla lif miktarı belirgin biçimde azalabiliyor. Bu nedenle kan şekeri kontrolü veya kilo yönetimi açısından mandalinanın bütün hâlde yenilmesi genellikle daha uygun bir seçenek olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Mandalina kilo verdirir mi?</p>

<p>Mandalina düşük enerji yoğunluğuna sahip bir meyve olsa da doğrudan yağ yakan veya tek başına kilo verdiren bir besin değil.</p>

<p>Bütün ve taze meyveler üzerine yapılan sistematik değerlendirmede, meyve tüketiminin fazla enerji alımına ve kilo artışına yol açmasının olası görünmediği bildirildi. Bazı kontrollü çalışmalar, bütün meyvenin daha yüksek kalorili yiyeceklerin yerine tüketilmesi durumunda kilo kontrolüne sınırlı katkı sağlayabileceğini gösterdi.[6]</p>

<p>Bu sonuçlar yalnızca mandalinaya özgü değil. Kilo değişimi toplam beslenme düzeni, porsiyonlar, fiziksel aktivite, uyku ve sağlık durumuyla birlikte şekilleniyor.</p>

<p>Potasyum kalp sağlığına nasıl katkı sağlıyor?</p>

<p>Potasyum; sinirlerin, kasların ve kalbin normal işleyişinde görev alan temel minerallerden biri. Besinlerden yeterli potasyum alınması, özellikle fazla sodyum tüketiminin azaltılmasıyla birlikte, kan basıncının kontrolünü destekleyebiliyor.[5]</p>

<p>Mandalina potasyum içermekle birlikte, tek başına günlük potasyum gereksinimini karşılayacak kadar yüksek miktar sağlamıyor. Bu nedenle “kalbi koruyan besin” gibi kesin ifadeler yerine, meyve ve sebzelerden zengin dengeli bir beslenmenin parçası olarak kalp-damar sağlığına katkı sağlayabileceğini söylemek daha doğru.</p>

<p>Kimler mandalina tüketirken dikkat etmeli?</p>

<p>Mandalina çoğu kişi için güvenli bir meyve. Ancak reflü yakınması bulunan bazı kişilerde turunçgillerin asitli yapısı yanma ve ağıza acı su gelmesi gibi belirtileri artırabiliyor.[7]</p>

<p>Diyabeti bulunan kişiler mandalinayı tamamen bırakmak zorunda değil. Meyvenin karbonhidrat içerdiği unutulmadan porsiyon miktarı ve öğünün diğer bileşenleri dikkate alınmalı. Meyve suyu yerine bütün mandalina tercih edilmesi lifin korunmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>İleri böbrek hastalığı nedeniyle potasyum kısıtlaması uygulayanların ise meyve seçimlerini kişisel kan değerlerine ve sağlık ekibinin önerilerine göre yapması gerekiyor. Mandalina birçok listeye göre daha düşük potasyumlu meyveler arasında yer alsa da porsiyon büyüklüğü önem taşıyor.</p>

<p>Mandalinanın beyaz liflerini ayıklamamak günlük lif ve bitkisel bileşik alımına küçük fakat anlamlı bir katkı sağlayabilir. Buna karşılık bu bölümün hastalıkları önlediği, bağışıklığı olağanüstü biçimde güçlendirdiği veya tedavi edici etki gösterdiği yönündeki iddialar mevcut insan araştırmalarıyla doğrulanmış değil.</p>

<p>En pratik yaklaşım, mandalinayı meyve suyu yerine bütün olarak tüketmek ve dilimlerin üzerinde kalan beyaz zarları temizlemek için uğraşmamak. Beyaz doku çöpe gönderilecek bir kusur değil, meyvenin doğal yapısının lifli bir parçası.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] ABD Tarım Bakanlığı Tarımsal Araştırma Servisi. FoodData Central: Tangerines, mandarin oranges, raw. FDC ID: 169105. (WhatYouEat⁠)</p>

<p>[2] National Institutes of Health, Office of Dietary Supplements. Vitamin C Fact Sheet for Health Professionals. Güncelleme: 2025. (Diyet Takviyeleri Ofisi⁠)</p>

<p>[3] Zhang H, Yang YF, Zhou ZQ. Phenolic and flavonoid contents of mandarin fruit tissues and their antioxidant capacity as evaluated by DPPH and ABTS methods. Journal of Integrative Agriculture. 2018;17(1):256-263. DOI: 10.1016/S2095-3119(17)61664-2 (AGRIS⁠)</p>

<p>[4] Aftab J, Abbas M, Sharif S ve diğerleri. LC-MS/MS Profiling, Antioxidant Potential and Cytotoxicity Evaluation of Citrus reticulata Albedo. Natural Product Communications. 2024;19(8). DOI: 10.1177/1934578X241272471 (Sage Journals⁠)</p>

<p>[5] Dünya Sağlık Örgütü. Increasing Potassium Intake to Reduce Blood Pressure and Risk of Cardiovascular Diseases in Adults. Güncelleme: 2023. (Dünya Sağlık Örgütü⁠)</p>

<p>[6] Guyenet SJ. Impact of Whole, Fresh Fruit Consumption on Energy Intake and Adiposity: A Systematic Review. Frontiers in Nutrition. 2019;6:66. DOI: 10.3389/fnut.2019.00066 (Frontiers⁠)</p>

<p>[7] National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Eating, Diet, and Nutrition for Gastroesophageal Reflux Disease. Güncelleme: 2025. (Diyabet ve Sindirim Enstitüsü⁠) </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>BESLENME</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/mandalinanin-gorunmeyen-gucu-beyaz-liflerinde-sakli</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 06:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6311.jpeg" type="image/jpeg" length="18956"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yatmadan 3 Saat Önce Yemeyi Bırakmak Kalbe İyi Geliyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/yatmadan-3-saat-once-yemeyi-birakmak-kalbe-iyi-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/yatmadan-3-saat-once-yemeyi-birakmak-kalbe-iyi-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tandomize kontrollü bir çalışma, son öğünü uyku saatinden en az üç saat önce bitirmenin gece tansiyonu, kalp hızı ve stres hormonu ritminde olumlu değişiklikler sağlayabileceğini gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bulgular umut verici olsa da araştırma, bu alışkanlığın kalp krizi veya inme riskini azalttığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Yatmadan 3 saat önce yemeyi bırakmanın kalp sağlığı üzerindeki etkisi, 36 ile 75 yaş arasındaki fazla kilolu veya obez yetişkinlerin katıldığı hakem değerlendirmesinden geçmiş bir klinik araştırmada incelendi. Ortalama 7,5 hafta süren çalışmada, yemek saatini uyku düzenine göre ayarlayan katılımcıların gece tansiyon ritmi, kalp hızı, kortizol düzeyi ve bazı glikoz yanıtlarında kontrol grubuna göre olumlu değişiklikler görüldü.[1]</p>

<p>Son Öğün Uyku Saatine Göre Ayarlandı</p>

<p>Araştırmaya alınan 39 kişi rastgele iki gruba ayrıldı. Müdahale grubundaki 21 katılımcıdan, günlük son öğünlerini alışılmış uyku saatlerinden en az üç saat önce bitirmeleri ve gece açlık süresini yaklaşık 13 ila 16 saate çıkarmaları istendi.[1]</p>

<p>Kontrol grubundaki 18 kişi ise yaklaşık 11 ila 13 saat süren alışılmış gece açlık düzenini korudu. Her iki grup da uyku saatinden önceki üç saat boyunca ortam ışığını azaltarak normal uyku, fiziksel aktivite ve kalori tüketimi alışkanlıklarını sürdürdü.[1]</p>

<p>Çalışma sonunda müdahale grubunun ortalama gece açlık süresi 14 saat 51 dakikaya ulaştı. Son öğün ile uyku arasındaki süre bu grupta ortalama 4 saat 24 dakika, kontrol grubunda ise 2 saat 41 dakika olarak ölçüldü.[1]</p>

<p>Katılımcıların belirlenen gece açlık süresine uyumu yüzde 88, uyku öncesinde en az üç saat yemek yememe kuralına uyumu ise yüzde 95 düzeyinde gerçekleşti.[1]</p>

<p>Gece Tansiyonundaki Doğal Düşüş Güçlendi</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu, diyastolik tansiyonun gece düşüşünde görüldü. Gece düşüşü, tansiyon ve kalp hızının uyku sırasında gündüz değerlerine göre azalmasını ifade ediyor. Bu ritim, kalp ve damar sisteminin gece dinlenme dönemine geçmesinin göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Yatmadan önce yemek yemeyen grupta diyastolik tansiyonun gündüzden geceye düşüşü, kontrol grubuna kıyasla yüzde 3,5 oranında iyileşti. Kalp hızının gece düşüşündeki fark ise yaklaşık yüzde 5 olarak hesaplandı.[1]</p>

<p>Bu sonuçlar, tansiyonun tek bir ölçümde ne kadar azaldığından çok, gündüz ve gece arasındaki fizyolojik ritmin güçlendiğini gösteriyor. Çalışma, bu değişimin ileride kalp krizi, felç veya kalp yetmezliği görülme sıklığını azaltıp azaltmadığını araştırmadı.[1][2]</p>

<p>Gece Kalp Hızı ve Kortizol Düzeyi Azaldı</p>

<p>Müdahale grubunda ortalama gece kalp hızı başlangıca göre dakikada 2,26 vuruş azalırken kontrol grubundaki değişim dakikada 0,03 vuruşla sınırlı kaldı. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu.[1]</p>

<p>Kalp atımları arasındaki sürenin doğal değişkenliğini gösteren kalp hızı değişkenliğinde de daha olumlu bir denge gözlendi. Bu bulgu, uyku sırasında kalbi hızlandıran sempatik sinir sistemi etkinliğinin azalması ve dinlenmeyle ilişkili parasempatik etkinliğin güçlenmesiyle uyumlu kabul edildi.[1]</p>

<p>Stres yanıtında rol oynayan kortizol hormonunun gece düzeyi müdahale grubunda ortalama 1,04 mikrogram/desilitre azalırken kontrol grubunda 1,01 mikrogram/desilitre arttı. Gruplar arasındaki fark anlamlı bulundu.[1]</p>

<p>Araştırmacılar bu değişikliklerin, yemek saatinin vücudun uyku ve uyanıklık döngüsüyle daha iyi hizalanmasının gece kardiyovasküler dinlenme koşullarını destekleyebileceğine işaret ettiğini bildirdi.[1][2]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kan Şekeri Bulguları Aynı Ölçüde Güçlü Değildi</p>

<p>Çalışmanın iki temel sonucundan biri olan genel insülin duyarlılığında anlamlı bir iyileşme görülmedi. İnsülin duyarlılığını değerlendiren Matsuda indeksindeki değişim müdahale ve kontrol grupları arasında farklı değildi.[1]</p>

<p>Açlık kan şekeri her iki grupta da ortalama 3,5 miligram/desilitre azaldı ve gruplar arasında fark bulunmadı. Açlık insülini ile insülin direncini değerlendiren diğer ölçümlerde de anlamlı bir üstünlük saptanmadı.[1]</p>

<p>Buna karşılık şekerli sıvı içildikten sonra vücudun verdiği yanıtı ölçen testte, müdahale grubunun erken insülin salgılama kapasitesinde iyileşme görüldü. Otuzuncu dakikadaki insülin yanıtını gösteren indeks müdahale grubunda artarken kontrol grubunda azaldı.[1]</p>

<p>Bu sonuç, uykuya göre ayarlanmış yemek saatinin pankreasın ani glikoz yüküne verdiği erken yanıtı destekleyebileceğini düşündürüyor. Ancak çalışma, diyabetin önlendiğini veya tedavi edildiğini göstermiyor.</p>

<p>Değişiklik Kilo Kaybından Bağımsız Görüldü</p>

<p>Katılımcılardan kalori azaltmaları veya besin içeriklerini değiştirmeleri istenmedi. Günlük kalori tüketimindeki değişim iki grup arasında anlamlı biçimde farklı değildi.[1]</p>

<p>Vücut kitle indeksi ve bel çevresindeki değişikliklerde de gruplar arasında belirgin bir fark görülmedi. Bu nedenle gece kalp hızı ve tansiyon ritmindeki değişikliklerin yalnızca kilo kaybıyla açıklanamayacağı değerlendirildi.[1]</p>

<p>Uyku süresi, uyku verimliliği, gece uyanık kalınan süre ve uyku evrelerinde ise anlamlı bir değişiklik belirlenmedi. Yatmadan önce yemek yememek bu kısa araştırmada uyku yapısını değiştirmedi.[1]</p>

<p>Araştırmanın Önemli Sınırlılıkları Bulunuyor</p>

<p>Araştırma yalnızca 39 kişiyle gerçekleştirildi ve katılımcıların yaklaşık beşte dördünü kadınlar oluşturdu. Bu durum, sonuçların erkeklere ve toplumun tamamına genellenmesini sınırlandırıyor.[1]</p>

<p>Gruplar başlangıçta vücut kitle indeksi, bel çevresi ve obezite oranı bakımından tam olarak dengeli değildi. Ayrıca teknik kayıt sorunları ve kullanılamayan kan örnekleri nedeniyle bazı kalp hızı, kortizol ve glikoz analizlerine 39 katılımcının tamamı dahil edilemedi.[1]</p>

<p>Çalışma ortalama 7,5 hafta sürdüğü için uzun dönem güvenlik, sürdürülebilirlik ve gerçek hastalık riski üzerindeki etkiler bilinmiyor. Araştırma tasarımı, toplam gece açlığını uzatmanın etkisi ile yalnızca uyku öncesindeki üç saat boyunca yemek yememenin etkisini birbirinden ayıramadı.[1]</p>

<p>Katılımcılar diyabet tanısı bulunmayan, düzenli uyku programına sahip, orta ve ileri yaş grubundaki fazla kilolu kişilerden seçildi. Sonuçlar çocuklar, gebeler, vardiyalı çalışanlar, yeme bozukluğu bulunanlar veya ciddi kronik hastalığı olan kişiler için doğrudan geçerli kabul edilemez.</p>

<p>Diyabet İlacı Kullananlar Dikkat Etmeli</p>

<p>Yatmadan 3 saat önce yemeyi bırakmak, herkes için aynı biçimde uygulanabilecek bir tedavi önerisi değil. İnsülin veya kan şekerini düşüren bazı ilaçları kullanan kişilerde uzun açlık süreleri hipoglisemi, yani kan şekerinin tehlikeli düzeyde düşmesi riskini artırabilir.[3]</p>

<p>Diyabeti, ciddi kalp veya böbrek hastalığı bulunanların ya da düzenli ilaç kullananların öğün saatlerini değiştirmeden önce sağlık profesyoneline danışması gerekiyor. Bu yaklaşım dengeli beslenmenin, düzenli fiziksel aktivitenin ve hekim tarafından önerilen tedavilerin yerini tutmuyor.</p>

<p>Küçük ve kısa süreli çalışma, son öğünü uyku saatinden uzaklaştırmanın gece kalp ve damar ritmini destekleyebileceğine ilişkin kontrollü insan verisi sunuyor. Ancak bu alışkanlığın kalp hastalığını önleyip önlemediğini belirlemek için daha büyük, uzun süreli ve farklı hasta gruplarını kapsayan araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Grimaldi D, Reid KJ, Abbott SM, Knutson KL, Zee PC. Sleep-Aligned Extended Overnight Fasting Improves Nighttime and Daytime Cardiometabolic Function. Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology. 2026;46(4):e323355. DOI: 10.1161/ATVBAHA.125.323355</p>

<p>[2] National Center for Advancing Translational Sciences. Sleep-Aligned Fasting May Support Overnight Heart Health. 2026.</p>

<p>[3] National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Low Blood Glucose (Hypoglycemia). 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/yatmadan-3-saat-once-yemeyi-birakmak-kalbe-iyi-geliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 06:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6314.jpeg" type="image/jpeg" length="65640"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Muhammet Diyadin Güler hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/mersin-universitesi-tip-fakultesi-ogrencisi-muhammet-diyadin-guler-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/mersin-universitesi-tip-fakultesi-ogrencisi-muhammet-diyadin-guler-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Muhammet Diyadin Güler, Antalya’nın Konyaaltı ilçesindeki Kapuz Kanyonu’nda serinlemek için girdiği suda gözden kayboldu. Ekiplerin yürüttüğü arama çalışmaları sonucunda Güler’in cansız bedenine ulaşıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinden Muhammet Diyadin Güler, Antalya’da meydana gelen boğulma olayında hayatını kaybetti.</p>

<p>Olay, 19 Temmuz 2026 tarihinde Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde bulunan Kapuz Kanyonu’nda yaşandı. Edinilen bilgilere göre hafta sonunu geçirmek üzere bölgeye giden Güler, sıcak havada serinlemek amacıyla suya girdi.</p>

<p>Kapuz Kanyonu’nda gözden kayboldu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir süre sonra sudan çıkmadığı fark edilen Muhammet Diyadin Güler için çevrede bulunanlar tarafından yardım çağrısında bulunuldu. İhbar üzerine bölgeye jandarma, AFAD ve arama kurtarma ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Kanyonda ve su içerisinde gerçekleştirilen arama çalışmaları sonucunda genç öğrencinin cansız bedenine ulaşıldı. Güler’in vefatı ailesini, arkadaşlarını ve Mersin Üniversitesi camiasını yasa boğdu.</p>

<p>Hekimlik eğitimini sürdürüyordu</p>

<p>Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitim gören Muhammet Diyadin Güler’in, 2026-2027 eğitim öğretim döneminde dördüncü sınıfa başlamaya hazırlandığı belirtildi.</p>

<p>Fakülte tarafından yayımlanan başsağlığı mesajında, Güler’in zamansız kaybından duyulan derin üzüntü dile getirildi. Açıklamada, öğrencinin anısının fakülte ailesi tarafından saygı ve sevgiyle yaşatılacağı ifade edildi.</p>

<p>Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Muhammet Diyadin Güler’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına, öğrencilerine ve üniversite personeline başsağlığı diledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>VEFAT-TAZİYE</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/mersin-universitesi-tip-fakultesi-ogrencisi-muhammet-diyadin-guler-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 06:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/02/i-m-g-1773.jpeg" type="image/jpeg" length="93465"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖSYM giriş ekranı açıldı: 2026 YKS sonuçları açıklandı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/osym-giris-ekrani-acildi-2026-yks-sonuclari-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/osym-giris-ekrani-acildi-2026-yks-sonuclari-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından, 20-21 Haziran'da düzenlenen Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nın (YKS) sonuçları açıklandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı, milyonlarca üniversite adayının beklediği 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı sonuçlarını açıkladı. ÖSYM giriş ekranı, 21 Temmuz 2026 Salı günü saat 06.00 itibarıyla adayların erişimine açıldı.</p>

<p>20-21 Haziran 2026 tarihlerinde düzenlenen YKS’nin değerlendirme işlemlerinin tamamlanmasının ardından adaylar, T.C. kimlik numaraları ve aday şifreleriyle sonuçlarını sorgulamaya başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ÖSYM giriş ile YKS sonuçları nasıl öğrenilir?</p>

<p>2026 YKS sonuçlarını öğrenmek isteyen adayların ÖSYM’nin YKS sonuç sorgulama ekranına girmesi gerekiyor. Sistemde ilgili alanlara T.C. kimlik numarası ile aday şifresinin yazılmasının ardından sonuç belgesi görüntülenebiliyor.</p>

<p>Adaylar sonuç ekranında şu bilgileri kontrol edebiliyor:</p>

<ul>
 <li>TYT, AYT ve YDT puanları</li>
 <li>Sayısal, sözel, eşit ağırlık ve dil başarı sıraları</li>
 <li>Ortaöğretim Başarı Puanı</li>
 <li>Yerleştirme puanları</li>
 <li>Testlerdeki doğru ve yanlış cevap sayıları</li>
</ul>

<p>ÖSYM tarafından adaylara basılı bir sonuç belgesi gönderilmeyecek. İnternet üzerinden görüntülenen sonuç bilgileri, tercih işlemlerinde esas alınacak.</p>

<p>2026 YKS sonuç belgesinde hangi bilgiler bulunuyor?</p>

<p>YKS sonuç belgesinde adayın sınav oturumlarındaki performansı, hesaplanan puan türleri ve Türkiye genelindeki başarı sırası yer alıyor. Üniversite tercihlerinde yalnızca puana değil, ilgili puan türündeki başarı sırasına da dikkat edilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle tıp, diş hekimliği, eczacılık, hukuk, mühendislik, öğretmenlik ve mimarlık gibi başarı sırası şartı bulunan bölümlerde adayların kılavuzda açıklanacak koşulları ayrıntılı şekilde incelemesi gerekiyor.</p>

<p>YKS’ye 2 milyon 425 bin aday başvurdu</p>

<p>ÖSYM verilerine göre 2026 YKS’ye toplam 2 milyon 425 bin 560 aday başvurdu. TYT’ye başvuranların sayısı 2 milyon 425 bin 560 olurken AYT’ye 1 milyon 628 bin 200, YDT’ye ise toplam 203 bin 679 aday başvuru yaptı. Adaylardan 921 bin 225’i YKS’ye ilk kez katıldı.</p>

<p>Sınavın ilk oturumu olan Temel Yeterlilik Testi 20 Haziran’da, Alan Yeterlilik Testleri ile Yabancı Dil Testi ise 21 Haziran’da gerçekleştirildi.</p>

<p>ÖSYM şifresini unutan adaylar ne yapacak?</p>

<p>ÖSYM giriş şifresini hatırlamayan adaylar, Aday İşlemleri Sistemi’ndeki şifre yenileme bölümünü kullanabiliyor. Sisteme daha önce e-Devlet üzerinden kayıt yaptıran adaylar, kimlik doğrulama seçeneğinden de yararlanabiliyor.</p>

<p>Sonuç ekranında yoğunluk yaşanması durumunda adayların sayfayı art arda yenilemek yerine bir süre bekleyerek yeniden giriş yapması öneriliyor.</p>

<p>YKS tercihleri ne zaman başlayacak?</p>

<p>YKS sonuçlarının açıklanmasının ardından gözler 2026 üniversite tercih takvimine çevrildi. Tercih tarihleri ve YKS yükseköğretim programları kılavuzu ÖSYM tarafından ayrıca duyurulacak.</p>

<p>Tercih döneminde adayların;</p>

<ul>
 <li>Başarı sıralarını,</li>
 <li>Önceki yılların taban sıralamalarını,</li>
 <li>Üniversitelerin kontenjanlarını,</li>
 <li>Bölümlerin özel koşullarını,</li>
 <li>Burs, eğitim dili ve hazırlık şartlarını</li>
</ul>

<p>birlikte değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>Adayların yalnızca geçen yılın taban puanlarını esas alması yerine kendi başarı sıralarına uygun, dengeli bir tercih listesi hazırlaması önem taşıyor.</p>

<p>YKS tercih sonuçları nereden açıklanacak?</p>

<p>Üniversite tercih işlemleri tamamlandıktan sonra yerleştirme sonuçları da ÖSYM üzerinden ilan edilecek. Herhangi bir programa yerleşen adaylar, sonuç belgesinde üniversitenin adını, programı ve kayıt bilgilerini görüntüleyebilecek.</p>

<p>Üniversite kayıt tarihleri, elektronik kayıt işlemleri ve boş kalan kontenjanlara ilişkin ek tercih süreci de yerleştirme sonuçlarının ardından açıklanacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>EĞİTİM</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/osym-giris-ekrani-acildi-2026-yks-sonuclari-aciklandi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 06:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6272.jpeg" type="image/jpeg" length="90333"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aile Hekimi Dr. Ender Çalap Görev Başında Kalp Krizi Geçirdi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/aile-hekimi-dr-ender-calap-gorev-basinda-kalp-krizi-gecirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/aile-hekimi-dr-ender-calap-gorev-basinda-kalp-krizi-gecirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mustafakemalpaşa’da Sırmalar Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan aile hekimi Dr. Ender Çalap, mesaisi sırasında geçirdiği kalp krizinin ardından yoğun bakıma alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İlk müdahalesi görev yaptığı merkezde yapılan Çalap’ın tedavisinin Bursa’da sürdüğü öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde görev yapan aile hekimi Dr. Ender Çalap, görev başında geçirdiği kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırıldı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre olay, sabah saat 10.00 sıralarında Dr. Çalap’ın görev yaptığı Sırmalar Aile Sağlığı Merkezi’nde meydana geldi. Çalıştığı sırada aniden rahatsızlanan Çalap’ın kalbinin bir süre durduğu belirtildi.</p>

<p>Sağlık merkezindeki ekipler tarafından Dr. Çalap’a olay yerinde ilk müdahale yapıldı. Ardından ambulansla Mustafakemalpaşa Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Çalap, burada gerçekleştirilen müdahalelerin ardından ileri tetkik ve tedavi amacıyla Bursa Doruk Hastanesi’ne sevk edildi.</p>

<p>Yoğun bakımda tedavisi sürüyor</p>

<p>Mustafakemalpaşa Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Sibel Çalap’ın eşi olan Dr. Ender Çalap’ın, Bursa Doruk Hastanesi yoğun bakım ünitesindeki tedavisinin devam ettiği öğrenildi.</p>

<p>İlçede vatandaşlar tarafından yakından tanınan Dr. Çalap’ın yaşadığı sağlık sorunu, ailesi, meslektaşları ve sevenleri arasında üzüntüye neden oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/aile-hekimi-dr-ender-calap-gorev-basinda-kalp-krizi-gecirdi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 06:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6306.jpeg" type="image/jpeg" length="74552"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hua Tuo: Çin Tıbbı ve Cerrahi Geleneğinin Efsane ile Tarih Arasında Kalan Hekimi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/hua-tuo-cin-tibbi-ve-cerrahi-geleneginin-efsane-ile-tarih-arasinda-kalan-hekimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/hua-tuo-cin-tibbi-ve-cerrahi-geleneginin-efsane-ile-tarih-arasinda-kalan-hekimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaklaşık 1800 yıl önce yaşamış Hua Tuo’nun adı, bugün Çin tıp tarihinde cerrahi, anestezi, akupunktur ve koruyucu egzersizlerle birlikte anılıyor. Antik kaynaklar, onun bazı cerrahi girişimlerden önce “Mafeisan” adlı bir karışımla hastaları ameliyata hazırladığını anlatıyor. Ancak bu karışımın formülü günümüze ulaşmadığı için Hua Tuo’nun hikâyesinde tarihsel kayıtlarla yüzyıllar boyunca büyüyen efsaneleri birbirinden ayırmak gerekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir insanın karnını açmak…</p>

<p>Hastalıklı dokuyu çıkarmak…</p>

<p>Bağırsaklara müdahale etmek…</p>

<p>Sonra yarayı kapatıp hastanın iyileşmesini beklemek…</p>

<p>Bunların yaklaşık 1800 yıl önce yapıldığını düşünmek bile şaşırtıcıdır.</p>

<p>Fakat Çin tarihinin en ünlü hekimlerinden <strong>Hua Tuo hakkında antik kaynaklarda buna benzer şaşırtıcı cerrahi girişimler anlatılır.</strong></p>

<p>Geç Doğu Han Hanedanlığı döneminde yaşayan Hua Tuo, yalnızca ilaçlarla hastalıkları tedavi eden bir hekim olarak değil; akupunkturdan cerrahi girişimlere, ağrı kontrolünden bedensel egzersizlere kadar farklı yöntemleri bir arada kullanan sıra dışı bir tıp insanı olarak anlatılır.</p>

<p>Yaşamına ilişkin temel bilgiler, ölümünden sonraki dönemlerde kaleme alınan <i>Üç Krallığın Kayıtları</i> ve <i>Geç Han Kitabı</i> gibi tarihsel metinlere dayanır. Bu kaynaklara göre Hua Tuo, bugünkü Anhui bölgesiyle ilişkilendirilen Qiao yöresindendi ve 3. yüzyılın başlarında hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Bir hekimin çantasında ilaçtan fazlası vardı</h2>

<p>Antik Çin tıbbı bugün çoğunlukla bitkisel tedaviler ve akupunkturla hatırlanıyor.</p>

<p>Oysa bu tablo eksiktir.</p>

<p>Han döneminden itibaren yaraların, apselerin, travmaların ve çeşitli cerrahi sorunların tedavisiyle ilgilenen uygulayıcıların bulunduğuna dair tarihsel kayıtlar vardır.</p>

<p>Hua Tuo ise bu geleneğin en dikkat çekici isimlerinden biri hâline gelmiştir.</p>

<p>Kaynaklarda onun ilaç tedavisinin yanı sıra akupunktur ve yakı uygulamalarında da deneyimli olduğu anlatılır.</p>

<p>Ancak onu tıp tarihinin en tartışmalı ve ilgi çekici isimlerinden birine dönüştüren konu bunlar değildir.</p>

<p>Asıl mesele <strong>cerrahidir</strong>.</p>

<p><i>Üç Krallığın Kayıtları</i>nda aktarıldığına göre Hua Tuo, ilaç ve akupunkturun yeterli olmayacağını düşündüğü bazı iç hastalıklarda cerrahi girişime başvuruyordu.</p>

<p>Metinde, hastaya önce <strong>Mafeisan</strong> adı verilen bir preparat içirildiği; kısa süre sonra hastanın bilincini yitirir hâle geldiği ve bir şey hissetmediği, ardından cerrahi girişimin gerçekleştirildiği anlatılır.</p>

<p>Kaynakta, vücut içindeki bazı oluşumların cerrahi girişimle çıkarılmasından; bağırsaklarla ilgili durumlarda ise bağırsakların açılıp temizlenmesinden, karın bölgesinin dikilmesinden ve yara üzerine ilaç uygulanmasından söz edilir.</p>

<p>Bu anlatım, modern cerrahinin diliyle okunduğunda son derece şaşırtıcıdır.</p>

<p>Ama tam da bu noktada dikkatli olmak gerekir.</p>

<h2>Mafeisan gerçekten genel anestezi miydi?</h2>

<p>Hua Tuo’nun adı sıklıkla <strong>“dünyada genel anestezi kullanan ilk hekim”</strong> şeklinde sunulur.</p>

<p>Ancak bu ifade tarihsel açıdan fazla kesin olabilir.</p>

<p>Çünkü Mafeisan’ın özgün reçetesi günümüze ulaşmamıştır.</p>

<p>İçeriğinin tam olarak ne olduğu bilinmediği gibi, antik metinlerde anlatılan bilinç kaybının modern anlamdaki genel anesteziyle ne ölçüde karşılaştırılabileceği de kesin olarak ortaya konulamamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle Hua Tuo için daha doğru ifade şudur:</p>

<p><strong>Tıp tarihinde cerrahi girişimlerden önce tıbbi bir preparat kullanarak hastayı ağrıya ve cerrahi müdahaleye hazırladığı kaydedilen en eski hekimlerden biridir.</strong></p>

<p>Bu bile başlı başına olağanüstüdür.</p>

<p>Çünkü cerrahinin önündeki en büyük engellerden biri yüzyıllar boyunca ağrı olmuştur.</p>

<p>Hasta hareket eder.</p>

<p>Acı dayanılmaz hâle gelir.</p>

<p>Cerrahın çalışabileceği süre kısalır.</p>

<p>Hua Tuo’ya ilişkin anlatılar tarihsel bir gerçeğin izlerini taşıyorsa, onun en önemli düşünsel sıçramalarından biri, hastalıklı bölgeye müdahale etmeden önce <strong>hastanın ağrısını azaltmanın ve cerrahi girişimi mümkün kılmanın yollarını aramasıydı.</strong></p>

<h2>Antik metinlerde şaşırtıcı ameliyatlar</h2>

<p>Hua Tuo’ya ilişkin tarihsel anlatılarda karın cerrahisiyle ilgili son derece çarpıcı vakalar yer alır.</p>

<p><i>Üç Krallığın Kayıtları</i>nda, bazı hastalıklarda hastaya Mafeisan verildikten sonra cerrahi girişim gerçekleştirildiği ve bağırsaklarla ilgili işlemler yapıldığı anlatılır.</p>

<p>Hua Tuo’ya ilişkin daha sonraki tarihsel aktarımlardan birinde ise dalağın hastalıklı bir bölümünün çıkarıldığı ileri sürülür.</p>

<p>Ancak bu tür anlatıları günümüzün ameliyat raporları gibi okumamak gerekir.</p>

<p>Bunlar, modern bilimsel kayıt sisteminden yaklaşık iki bin yıl önce yazılmış tarihsel ve biyografik metinlerdir.</p>

<p>Bazı bölümler gerçek tıbbi uygulamaları yansıtabilirken, bazı vakaların sözlü aktarım sırasında olağanüstü özellikler kazanmış olması da mümkündür.</p>

<p>Dolayısıyla Hua Tuo’nun gerçekten hangi ameliyatları, hangi tekniklerle ve ne kadar başarıyla yaptığı bugün kesin olarak kanıtlanamaz.</p>

<p>Fakat daha önemli bir gerçek vardır:</p>

<p><strong>Antik Çin tıp düşüncesinde bedenin yalnızca ilaçlarla değil, gerektiğinde doğrudan fiziksel müdahaleyle de tedavi edilebileceği fikri bulunuyordu.</strong></p>

<p>Hua Tuo bu düşüncenin en güçlü sembollerinden biri oldu.</p>

<p>Çin tıp tarihinde cerrahi uygulamalar Hua Tuo ile sınırlı değildi.</p>

<p>Han döneminde cerrahi sorunlarla ilgilenen uygulayıcıların bulunduğu, sonraki yüzyıllarda ise yara, travma, apse, yanık ve çeşitli cerrahi hastalıkların tedavisine yönelik önemli bir birikimin geliştiği biliniyor.</p>

<h2>Hua Tuo yalnızca cerrah değildi</h2>

<p>Onun tıp anlayışının belki de en modern görünen yönlerinden biri, hastalığı tedavi etmek kadar <strong>hastalığı önlemeye</strong> de önem vermesidir.</p>

<p>Hua Tuo’ya atfedilen en ünlü uygulamalardan biri <strong>Wuqinxi</strong>, yani “Beş Hayvan Oyunu”dur.</p>

<p>Kaplan.</p>

<p>Geyik.</p>

<p>Ayı.</p>

<p>Maymun.</p>

<p>Kuş.</p>

<p>İnsanların bu hayvanların hareketlerinden esinlenen egzersizleri düzenli olarak yapmasını önerdiği aktarılır.</p>

<p><i>Üç Krallığın Kayıtları</i>nda Hua Tuo’nun öğrencisi Wu Pu’ya insan bedeninin hareket etmeye ihtiyacı olduğunu, ancak aşırı zorlanmaması gerektiğini söylediği anlatılır.</p>

<p>Hareketin beden sağlığını koruduğu düşüncesini, sürekli hareket ettiği için kolayca çürümeyen bir kapı menteşesine benzettiği aktarılır.</p>

<p>Yaklaşık iki bin yıl sonra bu düşüncenin özü hâlâ tanıdıktır:</p>

<p><strong>Hareket, sağlığın temel parçalarından biridir.</strong></p>

<p>Bugün Wuqinxi, geleneksel Çin egzersiz sistemlerinden biri olarak yaşamaya devam ediyor ve farklı sağlık alanlarındaki etkileri modern bilimsel araştırmalarda da inceleniyor.</p>

<h2>Güçlü bir hükümdarın karşısında bir hekim</h2>

<p>Hua Tuo’nun yaşamının sonu ise tıp tarihinin en dramatik hikâyelerinden biridir.</p>

<p>Dönemin güçlü siyasi ve askerî liderlerinden <strong>Cao Cao’nun kronik bir baş rahatsızlığından yakındığı ve Hua Tuo’nun onu akupunkturla tedavi ettiği anlatılır.</strong></p>

<p>Kaynaklara göre Cao Cao, zamanla Hua Tuo’nun sürekli yanında kalmasını istedi.</p>

<p>Fakat Hua Tuo bunu istemedi.</p>

<p>Evine döndükten sonra geri dönmemek için eşinin hasta olduğunu ileri sürdüğü, durumun araştırılması üzerine bunun doğru olmadığının ortaya çıktığı ve sonunda tutuklanarak idam edildiği aktarılır.</p>

<p>Danışmanı Xun Yu’nun, olağanüstü tıbbi becerileri nedeniyle onun bağışlanmasını istediği ancak Cao Cao’nun bu talebi kabul etmediği belirtilir.</p>

<p>Hikâyenin en trajik bölümü ise bundan sonra gelir.</p>

<p>Kayda göre Hua Tuo, hapisteyken tıbbi bilgilerini içeren bir metni gardiyana vermek istedi.</p>

<p>Gardiyan korkarak kabul etmedi.</p>

<p>Bunun üzerine Hua Tuo’nun metni yaktığı anlatılır.</p>

<p>Gerçekten böyle bir kitap var mıydı?</p>

<p>İçinde neler yazıyordu?</p>

<p>Cerrahi teknikleri ayrıntılı biçimde kaydedilmiş miydi?</p>

<p>Bunları bilmiyoruz.</p>

<p>Hua Tuo’ya atfedilen bazı tıbbi eserlerin sonraki dönemlerde kaybolduğu, daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan kimi metinlerin ise onun adına bağlandığı biliniyor.</p>

<p>Bu nedenle günümüze ulaşan ve Hua Tuo’ya atfedilen eserleri doğrudan onun kaleminden çıkmış kabul etmek tarihsel açıdan güvenli değildir.</p>

<h2>Hua Tuo’dan sonra cerrahi gelenek nasıl devam etti?</h2>

<p>Hua Tuo’nun hikâyesinin en düşündürücü yönlerinden biri, tıbbi bilginin kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığı sorusudur.</p>

<p>Bir hekimin deneyimleri yalnızca onun ellerinde kalırsa, onunla birlikte yok olabilir.</p>

<p>Bilgi yazılmazsa…</p>

<p>Öğretilmezse…</p>

<p>Sistemli biçimde aktarılmazsa…</p>

<p>Her kuşak aynı yolu yeniden yürümek zorunda kalır.</p>

<p>Ancak Çin’de cerrahi Hua Tuo’dan sonra tamamen ortadan kalkmadı.</p>

<p>Sonraki yüzyıllarda özellikle yara tedavisi, travma, apse ve çeşitli cerrahi hastalıklarla ilgili uygulamalar sürdü.</p>

<p>Beşinci yüzyıla tarihlenen ve <strong>Çin’de yalnızca cerrahi konulara ayrılmış günümüze ulaşan en eski eser olarak kabul edilen</strong> <i>Liu Juanzi Guiyi Fang</i> da bu birikimin devam ettiğini gösteriyor.</p>

<p>Buna rağmen Hua Tuo’nun adı zamanla gerçek bir hekimden daha büyük bir simgeye dönüştü.</p>

<p>Çin kültüründe olağanüstü yetenekli bir hekimi tanımlamak için onun adına gönderme yapılması boşuna değildir.</p>

<p>Çünkü Hua Tuo’nun hikâyesi yalnızca bir cerrahın hikâyesi değildir.</p>

<p>Aynı zamanda insanlığın çok eski bir sorusunun hikâyesidir:</p>

<p><strong>Hastalık bedenin içinde saklanıyorsa, hekim ona ulaşmak için bedenin içine girmeli midir?</strong></p>

<p>Hua Tuo’ya atfedilen cevap açıktı:</p>

<p>Bazen ilaç yeterli değildi.</p>

<p>Bazen iğne yeterli değildi.</p>

<p>Bazen hekimin eline bıçağı alması gerekiyordu.</p>

<p>Ve eğer antik kaynakların anlattıkları tarihsel bir gerçeğin izlerini taşıyorsa, Hua Tuo yaklaşık 1800 yıl önce cerrahinin en temel sorunlarından bazılarını aynı anda düşünmeye başlamıştı:</p>

<p><strong>Hastalıklı dokuya ulaşmak.<br />
Ağrıyı kontrol etmek.<br />
Hastayı yeniden ayağa kaldırmak.</strong></p>

<p>Modern cerrahinin bütün teknolojik ihtişamının altında hâlâ aynı hedefler yatıyor.</p>

<p>Hua Tuo’nun gerçek uygulamalarının nerede bittiğini, efsanenin nerede başladığını hiçbir zaman tam olarak bilemeyebiliriz.</p>

<p>Ancak bir şey açık:</p>

<p><strong>Onun adı, Çin tıp tarihinin cerrahiye açılan en eski ve en gizemli kapılarından birinin üzerinde durmaya devam ediyor.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>TIP TARİHİ</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/hua-tuo-cin-tibbi-ve-cerrahi-geleneginin-efsane-ile-tarih-arasinda-kalan-hekimi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 05:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6304.jpeg" type="image/jpeg" length="36478"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp Hızlanıyor, Kaslar Geriliyor: Nedeni Endişe Olabilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kalp-hizlaniyor-kaslar-geriliyor-nedeni-endise-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kalp-hizlaniyor-kaslar-geriliyor-nedeni-endise-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sürekli endişe yalnızca düşünceleri değil; kalp hızını, solunumu, sindirimi, kasları ve uyku düzenini de etkileyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Vücudun kısa süreli tehlikelere karşı geliştirdiği stres yanıtının uzun süre açık kalması, günlük yaşamı zorlaştıran gerçek fiziksel belirtilere dönüşebiliyor.</p>

<p>Sürekli endişe, ortada acil bir tehlike bulunmasa bile beynin tehdit algısını canlı tutabiliyor. Bunun sonucunda çarpıntı, nefesin hızlanması, terleme, mide rahatsızlığı, baş ağrısı, kas gerginliği ve uyku sorunları ortaya çıkabiliyor.[1][2][3] Bu belirtiler hayal ürünü değil; sinir sistemi ile stres hormonlarının oluşturduğu ölçülebilir bedensel yanıtların bir parçası.</p>

<p>Sürekli endişe vücutta nasıl bir tepki başlatıyor?</p>

<p>Beyin bir durumun tehdit oluşturduğunu düşündüğünde, sempatik sinir sistemi adı verilen alarm mekanizmasını harekete geçiriyor. Adrenalin ve kortizol gibi hormonların etkisiyle kalp daha hızlı atıyor, solunum hızlanıyor, kan basıncı geçici olarak yükseliyor, kaslar geriliyor ve terleme artıyor.[3]</p>

<p>Bu “savaş ya da kaç” yanıtı, gerçek ve kısa süreli bir tehlike karşısında yararlı olabiliyor. Ancak endişe gün boyunca tekrarlandığında veya aylarca sürdüğünde vücut dinlenme düzenine dönmekte zorlanabiliyor. Uzamış stres yanıtı; baş ağrısı, sindirim yakınmaları, uyku bozukluğu ve dikkat sorunlarını artırabiliyor.[3][4]</p>

<p>Kalp çarpıntısı ve göğüste sıkışma hissedilebilir</p>

<p>Endişe sırasında kalp hızındaki artış, kişinin göğsünde güçlü veya hızlı atımlar hissetmesine neden olabiliyor. Kalp çarpıntısına terleme, titreme, huzursuzluk, baş dönmesi ve nefes darlığı hissi eşlik edebiliyor.[1][2]</p>

<p>Stres hormonları aynı zamanda kan damarlarını geçici olarak daraltarak kan basıncını yükseltebiliyor. Uzun süreli stresin kalp ve damar sağlığı üzerindeki etkisi ise tek bir mekanizmayla açıklanmıyor. Uyku yetersizliği, hareketsizlik, aşırı yeme, sigara ve alkol kullanımındaki artış gibi davranışlar da riske katkıda bulunabiliyor.[4]</p>

<p>Bununla birlikte göğüs ağrısı veya çarpıntının otomatik olarak kaygıya bağlanması doğru değil. Yeni başlayan, şiddetlenen, bayılma veya belirgin nefes darlığıyla birlikte görülen yakınmaların tıbbi açıdan değerlendirilmesi gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Solunum hızlanınca baş dönmesi oluşabilir</p>

<p>Yoğun endişe sırasında kişi farkında olmadan daha hızlı ve yüzeysel nefes alabiliyor. Aşırı soluma, kandaki karbondioksit dengesini geçici olarak değiştirerek baş dönmesi, sersemlik, göğüste sıkışma ve el ya da ağız çevresinde karıncalanma oluşturabiliyor.</p>

<p>Nefes yetmiyormuş hissi kişiyi daha fazla endişelendirdiğinde belirtiler büyüyebiliyor. Böylece hızlı solunum kaygıyı, kaygı da hızlı solunumu besleyen bir döngüye dönüşebiliyor.[1][3]</p>

<p>Mide ve bağırsaklar da alarmdan etkileniyor</p>

<p>Beyin ile sindirim sistemi arasında çift yönlü bir iletişim bulunuyor. Stres yanıtı; bağırsak hareketlerini, mide salgılarını, iştahı ve sindirim sistemine yönelen kan akışını değiştirebiliyor.</p>

<p>Bu değişiklikler mide bulantısı, karın ağrısı, hazımsızlık, şişkinlik, ishal, kabızlık veya sık tuvalete çıkma şeklinde hissedilebiliyor.[1][2][3] Kronik stresin mevcut sindirim sistemi yakınmalarını kötüleştirebildiği de bildiriliyor.</p>

<p>Ancak uzun süren karın ağrısı, dışkıda kan, açıklanamayan kilo kaybı veya tekrarlayan kusma yalnızca endişeye bağlanmamalı.</p>

<p>Kas gerginliği baş ve vücut ağrısına dönüşebilir</p>

<p>Vücut tehlikeye hazırlanırken özellikle boyun, omuz, sırt ve çene çevresindeki kaslar kasılıyor. Kısa süren gerginlik çoğu zaman kendiliğinden azalırken, sürekli endişe kasların uzun süre gevşeyememesine neden olabiliyor.</p>

<p>Bunun sonucunda gerilim tipi baş ağrısı, boyun tutulması, omuz ağrısı, çene sıkma ve yaygın vücut ağrıları görülebiliyor.[1][3][5]</p>

<p>Kişi gün içinde kaslarını sıktığını fark etmeyebilir. Bilgisayar başında omuzları kaldırmak, dişleri sıkmak veya elleri yumruk yapmak gibi davranışlar ağrının sürmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Uyku bozuluyor, yorgunluk artıyor</p>

<p>Sürekli endişe yaşayan kişiler yatağa girdiklerinde düşüncelerini durdurmakta zorlanabiliyor. Uykuya dalma süresi uzayabiliyor, gece sık uyanma veya sabah dinlenmemiş kalkma görülebiliyor.[1][2]</p>

<p>Yetersiz uyku ertesi gün dikkat, hafıza ve duygu kontrolünü olumsuz etkileyebiliyor. Zihinsel yorgunluk arttıkça küçük sorunlar daha tehdit edici algılanabiliyor ve endişe yeniden güçlenebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle sürekli endişe ile uykusuzluk çoğu zaman birbirini besleyen kapalı bir devre oluşturuyor. Gün içinde bitkinlik, sinirlilik ve odaklanma güçlüğü de bu döngünün belirtileri arasında yer alıyor.[1][4][5]</p>

<p>Bağışıklık sistemi “çöker” demek doğru değil</p>

<p>Uzun süreli stresin bağışıklık, hormon ve inflamasyon sistemleri üzerinde etkileri olabileceğine dair bilimsel bulgular bulunuyor. Ancak sürekli endişenin bağışıklığı tek başına tamamen çökerttiğini veya doğrudan belirli bir hastalığa neden olduğunu söylemek mevcut kanıtların sınırlarını aşıyor.</p>

<p>Sağlık üzerindeki etki; endişenin süresine ve şiddetine, kişinin uyku düzenine, mevcut hastalıklarına, yaşam biçimine ve sosyal koşullarına göre değişebiliyor. Kronik stres bazı sağlık sorunlarına katkıda bulunabilir veya mevcut yakınmaları ağırlaştırabilir; fakat tek başına kesin bir hastalık nedeni olarak değerlendirilmemeli.[2][3][4]</p>

<p>Her endişe anksiyete bozukluğu anlamına gelmiyor</p>

<p>Sağlık, para, iş, okul veya aile hakkında zaman zaman kaygılanmak yaşamın doğal bir parçası. Geçici endişe genellikle sorunun ortadan kalkmasıyla azalıyor.</p>

<p>Genelleşmiş anksiyete bozukluğunda ise endişe birçok günlük konuya yayılıyor, kontrol edilmesi güçleşiyor ve kişinin iş, okul, aile veya sosyal yaşamını etkiliyor. Klinik değerlendirmede endişenin çoğu gün en az altı ay sürmesi ile huzursuzluk, yorgunluk, odaklanma güçlüğü, sinirlilik, kas gerginliği veya uyku bozukluğu gibi belirtiler dikkate alınıyor.[1]</p>

<p>Bu ölçütler kişinin kendi kendine tanı koyması için kullanılmamalı. Tiroid hastalıkları, kansızlık, ritim bozuklukları, bazı ilaçlar ve fazla kafein tüketimi de benzer fiziksel belirtiler oluşturabildiği için gerekli durumlarda tıbbi değerlendirme yapılması önem taşıyor.</p>

<p>Dünyada milyonlarca kişiyi etkiliyor</p>

<p>Anksiyete bozukluklarının 2021 yılında dünya genelinde yaklaşık 359 milyon kişiyi etkilediği ve küresel nüfusun yaklaşık yüzde 4,4’ünde görüldüğü tahmin ediliyor. Buna karşın ihtiyaç duyan kişilerin yalnızca yaklaşık dörtte birinin tedaviye ulaşabildiği bildiriliyor.[2]</p>

<p>Belirtilerin yaygın olması, bunların göz ardı edilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Endişenin sürekli hâle gelmesi ve kişinin yaşam alanını daraltması profesyonel yardım için önemli bir işaret kabul ediliyor.</p>

<p>Endişeyi azaltmak için neler yapılabilir?</p>

<p>Düzenli uyku, fiziksel hareket, dengeli beslenme ve alkol ile aşırı kafeinin sınırlandırılması belirtilerin yönetilmesine yardımcı olabiliyor. Yavaş nefes alma, gevşeme egzersizleri ve kasları sırayla gevşetme gibi yöntemler vücudun alarm yanıtını azaltmayı destekleyebiliyor.[2][3][5]</p>

<p>Bununla birlikte yaşam biçimi düzenlemeleri, klinik düzeydeki anksiyete bozukluğunun tedavisinin yerine geçmiyor. Günlük yaşamı bozan belirtilerde bilişsel davranışçı terapi temelli psikolojik müdahaleler başta olmak üzere etkili tedavi seçenekleri bulunuyor. Bazı kişilerde ilaç tedavisi de hekim değerlendirmesiyle uygulanabiliyor.[2]</p>

<p>Sürekli endişe, kişinin “zayıf” olduğu anlamına gelmediği gibi yalnızca irade kullanarak durdurulabilen bir durum da olmayabilir. Belirtiler haftalar veya aylar boyunca devam ediyor, uykuya, işe, eğitime ya da ilişkilere zarar veriyorsa sağlık uzmanına başvurulması gerekiyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] National Institute of Mental Health. Generalized Anxiety Disorder: What You Need to Know.</p>

<p>[2] World Health Organization. Anxiety Disorders. 2025.</p>

<p>[3] National Center for Complementary and Integrative Health. Stress.</p>

<p>[4] American Heart Association. Understanding How Stress Affects the Body. 2024.</p>

<p>[5] National Institute of Mental Health. I’m So Stressed Out! Fact Sheet.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>RUH SAĞLIĞI</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kalp-hizlaniyor-kaslar-geriliyor-nedeni-endise-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6301.jpeg" type="image/jpeg" length="57954"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yatakta dönerken başınız dönüyorsa nedeni kulak kristalleri olabilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/yatakta-donerken-basiniz-donuyorsa-nedeni-kulak-kristalleri-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/yatakta-donerken-basiniz-donuyorsa-nedeni-kulak-kristalleri-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yatakta sağa sola dönerken, başınızı yukarı kaldırırken veya aniden doğrulurken çevreniz dönüyormuş gibi hissediyorsanız bunun nedeni iç kulaktaki küçük kristaller olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Epley manevrası adı verilen özel baş hareketleri, doğru hastalarda baş dönmesini kısa sürede azaltabiliyor.</p>

<p>Başın belirli yönlere hareket ettirilmesiyle aniden başlayan ve genellikle bir dakikadan kısa süren baş dönmesi, iyi huylu pozisyonel vertigo belirtisi olabilir. Halk arasında “kulak kristallerinin oynaması” olarak bilinen bu rahatsızlık, iç kulaktaki küçük kalsiyum parçacıklarının normal yerinden ayrılmasıyla ortaya çıkıyor.[1][2]</p>

<p>Pozisyonel vertigo tehlikeli bir hastalık olarak kabul edilmese de günlük yaşamı ciddi biçimde etkileyebiliyor. Hastalar yatakta dönmekten, yukarı bakmaktan veya eğilip kalkmaktan çekinebilirken düşme riski de artabiliyor.</p>

<p>Kulak kristalleri neden baş dönmesine yol açıyor?</p>

<p>İç kulakta vücudun hareketlerini ve yer çekimini algılamaya yardımcı olan çok küçük kalsiyum karbonat kristalleri bulunuyor. Otokoni adı verilen bu kristaller normal yerlerinden ayrıldığında, dengeyi sağlayan yarım daire kanallarının içine girebiliyor.[2]</p>

<p>Baş hareket ettirildiğinde kanala kaçan parçacıklar iç kulaktaki sıvıyı normalden farklı şekilde hareket ettiriyor. Beyne kişi hareket ediyormuş gibi yanlış bir sinyal gönderiliyor. Gözlerden gelen bilgiyle iç kulaktan gelen bilginin uyuşmaması ise çevrenin dönmesi veya kişinin savrulması hissine neden oluyor.</p>

<p>Baş dönmesine bazen bulantı, dengesizlik ve istemsiz göz hareketleri de eşlik edebiliyor.</p>

<p>En sık hangi hareketlerde ortaya çıkıyor?</p>

<p>Pozisyonel vertigoya bağlı baş dönmesi genellikle şu durumlarda başlıyor:</p>

<p>Yatakta bir taraftan diğer tarafa dönmek, yataktan hızlı kalkmak, başı geriye doğru yatırmak, yüksek bir yere bakmak, ayakkabı bağlamak için öne eğilmek veya kuaförde saç yıkatırken başı geriye vermek.</p>

<p>Dönme hissi çoğunlukla birkaç saniye içinde ortaya çıkıyor ve baş sabit tutulduğunda kısa sürede azalıyor. Ancak hareket tekrarlandığında baş dönmesi yeniden başlayabiliyor.[1][2]</p>

<p>Epley manevrası kristalleri yerine yönlendiriyor</p>

<p>Epley manevrası, başın ve vücudun belirli bir sırayla farklı yönlere çevrildiği bir tedavi yöntemi olarak uygulanıyor. Amaç, denge kanalının içine kaçan kristalleri kanalın dışına taşıyarak sorun oluşturmayacakları bölgeye yönlendirmek.[1]</p>

<p>Manevra sırasında hasta önce oturur pozisyonda tutuluyor. Ardından başı belirli bir açıyla çevrilerek sırtüstü yatırılıyor. Baş ve gövde aşamalı olarak farklı yönlere döndürülüyor ve işlem oturur pozisyona geçilmesiyle tamamlanıyor.</p>

<p>Hareketlerin yönü, sağ veya sol kulağın etkilenmesine göre değişiyor. Hangi denge kanalının etkilendiği de uygulanacak manevrayı belirliyor.</p>

<p>Başarı oranı yüzde 90’a ulaşabilir mi?</p>

<p>Bilimsel çalışmalar, Epley manevrasının özellikle arka denge kanalını etkileyen pozisyonel vertigoda etkili olduğunu gösteriyor. Bazı hastalarda tek uygulamayla belirgin rahatlama sağlanırken bazı kişilerde manevranın birkaç kez tekrarlanması gerekebiliyor.[1][3]</p>

<p>Kontrollü araştırmaların değerlendirildiği bir bilimsel incelemede, Epley manevrası uygulanan hastaların yüzde 56’sında baş dönmesinin tamamen geçtiği bildirildi. Tedavi uygulanmayan veya etkisiz hareketlerin yapıldığı grupta bu oran yüzde 21’de kaldı.[3]</p>

<p>Tekrarlanan uygulamaları değerlendiren araştırmalarda ise başarı oranının bazı hasta gruplarında yüzde 90’a yaklaşabildiği görüldü. Ancak bu oran herkesin ilk uygulamada iyileşeceği anlamına gelmiyor.[4]</p>

<p>Tedavinin başarısı doğru tanıya, hangi kulağın etkilendiğinin belirlenmesine, manevranın doğru yapılmasına ve hastalığın hangi denge kanalında geliştiğine bağlı.</p>

<p>Her baş dönmesinde Epley manevrası yapılmaz</p>

<p>Her vertigo atağının nedeni kulak kristalleri değil. İç kulak enfeksiyonları, migren, tansiyon düşmesi, bazı ilaçlar, kalp ritim sorunları ve sinir sistemi hastalıkları da baş dönmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle ilk kez şiddetli baş dönmesi yaşayan kişilerin kendi kendine pozisyonel vertigo tanısı koymaması gerekiyor.</p>

<p>Tanı sırasında sağlık uzmanı, hastanın başını ve vücudunu belirli pozisyonlara getirerek baş dönmesini ve göz hareketlerini değerlendiriyor. Hangi kulağın ve hangi kanalın etkilendiği belirlendikten sonra uygun manevra seçiliyor.[1][2]</p>

<p>Yanlış tarafa veya yanlış kanala yönelik yapılan hareketler belirtileri düzeltmeyebilir, baş dönmesini artırabilir ya da kristallerin başka bir kanala geçmesine neden olabilir.</p>

<p>Evde Epley manevrası güvenli mi?</p>

<p>Daha önce pozisyonel vertigo tanısı konulan, etkilenen kulağı bilinen ve hareketlerin nasıl yapılacağı sağlık uzmanı tarafından gösterilen bazı hastalar manevrayı evde uygulayabiliyor.</p>

<p>Ancak boyun fıtığı, ciddi omurga hastalığı, yakın zamanda geçirilmiş boyun veya sırt ameliyatı, ciddi damar hastalığı ya da hareket kısıtlılığı bulunan kişilerin manevrayı kendi başına yapması uygun olmayabilir.</p>

<p>Uygulama sırasında geçici olarak şiddetli dönme hissi, bulantı ve dengesizlik görülebiliyor. Bu nedenle düşme riski bulunan kişilerin hareketleri yalnız yapmaması önem taşıyor.[3]</p>

<p>Bu belirtiler varsa beklemeyin</p>

<p>Pozisyonel vertigoda baş dönmesi genellikle belirli bir baş hareketiyle başlıyor ve kısa sürüyor. Baş dönmesi hareketten bağımsız biçimde saatlerce devam ediyorsa başka nedenlerin değerlendirilmesi gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baş dönmesine konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, çift görme, yürüyememe, bayılma, yeni başlayan işitme kaybı ya da alışılmadık derecede şiddetli baş ağrısı eşlik ediyorsa acil sağlık hizmetine başvurulmalı.[5]</p>

<p>Bu belirtiler kulak kristallerinden farklı ve daha ciddi bir sağlık sorununun işareti olabilir.</p>

<p>Pozisyonel vertigo yeniden ortaya çıkabilir</p>

<p>Epley manevrasıyla baş dönmesi tamamen geçse bile kulak kristalleri ilerleyen dönemde tekrar yer değiştirebilir. Bu nedenle bazı hastalarda haftalar, aylar veya yıllar sonra yeni ataklar görülebiliyor.[3]</p>

<p>Baş dönmesinin yeniden başlaması manevranın başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Yeni atakta aynı kulağın, diğer kulağın veya farklı bir denge kanalının etkilenmiş olması mümkün.</p>

<p>Epley manevrası, doğru tanı konulan pozisyonel vertigoda ilaç kullanılmadan hızlı rahatlama sağlayabilen etkili bir yöntem. Ancak her baş dönmesinin kulak kristallerinden kaynaklanmadığı unutulmamalı; ilk kez ortaya çıkan, uzun süren veya farklı belirtilerin eşlik ettiği baş dönmelerinde sağlık uzmanına başvurulmalı.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Bhattacharyya N, Gubbels SP, Schwartz SR ve diğerleri. Clinical Practice Guideline: Benign Paroxysmal Positional Vertigo Update. Otolaryngology–Head and Neck Surgery. 2017;156(3 Suppl):S1-S47. DOI: 10.1177/0194599816689667.</p>

<p>[2] von Brevern M, Bertholon P, Brandt T ve diğerleri. Benign Paroxysmal Positional Vertigo: Diagnostic Criteria. Journal of Vestibular Research. 2015;25(3-4):105-117. DOI: 10.3233/VES-150553.</p>

<p>[3] Hilton MP, Pinder DK. The Epley Canalith Repositioning Manoeuvre for Benign Paroxysmal Positional Vertigo. Cochrane Database of Systematic Reviews. 2014;12:CD003162. DOI: 10.1002/14651858.CD003162.pub3.</p>

<p>[4] Reinink H, Wegner I, Stegeman I, Grolman W. Rapid Systematic Review of Repeated Application of the Epley Maneuver for Treating Posterior BPPV. Otolaryngology–Head and Neck Surgery. 2014;151(3):399-406. DOI: 10.1177/0194599814536530.</p>

<p>[5] Edlow JA, Carpenter C, Akhter M ve diğerleri. Acute Dizziness and Vertigo in the Emergency Department. Academic Emergency Medicine. 2023;30(5):442-486. DOI: 10.1111/acem.14728.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/yatakta-donerken-basiniz-donuyorsa-nedeni-kulak-kristalleri-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 23:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6299.jpeg" type="image/jpeg" length="27239"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76274"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="37753"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31987"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55616"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68297"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="37803"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
