<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://www.tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 19 Aug 2026 09:53:17 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanser Riskini Azaltan Beslenme Nasıl Olmalı? Tabağınıza Bunları Ekleyin]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kanser-riskini-azaltan-beslenme-nasil-olmali-tabaginiza-bunlari-ekleyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kanser-riskini-azaltan-beslenme-nasil-olmali-tabaginiza-bunlari-ekleyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hiçbir yiyecek tek başına kanseri önlemiyor veya tedavi etmiyor. Ancak sebze, meyve, tam tahıl ve bakliyattan zengin bir beslenme düzeni, bazı kanser türlerinin riskini azaltmaya yardımcı olabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Market raflarında ya da sosyal medyada zaman zaman “kanserle savaşan besin”, “tümör düşmanı yiyecek” veya “kanseri önleyen mucize gıda” gibi iddialarla karşılaşmak mümkün. Brokoli, domates, yaban mersini, yeşil çay ve zerdeçal bu listelerin değişmez üyeleri arasında.</p>

<p>Peki gerçekten bazı yiyeceklerin kanserden koruyucu gücü var mı?</p>

<p>Bilimsel verilerin verdiği cevap, tek bir yiyeceğin peşinden koşmaktan çok daha farklı bir noktaya işaret ediyor: Kanserden koruyan mucize bir besin yok. Önemli olan beslenmenin bütünü.</p>

<p>Kanser riskinin azaltılmasına yönelik uluslararası öneriler, sebze, meyve, tam tahıl ve bakliyat ağırlıklı bir beslenme düzenini öne çıkarırken; işlenmiş etlerin, aşırı işlenmiş gıdaların, şekerli içeceklerin ve alkolün sınırlandırılmasını öneriyor.</p>

<p>“Kanserle savaşan besin” ifadesi neden yanıltıcı olabilir?</p>

<p>Bir besinin laboratuvar ortamında kanser hücrelerinin çoğalmasını yavaşlatması, o yiyeceğin insanlarda kanseri önlediği veya tedavi ettiği anlamına gelmez.</p>

<p>Bu ayrım özellikle zerdeçal, yeşil çay, üzüm ve bazı meyvelerde bulunan bitkisel bileşiklerle ilgili araştırmalarda önem taşıyor.</p>

<p>Laboratuvar çalışmalarında umut verici sonuçlar alınabilse de insan vücudu çok daha karmaşık. Bir yiyeceğin içindeki belirli bir maddenin hücre kültüründe gösterdiği etkiyi, o yiyeceği günlük yaşamda tüketerek aynı düzeyde elde etmek çoğu zaman mümkün değil.</p>

<p>Bu nedenle bilimsel yaklaşım tek tek “süper gıdalardan” ziyade uzun yıllar boyunca sürdürülen genel beslenme düzenine odaklanıyor.</p>

<p>1. Brokoli, lahana ve karnabahar</p>

<p>Brokoli, karnabahar, lahana, Brüksel lahanası ve karalahana aynı sebze ailesinin üyeleri.</p>

<p>Bu sebzeler lifin yanı sıra glukozinolat adı verilen doğal bitki bileşiklerini içeriyor. Sindirim sırasında bu maddeler farklı biyolojik bileşiklere dönüşebiliyor ve bunların hücreler üzerindeki etkileri uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>Laboratuvar çalışmalarındaki sonuçlar dikkat çekici olsa da insanlarda tek başına brokoli veya benzeri bir sebzenin belirli bir kanseri önlediğini söylemek için kanıt yeterli değil.</p>

<p>Buna karşılık bu sebzeleri düzenli olarak tüketmek, sebze çeşitliliğini artıran sağlıklı bir beslenme düzeninin değerli bir parçası.</p>

<p>2. Domates</p>

<p>Domatesin kırmızı renginden büyük ölçüde likopen adı verilen doğal pigment sorumlu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Likopen güçlü antioksidan özellikleri nedeniyle özellikle prostat kanseriyle ilişkili araştırmaların odağında bulunuyor. Domates tüketimi ile bazı kanserlerin görülme olasılığı arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar bulunmakla birlikte sonuçlar tek başına domatesin koruyucu olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>İlginç noktalardan biri, likopenin pişirilmiş ve işlenmiş domates ürünlerinden vücut tarafından daha kolay kullanılabilir hale gelebilmesi.</p>

<p>Ancak domates sosunun veya salçanın bir kanser ilacı olmadığı unutulmamalı. Buradaki kazanç, sebzelerden zengin genel beslenme düzeninin parçası olmasından geliyor.</p>

<p>3. Fasulye, mercimek ve nohut</p>

<p>Bakliyatlar kanserden korunmaya yönelik beslenmenin sessiz yıldızlarından biri olabilir.</p>

<p>Kuru fasulye, mercimek, nohut ve bezelye hem bitkisel protein hem de önemli miktarda lif sağlıyor.</p>

<p>Özellikle lif konusu dikkat çekiyor. Bilimsel kanıtlar, yeterli miktarda lif içeren beslenmenin kolorektal yani kalın bağırsak ve rektum kanseri riskinin azalmasıyla ilişkili olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Lif aynı zamanda bağırsak hareketlerini destekliyor ve bağırsak bakterileri tarafından parçalandığında çeşitli kısa zincirli yağ asitlerinin oluşmasına katkıda bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle bakliyatları yalnızca “protein alternatifi” olarak görmek eksik kalıyor.</p>

<p>4. Tam tahıllar</p>

<p>Yulaf, bulgur, tam buğday ekmeği, esmer pirinç ve diğer tam tahıllar rafine edilmiş tahıllara göre daha fazla lif ve çeşitli bitkisel bileşikler içeriyor.</p>

<p>Kanserden korunma konusunda en güçlü beslenme bulgularından biri de burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Dünya Kanser Araştırma Fonu değerlendirmelerine göre tam tahıl tüketiminin kolorektal kanser riskini azalttığına ilişkin güçlü kanıt bulunuyor.</p>

<p>Tam tahılların sağladığı lif ayrıca kilo kontrolüne yardımcı olabilecek daha yüksek tokluk hissine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu önemli çünkü fazla kilo ve obezite, birçok kanser türü açısından değiştirilebilir risk faktörleri arasında bulunuyor.</p>

<p>5. Koyu yeşil yapraklı sebzeler</p>

<p>Ispanak, pazı, marul ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeler; lif, folat ve karotenoidler dahil olmak üzere çok sayıda besin öğesi ve doğal bitki bileşiği içeriyor.</p>

<p>Ancak burada da “ne kadar çok, o kadar kesin koruma” şeklinde bir denklem kurmak doğru değil.</p>

<p>Asıl amaç tabağı farklı renk ve türlerde sebzelerle çeşitlendirmek.</p>

<p>Tek bir sebzeyi her gün büyük miktarlarda tüketmek yerine farklı sebze ve meyvelerin dönüşümlü olarak sofraya gelmesi, daha geniş bir besin çeşitliliği sağlıyor.</p>

<p>6. Çilek, ahududu ve yaban mersini</p>

<p>Kırmızı, mor ve mavi meyveler antioksidan özellik gösterebilen çeşitli polifenoller ve doğal bitki pigmentleri içeriyor.</p>

<p>Çilek ve ahudududa ellagik asit, yaban mersini gibi koyu renkli meyvelerde ise antosiyaninler dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu maddelerin hücresel düzeydeki etkileri yoğun biçimde araştırılıyor.</p>

<p>Ancak laboratuvarda görülen antioksidan veya hücresel etkileri doğrudan “yaban mersini kanseri önler” şeklinde yorumlamak bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Meyvelerin esas avantajı, sağlıklı ve çeşitli bir beslenme düzeninin parçası olmaları.</p>

<p>7. Üzüm</p>

<p>Özellikle kırmızı ve mor üzüm, resveratrol adı verilen doğal bir bitki bileşiği içeriyor.</p>

<p>Resveratrol antioksidan ve iltihapla ilişkili biyolojik süreçler üzerindeki potansiyel etkileri nedeniyle uzun yıllardır araştırılıyor.</p>

<p>Hücre ve hayvan çalışmalarında ilgi çekici sonuçlar görülmüş olsa da üzüm yemenin veya resveratrol takviyesi kullanmanın insanlarda kanseri önlediğini ya da tedavi ettiğini gösteren yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Üstelik resveratrol içerdiği gerekçesiyle kırmızı şarap tüketmek de doğru bir yaklaşım değil. Alkol tüketiminin çeşitli kanserlerin riskini artırdığı biliniyor.</p>

<p>8. Zerdeçal</p>

<p>Zerdeçalın sarı rengini veren başlıca maddelerden biri kurkumin.</p>

<p>Kurkumin, kanser hücrelerinin büyümesi ve hücresel sinyal mekanizmaları üzerindeki potansiyel etkileri nedeniyle çok sayıda laboratuvar araştırmasına konu oldu.</p>

<p>Fakat laboratuvar bulguları zerdeçalın insanlarda kanseri önlediği veya tedavi ettiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Zerdeçal yemeklerde baharat olarak kullanılabilir ancak kanser tedavisinin alternatifi değildir. Özellikle yoğunlaştırılmış kurkumin takviyeleri, kullanılan ilaçlarla etkileşebileceğinden gelişigüzel kullanılmamalıdır.</p>

<p>Yeşil çay gerçekten koruyor mu?</p>

<p>Yeşil çaydaki kateşin adı verilen doğal bileşikler antioksidan özellikleri nedeniyle uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>Laboratuvar deneylerinde çeşitli olumlu etkiler bildirilmesine rağmen insan çalışmalarından elde edilen sonuçlar bütün kanser türleri için tutarlı değil.</p>

<p>Bu nedenle yeşil çayı “kanseri önleyen içecek” olarak tanımlamak bilimsel kanıtların önüne geçmek olur.</p>

<p>Şekersiz tüketildiğinde sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olabilir ancak tedavi veya koruyucu ilaç gibi görülmemeli.</p>

<p>Asıl önemli olan tabağın bütünü</p>

<p>Kanserden korunma konusunda bilimsel kanıtlar tek bir yiyecekten ziyade genel beslenme modeline dikkat çekiyor.</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl ve bakliyatların günlük beslenmede ağırlık kazanması; vücudun ihtiyaç duyduğu lif, vitamin, mineral ve çok sayıda doğal bitki bileşiğinin birlikte alınmasını sağlıyor.</p>

<p>Dünya Kanser Araştırma Fonu, günlük beslenmenin önemli bölümünün tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve bakliyatlardan oluşmasını öneriyor. Günlük en az 400 gram farklı türde nişastasız sebze ve meyve ile besinlerden yaklaşık 30 gram lif hedeflenmesi öneriler arasında yer alıyor.</p>

<p>Bu rakamları katı bir günlük matematiğe dönüştürmek yerine tabağın rengini ve çeşitliliğini artırmak daha uygulanabilir bir başlangıç olabilir.</p>

<p>Sadece ne yediğiniz değil, neyi azalttığınız da önemli</p>

<p>Kanser riskini azaltmaya yönelik beslenme yalnızca tabağa sağlıklı yiyecek eklemekten ibaret değil.</p>

<p>İşlenmiş et tüketiminin kolorektal kanserle nedensel ilişkisine dair güçlü bilimsel kanıt bulunuyor. Sucuk, salam, sosis ve benzeri işlenmiş et ürünlerinin mümkün olduğunca sınırlandırılması bu nedenle önem taşıyor.</p>

<p>Kırmızı et tamamen yasaklanmış bir yiyecek değil ancak aşırı tüketilmemesi öneriliyor.</p>

<p>Şekerli içecekler ve enerji yoğunluğu yüksek aşırı işlenmiş yiyecekler de fazla kalori alımını ve kilo artışını kolaylaştırabileceğinden sınırlanması önerilen ürünler arasında.</p>

<p>Alkol konusunda ise kanserden korunma açısından en düşük risk, alkol tüketmemekle ilişkili.</p>

<p>Vitamin hapları yiyeceklerin yerini tutar mı?</p>

<p>Meyve ve sebzelerin içindeki vitaminleri hap halinde almak aynı sonucu vermiyor.</p>

<p>Kanserden korunmak amacıyla yüksek doz vitamin, mineral veya antioksidan takviyesi kullanılması genel olarak önerilmiyor.</p>

<p>Besinlerde yüzlerce farklı biyolojik bileşik birlikte bulunuyor. Sağlık üzerindeki olası yararın tek bir vitamine veya antioksidana indirgenmesi mümkün değil.</p>

<p>Üstelik bazı yüksek doz takviyelerin belirli gruplarda yarar yerine zarar oluşturabileceğini gösteren araştırmalar da bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle ihtiyaç duyulan besin öğelerinin mümkün olduğunca dengeli beslenmeyle karşılanması temel yaklaşım olmalı.</p>

<p>Kanser tanısı alanlar için kurallar değişebilir</p>

<p>Kanserden korunmaya yönelik beslenme önerileri ile aktif kanser tedavisi sırasında uygulanacak beslenme programı aynı şey değildir.</p>

<p>Kemoterapi, radyoterapi veya ameliyat sürecinde iştahsızlık, bulantı, yutma güçlüğü, ağız yaraları, ishal, kabızlık veya istemsiz kilo kaybı görülebilir. Böyle dönemlerde hastanın enerji ve protein ihtiyacı genel toplumdan farklı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kanser tanısı bulunan kişilerin internetten gördükleri kısıtlayıcı diyetleri uygulamaları veya hekimlerinin verdiği tedavinin yerine herhangi bir besini, bitkisel ürünü ya da takviyeyi koymaları ciddi sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Sofrada uygulanabilecek basit değişiklikler</p>

<p>Günlük beslenmeyi tamamen değiştirmek yerine küçük adımlarla ilerlemek daha sürdürülebilir olabilir.</p>

<p>Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek tercih etmek, ana öğünlere salata veya sebze eklemek, haftanın bazı günlerinde kuru baklagilleri ana yemek yapmak, tatlı ihtiyacında meyvelere daha sık yer vermek ve işlenmiş et tüketimini azaltmak bunlardan bazıları.</p>

<p>Brokoli de domates de mercimek de yaban mersini de sağlıklı bir sofrada yer bulabilir.</p>

<p>Fakat bilimsel mesaj bundan daha büyük:</p>

<p>Kanserden korunmanın sırrı tek bir “mucize besinde” değil; yıllar boyunca sürdürülebilen sağlıklı beslenme düzeninde, sağlıklı kilonun korunmasında, fiziksel aktivitede, tütünden uzak durmada ve alkol tüketiminin önlenmesinde yatıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>CA: A Cancer Journal for Clinicians – American Cancer Society Guideline for Diet and Physical Activity for Cancer Prevention – Rock CL, Thomson C, Gansler T ve arkadaşları – 2020 – DOI: 10.3322/caac.21591</li>
 <li>World Cancer Research Fund / American Institute for Cancer Research – Diet, Nutrition, Physical Activity and Cancer: a Global Perspective, Third Expert Report – 2018</li>
 <li>World Cancer Research Fund / American Institute for Cancer Research – Wholegrains, Vegetables and Fruit and the Risk of Cancer – 2018</li>
 <li>The Journal of Nutrition – The World Cancer Research Fund/American Institute for Cancer Research Third Expert Report on Diet, Nutrition, Physical Activity, and Cancer: Impact and Future Directions – Clinton SK, Giovannucci EL, Hursting SD – 2020 – DOI: 10.1093/jn/nxz268</li>
 <li>World Cancer Research Fund – Cancer Prevention Recommendations – bilimsel kanıt değerlendirmeleri ve beslenme önerileri</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kanser-riskini-azaltan-beslenme-nasil-olmali-tabaginiza-bunlari-ekleyin</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8536.jpeg" type="image/jpeg" length="85373"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mercimek, Nohut, Sebze, Tam Tahıl: Diyabet İçin Güçlü Beslenme Tablosu]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/mercimek-nohut-sebze-tam-tahil-diyabet-icin-guclu-beslenme-tablosu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/mercimek-nohut-sebze-tam-tahil-diyabet-icin-guclu-beslenme-tablosu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bilimsel değerlendirmeler, tip 2 diyabette yalnızca karbonhidrat miktarının değil, sofraya hangi karbonhidratların ve hangi işlenme düzeyindeki besinlerin geldiğinin de önemli olduğunu gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir tabak pilav, bir kase mercimek ve bir dilim tam tahıllı ekmek aynı başlık altında “karbonhidrat” olarak görülebilir. Fakat vücudun bu yiyeceklere verdiği yanıt aynı değil. Tip 2 diyabet söz konusu olduğunda da bilim giderek tek tek besinlerden çok, tabağın bütününe ve besinin kalitesine bakıyor.</p>

<p>Nutrients dergisinde yayımlanan yeni bir bilimsel derleme; bitkisel ağırlıklı beslenme, baklagiller, diyet lifi, tam tahıllar ile kırmızı ve işlenmiş et tüketimine ilişkin mevcut araştırmaları bir araya getirdi. Bulguların ortak mesajı dikkat çekici: Bitkisel beslenmenin yararı yalnızca “daha fazla bitki yemek”ten değil, hangi bitkisel besinlerin tercih edildiğinden kaynaklanıyor.</p>

<p>Tam tahıllar, baklagiller, sebzeler, meyveler ve kuruyemişlerin ağırlıkta olduğu, daha az işlenmiş bir beslenme düzeni metabolik sağlık açısından avantajlı görünürken; rafine tahıllar, şekerli içecekler, ilave şeker ve düşük kaliteli yüksek işlenmiş ürünlerin ağırlıkta olduğu bir beslenme aynı avantajı sağlamıyor.</p>

<p>Tip 2 diyabette neden tabağın bütünü önemli?</p>

<p>Tip 2 diyabet, vücudun insülini yeterince etkili kullanamaması ve zaman içinde kan şekerinin yüksek seyretmesiyle karakterize kronik bir hastalık.</p>

<p>Genetik yatkınlık önemli olmakla birlikte fazla kilo, özellikle karın çevresinde yağlanma, fiziksel hareketsizlik, uyku düzeni ve beslenme alışkanlıkları da hastalığın gelişme riskini etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bilim insanları artık yalnızca “şeker yenmeli mi?” sorusuna odaklanmıyor. Karbonhidratın kaynağı, besinin lif içeriği, ne ölçüde işlendiği ve genel beslenme düzeninin kalitesi de değerlendiriliyor.</p>

<p>Buradaki kritik nokta şu: Karbonhidrat içeren bütün yiyecekler metabolik açıdan birbirinin eş değeri değil.</p>

<p>Tam tahıllar neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Yulaf, bulgur, tam buğday, arpa ve diğer tam tahıllar rafine edilmiş tahıllara göre tahılın daha fazla doğal bileşenini koruyor.</p>

<p>Bu besinler özellikle lif açısından önem taşıyor. Lif, sindirimin ve karbonhidratların emiliminin daha yavaş gerçekleşmesine katkıda bulunabiliyor. Ayrıca bağırsak mikrobiyotası, tokluk hissi ve vücut ağırlığının kontrolü üzerinde de etkileri bulunuyor.</p>

<p>Daha önce gerçekleştirilen geniş kapsamlı bilimsel değerlendirmelerde yüksek tam tahıl tüketimi daha düşük tip 2 diyabet riskiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Ancak bu sonuç “Her gün belirli miktarda tam tahıl yiyen kişi diyabet olmaz” anlamına gelmiyor. Bu çalışmalar çoğunlukla toplumların uzun dönemli beslenme alışkanlıklarını karşılaştırıyor ve gözlemsel araştırmalar tek başına neden-sonuç ilişkisini kanıtlayamıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yine de farklı araştırmalarda benzer sonuçların görülmesi, tam tahılların sağlıklı bir beslenme düzenindeki yerini destekliyor.</p>

<p>Mercimek ve nohut neden farklı?</p>

<p>Mercimek, nohut, kuru fasulye ve bezelye gibi baklagiller hem karbonhidrat hem bitkisel protein içeriyor. Fakat bunların önemli bir özelliği de yüksek lif içerikleri ve genellikle daha düşük glisemik etkiye sahip olmaları.</p>

<p>Glisemik etki, bir yiyeceğin tüketildikten sonra kan şekerini ne ölçüde ve ne hızda yükseltebildiğini anlatmak için kullanılan bir kavram.</p>

<p>Baklagiller üzerine yapılan kontrollü çalışmalar, özellikle yemek sonrasındaki kan şekeri yanıtında olumlu etkiler bulunabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bununla birlikte uzun dönemli sonuçlar daha karmaşık. Bazı araştırmalarda açlık kan şekeri ve HbA1c gibi göstergelerde iyileşmeler bildirilirken, çalışmalar arasındaki farklılıklar nedeniyle etkinin büyüklüğünü kesin olarak belirlemek kolay değil.</p>

<p>Bu nedenle baklagilleri bir “diyabet ilacı” gibi görmek doğru değil. Ancak sağlıklı bir beslenme düzeninde rafine karbonhidratların veya bazı işlenmiş et ürünlerinin yerine kullanılması önemli bir avantaj sağlayabilir.</p>

<p>“Bitkisel besleniyorum” demek tek başına yeterli değil</p>

<p>Yeni değerlendirmenin belki de halk açısından en önemli mesajlarından biri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Çünkü her bitkisel yiyecek otomatik olarak sağlıklı değil.</p>

<p>Mercimek, nohut, sebze, meyve, tam tahıl ve kuruyemiş de bitkisel kaynaklıdır; şekerli içecekler, rafine tahıllardan hazırlanan pek çok ürün ve yoğun ilave şeker içeren yiyecekler de büyük ölçüde bitkisel kaynaklardan üretilebilir.</p>

<p>Metabolik etkileri ise aynı değildir.</p>

<p>Bilimsel araştırmalarda tam ve az işlenmiş bitkisel besinlerden zengin beslenme modelleri daha düşük tip 2 diyabet riskiyle ilişkilendirilirken, rafine tahıllar ve ilave şeker açısından zengin düşük kaliteli bitkisel beslenme modellerinde aynı koruyucu ilişki görülmüyor.</p>

<p>Bu nedenle asıl soru “Bitkisel mi?” değil, “Ne kadar kaliteli ve ne kadar işlenmiş?” olmalı.</p>

<p>307 binden fazla kişinin verileri ne gösterdi?</p>

<p>JAMA Internal Medicine’da yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde dokuz prospektif çalışmadan toplam 307 bin 99 kişinin verileri değerlendirildi. Takip dönemlerinde 23 bin 544 yeni tip 2 diyabet vakası kaydedildi.</p>

<p>Bitkisel ağırlıklı beslenmeye daha fazla bağlılık, daha düşük tip 2 diyabet riskiyle ilişkili bulundu. İlişki özellikle meyve, sebze, tam tahıl, baklagil ve kuruyemiş gibi daha sağlıklı bitkisel besinlere ağırlık verildiğinde güçlendi.</p>

<p>Burada önemli bir bilimsel ayrıntı var: Bu çalışmalar büyük ölçüde gözlemsel nitelikte. Dolayısıyla sonuçlar sağlıklı bitkisel beslenme ile daha düşük diyabet riski arasında güçlü bir bağlantı olduğunu gösterse de tek başına bu beslenme biçiminin riskteki azalmanın doğrudan nedeni olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Sebzeler neden sofranın önemli parçalarından biri?</p>

<p>Sebzelerin avantajı yalnızca düşük kalorili olmalarından kaynaklanmıyor.</p>

<p>Sebzeler türlerine göre lif, vitaminler, mineraller ve çeşitli biyoaktif bileşikler sağlayabiliyor. Ayrıca tabağın önemli bir bölümünü sebzelerle oluşturmak, enerji yoğunluğu yüksek ve daha fazla işlenmiş yiyeceklerin porsiyonunun doğal olarak azalmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Fakat “ne kadar çok sebze, o kadar düşük diyabet riski” şeklinde basit bir denklem kurmak bilimsel açıdan doğru değil. Bazı eski meta-analizlerde toplam sebze tüketimi ile tip 2 diyabet riski arasındaki ilişki istatistiksel olarak belirgin bulunmadı.</p>

<p>Bu da beslenme araştırmalarının temel gerçeğini hatırlatıyor: Sağlık sonuçlarını genellikle tek bir yiyecekten ziyade toplam beslenme düzeni belirliyor.</p>

<p>Akdeniz tipi beslenme neden sürekli gündeme geliyor?</p>

<p>Sebze, baklagil, tam tahıl, meyve, kuruyemiş ve zeytinyağının öne çıktığı Akdeniz tipi beslenme, tip 2 diyabet araştırmalarında en fazla incelenen modeller arasında.</p>

<p>Bu beslenme biçimi yalnızca kan şekeri açısından değil; vücut ağırlığı, kan basıncı ve kan yağları gibi kalp-damar sağlığını ilgilendiren göstergeler açısından da araştırılıyor.</p>

<p>Benzer şekilde DASH ve sağlıklı bitkisel beslenme modellerinin ortak paydasında da çoğunlukla aynı tablo görülüyor: Daha fazla tam veya az işlenmiş bitkisel besin, daha fazla lif ve daha az rafine edilmiş ürün.</p>

<p>Dolayısıyla bilimsel veriler tek bir “diyabet diyeti”nden ziyade, farklı sağlıklı beslenme modellerinin kesiştiği ortak noktaları işaret ediyor.</p>

<p>İşlenmiş et konusunda veriler ne söylüyor?</p>

<p>Bitkisel besinlerin yanında tabağın diğer tarafı da önemli.</p>

<p>The Lancet Diabetes &amp; Endocrinology’de yayımlanan ve 20 ülkedeki 31 kohorttan yaklaşık 1,97 milyon yetişkinin verilerini içeren geniş kapsamlı analizde, 107 binden fazla yeni tip 2 diyabet vakası değerlendirildi.</p>

<p>Daha yüksek işlenmiş et ve işlenmemiş kırmızı et tüketimi, tip 2 diyabet görülme sıklığının artmasıyla ilişkili bulundu. Analizde günlük her 50 gramlık ek işlenmiş et tüketimi yüzde 15, günlük her 100 gramlık ek işlenmemiş kırmızı et tüketimi ise yüzde 10 daha yüksek tip 2 diyabet görülme sıklığıyla bağlantılıydı.</p>

<p>Bu rakamların göreceli risk artışını ifade ettiği unutulmamalı. Ayrıca çalışma gözlemsel veriler içerdiği için tek başına et tüketiminin diyabete doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Buna karşılık araştırmanın büyüklüğü ve farklı ülkelerden verileri içermesi, beslenmenin genel kalitesine ilişkin değerlendirmelere önemli katkı sağlıyor.</p>

<p>Düşük karbonhidratlı beslenme daha mı iyi?</p>

<p>Tip 2 diyabette düşük karbonhidratlı diyetler son yıllarda oldukça popüler hale geldi.</p>

<p>Bazı randomize kontrollü araştırmalarda düşük karbonhidratlı beslenmeyle kısa dönemde HbA1c, kilo ve trigliserit düzeylerinde iyileşmeler görülebiliyor. Ancak uzun dönemde hangi beslenme biçiminin üstün olduğu çok daha karmaşık.</p>

<p>Karbonhidratı azaltırken yerine ne konulduğu da önemli.</p>

<p>Sebzeler, kuruyemişler, baklagiller, bitkisel proteinler ve doymamış yağların ağırlık kazandığı bir düzen ile karbonhidratın azaltılıp işlenmiş veya doymuş yağdan zengin hayvansal ürünlerin artırıldığı bir beslenme metabolik açıdan aynı kabul edilemez.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca günlük karbonhidrat yüzdesine bakmak tabağın önemli bir bölümünü gözden kaçırabilir.</p>

<p>Diyabetten korunmak isteyen biri tabağını nasıl düşünmeli?</p>

<p>Bilimsel bulguları günlük hayata tercüme ettiğimizde temel yaklaşım oldukça anlaşılır hale geliyor.</p>

<p>Tabağın önemli bölümünde sebzelere yer vermek, beyaz ve yoğun rafine tahıllar yerine mümkün olduğunca tam tahılları tercih etmek, mercimek, nohut ve kuru fasulye gibi baklagilleri düzenli beslenmenin parçası yapmak ve şekerli içeceklerle yoğun işlenmiş yiyecekleri sınırlamak sağlıklı beslenmenin temel taşları arasında bulunuyor.</p>

<p>Meyve suyu yerine bütün meyvenin, rafine tahıl yerine tam tahılın tercih edilmesi de besinin doğal yapısının ve lif içeriğinin korunmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>Burada porsiyon miktarı da unutulmamalı. Sağlıklı kabul edilen bir besinin sınırsız tüketilmesi gerekmiyor. Özellikle diyabeti bulunan kişilerde toplam karbonhidrat miktarı, kullanılan ilaçlar, vücut ağırlığı ve günlük fiziksel aktivite kan şekeri yanıtını etkileyebilir.</p>

<p>Tek bir yiyecek diyabeti önleyebilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Ne mercimek ne yulaf ne brokoli ne de başka bir yiyecek tek başına tip 2 diyabeti önleyen veya tedavi eden bir araçtır.</p>

<p>Beslenme araştırmalarında en güçlü mesajlardan biri, tek bir “süper besin” aramak yerine sürdürülebilir beslenme düzenine odaklanılması gerektiğidir.</p>

<p>Vücut ağırlığının sağlıklı aralıkta tutulması, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku, sigaradan uzak durma ve dengeli beslenme birlikte değerlendirildiğinde çok daha anlamlı bir tablo ortaya çıkar.</p>

<p>Diyabeti olanlar için önemli bir ayrıntı</p>

<p>Tip 2 diyabet tanısı bulunan kişilerin beslenme düzeninde yapacağı büyük değişiklikler kan şekeri değerlerini etkileyebilir.</p>

<p>Özellikle insülin veya kan şekerini düşüren bazı ilaçları kullanan kişilerde karbonhidrat miktarının hızlı ve belirgin biçimde değiştirilmesi kan şekerinin gereğinden fazla düşmesine yol açabilir. Bu nedenle mevcut tedaviyi kendi kendine değiştirmek yerine beslenme ve ilaç planının birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Yeni bilimsel derlemenin mesajı bir yasaklar listesi değil. Daha çok tabağın yönünü gösteren bir pusula niteliğinde: Daha az rafine edilmiş ürün, daha fazla lif, daha fazla tam tahıl, baklagil ve sebze; besin seçiminde ise yalnızca “bitkisel” etiketine değil, gerçek gıda kalitesine odaklanmak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Nutrients – Plant-Based Nutrition and Type 2 Diabetes Mellitus: Prevention, Risk, Metabolic Health and the Role of Legumes, Dietary Fiber, and Red Meat – Frigo F, Fasching P, Brath H – 2026 – DOI: 10.3390/nu18162672</li>
 <li>JAMA Internal Medicine – Association Between Plant-Based Dietary Patterns and Risk of Type 2 Diabetes: A Systematic Review and Meta-analysis – Qian F ve arkadaşları – 2019 – DOI: 10.1001/jamainternmed.2019.2195</li>
 <li>The Lancet Diabetes &amp; Endocrinology – Meat consumption and incident type 2 diabetes: an individual-participant federated meta-analysis of 1·97 million adults with 100 000 incident cases from 31 cohorts in 20 countries – Li C ve arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1016/S2213-8587(24)00179-7</li>
 <li>Nutrients – The Effects of Legume Consumption on Markers of Glycaemic Control in Individuals with and without Diabetes Mellitus: A Systematic Literature Review of Randomised Controlled Trials – Bielefeld D, Grafenauer S, Rangan A – 2020 – DOI: 10.3390/nu12072123</li>
 <li>Nutrients – Preventive Role of Diet Interventions and Dietary Factors in Type 2 Diabetes Mellitus: An Umbrella Review – 2020 – DOI: 10.3390/nu12092722</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/mercimek-nohut-sebze-tam-tahil-diyabet-icin-guclu-beslenme-tablosu</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 09:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8535.jpeg" type="image/jpeg" length="28546"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dengeniz ve Hareket Kabiliyetiniz Ne Kadar İyi? Uzun Yaşam İçin Güçlü Bir İpucu Olabilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/dengeniz-ve-hareket-kabiliyetiniz-ne-kadar-iyi-uzun-yasam-icin-guclu-bir-ipucu-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/dengeniz-ve-hareket-kabiliyetiniz-ne-kadar-iyi-uzun-yasam-icin-guclu-bir-ipucu-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir ayağınızın üzerinde 10 saniye durabiliyor musunuz? Sandalyeden rahatça kalkabiliyor, birkaç metre yürüyüp dönebiliyor ya da yere oturduktan sonra fazla destek almadan yeniden ayağa kalkabiliyor musunuz? Araştırmalar, bu basit hareketlerin denge, kas gücü ve genel işlevsel kapasite hakkında önemli bilgiler verebildiğini; ileri yaşlarda sağlık ve yaşam süresiyle de ilişkili olabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>Yaşlanmayı değerlendirirken çoğu kişinin aklına tansiyon, kolesterol, kan şekeri veya vücut ağırlığı geliyor. Ancak bilim insanlarının üzerinde giderek daha fazla durduğu başka bir gösterge daha var: <strong>Vücudun günlük hareketleri ne kadar rahat ve güvenli gerçekleştirebildiği.</strong></h1>

<p>Yürüme hızı, tek ayak üzerinde durabilme, sandalyeden kalkma ve yerden yeniden ayağa doğrulma gibi oldukça basit görünen hareketlerin ileri yaşlarda sağlık durumu ve ölüm riski hakkında önemli ipuçları verebildiğini gösteren araştırmalar bulunuyor.</p>

<p>Ancak bu testlerin hiçbiri tek başına “kaç yıl yaşayacağınızı” söylemiyor. Araştırmalar esas olarak <strong>ilişki</strong> gösteriyor; kişinin gelecekteki yaşam süresini kesin biçimde tahmin etmiyor.</p>

<h2>10 Saniye Tek Ayak Üzerinde Durabiliyor musunuz?</h2>

<p>Bu konuda en fazla dikkat çeken araştırmalardan biri <i>British Journal of Sports Medicine</i> dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Araştırmada 51-75 yaş arasındaki <strong>1.702 yetişkinin</strong>, 10 saniye boyunca tek ayak üzerinde durup duramadığı değerlendirildi. Katılımcılar yaklaşık yedi yıl takip edildi.</p>

<p>Sonuçlara göre testi tamamlayamayan kişilerde, yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi ve bazı sağlık sorunları dikkate alındıktan sonra bile tüm nedenlere bağlı ölüm riski testi başarıyla tamamlayanlara göre yaklaşık <strong>%84 daha yüksek</strong> bulundu.</p>

<p>Bu sonuç, “10 saniye duramayan kişi erken ölür” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırma gözlemsel olduğu için denge kaybının doğrudan ölüme yol açtığını kanıtlamıyor. Ancak denge, vücudun pek çok sisteminin aynı anda çalışmasını gerektirdiğinden genel sağlık kapasitesi hakkında değerli bir işaret olabilir.</p>

<p>Tek ayak üzerinde dururken kaslar, eklemler, görme sistemi, iç kulaktaki denge mekanizması ve beyin sürekli olarak birlikte çalışıyor.</p>

<p>Bu sistemlerden bir veya birkaçındaki gerileme, kişinin dengesine de yansıyabiliyor.</p>

<h2>Yürüme Hızınız da Önemli Bir Gösterge Olabilir</h2>

<p>Yürüme hızı, geriatri alanında uzun süredir kullanılan işlevsel sağlık göstergelerinden biri.</p>

<p>Dokuz farklı çalışmadan elde edilen verilerin birlikte değerlendirildiği büyük bir analizde <strong>65 yaş ve üzerindeki 34.485 kişi</strong> incelendi.</p>

<p>Sonuçlar, daha yüksek yürüme hızının daha iyi sağkalımla ilişkili olduğunu gösterdi.</p>

<p>Yürüme hızındaki her <strong>0,1 metre/saniyelik artış</strong>, daha düşük ölüm riskiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Fakat burada da neden-sonuç ilişkisini dikkatli değerlendirmek gerekiyor.</p>

<p><strong>Hızlı yürümek tek başına ömrü uzatan bir yöntem değil.</strong></p>

<p>Yürüme hızı; kalp ve akciğer kapasitesi, kas kuvveti, eklem hareketliliği, sinir sistemi, denge ve genel sağlık durumunun ortak sonucunu yansıtıyor.</p>

<p>Bu nedenle kişinin ne kadar hızlı yürüyebildiği, vücudun farklı sistemlerinin birlikte ne kadar iyi çalıştığına dair pratik bir gösterge kabul ediliyor.</p>

<h2>Sandalyeden Kalkıp Birkaç Metre Yürümek Neden Ölçülüyor?</h2>

<p>Geriatri ve rehabilitasyon alanında kullanılan en bilinen testlerden biri <strong>Timed Up and Go</strong>, yani “Kalk ve Yürü Testi”.</p>

<p>Kişiden bir sandalyeden kalkması, yaklaşık üç metre yürümesi, dönmesi, sandalyeye geri gelmesi ve yeniden oturması isteniyor.</p>

<p>Bu sırada geçen süre ölçülüyor.</p>

<p>Test yalnızca yürüme hızını değil; ayağa kalkma gücü, denge, yön değiştirme, koordinasyon ve kontrollü biçimde yeniden oturabilme yeteneğini de değerlendiriyor.</p>

<p>60 yaş üzerindeki kişilerin incelendiği bir çalışmada test süresindeki <strong>her bir saniyelik artış</strong>, takip dönemindeki tüm nedenlere bağlı ölüm riskinde yaklaşık <strong>%5 artışla</strong> ilişkili bulundu.</p>

<p>Bu hareket günlük yaşamın küçük bir özeti gibi düşünülebilir:</p>

<p>Ayağa kalkmak, dengede durmak, yürümek, yön değiştirmek ve yeniden güvenli biçimde oturmak.</p>

<h2>Asıl Dikkat Çekici Test: Yerden Kalkabiliyor musunuz?</h2>

<p>2025 yılında <i>European Journal of Preventive Cardiology</i> dergisinde yayımlanan geniş bir çalışma, yerden oturup kalkma becerisinin uzun dönem sağlık sonuçlarıyla ilişkisini inceledi.</p>

<p>Araştırmaya 46-75 yaş arasındaki <strong>4.282 kişi</strong> katıldı.</p>

<p>Katılımcılardan yere oturmaları ve ardından mümkün olduğunca ellerinden, dizlerinden veya başka destek noktalarından yardım almadan yeniden ayağa kalkmaları istendi.</p>

<p>Oturma ve kalkma hareketleri ayrı ayrı beşer puan üzerinden değerlendirildi.</p>

<p>El, diz veya ön kol gibi bir destek kullanılması halinde puan düşürüldü. Belirgin denge kaybında da puan kaybı oldu. En yüksek toplam puan <strong>10</strong> olarak belirlendi.</p>

<p>Katılımcılar ortanca <strong>12,3 yıl</strong> takip edildi.</p>

<p>Bu dönemde 665 ölüm kaydedildi.</p>

<p>Sağlık durumu ve kalp-damar risk faktörleri hesaba katıldığında, testten <strong>0-4 puan alan kişilerde doğal nedenlere bağlı ölüm riski, 10 puan alanlara göre yaklaşık 3,8 kat daha yüksek</strong> bulundu.</p>

<p>Kardiyovasküler ölümler açısından ilişki daha da güçlüydü.</p>

<p>Ancak araştırmanın önemli sınırlılıkları da var.</p>

<p>Katılımcıların yaklaşık <strong>%68'i erkekti</strong> ve çalışma genel toplumdan rastgele seçilmiş bir örneklem yerine özel bir klinikte değerlendirilen gönüllüler üzerinde gerçekleştirildi. Bu nedenle sonuçların bütün toplum gruplarına aynı şekilde genellenmesi mümkün değil.</p>

<p>Üstelik çalışma gözlemsel olduğundan düşük puanın ölümün doğrudan nedeni olduğu söylenemez.</p>

<h2>Bu Hareketler Yaşlanma Hakkında Neden Bu Kadar Çok Şey Söylüyor?</h2>

<p>Çünkü günlük hareket kabiliyeti tek bir organa bağlı değil.</p>

<p>Yerden kalkabilmek için bacak ve kalça kaslarının yeterli kuvvet üretmesi gerekiyor.</p>

<p>Dengede kalabilmek için gözlerden, iç kulaktan, eklemlerden ve kaslardan gelen bilgilerin beyinde doğru biçimde işlenmesi gerekiyor.</p>

<p>Yürüyebilmek için kalp, akciğerler, damar sistemi, kaslar, eklemler ve sinir sisteminin birlikte çalışması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle fiziksel performans, vücudun farklı sistemlerinin ortak kapasitesini gösteren bir çeşit <strong>işlevsel sağlık göstergesi</strong> olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Yaş ilerledikçe yalnızca kas miktarı değil, kasın gerektiği anda ne kadar hızlı güç üretebildiği de önem kazanıyor.</p>

<p>Merdiven çıkmak, tökezlediğinizde yeniden dengeyi sağlamak veya sandalyeden hızla doğrulmak, yalnızca kas kuvvetine değil, bu kuvvetin doğru zamanda kullanılmasına da bağlı.</p>

<h2>Evde Denemek İsteyenler İçin Önce Güvenlik</h2>

<p>Bu hareketlerin araştırmalarda belirli protokollerle ve çoğu zaman sağlık profesyonellerinin gözetiminde uygulandığını unutmamak gerekiyor.</p>

<p><strong>Baş dönmesi, sık düşme öyküsü, ciddi denge problemi, nörolojik hastalık, önemli eklem sorunu, yakın zamanda geçirilmiş ameliyat veya belirgin hareket kısıtlılığı bulunan kişilerin bu testleri tek başına denemesi uygun olmayabilir.</strong></p>

<p>Düşme riski olmayan sağlıklı kişiler ise güvenli bir ortamda kendi günlük hareket kapasitelerini gözlemleyebilir.</p>

<p>Örneğin sabit bir tezgâh veya duvarın yanında durarak tek ayak üzerinde kısa süre dengede kalıp kalamadıklarına bakabilirler.</p>

<p>Bir sandalyeden kollarını kullanmadan kalkmanın kolay mı yoksa zor mu olduğunu gözlemleyebilirler.</p>

<p>Yürürken dönüşlerde dengenin bozulup bozulmadığına dikkat edebilirler.</p>

<p>Ancak bu denemeler <strong>tıbbi tanı veya yaşam süresi testi değildir.</strong></p>

<p>Özellikle yerden oturup kalkma testi sırasında düşme riski bulunduğundan, hareket kabiliyeti sınırlı kişilerin bunu tek başına denememesi daha güvenlidir.</p>

<h2>Denge ve Hareket Kabiliyeti Geliştirilebilir mi?</h2>

<p>İşin umut verici tarafı burada başlıyor.</p>

<p>Denge, kas gücü ve hareket kapasitesi yaşla birlikte azalabilse de tamamen değiştirilemez özellikler değiller.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite, direnç egzersizleri ve denge çalışmaları ileri yaşlarda işlevsel kapasitenin korunmasına katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, 65 yaş ve üzerindeki yetişkinlere aerobik fiziksel aktivitenin yanı sıra kas güçlendirme çalışmalarını da öneriyor.</p>

<p>Ayrıca özellikle düşme riskinin azaltılması ve işlevsel kapasitenin korunması için <strong>denge ve kuvveti birlikte geliştiren çok bileşenli fiziksel aktivitelerin haftada en az üç gün yapılması</strong> öneriliyor.</p>

<p>Egzersiz programının kişinin yaşı, sağlık durumu ve fiziksel kapasitesine göre düzenlenmesi ise önemli.</p>

<h2>Uzun Yaşamın Sorusu Yalnızca “Kaç Yaşındasınız?” Değil</h2>

<p>Takvim yaşı herkes için aynı hızla ilerliyor.</p>

<p>Ancak aynı yaştaki iki kişinin fiziksel kapasitesi birbirinden çok farklı olabiliyor.</p>

<p>65 yaşındaki bir kişi merdivenleri rahatça çıkarken aynı yaştaki başka biri sandalyeden kalkarken bile destek almak zorunda kalabiliyor.</p>

<p>Longevity araştırmalarının giderek daha fazla üzerinde durduğu noktalardan biri de tam olarak bu:</p>

<p><strong>Kaç yaşında olduğumuz kadar, o yaşta neleri yapabildiğimiz de önemli.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tek ayak üzerinde 10 saniye durabilmek, hızlı yürümek veya yerden rahatça kalkmak geleceği kesin biçimde gösteren testler değil.</p>

<p>Ancak bilimsel çalışmalar, denge ve hareket kapasitesinin genel sağlık durumuyla yakından ilişkili olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Uzun yaşam açısından asıl hedef yalnızca daha fazla yıl yaşamak değil; mümkün olduğunca uzun süre <strong>güçlü, dengeli, hareketli ve bağımsız kalabilmek.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/dengeniz-ve-hareket-kabiliyetiniz-ne-kadar-iyi-uzun-yasam-icin-guclu-bir-ipucu-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/denge-hareket-kabiliyeti-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="65602"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Her Gün Şekerli İçecek Tüketenlerde Mide Kanseri Riski 2,45 Kat Yüksek]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/her-gun-sekerli-icecek-tuketenlerde-mide-kanseri-riski-245-kat-yuksek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/her-gun-sekerli-icecek-tuketenlerde-mide-kanseri-riski-245-kat-yuksek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[112 binden fazla kişinin uzun yıllar takip edildiği yeni bir araştırmada, günde en az bir porsiyon şekerle tatlandırılmış içecek tüketenlerde mide kanseri gelişme riskinin, ayda bir porsiyondan az tüketenlere göre 2,45 kat daha yüksek olduğu belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzmanlar, bulgunun önemli olduğunu ancak gözlemsel çalışma nedeniyle doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurulamayacağını vurguluyor.</p>

<p>Günde Bir Bardak Şekerli İçecek Mide Kanseri Riskiyle İlişkilendirildi</p>

<p>Şekerle tatlandırılmış gazlı içecekler ve benzeri ürünlerin sağlık üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalara dikkat çekici bir yenisi eklendi. Gastro Hep Advances dergisinde yayımlanan geniş kapsamlı çalışma, düzenli şekerli içecek tüketimi ile mide kanseri görülme riski arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmada 1986-2022 yılları arasında takip edilen 112 bin 284 kişinin verileri değerlendirildi. Uzun takip süresince katılımcılar arasında 278 mide kanseri vakası tespit edildi.</p>

<p>Günde 237 mililitre sınırı dikkat çekti</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu, günlük tüketim miktarında ortaya çıktı.</p>

<p>Yaklaşık 237 mililitreye karşılık gelen en az bir porsiyon şekerle tatlandırılmış içeceği her gün tüketenlerde, mide kanseri gelişme riski ayda bir porsiyondan az tüketenlere kıyasla 2,45 kat daha yüksek bulundu.</p>

<p>Bilimsel analizde bu ilişki için hazard oranı 2,45 olarak hesaplanırken yüzde 95 güven aralığının 1,49 ile 4,04 arasında olduğu bildirildi.</p>

<p>Araştırmacılar değerlendirmelerinde yaş, sigara kullanımı, alkol tüketimi, vücut ağırlığı, diyabet ve beslenme alışkanlıkları dahil olmak üzere kanser riskini etkileyebilecek çok sayıda faktörü dikkate aldı.</p>

<p>Kadınlarda daha güçlü ilişki görüldü</p>

<p>Çalışmanın cinsiyete göre yapılan analizinde de dikkat çekici bir farklılık ortaya çıktı.</p>

<p>Günde en az bir porsiyon şekerli içecek tüketimiyle ilişkili mide kanseri riski kadınlarda yaklaşık 3 kat, erkeklerde ise yaklaşık 2 kat düzeyinde hesaplandı.</p>

<p>Kadınlarda hazard oranı 3,04, erkeklerde ise 1,99 olarak belirlendi.</p>

<p>Ancak araştırmacılar bu sonuçların kadınların mutlaka erkeklerden daha fazla risk altında olduğu şeklinde yorumlanmaması gerektiğine işaret ediyor. Alt grup analizlerinde vaka sayılarının azalması nedeniyle sonuçların daha geniş araştırmalarla doğrulanmasına ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Yapay tatlandırıcılı içeceklerde aynı sonuç görülmedi</p>

<p>Araştırmanın ilginç sonuçlarından biri de yapay tatlandırıcılı içeceklerle ilgiliydi.</p>

<p>Şekerle tatlandırılmış içeceklerde gözlenen ilişkinin aksine, yapay tatlandırıcılı içecek tüketimi ile mide kanseri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bağlantı tespit edilmedi.</p>

<p>Araştırmada ayrıca daha yüksek toplam fruktoz tüketiminin mide kanseri görülme sıklığıyla pozitif ilişki gösterdiği bildirildi.</p>

<p>Şeker mideyi nasıl etkileyebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırma, şekerli içeceklerin mide kanserine hangi mekanizmayla katkıda bulunabileceğini doğrudan kanıtlamıyor.</p>

<p>Bilim insanları yüksek miktarda şeker tüketiminin insülin direnci, yüksek kan şekeri ve insülin seviyeleri, kilo artışı, kronik inflamasyon ve bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler üzerinden kanser gelişimi için elverişli bir biyolojik ortam oluşturabileceği ihtimali üzerinde duruyor.</p>

<p>Ancak bunlar henüz olası mekanizmalar. Şekerli içeceklerin doğrudan mide kanserine yol açtığını söylemek mevcut verilerle mümkün değil.</p>

<p>“2,45 kat” ne anlama geliyor?</p>

<p>Araştırmadaki en önemli noktalardan biri de risk rakamının doğru yorumlanması.</p>

<p>Çalışma, her gün şekerli içecek tüketen herkesin mide kanserine yakalanacağını göstermiyor. Araştırmada toplam 112 bin 284 kişi arasında 278 mide kanseri vakası saptandı.</p>

<p>2,45 katlık değer, yüksek tüketim grubundaki göreceli risk artışını ifade ediyor.</p>

<p>Bu nedenle bulguyu “şekerli içecek mide kanserine neden oluyor” şeklinde yorumlamak bilimsel açıdan doğru değil. Daha isabetli ifade, “düzenli şekerli içecek tüketimi daha yüksek mide kanseri riskiyle ilişkili bulundu” şeklinde.</p>

<p>Araştırmanın önemli sınırlılıkları var</p>

<p>Çalışmanın uzun takip süresi ve geniş katılımcı sayısı sonuçların bilimsel değerini artırıyor. Bununla birlikte araştırma gözlemsel nitelikte olduğu için neden-sonuç ilişkisi kuramıyor.</p>

<p>Katılımcıların demografik yapısı da sonuçların bütün toplumlara doğrudan uyarlanmasını güçleştiren faktörlerden biri.</p>

<p>Mide kanserinin en önemli risk faktörlerinden Helicobacter pylori (H. pylori) enfeksiyonuna ilişkin bilgilerin sınırlı olması da araştırmanın değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken noktalar arasında.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar, şekerle tatlandırılmış içeceklerle mide kanseri arasındaki ilişkinin farklı toplumlarda yapılacak yeni çalışmalarla doğrulanması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Buna rağmen 36 yıla uzanan takip verileri, şekerli içeceklerin sağlık üzerindeki olası etkilerine ilişkin tartışmaya yeni ve dikkat çekici bir başlık ekliyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Gastro Hep Advances</li>
 <li>Nurses’ Health Study</li>
 <li>Health Professionals Follow-Up Study</li>
 <li>American Society of Clinical Oncology – The ASCO Post</li>
 <li>World Cancer Research Fund</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/her-gun-sekerli-icecek-tuketenlerde-mide-kanseri-riski-245-kat-yuksek</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8534.jpeg" type="image/jpeg" length="89528"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Furkan Vakfı’na operasyon: Alparslan Kuytul ve eşi gözaltında]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/furkan-vakfina-operasyon-alparslan-kuytul-ve-esi-gozaltinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/furkan-vakfina-operasyon-alparslan-kuytul-ve-esi-gozaltinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana’da Furkan Vakfı’na yönelik sabah saatlerinde düzenlenen operasyonda Vakfın Kurucu Başkanı Alparslan Kuytul ile eşi Semra Kuytul’un da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Kuytul ailesinin ve bazı vakıf mensuplarının adreslerinde arama yapıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Furkan Vakfı’na operasyon: Alparslan Kuytul ve eşi gözaltına alındı</p>

<p>Adana’da Furkan Vakfı’na yönelik düzenlenen operasyonda Vakfın Kurucu Başkanı Alparslan Kuytul, eşi Semra Kuytul ve çok sayıda vakıf mensubu gözaltına alındı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre operasyon, 19 Ağustos 2026 sabahı erken saatlerde gerçekleştirildi. Adana Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin Kuytul ve bazı vakıf mensuplarının ikametlerinde arama yaptığı bildirildi.</p>

<p>Alparslan Kuytul’un Seyhan ilçesi Reşatbey Mahallesi’ndeki evinin çevresinde geniş güvenlik önlemleri alınırken, operasyona çevik kuvvet ve özel harekât ekiplerinin de katıldığı aktarıldı. Evde arama yapıldığı ve Kuytul ile eşi Semra Kuytul’un gözaltına alındığı bilgisi farklı haber kaynaklarına yansıdı.</p>

<p>Operasyonun yalnızca Kuytul ailesinin adresiyle sınırlı olmadığı, Furkan Vakfı ile bağlantılı çok sayıda kişinin adresinde de arama gerçekleştirildiği ve çok sayıda kişinin gözaltına alındığı bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gözaltı işlemlerinin hangi soruşturma kapsamında gerçekleştirildiğine ilişkin ayrıntılar ise ilk saatlerde kamuoyuna açıklanmadı. Gözaltına alınanların kesin sayısı ve haklarındaki suçlamalara ilişkin resmi makamlarca yapılacak açıklamalar bekleniyor.</p>

<p>Oktay Saral’ın açıklaması yeniden gündemde</p>

<p>Operasyonun ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın bir gün önce Alparslan Kuytul’a yönelik sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama da yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Bazı haber kaynakları, operasyonla Saral’ın açıklamasını birlikte aktarırken, iki gelişme arasında hukuki veya operasyonel bir bağlantı bulunduğuna ilişkin resmi makamlar tarafından açıklanmış bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Soruşturmaya ilişkin yeni ayrıntıların emniyet ve adli makamların açıklamalarıyla netleşmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/furkan-vakfina-operasyon-alparslan-kuytul-ve-esi-gozaltinda</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8531.jpeg" type="image/jpeg" length="22630"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Glioblastomada İlaç Yanıtı Hastaya Özel Çipte Test Edildi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/glioblastomada-ilac-yaniti-hastaya-ozel-cipte-test-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/glioblastomada-ilac-yaniti-hastaya-ozel-cipte-test-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güney Koreli bilim insanları, üç glioblastoma hastasının kendi tümör hücrelerini kullanarak beynin damar-tümör sınırını taklit eden kişiye özel bir çip geliştirdi. Aynı moleküler özellikleri taşıyan hastaların çip modellerinde iki kanser tedavisine farklı yanıtlar görülmesi, tümörün çevresindeki damar ortamının da tedavi yanıtında önemli olabileceğini düşündürdü. Yöntem henüz deneysel ve hastanelerde tedavi seçmek için kullanılan bir test değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Güney Kore’de KAIST, Sungkyunkwan Üniversitesi, CHA Bundang Tıp Merkezi ve CHA Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü çalışma, erişkinlerde en agresif kötü huylu beyin tümörlerinden biri olan glioblastomada kişiye özel tedavi arayışına yeni bir yaklaşım getirdi. Bilim insanları üç hastanın ameliyatla çıkarılan tümörlerinden elde edilen hücreleri kullanarak, tümör ile beyin damarları arasındaki ortamı küçük bir laboratuvar çipinde yeniden oluşturmaya çalıştı. Çiplerde temozolomid ve bevacizumab tedavilerine verilen yanıtların hastadan hastaya değiştiği görüldü. Araştırma Small dergisinde yayımlandı. [1]<br />
Glioblastomada aynı tedavi neden herkeste aynı sonucu vermiyor?<br />
Glioblastoma hızlı büyüyebilen, çevredeki sağlıklı beyin dokusunun içine yayılabilen ve tedavisi güç bir beyin tümörüdür.<br />
Ameliyatla mümkün olduğunca fazla tümör dokusunun çıkarılmasının ardından radyoterapi ve ilaç tedavileri uygulanabilse de hastaların tedaviye verdiği yanıt birbirinden farklı olabilir.<br />
Bu farklılığın nedenlerinden biri tümörlerin biyolojik yapısının her hastada aynı olmaması. Ancak yeni çalışma, yalnızca kanser hücresinin genetik özelliklerinin değil, tümörün çevresindeki damar ortamının da önemli olabileceğine dikkat çekiyor. [1]<br />
Beyni koruyan bariyer tedaviyi de zorlaştırabiliyor<br />
Beyindeki damarların önemli özelliklerinden biri “kan-beyin bariyeri” adı verilen doğal koruma sistemidir.<br />
Bu yapı, kandaki bazı zararlı maddelerin beyin dokusuna kolayca geçmesini engeller. Ancak aynı koruyucu sistem bazı ilaçların beyin dokusuna ulaşmasını da güçleştirebilir.<br />
Glioblastoma geliştiğinde tümör çevresindeki damarların yapısı değişebilir. Bu bölge “kan-beyin tümör bariyeri” olarak adlandırılıyor.<br />
Araştırmacılara göre bu bariyerin yapısı her hastada aynı olmayabilir. Böyle bir farklılık, ilacın tümör dokusuna ne kadar ulaşabildiğini ve tedavinin ne kadar etkili olduğunu da değiştirebilir. [1]<br />
Hastanın kendi tümörü küçük bir çipte modellendi<br />
Araştırmada “organ-on-a-chip” olarak bilinen teknoloji kullanıldı. Bu yöntemde insan vücudundaki belirli bir organın veya dokunun bazı özellikleri çok küçük bir laboratuvar sistemi üzerinde taklit ediliyor.<br />
Bilim insanları üç glioblastoma hastasından elde edilen tümör hücrelerini, beyin damarlarının iç yüzeyini oluşturan endotel hücreleri ve astrosit adı verilen beyin destek hücreleriyle birlikte mikroakışkan bir çip üzerinde yetiştirdi. [1]<br />
Mikroakışkan sistem, çok küçük kanallar içinde sıvının kontrollü biçimde hareket ettiği laboratuvar düzeneği anlamına geliyor.<br />
Amaç yalnızca kanser hücresini bir laboratuvar kabına koyup ilaç vermek değil; ilacın gerçek beyinde karşılaşacağı damar-tümör ortamının bazı özelliklerini de modele katmaktı.<br />
Basit bir benzetmeyle araştırmacılar yalnızca “hedefi” değil, ilacın hedefe ulaşırken geçmesi gereken “kapıyı” da laboratuvarda oluşturmaya çalıştı.<br />
Üç hastanın ortak özellikleri vardı, çip sonuçları farklı çıktı<br />
Çalışmadaki üç hastanın tümörleri IDH-wildtype olarak sınıflandırılmıştı. Ayrıca üçünde de MGMT promotör metilasyonu bulunuyordu. [1]<br />
MGMT, hücrelerin DNA hasarını onarmasına yardım eden bir gen. Bu genin çalışma düzeyi, glioblastomada sık kullanılan temozolomid adlı kemoterapi ilacına verilen yanıtla ilişkili olabiliyor.<br />
“MGMT promotör metilasyonu” ise bu genin etkinliğini etkileyebilen moleküler bir işaret anlamına geliyor.<br />
Üç hastanın MGMT promotör metilasyonu sonucu aynı olmasına rağmen çip modellerinde damar bariyeri özellikleri ve tedavi yanıtları birbirinden farklıydı. [1]<br />
Bu sonuç önemli, çünkü aynı biyobelirteç sonucuna sahip hastaların bile laboratuvar ortamında farklı ilaç yanıtları gösterebildiğini ortaya koyuyor.<br />
Ancak bu bulgu, MGMT gibi mevcut biyobelirteçlerin işe yaramadığı anlamına gelmiyor. Araştırma daha çok, tedavi yanıtını açıklamak için yalnızca tek bir moleküler göstergeye bakmanın bazı hastalarda yeterli olmayabileceğini düşündürüyor.<br />
İki farklı kanser tedavisi denendi<br />
Araştırmacılar hasta çiplerinde temozolomid ve bevacizumab tedavilerini değerlendirdi. [1]<br />
Temozolomid, glioblastoma tedavisinde uzun süredir kullanılan bir kemoterapi ilacıdır.<br />
Bevacizumab ise tümörün yeni damar oluşturmasında rol oynayan VEGF adlı proteini hedefleyen bir antikor tedavisidir. Amaç, tümörün beslenmesine katkıda bulunan damar oluşumunu baskılamaktır.<br />
Çiplerde iki tedaviye verilen yanıtların hastalar arasında aynı olmadığı görüldü.<br />
Araştırmacılar ayrıca çip üzerinde gözledikleri farklılıkların hastaların gerçek klinik seyriyle uyum gösterdiğini bildirdi. [1]<br />
Ancak yalnızca üç hastanın incelenmiş olması nedeniyle bu uyumun yöntemin güvenilir bir tedavi tahmin testi olduğunu göstermek için yeterli olmadığı özellikle dikkate alınmalı.<br />
Yalnızca tümör hücresini incelemek neden yeterli olmayabilir?<br />
Laboratuvarda kanser ilaçlarını değerlendirmenin en basit yöntemlerinden biri tümör hücrelerini yetiştirip doğrudan ilaca maruz bırakmaktır.<br />
Fakat insan vücudundaki tümörler tek başına yaşamaz.<br />
Kan damarları, destek hücreleri, bağışıklık sistemi ve çevredeki diğer dokular kanser hücrelerinin davranışını etkileyebilir.<br />
Üstelik bir ilacın laboratuvarda kanser hücresini öldürebilmesi, aynı ilacın insan vücudunda tümöre yeterli miktarda ulaşacağı anlamına gelmez.<br />
Yeni çip sisteminin dikkat çeken yönü de burada ortaya çıkıyor. Araştırmacılar yalnızca kanser hücrelerinin ilaca verdiği yanıtı değil, ilaç ile tümör arasındaki damar bariyerini de modele dahil etmeye çalıştı. [1]<br />
Gelecekte ilaç hastaya verilmeden önce çipte denenebilir mi?<br />
Araştırmanın uzun vadede gündeme getirdiği olasılıklardan biri bu.<br />
Bir hastadan alınan tümör hücreleriyle kişiye özel bir model oluşturulabilirse, teorik olarak farklı ilaçların bu modeldeki etkisi karşılaştırılabilir.<br />
Böyle bir sistem gelecekte tedavi seçenekleri hakkında doktorlara ek bilgi sağlayabilir.<br />
Örneğin aynı tanıya ve benzer moleküler özelliklere sahip iki hastanın tümörleri farklı çip yanıtları gösteriyorsa, bu farklılığın gerçek tedavi sonuçlarını öngörüp öngöremediği araştırılabilir.<br />
Ancak bugünkü verilerle “kanser ilacı artık hastaya verilmeden önce çipte seçilebiliyor” demek doğru değil.<br />
Yöntemin bunun için önce çok daha fazla hastada doğrulanması gerekiyor.<br />
Araştırmanın en önemli sınırı yalnızca üç hasta olması<br />
Çalışmanın dikkat çekici olmasına karşın en büyük sınırlılığı örneklem büyüklüğü.<br />
Araştırmada yalnızca üç glioblastoma hastasının tümör hücreleri kullanıldı. [1]<br />
Üç hastadan alınan sonuçlar bir teknolojinin bütün glioblastoma hastalarında doğru çalışacağını göstermek için yeterli değil.<br />
Yöntemin klinik kullanıma yaklaşabilmesi için farklı yaşlarda, farklı tümör özelliklerine ve farklı tedavi geçmişlerine sahip çok daha geniş hasta gruplarında denenmesi gerekiyor.<br />
Daha da önemlisi, çip sonucunun tedavi başlamadan önce elde edilmesi ve ardından hastanın gerçek tedavi yanıtıyla karşılaştırılması gerekiyor.<br />
Böylece sistemin geleceği tahmin edip etmediği ileriye dönük çalışmalarla ölçülebilir.<br />
Kişiye özel kanser tedavisinde tümörün çevresi de önem kazanıyor<br />
Kişiselleştirilmiş kanser tedavisi bugün büyük ölçüde tümörün genetik ve moleküler özelliklerinden yararlanıyor.<br />
Yeni çalışma ise başka bir noktaya dikkat çekiyor: Kanser hücresinin kendisi kadar, içinde yaşadığı mikroçevre de tedavi yanıtının bir parçası olabilir.<br />
Aynı MGMT promotör metilasyonu özelliğini taşıyan üç hastanın çip modellerinde farklı bariyer ve tedavi yanıtlarının görülmesi bu açıdan dikkat çekici.<br />
Yine de geliştirilen sistem bugün için bir araştırma platformu. Hastaların hangi ilacı alacağına karar veren onaylanmış bir “tümör çipi testi” değil.<br />
Asıl sınav bundan sonraki çalışmalarda olacak. Eğer hastanın kendi tümöründen oluşturulan bu küçük modeller, çok daha geniş gruplarda gerçek tedavi yanıtını güvenilir ve tekrarlanabilir biçimde öngörebilirse, kişiye özel kanser tedavisinde genetik testlerin yanına tümörün yaşayan bir laboratuvar modelinin eklenmesi mümkün olabilir. [1]<br />
Kaynaklar<br />
[1] Ryoo M, Lee G, Jung J, Cho S, Ham SJ, Kang N, Ahn H, Kim YJ, Sim JM, Park J, Hwang S, Yoo J, Kang YJ, Lim J, Ahn J, Ahn SI. Human Blood-Brain Tumor Barrier on a Chip to Investigate Personalized Treatment for Glioblastoma Patients. Small. 2026. DOI: 10.1002/smll.202506712.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/glioblastomada-ilac-yaniti-hastaya-ozel-cipte-test-edildi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/glioblastoma-cip-1280x720-250kb-1.jpg" type="image/jpeg" length="55999"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp Dünyasını Üzen Vefat: Prof. Dr. Ethem Beşkonaklı Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/tip-dunyasini-uzen-vefat-prof-dr-ethem-beskonakli-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/tip-dunyasini-uzen-vefat-prof-dr-ethem-beskonakli-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk nöroşirürjisinin önemli isimlerinden, meslek yaşamının uzun yıllarını Ankara’da sürdüren ve Türk Nöroşirürji Derneği Başkanlığı da yapan Prof. Dr. Ethem Beşkonaklı hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk beyin ve sinir cerrahisinin deneyimli isimlerinden Prof. Dr. Ethem Beşkonaklı vefat etti. Uzun yıllar Ankara’daki eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapan, hekimlik ve akademik çalışmalarının yanı sıra meslek örgütlerindeki görevleriyle de tanınan Beşkonaklı’nın vefatı sağlık camiasını yasa boğdu.</p>

<p>Antalya’nın Serik ilçesinde 1961 yılında dünyaya gelen Beşkonaklı, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra uzmanlık eğitimini Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği’nde tamamladı.</p>

<p>Ankara Numune’de uzun yıllar görev yaptı</p>

<p>Prof. Dr. Beşkonaklı’nın meslek yaşamında Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi önemli bir yer tuttu. Uzmanlık eğitiminin ardından aynı hastanede beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olarak görev yapan Beşkonaklı, daha sonra klinik şef yardımcılığı görevini üstlendi.</p>

<p>Kariyerini Ankara’daki farklı sağlık kurumlarında sürdüren Beşkonaklı, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği’nde de klinik şefi olarak görev yaptı.</p>

<p>Meslek yaşamı boyunca özellikle nöroonkolojik cerrahi, nörovasküler cerrahi ve omurga cerrahisi alanlarında çalışmalar yürüten Beşkonaklı, bilimsel yayınları ve yetişmesine katkı sunduğu hekimlerle Türk nöroşirürjisinde iz bırakan isimler arasında yer aldı.</p>

<p>Türk Nöroşirürji Derneği Başkanlığı yaptı</p>

<p>Prof. Dr. Ethem Beşkonaklı yalnızca klinik ve akademik çalışmalarıyla değil, nöroşirürji alanındaki mesleki kuruluşlarda üstlendiği görevlerle de tanınıyordu.</p>

<p>Beşkonaklı, 2008-2010 yılları arasında Türk Nöroşirürji Derneği Başkanlığı görevini yürüttü. Türk Nöroşirürji Akademisi’nin kurucu üyeleri arasında da yer alan Beşkonaklı, mesleki yaşamı boyunca nöroşirürji eğitiminin ve bilimsel çalışmaların gelişmesine katkıda bulundu.</p>

<p>Avrupa nöroşirürji yeterliliğine de sahip olan Beşkonaklı, bilimsel dergilerde ve mesleki organizasyonlarda çeşitli görevler üstlendi.</p>

<p>Beşkonaklı’nın vefatı, uzun yıllar görev yaptığı Ankara’daki sağlık camiasının yanı sıra memleketi Antalya’nın Serik ilçesinde de üzüntüyle karşılandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hekim arkadaşları ve meslektaşları tarafından yayımlanan taziye mesajlarında Beşkonaklı’nın Türk beyin cerrahisine yaptığı katkılara, hekimliğine ve yetiştirdiği meslektaşlarına dikkat çekildi.</p>

<p>Prof. Dr. Ethem Beşkonaklı’nın cenazesinin Ankara’da toprağa verileceği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/tip-dunyasini-uzen-vefat-prof-dr-ethem-beskonakli-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 06:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8527.jpeg" type="image/jpeg" length="28355"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İTÜ’nün acı kaybı: Prof. Dr. Erman Tulgar vefat etti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/itunun-aci-kaybi-prof-dr-erman-tulgar-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/itunun-aci-kaybi-prof-dr-erman-tulgar-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nün emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Erman Tulgar hayatını kaybetti. Acı haberi duyuran İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, Tulgar’ın ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve İTÜ camiasına başsağlığı diledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Prof. Dr. Erman Tulgar hayatını kaybetti</p>

<p>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) camiası, emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Erman Tulgar’ın vefat haberiyle üzüntü yaşadı.</p>

<p>İTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nde uzun yıllar akademik çalışmalar yürüten ve öğrencilerin yetişmesine katkıda bulunan Prof. Dr. Erman Tulgar’ın vefatını, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal duyurdu.</p>

<p>Hasan Mandal’dan başsağlığı mesajı</p>

<p>Prof. Dr. Hasan Mandal, yayımladığı taziye mesajında, Prof. Dr. Erman Tulgar’ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrendiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mandal, merhum akademisyene Allah’tan rahmet dilerken ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve İTÜ ailesine başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>İTÜ camiasında üzüntü</p>

<p>Metalurji ve Malzeme Mühendisliği alanında akademik çalışmalar yürüten Prof. Dr. Erman Tulgar, İTÜ’deki görev yılları boyunca eğitim ve bilimsel faaliyetlerde bulundu.</p>

<p>Tulgar’ın vefatı, akademik camiada ve İTÜ ailesinde üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Prof. Dr. Erman Tulgar’ın cenaze programına ilişkin ayrıntıların açıklanması halinde kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/itunun-aci-kaybi-prof-dr-erman-tulgar-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 02:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8523.jpeg" type="image/jpeg" length="83019"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşiktaş’ın istediği Ghedjemis kararını verdi: Monaco öne geçti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/besiktasin-istedigi-ghedjemis-kararini-verdi-monaco-one-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/besiktasin-istedigi-ghedjemis-kararini-verdi-monaco-one-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın transfer gündeminde yer aldığı belirtilen Farès Ghedjemis için Fransa’dan kritik bir gelişme geldi. Cezayir basınında yer alan habere göre 23 yaşındaki kanat oyuncusu, Monaco ile 5 yıllık sözleşme konusunda prensip anlaşmasına vardı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Monaco’nun Frosinone ile yaklaşık 10 milyon euro seviyesinde anlaşmaya yaklaştığı öne sürülürken, transfer henüz resmen açıklanmadı.</p>

<p>Beşiktaş’a Ghedjemis transferinde Monaco engeli: 5 yıllık anlaşma iddiası</p>

<p>Beşiktaş’ın hücum hattını güçlendirmek amacıyla gündemine aldığı öne sürülen Farès Ghedjemis transferinde Monaco öne geçti. Cezayir basınından DZfoot’un haberine göre genç futbolcu, Fransız ekibiyle 5 yıllık sözleşme konusunda prensip anlaşmasına vardı.</p>

<p>Haberde Monaco’nun, Ghedjemis’in kulübü Frosinone ile yürüttüğü bonservis görüşmelerinde de sona yaklaştığı belirtildi. Tarafların yaklaşık 10 milyon euro seviyesinde bir anlaşma üzerinde çalıştığı öne sürüldü.</p>

<p>Ghedjemis tercihini Monaco’dan yana kullandı iddiası</p>

<p>Transfer yarışında Beşiktaş’ın da ciddi şekilde devrede olduğu bir süredir Avrupa ve Cezayir basınında yer alıyordu. Son gelişme ise siyah-beyazlılar açısından transferin seyrini değiştirebilecek nitelikte.</p>

<p>DZfoot’un aktardığı bilgilere göre Ghedjemis, Monaco’nun sportif projesine olumlu yaklaştı ve 5 yıllık kontrat konusunda prensip anlaşmasına vardı.</p>

<p>Haberde ayrıca Beşiktaş’ın ekonomik açıdan daha yüksek bir teklif sunduğu, buna karşın oyuncunun kariyerine Fransa’da devam etmeyi tercih ettiği öne sürüldü.</p>

<p>Monaco ile Frosinone arasındaki rakam: 10 milyon euro</p>

<p>Transferin tamamlanabilmesi için Monaco ile Frosinone arasındaki bonservis görüşmelerinin sonuçlandırılması gerekiyor.</p>

<p>Cezayir basınındaki habere göre Fransız temsilcisi yaklaşık 10 milyon euroluk bir paket üzerinden İtalyan kulübüyle anlaşmaya yaklaştı.</p>

<p>Bu aşamada oyuncu cephesindeki prensip anlaşması Monaco’nun elini güçlendirse de kulüpler arasında nihai anlaşmanın sağlandığına veya sözleşmelerin imzalandığına ilişkin resmi bir duyuru bulunmuyor.</p>

<p>Beşiktaş için transfer planı değişebilir</p>

<p>Ghedjemis, kanatlarda görev yapabilmesinin yanı sıra hücum hattındaki farklı pozisyonlarda kullanılabilmesi nedeniyle dikkat çeken bir profil.</p>

<p>Beşiktaş’ın oyuncuyla ilgisinin devam edip etmeyeceği ve Monaco’nun hamlesine karşı yeni bir teklif sunup sunmayacağı transfer dosyasının bundan sonraki önemli başlıkları olacak.</p>

<p>Oyuncunun Monaco tercihini kesinleştirmesi halinde siyah-beyazlı yönetimin kanat transferinde listesindeki diğer adaylara yönelmesi beklenebilir.</p>

<p>Ghedjemis transferinde resmi açıklama henüz yok</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gelinen noktada Farès Ghedjemis’in Monaco’ya transferi resmen tamamlanmış değil. Ancak oyuncunun Fransız kulübüyle 5 yıllık sözleşme için prensip anlaşmasına vardığı ve Monaco-Frosinone görüşmelerinin yaklaşık 10 milyon euro seviyesinde ilerlediği iddiası, transfer yarışında Monaco’yu öne çıkarıyor.</p>

<p>Beşiktaş cephesinden de Ghedjemis konusunda resmi bir transfer açıklaması yapılmış değil. Bu nedenle süreçteki gelişmelerin, kulüplerden gelecek açıklamalarla kesinlik kazanması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/besiktasin-istedigi-ghedjemis-kararini-verdi-monaco-one-gecti</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 02:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8520.jpeg" type="image/jpeg" length="12775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sütün Faydaları Kemiklerle Sınırlı Değil: Vücutta Neler Yapıyor?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/sutun-faydalari-kemiklerle-sinirli-degil-vucutta-neler-yapiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/sutun-faydalari-kemiklerle-sinirli-degil-vucutta-neler-yapiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Süt; protein, kalsiyum ve B12 vitamini gibi önemli besin öğelerini bir arada sunuyor. Ancak sütün sağlık üzerindeki etkisi yalnızca “kemikleri güçlendirir” cümlesinden çok daha kapsamlı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sabah kahvaltısında bir bardak, kahvenin içinde birkaç yudum ya da akşam yatmadan önce sıcak olarak… Süt, pek çok kişinin beslenmesinde çocukluktan itibaren yer alan temel gıdalardan biri. Peki yıllardır “kemikler için içilmeli” denilen süt gerçekten ne kadar faydalı?</p>

<p>Bilimsel veriler, sütün yüksek kaliteli protein başta olmak üzere kalsiyum, fosfor, B12 vitamini, riboflavin ve potasyum gibi çeşitli besin öğelerinin kaynağı olduğunu gösteriyor. D vitamini açısından ise durum ürüne ve ülkenin zenginleştirme uygulamalarına göre değişebiliyor.</p>

<p>Ancak sütün sağlık üzerindeki etkisini değerlendirirken önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekiyor: Bir besinin zengin besin içeriğine sahip olması, daha fazla tüketildiğinde mutlaka daha fazla yarar sağlayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sütün en dikkat çekici özelliği: Tek bardakta birçok besin öğesi</p>

<p>İnek sütü, besin yoğunluğu yüksek gıdalardan biri. Özellikle protein ve kalsiyumun aynı gıdada bulunması sütü beslenme açısından dikkat çekici hale getiriyor.</p>

<p>Süt proteini, vücudun ihtiyaç duyduğu temel aminoasitleri içeriyor. Protein yalnızca kas yapan kişilerin ihtiyacı olan bir besin öğesi değil. Kasların korunmasından dokuların yenilenmesine, enzim ve hormonların yapımından bağışıklık sisteminin normal işlevlerine kadar çok sayıda süreçte görev alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sütün miktarı ve yağ oranına göre besin değerleri değişebilse de bir bardak süt günlük beslenmeye anlamlı miktarda protein ve kalsiyum sağlayabiliyor.</p>

<p>Kemik sağlığında süt neden öne çıkıyor?</p>

<p>Süt denildiğinde akla ilk gelen mineral kalsiyum.</p>

<p>Kalsiyum, kemik ve dişlerin yapısında önemli rol oynuyor. Bununla birlikte kasların çalışması, sinir iletimi ve kanın pıhtılaşması gibi süreçlerde de görev yapıyor.</p>

<p>Kemik sağlığı ise yalnızca süt içmeye bağlı değil. Yeterli kalsiyum ve protein alımının yanı sıra D vitamini durumu, fiziksel aktivite, yaş, hormonal durum, genetik özellikler, sigara ve alkol kullanımı gibi pek çok etken kemik sağlığını belirliyor.</p>

<p>Bu nedenle “çok süt içen kişinin kemikleri kesinlikle güçlü olur” şeklindeki yaklaşım bilimsel açıdan fazla basit kalıyor.</p>

<p>Süt, kalsiyum ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olabilecek önemli seçeneklerden biri olsa da kemik sağlığı bütün beslenme ve yaşam tarzıyla birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>Süt kaslar için de önemli olabilir</p>

<p>Sütün yalnızca kemiklerle ilişkilendirilmesi, içeriğindeki proteinin gölgede kalmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Süt proteinleri temel aminoasitleri içerdiğinden kas dokusunun korunmasına ve yenilenmesine katkı sağlayabilir. Bu özellik özellikle büyüme dönemindeki çocuk ve gençlerde, aktif yetişkinlerde ve yaş ilerledikçe kas kütlesini korumaya çalışan kişilerde önem kazanabilir.</p>

<p>Ancak kas sağlığı için yalnızca süt tüketmek yeterli değil. Günlük toplam protein alımı, enerji dengesi ve özellikle direnç egzersizleri belirleyici unsurlar arasında bulunuyor.</p>

<p>B12 vitamini açısından değerli bir kaynak</p>

<p>Süt ve süt ürünlerinin dikkat çeken başka bir özelliği de B12 vitamini sağlamaları.</p>

<p>B12 vitamini normal kırmızı kan hücresi oluşumu ve sinir sisteminin sağlıklı çalışması açısından önem taşıyor.</p>

<p>Hayvansal gıdaların tüketilmediği beslenme biçimlerinde B12 ihtiyacının ayrıca planlanması gerekebiliyor. Bitkisel içeceklerde ise B12 doğal olarak bulunmayabilir; bazı ürünlere sonradan eklenebilir. Bu nedenle ürün etiketi önem taşıyor.</p>

<p>Potasyum da sütün sessiz oyuncularından</p>

<p>Sütün içerdiği mineraller arasında potasyum da bulunuyor.</p>

<p>Potasyum; sinirlerin çalışması, kas fonksiyonları ve sıvı dengesi açısından gerekli bir mineral. Yeterli potasyum içeren genel bir beslenme düzeni, kan basıncının sağlıklı düzeylerde tutulmasına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Ancak bu durum “süt tansiyonu düşürür” şeklinde yorumlanmamalı. Kan basıncı üzerinde toplam beslenme düzeni, tuz tüketimi, kilo, fiziksel aktivite ve genetik özellikler birlikte etkili.</p>

<p>Süt kalp sağlığı için iyi mi, kötü mü?</p>

<p>Süt konusunda en çok tartışılan başlıklardan biri yağ içeriği.</p>

<p>Tam yağlı süt doymuş yağ içeriyor. Doymuş yağın fazla tüketilmesi bazı kişilerde LDL kolesterolün yükselmesine katkıda bulunabiliyor. LDL, halk arasında sıklıkla “kötü kolesterol” olarak bilinen ve yüksek düzeyleri damar sertliğiyle ilişkili olan kolesterol taşıyıcısıdır.</p>

<p>Öte yandan süt ve diğer süt ürünlerinin kalp-damar sağlığı üzerindeki etkileri yalnızca içerdikleri doymuş yağ üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşık.</p>

<p>Food &amp; Nutrition Research’te yayımlanan kapsamlı bilimsel değerlendirmede, süt ve süt ürünlerinin genel olarak kalp-damar hastalığı riskindeki artışla ilişkilendirilmediği; bazı sonuçların özellikle düşük yağlı ve fermente süt ürünleri açısından olası yararlı ilişkilere işaret ettiği bildirildi.</p>

<p>Buradaki kritik kelime “ilişki”. Beslenme araştırmalarının önemli bir bölümü gözlemsel olduğundan, belirli bir gıdanın tek başına hastalığı önlediğini ya da hastalığa yol açtığını söylemek çoğu zaman mümkün değil.</p>

<p>Süt tüketimiyle ilgili araştırmalar ne söylüyor?</p>

<p>Süt üzerine yapılan araştırmaların sonuçları tek bir cümleye indirgenemiyor.</p>

<p>Nutrition &amp; Metabolism’de yayımlanan bir şemsiye derleme, daha önce yapılmış 41 meta-analizi ve 45 farklı sağlık sonucunu değerlendirdi. Araştırmacılar süt tüketiminin çeşitli sağlık sonuçlarıyla ilişkisini inceledi ve genel tablonun birçok sonuç açısından olumsuzdan çok olumlu ilişkilere işaret ettiğini bildirdi.</p>

<p>Ancak araştırmacılar aynı zamanda daha güçlü, iyi tasarlanmış randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç bulunduğunun altını çizdi.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli. Gözlemsel çalışmalarda süt içenlerle içmeyenlerin yaşam tarzları, toplam beslenmeleri, fiziksel aktiviteleri ve başka sağlık davranışları birbirinden farklı olabilir. Dolayısıyla gözlenen her fark doğrudan süte bağlanamaz.</p>

<p>“Ne kadar çok süt, o kadar sağlam kemik” doğru mu?</p>

<p>Hayır. Bilimsel veriler böyle doğrusal bir denklem kurmaya izin vermiyor.</p>

<p>BMJ’de yayımlanan ve İsveç’teki iki büyük kohortu inceleyen gözlemsel bir araştırmada yüksek süt tüketiminin daha düşük kırık riskiyle bağlantılı olduğu gösterilemedi. Kadınlarda yüksek tüketim bazı olumsuz sonuçlarla da ilişkili bulundu.</p>

<p>Ancak araştırmanın gözlemsel yapısı nedeniyle sütün bu sonuçlara neden olduğu söylenemez. Araştırmacılar da bulguların dikkatli yorumlanması gerektiğini özellikle vurguladı.</p>

<p>Daha sonraki geniş kapsamlı bilimsel değerlendirmeler de süt ve süt ürünlerinin sağlık etkilerinin tüketilen ürünün türüne, miktarına ve kişinin genel beslenme düzenine göre değişebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle sütü ne “mucize içecek” ne de “kaçınılması gereken gıda” olarak görmek bilimsel tabloyu doğru yansıtır.</p>

<p>Süt içince şişkinlik ve gaz oluyorsa ne anlama gelebilir?</p>

<p>Bir bardak süt içtikten sonra karında şişkinlik, gaz, ağrı veya ishal ortaya çıkıyorsa laktoz intoleransı olasılığı düşünülebilir.</p>

<p>Laktoz, sütte doğal olarak bulunan şekerdir. İnce bağırsakta üretilen laktaz adlı enzim laktozun sindirilmesine yardımcı olur. Bu enzimin yetersiz olduğu kişilerde laktoz tam olarak sindirilemez ve bağırsaklarda belirtilere yol açabilir.</p>

<p>Laktoz intoleransı süt alerjisiyle aynı şey değildir.</p>

<p>Süt alerjisinde bağışıklık sistemi süt proteinlerine tepki verir. Laktoz intoleransında ise temel problem süt şekerinin sindirilmesidir.</p>

<p>Bu iki durumun birbirine karıştırılması gereksiz beslenme kısıtlamalarına yol açabilir.</p>

<p>Laktoz intoleransı varsa süt tamamen bırakılmalı mı?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Laktoz intoleransının derecesi kişiden kişiye değişiyor. Bazı kişiler küçük miktarlardaki laktozu hiçbir belirti yaşamadan veya hafif belirtilerle tüketebiliyor.</p>

<p>Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü, laktoz intoleransı bulunan birçok kişinin yaklaşık bir bardak sütte bulunan 12 gram civarındaki laktozu tolere edebildiğini belirtiyor.</p>

<p>Sütü yemeklerle birlikte daha küçük miktarlarda tüketmek, yoğurt veya sert peynir gibi laktozu daha düşük seçeneklere yönelmek ya da laktozsuz süt tercih etmek bazı kişiler açısından daha kolay olabilir.</p>

<p>Laktozsuz süt de normal sütle benzer miktarda kalsiyum sağlayabilir.</p>

<p>Süt alerjisinde durum farklı</p>

<p>Özellikle çocuklarda görülebilen inek sütü proteini alerjisi, laktoz intoleransından farklı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Süt tüketiminden sonra kurdeşen, dudak veya yüzde şişme, hırıltılı solunum, kusma ya da nefes almakta güçlük gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa alerjik reaksiyon ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Özellikle nefes darlığı, boğazda şişme, bayılma veya hızla gelişen ciddi alerjik reaksiyon belirtileri acil tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Bitkisel içecekler sütle aynı mı?</p>

<p>Badem, yulaf, pirinç, hindistan cevizi veya soya bazlı içeceklerin market raflarında yaygınlaşması önemli bir soruyu beraberinde getirdi: Bunlar beslenme açısından inek sütünün birebir karşılığı mı?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Bitkisel içeceklerin protein, kalsiyum, B12 ve D vitamini miktarları üründen ürüne büyük farklılık gösterebilir. Bazıları kalsiyum ve vitaminlerle zenginleştirilirken bazıları çok daha düşük protein içerebilir.</p>

<p>Özellikle süt yerine düzenli olarak bitkisel içecek tüketilecekse ürünün protein miktarı, eklenmiş kalsiyum ve vitamin içeriği ile ilave şeker miktarına bakılması yararlı olur.</p>

<p>Besin profili açısından zenginleştirilmiş soya içecekleri diğer birçok bitkisel seçeneğe kıyasla süte daha yakın bir alternatif olabilir.</p>

<p>Çocuklara inek sütü ne zaman verilebilir?</p>

<p>Yaşamın ilk yılında inek sütü, anne sütü veya uygun bebek formülünün yerine temel içecek olarak kullanılmamalıdır.</p>

<p>Bebeklerin besin ihtiyaçları yetişkinlerden farklıdır ve inek sütünün bileşimi ilk yıl için anne sütü veya bebek formülünün yerine geçmeye uygun değildir.</p>

<p>Bir yaşından sonra ise çocuğun büyümesi, genel beslenmesi ve sağlık durumuna göre süt ve süt ürünleri beslenmenin bir parçası olabilir.</p>

<p>Süt tüketirken en sık yapılan hata ne?</p>

<p>Belki de en büyük hata, sütü tek başına sağlık ölçütüne dönüştürmek.</p>

<p>Bir kişinin hiç süt içmemesi otomatik olarak sağlıksız beslendiği anlamına gelmediği gibi, her gün birkaç bardak süt içmesi de beslenmesinin kusursuz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Kalsiyum başka gıdalardan da alınabilir. Protein için çok sayıda hayvansal ve bitkisel kaynak bulunur. B12 açısından farklı hayvansal gıdalar ve gerektiğinde zenginleştirilmiş ürünler kullanılabilir.</p>

<p>Asıl mesele, tek bir besini büyüteç altına almak yerine günlük beslenmenin tamamına bakmak.</p>

<p>Peki süt sağlıklı mı?</p>

<p>Çoğu kişi için süt, dengeli beslenmenin besleyici bir parçası olabilir. Özellikle protein ve kalsiyum sağlaması önemli bir avantajdır.</p>

<p>Fakat süt vazgeçilmez veya mucizevi bir besin değildir.</p>

<p>Laktoz intoleransı, süt proteini alerjisi, kişinin enerji ihtiyacı, kan yağları, yaşı ve genel beslenme biçimi hangi süt ürününün ne miktarda tercih edileceğini etkileyebilir.</p>

<p>Bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu tablo siyah-beyaz değil: Süt çeşitli temel besin öğelerini pratik biçimde sağlayabilir, ancak sağlıklı yaşamın sırrı tek bir bardağın içinde değil, beslenmenin bütününde saklıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Nutrition &amp; Metabolism – Milk consumption and multiple health outcomes: umbrella review of systematic reviews and meta-analyses in humans – Zhang X, Chen X, Xu Y ve arkadaşları – 2021 – DOI: 10.1186/s12986-020-00527-y<br />
2. Food &amp; Nutrition Research – Milk and dairy products – a scoping review for Nordic Nutrition Recommendations 2023 – Kirsten Bjørklund Holven, Emily Sonestedt – 2024 – DOI: 10.29219/fnr.v68.10486<br />
3. BMJ – Milk intake and risk of mortality and fractures in women and men: cohort studies – Michaëlsson K, Wolk A, Langenskiöld S ve arkadaşları – 2014 – DOI: 10.1136/bmj.g6015<br />
4. Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü – Lactose Intolerance: Eating, Diet, &amp; Nutrition – Güncel hasta bilgilendirme rehberi<br />
5. ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Besin Takviyeleri Ofisi – Calcium: Fact Sheet for Health Professionals – Güncel bilimsel bilgi formu<br />
6. ABD Tarım Bakanlığı ve ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı – Dietary Guidelines for Americans, 2025–2030 – 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/sutun-faydalari-kemiklerle-sinirli-degil-vucutta-neler-yapiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 01:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8519.jpeg" type="image/jpeg" length="10330"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kan Şekerinden Tokluğa: Bulgur ve Pirinç Arasındaki Önemli Fark]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kan-sekerinden-tokluga-bulgur-ve-pirinc-arasindaki-onemli-fark</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kan-sekerinden-tokluga-bulgur-ve-pirinc-arasindaki-onemli-fark" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pilav sofraların vazgeçilmezlerinden. Ancak bulgur ile beyaz pirinç arasında lif, işlenme düzeyi ve kan şekeri üzerindeki etkileri bakımından önemli farklar bulunuyor. Peki hangisi daha iyi tercih?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pilav denildiğinde pek çok kişinin aklına ilk olarak tereyağı kokan beyaz pirinç pilavı geliyor. Ancak aynı tabağa bulgur pilavı konulduğunda beslenme açısından tablo biraz değişiyor. İkisi de karbonhidrat kaynağı olsa da tahılın ne kadar işlendiği, içerdiği lif ve yemeğin nasıl hazırlandığı sağlık açısından önemli.</p>

<p>Bilimsel veriler, sağlıklı beslenmede rafine edilmiş tahıllar yerine tam veya daha az işlenmiş tahıllara ağırlık verilmesini destekliyor. Bu açıdan bakıldığında bulgur, günlük sofrada beyaz pirince karşı önemli bir avantaj kazanıyor.</p>

<p>Bulgur neden öne çıkıyor?</p>

<p>Bulgur, buğdayın pişirilmesi, kurutulması ve kırılmasıyla elde ediliyor. Bu işlem sırasında tahılın besleyici bileşenlerinin önemli bir bölümü korunuyor.</p>

<p>Beyaz pirinçte ise kabuk ve kepek tabakalarının uzaklaştırıldığı rafinasyon işlemi uygulanıyor. Bu nedenle beyaz pirinç, tam tahıllarla karşılaştırıldığında daha az lif içeriyor.</p>

<p>Lif yalnızca bağırsakların düzenli çalışması açısından önemli değil. Liften zengin beslenme daha uzun süre tokluk sağlamaya yardımcı olabiliyor ve sağlıklı beslenme düzeninin önemli bir parçasını oluşturuyor.</p>

<p>Bulgurun magnezyum ve bazı B grubu vitaminleri gibi mikro besinler açısından da beslenmeye katkısı bulunuyor.</p>

<p>Kan şekeri açısından hangisi daha avantajlı?</p>

<p>Pilav seçiminde en çok merak edilen konulardan biri kan şekeri.</p>

<p>Karbonhidrat içeren bir besinin kan şekerini ne kadar hızlı yükselttiği yalnızca o besinin adına bağlı değil. Tahılın çeşidi, işlenme derecesi, pişirme yöntemi, porsiyon büyüklüğü ve aynı öğünde tüketilen diğer besinler de sonucu değiştirebiliyor.</p>

<p>Genel olarak daha az işlenmiş ve lif içeriği daha yüksek tahıllar, rafine tahıllara kıyasla daha avantajlı bir karbonhidrat kaynağı kabul ediliyor.</p>

<p>Beyaz pirinç büyük ölçüde nişastadan oluşuyor ve lif içeriği daha düşük. Beyaz pirincin glisemik indeksi ise kullanılan pirincin çeşidine ve pişirme yöntemine göre önemli ölçüde değişebiliyor.</p>

<p>Bulgur gibi daha az işlenmiş tahılların yapısı ise sindirim hızını etkileyebiliyor. Bu nedenle özellikle kan şekerini daha dengeli yönetmeye çalışan kişiler için yalnızca “pilav yiyip yememek” değil, pilavın hangi tahıldan yapıldığı ve ne kadar tüketildiği de önem taşıyor.</p>

<p>Tam tahıllar neden bu kadar önemseniyor?</p>

<p>Tam tahıllar konusunda bilimsel veriler yalnızca kısa süreli kan şekeri ölçümlerinden ibaret değil.</p>

<p>BMJ’de yayımlanan geniş kapsamlı bir sistematik derleme ve meta-analizde, daha fazla tam tahıl tüketiminin kalp-damar hastalıkları ve çeşitli sağlık sonuçları açısından daha düşük riskle ilişkili olduğu bildirildi.</p>

<p>Başka bir geniş kapsamlı bilimsel değerlendirmede ise tam tahıl tüketiminin artması, tip 2 diyabet gelişme riskinin daha düşük olmasıyla ilişkilendirildi.</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı var: Bu çalışmaların önemli bir bölümü gözlemsel araştırmalardan oluşuyor. Dolayısıyla “bulgur yemek diyabeti veya kalp hastalığını önler” şeklinde kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurulamaz.</p>

<p>Bilimsel verilerin desteklediği daha doğru mesaj şu: Tam ve daha az işlenmiş tahılların ağırlıkta olduğu genel beslenme düzeni, rafine tahılların yoğun olduğu beslenme biçimine göre sağlık açısından daha avantajlı görünüyor.</p>

<p>Peki beyaz pirinç sağlıksız mı?</p>

<p>Hayır. Beyaz pirinci “zararlı besin” ilan etmek bilimsel olarak doğru olmaz.</p>

<p>Sağlıklı bir kişinin dengeli beslenme düzeninde beyaz pirince de yer olabilir. Burada belirleyici olan tüketim sıklığı, porsiyon büyüklüğü ve öğünün geri kalanıdır.</p>

<p>Örneğin büyük bir tabak beyaz pirinç pilavını ekmek ve başka yoğun karbonhidrat kaynaklarıyla birlikte tüketmek ile küçük bir porsiyon pilavı sebze, yoğurt ve protein kaynağıyla birlikte yemek aynı beslenme profiline sahip değildir.</p>

<p>Bu nedenle mesele yalnızca “bulgur mu, pirinç mi?” sorusuna indirgenmemeli.</p>

<p>Esmer pirinç tabloyu değiştiriyor</p>

<p>Beyaz pirinç yerine esmer pirinç tercih edildiğinde fark azalıyor. Çünkü esmer pirinç, beyaz pirince kıyasla tahılın kepek ve ruşeym bölümlerini daha fazla koruyor.</p>

<p>Bu nedenle lif ve bazı mikro besinler bakımından beyaz pirinçten daha zengin bir seçenek.</p>

<p>Uzun süreli büyük gözlemsel çalışmalarda daha yüksek tam tahıl tüketimi, tip 2 diyabet riskinin daha düşük olmasıyla ilişkilendirilirken esmer pirinç de araştırılan tam tahıl seçenekleri arasında yer aldı.</p>

<p>Yine de hiçbir tahıl tek başına hastalıklardan koruyan bir besin olarak görülmemeli.</p>

<p>Basmati pirinç daha mı iyi?</p>

<p>Basmati pirinç de beyaz pirinçtir ancak pirincin çeşidi, nişasta yapısı ve hazırlanma biçimi kan şekeri yanıtını etkileyebilir. Bazı basmati çeşitleri diğer beyaz pirinç türlerine göre daha düşük glisemik yanıt oluşturabilir.</p>

<p>Ancak markette üzerinde “basmati” yazması, o ürünün otomatik olarak bulgurdan veya tam tahıllardan daha sağlıklı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle kan şekeri kontrolünün önemli olduğu kişiler için porsiyon miktarı hâlâ belirleyicidir.</p>

<p>Pilavın kendisi kadar tencereye girenler de önemli</p>

<p>Sağlıklı diye seçilen bulgurun büyük miktarda tereyağı veya başka yağlarla hazırlanması, yemeğin enerji yoğunluğunu belirgin biçimde artırabilir.</p>

<p>Aynı durum pirinç pilavı için de geçerli.</p>

<p>Pilav hazırlanırken kullanılan yağ miktarının ölçülü tutulması, sebzelerle zenginleştirilmesi ve porsiyonun kontrol edilmesi daha dengeli bir öğün oluşturabilir.</p>

<p>Pilavın yanına sebze, salata, yoğurt, kuru baklagil, balık, tavuk veya başka uygun protein kaynaklarının eklenmesi de öğünün besin çeşitliliğini artırır.</p>

<p>Daha sağlıklı pilav için 5 küçük değişiklik</p>

<p>Pilavdan tamamen vazgeçmek yerine birkaç alışkanlığı değiştirmek çoğu kişi için daha gerçekçi olabilir.</p>

<p>Bulguru daha sık tercih edin: Tam veya daha az işlenmiş tahıllara sofrada daha fazla yer açmak genel beslenme kalitesini artırabilir.</p>

<p>Porsiyonu büyütmeyin: Sağlıklı kabul edilen bir besinin sınırsız tüketilmesi gerekmez. Bulgur da karbonhidrat ve enerji içerir.</p>

<p>Yağı ölçülü kullanın: Pilavın enerji miktarını tahıldan çok kullanılan yağ miktarı yükseltebilir.</p>

<p>Tabağı çeşitlendirin: Pilavı tabağın tamamı haline getirmek yerine sebze ve uygun protein kaynaklarıyla tamamlayın.</p>

<p>Beyaz pirinç tüketiyorsanız alternatifi düşünün: Bazı öğünlerde bulgur veya esmer pirinç kullanmak tahıl çeşitliliğini artırabilir.</p>

<p>Diyabeti olanlar pilav yiyebilir mi?</p>

<p>Diyabeti olan bir kişinin “pilav tamamen yasak” yaklaşımını benimsemesi gerekmez. Ancak karbonhidratın türü ve özellikle miktarı kan şekeri yönetiminde önemlidir.</p>

<p>Kullanılan diyabet ilaçları, insülin tedavisi, kişinin kan şekeri yanıtı, toplam karbonhidrat tüketimi ve eşlik eden hastalıklar beslenme planını değiştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle diyabeti olan kişiler için kişiye özel beslenme planı, genel internet önerilerinden daha değerlidir.</p>

<p>Gluten hassasiyeti olanlar için önemli ayrıntı</p>

<p>Bulgur buğdaydan yapılır ve gluten içerir.</p>

<p>Çölyak hastalığı olan kişilerin bulgur tüketmemesi gerekir. Pirinç ise doğal olarak gluten içermez. Bu nedenle “genel olarak daha besleyici” bir seçeneğin herkes için en doğru seçenek olmayabileceğinin güzel bir örneğidir.</p>

<p>Sofradaki kazanan hangisi?</p>

<p>Günlük beslenmede klasik beyaz pirinç pilavı ile bulgur pilavı arasında seçim yapılacaksa, bulgur çoğu sağlıklı yetişkin için beslenme açısından daha güçlü bir seçenek olarak öne çıkar.</p>

<p>Bunun temel nedeni “mucize besin” olması değil; beyaz pirince göre daha az rafine edilmiş yapısı ve lif açısından avantajıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Esmer pirinç de tam tahıl özelliği sayesinde iyi bir alternatif olabilir. Beyaz pirinç ise uygun porsiyonda, dengeli bir öğünün parçası olarak tüketilebilir.</p>

<p>Kısacası sağlıklı pilavın sırrı yalnızca tenceredeki tahılda değil; porsiyonda, kullanılan yağda ve tabağın geri kalanında saklı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>BMJ – Whole grain consumption and risk of cardiovascular disease, cancer, and all cause and cause specific mortality: systematic review and dose-response meta-analysis of prospective studies – Aune ve arkadaşları – 2016 – DOI: 10.1136/bmj.i2716</li>
 <li>BMJ – Role of diet in type 2 diabetes incidence: umbrella review of meta-analyses of prospective observational studies – Neuenschwander ve arkadaşları – 2019 – DOI: 10.1136/bmj.l2368</li>
 <li>BMJ – Intake of whole grain foods and risk of type 2 diabetes: results from three prospective cohort studies – Hu ve arkadaşları – 2020 – DOI: 10.1136/bmj.m2206</li>
 <li>BMJ – Dietary fibre intake and risk of cardiovascular disease: systematic review and meta-analysis – Threapleton ve arkadaşları – 2013 – DOI: 10.1136/bmj.f6879</li>
 <li>BMJ – White rice consumption and risk of type 2 diabetes: meta-analysis and systematic review – Hu ve arkadaşları – 2012 – DOI: 10.1136/bmj.e1454</li>
 <li>American College of Cardiology/American Heart Association – 2019 ACC/AHA Guideline on the Primary Prevention of Cardiovascular Disease – 2019 – DOI: 10.1161/CIR.0000000000000678</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kan-sekerinden-tokluga-bulgur-ve-pirinc-arasindaki-onemli-fark</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8518.jpeg" type="image/jpeg" length="89867"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bitlis Eren Tıp İlk Öğrencilerini Üst Başarı Diliminden Aldı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/bitlis-eren-tip-ilk-ogrencilerini-ust-basari-diliminden-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/bitlis-eren-tip-ilk-ogrencilerini-ust-basari-diliminden-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026-YKS yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla tıp fakültelerinin taban puanları ve başarı sıraları da netleşti. İlk kez öğrenci alan Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesi, 515,76385 taban puanıyla dikkat çekerken 30 kişilik kontenjanının tamamını doldurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı yerleştirme sonuçlarının açıklanmasının ardından Türkiye’deki tıp fakültelerinin taban puanları ve başarı sıralamaları belli oldu. Sonuçlarda bu yıl ilk kez öğrenci kabul eden Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesinin performansı dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yayımlanan verilere göre Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesi 515,76385 taban puanla öğrenci aldı. Fakülte, devlet üniversitelerindeki tıp programları arasında puan esaslı listelerde üst sıralarda kendisine yer buldu.</p>

<p>30 kişilik kontenjan tamamen doldu</p>

<p>Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesi 2026-2027 eğitim öğretim yılında ilk kez öğrenci kabul etti. Fakülte için ayrılan 30 kişilik kontenjanın tamamı doldu.</p>

<p>Yerleştirme verilerini aktaran yayınlarda fakülteye son yerleşen adayın başarı sırasının yaklaşık 9 bin 632 olduğu belirtildi. Böylece yeni açılan fakülte, ilk öğrenci kabul yılında 10 bin başarı sırası sınırının içinde kalan adaylardan öğrenci almış oldu.</p>

<p>Burs desteği tercih döneminde öne çıktı</p>

<p>Bitlis Eren Üniversitesinin tercih döneminde duyurduğu burs programı da fakülteye yönelik ilgiyi artıran unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Üniversite ile Eren Holding arasında yapılan iş birliği kapsamında Tıp Fakültesine başarı sırası 1-15 bin arasında yerleşen öğrencilere aylık 50 bin TL, 15 binin üzerindeki sıralamalardan yerleşen öğrencilere ise aylık 30 bin TL burs sağlanacağı açıklanmıştı.</p>

<p>İlk üç yıllık eğitim İstanbul’da</p>

<p>Fakültenin eğitim modeli de tercih döneminin dikkat çeken başlıklarından biri oldu. Açıklanan plana göre öğrencilerin tıp eğitimlerinin ilk üç yılını İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinde (Çapa) sürdürmeleri öngörülüyor.</p>

<p>Öğrencilerin dördüncü sınıftan itibaren ise gerekli eğitim ve sağlık altyapısının tamamlanmasının ardından Bitlis’te eğitimlerine devam etmeleri planlanıyor.</p>

<p>Devlet tıp fakültelerinde rekabet yüksek</p>

<p>2026-YKS sonuçları devlet üniversitelerinin tıp fakültelerinde yüksek başarı sıralarındaki rekabetin sürdüğünü de gösterdi.</p>

<p>Devlet üniversitelerinde en yüksek başarı sırasıyla öğrenci alan program İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin İngilizce programı oldu. Programın taban başarı sırası 860 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İngilizce programı 1.090, Hacettepe Tıp yüzde 30 İngilizce programı 1.710, Cerrahpaşa Tıp Türkçe programı ise 2.200 başarı sırasıyla öğrenci aldı.</p>

<p>Bu yıl ilk kez öğrenci kabul eden Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesinin ortaya koyduğu tablo ise yeni kurulan bir tıp fakültesinin tercih döneminde yüksek başarı grubundaki adaylardan ilgi görebildiğini ortaya koyması açısından dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/bitlis-eren-tip-ilk-ogrencilerini-ust-basari-diliminden-aldi</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 23:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8517.jpeg" type="image/jpeg" length="68213"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vücut Neden Yaşlanıyor? Milyonlarca Hücreyi İnceleyen Araştırmadan Yeni İpuçları]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/vucut-neden-yaslaniyor-milyonlarca-hucreyi-inceleyen-arastirmadan-yeni-ipuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/vucut-neden-yaslaniyor-milyonlarca-hucreyi-inceleyen-arastirmadan-yeni-ipuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Saçların beyazlamasından kas gücünün azalmasına kadar yaşlanmayı çoğu zaman yılların vücutta bıraktığı hasar olarak görüyoruz. Yeni hücre araştırmaları ise sürecin bundan daha düzenli olabileceğini düşündürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aynaya baktığımızda yaşlanmayı görmek kolaydır. Saç telleri beyazlar, cilt değişir, kas gücü eskisi kadar hızlı toparlanmayabilir. Fakat bütün bunların arkasında vücudun içinde tam olarak ne olduğu, biyolojinin en eski ve en zor sorularından biri olmaya devam ediyor.</p>

<p>Uzun yıllardır öne çıkan açıklamalardan biri oldukça anlaşılırdı: Hücreler zaman içinde hasar görüyor, DNA ve proteinlerde bozulmalar birikiyor, vücudun onarım sistemleri bu yükün gerisinde kalıyor ve sonunda yaşlanmanın belirtileri ortaya çıkıyor.</p>

<p>Rockefeller Üniversitesi’nden hücre biyoloğu Junyue Cao ve çalışma arkadaşlarının son yıllarda yayımladığı geniş ölçekli araştırmalar ise bu tabloya farklı bir pencere açıyor.</p>

<p>Milyonlarca hücrenin tek tek incelendiği çalışmalar, yaşlanmanın yalnızca rastgele bir “aşınma ve yıpranma” süreci olmayabileceğini; bazı hücre topluluklarının belirli dönemlerde azalırken bazılarının arttığı, moleküler olarak organize değişimlerin yaşandığı daha karmaşık bir süreç olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bu bulgular dikkat çekici olsa da önemli bir ayrım var: Araştırmaların temel bölümü fareler üzerinde yapıldı. Dolayısıyla “insanın yaşlanma programı çözüldü” demek için henüz çok erken.</p>

<p>Yaşlanmaya yeni bakış: Hücreler aynı hızda değişmiyor</p>

<p>İnsan vücudunu tek parça halinde yaşlanan bir makine gibi düşünmek yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Vücudumuz yüzlerce farklı hücre tipinden oluşuyor. Kas hücresiyle bağışıklık hücresi, böbrek hücresiyle sinir hücresi aynı işi yapmadığı gibi yaşlanmaya verdikleri yanıt da aynı olmayabilir.</p>

<p>Science’ta yayımlanan kapsamlı araştırmalardan birinde bilim insanları, farelerin yaşamlarının farklı dönemlerinden alınan 623 doku örneğinde 20 milyondan fazla hücreyi inceledi.</p>

<p>Araştırma sonucunda 3 binden fazla hücresel durum tanımlandı ve yaşla belirgin biçimde değişen 200’den fazla hücre popülasyonu saptandı.</p>

<p>En dikkat çekici noktalardan biri, değişimin bütün hücrelerde aynı biçimde gerçekleşmemesiydi.</p>

<p>Bazı hücre toplulukları yaşla azalırken bazıları çoğalıyor, bazıları ise görece daha kararlı kalıyordu.</p>

<p>Bu tablo, yaşlanmanın vücudun her köşesinde aynı hızla ilerleyen tek yönlü bir süreç olmadığını düşündürüyor.</p>

<p>Araştırmacılar neden “hücre toplumu”ndan söz ediyor?</p>

<p>Junyue Cao’nun yaklaşımında önemli kavramlardan biri, vücudu yalnızca tek tek hücrelerin toplamı olarak değil, birbirleriyle sürekli iletişim halinde bulunan bir “hücre toplumu” olarak değerlendirmek.</p>

<p>Bu açıdan bakıldığında yaşlanma, yalnızca hücrelerin tek tek bozulması anlamına gelmiyor.</p>

<p>Asıl değişim, hangi hücrelerin dokuda bulunduğu, bunların sayılarının nasıl değiştiği, hangi genlerin çalıştığı ve hücrelerin birbirlerine hangi moleküler sinyalleri gönderdiği düzeyinde ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle yaşlanmayı, hücre toplumunun zaman içerisinde yeniden düzenlenmesi olarak açıklayan bir model üzerinde duruyor.</p>

<p>Bu ayrım önemli.</p>

<p>Çünkü yalnızca “hasarlı molekülü bul ve düzelt” yaklaşımıyla yaşlanmayı anlamaya çalışmak, vücuttaki daha geniş çaplı hücresel değişimleri gözden kaçırabilir.</p>

<p>20 milyondan fazla hücre ne gösterdi?</p>

<p>Science’ta 2025 yılında yayımlanan PanSci çalışması, yaşlanan organizmanın hücresel haritasını çıkarmaya yönelik en geniş araştırmalardan biri oldu.</p>

<p>Araştırmacılar akciğer, kalp, karaciğer, böbrek, kas, bağırsak ve yağ dokusu dahil farklı organ ve dokuları değerlendirdi.</p>

<p>Farelerin farklı yaşam dönemleri karşılaştırıldığında hücre topluluklarındaki değişimlerin zamana göre düzenli örüntüler gösterebildiği görüldü.</p>

<p>Özellikle bağışıklık sisteminde hem birçok organda ortak görülen hem de belirli organlara özgü değişiklikler saptandı.</p>

<p>Bu durum yaşlanmanın yalnızca tek bir organın meselesi olmadığını, vücudun farklı bölgeleri arasında iletişim kuran sistemlerin de sürece katılabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>İkinci büyük araştırma genlerin “açılıp kapanmasına” baktı</p>

<p>Science’ta 2026 yılında yayımlanan başka bir araştırmada Cao’nun ekibi bu kez yaşlanmaya farklı bir düzeyden baktı.</p>

<p>Araştırmacılar 21 farklı fare dokusunda yaklaşık 7 milyon hücreyi inceleyerek hücrelerin genetik talimatları nasıl kullandığını gösteren geniş kapsamlı bir epigenom haritası oluşturdu.</p>

<p>Epigenetik, DNA dizisini değiştirmeden genlerin ne ölçüde aktif veya sessiz olacağını etkileyen biyolojik düzenleme sistemlerini ifade ediyor.</p>

<p>Araştırmada yüzlerce temel hücre tipi ve çok daha ayrıntılı hücre alt grupları değerlendirildi.</p>

<p>Hücrelerin tamamı yaşla aynı ölçüde değişmedi. Belirli hücre gruplarında belirgin nüfus değişimleri görülürken diğerleri daha kararlı kaldı.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca yaşlanmayla ilişkili değişimlerde hücre içindeki gen düzenleyici mekanizmaların yanı sıra hücreler arasında iletişim sağlayan bazı sinyal moleküllerinin de rol oynayabileceğine ilişkin bulgular elde etti.</p>

<p>Bu sonuçlar, yaşlanmanın yalnızca yıllar boyunca rastgele biriken moleküler hasardan ibaret olmayabileceği görüşünü güçlendiriyor.</p>

<p>Ancak “program” kelimesinin dikkatli kullanılması gerekiyor.</p>

<p>Peki yaşlanma gerçekten programlanmış mı?</p>

<p>Burada bilimsel açıdan en kritik nokta bu.</p>

<p>“Programlanmış yaşlanma” ifadesi, vücudumuzun içinde doğumdan itibaren çalışan ve belirli bir yaşa geldiğimizde bizi yaşlandırmak üzere hazırlanmış basit bir biyolojik saat bulunduğu izlenimini verebilir.</p>

<p>Mevcut araştırmalar bunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Bulgular daha çok yaşlanma sırasında bazı hücresel ve moleküler değişimlerin rastgele değil, düzenli ve koordineli örüntüler gösterebildiğine işaret ediyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, yaşlanmada hem biriken hasarın hem de genlerin çalışmasını, hücre davranışlarını ve dokular arasındaki iletişimi yöneten biyolojik mekanizmaların birlikte rol oynaması mümkün.</p>

<p>Bilim dünyasında yaşlanmanın temel nedeni konusunda tek ve kesin bir model bulunmuyor.</p>

<p>DNA hasarı, proteinlerin yapısındaki bozulmalar, hücresel enerji üretimindeki değişiklikler, kronik düşük düzeyli inflamasyon, hücresel yaşlanma ve epigenetik değişiklikler gibi birçok mekanizma araştırılıyor.</p>

<p>Yeni çalışmalar bu listeyi ortadan kaldırmıyor. Tam tersine, bu mekanizmaların daha büyük bir biyolojik sistem içinde birbirleriyle nasıl bağlantılı olabileceğini anlamaya çalışıyor.</p>

<p>İnsanlarda yaşlanma da basamaklar halinde mi ilerliyor?</p>

<p>Farelerden elde edilen bulguların en merak uyandırıcı taraflarından biri bu soruyu gündeme getirmesi.</p>

<p>İnsanlarda yapılan bazı moleküler araştırmalar da yaşlanmanın tamamen doğrusal ilerlemediğini düşündüren sonuçlar verdi. Ancak insanlarda belirli yaşlarda ani ve evrensel “yaşlanma dalgaları” bulunduğu henüz kesinleşmiş bir bilgi değil.</p>

<p>Özellikle 40’lı ve 60’lı yaşlarda büyük moleküler değişimler yaşandığını bildiren 2024 tarihli bir Nature Aging araştırmasının bazı analizlerinin güvenilirliği daha sonra tartışmaya açıldı. Dergi 2026 yılında çalışmaya editoryal uyarı ekledi.</p>

<p>Bu nedenle “insan 44 ve 60 yaşında birden yaşlanıyor” şeklindeki popüler yorumları kesin bilimsel gerçek olarak görmek doğru değil.</p>

<p>Daha güvenli çıkarım şu: İnsan yaşlanması muhtemelen düz bir çizgi halinde ilerlemiyor ve farklı biyolojik sistemler yaşamın farklı dönemlerinde farklı hızlarda değişebiliyor.</p>

<p>Yaşlanma 30 yaşından önce mi başlıyor?</p>

<p>Farelerdeki yaşam dönemlerini doğrudan insan yaşlarına çevirmek oldukça kaba bir karşılaştırmadır. Bu nedenle araştırmalardan hareketle “yaşlanma tam olarak şu yaşta başlıyor” demek mümkün değil.</p>

<p>Bununla birlikte Cao ve ekibinin bulguları, yaşlanmayla ilişkili bazı hücresel değişimlerin ileri yaşlarda birdenbire ortaya çıkmadığını, yaşamın görece erken dönemlerinde başlayabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Bu durum günlük hayatta hissedilen yaşlanmayla biyolojik yaşlanmanın aynı şey olmadığını hatırlatıyor.</p>

<p>Bir insan kendisini genç ve sağlıklı hissederken hücre ve dokularında yaşla ilişkili bazı moleküler değişiklikler çoktan başlamış olabilir.</p>

<p>Fakat bu, genç yetişkinlikte “vücudun çökmeye başladığı” anlamına gelmiyor. Yaşlanma onlarca yıla yayılan, genetik yapıdan çevresel etkenlere kadar çok sayıda faktörden etkilenen karmaşık bir süreç.</p>

<p>Bu keşif yaşlanmayı durdurabileceğimiz anlamına geliyor mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Araştırmalar yaşlanmanın hücresel mimarisini anlamaya yönelik temel bilim çalışmalarıdır. İnsanlarda yaşlanmayı durduran veya geri çeviren bir tedavinin bulunduğunu göstermiyor.</p>

<p>Fakat bilimsel açıdan önemli bir kapı açıyor.</p>

<p>Eğer araştırmacılar yaşla birlikte özellikle hangi hücrelerin kaybolduğunu, hangilerinin çoğaldığını ve bu değişimleri hangi moleküler sinyallerin yönlendirdiğini belirleyebilirse gelecekte yaşa bağlı hastalıkların mekanizmalarını daha ayrıntılı incelemek mümkün olabilir.</p>

<p>Bu yaklaşım, “yaşlanmayı tedavi etmekten” önce sağlıklı yaşam süresini uzatmaya yönelik yeni araştırma hedeflerinin belirlenmesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Ancak bu hedeflerin insanlarda güvenli ve etkili tedavilere dönüşmesi uzun yıllar sürebilir.</p>

<p>“Yaşlanma programı” varsa onu kapatabilir miyiz?</p>

<p>Bugünkü bilimsel bilgiyle böyle bir düğme yok.</p>

<p>Yaşlanmayı yöneten tek bir gen, tek bir hormon veya tek bir moleküler yol bulunmuş değil. Dolayısıyla herhangi bir takviye, ilaç, diyet veya yaşam tarzı uygulamasının bu varsayımsal “programı kapattığı” iddiasına temkinli yaklaşmak gerekiyor.</p>

<p>Yaşlanma araştırmalarındaki en büyük risklerden biri, erken aşamadaki laboratuvar bulgularının hızla ticari “gençleşme” vaatlerine dönüştürülmesi.</p>

<p>Farelerde hücresel yaşlanmanın belirli mekanizmalarını değiştirebilmek, aynı yöntemin sağlıklı insanlarda yaşam süresini uzatacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Bir müdahalenin gerçek değerini gösterebilmek için insanlarda yapılmış, güvenliği ve klinik yararı değerlendiren güçlü araştırmalara ihtiyaç vardır.</p>

<p>Sağlıklı yaşlanma için bugün bildiklerimiz değişti mi?</p>

<p>Yeni araştırmalar yaşlanmanın biyolojisini yeniden tartışmaya açsa da günlük yaşam açısından temel tablo değişmiş değil.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durmak, yeterli ve kaliteli uyku, dengeli beslenme, sağlıklı vücut ağırlığını koruma, aşırı alkol tüketiminden kaçınma, tansiyon, kan şekeri ve kolesterol gibi önemli risk faktörlerinin kontrol altında tutulması sağlıklı yaşlanma açısından hâlâ çok daha güçlü kanıtlara sahip.</p>

<p>Bunların hiçbiri yaşlanmayı “durdurmaz”.</p>

<p>Ama amaç zaten takvim yaşını dondurmak değil; kalp, beyin, kas, damar ve metabolik sağlığı mümkün olduğunca uzun süre koruyarak sağlıklı geçirilen yılları artırmaktır.</p>

<p>Yaşlanma araştırmalarında asıl değişen soru olabilir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim uzun süre yaşlanmayı, yıllar geçtikçe vücudun parçalarının yavaş yavaş bozulduğu bir süreç olarak ele aldı.</p>

<p>Yeni tek hücre araştırmaları bu açıklamanın eksik olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Vücudun bazı hücre toplulukları azalıyor, bazıları genişliyor, bağışıklık sistemi değişiyor ve genlerin çalışma biçimini belirleyen düzenleyici sistemlerde belirli örüntüler ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bu nedenle geleceğin yaşlanma araştırmalarındaki en önemli soru yalnızca “Hangi molekül bozuldu?” olmayabilir.</p>

<p>Belki de daha büyük soru şu olacak:</p>

<p>Vücudun hücresel dengesi yaş ilerledikçe neden ve nasıl yeniden kuruluyor?</p>

<p>Bu sorunun yanıtı henüz elimizde değil. Fakat milyonlarca hücreden elde edilen yeni haritalar, yaşlanmanın yalnızca zamanın vücutta bıraktığı izlerden oluşmadığını düşündürecek kadar güçlü bir bilimsel ipucu sunuyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Science – A panoramic view of cell population dynamics in mammalian aging – Zehao Zhang, Chloe Schaefer, Weirong Jiang, Ziyu Lu, Jasper Lee, Andras Sziraki, Abdulraouf Abdulraouf, Brittney Wick, Maximilian Haeussler, Zhuoyan Li, Gesmira Molla, Rahul Satija, Wei Zhou, Junyue Cao – 2025 – DOI: 10.1126/science.adn3949</li>
 <li>Science – Organism-wide cellular dynamics and epigenomic remodeling in mammalian aging – Ziyu Lu, Zehao Zhang, Zihan Xu, Abdulraouf Abdulraouf, Wei Zhou, Junyue Cao – 2026 – DOI: 10.1126/science.adw6273</li>
 <li>Annual Review of Genomics and Human Genetics – The Genomics of Aging at the Single-Cell Scale – Wei Zhou, Junyue Cao – 2025 – DOI: 10.1146/annurev-genom-120523-024422</li>
 <li>Nature Aging – Aging is associated with a systemic length-associated transcriptome imbalance – Thomas Stoeger ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.1038/s43587-022-00317-6</li>
 <li>Nature Aging – Nonlinear dynamics of multi-omics profiles during human aging – Xiaotao Shen, Chuchu Wang, Xin Zhou, Wenyu Zhou, Daniel Hornburg, Si Wu, Michael P. Snyder – 2024 – DOI: 10.1038/s43587-024-00692-2 – Çalışmanın belirli yaşlardaki değişim zirvelerine ilişkin analizleri hakkında 2026 yılında editoryal uyarı yayımlanmıştır.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/vucut-neden-yaslaniyor-milyonlarca-hucreyi-inceleyen-arastirmadan-yeni-ipuclari</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 23:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8515.jpeg" type="image/jpeg" length="55570"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanser Her Zaman Ağrıyla Başlamıyor: Vücudun Görmezden Gelinmemesi Gereken Sinyalleri]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kanser-her-zaman-agriyla-baslamiyor-vucudun-gormezden-gelinmemesi-gereken-sinyalleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kanser-her-zaman-agriyla-baslamiyor-vucudun-gormezden-gelinmemesi-gereken-sinyalleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanser her zaman şiddetli ağrı, belirgin bir kitle ya da dramatik bir sağlık sorunu ile ortaya çıkmıyor. Bazı kanserler uzun süre belirti vermeyebilirken bazıları günlük hayatın içinde kolayca başka nedenlere bağlanabilecek değişikliklerle kendini gösterebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Açıklanamayan kilo kaybından geçmeyen öksürüğe, dışkılama alışkanlığındaki değişikliklerden olağandışı kanamalara kadar birçok bulgu tek başına kanser anlamına gelmese de kalıcı, tekrarlayan veya giderek kötüleşen belirtilerin ihmal edilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Kanser denildiğinde birçok kişinin zihninde ilk olarak şiddetli ağrı, hızla büyüyen bir kitle veya ağır hastalık tablosu canlanıyor. Oysa hastalığın erken dönemindeki tablo her zaman böyle olmayabiliyor.</p>

<p>Kanserin belirtileri, hastalığın başladığı dokuya, tümörün büyüklüğüne ve çevredeki organ veya dokular üzerindeki etkisine göre büyük ölçüde değişebiliyor. Bazı kanserler ise özellikle erken dönemde hiçbir belirti oluşturmayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle asıl dikkat edilmesi gereken nokta, internette dolaşan “kanserin 6 belirtisi”, “7 kesin işaret” gibi sayılandırılmış listelerden çok, kişinin kendi vücudunda ortaya çıkan yeni, açıklanamayan ve kalıcı değişiklikler.</p>

<p>Açıklanamayan kilo kaybı</p>

<p>Beslenme veya fiziksel aktivitede belirgin bir değişiklik olmadığı halde ortaya çıkan istemsiz kilo kaybı araştırılması gereken bulgulardan biri.</p>

<p>Kilo kaybının tiroit hastalıklarından sindirim sistemi sorunlarına, psikolojik etkenlerden metabolik hastalıklara kadar çok sayıda nedeni bulunuyor. Ancak belirgin ve açıklanamayan kilo kaybı bazı kanserlerde de görülebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle devam eden kilo kaybını yalnızca “iştahım azaldı” diyerek geçiştirmemek gerekiyor.</p>

<p>Vücudun herhangi bir yerinde yeni kitle veya şişlik</p>

<p>Meme, boyun, koltuk altı, kasık veya vücudun başka bir bölgesinde ortaya çıkan yeni bir kitle değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Her kitle kanser değildir. Enfeksiyonlar, kistler ve çok sayıda iyi huylu hastalık da şişliğe neden olabilir. Buna rağmen yeni ortaya çıkan, büyüyen veya uzun süre kaybolmayan kitlelerin hekim tarafından değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Dışkıda kan ve bağırsak alışkanlığındaki değişiklikler</p>

<p>Dışkıda kan görülmesi, uzun süren kabızlık veya ishal, dışkının biçiminde belirgin değişiklik ya da bağırsakların tam boşalmadığı hissi kolorektal hastalıklarda görülebiliyor.</p>

<p>Dışkıda kanın hemoroid ve anal fissür gibi kanser dışı nedenleri çok daha sık görülse de özellikle tekrarlayan kanamalar araştırılmalı.</p>

<p>Üstelik bağırsak kaynaklı kanama her zaman çıplak gözle görülemeyebilir. Uzun süreli gizli kan kaybı bazı kişilerde demir eksikliği ve kansızlıkla kendisini gösterebilir.</p>

<p>İdrarda kan veya idrar alışkanlıklarında değişiklik</p>

<p>İdrarın pembe, kırmızı veya koyu renk alması ya da testlerde idrarda kan saptanması değerlendirilmesi gereken başka bir bulgu.</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonları ve taş hastalığı gibi kanser dışı nedenler çok daha yaygın olmakla birlikte idrarda kan, mesane ve üriner sistem hastalıklarının da belirtisi olabilir.</p>

<p>Özellikle ağrısız biçimde ortaya çıkan ve sonradan kaybolan kanama “geçti” düşüncesiyle unutulmamalı.</p>

<p>Geçmeyen öksürük veya ses kısıklığı</p>

<p>Soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonlarından sonra öksürük bir süre devam edebilir. Ancak nedeni açıklanamayan, uzun süren veya giderek değişen öksürük ile kalıcı ses kısıklığı değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle sigara öyküsü bulunan kişilerde bu tür değişikliklerin göz ardı edilmemesi önem taşıyor.</p>

<p>Yutma güçlüğü ve geçmeyen sindirim yakınmaları</p>

<p>Yiyeceklerin boğazda veya göğüste takıldığı hissi, giderek artan yutma güçlüğü, kalıcı iştahsızlık ya da açıklanamayan ve geçmeyen sindirim yakınmaları da araştırılması gereken belirtiler arasında.</p>

<p>Tek başına bu şikâyetlerin bulunması kanser tanısı anlamına gelmez. Ancak süreklilik kazanması önemlidir.</p>

<p>Benlerde ve ciltte değişiklik</p>

<p>Yeni ortaya çıkan bir ben, mevcut bir benin şekil, büyüklük veya rengindeki değişiklikler, kanayan cilt lezyonları ya da uzun süre iyileşmeyen yaralar dermatolojik değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Burada da temel yaklaşım kişinin kendi cildindeki değişikliği fark etmesidir.</p>

<p>Nedeni açıklanamayan kanama veya morarma</p>

<p>Dışkı veya idrarda kan dışında, nedeni açıklanamayan tekrarlayan kanamalar ve olağandışı morarmalar da değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kanamanın yeri ve niteliği olası neden konusunda hekime önemli bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Dinlenmeyle geçmeyen belirgin yorgunluk</p>

<p>Yorgunluk modern yaşamın en yaygın şikâyetlerinden biri. Uykusuzluk, stres, kansızlık, enfeksiyonlar ve çok sayıda başka durum yorgunluğa yol açabilir.</p>

<p>Ancak kişinin günlük yaşamını etkileyen, dinlenmeyle düzelmeyen ve nedeni açıklanamayan belirgin yorgunluk devam ediyorsa altında yatan neden araştırılmalıdır.</p>

<p>Açıklanamayan ve kalıcı ağrı</p>

<p>Ağrının bulunması otomatik olarak kanser anlamına gelmez ve kanserin mutlaka ağrıyla başlaması gerekmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte yeni ortaya çıkan, belirgin bir nedeni bulunamayan, geçmeyen veya zaman içinde kötüleşen ağrıların değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Gece terlemeleri veya açıklanamayan ateş</p>

<p>Enfeksiyon olmaksızın tekrarlayan ateş veya yoğun gece terlemeleri de bazı hastalıklarda görülebilir. Bunların çok sayıda kanser dışı nedeni bulunmasına rağmen uzun süre devam etmeleri halinde tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>En önemli ölçüt: “Bende normalde böyle değildi”</p>

<p>Kanser belirtilerinde herkes için geçerli sihirli bir sayı veya kusursuz bir kontrol listesi bulunmuyor.</p>

<p>Daha değerli soru şu olabilir:</p>

<p>“Vücudumda daha önce olmayan ne değişti?”</p>

<p>Yeni başlayan bir yakınmanın açıklanamaması, uzun süre devam etmesi, tekrarlaması veya giderek kötüleşmesi hekime başvurmak için önemli bir gerekçe oluşturabilir.</p>

<p>Burada iki uçtan da kaçınmak gerekiyor.</p>

<p>Her baş ağrısını, yorgunluğu veya bağırsak değişikliğini kansere yormak gereksiz korkuya neden olabilir. Buna karşılık haftalar boyunca devam eden veya giderek belirginleşen bir değişikliği “nasıl olsa geçer” diyerek sürekli ertelemek de doğru değildir.</p>

<p>Belirtiyi beklemek de yeterli değil</p>

<p>Bir başka kritik nokta ise kanser taramaları.</p>

<p>Bazı kanserler belirti ortaya çıkmadan önce tarama programları sayesinde saptanabiliyor. Bu nedenle “Hiçbir şikâyetim yok, o halde kontrol gerekmiyor” düşüncesi de yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Yaş, cinsiyet, aile öyküsü ve kişisel risk faktörlerine uygun kanser taramalarının sürdürülmesi erken tanının önemli parçalarından biri.</p>

<p>Vücudun verdiği sinyalleri dinlemek önemli; fakat erken tanının yolu yalnızca belirti aramaktan değil, uygun zamanda tarama ve hekim değerlendirmesinden de geçiyor.</p>

<p>Önemli not: Bu belirtilerden herhangi birinin bulunması kişinin kanser olduğu anlamına gelmez. Çoğu belirti kanserden çok daha sık görülen başka sağlık sorunlarından kaynaklanabilir. Ama yeni, açıklanamayan, kalıcı veya kötüleşen değişikliklerin nedeninin belirlenmesi için sağlık profesyoneline başvurulması gerekir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American Cancer Society, Signs and Symptoms of Cancer</li>
 <li>National Cancer Institute, Symptoms of Cancer</li>
 <li>American Cancer Society, Colorectal Cancer Signs and Symptoms</li>
 <li>American Cancer Society, Bladder Cancer Signs and Symptoms</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kanser-her-zaman-agriyla-baslamiyor-vucudun-gormezden-gelinmemesi-gereken-sinyalleri</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8514.jpeg" type="image/jpeg" length="40982"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Son dakika: Rasim Ozan Kütahyalı hakkında tahliye kararı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/son-dakika-rasim-ozan-kutahyali-hakkinda-tahliye-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/son-dakika-rasim-ozan-kutahyali-hakkinda-tahliye-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yasa dışı bahis, nitelikli dolandırıcılık, rüşvet ve kara para aklama suçlamalarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan televizyon yorumcusu Rasim Ozan Kütahyalı hakkında tahliye kararı verildi. Kütahyalı’nın tahliye edildiği bilgisi 18 Ağustos akşamı kamuoyuna yansıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Televizyon yorumcusu Rasim Ozan Kütahyalı hakkında yürütülen soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Bir süredir tutuklu bulunan Kütahyalı’nın tahliye edildiği bildirildi.</p>

<p>Kütahyalı, Adana merkezli 21 ilde yürütülen; yasa dışı bahis, nitelikli dolandırıcılık, rüşvet ve kara para aklama suçlamalarına ilişkin geniş kapsamlı operasyon kapsamında gözaltına alınmıştı.</p>

<p>Soruşturma sürecinde tutuklanan Kütahyalı, ilk olarak Adana Kürkçüler E Tipi Cezaevi’ne gönderilmiş, daha sonra İstanbul’daki Maltepe Cezaevi’ne nakledilmişti.</p>

<p>Daha önce tahliye talebinde bulunmuştu</p>

<p>Kütahyalı’nın tutukluluk sürecinde avukatları aracılığıyla tahliye talebinde bulunduğu basına yansımıştı. Kütahyalı’nın savunmasında kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmediği ve hesaplarındaki para hareketlerine ilişkin açıklamalarda bulunduğu bildirilmişti.</p>

<p>Son günlerde Kütahyalı’nın başka soruşturmalarda “gizli tanık” veya “itirafçı” olduğu yönünde de çeşitli iddialar gündeme gelmişti. Kütahyalı’nın avukatı Burak Mengü ise bu iddiaları reddetmiş ve müvekkilinin Cem Küçük ile Tahir Sarıkaya hakkındaki soruşturmada itirafçı olmadığını açıklamıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tahliye kararı geldi</p>

<p>18 Ağustos 2026 akşamı kamuoyuna yansıyan son bilgilere göre Kütahyalı hakkında tahliye kararı verildi.</p>

<p>Tahliye kararı, Kütahyalı hakkındaki soruşturmanın veya yargılama sürecinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Dosyaya ilişkin hukuki sürecin devam etmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/son-dakika-rasim-ozan-kutahyali-hakkinda-tahliye-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 22:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8512.jpeg" type="image/jpeg" length="19002"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2026’da Tıp İçin Kaç Puan Gerekti? Üniversite Üniversite Liste]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/2026da-tip-icin-kac-puan-gerekti-universite-universite-liste</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/2026da-tip-icin-kac-puan-gerekti-universite-universite-liste" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 merkezi yerleştirme sonuçlarının ardından devlet üniversitelerinin tıp programlarında oluşan taban puanlar belli oldu. İlk 50 programlık sıralamada İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa İngilizce Tıp 542,96874 puanla zirvede yer aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçlarının ardından üniversitelerin tıp programlarında oluşan taban puanlar da netleşti. Devlet üniversitelerinin genel kontenjanlarına göre hazırlanan ilk 50 programlık sıralama, tıp eğitiminde en yüksek puanla öğrenci alan fakülteleri ortaya koydu.</p>

<p>Listenin zirvesinde İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce Tıp Programı bulunuyor. Programın taban puanı 542,96874 olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>İkinci sırayı Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp Programı 541,38019 puanla alırken, Hacettepe Üniversitesi Türkçe Tıp Programı 537,80956 puanla üçüncü oldu.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Türkçe Tıp Programı 535,36107 puanla dördüncü, Ankara Üniversitesi İngilizce Tıp Programı ise 533,30757 puanla beşinci sırada yer aldı.</p>

<p>İlk 10’da köklü tıp fakülteleri öne çıktı</p>

<p>Sıralamanın ilk 10 basamağında İstanbul ve Ankara’daki köklü tıp fakültelerinin ağırlığı dikkat çekti.</p>

<p>İlk 10 program şöyle sıralandı:</p>

<ol>
 <li>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa İngilizce Tıp: 542,96874</li>
 <li>Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp: 541,38019</li>
 <li>Hacettepe Üniversitesi Tıp: 537,80956</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp: 535,36107</li>
 <li>Ankara Üniversitesi İngilizce Tıp: 533,30757</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi İngilizce Tıp: 533,03816</li>
 <li>Ankara Üniversitesi Tıp: 531,79539</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi Tıp: 530,37143</li>
 <li>Gazi Üniversitesi Tıp: 527,96567</li>
 <li>Ege Üniversitesi Tıp: 526,97542</li>
</ol>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi 6 programla ilk 50’de</p>

<p>Sıralamanın dikkat çeken üniversitelerinden biri de Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) oldu. Üniversitenin farklı tıp fakültelerine ait 6 program ilk 50 içerisinde yer aldı.</p>

<p>SBÜ Hamidiye Tıp Fakültesi 523,41721 taban puanla 14’üncü, Gülhane Tıp Fakültesi 521,23318 puanla 16’ncı sıraya yerleşti.</p>

<p>SBÜ İzmir Tıp Fakültesi 518,93245 puanla 21’inci, Hamidiye Uluslararası Tıp Fakültesi 517,36847 puanla 24’üncü sırada yer aldı.</p>

<p>Listenin ilerleyen bölümünde SBÜ Bursa Tıp Fakültesi 513,77410 puanla 31’inci, Adana Tıp Fakültesi ise 513,36094 puanla 32’nci oldu.</p>

<p>SBÜ Kayseri Tıp Fakültesi de 507,83969 puanla 47’nci sırada yer aldı.</p>

<p>Böylece görseldeki ilk 50 sıralamasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi, 7 farklı tıp programıyla temsil edildi.</p>

<p>Tıp fakültelerinde yüksek puan rekabeti</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2026 sonuçları, tıp fakültelerinin yüksek başarı düzeyindeki adayların en yoğun tercih ettiği programlar arasındaki yerini koruduğunu gösterdi. Özellikle İngilizce eğitim veren tıp programlarının birçok üniversitede Türkçe programların üzerinde taban puan oluşturması dikkat çekti.</p>

<p>İlk sıralarda İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Hacettepe, Ankara, İstanbul, Gazi ve Ege üniversiteleri öne çıkarken; Sağlık Bilimleri Üniversitesi, farklı şehirlerdeki tıp fakülteleriyle listenin geniş bir bölümünde yer aldı.</p>

<p>İlk 50 programlık listenin 50’nci sırasında ise Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi 506,65570 taban puanla bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/2026da-tip-icin-kac-puan-gerekti-universite-universite-liste</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 21:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8510.jpeg" type="image/jpeg" length="44977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Arsin’de Emniyet Müdürlüğü Önünde Patlama: İHA Şüphesi Araştırılıyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/arsinde-emniyet-mudurlugu-onunde-patlama-iha-suphesi-arastiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/arsinde-emniyet-mudurlugu-onunde-patlama-iha-suphesi-arastiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Arsin ilçesinde İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde akşam saatlerinde dikkat çeken bir olay yaşandı. Bölgedeki iki polis aracının zarar gördüğü olayda, araçların üzerine düştüğü belirtilen cismin İHA olup olmadığı araştırılıyor. İlk bilgilere göre olayda ölen ya da yaralanan bulunmuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Arsin ilçesinde akşam saatlerinde güvenlik birimlerini harekete geçiren dikkat çekici bir olay meydana geldi.</p>

<p>Edinilen ilk bilgilere göre olay, Arsin İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde yaşandı. Emniyet Müdürlüğü önünde bulunan iki polis aracının bulunduğu noktaya henüz niteliği belirlenemeyen bir cisim düştü.</p>

<p>Olayın ardından bölgede patlama meydana geldiği yönündeki bilgiler üzerine güvenlik ekipleri çevrede inceleme başlattı.</p>

<p>İki polis aracı zarar gördü</p>

<p>İlk bilgilere göre olay sırasında bölgede bulunan iki polis aracı zarar gördü.</p>

<p>Olayın en sevindirici tarafı ise herhangi bir can kaybı veya yaralanmanın yaşanmaması oldu.</p>

<p>Bölgenin güvenlik çemberine alınmasının ardından düşen cismin niteliğinin belirlenmesine yönelik teknik incelemeye geçildi.</p>

<p>İHA ihtimali araştırılıyor</p>

<p>Olayın ardından üzerinde durulan ihtimallerden biri, polis araçlarının bulunduğu noktaya düşen cismin bir insansız hava aracı olması.</p>

<p>Ancak cismin İHA olduğu henüz resmi makamlar tarafından kesin olarak açıklanmış değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İHA ihtimalinin doğrulanması halinde cihazın türü, nereden havalandığı, uçuş güzergâhı, kime ait olduğu ve düşüş nedeninin belirlenmesi yapılacak teknik incelemenin en önemli başlıklarını oluşturacak.</p>

<p>“Saldırı” olduğuna ilişkin doğrulanmış bilgi yok</p>

<p>Olayın İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde meydana gelmesi ve polis araçlarının zarar görmesi dikkatleri bölgeye çevirirken, mevcut bilgiler olayın kasıtlı gerçekleştirildiğini gösterecek düzeyde değil.</p>

<p>Bu nedenle olayın bir saldırı olduğu, cismin patlayıcı taşıdığı ya da hedefinin İlçe Emniyet Müdürlüğü olduğu yönünde şu aşamada kesin bir değerlendirme yapmak mümkün değil.</p>

<p>Teknik inceleme, olayın kaza, teknik arıza veya başka bir nedenle meydana gelip gelmediğinin anlaşılması açısından belirleyici olacak.</p>

<p>Patlamanın kaynağı da araştırılıyor</p>

<p>Yerel kaynaklardan gelen ilk bilgilerde Emniyet Müdürlüğü önünde bir patlama meydana geldiği belirtilirken, diğer ilk haberlerde polis araçlarının üzerine tanımlanamayan bir cismin düştüğü aktarılıyor.</p>

<p>Bu iki bilginin aynı olayın farklı aşamalarına mı işaret ettiği, başka bir ifadeyle patlamanın düşen cisimden kaynaklanıp kaynaklanmadığı henüz resmi olarak açıklanmadı.</p>

<p>Güvenlik birimlerinin cihaz veya cisim üzerinde yapacağı incelemenin ardından olayın bu yönünün de aydınlatılması bekleniyor.</p>

<p>Gözler resmi açıklamada</p>

<p>Arsin’daki olayın niteliği nedeniyle yapılacak teknik inceleme büyük önem taşıyor.</p>

<p>Cismin parçalarının incelenmesiyle bunun bir İHA olup olmadığı, İHA ise hangi sınıfa ait olduğu ve olayın meydana geliş şekline ilişkin daha somut verilere ulaşılması bekleniyor.</p>

<p>Olayla ilgili resmi makamlardan gelecek açıklama bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/arsinde-emniyet-mudurlugu-onunde-patlama-iha-suphesi-arastiriliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 20:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8498.jpeg" type="image/jpeg" length="32660"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuklarda Ekran Süresi: 8 Yıllık Çalışmada Yeni Bulgular]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/cocuklarda-ekran-suresi-8-yillik-calismada-yeni-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/cocuklarda-ekran-suresi-8-yillik-calismada-yeni-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukların telefon, tablet ve bilgisayar başında geçirdiği zaman yıllardır tartışılıyor. Finlandiya’da 260 gencin yaklaşık sekiz yıl izlendiği araştırmada, daha fazla ekran süresi bazı çalışma belleği ölçümlerinde ve genel bilişsel performansta daha iyi sonuçlarla ilişkili bulundu. Ancak çalışma, “daha fazla ekran daha iyidir” sonucunu desteklemiyor; bilim insanları ekranın nasıl kullanıldığının da önemli olabileceğini vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Finlandiya’daki Jyväskylä Üniversitesi ve Doğu Finlandiya Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü uzun süreli çalışma, çocukların ekran kullanımı ile zihinsel becerileri arasındaki ilişkinin sanıldığından daha karmaşık olabileceğini gösterdi. Çocukluktan ergenliğe kadar izlenen gençlerde daha fazla ekran süresi, ergenlik dönemindeki bazı çalışma belleği ölçümlerinde ve genel bilişsel performansta daha iyi sonuçlarla ilişkili bulundu. Bilişsel performans; dikkat, öğrenme, bilgiyi işleme ve gerektiğinde bilgiyi kısa süre akılda tutabilme gibi zihinsel becerileri kapsıyor. Araştırma Pediatric Exercise Science dergisinde yayımlandı. [1]</p>

<h2>260 genç yaklaşık sekiz yıl takip edildi</h2>

<p>Araştırma, Finlandiya’da yürütülen PANIC adı verilen Çocuklarda Fiziksel Aktivite ve Beslenme Çalışması'nın uzun dönemli verilerine dayanıyor.</p>

<p>Son değerlendirmede 124'ü kız, 136'sı erkek olmak üzere toplam 260 genç yer aldı. Katılımcıların takip sonundaki ortalama yaşı 15,8 olarak bildirildi. [1]</p>

<p>Araştırmacılar çocukların fiziksel aktivitesini ve hareketsiz geçirdiği zamanı hem anketlerle hem de hareket ve kalp hızını ölçen cihazlarla değerlendirdi. Ekran kullanımı da çocukluktan ergenliğe uzanan takip döneminde kaydedildi.</p>

<p>Ergenlik döneminde ise öğrenme, dikkat ve çalışma belleği gibi zihinsel işlevler bilgisayar tabanlı bilişsel testlerle ölçüldü. [1]</p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken yönlerinden biri, çocukların yalnızca belirli bir gündeki ekran kullanımını incelemek yerine, yıllar boyunca oluşan davranış alışkanlıklarını değerlendirmesiydi.</p>

<h2>Daha fazla ekran süresi daha kötü sonuç anlamına gelmedi</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu ekran kullanımında ortaya çıktı.</p>

<p>Çocukluktan ergenliğe kadar daha fazla ekran süresi bildiren gençlerin bazı çalışma belleği ölçümlerinde ve genel bilişsel performansta daha iyi sonuçlar aldığı görüldü. [1]</p>

<p>Çalışma belleği, günlük yaşamda sürekli kullandığımız zihinsel yeteneklerden biri. Örneğin bir telefon numarasını kısa süre akılda tutarken, zihinden hesaplama yaparken veya bir görevi tamamlarken gerekli bilgileri birkaç saniye boyunca zihnimizde tutmamızı sağlıyor.</p>

<p>Bulgular, ekran süresi ile zihinsel gelişim arasındaki ilişkinin yalnızca “ekran ne kadar fazlaysa o kadar kötüdür” şeklinde açıklanamayabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak sonuçların çok önemli bir sınırı var:</p>

<p><strong>Araştırma, daha fazla telefon, tablet veya bilgisayar kullanımının çocukların zihinsel becerilerini geliştirdiğini kanıtlamıyor.</strong></p>

<p>Çalışma gözlemsel nitelikte. Yani araştırmacılar çocukların mevcut yaşam biçimlerini takip ederek davranışlarla sonuçlar arasındaki ilişkileri inceledi. Bu yöntem, iki durumun birlikte görülüp görülmediğini gösterebilir ancak birinin diğerine neden olduğunu kanıtlayamaz.</p>

<h2>Ekranda ne yapıldığı da önemli olabilir</h2>

<p>Bir çocuğun iki saat boyunca bilgisayarda araştırma yapması, matematik problemi çözmesi veya bir sunum hazırlaması ile aynı süre boyunca sosyal medyada içerikler arasında geçiş yapması aynı zihinsel etkinlik değil.</p>

<p>Araştırmacılar da ekran süresinin yalnızca dakika veya saat olarak değerlendirilmesinin yeterli olmayabileceğine dikkat çekiyor. Problem çözme, öğrenme, yaratıcılık veya sosyal iletişim içeren dijital etkinliklerin etkileri, daha pasif ekran kullanımından farklı olabilir. [1]</p>

<p>Fakat çalışmanın sınırlarından biri de burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Araştırma, çocukların izlediği videoları, kullandığı uygulamaları veya ekranda yaptığı bütün faaliyetleri ayrıntılı olarak karşılaştırmadı. Bu nedenle “eğitici içerik kullanan çocukların zihinsel performansı yükseldi” gibi bir sonuç çıkarmak doğru değil.</p>

<p>Yeni bulguların söylediği daha sınırlı ancak önemli bir şey var: <strong>Ekran kullanımını değerlendirirken yalnızca geçirilen süreye bakmak bütün tabloyu göstermeyebilir.</strong></p>

<h2>“Kaç saat?” sorusu tek başına yeterli olmayabilir</h2>

<p>Çocukların dijital medya kullanımına ilişkin bilimsel yaklaşım da giderek süre dışındaki etkenleri daha fazla dikkate alıyor.</p>

<p>Amerikan Pediatri Akademisinin 2026 yılında Pediatrics dergisinde yayımladığı politika belgesinde çocuk ve ergenlerin dijital medya deneyiminin yalnızca ekran süresi sınırları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor. Çocuğun özellikleri, kullanılan dijital ortam, içerik ve aile çevresi gibi birçok etkenin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. [2]</p>

<p>Bu yaklaşım günlük yaşam açısından önemli bir ayrım getiriyor.</p>

<p>İki çocuğun günde üçer saat ekran kullanması, bu üç saatin sonuçlarının da aynı olacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ekran kullanımı uykunun, hareket etmenin, derslerin veya aile ve arkadaşlarla geçirilen zamanın sürekli olarak önüne geçiyorsa durum farklı değerlendirilmeli.</p>

<p>Buna karşılık çocuğun ekranı araştırma yapmak, öğrenmek, üretmek veya başkalarıyla iletişim kurmak amacıyla kullanması farklı bir dijital deneyim oluşturabilir.</p>

<h2>Fiziksel aktivitede kız ve erkeklerde farklı ilişkiler görüldü</h2>

<p>Araştırmacılar ekran süresinin yanı sıra fiziksel aktivite ile bilişsel performans arasındaki ilişkiyi de değerlendirdi.</p>

<p>Kızlarda çocukluktan itibaren daha fazla hafif fiziksel aktivitenin ergenlik döneminde daha iyi çalışma belleğiyle ilişkili olduğu bildirildi. Erkeklerde ise daha fazla organize veya yönlendirilmiş fiziksel aktivite ile çalışma belleği arasında olumlu bir ilişki saptandı. [1]</p>

<p>Buna karşılık cihazlarla ölçülen toplam fiziksel aktivite ve hareketsiz geçirilen zaman ile bilişsel performans arasında aynı şekilde belirgin ilişkiler görülmedi. [1]</p>

<p>Bu durum da yapılan etkinliğin niteliğinin önemine işaret ediyor olabilir.</p>

<p>Çünkü hareket ölçen bir cihaz kişinin oturduğunu gösterebilir ama neden oturduğunu söyleyemez. Çocuk kitap okurken de hareketsizdir, ders çalışırken de, saatlerce kısa video izlerken de.</p>

<p>Bu etkinliklerin zihinsel açıdan aynı kabul edilmesi mümkün değil.</p>

<h2>Sonuç çocukların sınırsız ekran kullanabileceği anlamına gelmiyor</h2>

<p>Araştırmanın yanlış anlaşılmaması gereken en önemli noktası bu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışma, uzun ekran süresinin çocuklar için zararsız olduğunu göstermiyor ve ekran kullanımının artırılmasını önermiyor.</p>

<p>Dijital medya kullanımı uykunun, fiziksel hareketin, yüz yüze sosyal ilişkilerin ve günlük sorumlulukların yerini almaya başladığında çocukların sağlığı ve gelişimi açısından farklı sorunlar ortaya çıkabiliyor. Amerikan Pediatri Akademisi de dijital ortamların hareket ve uyku gibi sağlıklı davranışların yerini almasının olumsuz sonuçlarla ilişkili olabileceğine dikkat çekiyor. [2]</p>

<p>Bu nedenle aileler açısından yalnızca kronometre tutmak yerine ekran kullanımının günlük yaşam üzerindeki etkisini izlemek daha anlamlı olabilir.</p>

<p>Çocuğun ne izlediği, ekranda ne yaptığı, kullanımın gece uykusunu geciktirip geciktirmediği, fiziksel aktivitesinin azalıp azalmadığı ve ekran dışındaki sosyal yaşamını etkileyip etkilemediği birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<h2>Telefonla ders çalışmakla saatlerce video izlemek aynı değil</h2>

<p>“Ekran süresi” aslında birbirinden oldukça farklı davranışları aynı başlık altında topluyor.</p>

<p>Elektronik kitap okumak da ekran süresi. Bilgisayarda kod yazmak da. Arkadaşlarla görüntülü konuşmak, ödev hazırlamak, oyun oynamak ve sosyal medyada gezinmek de aynı süre hesabının içine giriyor.</p>

<p>Bu nedenle çocukların dijital yaşamını değerlendirirken yalnızca “Bugün kaç saat telefona baktın?” sorusu giderek yetersiz kalabilir.</p>

<p>Daha anlamlı olan, ekranın çocuğun günlük yaşamında <strong>hangi amaçla, hangi içerikle ve hangi davranışların yerine kullanıldığını</strong> anlamak olabilir.</p>

<p>Finlandiya'daki araştırma bu konuda son sözü söylemiyor. Katılımcı sayısı sınırlı, ekran kullanımına ilişkin bazı bilgiler kişilerin kendi bildirimlerine dayanıyor ve çalışma neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. Hangi ekran etkinliklerinin zihinsel becerilerle nasıl ilişkili olduğunu anlamak için daha ayrıntılı ve farklı yöntemlerle yürütülen araştırmalara ihtiyaç var. [1]</p>

<p>Bu nedenle çalışmadan çıkarılabilecek sonuç “çocuklar daha fazla ekrana bakmalı” değil. Bulgular daha çok, çocukların dijital yaşamını değerlendirirken <strong>süre kadar içeriğin, kullanım amacının, uykunun, hareketin ve günlük yaşam dengesinin de hesaba katılması gerektiğini</strong> gösteriyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Jalanko P, Leppänen MH, Bond B, Laukkanen JA, Lakka TA, Haapala EA. Associations of Physical Activity and Sedentary Time From Childhood to Adolescence With Cognition in Adolescence: The PANIC Study. Pediatric Exercise Science. 2026;38(3):268-283. DOI: 10.1123/pes.2025-0083.</p>

<p>[2] Munzer T, Parga-Belinkie J, Milkovich LM, Tomopoulos S, Ajumobi T, Cross C, Gerwin R, Madigan S, et al. Digital Ecosystems, Children, and Adolescents: Policy Statement. Pediatrics. 2026;157(2):e2025075320. DOI: 10.1542/peds.2025-075320.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/cocuklarda-ekran-suresi-8-yillik-calismada-yeni-bulgular</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/cocuklarda-ekran-suresi-1280x720-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="58367"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’da Batista Mendy için transfer yarışı: 3 kulüp devrede]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-batista-mendy-icin-transfer-yarisi-3-kulup-devrede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-batista-mendy-icin-transfer-yarisi-3-kulup-devrede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’da Batista Mendy’nin geleceğine ilişkin transfer hareketliliği hız kazanıyor. Fransız basınına göre Monza, Werder Bremen ve Getafe, 26 yaşındaki orta saha için girişimde bulunmaya hazırlanırken Torino’nun da oyuncuya ilgisinin sürdüğü belirtiliyor. Bordo-mavili kulübe ise henüz resmî teklif ulaşmadığı aktarılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’da Batista Mendy için transfer yarışı: 3 kulüp devrede</p>

<p>Trabzonspor’un Fransız orta saha oyuncusu Batista Mendy için Avrupa’dan yeni transfer iddiaları gündeme geldi. Fransız spor gazetesi L’Équipe’in haberine göre Monza, Werder Bremen ve Getafe, 26 yaşındaki futbolcunun durumunu yakından takip ediyor ve önümüzdeki günlerde somut adımlar atmaya hazırlanıyor.</p>

<p>Haberde, daha önce Mendy ile ilgilenen Torino’nun da transfer yarışından tamamen çekilmediği belirtildi. Böylece Trabzonspor’un orta saha oyuncusu için Avrupa’dan birden fazla kulübün bulunduğu yeni bir transfer tablosu ortaya çıktı.</p>

<p>Monza ve Werder Bremen de devreye girdi</p>

<p>Batista Mendy’nin adı daha önce özellikle Getafe ile anılmıştı. Son gelen bilgiler ise oyuncunun taliplerinin arttığını gösteriyor.</p>

<p>L’Équipe’in aktardığına göre İtalya’dan Monza ile Almanya’dan Werder Bremen de Mendy dosyasında öne çıkan kulüpler arasında yer alıyor. Getafe’nin ilgisinin devam ettiği, Torino’nun da gelişmeleri takip ettiği ifade ediliyor.</p>

<p>Bununla birlikte mevcut aşamada söz konusu kulüplerden herhangi birinin Trabzonspor’a resmî teklif sunduğuna ilişkin doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Trabzonspor’a henüz resmî teklif ulaşmadı</p>

<p>Transfer sürecindeki en önemli ayrıntı ise pazarlıkların henüz resmî teklif aşamasına gelmemiş olması.</p>

<p>Fransız gazetesinin haberine göre Mendy için ilgi bulunmasına rağmen Trabzonspor’un önünde şu an için değerlendirebileceği resmî bir teklif yok. Kulüplerin önümüzdeki günlerde girişimlerini hızlandırabileceği öne sürülüyor.</p>

<p>Bu nedenle Mendy’nin ayrılığının kesinleştiğini söylemek için henüz erken. Transferin ilerlemesi için ilgili kulüplerden birinin Trabzonspor’un beklentilerini karşılayan somut bir teklif sunması gerekiyor.</p>

<p>Batista Mendy’nin Trabzonspor kariyeri</p>

<p>Fransız futbolcu, 2023 yazında Angers’tan Trabzonspor’a transfer edildi. Fizik gücü, hava toplarındaki etkinliği ve orta sahadaki savunmacı özellikleriyle bordo-mavili takımın önemli seçeneklerinden biri haline geldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Asıl mevkisi ön libero olan Mendy, ihtiyaç halinde savunmanın merkezinde de görev yapabiliyor. Bu çok yönlülüğü, Avrupa kulüplerinin oyuncuya yönelik ilgisinde önemli faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Transferin ekonomik boyutu belirleyici olacak</p>

<p>Trabzonspor açısından dosyanın önemli başlıklarından biri de bonservis geliri olacak. Mendy’nin birden fazla Avrupa kulübünün radarında bulunması, bordo-mavili yönetimin olası transfer görüşmelerinde pazarlık gücünü artırabilir.</p>

<p>Ancak şu aşamada Monza, Werder Bremen, Getafe veya Torino tarafından önerildiği doğrulanmış bir bonservis rakamı bulunmuyor. Bu nedenle transfer bedeline ilişkin kesin rakam vermek mümkün değil.</p>

<p>Önümüzdeki günlerde kulüplerden birinin resmî teklif sunması halinde Batista Mendy transferinde sürecin yeni bir aşamaya geçmesi bekleniyor.</p>

<p>Trabzonspor veya oyuncunun transferiyle adı geçen kulüpler tarafından şu ana kadar anlaşmaya ilişkin resmî bir açıklama yapılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-batista-mendy-icin-transfer-yarisi-3-kulup-devrede</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8490.jpeg" type="image/jpeg" length="73113"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Yeni Dönem: Başhekim Burcu Özen Karabulut Göreve Başladı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/agri-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-yeni-donem-bashekim-burcu-ozen-karabulut-goreve-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/agri-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-yeni-donem-bashekim-burcu-ozen-karabulut-goreve-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başhekimlik görevine Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut getirildi. Acil Tıp alanında akademik çalışmalar yürüten ve daha önce hastanede başhekim yardımcılığı görevini üstlenen Karabulut, 18 Ağustos 2026 itibarıyla yeni görevine başladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Yeni Başhekim Göreve Başladı</p>

<p>Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yönetim değişikliğine gidildi. Hastanenin başhekimlik görevine Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut getirildi. Karabulut’un göreve başlamasıyla hastane yönetiminde yeni bir dönem başladı.</p>

<p>Ağrı’da sağlık hizmetlerinin önemli merkezlerinden biri olan Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başhekimlik görevine yeni atama yapıldı. Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut, 18 Ağustos 2026 itibarıyla başhekimlik görevine başladı.</p>

<p>Yeni görevi öncesinde de hastanenin yönetim süreçlerinde sorumluluk üstlenen Karabulut’un Ağrı’daki sağlık ve tıp eğitimi alanındaki çalışmalarıyla tanınması dikkat çekiyor.</p>

<p>Hastane Yönetiminde Daha Önce de Görev Aldı</p>

<p>Acil Tıp alanında çalışmalarını sürdüren Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut, Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde daha önce başhekim yardımcılığı görevinde bulundu.</p>

<p>Bu görevi sırasında hastanenin sağlık hizmetleri ve idari süreçlerinde görev alan Karabulut, böylece başhekimlik öncesinde hastanenin işleyişine ilişkin yönetim deneyimi kazandı.</p>

<p>Karabulut aynı zamanda Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde akademik ve idari sorumluluklar üstlendi. Üniversitenin kurumsal kayıtlarında Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı olarak yer alan Karabulut, fakülte bünyesindeki çeşitli kurul ve komisyonlarda da görev yaptı.</p>

<p>Acil Tıp Alanında Akademik Çalışmaları Bulunuyor</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut’un mesleki çalışmalarının önemli bölümünü Acil Tıp alanı oluşturuyor.</p>

<p>Bilimsel yayınları bulunan Karabulut; acil servise başvuran hastalar, travmalar ve farklı klinik tablolar üzerine akademik çalışmalarda yer aldı. Akademik faaliyetlerinin yanı sıra tıp eğitimi ve sağlık hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin idari görevler de üstlendi.</p>

<p>Üniversite bünyesinde eğitim-öğretim, ölçme ve değerlendirme, sürekli tıp eğitimi, akademik çalışmalar ve yayın faaliyetleriyle bağlantılı çeşitli süreçlerde sorumluluk alan Karabulut, akademisyen ve sağlık yöneticisi kimliğiyle çalışmalarını sürdürdü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>18 Ağustos İtibarıyla Görevine Başladı</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Burcu Özen Karabulut’un başhekim olarak göreve başlamasıyla Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yeni yönetim dönemi de resmen başlamış oldu.</p>

<p>Hastanedeki önceki yöneticilik deneyiminin yanı sıra üniversitedeki akademik ve idari görevleriyle de öne çıkan Karabulut, bundan sonraki süreçte Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin sağlık hizmetleri ve yönetim faaliyetlerinden sorumlu olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/agri-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-yeni-donem-bashekim-burcu-ozen-karabulut-goreve-basladi</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8488.jpeg" type="image/jpeg" length="21920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92898"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="15154"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32352"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79168"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="66718"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
