<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://www.tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 20 Aug 2026 01:50:04 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlık Personeline Asli Görev Düzenlemesi Hazırlığı: Hastanelerde Dengeler Değişebilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/saglik-personeline-asli-gorev-duzenlemesi-hazirligi-hastanelerde-dengeler-degisebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/saglik-personeline-asli-gorev-duzenlemesi-hazirligi-hastanelerde-dengeler-degisebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığında hemşire, ebe, paramedik ve diğer sağlık hizmetleri sınıfı personelinin meslekleri dışındaki idari birimlerde görevlendirilmesini sınırlandırmaya yönelik yeni bir çalışma gündemde. Düzenlemenin hayata geçmesi halinde hastanelerde görev dağılımında önemli değişiklikler yaşanabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan personelin görev dağılımını yakından ilgilendiren yeni bir düzenleme hazırlığı gündeme geldi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre çalışma, sağlık hizmetleri sınıfında bulunan personelin mümkün olduğunca kendi mesleki görev alanlarında değerlendirilmesini amaçlıyor.</p>

<p>Düzenlemenin hayata geçirilmesi halinde özellikle hastanelerde uzun süredir idari görevlerde çalışan bazı sağlık personelinin görev yerlerinde değişiklik yapılması gündeme gelebilecek.</p>

<p>Hemşire, ebe ve paramedikleri ilgilendiriyor</p>

<p>Hazırlık kapsamında hemşire, ebe, paramedik, acil tıp teknisyeni, sağlık memuru, sağlık teknikeri ve teknisyeni gibi sağlık hizmetleri sınıfında bulunan personelin meslekleriyle doğrudan bağlantısı bulunmayan idari görevlerde sürekli olarak çalıştırılmasının sınırlandırılması planlanıyor.</p>

<p>Diyetisyen ve sosyal çalışmacı gibi farklı sağlık meslek gruplarının da uygulamanın kapsamına girebileceği belirtiliyor.</p>

<p>Amaç, sağlık hizmeti sunmak üzere istihdam edilen personelin idari işlerden ziyade eğitimini aldığı ve kadrosunun karşılığı olan hizmetlerde değerlendirilmesi.</p>

<p>Özlük, mutemetlik ve satın alma gibi birimler gündemde</p>

<p>Hastanelerde sağlık personelinin zaman zaman özlük ve personel işleri, mutemetlik, satın alma ve benzeri idari birimlerde görevlendirilebildiği biliniyor.</p>

<p>Yeni çalışma hayata geçirilirse sağlık hizmetleri sınıfındaki personelin bu tür birimlerde görevlendirilmesi yerine doğrudan sağlık hizmetlerinin sunulduğu alanlarda çalıştırılması esas alınabilecek.</p>

<p>Böylece örneğin hemşire kadrosunda bulunan bir çalışanın uzun süre mutemetlik veya özlük işlerinde görevlendirilmesi yerine hemşirelik hizmetlerinde değerlendirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Sağlık personeli asli görevine dönebilir</p>

<p>Düzenlemenin temel hedeflerinden biri, mevcut sağlık insan gücünün daha etkin kullanılması.</p>

<p>Hastanelerde sağlık hizmetlerine duyulan personel ihtiyacı dikkate alındığında, mesleki eğitim almış çalışanların idari bürolar yerine doğrudan sağlık hizmetlerinde görevlendirilmesinin personel planlamasına katkı sağlaması bekleniyor.</p>

<p>Uygulamanın kapsamı kesinleşirse halen idari birimlerde çalışan sağlık personelinin durumunun da yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilecek.</p>

<p>Hastanelerde görev dağılımı değişebilir</p>

<p>Çalışmanın yürürlüğe girmesi durumunda özellikle ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında personel dağılımında önemli değişiklikler yaşanabilir.</p>

<p>İdari görevlerde bulunan sağlık çalışanlarının kendi mesleki alanlarına dönmesi, bir taraftan klinik ve sağlık hizmetlerindeki personel kapasitesini artırırken diğer taraftan boşalacak idari görevlerin hangi personel tarafından yürütüleceği sorusunu da gündeme getirecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle uygulamanın geçiş süreci, kapsamı ve istisnaları sağlık çalışanları açısından önem taşıyor.</p>

<p>Görevde yükselme sınavları da gündeme gelebilir</p>

<p>Düzenlemeye ilişkin tartışmalarda uzun yıllardır idari görev yürüten sağlık çalışanlarının durumu da öne çıkıyor.</p>

<p>Bu personelin deneyiminin nasıl değerlendirileceği ve idari kadrolarda oluşabilecek ihtiyacın görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçleriyle karşılanıp karşılanmayacağı merak ediliyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı personeline yönelik mevcut görevde yükselme mevzuatında idari kadrolara atanabilmek için belirli şartlar ve sınav süreçleri bulunuyor.</p>

<p>Resmî düzenleme henüz bekleniyor</p>

<p>Gündemdeki çalışma sağlık çalışanları arasında geniş yankı uyandırırken, uygulamanın kesin kapsamını ortaya koyacak resmî düzenleme henüz yayımlanmış değil.</p>

<p>Bu nedenle hemşire, ebe, paramedik ve diğer sağlık personelinin idari birimlerde görev yapmasının tamamen sona erdiğini söylemek için erken.</p>

<p>Hazırlığın resmî düzenlemeye dönüşmesi halinde hangi meslek gruplarının kapsama alınacağı, mevcut görevlendirmelerin ne zaman sona ereceği, istisna uygulanıp uygulanmayacağı ve geçiş sürecinin nasıl yürütüleceği netleşecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💼 Kariyer</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/saglik-personeline-asli-gorev-duzenlemesi-hazirligi-hastanelerde-dengeler-degisebilir</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 01:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8597.jpeg" type="image/jpeg" length="70043"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Sivil Havacılığının Duayen İsmi Prof. Dr. Korhan Oyman Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/turk-sivil-havaciliginin-duayen-ismi-prof-dr-korhan-oyman-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/turk-sivil-havaciliginin-duayen-ismi-prof-dr-korhan-oyman-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk sivil havacılığının gelişimine hem akademisyen hem de yönetici olarak önemli katkılar sunan Prof. Dr. Korhan Oyman hayatını kaybetti. Oyman, Sabiha Gökçen Havalimanı’nın kuruluş döneminde genel müdürlük görevini üstlenmişti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk sivil havacılık camiasının deneyimli isimlerinden Prof. Dr. Korhan Oyman yaşamını yitirdi. Uzun yıllar havacılık eğitimi ve yönetimi alanında görev yapan Oyman’ın vefatı, akademi ve havacılık dünyasında derin üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Sabiha Gökçen’in kuruluş döneminde görev aldı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Korhan Oyman, kariyeri boyunca havalimanı işletmeciliğinden havayolu yönetimine, havacılık eğitiminden sivil havacılık planlamasına kadar birçok alanda önemli sorumluluklar üstlendi.</p>

<p>Oyman, 1999-2001 yılları arasında Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı Genel Müdürü olarak görev yaptı. Havalimanının kuruluş ve gelişim sürecinde üstlendiği bu görev, meslek hayatının en önemli dönemlerinden biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Anadolu Üniversitesi’nde akademisyen ve yöneticiydi</p>

<p>Oyman’ın kariyerinde Eskişehir ve Anadolu Üniversitesi de önemli bir yer tuttu. Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksekokulu’nda uzun yıllar akademisyen ve yönetici olarak görev yapan Oyman, havacılık alanında yetişen çok sayıda öğrencinin eğitimine katkı sağladı.</p>

<p>Akademik çalışmalarını da havacılık alanında sürdüren Oyman, 1998 yılında Anadolu Üniversitesi’nde Sivil Havacılık Yönetimi alanında doktorasını tamamladı.</p>

<p>Havacılık emniyeti üzerine ABD’de eğitim aldı</p>

<p>İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Maliyesi Bölümü mezunu olan Prof. Dr. Korhan Oyman, lisans eğitiminin ardından kariyerini havacılık alanına yönlendirdi.</p>

<p>ABD’de University of Central Missouri’de Havacılık Emniyeti alanında yüksek lisans yapan Oyman, akademik birikimini ilerleyen yıllarda havacılık yönetimi ve eğitimi alanındaki görevleriyle birleştirdi.</p>

<p>Prof. Dr. Korhan Oyman’ın cenazesinin Türkiye’ye getirileceği bildirildi. Cenaze programına ilişkin ayrıntıların ise daha sonra paylaşılması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/turk-sivil-havaciliginin-duayen-ismi-prof-dr-korhan-oyman-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 01:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8595.jpeg" type="image/jpeg" length="83615"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kolajen Takviyeleri Gerçekten İşe Yarıyor mu? Balık mı, Sığır mı Daha İyi?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kolajen-takviyeleri-gercekten-ise-yariyor-mu-balik-mi-sigir-mi-daha-iyi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kolajen-takviyeleri-gercekten-ise-yariyor-mu-balik-mi-sigir-mi-daha-iyi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolajen takviyeleri cilt, eklem ve kemik sağlığı vaadiyle öne çıkıyor. Peki gerçekten işe yarıyor mu? Tip 1, 2 ve 3 kolajen arasındaki farklar ile balık ve sığır kolajeninin özellikleri neler?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eczane rafında, markette ya da internette kolajen arayanların karşısına kısa sürede küçük bir alfabe çorbası çıkıyor: Tip 1, Tip 2, Tip 3, hidrolize kolajen, kolajen peptidi, deniz kolajeni, balık kolajeni, sığır kolajeni…</p>

<p>Ürünlerin üzerinde ise çoğu zaman benzer vaatler var: Daha sıkı bir cilt, daha güçlü saç ve tırnaklar, daha rahat eklemler, daha sağlam kemikler.</p>

<p>Peki kolajen gerçekten işe yarıyor mu? Cilt için kullanılan kolajenle eklem için kullanılan aynı mı? Balık kolajeni sığır kolajeninden gerçekten daha mı iyi?</p>

<p>Bilimsel araştırmaların verdiği yanıt, reklamlardaki kadar siyah-beyaz değil. Kolajen takviyelerinin bazı alanlarda ölçülebilir yararlar sağlayabileceğine ilişkin klinik veriler bulunuyor. Ancak kolajenin kaynağı, tipi, işlenme şekli, kullanılan miktar ve hangi amaçla alındığı önemli.</p>

<p>Önce temel soru: Kolajen nedir?</p>

<p>Kolajen, insan vücudundaki en önemli yapısal proteinlerden biridir. Derinin, kemiklerin, tendonların, bağların ve kıkırdağın yapısında farklı kolajen türleri bulunur.</p>

<p>Onu, dokularımızın görünmeyen taşıyıcı ağı olarak düşünmek mümkün.</p>

<p>Vücut kolajeni kendisi üretir. Bunun için özellikle proteinlerden gelen aminoasitlere ihtiyaç duyar. C vitamini de normal kolajen oluşumunda önemli rol oynar.</p>

<p>Yaş ilerledikçe kolajen yapımı ve dokuların kolajen organizasyonu değişir. Güneşin ultraviyole ışınlarına uzun süre maruz kalmak ve sigara kullanımı gibi etkenler de özellikle ciltteki kolajen yapısına zarar verebilir.</p>

<p>Bu biyolojik gerçek, kolajen takviyelerinin büyük bir pazara dönüşmesinin de temelini oluşturuyor.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrıntı var: İçtiğiniz kolajen doğrudan yüzünüze veya dizinize gidip yerleşmez.</p>

<p>İçilen kolajene vücutta ne oluyor?</p>

<p>Kolajen ağızdan alındığında sindirim sisteminde parçalanır. Özellikle hidrolize kolajen, daha küçük protein parçaları olan peptitlere ayrılmış biçimde üretilir.</p>

<p>Sindirim sonrasında aminoasitler ve bazı küçük kolajen kaynaklı peptitler emilir. Bunlar vücudun protein metabolizmasına katılır.</p>

<p>Dolayısıyla “kolajen içtim, doğrudan cildime kolajen gitti” şeklindeki anlatım biyolojik süreci fazla basitleştirir.</p>

<p>Araştırılan asıl soru şudur: Bu aminoasit ve peptitlerin düzenli alınması, belirli dokulardaki kolajen metabolizmasını ve klinik sonuçları anlamlı ölçüde etkileyebilir mi?</p>

<p>Bazı alanlarda yanıt umut verici görünüyor.</p>

<p>Kolajen ciltte gerçekten işe yarıyor mu?</p>

<p>Kolajen takviyeleri konusunda en fazla araştırılan alanlardan biri cilt sağlığı.</p>

<p>Randomize kontrollü araştırmaları bir araya getiren sistematik derleme ve meta-analizlerde, ağızdan alınan hidrolize kolajenin cildin nemi ve elastikiyetinde iyileşmeyle ilişkili olabileceği bildirildi.</p>

<p>Nutrients’ta yayımlanan ve 26 randomize kontrollü araştırmadaki 1721 katılımcıyı değerlendiren bir meta-analiz, hidrolize kolajen kullananlarda cilt nemi ve elastikiyetinde plaseboya kıyasla istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler bildirdi.</p>

<p>Bununla birlikte araştırmacılar çalışmalar arasında kullanılan ürünlerin, sürelerin ve yöntemlerin farklı olduğuna, ayrıca bazı çalışmalarda yanlılık riski bulunduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Daha sonraki sistematik değerlendirmeler de cilt nemi ve elastikiyeti açısından olumlu sonuçlar bildirdi ancak kanıtların kusursuz olmadığına işaret etti.</p>

<p>Bu nedenle kolajen için “kırışıklıkları yok eder” veya “cildi gençleştirir” gibi kesin ifadeler bilimsel kanıtın önüne geçer.</p>

<p>Daha doğru ifade şu:</p>

<p>Hidrolize kolajen peptitlerinin düzenli kullanımının bazı kişilerde cilt nemi ve elastikiyetinde sınırlı iyileşmeler sağlayabileceğini gösteren bilimsel kanıtlar vardır.</p>

<p>Peki eklemler için kolajen işe yarıyor mu?</p>

<p>Burada tablo biraz farklı.</p>

<p>Diz osteoartriti, halk arasında sık kullanılan ifadeyle diz kireçlenmesi, kolajen takviyelerinin araştırıldığı başlıca kas-iskelet sistemi sorunlarından biri.</p>

<p>Randomize kontrollü çalışmaları değerlendiren güncel bir sistematik derleme ve meta-analizde, toplam 870 katılımcının yer aldığı 11 araştırma incelendi. Kolajen kullanan gruplarda ağrı ve fiziksel işlev açısından olumlu sonuçlar bildirildi.</p>

<p>Ancak çalışmalar arasında önemli farklılıklar bulunuyordu. Kullanılan kolajenin türü, dozu, araştırma süresi ve katılımcı özellikleri aynı değildi.</p>

<p>Bu nedenle kolajen, osteoartritin standart tedavisinin yerine geçecek bir ürün olarak görülmemeli.</p>

<p>Kilo kontrolü, uygun egzersiz, kasların güçlendirilmesi, fizik tedavi yaklaşımları ve gerektiğinde hekim tarafından planlanan tedaviler önemini koruyor.</p>

<p>Tip 1 kolajen ne işe yarıyor?</p>

<p>İnsan vücudunda çok sayıda kolajen tipi bulunmasına rağmen takviyelerde en sık Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 ifadeleriyle karşılaşılır.</p>

<p>Tip 1 kolajen, vücuttaki en yaygın kolajen türüdür.</p>

<p>Başta:</p>

<ul>
 <li>Deri</li>
 <li>Kemik</li>
 <li>Tendon</li>
 <li>Bağ dokusu</li>
</ul>

<p>olmak üzere birçok yapıda bulunur.</p>

<p>Balıktan elde edilen kolajen ürünlerinin büyük bölümü ağırlıklı olarak Tip 1 kolajendir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle cilt odaklı pazarlanan ürünlerde Tip 1 ve deniz kaynaklı kolajenlere sık rastlanır.</p>

<p>Ancak “Tip 1 yazıyorsa kesin cildi gençleştirir” sonucu çıkarılamaz. Ürünün hidrolize olup olmadığı, kullanılan peptitlerin özellikleri, günlük miktarı ve ürüne ilişkin klinik kanıt da önemlidir.</p>

<p>Tip 2 kolajen ne işe yarıyor?</p>

<p>Tip 2 kolajen, özellikle kıkırdak dokusunun önemli bileşenlerinden biridir.</p>

<p>Bu nedenle Tip 2 kolajen ürünleri daha çok eklem ve kıkırdak sağlığı amacıyla pazarlanır.</p>

<p>Burada tüketicinin bilmesi gereken önemli bir ayrım var.</p>

<p>Hidrolize kolajen ile denatüre edilmemiş Tip 2 kolajen aynı ürün değildir.</p>

<p>Hidrolize kolajen küçük peptitlere parçalanmıştır. Denatüre edilmemiş Tip 2 kolajen ise doğal üç boyutlu yapısının mümkün olduğunca korunmasına yönelik farklı bir üründür.</p>

<p>Dolayısıyla bir üründe yalnızca “Tip 2 kolajen” yazmasına bakarak farklı formülasyonları birbirinin eşdeğeri kabul etmek doğru değildir.</p>

<p>Tip 3 kolajen ne işe yarıyor?</p>

<p>Tip 3 kolajen, vücutta çoğu zaman Tip 1 kolajenle birlikte bulunur.</p>

<p>Deri başta olmak üzere çeşitli bağ dokularının yapısında yer alır. Sığır kaynaklı kolajen ürünlerinde Tip 1 ve Tip 3 kombinasyonlarıyla sık karşılaşılmasının nedenlerinden biri budur.</p>

<p>Fakat burada da önemli bir pazarlama tuzağına dikkat etmek gerekiyor:</p>

<p>Bir ürünün daha fazla kolajen tipi içermesi, otomatik olarak daha etkili olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>“5 tip kolajen”, “10 tip kolajen” gibi ifadeler tek başına ürünün klinik olarak daha üstün olduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>Balık kolajeni mi, sığır kolajeni mi?</p>

<p>Kolajen alışverişinin en sık sorulan sorularından biri bu.</p>

<p>Balık kolajeni</p>

<p>Balık derisi, pulları ve kemikleri gibi dokulardan elde edilebilir ve çoğunlukla Tip 1 kolajen bakımından öne çıkar.</p>

<p>Bu nedenle cilt odaklı ürünlerde oldukça yaygındır.</p>

<p>Sığır kolajeni</p>

<p>Sığır derisi ve kemikleri gibi kaynaklardan elde edilir. Ticari ürünlerde özellikle Tip 1 ve Tip 3 kolajen öne çıkabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cilt, kemik ve bağ dokusu hedefiyle satılan birçok hidrolize kolajen ürününde kullanılır.</p>

<p>Hangisi daha iyi?</p>

<p>Burada reklam dünyasının sevdiği tek kelimelik bir kazanan yok.</p>

<p>Balık kolajeninin herkes ve her amaç için sığır kolajeninden üstün olduğunu gösteren güçlü ve kesin klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Cilt üzerine yapılan meta-analizlerde farklı kolajen kaynakları arasında bazı sonuç farklılıkları görülse de kaynak açısından kesin bir üstünlük ortaya koymak mümkün değil.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca paketin üzerinde “marine”, “balık” veya “bovine” yazmasına bakarak seçim yapmak bilimsel açıdan yeterli değil.</p>

<p>Asıl soru “Balık mı, sığır mı?”dan önce “Bu ürünü hangi amaçla kullanıyorum ve ürünün bu amaç için klinik verisi var mı?” olmalı.</p>

<p>Cilt için hangi kolajen daha mantıklı?</p>

<p>Cilt amacıyla incelenen çalışmaların önemli bölümünde hidrolize kolajen peptitleri kullanılıyor.</p>

<p>Tip 1 kolajen bu alanda öne çıkıyor. Hem balık hem de sığır kaynaklı ürünlerde Tip 1 bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle cilt için ürün seçerken yalnızca hayvansal kaynağa odaklanmak yerine ürünün:</p>

<ul>
 <li>Hidrolize kolajen peptidi içerip içermediğine</li>
 <li>Günlük porsiyondaki gerçek kolajen miktarına</li>
 <li>İçeriğinin açık biçimde belirtilmesine</li>
 <li>Güvenilir üretim ve kalite standartlarına</li>
 <li>Ürün veya kullanılan peptit formülü hakkında insan çalışmalarının bulunup bulunmadığına</li>
</ul>

<p>bakmak daha anlamlı olabilir.</p>

<p>Eklem için hangi kolajen?</p>

<p>Eklem konusunda tek bir kolajen formundan söz edilmiyor.</p>

<p>Araştırmalarda hidrolize kolajen peptitlerinin yanı sıra denatüre edilmemiş Tip 2 kolajen de inceleniyor.</p>

<p>Burada tüketicinin yapabileceği en büyük hata, farklı formları yalnızca gram veya miligram miktarına bakarak karşılaştırmak.</p>

<p>Çünkü bunların üretim biçimleri ve araştırılan kullanım şekilleri farklıdır.</p>

<p>Dolayısıyla “Birinde gram var, diğerinde miligram var; gram olan kesin daha güçlüdür” şeklinde bir kıyaslama doğru değildir.</p>

<p>Tendon ve spor yapanlarda durum nasıl?</p>

<p>Kolajen peptitleri spor biliminde de araştırılıyor.</p>

<p>Sports Medicine’da yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analizde 19 çalışma ve 768 katılımcı değerlendirildi. Uzun süreli egzersizle birlikte kullanılan kolajen peptitlerinin yağsız vücut kütlesi, tendon yapısı ve bazı performans ölçümlerinde olumlu etkileri olabileceği bildirildi.</p>

<p>Ancak araştırmacılar kanıtların güven düzeyinin sonuca göre düşük ile orta arasında değiştiğini belirtti.</p>

<p>Buradaki kritik kelime egzersiz.</p>

<p>Kolajen, hareketsiz bir yaşamın üzerine serpilecek sihirli bir toz değil. Tendon, kas ve kemik sağlığında mekanik yüklenme ve düzenli egzersiz temel belirleyiciler arasında bulunuyor.</p>

<p>Ayrıca kolajen, kas geliştirmek amacıyla kullanılan yüksek kaliteli tam protein kaynaklarıyla birebir eşdeğer kabul edilmemeli. Kolajenin aminoasit yapısı farklıdır ve tam protein olarak değerlendirilmez.</p>

<p>Saç ve tırnak için kolajen işe yarıyor mu?</p>

<p>Kolajenin cilt üzerindeki araştırmaları, saç ve tırnak konusundaki verilerden daha güçlü.</p>

<p>Saç dökülmesinin genetik yatkınlık, demir eksikliği, tiroit hastalıkları, hormonal değişiklikler, stres, bazı hastalıklar ve ilaçlar dahil çok sayıda nedeni olabilir.</p>

<p>Bu nedenle saç dökülmesi yaşayan bir kişinin sorunu yalnızca kolajen eksikliğine bağlaması doğru değildir.</p>

<p>Tırnaklar için de benzer biçimde bazı olumlu küçük çalışmalar bulunmasına rağmen kanıt düzeyi cilt araştırmalarındaki kadar güçlü değildir.</p>

<p>“Kolajen saç çıkarır” veya “tırnak kırılmasını kesin önler” gibi ifadeler mevcut bilimsel kanıtı aşar.</p>

<p>Toz, sıvı, tablet: Hangisi daha iyi?</p>

<p>Ürünün sıvı olması otomatik olarak daha iyi emildiği veya daha etkili olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Toz, sıvı, kapsül veya tablet çoğunlukla ürünün sunuluş biçimidir.</p>

<p>Daha önemli olan:</p>

<ul>
 <li>İçerdiği kolajenin formu</li>
 <li>Günlük gerçek kolajen miktarı</li>
 <li>Ürünün kalite kontrolü</li>
 <li>İçeriğin etikette açık biçimde belirtilmesi</li>
 <li>Hedeflenen kullanım alanıyla ilgili insan çalışmalarının bulunmasıdır.</li>
</ul>

<p>Ürüne “premium”, “beauty”, “anti-age” veya benzeri ifadeler eklenmesi ise bilimsel etkinliğin göstergesi değildir.</p>

<p>Kolajenin yanında C vitamini şart mı?</p>

<p>C vitamini, vücudun normal kolajen sentezinde gerekli bir besin öğesidir.</p>

<p>Ancak buradan “kolajen takviyesi mutlaka yüksek doz C vitaminiyle alınmalıdır” sonucu çıkmaz.</p>

<p>Yeterli ve dengeli beslenen kişiler günlük C vitamini ihtiyacını sebze ve meyvelerden karşılayabilir. Daha fazla C vitamini almanın otomatik olarak daha fazla kolajen üretileceği anlamına gelmediği unutulmamalı.</p>

<p>Kolajen kullanırken en sık yapılan hata ne?</p>

<p>Belki de en büyük hata kolajeni temel sağlık davranışlarının yerine koymak.</p>

<p>Cildini korumak isteyen bir kişi için güneşten korunma ve sigaradan uzak durmak önemini korur.</p>

<p>Kemik sağlığında yeterli beslenme, fiziksel aktivite ve direnç egzersizleri önemlidir.</p>

<p>Eklem sağlığında uygun egzersiz, kas gücü ve gerektiğinde kilo kontrolü temel yaklaşımlar arasındadır.</p>

<p>Kas geliştirmek isteyenler açısından ise yeterli enerji ve kaliteli protein alımıyla birlikte direnç egzersizi temel belirleyicidir.</p>

<p>Kolajen bütün bunların yerine geçen kestirme bir yol değildir.</p>

<p>Kimler kolajen kullanırken dikkat etmeli?</p>

<p>Kolajen takviyeleri genellikle iyi tolere edilse de herkes için otomatik olarak uygun kabul edilmemeli.</p>

<p>Özellikle:</p>

<ul>
 <li>Balık veya deniz ürünü alerjisi bulunanlar balık kaynaklı ürünlere</li>
 <li>Ürünün diğer bileşenlerine karşı alerjisi olanlar içeriğe</li>
 <li>Gebeler ve emzirenler takviye kullanımına</li>
 <li>Kronik hastalığı bulunanlar veya düzenli ilaç kullananlar ürünün tüm içeriğine</li>
</ul>

<p>dikkat etmeli.</p>

<p>Takviyelerde yalnızca kolajene değil, aroma vericilere, vitamin-mineral karışımlarına ve diğer ek maddelere de bakılması gerekir.</p>

<p>Etikette neye bakılmalı?</p>

<p>Kolajen seçerken parlak ambalajdan daha değerli bilgiler küçük puntolarda saklanabilir.</p>

<p>Tüketici şu soruların yanıtını aramalı:</p>

<p>Kolajenin kaynağı belirtilmiş mi?<br />
Balık, sığır, tavuk veya başka bir kaynak açıkça yazılmalı.</p>

<p>Hangi form kullanılıyor?<br />
Hidrolize kolajen peptidi mi, denatüre edilmemiş Tip 2 kolajen mi?</p>

<p>Bir porsiyonda gerçekte ne kadar kolajen var?<br />
Kutunun toplam ağırlığıyla günlük kolajen miktarı birbirine karıştırılmamalı.</p>

<p>Ürün ne amaçla kullanılıyor?<br />
Cilt için alınan ürünle eklem amacıyla araştırılan formülasyon aynı olmayabilir.</p>

<p>İçerik şeffaf mı?<br />
Çok sayıda vitamin, mineral ve başka bileşenin aynı ürüne eklenmesi kolajenin daha etkili olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Son söz: Balık mı sığır mı?</p>

<p>Kolajen dünyasının en önemli ayrımı aslında “balık mı, sığır mı?” sorusundan daha geniş.</p>

<p>Cilt için araştırılan hidrolize Tip 1 ağırlıklı kolajen peptitleri ile eklem için incelenen Tip 2 ürünleri aynı kategori içinde değerlendirilmemeli.</p>

<p>Balık kolajeni çoğunlukla Tip 1 yönünden öne çıkarken, sığır kaynaklı ürünlerde Tip 1 ve Tip 3 yaygın. Eklem-kıkırdak hedefinde ise Tip 2 kolajen farklı bir başlık oluşturuyor.</p>

<p>Bilimsel verilerin bugünkü tablosu, “balık kolajeni kesin daha iyidir” veya “sığır kolajeni daha güçlüdür” şeklinde genel bir şampiyon ilan etmeye izin vermiyor.</p>

<p>Kolajen takviyeleri tamamen işe yaramaz ürünler olarak görülmemeli; özellikle cilt nemi ve elastikiyeti ile bazı eklem yakınmalarında olumlu sonuçlar bildiren klinik araştırmalar bulunuyor.</p>

<p>Fakat etkileri mucizevi değil, kişiden kişiye değişebilir ve ürünlerin tamamı birbirinin eşdeğeri değil.</p>

<p>Kolajen seçerken hayvanın türünden önce amaç, kolajen tipi, formu, günlük miktarı, ürün kalitesi ve o formülasyonun arkasındaki insan çalışmaları önem taşıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Nutrients – Effects of Oral Collagen for Skin Anti-Aging: A Systematic Review and Meta-Analysis – Pu SY, Huang YL, Pu CM ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.3390/nu15092080</li>
 <li>Indian Journal of Dermatology, Venereology and Leprology – Effects of collagen-based supplements on skin’s hydration and elasticity: A systematic review and meta-analysis – Danessa G, Notario D, Regina R – 2025 – DOI: 10.25259/IJDVL_1165_2023</li>
 <li>Clinical and Experimental Rheumatology – Effect of collagen supplementation on knee osteoarthritis: an updated systematic review and meta-analysis of randomised controlled trials – Simental-Mendía M, Ortega-Mata D, Acosta-Olivo CA ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.55563/clinexprheumatol/kflfr5</li>
 <li>International Orthopaedics – Effect of collagen supplementation on osteoarthritis symptoms: a meta-analysis of randomized placebo-controlled trials – García-Coronado JM, Martínez-Olvera L, Elizondo-Omaña RE ve arkadaşları – 2019 – DOI: 10.1007/s00264-018-4211-5</li>
 <li>Sports Medicine – Impact of Collagen Peptide Supplementation in Combination with Long-Term Physical Training on Strength, Musculotendinous Remodeling, Functional Recovery, and Body Composition in Healthy Adults: A Systematic Review with Meta-analysis – Bischof K, Moitzi AM, Stafilidis S, König D – 2024 – DOI: 10.1007/s40279-024-02079-0</li>
 <li>Journal of Food Science – A review on the processing technique, physicochemical, and bioactive properties of marine collagen – Shaik ve arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1111/1750-3841.17273</li>
 <li>Archives of Medical Science – Safety and efficacy of undenatured type II collagen in the treatment of osteoarthritis of the knee: a clinical trial – Crowley DC, Lau FC, Sharma P ve arkadaşları – 2009 – DOI: 10.7150/ijms.6.312</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kozmetik</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kolajen-takviyeleri-gercekten-ise-yariyor-mu-balik-mi-sigir-mi-daha-iyi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 00:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8593.jpeg" type="image/jpeg" length="55304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Magnezyum Rehberi: Faydaları, Eksiklik Belirtileri ve Formlar Arasındaki Farklar]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/magnezyum-rehberi-faydalari-eksiklik-belirtileri-ve-formlar-arasindaki-farklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/magnezyum-rehberi-faydalari-eksiklik-belirtileri-ve-formlar-arasindaki-farklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde uyku, yorgunluk ve kas kramplarıyla birlikte sıkça gündeme gelen magnezyum gerçekten ne işe yarıyor? Herkes takviye kullanmalı mı, sitrat, glisinat ve oksit arasındaki fark ne?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Magnezyum Neden Bu Kadar Gündemde? Hangi Form Ne İşe Yarıyor?</p>

<p>Bir dönem D vitamini, ardından kolajen ve probiyotikler… Son dönemde ise takviye dünyasının yıldızı magnezyum. Sosyal medyada uykudan strese, kas kramplarından yorgunluğa kadar pek çok sorun için öneriliyor. Eczane ve market raflarında ise kafa karıştıran bir tablo var: Magnezyum sitrat, glisinat, bisglisinat, oksit, malat, klorür, L-treonat…</p>

<p>Peki magnezyum gerçekten ne işe yarıyor? Hangi besinlerde bulunuyor? Eksikliği nasıl anlaşılır? En çok merak edilen soru ise şu: Hangi magnezyum formu daha iyi?</p>

<p>Bilimsel verilerin verdiği ilk mesaj oldukça net: Magnezyum vücut için vazgeçilmez bir mineral. Ancak bu, herkesin magnezyum takviyesi kullanması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Magnezyum nedir, vücutta ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum, vücudun normal çalışması için ihtiyaç duyduğu temel minerallerden biri. Enerji üretiminden protein sentezine, kasların çalışmasından sinir sistemine kadar yüzlerce biyolojik süreçte görev alıyor.</p>

<p>Kasların kasılıp gevşemesinde, sinirler arasındaki iletişimde, normal kalp ritminin sürdürülmesinde, kan şekeri ve kan basıncının düzenlenmesinde rol oynuyor. Kemik sağlığı açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Yetişkin bir insanın vücudunda yaklaşık 25 gram magnezyum bulunuyor. Bunun yüzde 50-60 kadarı kemiklerde, geri kalanının büyük bölümü kaslarda ve diğer dokularda yer alıyor. Kanda bulunan magnezyum ise toplam miktarın yüzde 1’inden daha az.</p>

<p>Kısacası magnezyum yalnızca “kramplara iyi gelen mineral” değil; vücudun günlük işleyişinin temel parçalarından biri.</p>

<p>Günlük ne kadar magnezyuma ihtiyacımız var?</p>

<p>Magnezyum ihtiyacı yaşa, cinsiyete ve gebelik gibi özel durumlara göre değişiyor.</p>

<p>Yetişkin erkeklerde önerilen günlük toplam alım genel olarak 400-420 mg, yetişkin kadınlarda ise 310-320 mg düzeyinde.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Bu rakamlar yalnızca takviyeden alınması gereken miktarı ifade etmiyor. Gün içinde yiyecek ve içeceklerden alınan magnezyum da bu toplamın içinde.</p>

<p>Bu nedenle günlük ihtiyacı 400 mg olan bir kişinin doğrudan 400 mg magnezyum takviyesi kullanması gerektiği düşüncesi doğru değil.</p>

<p>Magnezyum hangi besinlerde bulunur?</p>

<p>Magnezyumun ilk adresi takviye kutusu değil, beslenmedir.</p>

<p>Özellikle şu besinler magnezyum açısından zengindir:</p>

<ul>
 <li>Kabak çekirdeği</li>
 <li>Badem ve kaju</li>
 <li>Chia ve diğer tohumlar</li>
 <li>Ispanak ve koyu yeşil yapraklı sebzeler</li>
 <li>Kuru fasulye ve diğer baklagiller</li>
 <li>Tam tahıllar</li>
 <li>Yer fıstığı</li>
 <li>Avokado</li>
</ul>

<p>Yaklaşık 28 gram kabak çekirdeği yaklaşık 156 mg, aynı miktarda badem ise yaklaşık 80 mg magnezyum sağlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle “Hangi magnezyumu almalıyım?” sorusundan önce “Beslenmem yeterince magnezyum içeriyor mu?” sorusunu sormak daha doğru olabilir.</p>

<p>Magnezyum eksikliği nasıl anlaşılır?</p>

<p>Sağlıklı ve dengeli beslenen kişilerde belirgin magnezyum eksikliği sanıldığı kadar sık görülmez. Böbrekler, vücuttaki magnezyum azaldığında idrarla kaybı azaltarak dengeyi korumaya çalışır.</p>

<p>Bununla birlikte uzun süre yetersiz beslenme, bağırsaklardan emilimi etkileyen hastalıklar, bazı kronik hastalıklar ve bazı ilaçlar magnezyum eksikliğine zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Eksiklikte görülebilecek belirtiler arasında:</p>

<ul>
 <li>İştahsızlık</li>
 <li>Bulantı</li>
 <li>Halsizlik ve güçsüzlük</li>
 <li>Uyuşma ve karıncalanma</li>
 <li>Kas kasılmaları ve kramplar</li>
</ul>

<p>yer alabilir.</p>

<p>İleri derecede eksiklikte kalp ritmi bozuklukları ve nöbet gibi ciddi sorunlar da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Ancak önemli bir nokta var: Her kramp, göz seğirmesi veya yorgunluk magnezyum eksikliği anlamına gelmez.</p>

<p>Bu şikâyetlerin kansızlıktan tiroit sorunlarına, uyku bozukluklarından başka mineral ve vitamin eksikliklerine kadar çok sayıda farklı nedeni olabilir.</p>

<p>Kimlerde magnezyum eksikliği riski daha yüksek?</p>

<p>Bazı kişilerde magnezyum yetersizliği daha sık görülebilir.</p>

<p>Uzun süren ishal veya bağırsaklardan besin emilimini bozan hastalıkları bulunanlar, tip 2 diyabeti olanlar, ileri yaştaki kişiler ve uzun süre yoğun alkol tüketenler risk grubunda olabilir.</p>

<p>Bazı ilaçlar da magnezyum dengesini etkileyebilir. Özellikle bazı idrar söktürücü ilaçlar ile uzun süre kullanılan bazı mide asidi baskılayıcı ilaçlar bu açıdan önem taşıyor.</p>

<p>Hangi magnezyum daha iyi?</p>

<p>Takviye raflarındaki asıl kafa karışıklığı burada başlıyor.</p>

<p>Magnezyum takviyelerinde mineral farklı maddelere bağlanmış halde bulunuyor. Bu nedenle magnezyum sitrat, oksit, glisinat veya klorür gibi farklı isimlerle karşılaşıyoruz.</p>

<p>Bu formlar arasında çözünürlük, bağırsaktan emilim ve sindirim sistemi üzerindeki etkiler bakımından farklılıklar bulunabiliyor.</p>

<p>Ancak “herkes için en iyi magnezyum budur” şeklinde tek bir bilimsel cevap yok.</p>

<p>Magnezyum sitrat</p>

<p>En yaygın kullanılan ve üzerinde uzun süredir çalışılan formlardan biri.</p>

<p>İnsan çalışmalarında magnezyum sitratın magnezyum okside kıyasla daha iyi emilebildiğine ilişkin bulgular bulunuyor.</p>

<p>Sitratın bağırsak hareketlerini artırabilmesi de önemli. Kabızlık yaşayan bazı kişilerde bu özellik avantaj sağlayabilirken, hassas bağırsakları olanlarda ishal veya karın rahatsızlığına neden olabilir.</p>

<p>Magnezyum glisinat ve bisglisinat</p>

<p>Son yılların en popüler formlarından biri. Magnezyumun glisin adlı amino aside bağlanmasıyla elde ediliyor.</p>

<p>Özellikle uyku ve stres için pazarlanıyor ve bazı kişilerde sindirim sistemi açısından daha rahat tolere edilebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Magnezyum glisinatın uyku veya stres için diğer bütün magnezyum formlarından kesin biçimde üstün olduğunu gösteren güçlü klinik kanıt henüz yeterli değil.</p>

<p>Dolayısıyla “uyku için en iyi magnezyum kesinlikle glisinattır” şeklindeki ifadeler bilimsel verilerin söylediğinden daha ileri gidiyor.</p>

<p>Magnezyum oksit</p>

<p>Magnezyum oksit yaygın ve genellikle ekonomik bir form.</p>

<p>Elementel magnezyum oranı yüksek görünmesine rağmen bağırsaktan emilimi bazı daha iyi çözünen magnezyum formlarına göre daha düşük olabilir.</p>

<p>Ayrıca bağırsak hareketlerini artırabildiğinden ishal ve karın rahatsızlığı yapabilir.</p>

<p>Bu nedenle ürünün üzerindeki yüksek rakam tek başına “daha iyi magnezyum” anlamına gelmez.</p>

<p>Magnezyum klorür, laktat ve aspartat</p>

<p>Bu formlar da takviyelerde kullanılabiliyor. Genel olarak suda daha iyi çözünen magnezyum tuzlarının bağırsaktan emiliminin daha iyi olabileceğine ilişkin veriler bulunuyor.</p>

<p>Ancak daha iyi emilim, belirli bir sağlık sorunu için mutlaka daha etkili olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Magnezyum malat ve L-treonat</p>

<p>Magnezyum malat özellikle kas ve enerji, L-treonat ise beyin sağlığı, hafıza ve uyku iddialarıyla öne çıkarılıyor.</p>

<p>Bu alanlarda araştırmalar bulunmakla birlikte, belirli bir formun hafızayı belirgin biçimde güçlendirdiğini, beyin yaşlanmasını önlediğini veya kronik yorgunluğu tedavi ettiğini söylemek için mevcut insan çalışmalarının gücü yeterli değil.</p>

<p>Takviyelerde en sık yapılan hatalardan biri, umut verici bir biyolojik mekanizmayı kanıtlanmış klinik faydayla karıştırmak.</p>

<p>Magnezyum uykuya gerçekten iyi gelir mi?</p>

<p>Magnezyumun son dönemdeki popülerliğinin önemli nedenlerinden biri uyku.</p>

<p>Mineralin sinir sistemi işlevlerinde önemli rol oynaması nedeniyle uyku üzerindeki etkisinin araştırılması bilimsel açıdan anlamlı.</p>

<p>Bazı çalışmalarda magnezyum alımı veya magnezyum düzeyi ile uyku arasında olumlu ilişkiler gözlendi. Ancak kontrollü klinik araştırmaların sonuçları henüz magnezyumun herkeste uykusuzluğu giderdiğini gösterecek kadar güçlü ve tutarlı değil.</p>

<p>Bu nedenle magnezyumu doğal bir uyku ilacı gibi görmek doğru değil.</p>

<p>Özellikle uzun süren uykusuzlukta uyku apnesi, stres ve ruhsal sorunlar, kullanılan ilaçlar, kafein tüketimi veya başka sağlık sorunları da değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kas krampları varsa magnezyum almak gerekir mi?</p>

<p>Toplumdaki en yaygın inanışlardan biri bu.</p>

<p>Magnezyum eksikliği gerçekten kas kasılmalarına ve kramplara yol açabilir. Ancak bunun tersi her zaman doğru değil: Kramp olması magnezyum eksikliği olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Cochrane tarafından yayımlanan kapsamlı değerlendirmede, özellikle nedeni açıklanamayan gece krampları yaşayan ileri yaştaki yetişkinlerde magnezyum takviyesinin rutin kullanımının belirgin fayda sağladığını gösteren güçlü kanıt bulunmadı.</p>

<p>Sık tekrarlayan veya şiddetli krampların altında sıvı kaybı, yoğun egzersiz, dolaşım sorunları, bazı ilaçlar veya başka sağlık problemleri bulunabilir.</p>

<p>Migren konusunda kanıtlar daha dikkat çekici</p>

<p>Magnezyumun üzerinde en fazla araştırıldığı alanlardan biri migren.</p>

<p>Klinik çalışmalar ve sistematik değerlendirmeler, ağızdan alınan magnezyumun bazı migren hastalarında atakların önlenmesine katkıda bulunabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak migren çalışmalarında kullanılan magnezyum miktarları sıradan günlük takviye kullanımından farklı olabiliyor. Bu nedenle migren tedavisi amacıyla yüksek miktarda magnezyum kullanımı kişinin kendi kendine başlayacağı basit bir takviye uygulaması olarak görülmemeli.</p>

<p>Tansiyonu düşürür mü?</p>

<p>Magnezyum kan basıncının düzenlenmesinde rol oynuyor. Fakat bu, magnezyum takviyesinin tansiyon ilacının yerine geçebileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Randomize kontrollü araştırmaların değerlendirildiği güncel meta-analizlerde magnezyum takviyesinin kan basıncında küçük düşüşlerle ilişkili olabileceği gösterildi. Etkinin hipertansiyonu veya magnezyum yetersizliği bulunan bazı kişilerde daha belirgin olabileceği bildirildi.</p>

<p>Bununla birlikte magnezyum, hipertansiyon için reçete edilen tedavilerin alternatifi değildir.</p>

<p>Etikette asıl bakılması gereken: Elementel magnezyum</p>

<p>Takviye seçerken tüketicilerin en fazla gözden kaçırdığı ayrıntılardan biri elementel magnezyum miktarıdır.</p>

<p>Örneğin “500 mg magnezyum sitrat” ile “500 mg magnezyum” aynı şey olmayabilir. Bir magnezyum bileşiğinin toplam ağırlığı ile vücuda sağladığı gerçek magnezyum miktarı farklıdır.</p>

<p>Bu nedenle farklı ürünleri karşılaştırırken yalnızca “sitrat”, “glisinat” veya “oksit” adına değil, bir porsiyonun sağladığı elementel magnezyum miktarına da bakılmalıdır.</p>

<p>Fazlası daha faydalı değil</p>

<p>Magnezyum doğal bir mineral olsa da yüksek miktarda takviye kullanımı tamamen risksiz değil.</p>

<p>Besinlerden doğal olarak alınan magnezyum, böbrek fonksiyonları normal kişilerde genellikle sorun oluşturmaz. Fazlası böbreklerden atılır.</p>

<p>Takviye ve ilaçlardan alınan magnezyum için ise yetişkinlerde günlük 350 mg’lık üst sınır belirlenmiştir. Bu rakam yiyeceklerde doğal olarak bulunan magnezyumu kapsamaz.</p>

<p>Takviyelerden yüksek miktarda magnezyum almak ishal, bulantı ve karın kramplarına neden olabilir.</p>

<p>Çok yüksek miktarlarda ise tansiyon düşüklüğü, belirgin kas güçsüzlüğü, solunum sorunları ve ciddi kalp ritmi bozuklukları ortaya çıkabilir.</p>

<p>Özellikle böbrek fonksiyonları bozulmuş kişilerde fazla magnezyumun vücuttan atılması güçleşebileceğinden risk daha yüksektir.</p>

<p>Magnezyum bazı ilaçlarla etkileşebilir</p>

<p>“Vitamin ve mineral takviyesi” olması magnezyumun ilaçlarla etkileşmeyeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Magnezyum bazı antibiyotiklerin ve kemik erimesi tedavisinde kullanılan bazı ilaçların bağırsaktan emilimini etkileyebilir. Bazı idrar söktürücü ilaçlar vücuttaki magnezyum düzeyini değiştirebilir.</p>

<p>Uzun süre kullanılan bazı mide asidi baskılayıcı ilaçlar da düşük magnezyum düzeyleriyle ilişkilendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle düzenli ilaç kullanan, böbrek hastalığı bulunan veya bir hastalığın tedavisi amacıyla magnezyum kullanmayı düşünen kişilerde takviye seçimi bireysel sağlık durumundan bağımsız değerlendirilmemeli.</p>

<p>Peki hangi magnezyum formunu seçmeli?</p>

<p>Tek bir formu herkese “en iyi magnezyum” olarak önermek doğru değil.</p>

<p>Sitrat: Emilimi konusunda iyi veriler bulunan seçeneklerden biri; bağırsakları çalıştırabilir.</p>

<p>Glisinat veya bisglisinat: Bazı kişiler tarafından daha iyi tolere edilebilir; ancak uyku ve stres için diğer tüm formlardan üstün olduğu kesinleşmiş değil.</p>

<p>Oksit: Elementel magnezyum oranı yüksek olabilir ancak emilimi bazı formlara göre daha düşüktür; bağırsak etkileri daha belirgin olabilir.</p>

<p>Klorür, laktat ve aspartat: İyi çözünen ve emilim açısından avantaj gösterebilen seçenekler arasında.</p>

<p>Malat ve L-treonat: Popüler formlar olmakla birlikte kendilerine atfedilen özel faydaların önemli bir bölümü için daha güçlü klinik araştırmalara ihtiyaç var.</p>

<p>Dolayısıyla doğru soru yalnızca “En iyi magnezyum hangisi?” değil.</p>

<p>Asıl sorular şunlar olmalı: Gerçekten takviyeye ihtiyacım var mı? Hangi amaçla kullanıyorum? Ürün ne kadar elementel magnezyum sağlıyor? Kullandığım ilaçlarla etkileşebilir mi?</p>

<p>Magnezyum bir moda değil, ama mucize de değil</p>

<p>Magnezyumun sosyal medyadaki popülerliği değişebilir; insan vücudundaki önemi ise değişmez.</p>

<p>Kasların, sinir sisteminin, kemiklerin, enerji metabolizmasının ve normal kalp ritminin sağlıklı çalışmasında temel görevleri bulunuyor.</p>

<p>Ancak “vücut için gerekli” olması, “herkes takviye kullanmalı” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çoğu kişi için ilk adım; yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemişler, tohumlar, baklagiller ve tam tahıllar açısından zengin, dengeli bir beslenme düzenidir.</p>

<p>Takviye gerektiğinde ise kutunun üzerindeki “uyku”, “stres”, “enerji” veya “beyin” vaatlerinden önce gerçek ihtiyaç, elementel magnezyum miktarı, formun emilimi ve toleransı, kullanılan ilaçlar ve kişinin sağlık durumu dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Magnezyum önemli bir mineral. Onu değerli yapan ise sosyal medyadaki vaatleri değil, insan vücudunda sessizce yürüttüğü yüzlerce gerçek görev.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>National Institutes of Health, Office of Dietary Supplements – Magnesium: Fact Sheet for Health Professionals – 2026.</li>
 <li>Journal of the American College of Nutrition – Magnesium bioavailability from magnesium citrate and magnesium oxide – Lindberg JS, Zobitz MM, Poindexter JR, Pak CY – 1990 – DOI: 10.1080/07315724.1990.10720349</li>
 <li>Magnesium Research – Mg citrate found more bioavailable than other Mg preparations in a randomised, double-blind study – Walker AF ve arkadaşları – 2003.</li>
 <li>Cochrane Database of Systematic Reviews – Magnesium for skeletal muscle cramps – Garrison SR ve arkadaşları – 2020 – DOI: 10.1002/14651858.CD009402.pub3</li>
 <li>Biological Trace Element Research – The Role of Magnesium in Sleep Health: a Systematic Review of Available Literature – Arab A, Rafie N, Amani R ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1007/s12011-022-03162-1</li>
 <li>Headache – Magnesium in Migraine Prophylaxis: Is There an Evidence-Based Rationale? A Systematic Review – von Luckner A, Riederer F – 2018 – DOI: 10.1111/head.13217</li>
 <li>Hypertension – Magnesium Supplementation and Blood Pressure: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomized Controlled Trials – Argeros Z, Xu X, Bhandari B ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1161/HYPERTENSIONAHA.125.25129</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Vitamin &amp; Mineraller</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/magnezyum-rehberi-faydalari-eksiklik-belirtileri-ve-formlar-arasindaki-farklar</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 00:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8592.jpeg" type="image/jpeg" length="62715"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Panik Atak mı, Kalp Krizi mi? Birbirine Benzeyen Belirtilere Dikkat]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/panik-atak-mi-kalp-krizi-mi-birbirine-benzeyen-belirtilere-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/panik-atak-mi-kalp-krizi-mi-birbirine-benzeyen-belirtilere-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp çarpıntısı, nefes alamama hissi, terleme, titreme ve yoğun ölüm korkusu… Panik atak çok gerçek fiziksel belirtiler yaratabilir. Peki neden olur, ne kadar sürer ve ne zaman yardım gerekir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir anda kalbiniz hızlanıyor. Nefesiniz yetmiyormuş gibi geliyor, elleriniz titriyor, göğsünüz sıkışıyor. Başınız dönüyor ve birkaç dakika içinde zihninizden tek bir düşünce geçebiliyor: “Bana ne oluyor?”</p>

<p>Panik atak yaşayan birçok kişi için tablo tam da böyle başlayabiliyor. Belirtiler öylesine güçlü olabiliyor ki kişi kalp krizi geçirdiğini, bayılacağını, kontrolünü kaybedeceğini hatta öleceğini düşünebiliyor.</p>

<p>Panik atak yalnızca “çok korkmak” değildir. Beynin ve bedenin tehlikeye karşı geliştirdiği alarm sisteminin, ortada belirgin bir tehlike bulunmadığı halde güçlü biçimde devreye girmesiyle ortaya çıkabilen yoğun bir korku veya rahatsızlık dönemidir.</p>

<p>WebMD’nin panik ataklara ilişkin hasta bilgilendirmesinde de hızlı kalp atımı, nefes almakta zorlanma ve yoğun korku gibi belirtilerin öne çıktığı görülüyor. Klinik kaynaklar ise panik atağın belirtilerinin kalp, solunum ve başka sağlık sorunlarıyla karışabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Panik atak nedir?</p>

<p>Panik atak, yoğun korku veya rahatsızlığın aniden yükseldiği ve belirtilerin kısa süre içerisinde belirginleştiği bir durumdur.</p>

<p>Kişi atak başlamadan hemen önce kendisini tamamen sakin hissediyor olabilir. Bazı atakların belirgin bir tetikleyicisi bulunurken bazıları beklenmedik şekilde ortaya çıkabilir.</p>

<p>Panik atak sırasında vücudun stres yanıtı harekete geçer. Kalp daha hızlı atabilir, solunum değişebilir, terleme ve titreme başlayabilir. Bu fiziksel değişikliklerin kendisi de kişinin korkusunu artırabilir.</p>

<p>Böylece bir döngü oluşabilir: Kişi bedensel belirtiden korkar, korku belirtileri güçlendirir, güçlenen belirtiler ise tehlike algısını daha da artırır.</p>

<p>Panik atağın en sık görülen belirtileri neler?</p>

<p>Panik atak yalnızca psikolojik bir korku hissiyle sınırlı değildir. Belirtilerin önemli bir bölümü doğrudan bedende hissedilir.</p>

<p>Sık görülebilen belirtiler arasında şunlar bulunur:</p>

<ul>
 <li>Kalp çarpıntısı veya kalbin hızlı atması</li>
 <li>Terleme</li>
 <li>Titreme veya sarsılma</li>
 <li>Nefes darlığı veya nefesin yetmediği hissi</li>
 <li>Boğuluyormuş gibi hissetme</li>
 <li>Göğüste ağrı veya rahatsızlık</li>
 <li>Bulantı veya karında rahatsızlık</li>
 <li>Baş dönmesi, sersemlik veya bayılacakmış gibi hissetme</li>
 <li>Üşüme veya sıcak basması</li>
 <li>Uyuşma ve karıncalanma</li>
 <li>Çevrenin gerçek dışı gelmesi veya kişinin kendisine yabancılaşması</li>
 <li>Kontrolünü kaybetme korkusu</li>
 <li>Ölüm korkusu</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin hepsinin aynı kişide görülmesi gerekmez.</p>

<p>Özellikle çarpıntı, göğüs rahatsızlığı, baş dönmesi ve nefes darlığı kişinin ciddi bir fiziksel hastalık yaşadığını düşünmesine yol açabilir.</p>

<p>Panik atak ne kadar sürer?</p>

<p>Panik atağın önemli özelliklerinden biri belirtilerin hızla yükselmesidir. Yoğun korku ve bedensel belirtiler genellikle dakikalar içerisinde belirginleşir.</p>

<p>Atağın en yoğun bölümü görece kısa sürebilse de kişinin huzursuzluğu, yorgunluğu veya yeni bir atak geçirme endişesi daha uzun süre devam edebilir.</p>

<p>Bu nedenle “panik atak yalnızca birkaç dakika sürer” biçimindeki katı bir yaklaşım doğru değildir. Atağın yoğunluğu ve sonrasında yaşanan etkiler kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Panik atak ile panik bozukluk aynı şey değil</p>

<p>Bu ayrım önemli.</p>

<p>Bir insan hayatının herhangi bir döneminde panik atak yaşayabilir. Tek bir panik atak geçirmek, kişinin mutlaka panik bozukluğu olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Panik bozuklukta ise beklenmedik panik ataklar tekrarlayabilir ve kişi yeni bir atak yaşayacağı konusunda sürekli kaygılanmaya başlayabilir.</p>

<p>Bu kaygı günlük yaşamı değiştirebilir. Kişi yalnız kalmaktan, toplu taşımaya binmekten, kalabalık ortamlara girmekten, seyahat etmekten veya daha önce atak yaşadığı yerlere gitmekten kaçınabilir.</p>

<p>Bazı kişilerde “atak gelirse buradan çıkamam” düşüncesi giderek hayatı daraltabilir.</p>

<p>Panik atak neden olur?</p>

<p>Tek bir neden göstermek çoğu zaman mümkün değildir.</p>

<p>Genetik yatkınlık, beynin korku ve stres sistemlerinin çalışma biçimi, kişinin yaşam deneyimleri ve çevresel faktörler birlikte rol oynayabilir.</p>

<p>Yoğun stres dönemleri bazı insanlarda belirtilerin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Uyku düzensizliği ve fazla kafein tüketimi de bazı kişilerde çarpıntı ve huzursuzluk gibi belirtileri artırarak tabloyu zorlaştırabilir.</p>

<p>Ancak panik atağın her zaman açık bir nedeni veya belirgin bir tetikleyicisi bulunmaz.</p>

<p>Her çarpıntıyı panik atağa bağlamak doğru değil</p>

<p>Panik atağın belki de en önemli noktalarından biri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrısı, titreme ve baş dönmesi yalnızca panik atakta görülmez.</p>

<p>Kalp ritim bozuklukları, tiroit hastalıkları, bazı solunum sistemi sorunları, kullanılan bazı ilaçlar ve uyarıcı maddeler benzer belirtilere yol açabilir. Fazla kafein ve bazı maddelerin kullanımı veya bırakılması da değerlendirmede önem taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle ilk kez ortaya çıkan, alışılmadık veya şiddetli belirtileri kişinin kendi kendine “Bu kesin panik atak” diye yorumlaması doğru değildir.</p>

<p>Panik atak mı, kalp krizi mi?</p>

<p>İki durum bazı belirtiler açısından birbirine benzeyebilir. Her ikisinde de göğüs ağrısı veya baskı, terleme, nefes darlığı, bulantı, baş dönmesi ve yoğun endişe görülebilir.</p>

<p>Ev ortamında yalnızca belirtilere bakarak güvenli bir ayrım yapmak her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Özellikle daha önce değerlendirilmemiş yeni veya şiddetli göğüs ağrısı, belirgin nefes darlığı, bayılma, bilinç değişikliği ya da kişide ciddi bir fiziksel sorun olabileceğini düşündüren belirtiler varsa durumun panik atağa bağlanmadan acil olarak değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Panik atağın bilinen bir durum olması da gelecekte yaşanacak her göğüs ağrısının otomatik olarak panik atağa bağlanabileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Atak sırasında ne yapılabilir?</p>

<p>Panik atağın ortasında kişiye “Sakin ol” demek çoğu zaman sanıldığı kadar işe yaramaz. Çünkü kişi yaşadığı fiziksel belirtileri gerçek ve yoğun biçimde hisseder.</p>

<p>Daha yararlı yaklaşım, mümkünse güvenli bir ortamda kalmak ve yaşanan belirtilerin daha önce değerlendirilmiş bir panik atağa uyduğunu hatırlamaktır.</p>

<p>Hızlı ve kontrolsüz solunum bazı kişilerde baş dönmesi, karıncalanma ve sersemlik hissini artırabilir. Bu nedenle nefesi zorla çok derinleştirmek yerine rahat ve yavaş bir solunum ritmine dönmeye çalışmak yardımcı olabilir.</p>

<p>Dikkati çevredeki somut nesnelere, seslere ve bedensel temaslara yönlendirmek de bazı kişilerde korku döngüsünün kırılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak belirtilerin gerçekten panik atağa bağlı olduğundan emin olunmayan durumlarda kendi kendine tanı koymak yerine tıbbi değerlendirme önceliklidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Panik bozukluk tedavi edilebilir mi?</p>

<p>Evet. Panik bozukluk için etkili tedavi seçenekleri bulunuyor.</p>

<p>En güçlü kanıtlara sahip psikolojik yaklaşımlardan biri bilişsel davranışçı terapidir. Bu terapi, kişinin bedensel belirtileri ve korkuyla ilişkili düşünceleri nasıl yorumladığını ele alırken korkulan duyum ve durumlarla güvenli biçimde çalışılmasını da içerebilir.</p>

<p>Cochrane tarafından değerlendirilen randomize çalışmalar, psikolojik tedavilerin genel olarak tedavi verilmemesine kıyasla yararlı olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte farklı psikoterapi türlerini birbirleriyle karşılaştıran kanıtların kalitesi sınırlı ve bazı sonuçlarda belirsizlik bulunuyor.</p>

<p>İlaç tedavisi de bazı kişiler için seçenek olabilir. BMJ’de yayımlanan sistematik derleme ve ağ meta-analizinde 87 randomize çalışma ve yaklaşık 12 bin 800 katılımcının verileri değerlendirildi. Çalışmada çeşitli ilaç grupları karşılaştırıldı ve serotonin sistemi üzerinden etkili bazı antidepresanların yarar ile yan etkiler arasındaki denge açısından öne çıktığı bildirildi.</p>

<p>Bununla birlikte araştırmaların önemli bir bölümünün kısa süreli olması ve kanıtların bazı karşılaştırmalarda sınırlı kalması nedeniyle ilaç seçimi kişiye göre yapılmalıdır.</p>

<p>“Sakinleştirici” ilaçlar neden gelişigüzel kullanılmamalı?</p>

<p>Panik atağın yoğunluğu kişide hızlı rahatlama isteği yaratabilir. Ancak reçeteli sakinleştirici ilaçların kişinin kendi kararıyla kullanılması doğru değildir.</p>

<p>Özellikle benzodiazepin grubu ilaçlar bağımlılık, tolerans ve bırakıldığında yoksunluk belirtileri gibi sorunlarla ilişkilidir. Bu nedenle güncel klinik yaklaşımlarda panik bozukluğun uzun süreli tedavisinde rutin ilk seçenek olarak önerilmezler.</p>

<p>Tedavinin psikoterapi, ilaç veya bunların birlikte kullanılması şeklinde planlanması kişinin belirtilerine, eşlik eden hastalıklarına, kullandığı diğer ilaçlara ve tercihine göre değişebilir.</p>

<p>Kahve panik atağı tetikleyebilir mi?</p>

<p>Kafein sinir sistemini uyaran bir maddedir. Fazla tüketildiğinde çarpıntı, titreme, huzursuzluk ve uykusuzluk gibi belirtilere neden olabilir.</p>

<p>Bu belirtiler panik atağın bedensel belirtileriyle benzerlik gösterebildiğinden özellikle kafeine duyarlı kişilerde kaygıyı artırabilir.</p>

<p>Ancak buradan “kahve panik bozukluğuna neden olur” sonucu çıkarılamaz. Kişisel duyarlılık ve tüketilen miktar önemlidir.</p>

<p>Enerji içecekleri ve yüksek miktarda kafein içeren diğer ürünler de aynı açıdan değerlendirilmelidir.</p>

<p>Panik atağı olan kişi spordan kaçınmalı mı?</p>

<p>Çarpıntı yaşayan bazı insanlar egzersiz sırasında kalp hızının artmasından korkarak fiziksel aktiviteden uzaklaşmaya başlayabilir.</p>

<p>Oysa fiziksel aktivitenin kaygı belirtilerinin azaltılmasına yardımcı olabileceğini gösteren araştırmalar bulunuyor. Sağlık açısından egzersiz yapmasına engel bir durum bulunmayan kişilerde düzenli hareket genel ruhsal ve fiziksel sağlık açısından yararlıdır.</p>

<p>Panik bozukluğun temel tedavisinin yerine yalnızca egzersiz koymak ise doğru değildir.</p>

<p>En büyük tuzak: “Bir daha olursa?”</p>

<p>Panik atağın kendisi kadar, yeniden yaşanacağı korkusu da kişinin hayatını etkileyebilir.</p>

<p>İnsan zamanla “Ya otobüste olursa?”, “Ya yalnızken gelirse?”, “Ya kimse yardım edemezse?” diye düşünmeye başlayabilir.</p>

<p>Ardından kaçınma davranışları gelişebilir.</p>

<p>Önce kalabalık bir yere gitmemek, ardından toplu taşımadan kaçınmak, sonra evden tek başına çıkamamak gibi giderek genişleyen bir kaçınma zinciri oluşabilir.</p>

<p>Bu nedenle tekrarlayan panik ataklarda yalnızca atağın geçtiği dakikalara değil, kişinin ataklar arasındaki hayatının nasıl değiştiğine de bakmak önemlidir.</p>

<p>Ne zaman profesyonel yardım alınmalı?</p>

<p>Tekrarlayan panik ataklar yaşanıyorsa, kişi yeni bir atak geleceği korkusuyla günlük hayatını değiştirmeye başladıysa veya belirtiler iş, okul, uyku, sosyal yaşam ve ilişkileri etkiliyorsa değerlendirme yararlı olabilir.</p>

<p>Ayrıca belirtilerin fiziksel bir hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığının ayırt edilmesi gerekebilir.</p>

<p>Panik bozukluk kişinin hayatını giderek küçülten bir sorun haline gelebilir ancak etkili tedavi seçenekleri vardır.</p>

<p>Belki de akılda tutulması gereken en önemli nokta şudur: Panik atağın oluşturduğu korku son derece gerçek hissedilir, fakat yaşanan her güçlü bedensel belirtiyi panik atağa bağlamak da güvenli değildir. Doğru değerlendirme hem gereksiz korkunun önüne geçebilir hem de başka bir sağlık sorununun gözden kaçmasını engelleyebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>BMJ – Drug treatment for panic disorder with or without agoraphobia: systematic review and network meta-analysis of randomised controlled trials – Chawla N, Anothaisintawee T, Charoenrungrueangchai K ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.1136/bmj-2021-066084</li>
 <li>Cochrane Database of Systematic Reviews – Psychological therapies for panic disorder with or without agoraphobia in adults: a network meta-analysis – Pompoli A, Furukawa TA, Imai H, Tajika A, Efthimiou O, Salanti G – 2016 – DOI: 10.1002/14651858.CD011004.pub2</li>
 <li>Cochrane Database of Systematic Reviews – Psychological therapies versus pharmacological interventions for panic disorder with or without agoraphobia in adults – Imai H, Tajika A, Chen P, Pompoli A, Furukawa TA – 2016 – DOI: 10.1002/14651858.CD011170.pub2</li>
 <li>American Family Physician – Generalized Anxiety Disorder and Panic Disorder in Adults – DeGeorge KC, Grover M, Streeter GS – 2022</li>
 <li>National Institute for Health and Care Excellence – Generalised anxiety disorder and panic disorder in adults: management – Clinical Guideline CG113 – 2011, güncelleme 2020</li>
 <li>WebMD – What Happens When You Have a Panic Attack – Anxiety and Panic Disorders hasta bilgilendirme içeriği</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/panik-atak-mi-kalp-krizi-mi-birbirine-benzeyen-belirtilere-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 23:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8589.jpeg" type="image/jpeg" length="50173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Parkinson Tedavisinde Ultrason Dönemi: Titreme Dakikalar İçinde Kontrol Altına Alındı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/parkinson-tedavisinde-ultrason-donemi-titreme-dakikalar-icinde-kontrol-altina-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/parkinson-tedavisinde-ultrason-donemi-titreme-dakikalar-icinde-kontrol-altina-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de Parkinson hastalığı nedeniyle yıllardır şiddetli titremeler yaşayan 72 yaşındaki Hava Kuvvetleri gazisi Bud Leavell’e, kafatası açılmadan beynin belirli bir bölgesini hedefleyen MR eşliğinde odaklanmış ultrason tedavisi uygulandı. UT Southwestern’da gerçekleştirilen işlem sonrasında Leavell’in titremesinde dakikalar içinde belirgin düzelme görüldü. Son kontrolünde etkinin sürdüğü bildirilen Leavell’in “Nasıl gidiyor?” sorusuna verdiği “Hangi titreme?” yanıtı dikkat çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Parkinson Hastasının Yıllardır Süren Titremesi Dakikalar İçinde Kayboldu</p>

<p>Parkinson hastalığı nedeniyle yıllardır günlük yaşamını zorlaştıran şiddetli titremelerle mücadele eden 72 yaşındaki Bud Leavell’in tedavisinde dikkat çekici bir sonuç elde edildi. ABD Hava Kuvvetleri gazisi Leavell’e, UT Southwestern Medical Center’da kafatasının cerrahi olarak açılmasını gerektirmeyen MR eşliğinde odaklanmış ultrason tedavisi uygulandı.</p>

<p>Tedavinin ardından Leavell’in en ağır belirtilerinden biri olan titremede dakikalar içinde belirgin düzelme görüldü.</p>

<p>Beynin derinliklerindeki hedefe ultrasonla ulaşılıyor</p>

<p>MR eşliğinde odaklanmış ultrason teknolojisinde çok sayıda ultrason dalgası, beynin hareket bozukluğuyla ilişkili son derece küçük bir bölgesinde hassas biçimde bir araya getiriliyor.</p>

<p>Bu noktada oluşturulan kontrollü ısı, Parkinson belirtilerine katkıda bulunan anormal sinir devrelerinin işleyişini değiştirmek amacıyla kullanılıyor.</p>

<p>İşlemin en dikkat çekici yönlerinden biri, klasik beyin cerrahisindeki gibi kafatasının açılmasına veya beyne elektrot yerleştirilmesine ihtiyaç duyulmaması.</p>

<p>Hasta MR cihazındayken hekimler hedef bölgeyi görüntüleyebiliyor, uygulamanın etkisini aşamalı olarak değerlendirebiliyor ve tedaviyi hassas biçimde yönlendirebiliyor.</p>

<p>Değişim dakikalar içinde görüldü</p>

<p>Leavell’in yıllardır yaşamını etkileyen titremesindeki değişimin işlem sırasında ve hemen sonrasında fark edilir hale geldiği bildirildi.</p>

<p>Tedaviden sonraki takip muayenesinde de titremenin kontrol altında olduğu aktarıldı.</p>

<p>Leavell’in durumunun nasıl olduğu sorulduğunda verdiği kısa yanıt ise tedavinin kendi yaşamındaki etkisini özetledi:</p>

<p>“Hangi titreme?”</p>

<p>FDA onayının kapsamı genişletildi</p>

<p>Odaklanmış ultrason Parkinson tedavisinde tamamen yeni bir teknoloji değil. ABD Gıda ve İlaç Dairesi, Exablate Neuro sistemine Parkinson hastalığının belirli hasta gruplarında kullanılmak üzere daha önce de çeşitli onaylar vermişti.</p>

<p>Teknolojinin Parkinson’daki kullanım alanı zaman içerisinde genişledi. FDA, 2025 yılında sistemin ileri Parkinson hastalarında belirli motor komplikasyonların tedavisindeki kullanım kapsamını daha da genişletti.</p>

<p>Bu nedenle yöntemi “Parkinson için ilk kez onaylanan yeni tedavi” şeklinde tanımlamak yerine, kullanım alanı genişleyen non-invaziv bir tedavi teknolojisi olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<p>Parkinson’u ortadan kaldırmıyor</p>

<p>Leavell’in yaşadığı dramatik iyileşmeye rağmen önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Odaklanmış ultrason Parkinson hastalığını iyileştiren veya ortadan kaldıran bir tedavi değil. Hastalığın yol açtığı belirli motor belirtilerin, özellikle uygun hastalardaki şiddetli ve tedaviye dirençli titremenin kontrol edilmesini amaçlıyor.</p>

<p>Her Parkinson hastası da bu işlem için uygun aday kabul edilmiyor. Hastanın belirtileri, hastalığın seyri, kullanılan ilaçlara verdiği yanıt, görüntüleme bulguları ve genel sağlık durumu multidisipliner değerlendirmede önem taşıyor.</p>

<p>Tedavinin beyin dokusunda kalıcı bir lezyon oluşturması nedeniyle yöntemin olası yararlarının yanı sıra riskleri de bulunuyor. Denge, konuşma, yürüme veya duyu ile ilişkili istenmeyen etkiler açısından hastaların dikkatle seçilmesi ve takip edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Parkinson tedavisinde farklı bir seçenek</p>

<p>Parkinson hastalığında ilaç tedavileri ve uygun hastalarda derin beyin stimülasyonu uzun süredir kullanılan seçenekler arasında bulunuyor. Odaklanmış ultrason ise seçilmiş hastalarda cerrahi kesi ve implante edilmiş elektrot gerektirmemesiyle farklılaşıyor.</p>

<p>Bud Leavell’in sonucu, teknolojinin uygun Parkinson hastalarında ne kadar hızlı ve belirgin bir klinik etki oluşturabileceğini gösteren dikkat çekici bir örnek.</p>

<p>Ancak tek bir hastada elde edilen çarpıcı sonuç, bütün Parkinson hastalarının aynı yanıtı vereceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Leavell açısından ise yıllardır günlük yaşamının bir parçası haline gelen titremenin yokluğu, yalnızca klinik ölçümlerde değil, kendi sözlerinde de karşılığını bulmuş durumda:</p>

<p>“Hangi titreme?”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>UT Southwestern Medical Center</li>
 <li>U.S. Food and Drug Administration (FDA)</li>
 <li>Insightec – Exablate Neuro</li>
 <li>Fox News Health</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🤖 Sağlık Teknolojileri</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/parkinson-tedavisinde-ultrason-donemi-titreme-dakikalar-icinde-kontrol-altina-alindi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 23:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8588.jpeg" type="image/jpeg" length="25637"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İyotlu mu, Kaya mı, Deniz mi? Mutfakta Tuz Seçiminin Bilimsel Yanıtı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/iyotlu-mu-kaya-mi-deniz-mi-mutfakta-tuz-seciminin-bilimsel-yaniti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/iyotlu-mu-kaya-mi-deniz-mi-mutfakta-tuz-seciminin-bilimsel-yaniti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kaya tuzu, deniz tuzu ve sofra tuzu arasında seçim yaparken renk ve “doğallık” algısı öne çıkıyor. Oysa sağlık açısından asıl belirleyici, tuzun kaynağından çok sodyum miktarı ve iyot içeriği.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Market rafında seçenek çok: beyaz sofra tuzu, iri taneli deniz tuzu, pembe kaya tuzu, kristal tuz… Özellikle kaya ve deniz tuzlarının daha “doğal”, mineral açısından daha zengin ve bu nedenle daha sağlıklı olduğu sıkça düşünülüyor.<br />
Peki gerçekten öyle mi?<br />
Bilimsel veriler, tuz seçiminde renginden veya nereden çıkarıldığından daha önemli iki nokta olduğunu gösteriyor: Ne kadar tuz tüketildiği ve kullanılan tuzun iyot içerip içermediği.<br />
Dünya Sağlık Örgütünün güncel sodyum değerlendirmesine göre fazla sodyum tüketimi kan basıncının yükselmesine katkıda bulunuyor ve kalp-damar hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturuyor. [1]<br />
Kaya tuzu, deniz tuzu ve klasik sofra tuzunun temel bileşeni ise aynı: sodyum klorür.<br />
Kaya tuzu, deniz tuzu ve sofra tuzu arasındaki fark ne?<br />
Üç tuz türü de esas olarak sodyum ve klorürden oluşuyor. Aralarındaki farklılıklar daha çok üretim yöntemi, kristal büyüklüğü, renk, tat, işlenme biçimi ve içerdikleri küçük miktarlardaki diğer minerallerden kaynaklanıyor.<br />
Sofra tuzu genellikle daha ince öğütülüyor. Topaklanmayı önleyen maddeler içerebiliyor ve iyotla zenginleştirilebiliyor.<br />
Deniz tuzu, deniz suyunun buharlaştırılmasıyla elde ediliyor. Kristal yapısı ve içerdiği iz mineraller üretildiği bölgeye göre değişebiliyor.<br />
Kaya tuzu ise yer altındaki doğal tuz yataklarından çıkarılıyor. Pembe, gri veya farklı renklerde olabilen kaya tuzlarındaki renk farklılıkları, yapısında bulunan çeşitli minerallerden kaynaklanabiliyor.<br />
Ancak bu özellikler, kaya veya deniz tuzunu otomatik olarak kalp ve damar sağlığı açısından sofra tuzundan üstün hale getirmiyor. [1][6]<br />
Pembe kaya tuzu gerçekten mineral deposu mu?<br />
Pembe kaya tuzunun en sık öne çıkarılan özelliği içerdiği mineraller.<br />
Gerçekten de bazı pembe tuzlarda demir, magnezyum, kalsiyum ve potasyum gibi mineraller bulunabiliyor. Fakat burada önemli olan yalnızca bir mineralin bulunması değil, ne kadar bulunduğu.<br />
Foods dergisinde 2020 yılında yayımlanan ve piyasada satılan 31 pembe tuz örneğini inceleyen araştırmada, pembe tuzların çeşitli mineraller içerdiği doğrulandı. Ancak araştırmacılar, normal tüketim miktarlarında bu minerallerin beslenmeye anlamlı bir katkı sağlamadığını bildirdi. [6]<br />
Araştırmada, pembe tuzdan beslenme açısından anlamlı düzeyde mineral alabilmek için tüketilmesi gereken miktarın, beraberinde çok yüksek bir sodyum alımına yol açacağı gösterildi. [6]<br />
Bu nedenle magnezyum, potasyum veya kalsiyum ihtiyacını tuzdan karşılamaya çalışmak doğru bir beslenme yaklaşımı değil.<br />
Bu mineraller sebzelerden, meyvelerden, kurubaklagillerden, süt ürünlerinden ve kuruyemişlerden çok daha uygun biçimde alınabilir.<br />
Pembe olması, bir tuzu sınırsız veya daha fazla tüketilebilir hale getirmiyor.<br />
Deniz tuzunda daha az sodyum mu var?<br />
Deniz tuzuyla ilgili yaygın inanışlardan biri, sofra tuzundan belirgin biçimde daha az sodyum içerdiği yönünde.<br />
Oysa tuzlar ağırlık üzerinden karşılaştırıldığında temel bileşen yine sodyum klorürdür ve sodyum açısından aralarındaki fark çoğu zaman düşünüldüğü kadar büyük değildir.<br />
Kristal büyüklüğü ise kaşıkla yapılan ölçümlerde fark yaratabilir. İri taneli bir deniz veya kaya tuzunun bir çay kaşığına, ince öğütülmüş sofra tuzuna göre daha az miktarda tuz sığabilir.<br />
Bu, deniz tuzunun yapısal olarak “düşük sodyumlu” olduğu anlamına gelmez.<br />
Tuz seçerken ambalaj üzerindeki sodyum veya tuz miktarını karşılaştırmak daha doğru bir yöntemdir.<br />
Asıl mesele tuzun çeşidi değil, ne kadar tüketildiği<br />
Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinler için günlük sodyum tüketiminin 2 bin miligramın altında tutulmasını öneriyor. Bu miktar yaklaşık 5 gramdan az tuza karşılık geliyor. [1][2]<br />
Buradaki en önemli kelime “toplam”.<br />
Bu miktara yalnızca yemek pişirirken veya sofrada eklenen tuz değil, gün boyunca tüketilen bütün yiyeceklerden alınan tuz dahil.<br />
Dünya Sağlık Örgütü özellikle işlenmiş gıdaların ve çeşitli hazır ürünlerin önemli sodyum kaynakları olabildiğine dikkat çekiyor. [1]<br />
Türkiye Beslenme Rehberi de günlük tuz tüketiminin sınırlandırılması ve iyotlu tuz kullanımının önemini vurguluyor. [7]<br />
Dolayısıyla “Ben yemeğime tuz eklemiyorum” demek, günlük sodyum tüketiminin mutlaka düşük olduğu anlamına gelmiyor.<br />
İyotlu tuz neden önemli?<br />
Tuz seçiminde kaya-deniz-sofra ayrımından daha önemli olabilecek konulardan biri iyot.<br />
İyot, tiroit hormonlarının üretimi için gerekli bir mineral. Bu hormonlar vücudun enerji kullanımından büyüme ve gelişmeye kadar pek çok işlevinde rol oynuyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü, yeterli iyot alımının özellikle gebelik, bebeklik ve çocukluk döneminde normal beyin ve sinir sistemi gelişimi açısından önemli olduğunu belirtiyor. [3]<br />
Dünya Sağlık Örgütünün iyot rehberi, iyot eksikliğine bağlı sağlık sorunlarının önlenmesi amacıyla gıda amaçlı tuzların iyotla zenginleştirilmesini önemli bir halk sağlığı stratejisi olarak değerlendiriyor. [3]<br />
Türkiye'de de Sağlık Bakanlığının beslenme politikalarında iyotlu tuz kullanımı uzun süredir destekleniyor. [7][8]<br />
Bu nedenle tuz satın alırken yalnızca “kaya”, “deniz”, “doğal” veya “pembe” ifadelerine değil, ürünün iyotlu olup olmadığına da bakmak gerekiyor.<br />
O halde en sağlıklı tuz hangisi?<br />
Bu sorunun tek kelimelik bir cevabı yok.<br />
Bilimsel açıdan çoğu sağlıklı yetişkin için en önemli yaklaşım, pahalı veya egzotik bir tuz çeşidi aramak yerine toplam tuz tüketimini azaltmak. [1][2]<br />
Tuz kullanılacaksa iyotlu olması, iyot yetersizliğinin önlenmesi açısından önemli bir avantaj sağlayabilir. [3][7]<br />
Bu nedenle sıradan bir iyotlu sofra tuzu, yalnızca daha doğal göründüğü için tercih edilen ancak iyot içermeyen bir kaya veya deniz tuzundan sağlık açısından daha kötü kabul edilemez.<br />
Kaya veya deniz tuzu tercih edenlerin ürünün etiketini kontrol ederek iyot içerip içermediğine bakması gerekir.<br />
Kısacası:<br />
Tuzun rengi veya adı değil; miktarı ve iyot içeriği daha önemli.<br />
“Doğal tuz istediğim kadar tüketilebilir” düşüncesi yanlış<br />
“Doğal” kelimesi sağlık açısından otomatik bir güvence değil.<br />
Kaya tuzu da deniz tuzu da sodyum içeriyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütüne göre fazla sodyum tüketimi yüksek kan basıncının önemli beslenme kaynaklı nedenlerinden biri ve kalp-damar hastalıkları riskinin artmasına katkıda bulunuyor. [1][2]<br />
Bu nedenle hipertansiyonu olan bir kişinin sofra tuzunu bırakıp aynı miktarda kaya tuzu kullanması, sodyum tüketimini azaltmış olduğu anlamına gelmez.<br />
Tuz çeşidini değiştirmekten çok, kullanılan toplam miktarı azaltmak önem taşır.<br />
Tuzun büyük bölümü tuzluktan gelmeyebilir<br />
Günlük sodyumun önemli bir bölümü hazır veya işlenmiş yiyeceklerden gelebilir. Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı, gıdaların doğal içeriğinin yanı sıra üretim ve hazırlama sırasında eklenen tuzun da toplam tüketimde dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. [1][8]<br />
Özellikle:<br />
Ekmek ve unlu mamuller<br />
Peynir<br />
Zeytin<br />
Turşu ve salamuralar<br />
Sucuk, salam ve benzeri işlenmiş et ürünleri<br />
Hazır çorbalar<br />
Cips ve tuzlu atıştırmalıklar<br />
Hazır soslar<br />
Paketlenmiş ve işlenmiş yiyecekler<br />
toplam sodyum tüketiminin yükselmesine katkıda bulunabilir.<br />
Bu nedenle yalnızca tuzluğu kaldırmak değil, paketli ürünlerin etiketlerini karşılaştırmak da önemlidir.<br />
Düşük sodyumlu tuzlar daha sağlıklı olabilir mi?<br />
Son yıllarda klasik tuzun bir bölümündeki sodyum klorürün yerine potasyum klorür kullanılan düşük sodyumlu tuzlar daha fazla gündeme geliyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü 2025 yılında bu konuda özel bir rehber yayımladı. Rehberde, uygun yetişkinlerde normal tuz yerine sodyumun bir bölümünün potasyumla değiştirildiği düşük sodyumlu tuzların kullanılması koşullu bir öneri olarak yer aldı. [4]<br />
Bunun anlamı, bu ürünlerin herkes için sınırsız biçimde önerildiği değil; uygun kişilerde toplam sodyum azaltma stratejisinin bir parçası olabileceğidir.<br />
20 bin 995 kişilik araştırmada ne bulundu?<br />
New England Journal of Medicine'da 2021 yılında yayımlanan büyük küme randomize çalışmaya Çin'in kırsal bölgelerindeki 600 köyden 20 bin 995 kişi katıldı. [5]<br />
Araştırmaya daha önce inme geçirmiş kişiler ile 60 yaşın üzerinde olup yüksek tansiyonu bulunan yüksek riskli yetişkinler dahil edildi.<br />
Katılımcıların yaşadığı köyler normal tuz veya tuz ikamesi kullanılacak şekilde gruplara ayrıldı. Tuz ikamesi yüzde 75 sodyum klorür ve yüzde 25 potasyum klorür içeriyordu. [5]<br />
Ortalama yaklaşık 4,7 yıllık takip sonunda potasyum içeren tuz ikamesi kullanılan grupta inme, ciddi kalp-damar olayları ve herhangi bir nedene bağlı ölüm oranları daha düşük bulundu. [5]<br />
Bu çalışma, düşük sodyumlu potasyum içeren tuzların uygun kişilerde yararlı olabileceğine ilişkin güçlü klinik kanıtlardan biri.<br />
Ancak araştırmanın yüksek kalp-damar riski taşıyan yetişkinlerde yapıldığı ve sonuçların her yaş ve sağlık grubuna doğrudan genellenemeyeceği unutulmamalı.<br />
Potasyumlu tuzları herkes kullanmamalı<br />
Potasyum klorür içeren düşük sodyumlu tuzlar bazı kişiler için uygun olmayabilir.<br />
Dünya Sağlık Örgütünün 2025 rehberindeki koşullu öneri; çocukları, gebeleri, böbrek fonksiyon bozukluğu bulunanları ve potasyumun vücuttan atılmasını etkileyen sağlık sorunları bulunan kişileri kapsamıyor. [4]<br />
Çünkü böbrekler potasyumu yeterince uzaklaştıramazsa kandaki potasyum miktarı tehlikeli düzeylere çıkabilir.<br />
Bazı tansiyon ve kalp ilaçları da potasyum düzeylerini etkileyebilir.<br />
Bu nedenle özellikle böbrek hastalığı bulunan veya potasyumu etkileyen ilaç kullanan kişilerin potasyumlu tuzları kendi kendine “daha sağlıklı tuz” olarak kullanmaya başlamaması gerekir. [4]<br />
Tuz tüketimi nasıl azaltılabilir?<br />
Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığının önerileri günlük yaşamda uygulanabilecek basit yöntemlere dayanıyor. [1][8]<br />
Tuzu azaltmak için:<br />
Sofrada yemeğe yeniden tuz eklememek<br />
Tuzluğu masadan kaldırmak<br />
Yemeklerde kullanılan tuzu kademeli azaltmak<br />
Lezzet vermek için limon, sarımsak, soğan ve baharatlardan yararlanmak<br />
Hazır sosları daha az kullanmak<br />
Tuzlu atıştırmalıkları sınırlamak<br />
Peynir, zeytin ve salamura ürünlerin miktarına dikkat etmek<br />
Paketli ürünlerin etiketlerini karşılaştırmak<br />
Taze ve az işlenmiş gıdalara daha fazla yer vermek<br />
yararlı olabilir.<br />
Damak tadı yüksek tuz miktarına alışabildiği gibi daha az tuza da zaman içinde uyum sağlayabilir.<br />
Sonuç: Tuzun rengi değil, miktarı daha önemli<br />
Kaya tuzu, deniz tuzu ve sofra tuzu arasında renk, tat, kristal büyüklüğü ve üretim yöntemi açısından farklılıklar bulunuyor.<br />
Ancak mevcut bilimsel kanıtlar, pembe kaya tuzu veya deniz tuzunun yalnızca mineral içermeleri ya da “doğal” olmaları nedeniyle genel sağlık açısından belirgin bir üstünlük sağladığını göstermiyor. [6]<br />
Dünya Sağlık Örgütünün temel yaklaşımı ise daha sade: Toplam sodyum tüketimini azaltmak ve iyotlu tuz kullanımına dikkat etmek. [1][3]<br />
Bu nedenle markette tuz seçerken ilk soru “Pembe mi, deniz mi, kaya mı?” olmamalı.<br />
Daha doğru sorular şunlar:<br />
Ne kadar kullanıyorum?<br />
İyotlu mu?<br />
Gün boyunca başka hangi yiyeceklerden tuz alıyorum?<br />
Çoğu insan için en akılda kalıcı sağlık mesajı şu:<br />
Daha özel tuz değil; daha az ve iyotlu tuz.<br />
KAYNAKLAR<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Sodium reduction – Güncelleme: 11 Mayıs 2026.<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Guideline: Sodium intake for adults and children – 2012.<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Guideline: Fortification of food-grade salt with iodine for the prevention and control of iodine deficiency disorders – 2014.<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Use of lower-sodium salt substitutes: WHO guideline – 2025.<br />
New England Journal of Medicine – Effect of Salt Substitution on Cardiovascular Events and Death – Neal B, Wu Y, Feng X ve arkadaşları – 2021 – DOI: 10.1056/NEJMoa2105675<br />
Foods – An Analysis of the Mineral Composition of Pink Salt Available in Australia – Fayet-Moore F, Wibisono C, Carr P ve arkadaşları – 2020 – DOI: 10.3390/foods9101490<br />
T.C. Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi TÜBER 2022 – 2022.<br />
T.C. Sağlık Bakanlığı – Daha Az Tuz Tüketin! – Tuz Tüketimini Azaltma Önerileri.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/iyotlu-mu-kaya-mi-deniz-mi-mutfakta-tuz-seciminin-bilimsel-yaniti</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 21:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/hangi-tuz-daha-saglikli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="42441"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de Bilinen İlk Açık Kalp Masajı Nasıl Yapıldı? 1903’ten Günümüze CPR]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/turkiyede-bilinen-ilk-acik-kalp-masaji-nasil-yapildi-1903ten-gunumuze-cpr</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/turkiyede-bilinen-ilk-acik-kalp-masaji-nasil-yapildi-1903ten-gunumuze-cpr" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağustos 1903’te kloroformla ameliyata hazırlanan bir hastanın kalbi durdu. Cemil Topuzlu Paşa göğsü açarak kalbe doğrudan masaj yaptı. Kalp yeniden çalıştı ancak hasta kurtarılamadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Ağustos 1903’te kloroformla ameliyata hazırlanan bir hastanın kalbi durdu. Cemil Topuzlu Paşa göğsü açarak kalbe doğrudan masaj yaptı. Kalp yeniden çalıştı ancak hasta kurtarılamadı.<br />
Ameliyatta Kalbi Durdu: Cemil Topuzlu Paşa’nın Tarihe Geçen Müdahalesi<br />
Bir ameliyathanede hastanın kalbinin aniden durduğunu düşünün. Monitörlerin, modern solunum cihazlarının, defibrilatörlerin ve bugünkü gelişmiş yoğun bakım olanaklarının bulunmadığı bir dönemdesiniz.<br />
Takvim Ağustos 1903’ü gösteriyor.<br />
Cerrah ise Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan tıp tarihinin en önemli isimlerinden biri: Cemil Topuzlu Paşa.<br />
Kloroformla anestezi verilen genç hastanın kalbi durduğunda önce dönemin bilinen canlandırma yöntemleri denendi. Sonuç alınamayınca Topuzlu Paşa son derece sıra dışı bir karar verdi.<br />
Hastanın göğüs kafesini cerrahi olarak açtı ve kalbe doğrudan eliyle masaj yaptı.<br />
Bir süre sonra kalp yeniden kasılmaya başladı. Nabız geri döndü. Hasta yeniden nefes almaya ve çevresine tepki vermeye başladı.<br />
Ancak bu iyileşme kalıcı olmadı.<br />
Hasta kısa süre sonra yeniden kötüleşti ve bütün girişimlere rağmen yaşamını yitirdi.<br />
Tıp tarihi araştırmalarında bu olay, Türkiye’de kayıtlara geçmiş bilinen ilk açık göğüs kalp masajı vakası olarak değerlendiriliyor. Vaka, Cemil Topuzlu Paşa’yı resüsitasyon tarihinin erken dönem öncüleri arasına yerleştiren dikkat çekici örneklerden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Hasta neden ameliyat edilecekti?<br />
Vakanın ayrıntıları Cemil Topuzlu Paşa’nın dönemin tıp literatüründe yayımlanan kendi anlatımına kadar uzanıyor.<br />
Hasta kayıtlarda Ali adıyla geçen, yaklaşık 30 yaşında genç bir erkekti.<br />
İdrar kanalında ileri derecede darlık bulunuyordu. Ayrıca idrar yollarıyla ilişkili olarak perine adı verilen, makat ile dış genital bölge arasındaki alanda fistül gelişmişti.<br />
Cerrahi girişim planlanmıştı.<br />
Kayıtlarda hastanın ameliyat öncesindeki genel durumunun iyi olduğu, ateşinin bulunmadığı ve kalp ile akciğer muayenesinde belirgin bir sorun saptanmadığı aktarılıyor.<br />
Anestezi için ise dönemin yaygın maddelerinden biri olan kloroform kullanıldı.<br />
Beklenmedik gelişme anestezi sırasında yaşandı.<br />
Hastanın dolaşımı durdu.<br />
Kloroform ameliyatlarda neden kullanılıyordu?<br />
Modern anestezide hastanın kalp ritmi, tansiyonu, kandaki oksijen düzeyi, solunumu ve diğer yaşamsal bulguları gelişmiş cihazlarla sürekli takip ediliyor.<br />
yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başında ise şartlar çok farklıydı.<br />
Kloroform, hastanın ameliyat sırasında ağrı duymasını önleyen önemli anestezik maddelerden biriydi. Ancak ciddi kalp ve dolaşım sorunlarına yol açabilmesi nedeniyle kullanımı önemli riskler taşıyordu.<br />
Cemil Topuzlu Paşa kloroform konusunda deneyimli bir cerrahtı.<br />
Kendi vaka anlatımında yaklaşık 15 yıllık cerrahi pratiği boyunca 5 binden fazla kloroform anestezisi altında ameliyat gerçekleştirdiğini ve bu vakaya kadar benzer bir ölümcül olay yaşamadığını belirtiyordu.<br />
Bu nedenle karşılaştığı durum onun açısından da olağanüstüydü.<br />
Önce dönemin canlandırma yöntemleri denendi<br />
Hastanın kalbi durduğunda doğrudan göğüs kafesi açılmadı.<br />
Topuzlu Paşa ve ameliyathane ekibi önce dönemin bilinen canlandırma yöntemlerine başvurdu.<br />
Yapay solunum uygulandı, oksijen verildi ve dolaşımın yeniden başlamasını sağlamak amacıyla dönemin diğer resüsitasyon yöntemleri denendi.<br />
Tarihsel kaynaklarda bu ilk canlandırma girişimlerinin ne kadar sürdüğü konusunda farklı bilgiler bulunuyor. Cemil Topuzlu Paşa’nın ayrıntılı anlatımı ile daha sonraki bazı yayınlardaki süreler birbirinden farklı olduğu için kesin bir dakika vermek güç.<br />
Ortak nokta ise şu:<br />
Uygulanan yöntemlerle kalp yeniden çalışmadı.<br />
Bunun üzerine Topuzlu Paşa daha önce tıp literatüründe okuduğu kalbe doğrudan masaj uygulamalarını hatırladı.<br />
Son çare olarak göğsü açmaya karar verdi.<br />
Göğüs kafesini açarak kalbe doğrudan masaj yaptı<br />
Bugün “açık kalp masajı” ifadesi yanlış anlaşılabilir.<br />
Cemil Topuzlu Paşa kalbin içinde cerrahi bir işlem yapmıyordu.<br />
Göğüs kafesini açarak kalbe ulaşıyor ve kalbi doğrudan eliyle sıkıp bırakarak kanın vücuda pompalanmasını sağlamaya çalışıyordu.<br />
Bu nedenle yapılan girişim, günümüzde halk tarafından uygulanabilen göğüs üzerinden kalp masajından tamamen farklıydı.<br />
Topuzlu Paşa göğüs boşluğunu açtı, kalbin çevresindeki zar olan perikarda ulaştı ve kalbe doğrudan masaj yapmaya başladı.<br />
Bir süre sonra kalpte kasılmalar görüldü.<br />
Ardından el bileğinden alınabilen nabız yeniden hissedildi.<br />
Ancak kalp kısa süre sonra tekrar durdu.<br />
Topuzlu Paşa yeniden doğrudan kalp masajına başladı.<br />
Kalp bir kez daha çalışmaya başladı. Nabzın daha güçlü hissedildiği, hastanın renginin düzeldiği, kendi kendine nefes aldığı ve kısa süreliğine çevresine tepki verdiği bildirildi.<br />
Bu gelişme, doğrudan kalp masajının dolaşımı geçici olarak yeniden sağlayabildiğini gösteriyordu.<br />
Kalp yeniden çalıştı ama hasta kurtarılamadı<br />
İyileşme ne yazık ki kalıcı olmadı.<br />
Hastanın solunumu tekrar bozuldu ve nabız yeniden kayboldu.<br />
Kalbe doğrudan masaj ve yapay solunum girişimleri sürdürüldü ancak bu kez kalpten kalıcı bir yanıt alınamadı.<br />
Hasta yaşamını yitirdi.<br />
Daha sonra yapılan otopsinin aktarılan bulgularında kalp, akciğerler ve böbreklerde ani ölümü tek başına açıklayacak belirgin bir yapısal hastalık bildirilmedi.<br />
Topuzlu Paşa, yaşanan olayda kloroformun rolü olabileceğini düşündü.<br />
Ayrıca kendi değerlendirmesinde doğrudan kalp masajına daha erken başlanmasının sonucu değiştirip değiştiremeyeceğini de tartıştı.<br />
Ancak 1903 yılının tıbbi olanakları düşünüldüğünde hastanın kalbinin tam olarak hangi mekanizmayla durduğunu günümüz ölçütleriyle kesin olarak belirlemek mümkün değil.<br />
O dönemde sürekli elektrokardiyografi, kandaki oksijen düzeyini anlık gösteren cihazlar, modern anestezi monitörleri ve günümüzdeki yoğun bakım olanakları bulunmuyordu.<br />
Bu nedenle vakayı günümüz bilgisiyle geriye dönük olarak tek bir kesin ölüm nedenine bağlamak doğru olmaz.<br />
Cemil Topuzlu Paşa vakayı bilim dünyasına taşıdı<br />
Olay ameliyathanede yaşanıp unutulmadı.<br />
Cemil Topuzlu Paşa vakayı ayrıntılarıyla kaleme aldı ve dönemin bilim dünyasıyla paylaştı.<br />
1903 yılında İstanbul’da sunduğu çalışmasında yalnızca kendi hastasını anlatmadı. Kalp masajı konusunda daha önce farklı ülkelerde yayımlanan vakaları da inceledi ve kendi deneyimiyle karşılaştırdı.<br />
Çalışması daha sonra Fransızca yayımlanan Gazette Médicale d’Orient’de yer aldı.<br />
Yıllar sonra Topuzlu Paşa bu vakayı meslek yaşamının kendisinde en büyük iz bırakan olaylarından biri olarak yeniden anlattı.<br />
Kalbin yeniden çalışmaya başlaması olağanüstüydü.<br />
Ancak hastanın sonunda kaybedilmiş olması, hikâyenin trajik tarafını oluşturuyordu.<br />
Dünyadaki ilk açık kalp masajı değildi<br />
Cemil Topuzlu Paşa’nın vakasını değerlendirirken önemli bir tarihsel ayrım yapmak gerekiyor.<br />
Bu girişim dünyadaki ilk açık kalp masajı değildi.<br />
Kalbe cerrahi yollarla ulaşılarak doğrudan masaj uygulanması 19. yüzyılın sonlarında tıp dünyasında tartışılmaya başlanmış ve farklı ülkelerden çeşitli vakalar bildirilmişti.<br />
Topuzlu Paşa da kendi çalışmasında kendisinden önce yayımlanan örnekleri incelemişti.<br />
Bu nedenle tarihsel olarak en doğru ifade, Cemil Topuzlu Paşa’nın vakasının Türkiye’de bilinen ve bilimsel olarak kayıt altına alınmış ilk açık göğüs kalp masajı örneği olduğudur.<br />
2006 yılında Resuscitation dergisinde yayımlanan tıp tarihi araştırması da Cemil Topuzlu Paşa’yı açık göğüs kalp masajının erken dönem öncülerinden biri olarak değerlendiriyor.<br />
Açık kalp masajı ile bugünkü kalp masajı aynı şey değil<br />
Cemil Topuzlu Paşa’nın yaptığı müdahale ile bugün temel yaşam desteğinde öğretilen kalp masajı birbirine karıştırılmamalı.<br />
1903’teki vakada göğüs kafesi cerrahi olarak açılmış ve kalbe doğrudan elle masaj uygulanmıştı.<br />
Günümüzde ise sokakta, evde veya işyerinde kalbi duran bir kişiye yapılması gereken işlem göğsü açmak değil, göğüs kemiği üzerinden yapılan kalp masajıdır.<br />
Göğse ritmik şekilde basılması, kalbin pompalama işlevini geçici olarak destekleyerek beyin ve diğer hayati organlara kan gitmesini sağlamaya çalışır.<br />
Göğsün cerrahi olarak açılması yalnızca çok özel tıbbi durumlarda, uygun hastane koşullarında ve eğitimli sağlık ekipleri tarafından uygulanabilecek bir işlemdir.<br />
Bir kişinin kalbi durursa ne yapılmalı?<br />
Kalp durması, kişinin aniden bilincini kaybetmesi ve normal şekilde nefes almamasıyla ortaya çıkabilir.<br />
Bazen kişi tamamen nefessiz görünmek yerine seyrek, düzensiz ve iç çeker gibi soluyabilir. Bu normal solunum olarak kabul edilmez.<br />
Böyle bir durumda zaman kaybetmemek gerekir.<br />
Türkiye’de 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı ve kişi normal nefes almıyorsa kalp masajına başlanmalıdır.<br />
Güncel temel yaşam desteği kılavuzlarında yetişkinlerde göğüs basılarının göğsün ortasına, dakikada yaklaşık 100-120 kez uygulanması öneriliyor.<br />
Ortalama bir yetişkinde göğüs kemiğinin yaklaşık 5-6 santimetre aşağı inmesini sağlayacak bası hedeflenir. Her basıdan sonra göğsün yeniden tamamen yükselmesine izin verilmesi önemlidir.<br />
Çevrede otomatik eksternal defibrilatör yani AED bulunuyorsa cihaz mümkün olduğunca erken kullanılmalıdır. Bu cihazlar kullanıcıya sesli veya görsel komutlarla ne yapması gerektiğini bildirir.<br />
Temel yaşam desteği eğitimi almamış kişilerin bile acil yardım yönlendirmesiyle kesintisiz göğüs basısı yapması hayat kurtarıcı olabilir.<br />
Kalp durmasında en önemli unsurlardan biri müdahaleye mümkün olduğunca erken başlanmasıdır.<br />
Cemil Topuzlu vakası neden tıp tarihi açısından önemli?<br />
Bu vaka yalnızca sıra dışı bir ameliyathane hikâyesi değil.<br />
Cerrahi, anestezi ve resüsitasyon tarihinin aynı noktada birleştiği önemli olaylardan biri.<br />
Bir tarafta ameliyatları ağrısız hale getiren fakat önemli riskler taşıyan erken dönem anestezisi vardı.<br />
Diğer tarafta ise kalbi duran bir insanı yeniden hayata döndürmenin yollarını arayan hekimler bulunuyordu.<br />
Cemil Topuzlu Paşa’nın girişimi hastayı kalıcı olarak kurtaramadı.<br />
Ancak durmuş olan kalbin doğrudan masajdan sonra yeniden kasılmaya başlaması, nabzın geri dönmesi ve hastanın kısa süre de olsa yeniden nefes alabilmesi dönemi açısından son derece dikkat çekici bir klinik gözlemdi.<br />
Topuzlu Paşa ayrıca yalnızca kendi uygulamasını anlatmakla yetinmedi.<br />
Daha önce yayımlanan vakaları karşılaştırdı, yöntemin ne zaman kullanılabileceğini tartıştı ve kendi müdahalesinin gecikmiş olabileceği ihtimalini de değerlendirdi.<br />
Bu yönüyle vaka, yalnızca cerrahi cesaretin değil, erken dönem bilimsel öz eleştirinin de dikkat çekici örneklerinden biri olarak okunabilir.<br />
1903’ten bugüne değişmeyen gerçek: Dakikalar önemli<br />
Cemil Topuzlu Paşa’nın uyguladığı yöntemlerle günümüzdeki kalp durması tedavisi arasında çok büyük farklar bulunuyor.<br />
Bugün modern resüsitasyon; kalp durmasının hızlı fark edilmesi, acil yardım sisteminin harekete geçirilmesi, kaliteli göğüs basıları, erken defibrilasyon ve gerektiğinde ileri yaşam desteği üzerine kuruluyor.<br />
Ancak 1903 ile bugün arasında değişmeyen temel gerçek şu:<br />
Kalp durmasında zaman kritik önem taşıyor.<br />
Cemil Topuzlu Paşa, 20. yüzyılın başında dönemin sınırlı olanaklarıyla durmuş bir kalbi yeniden çalıştırmaya uğraşıyordu.<br />
Bugün aynı mücadele çok daha gelişmiş bilimsel yöntemler, cihazlar ve standartlaştırılmış resüsitasyon protokolleriyle sürdürülüyor.<br />
Onun 1903’teki vakası ise Türkiye’de resüsitasyon tarihinin en dikkat çekici sayfalarından biri olmaya devam ediyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
Türk Resüsitasyon Dergisi – Operatör Cemil Paşa ve Türkiye’nin İlk Açık Kalp Masajı Olgusu: 120. Yıldönümünde – H. Volkan Acar – 2023 – 2(2):36-45.<br />
Resuscitation – Cemil Topuzlu Pasha: One of the Forgotten Pioneers in the History of Open Chest Cardiac Massage – Mustafa Karatepe, Erkan Tomatir, Pervin Bozkurt – 2006 – 68(2):179-183 – DOI: 10.1016/j.resuscitation.2005.07.001<br />
Gazette Médicale d’Orient – Le massage du coeur dans les syncopes chloroformiques – Djemil Pacha – 1903’te sunulan, 1904’te yayımlanan vaka bildirimi – Cilt 21:348-354.<br />
American Heart Association – 2025 Guidelines for Cardiopulmonary Resuscitation and Emergency Cardiovascular Care – Adult Basic Life Support bölümü – 2025.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/turkiyede-bilinen-ilk-acik-kalp-masaji-nasil-yapildi-1903ten-gunumuze-cpr</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/cemil-topuzlu-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="58315"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bu Çay Alışkanlığı Yemek Borusu Kanseri Riskini Artırabilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/bu-cay-aliskanligi-yemek-borusu-kanseri-riskini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/bu-cay-aliskanligi-yemek-borusu-kanseri-riskini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çay veya kahvenin kendisinden çok, ne kadar sıcak içildiği önem taşıyabilir. Bilimsel çalışmalar, çok sıcak içeceklerin düzenli tüketimi ile yemek borusu kanseri arasında bağlantı bulunduğunu gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnce belli bardaktan yükselen buhar, kahvenin ilk yudumu, çorbanın daha ocaktan yeni inmiş hali… Birçok kişi için yiyecek ve içecek ne kadar sıcaksa o kadar güzel. Hatta dilimizi hafifçe yakacak sıcaklık bazen “tam kıvamında” kabul ediliyor.</p>

<p>Ancak yemek borusu açısından durum farklı olabilir.</p>

<p>Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, 65 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda tüketilen çok sıcak içecekleri “insanlar için muhtemelen kanserojen” olarak sınıflandırıyor. Buradaki önemli ayrıntı ise çayın, kahvenin veya başka bir içeceğin kendisinden ziyade tüketildiği sıcaklık.</p>

<p>Bilimsel kanıtlar özellikle çok sıcak içeceklerin uzun yıllar ve düzenli biçimde tüketilmesi ile yemek borusunun en sık görülen kanser türlerinden biri olan skuamöz hücreli karsinom arasında ilişki bulunduğuna işaret ediyor.</p>

<p>Çok sıcak içecek yemek borusunu nasıl etkileyebilir?</p>

<p>Ağızdan mideye uzanan yemek borusunun iç yüzeyi hassas bir hücre tabakasıyla kaplıdır. Çok sıcak sıvı bu yüzeyle doğrudan temas eder.</p>

<p>Araştırmacıların üzerinde durduğu temel mekanizma tekrarlayan termal hasar, yani ısıya bağlı doku zedelenmesidir.</p>

<p>Çok yüksek sıcaklıktaki içeceklerin tekrar tekrar tüketilmesi yemek borusunun iç yüzeyinde hasara yol açabilir. Vücut bu hasarı onarmaya çalışır. Bu sürecin yıllarca tekrarlanmasının kanser gelişimine zemin hazırlayabilecek biyolojik değişikliklere katkıda bulunabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Ancak bunu “sıcak bir bardak çay içtim, kanser olacağım” şeklinde yorumlamak doğru değil.</p>

<p>Kanser gelişimi tek bir yudumla açıklanabilecek bir süreç değildir. Burada tartışılan konu, çok sıcak içeceklerin alışkanlık halinde ve uzun süre tüketilmesidir.</p>

<p>Kritik sınır 65 derece mi?</p>

<p>Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı değerlendirmesinde 65 derecenin üzerindeki içecekleri “çok sıcak” olarak tanımlıyor.</p>

<p>Bu sıcaklıktaki içeceklerin tüketilmesi, insanlar için muhtemelen kanserojen anlamına gelen Grup 2A kategorisinde değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu sınıflandırma önemli bir ayrıntı içeriyor: 65 derece, altında hiçbir risk bulunmadığını gösteren kesin bir “güvenlik sınırı” değildir.</p>

<p>Nitekim İran’da gerçekleştirilen geniş kapsamlı bir araştırmada daha düşük sıcaklıklarda da dikkat çekici sonuçlar elde edildi.</p>

<p>50 binden fazla kişinin çay alışkanlığı incelendi</p>

<p>International Journal of Cancer’da yayımlanan Golestan Kohort Çalışması, bu konudaki önemli araştırmalardan biri.</p>

<p>Araştırmada 40 ile 75 yaş arasındaki 50 bin 45 kişinin çay içme alışkanlıkları incelendi ve içtikleri çayın sıcaklığı başlangıçta objektif olarak ölçüldü.</p>

<p>Katılımcılar yaklaşık 10 yıl takip edildi.</p>

<p>Araştırma süresince 317 kişide yemek borusunun skuamöz hücreli kanseri gelişti.</p>

<p>Sonuçlarda 60 derece ve üzerindeki çayı tüketenlerde, 60 derecenin altında tüketenlere kıyasla bu kanser türünün daha yüksek görülmesiyle ilişki saptandı.</p>

<p>Çayını “çok sıcak” içtiğini söyleyenlerde de risk daha yüksek bulundu. Ayrıca çayın bardağa dökülmesinden sonra daha kısa süre bekleyen kişilerde riskin arttığı görüldü.</p>

<p>Bununla birlikte çalışma gözlemsel nitelikteydi. Dolayısıyla sonuçlar önemli bir ilişki gösterse de tek başına her birey için doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurmaya yeterli değildir.</p>

<p>Çayın kendisi mi, sıcaklığı mı?</p>

<p>Buradaki en önemli ayrımlardan biri bu.</p>

<p>Uluslararası değerlendirmelerde kahvenin veya çayın sırf kendisi nedeniyle bu risk kategorisine yerleştirilmesi söz konusu değil. Dikkat çekilen unsur, içeceğin aşırı sıcak tüketilmesi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle mesele fincandaki içeceğin adı değil, yemek borusuna ulaştığı sıcaklık.</p>

<p>Bu nedenle aynı yaklaşım yalnızca çay ve kahve için değil, aşırı sıcak tüketilen diğer içecekler ve yiyecekler açısından da önem taşıyabilir.</p>

<p>“Birkaç dakika beklemek yeterli” denebilir mi?</p>

<p>Çayı veya kahveyi hazırladıktan sonra biraz soğumasını beklemek mantıklı ve uygulanabilir bir önlem.</p>

<p>Ancak herkese uygulanabilecek kesin bir “3 dakika bekleyin” veya “5 dakika bekleyin” kuralı vermek bilimsel açıdan doğru olmaz.</p>

<p>İçeceğin başlangıç sıcaklığı, bardağın büyüklüğü ve malzemesi, ortam sıcaklığı, içeceğin miktarı ve süt ya da su eklenmesi soğuma süresini değiştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle en basit yaklaşım, içeceği ağzı veya boğazı yakacak kadar sıcak tüketmemektir.</p>

<p>Çayın ya da kahvenin birkaç dakika soğumasına izin vermek, daha geniş bir kaba aktarmak veya tercihe göre bir miktar daha soğuk sıvı eklemek sıcaklığın düşmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>“Dilim yanmıyorsa sorun yok” demek doğru mu?</p>

<p>Ağız içindeki sıcaklık hissi kişiden kişiye değişebilir. İnsanlar zaman içinde sıcak içeceklere alışabilir ve başkasına çok sıcak gelen bir içeceği rahatlıkla tüketebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca kişisel sıcaklık algısını kesin bir termometre gibi değerlendirmek doğru değildir.</p>

<p>Özellikle içeceği içerken ağızda belirgin yanma hissi oluşuyorsa veya içebilmek için sürekli üfleme ve küçük yudumlarla bekleme ihtiyacı duyuluyorsa biraz daha soğumasını beklemek basit bir önlem olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baharatlı yiyeceklerle aynı şey değil</p>

<p>Acı biber yediğimizde ağızda güçlü bir yanma hissi oluşabilir. Ancak bu his ile çok sıcak bir sıvının oluşturduğu fiziksel ısı hasarı aynı şey değildir.</p>

<p>Acı biberdeki kapsaisin adlı madde ağızdaki sıcaklık ve ağrı reseptörlerini uyarır. Bu nedenle beyin “yanma” hissi algılar.</p>

<p>Mevcut bilimsel kanıtlar, baharatlı yiyecek tüketimini çok sıcak içeceklerde olduğu şekilde yemek borusu kanseri için kabul edilmiş bağımsız bir risk faktörü olarak göstermiyor.</p>

<p>Bununla birlikte çok baharatlı yiyecekler bazı kişilerde reflü veya mide-bağırsak yakınmalarını artırabilir.</p>

<p>Soğuk su yemek borusu kanseri yapar mı?</p>

<p>Soğuk suyun yemek borusu kanserine yol açtığını gösteren güvenilir bilimsel kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Dolayısıyla “çok sıcak zararlıysa çok soğuk da aynı şekilde kanser yapar” şeklinde bir denge kurmak bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>Aşırı sıcak içeceklerle ilgili kaygının temelinde tekrarlayan termal hasar bulunuyor.</p>

<p>Süt ve sütlü içecekler riskli mi?</p>

<p>Süt ürünlerinin tüketilmesi, çok sıcak içeceklerle ilgili değerlendirmedeki gibi yemek borusu kanseri için kabul edilmiş bir risk faktörü değildir.</p>

<p>Burada da sıcaklık ile içeceğin içeriğini birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Örneğin kahveye soğuk süt eklemek içeceğin sıcaklığını düşürebilir. Fakat buradan “süt yemek borusu kanserinden korur” şeklinde kesin bir sonuç çıkarmak da doğru olmaz.</p>

<p>Beslenme ile kanser arasındaki ilişkiler tek bir gıdaya indirgenemeyecek kadar karmaşıktır.</p>

<p>Reflü ile çok sıcak içecek aynı risk mekanizması değil</p>

<p>Yemek borusu kanseri tek bir hastalık biçiminden oluşmaz.</p>

<p>Çok sıcak içeceklerle ilgili bilimsel değerlendirmeler özellikle skuamöz hücreli karsinom üzerinde yoğunlaşıyor.</p>

<p>Uzun süreli gastroözofageal reflü hastalığı ise yemek borusunun başka bir kanser türü olan adenokarsinom açısından önemli bir risk faktörüdür.</p>

<p>Reflüde mide içeriği düzenli olarak yemek borusuna geri kaçar. Uzun yıllar devam eden reflü bazı kişilerde yemek borusunun alt bölümündeki hücrelerin değişmesine ve Barrett özofagusu adı verilen duruma yol açabilir. Barrett özofagusu bulunan kişilerde adenokarsinom riski yükselir.</p>

<p>Bu nedenle uzun süredir devam eden ve sık tekrarlayan reflü yakınmalarının değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>Yemek borusu kanserinde tek risk sıcak içecekler değil</p>

<p>Çok sıcak içecekler risk tablosunun yalnızca bir parçasıdır.</p>

<p>Yemek borusu kanserinin türüne göre risk faktörleri değişebilmekle birlikte özellikle sigara kullanımı ve alkol tüketimi, skuamöz hücreli yemek borusu kanseri açısından önemli risk faktörleri arasındadır.</p>

<p>Adenokarsinom açısından ise uzun süreli reflü, Barrett özofagusu ve obezite gibi faktörler önem taşır.</p>

<p>Bu nedenle kanser riskini yalnızca çayın sıcaklığına indirgemek yanıltıcı olur.</p>

<p>Hangi belirtiler önemsenmeli?</p>

<p>Çok sıcak çay veya kahve içiyor olmak tek başına kanser belirtisi değildir. Ancak yemek borusuyla ilgili bazı yakınmalar uzun süre devam ediyorsa değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Özellikle giderek artan yutma güçlüğü, yiyeceklerin boğazda veya göğüste takıldığı hissi, yutarken ağrı, açıklanamayan kilo kaybı, sürekli göğüs arkasında rahatsızlık, tekrarlayan kusma veya sindirim sistemi kanamasını düşündürebilecek belirtiler göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>Bu belirtilerin çok daha sık görülen ve kanser dışındaki nedenleri de vardır. Ancak özellikle kalıcı veya ilerleyici olmaları durumunda sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir.</p>

<p>Çayı ve kahveyi bırakmak gerekiyor mu?</p>

<p>Mevcut kanıtların söylediği bu değil.</p>

<p>Amaç çayı veya kahveyi hayatınızdan çıkarmak değil, aşırı sıcak tüketme alışkanlığından kaçınmak.</p>

<p>İçeceğin biraz soğumasını beklemek günlük yaşamda uygulanabilecek oldukça basit bir davranış değişikliğidir.</p>

<p>Çayın tadı birkaç dakika bekleyebilir. Yemek borusunun ise her gün yeniden sınanmasına gerek yok.</p>

<p></p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>International Agency for Research on Cancer – IARC Monographs on the Evaluation of Carcinogenic Risks to Humans, Volume 116: Drinking Coffee, Mate, and Very Hot Beverages – 2018.</li>
 <li>The Lancet Oncology – Carcinogenicity of drinking coffee, mate, and very hot beverages – Loomis D, Guyton KZ, Grosse Y, Lauby-Secretan B, El Ghissassi F, Bouvard V ve diğerleri – 2016 – DOI: 10.1016/S1470-2045(16)30239-X</li>
 <li>International Journal of Cancer – A prospective study of tea drinking temperature and risk of esophageal squamous cell carcinoma – Islami F, Poustchi H, Pourshams A ve diğerleri – 2020 – DOI: 10.1002/ijc.32220</li>
 <li>International Journal of Cancer – High-temperature beverages and foods and esophageal cancer risk: A systematic review – Islami F, Boffetta P, Ren JS, Pedoeim L, Khatib D, Kamangar F – 2009 – DOI: 10.1002/ijc.24445</li>
 <li>British Journal of Cancer – A very-hot food and beverage thermal exposure index and esophageal cancer risk in Malawi and Tanzania: findings from the ESCCAPE case-control studies – Masukume G ve diğerleri – 2022 – DOI: 10.1038/s41416-022-01890-8</li>
 <li>Aliment Pharmacol Ther – Meta-analysis: the association of oesophageal adenocarcinoma with symptoms of gastro-oesophageal reflux – Rubenstein JH, Taylor JB – 2010 – DOI: 10.1111/j.1365-2036.2010.04471.x</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/bu-cay-aliskanligi-yemek-borusu-kanseri-riskini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 21:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8581.jpeg" type="image/jpeg" length="49487"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara’da Üretildi, Çin’e Gönderildi: 1938’in Unutulan Aşı Yardımı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/ankarada-uretildi-cine-gonderildi-1938in-unutulan-asi-yardimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/ankarada-uretildi-cine-gonderildi-1938in-unutulan-asi-yardimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin 1938’de kolera salgınıyla mücadele ederken Türkiye 1 milyon doz aşıyla yardım çağrısına karşılık verdi. Bu az bilinen olay, Hıfzıssıhha’nın erken Cumhuriyet dönemindeki üretim gücünü gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>1938 yazında Türkiye’den binlerce kilometre uzaktaki Çin’e önemli bir sağlık yardımı gönderildi: 1 milyon doz kolera aşısı.<br />
Henüz 15 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti, salgın hastalıklarla mücadele amacıyla oluşturduğu laboratuvar ve aşı üretim kapasitesini yalnızca ülke içinde kullanmıyor, ihtiyaç halinde başka ülkelere de destek sağlayabiliyordu.<br />
Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye’de aşı üretiminin tarihine ilişkin kayıtlarında, 1938 yılında Çin’deki kolera salgını için aşı gönderildiği açık biçimde belirtiliyor.<br />
Tıp tarihi araştırmaları ise bu yardımın miktarını ve nasıl gerçekleştiğini daha ayrıntılı ortaya koyuyor. Cumhuriyet Arşivi belgelerini inceleyen çalışmalar, Çin’e gönderilen kolera aşısının miktarının 1 milyon doz olduğunu gösteriyor.<br />
Bu olay yalnızca iki ülke arasındaki bir yardım girişimi değildi. Aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk yıllarında koruyucu sağlık hizmetlerine yapılan yatırımın, Ankara’da oluşturulan laboratuvar altyapısının ve aşı üretim kapasitesinin ulaştığı seviyenin dikkat çekici örneklerinden biriydi.<br />
Çin neden kolera aşısına ihtiyaç duyuyordu?<br />
1930’ların sonlarında Çin, hem savaşın hem de bulaşıcı hastalıkların ağır baskısı altındaydı.<br />
1937’de başlayan Çin-Japon Savaşı milyonlarca insanın yaşadığı geniş bir coğrafyada sağlık hizmetlerini ve günlük yaşamı ciddi biçimde etkiliyordu. Aynı dönemde Çin’in bazı bölgelerinde kolera salgınları görülüyordu.<br />
Ancak savaş ile kolera arasında doğrudan ve tek yönlü bir neden-sonuç ilişkisi kurmak doğru değil. Koleranın yayılmasında temel sorun, hastalığa yol açan bakterinin kirlenmiş su veya gıda aracılığıyla insanlara ulaşmasıdır. Savaş, kitlesel nüfus hareketleri ve altyapı sorunları ise salgınlarla mücadeleyi daha da güçleştirebilir.<br />
Kolera, Vibrio cholerae adlı bakterinin yol açtığı ciddi bir bağırsak enfeksiyonudur.<br />
Hastalık özellikle güvenli olmayan içme suyu ve kirlenmiş yiyeceklerle bulaşır. Ağır vakalarda çok miktarda sulu ishal gelişebilir ve vücut kısa sürede önemli miktarda sıvı ve tuz kaybedebilir.<br />
Günümüzde uygun sıvı tedavisiyle koleraya bağlı ölümlerin büyük bölümü önlenebiliyor. Ancak temiz su, kanalizasyon sistemleri ve modern sağlık hizmetlerinin bugünkü düzeyde olmadığı 1930’larda büyük kolera salgınları toplumlar için çok daha ciddi bir tehlike oluşturuyordu.<br />
Çin’in yardım çağrısı Türkiye’ye nasıl ulaştı?<br />
Tarih araştırmaları olayın arkasındaki diplomatik ve sağlık örgütlenmesini de ortaya koyuyor.<br />
Çin Sağlık İdaresi, ülkedeki kolera salgını nedeniyle uluslararası yardım talebinde bulundu. Yardım çağrısı, merkezi Cenevre’de bulunan Milletler Cemiyeti’nin sağlık teşkilatı aracılığıyla çeşitli ülkelere iletildi.<br />
Türkiye de bu çağrıya karşılık veren ülkelerden biri oldu.<br />
Cumhuriyet Arşivi belgelerine dayanan araştırmalara göre Sağlık Bakanlığı, 1938 yazında Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi’nin Çin için kolera aşısı sağlayıp sağlayamayacağını değerlendirdi.<br />
Sonuçta 1 milyon doz kolera aşısının Çin’e gönderilmesine karar verildi.<br />
Bu ayrıntı tarihsel açıdan önemli. Çünkü olay zaman zaman yanlış biçimde Birleşmiş Milletler üzerinden gerçekleşmiş gibi anlatılabiliyor.<br />
Oysa Birleşmiş Milletler 1945 yılında kuruldu.<br />
1938’de uluslararası sağlık iş birliğinde rol oynayan kuruluş Milletler Cemiyeti idi.<br />
Dönemin gazeteleri de yardımı yazdı<br />
Türkiye’nin Çin’e yaptığı aşı yardımı yalnızca resmî belgelerde kalmadı.<br />
Dönemin Türk basını da olayı kamuoyuna duyurdu.<br />
30 Temmuz 1938 tarihli Ulus gazetesinde Çin’deki kolera salgınına karşı Türkiye’den aşı gönderildiği haberleştirildi.<br />
6 Ağustos 1938 tarihli Tan gazetesi de yardımın ayrıntılarına yer verdi.<br />
Olayın Çin ve uluslararası basındaki yansımaları üzerine yapılan tarih araştırmalarında dönemin North-China Herald gazetesindeki kayıtlar da incelendi.<br />
Böylece 1938’deki yardımın hem Türkiye’deki resmî belgelerle hem de dönemin basın kayıtlarıyla izlenebildiği görülüyor.<br />
Aşıların arkasında Ankara’daki Hıfzıssıhha vardı<br />
Türkiye’nin böyle bir yardımı gerçekleştirebilmesinin arkasında, erken Cumhuriyet döneminde bulaşıcı hastalıklarla mücadeleye verilen önem bulunuyordu.<br />
Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi 1928 yılında Ankara’da kuruldu.<br />
“Hıfzıssıhha” günümüzde sık kullanılmayan bir kelime. En basit ifadeyle sağlığın korunması ve halk sağlığı anlamına geliyor.<br />
Kurumun görevi yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra laboratuvar incelemesi yapmak değildi.<br />
Aşı ve serum üretmek, bulaşıcı hastalıkların teşhisinde kullanılan laboratuvar yöntemlerini geliştirmek, biyolojik ürünlerin kontrolünü yapmak, salgın hastalıklarla mücadeleyi desteklemek ve bilimsel araştırmalar yürütmek kurumun temel işlevleri arasındaydı.<br />
Bu yaklaşım, Cumhuriyet’in ilk dönemindeki sağlık politikasının önemli bir yönünü de ortaya koyuyordu.<br />
Amaç yalnızca hastalanan kişiyi tedavi etmek değil, hastalığın toplum içinde yayılmasını önlemekti.<br />
Türkiye’de aşı üretiminin geçmişi Cumhuriyet’ten daha eski<br />
Türkiye’nin aşı üretme tecrübesi Hıfzıssıhha Müessesesi ile başlamadı.<br />
Osmanlı döneminde de aşı üretimine yönelik önemli çalışmalar yürütülmüştü.<br />
Tıp tarihi araştırmaları, İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bünyesinde çiçek aşısı üretimine yönelik çalışmaların 1840’lı yıllara kadar uzandığını ortaya koyuyor.<br />
1892 yılında ise çiçek aşısı üretiminin daha kurumsal hale gelmesini sağlayan Telkihhâne-i Şâhâne, yani Çiçek Aşısı Üretim Merkezi kuruldu.<br />
Bu nedenle “Türkiye’de aşı üretimi 1892’de başladı” demek tarihsel olarak eksik olur.<br />
Daha doğru ifade, 1892 yılında çiçek aşısı üretimi için özel ve kurumsal bir merkezin oluşturulduğu şeklindedir.<br />
Sonraki yıllarda üretim alanı genişledi.<br />
Sağlık Bakanlığı tarihçesine göre 1911’de tifo aşısı, 1913’te ise kolera, dizanteri ve veba aşıları hazırlanıp uygulanmaya başlandı.<br />
Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinin son derece zor koşullarında bile aşı ve serum üretiminin farklı merkezlerde sürdürüldüğü biliniyor.<br />
1928’de Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi’nin kurulmasıyla bu bilgi birikimi daha güçlü ve merkezi bir kurumsal yapı içinde geliştirildi.<br />
Hıfzıssıhha 1938’de hangi kapasiteye sahipti?<br />
Hıfzıssıhha’nın tarihini anlatırken farklı yıllarda başlayan üretimleri tek bir tarihte varmış gibi göstermemek gerekiyor.<br />
1938’de Çin’e kolera aşısı gönderilebilmiş olması, kurumun kolera aşısı üretiminde önemli bir kapasiteye ulaştığını açıkça gösteriyor.<br />
Ancak Hıfzıssıhha’nın daha sonraki yıllarda ürettiği bütün aşı ve biyolojik ürünlerin 1938’de aynı anda üretildiğini söylemek doğru değil.<br />
Örneğin Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre tifüs aşısı üretimine 1942 yılında başlandı.<br />
Bu nedenle tifo, tifüs, difteri, BCG, kolera, boğmaca, tetanos ve kuduz gibi hastalıklara yönelik üretim kapasitesinin Hıfzıssıhha tarihinde zaman içinde genişlediğini söylemek daha doğru.<br />
Kurumun biyolojik ürün üretme kapasitesi ilerleyen yıllarda daha da gelişti.<br />
1947’de Biyolojik Kontrol Laboratuvarı kuruldu.<br />
1950’de İnfluenza Laboratuvarı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi olarak tanındı ve grip aşısı üretimine geçildi.<br />
Bütün bu gelişmeler Hıfzıssıhha’nın yalnızca bir aşı üretim merkezi olmadığını gösteriyor.<br />
Kurum aynı zamanda laboratuvar araştırmaları, salgın takibi, biyolojik ürünlerin kontrolü ve halk sağlığı politikalarının bilimsel altyapısında önemli rol oynuyordu.<br />
Çin’e gerçekten 1 milyon doz aşı mı gönderildi?<br />
Evet, mevcut tarih araştırmaları bu miktarı destekliyor.<br />
Sağlık Bakanlığı’nın resmî tarihçesi 1938’de Çin’e kolera aşısı gönderildiğini belirtmekle birlikte miktar konusunda ayrıntı vermiyor.<br />
Ancak Nuran Yıldırım’ın Cumhuriyet Arşivi belgelerini de kullandığı 2024 tarihli kapsamlı çalışmada, Çin’e 1 milyon doz kolera aşısı gönderildiği belirtiliyor.<br />
Araştırmada 27 Temmuz 1938 tarihli resmî yazışmalara da yer veriliyor.<br />
Refik Saydam’ın bulaşıcı hastalıklarla mücadeledeki rolünü inceleyen akademik bir değerlendirme de Türkiye’nin Çin’e 1938 yılında 1 milyon doz kolera aşısı bağışladığını aktarıyor.<br />
Giray Fidan’ın 1938 kolera salgını sırasında gönderilen aşıların Çin basınındaki yansımalarını ele alan tarih çalışması ise olayın uluslararası boyutunu tamamlayan kaynaklardan biri.<br />
Bu nedenle “Türkiye 1938’de Çin’e 1 milyon doz kolera aşısı gönderdi” ifadesi tarihsel kaynaklarla desteklenebilen bir bilgi olarak kullanılabilir.<br />
1938 mi, 1940 mı?<br />
Bu olayla ilgili internette en sık karşılaşılan karışıklıklardan biri tarih konusunda.<br />
Bazı eski haberlerde ve sosyal medya paylaşımlarında yardımın 1940 yılında yapıldığı ileri sürülebiliyor.<br />
Ancak daha güçlü tarihsel kanıtlar 1938 yılını gösteriyor.<br />
Sağlık Bakanlığı’nın resmî aşı tarihçesi 1938 tarihini veriyor.<br />
Cumhuriyet Arşivi’ndeki 27 Temmuz 1938 tarihli yazışmalar da aynı yılı doğruluyor.<br />
Dönemin 1938 tarihli gazete kayıtlarının bulunması da yardımın gerçekleştiği yıl konusunda önemli bir kanıt oluşturuyor.<br />
Dolayısıyla tarihsel açıdan kullanılabilecek doğru tarih 1938.<br />
1938’de kullanılan kolera aşısı bugünkü aşılarla aynı mıydı?<br />
Hayır.<br />
Aşı teknolojisi yaklaşık doksan yılda büyük ölçüde değişti.<br />
1930’larda kullanılan kolera aşılarının üretim yöntemleri, içerikleri ve uygulama biçimleri günümüzde kullanılan kolera aşılarıyla aynı değildi.<br />
Günümüzde koleradan korunmak amacıyla ağızdan uygulanan kolera aşıları kullanılabiliyor.<br />
Ancak aşı tek başına kolera salgınlarının önlenmesi için yeterli görülmüyor.<br />
Güvenli içme suyuna erişim, iyi çalışan kanalizasyon sistemleri, hijyen, hastaların erken fark edilmesi ve özellikle kaybedilen sıvının hızla yerine konması kolerayla mücadelenin temel unsurları arasında bulunuyor.<br />
Bu nedenle 1938’deki aşı yardımını bugünkü kolera aşılarıyla teknik olarak doğrudan karşılaştırmak yerine dönemin bilimsel imkânları içinde değerlendirmek gerekiyor.<br />
Hıfzıssıhha kapatıldı mı? Hizmetler bugün nasıl devam ediyor?<br />
Hıfzıssıhha’nın tarihini anlatırken sık sorulan bir başka soru da şu: Bu kurum bugün hâlâ var mı?<br />
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, 2011 yılında sağlık sisteminde gerçekleştirilen yeniden yapılanmayla ayrı bir kurum olarak sona erdi. Görevleri yeni oluşturulan sağlık kurumlarına devredildi. Daha sonraki düzenlemelerle halk sağlığı alanındaki bu görevlerin önemli bölümü Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü çatısı altında sürdürüldü.<br />
Bu nedenle “Hıfzıssıhha kapatıldı ve verdiği hizmetler sona erdi” demek eksik bir değerlendirme olur.<br />
Kurumun adı ve idari yapısı değişti; halk sağlığı hizmetleri ise farklı bir örgütlenme içinde devam etti ve kapsamı zaman içinde daha geniş sağlık başlıklarına yayıldı.<br />
Bugün Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü bünyesinde aşı ile önlenebilir hastalıklar ve bağışıklama hizmetlerinden bulaşıcı hastalıkların izlenmesine, mikrobiyoloji referans laboratuvarlarından biyolojik ürünlere kadar çok sayıda alanda çalışmalar yürütülüyor.<br />
Halk sağlığı laboratuvarları da bu sistemin önemli parçalarından biri olmaya devam ediyor. 2026 yılı itibarıyla 81 ilde 84 halk sağlığı laboratuvarı bulunuyor. Bu laboratuvarlar ile ulusal referans laboratuvarları; hastalıkların izlenmesi, salgınların araştırılması, çeşitli biyolojik ve çevresel örneklerin incelenmesi ve halk sağlığını ilgilendiren çok sayıda analizde görev üstleniyor.<br />
Türkiye’nin bağışıklama programları da bugün geniş bir organizasyon içinde yürütülüyor. Çocukluk çağı aşılamaları, risk gruplarına yönelik uygulamalar, aşıyla önlenebilir hastalıkların takibi ve sürveyans çalışmaları Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün önemli görevleri arasında yer alıyor.<br />
Dolayısıyla Hıfzıssıhha’nın mirası yalnızca tarih kitaplarında kalan bir kurum adı olarak görülmemeli.<br />
1938’de Çin’e kolera aşısı gönderebilen yapının temelindeki koruyucu sağlık, laboratuvar, salgın takibi, bağışıklama ve toplum sağlığını koruma anlayışı, bugün farklı kurum ve birimler üzerinden çok daha geniş bir hizmet ağı içinde yaşamaya devam ediyor.<br />
Kurumların adı ve teşkilat yapısı zaman içinde değişse de halk sağlığını koruma amacı, yeni teknolojiler, laboratuvar imkânları ve ülke çapındaki sağlık hizmetleriyle sürdürülüyor.<br />
Bu hikâye bugün neden önemli?<br />
1938’de Çin’e gönderilen 1 milyon doz kolera aşısının önemi yalnızca tarihî bir sağlık yardımından ibaret değil.<br />
Olay, salgınlarla mücadelede kurumsal kapasitenin ne kadar önemli olduğunu gösteren dikkat çekici bir örnek.<br />
Bir ülkenin büyük bir salgın ortaya çıktığında hızlı hareket edebilmesi için laboratuvarlarını, yetişmiş insan gücünü, üretim altyapısını ve halk sağlığı sistemlerini salgın başlamadan çok önce oluşturması gerekiyor.<br />
Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk yıllarında Hıfzıssıhha çevresinde geliştirilen yapı bunun tarihsel örneklerinden biri oldu.<br />
1928’de kurulan bir halk sağlığı kurumunun yaklaşık on yıl sonra başka bir ülkedeki salgınla mücadele için büyük miktarda aşı sağlayabilmesi, halk sağlığı yatırımlarının uzun vadeli değerini gösteriyor.<br />
Aynı zamanda bulaşıcı hastalıkların sınır tanımadığını da hatırlatıyor.<br />
Ankara ile Çin arasındaki binlerce kilometrelik mesafe, 1938 yılında uluslararası sağlık dayanışmasına engel olmadı.<br />
Cumhuriyet sağlık tarihinin az bilinen sayfalarından biri<br />
1938 yazında gazetelere yansıyan aşı sevkiyatı, aradan geçen yaklaşık doksan yılın ardından Cumhuriyet sağlık tarihinin dikkat çekici olaylarından biri olarak karşımıza çıkıyor.<br />
Bir tarafta kolera salgınıyla mücadele eden Çin, diğer tarafta kendi halk sağlığı kurumlarını ve biyolojik ürün üretim kapasitesini oluşturmaya çalışan genç Türkiye Cumhuriyeti vardı.<br />
Bu iki hikâye 1938 yılında kolera aşısı üzerinden kesişti.<br />
Türkiye’den Çin’e gönderilen 1 milyon doz kolera aşısı, yalnızca Hıfzıssıhha tarihinin ilginç bir ayrıntısı değil; koruyucu sağlık hizmetlerine yatırımın, yerli biyolojik üretim kapasitesinin ve uluslararası salgın dayanışmasının erken örneklerinden biri olarak sağlık tarihindeki yerini koruyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
Nuran Yıldırım – Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi/Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, Aşı ve Serum Üretimi – Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları – 2024 – Sayı 29, s. 64-87.<br />
Sağlık Bakanlığı – Türkiye’de Aşının Tarihçesi – Resmî aşı tarihçesi.<br />
Infectious Diseases and Clinical Microbiology – Refik Saydam: A Pioneer in the Fight Against Infectious Diseases – Cem Hakan Başaran – 2021 – Cilt 3, s. 173-176 – DOI: 10.36519/idcm.2021.109<br />
Giray Fidan – 1938 Çin Kolera Salgınında Türkiye’den Gönderilen Aşılar ve Çin Basınındaki Yansımaları – Toplumsal Tarih – 2020 – Sayı 318, s. 50-52.<br />
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı – Sağlık Hizmetlerinde 50 Yıl – Ankara – 1973.<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Cholera – Bilgi Notu – 2024.<br />
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü – Halk sağlığı laboratuvarları, bağışıklama ve referans laboratuvar hizmetlerine ilişkin kurumsal bilgiler – 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/ankarada-uretildi-cine-gonderildi-1938in-unutulan-asi-yardimi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 21:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/1938-turkiye-cin-kolera-asi-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="71575"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdrardaki Kan ve Protein Sessiz Bir Böbrek Hastalığının İşareti Olabilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/idrardaki-kan-ve-protein-sessiz-bir-bobrek-hastaliginin-isareti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/idrardaki-kan-ve-protein-sessiz-bir-bobrek-hastaliginin-isareti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdrarda kan veya protein bazen hiçbir ağrıya yol açmadan ortaya çıkabiliyor. IgA nefropatisi yıllarca sessiz ilerleyebilen bir böbrek hastalığı. Erken tanı ve proteinürinin kontrolü böbrekleri korumada önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir idrar tahlilinde tesadüfen kan veya protein görülmesi, özellikle kişi kendisini tamamen sağlıklı hissediyorsa kolayca göz ardı edilebilir. Oysa bazı böbrek hastalıkları uzun süre ağrı, belirgin şişlik ya da ciddi bir yakınma oluşturmadan ilerleyebilir.</p>

<p>Bunlardan biri IgA nefropatisi.</p>

<p>Berger hastalığı olarak da bilinen IgA nefropatisi, bağışıklık sisteminin bir parçası olan immünoglobulin A ile ilişkili maddelerin böbreğin kanı süzen küçük yapılarında birikmesiyle ortaya çıkan bir böbrek hastalığıdır.</p>

<p>Hastalığın seyri kişiden kişiye büyük farklılık gösterebilir. Bazı kişilerde böbrek fonksiyonları uzun yıllar korunurken, bazı hastalarda zaman içinde kronik böbrek hastalığı ve böbrek yetmezliğine doğru ilerleme görülebilir.</p>

<p>Son yıllarda IgA nefropatisinin nasıl geliştiğinin daha iyi anlaşılması, tedavide de önemli bir değişimin kapısını açtı. Artık yalnızca kan basıncını ve idrardaki protein miktarını azaltmaya yönelik klasik yaklaşımlar değil, hastalığın oluşum mekanizmalarının farklı noktalarını hedefleyen tedaviler de gündemde.</p>

<p>IgA nefropatisi nedir?</p>

<p>Böbreklerde milyonlarca küçük süzme birimi bulunur. Glomerül adı verilen bu yapılar kandaki atıkların ve fazla sıvının süzülmesinde kritik görev üstlenir.</p>

<p>IgA nefropatisinde bağışıklık sistemiyle ilişkili IgA içeren bağışıklık kompleksleri bu bölgelerde birikir. Bunun sonucunda iltihabi süreç başlayabilir ve böbreğin süzme sistemi zaman içinde zarar görebilir.</p>

<p>Hastalığın oluşumunda tek bir neden bulunmuyor. Genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin çalışma biçimi ve özellikle solunum ve sindirim sistemi gibi mukozal bölgelerdeki bağışıklık yanıtının hastalığın gelişiminde rol oynadığı düşünülüyor.</p>

<p>Bu nedenle IgA nefropatisi yalnızca “böbrekte başlayan” bir hastalık olarak görülmüyor. Bağışıklık sistemi ile böbrek arasındaki karmaşık ilişkinin sonucu olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>En dikkat çekici belirtilerden biri idrarda kan</p>

<p>IgA nefropatisinin klasik bulgularından biri idrarda kandır.</p>

<p>Bazı kişilerde özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında veya hemen sonrasında idrar çay, kola ya da koyu kahverengiye benzeyen bir renk alabilir.</p>

<p>Ancak idrardaki kan her zaman çıplak gözle fark edilmez. Bazen yalnızca idrar tahlilinde mikroskobik düzeyde saptanır.</p>

<p>Daha da önemlisi, hastalık hiçbir belirgin şikâyet oluşturmadan rutin tetkikler sırasında ortaya çıkabilir.</p>

<p>Görülebilecek bulgular arasında:</p>

<ul>
 <li>İdrarda gözle görülebilen veya yalnızca tahlilde saptanan kan</li>
 <li>İdrarda protein</li>
 <li>Köpüklü idrar</li>
 <li>Ayak ve ayak bileklerinde şişlik</li>
 <li>Yüksek tansiyon</li>
 <li>Böbrek fonksiyonlarında zamanla bozulma</li>
</ul>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Köpüklü idrar tek başına IgA nefropatisi anlamına gelmez. İdrarın hızlı yapılması veya yoğun olması da köpük oluşturabilir. Ancak kalıcı ve belirgin köpüklenme, özellikle idrar tahlilinde protein saptanıyorsa değerlendirilmelidir.</p>

<p>İdrardaki protein neden bu kadar önemli?</p>

<p>IgA nefropatisinin izlenmesinde en önemli göstergelerden biri proteinüri, yani idrarla normalden fazla protein kaybedilmesidir.</p>

<p>Sağlıklı böbrekler kandaki önemli proteinlerin büyük bölümünü vücutta tutar. Böbreğin süzme sistemi zarar gördüğünde ise protein idrara geçmeye başlayabilir.</p>

<p>IgA nefropatisinde proteinüri yalnızca hastalığın varlığını gösteren bir laboratuvar bulgusu değildir. Protein kaybının miktarı, hastalığın gelecekte nasıl seyredeceği konusunda da önemli bilgiler verebilir.</p>

<p>KDIGO’nun güncel IgA nefropatisi rehberinde tedavinin temel hedeflerinden biri proteinürinin günlük 0,5 gramın altına indirilmesi, mümkünse 0,3 gramın altına yaklaştırılması olarak belirtiliyor.</p>

<p>Bu değişiklik önemli. Çünkü geçmişte daha yüksek proteinüri düzeyleri üzerinde durulurken, yeni veriler daha düşük miktardaki kalıcı protein kaybının bile uzun vadede tamamen önemsiz kabul edilmemesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>Her IgA nefropatisi böbrek yetmezliğine ilerler mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>IgA nefropatisi tanısı alan herkesin böbrek yetmezliği yaşayacağı düşüncesi doğru değildir.</p>

<p>Hastalığın seyri oldukça değişkendir. Bazı kişilerde böbrek fonksiyonları uzun süre korunabilir. Bazılarında ise proteinüri devam eder, tansiyon yükselir ve böbreğin süzme kapasitesi yıllar içerisinde azalabilir.</p>

<p>Risk değerlendirilirken yalnızca tek bir idrar sonucu değil;</p>

<ul>
 <li>İdrardaki protein miktarı</li>
 <li>Böbreğin süzme kapasitesi</li>
 <li>Kan basıncı</li>
 <li>Proteinürinin zaman içerisindeki seyri</li>
 <li>Böbrek biyopsisindeki bulgular</li>
 <li>Hastalığın klinik gidişi</li>
</ul>

<p>birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle bir kişinin gelecekteki riskini yalnızca “IgA nefropatisi var” cümlesinden hareketle tahmin etmek mümkün değildir.</p>

<p>Tanı nasıl konulur?</p>

<p>İdrarda kan veya protein saptandığında ilk aşamada idrar ve kan testleriyle böbrek fonksiyonları değerlendirilir.</p>

<p>Kanda kreatinin ölçümü ve buradan hesaplanan tahmini glomerüler filtrasyon hızı, böbreğin süzme kapasitesi hakkında bilgi verir.</p>

<p>İdrarda ise protein veya albümin kaybının miktarı araştırılır.</p>

<p>Ancak IgA nefropatisinin kesin tanısı çoğunlukla böbrek biyopsisiyle konulur. Biyopside böbrekten çok küçük bir doku örneği alınarak mikroskop altında incelenir ve IgA birikimi araştırılır.</p>

<p>Güncel yaklaşımda biyopsi yalnızca hastalığın adını koymak için değil, böbrekte oluşmuş hasarın özelliklerini değerlendirmek açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Tedavinin ilk hedefi böbreğin üzerindeki yükü azaltmak</p>

<p>IgA nefropatisinde herkese uygulanabilecek tek bir tedavi şeması yoktur.</p>

<p>Tedavi; böbrek fonksiyonlarına, proteinüri miktarına, kan basıncına, biyopsi bulgularına, hastalığın ilerleme riskine ve kişinin diğer sağlık sorunlarına göre belirlenir.</p>

<p>Temel amaç mümkün olduğunca az proteinin idrara kaçmasını sağlamak, kan basıncını kontrol altında tutmak ve böbrek fonksiyonlarındaki yıllık kaybı en aza indirmektir.</p>

<p>Renin-anjiyotensin sistemini etkileyen bazı tansiyon ilaçları uzun süredir proteinürinin azaltılması ve böbreğin korunması amacıyla tedavinin önemli parçalarından biri olarak kullanılıyor.</p>

<p>Uygun hastalarda SGLT2 inhibitörleri gibi kronik böbrek hastalığında böbreği koruyucu etkileri gösterilmiş tedaviler de genel koruyucu yaklaşımın parçası olabiliyor.</p>

<p>Tuz tüketiminin azaltılması, sigaradan uzak durulması, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı vücut ağırlığının korunması ve kan basıncının kontrolü de tedavinin ilaç dışındaki önemli parçalarını oluşturuyor.</p>

<p>IgA nefropatisinde neden yeni bir tedavi dönemi başladı?</p>

<p>IgA nefropatisinin biyolojisinin daha iyi anlaşılması, araştırmacıların hastalığın farklı aşamalarını hedeflemesine olanak sağladı.</p>

<p>Bunlardan biri bağırsaktaki bağışıklık sistemini hedefleyen özel salımlı budesonid tedavisidir.</p>

<p>NefIgArd adlı faz 3 klinik araştırmasında biyopsiyle doğrulanmış ve destek tedavisine rağmen proteinürisi devam eden yetişkinler incelendi. Çalışma, hedeflenmiş salımlı budesonidin proteinürinin azaltılması ve böbrek fonksiyonlarının korunması açısından yarar sağlayabildiğini gösterdi.</p>

<p>Bu ilaç klasik sistemik kortizon tedavisiyle tamamen aynı kabul edilmemeli. İlacın özel formülasyonu bağırsaktaki belirli bağışıklık dokularını hedefleyecek şekilde geliştirilmiştir. Bununla birlikte bir kortikosteroiddir ve yan etki olasılığı bulunduğundan hasta seçimi önemlidir.</p>

<p>Sparsentan farklı bir mekanizmayı hedefliyor</p>

<p>IgA nefropatisindeki yeni seçeneklerden biri de sparsentan.</p>

<p>Bu ilaç, böbrekte hasar ve protein kaçağıyla ilişkili iki farklı hormonal yolu aynı anda etkileyen bir tedavi olarak geliştirildi.</p>

<p>PROTECT adlı uluslararası faz 3 araştırmasında sparsentan, uzun süredir böbrek hastalıklarında kullanılan irbesartan ile karşılaştırıldı.</p>

<p>Araştırmanın erken değerlendirmesinde sparsentan grubunda idrar protein-kreatinin oranındaki düşüş yaklaşık yüzde 50, irbesartan grubunda ise yaklaşık yüzde 15 olarak bulundu. İki yıllık takip sonuçları da tedavinin proteinüri ve böbrek fonksiyonlarının korunması üzerindeki etkisini değerlendiren önemli veriler sağladı.</p>

<p>Ancak bu sonuçlar, IgA nefropatisi bulunan herkesin aynı ilacı kullanması gerektiği anlamına gelmiyor. Tedavinin uygunluğu kişinin klinik özelliklerine göre belirleniyor.</p>

<p>Bağışıklık sisteminin “kompleman” kolu da hedefte</p>

<p>Araştırmalar IgA nefropatisinde kompleman sistemi adı verilen bağışıklık mekanizmasının da böbrek hasarına katkıda bulunabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bu mekanizmayı hedefleyen ilaçlardan biri iptacopan.</p>

<p>New England Journal of Medicine’da yayımlanan APPLAUSE-IgAN faz 3 araştırmasının ara analizinde, biyopsiyle doğrulanmış IgA nefropatisi bulunan ve destek tedavisine rağmen belirgin proteinürisi devam eden hastalar değerlendirildi.</p>

<p>Ana çalışma grubuna 443 hasta alındı. Önceden planlanan ara etkinlik analizinde ilk 250 hasta incelendi.</p>

<p>Dokuzuncu ayda idrar protein-kreatinin oranı iptacopan alanlarda plaseboya kıyasla yaklaşık yüzde 38 daha düşük bulundu.</p>

<p>Bu bulgu önemli olmakla birlikte araştırmanın ara analizinin temel hedefi proteinürideki değişimdi. Böbrek fonksiyonlarının uzun dönem korunması ayrı ve daha uzun takip gerektiren bir klinik sonuçtur.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önem taşıyor: İdrardaki proteinin azalması umut verici bir gösterge olsa da tek başına uzun vadede böbrek yetmezliğinin kesin olarak önlendiği anlamına gelmez.</p>

<p>Atrasentan araştırmaları da proteinüriye odaklandı</p>

<p>Bir diğer yeni yaklaşım, endotelin adı verilen ve böbrekte damar yapısı ile protein kaçağında rol oynayan sistemi hedefliyor.</p>

<p>Atrasentan ile gerçekleştirilen ALIGN faz 3 araştırmasının önceden planlanmış ara analizinde, biyopsiyle doğrulanmış IgA nefropatisi bulunan yetişkinler değerlendirildi.</p>

<p>İlk 270 hastanın 36 haftalık değerlendirmesinde idrar protein-kreatinin oranı atrasentan grubunda yaklaşık yüzde 38 azalırken, plasebo grubunda düşüş yaklaşık yüzde 3 düzeyinde kaldı.</p>

<p>Araştırmada sıvı tutulması atrasentan grubunda biraz daha sık görüldü. Bu tür bulgular, yeni tedaviler değerlendirilirken yalnızca etkinliğin değil güvenliğin de neden yakından izlenmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>Yeni ilaçlar “mucize tedavi” anlamına gelmiyor</p>

<p>IgA nefropatisinde son yıllarda ortaya çıkan gelişmeler heyecan verici olsa da önemli bir nokta gözden kaçırılmamalı.</p>

<p>Hastalık tek bir mekanizmadan kaynaklanmıyor.</p>

<p>Bağırsaktaki bağışıklık yanıtı, anormal IgA oluşumu, bağışıklık kompleksleri, kompleman sistemi, böbrek içindeki basınç ve iltihabi süreçler hastalığın farklı aşamalarında rol oynayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle geleceğin IgA nefropatisi tedavisinin, hastanın riskine ve hastalığın baskın mekanizmasına göre farklı tedavilerin seçilmesi veya bazı durumlarda birlikte kullanılması üzerine şekillenmesi bekleniyor.</p>

<p>Yeni seçeneklerin artması önemli bir ilerleme olsa da uzun dönem böbrek sonuçları, ilaçların birbirleriyle nasıl sıralanacağı ve hangi hastanın hangi tedaviden en fazla yarar göreceği konularında araştırmalar devam ediyor.</p>

<p>Beslenme hastalığı ortadan kaldırabilir mi?</p>

<p>IgA nefropatisini ortadan kaldırdığı kanıtlanmış özel bir diyet bulunmuyor.</p>

<p>Ancak böbrekleri korumaya yönelik yaşam tarzı önlemleri tedavinin önemli bir parçası.</p>

<p>Özellikle fazla tuz tüketimi kan basıncını yükseltebilir ve proteinürinin kontrolünü zorlaştırabilir. Bu nedenle tuz tüketiminin azaltılması çoğu hastada böbrek koruyucu yaklaşımın parçalarından biridir.</p>

<p>Protein tüketiminin ise gelişigüzel biçimde aşırı azaltılması doğru değildir. Kişinin böbrek fonksiyonuna ve beslenme durumuna göre ihtiyaçları değişebilir.</p>

<p>Bitkisel ürünlerin de “doğal olduğu için böbreğe zarar vermeyeceği” düşünülmemeli. Bazı bitkisel takviyeler böbreklere zarar verebilir veya kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ağrı kesiciler konusunda dikkat</p>

<p>Kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde reçetesiz kullanılan bazı ağrı kesiciler ayrıca önem taşır.</p>

<p>Özellikle nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar olarak bilinen bazı ağrı kesiciler, uygun olmayan kişilerde veya kontrolsüz kullanıldığında böbrek kan akımını etkileyebilir ve böbrek fonksiyonlarının bozulmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle IgA nefropatisi bulunan bir kişinin sık ağrı kesici kullanması gerekiyorsa bunun sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>Hastalık yıllarca sessiz kalabilir</p>

<p>IgA nefropatisinin önemli özelliklerinden biri, böbrek hasarı ilerlerken kişinin uzun süre ciddi bir şikâyet yaşamayabilmesidir.</p>

<p>Böbrek fonksiyonları belirgin şekilde azalana kadar yorgunluk, bulantı, kaşıntı veya yaygın şişlik gibi ileri dönem belirtiler ortaya çıkmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle tanı almış kişilerde yalnızca “kendimi iyi hissediyorum” düşüncesiyle kontrolleri bırakmak doğru değildir.</p>

<p>Kan basıncı, idrardaki protein miktarı ve böbreğin süzme kapasitesinin zaman içindeki değişimi hastalığın gidişini anlamada tek bir ölçümden çok daha değerlidir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>İdrarda gözle görülür kan bulunması değerlendirilmesi gereken bir bulgudur. Bunun nedeni IgA nefropatisi olabileceği gibi idrar yolu enfeksiyonları, taş hastalığı ve başka böbrek veya idrar yolu sorunları da olabilir.</p>

<p>Tekrarlayan kanlı idrar, kalıcı köpüklü idrar, idrar tahlilinde protein saptanması, açıklanamayan yüksek tansiyon veya bacaklarda şişlik varsa tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>İdrar miktarında belirgin azalma, hızla artan yaygın şişlik, ciddi nefes darlığı veya genel durumda belirgin bozulma ise daha hızlı değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>IgA nefropatisinde asıl mesele yalnızca hastalığa isim koymak değildir. Böbreğin ne kadar risk altında olduğunu erken belirlemek ve böbrek fonksiyonlarını mümkün olduğunca uzun süre korumaktır.</p>

<p>Yeni tedaviler bu hedef için daha fazla seçenek sunuyor. Fakat en güçlü yaklaşım hâlâ hastalığın kişiye özgü riskinin belirlenmesi, proteinürinin yakından izlenmesi, kan basıncının kontrol edilmesi ve uygun tedavinin doğru hastaya seçilmesidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Kidney International – Executive summary of the KDIGO 2025 Clinical Practice Guideline for the Management of Immunoglobulin A Nephropathy and Immunoglobulin A Vasculitis – Jürgen Floege ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1016/j.kint.2025.04.003</li>
 <li>New England Journal of Medicine – Alternative Complement Pathway Inhibition with Iptacopan in IgA Nephropathy – Vlado Perkovic, Jonathan Barratt, Brad Rovin ve arkadaşları; APPLAUSE-IgAN Investigators – 2025 – DOI: 10.1056/NEJMoa2410316</li>
 <li>New England Journal of Medicine – Atrasentan in Patients with IgA Nephropathy – Hiddo J. L. Heerspink, Meg Jardine, Donald E. Kohan ve arkadaşları; ALIGN Study Investigators – 2025 – DOI: 10.1056/NEJMoa2409415</li>
 <li>The Lancet – Efficacy and safety of a targeted-release formulation of budesonide in patients with primary IgA nephropathy (NefIgArd): 2-year results from a randomised phase 3 trial – Richard Lafayette, Jens Kristensen, Andrew Stone ve arkadaşları; NefIgArd Trial Investigators – 2023 – DOI: 10.1016/S0140-6736(23)01554-4</li>
 <li>The Lancet – Efficacy and safety of sparsentan versus irbesartan in patients with IgA nephropathy (PROTECT): 2-year results from a randomised, active-controlled, phase 3 trial – Brad H. Rovin, Jonathan Barratt, Hiddo J. L. Heerspink ve arkadaşları; PROTECT Investigators – 2023 – DOI: 10.1016/S0140-6736(23)02302-4</li>
 <li>Kidney Medicine – IgA Nephropathy: An Overview of the Clinical Trials – 2025 – DOI: 10.1016/j.xkme.2025.101078</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/idrardaki-kan-ve-protein-sessiz-bir-bobrek-hastaliginin-isareti-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 20:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8580.jpeg" type="image/jpeg" length="98227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Motosiklet videolarıyla tanınan Ceyda Yakova trafik kazasında hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/motosiklet-videolariyla-taninan-ceyda-yakova-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/motosiklet-videolariyla-taninan-ceyda-yakova-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medyada motosiklet sürüş videolarıyla tanınan, geçmişte voleybol oynayan Ceyda Yakova’nın 22 yaşında hayatını kaybettiği bildirildi. Genç yaşta gelen ölüm haberi ailesi, arkadaşları ve takipçilerini yasa boğdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sosyal medyada paylaştığı motosiklet videolarıyla geniş bir takipçi kitlesine ulaşan Ceyda Yakova, 22 yaşında hayatını kaybetti. Yakova’nın 17 Ağustos 2026’da geçirdiği trafik kazasının ardından yaşamını yitirdiği yönündeki haberler kamuoyuna yansıdı.</p>

<p>Genç yaşta gelen ölüm haberi, Yakova’nın ailesi ve yakınlarının yanı sıra sosyal medya takipçileri ile spor çevrelerinde büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>SPOR GEÇMİŞİ DE VARDI</p>

<p>Ceyda Yakova yalnızca sosyal medya paylaşımlarıyla değil, spor geçmişiyle de tanınıyordu.</p>

<p>17 Aralık 2003 doğumlu olan Yakova’nın bir dönem voleybol oynadığı, Teşvikiye Spor Kulübü ve Kapaklı Site Spor bünyesinde forma giydiği belirtildi. Eski kulüplerinin de genç ismin vefatının ardından taziye mesajları yayımladığı bildirildi.</p>

<p>Yakova’nın İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü mezunu olduğu da aktarıldı.</p>

<p>MOTOSİKLET VİDEOLARIYLA TANINIYORDU</p>

<p>Ceyda Yakova, özellikle motosiklet kullanırken çektiği görüntüler ve günlük yaşamından kesitlerle sosyal medyada dikkat çekiyordu. Motosiklet temalı içerikleri sayesinde zaman içerisinde geniş bir takipçi kitlesine ulaşmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yakova’nın daha önce de bir motosiklet kazası geçirdiği bilgisi gündeme geldi. Bazı kaynaklarda genç içerik üreticisinin Nisan 2026’da yaşadığı bir kazadan sağ kurtulduğu ve motosikletinin hasar gördüğünü sosyal medya hesabından paylaştığı belirtildi.</p>

<p>KAZANIN AYRINTILARI HENÜZ NETLEŞMEDİ</p>

<p>Ceyda Yakova’nın 17 Ağustos’ta meydana gelen bir trafik kazasının ardından hayatını kaybettiği çok sayıda haber kaynağında yer alırken, kazanın oluş şekline ilişkin ayrıntılar henüz netlik kazanmadı.</p>

<p>Kazanın nerede ve nasıl meydana geldiği, başka bir aracın kazaya karışıp karışmadığı konusunda kamuoyuna yansıyan doğrulanmış ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle sosyal medyada kazanın nasıl gerçekleştiğine ilişkin ileri sürülen iddiaların resmi bilgiler açıklanana kadar ihtiyatla değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Yakova’nın cenazesinin 18 Ağustos’ta ailesi ve sevenlerinin katılımıyla toprağa verildiği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/motosiklet-videolariyla-taninan-ceyda-yakova-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 19:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8574.jpeg" type="image/jpeg" length="47786"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Genç doktor Can Badlo trafik kazasında hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/genc-doktor-can-badlo-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/genc-doktor-can-badlo-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da meydana gelen trafik kazasında İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Dr. Can Badlo hayatını kaybetti. Basın Ekspres Yolu’nun Bağcılar mevkiinde motosikletiyle seyreden Badlo’nun hafriyat kamyonuyla yaşadığı kazanın ardından yaşamını yitirdiği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Genç doktor Can Badlo trafik kazasında hayatını kaybetti</p>

<p>İstanbul’da meydana gelen trafik kazası genç bir doktorun hayatına mal oldu. İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Dr. Can Badlo, Basın Ekspres Yolu’nun Bağcılar mevkiinde motosikletiyle seyir halindeyken meydana gelen kazada yaşamını yitirdi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre kaza saat 11.15 sıralarında meydana geldi. Can Badlo’nun kullandığı motosiklet ile aynı yönde seyreden bir hafriyat kamyonunun karıştığı kazanın ardından çevrede bulunanların ihbarı üzerine bölgeye polis, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Ekipler uzun süre kurtarmak için çalıştı</p>

<p>Kaza sonrasında kamyonun altında kalan Badlo’nun bulunduğu yerden çıkarılması için itfaiye ekipleri çalışma başlattı. Polis ekipleri de bölgede güvenlik önlemi alarak trafik akışını kontrollü şekilde sürdürdü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaklaşık 45 dakika süren çalışmanın ardından bulunduğu yerden çıkarılan Can Badlo’nun sağlık ekiplerince yapılan kontrolünde hayatını kaybettiği belirlendi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p>

<p>İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuydu</p>

<p>Dr. Can Badlo’nun İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olduğu öğrenildi.</p>

<p>İstanbul Medipol Üniversitesi de Badlo’nun vefatının ardından bir taziye mesajı yayımladı. Üniversitenin açıklamasında, Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aylin Rezvani’nin oğlu ve Tıp Fakültesi mezunu Can Badlo’nun vefatından duyulan üzüntü dile getirildi.</p>

<p>Üniversite, Badlo’ya Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve üniversite camiasına başsağlığı diledi.</p>

<p>Prof. Dr. Aylin Rezvani’nin oğluydu</p>

<p>Can Badlo’nun, Ferhad Badlo ile Prof. Dr. Aylin Rezvani’nin oğlu olduğu bildirildi.</p>

<p>Prof. Dr. Aylin Rezvani, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon alanındaki akademik çalışmalarıyla tanınıyor. İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüten Rezvani, tıp eğitimini İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinde tamamladı.</p>

<p>Genç yaşta yaşamını yitiren Dr. Can Badlo’nun vefatı ailesi, yakınları, arkadaşları ve üniversite camiasında büyük üzüntüye neden oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/genc-doktor-can-badlo-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 19:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8571.jpeg" type="image/jpeg" length="83194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[18 yaşındaki Ousmane Diabate İngiltere yolunda: Newcastle ile anlaşma]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/18-yasindaki-ousmane-diabate-ingiltere-yolunda-newcastle-ile-anlasma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/18-yasindaki-ousmane-diabate-ingiltere-yolunda-newcastle-ile-anlasma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere Premier Lig ekibi Newcastle United, Gençlerbirliği forması giyen 18 yaşındaki orta saha oyuncusu Ousmane Diabate’nin transferi için anlaşmaya vardı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fabrizio Romano’nun aktardığı bilgilere göre genç futbolcu, Avrupa’dan gelen üç farklı teklife rağmen Newcastle projesini tercih etti. Transferin tamamlanmasının ardından Diabate’nin Gençlerbirliği’nde kiralık olarak forma giymeye devam etmesi planlanıyor.</p>

<p>Newcastle, Ousmane Diabate için Gençlerbirliği ile anlaştı</p>

<p>Gençlerbirliği’nin genç yeteneği Ousmane Diabate, İngiltere Premier Lig’in köklü ekiplerinden Newcastle United’a transfer olmaya hazırlanıyor.</p>

<p>Transfer piyasasının önde gelen isimlerinden Fabrizio Romano, Newcastle United’ın 18 yaşındaki orta saha oyuncusunun transferi konusunda Gençlerbirliği ile anlaşmaya vardığını duyurdu.</p>

<p>Romano’nun paylaştığı bilgiye göre Newcastle, Avrupa kulüplerinin de yakından takip ettiği genç futbolcu için yürüttüğü görüşmelerde sonuca ulaştı.</p>

<p>Üç Avrupa kulübü daha istedi</p>

<p>Ousmane Diabate’nin Newcastle dışında Avrupa’dan üç farklı kulübün teklifini değerlendirdiği, ancak tercihini İngiliz kulübünün projesinden yana kullandığı belirtildi.</p>

<p>Genç oyuncuya yönelik Premier Lig ilgisinin bir süredir devam ettiği, Newcastle’ın ise Diabate’yi uzun vadeli yapılanmasının önemli genç oyuncularından biri olarak değerlendirdiği ifade ediliyor.</p>

<p>İngiliz basınında yer alan bilgilere göre Tottenham ve Brentford gibi Premier Lig ekiplerinin de genç orta saha oyuncusunu takip eden kulüpler arasında bulunduğu öne sürüldü.</p>

<p>Gençlerbirliği’nde kiralık kalacak</p>

<p>Transferin dikkat çeken ayrıntısı ise Ousmane Diabate’nin hemen İngiltere’ye götürülmeyecek olması.</p>

<p>Fabrizio Romano’nun aktardığı plana göre Newcastle United, transfer işlemlerinin tamamlanmasının ardından 18 yaşındaki futbolcuyu Gençlerbirliği’ne kiralayacak.</p>

<p>Böylece Diabate gelişimini ve düzenli forma şansı bulduğu süreci Ankara ekibinde sürdürecek, bonservisi ise Newcastle United’a geçecek.</p>

<p>Bu formülün genç oyuncunun gelişimini kesintiye uğratmadan Premier Lig’e hazırlanmasını sağlamayı amaçladığı değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gençlerbirliği’nden Premier Lig’e</p>

<p>Gine futbolunun gelecek vadeden isimlerinden biri olarak gösterilen Diabate, Gençlerbirliği’ne ülkesinin Académie SOAR takımından gelmişti.</p>

<p>Orta sahadaki fizik gücü, mücadele kapasitesi ve genç yaşına rağmen gösterdiği performansla dikkat çeken futbolcu kısa sürede Avrupa kulüplerinin radarına girdi.</p>

<p>Newcastle’ın transferi sonuçlandırması halinde Gençlerbirliği, henüz 18 yaşındaki bir futbolcuyu doğrudan Premier Lig’in önemli kulüplerinden birine kazandırmış olacak.</p>

<p>Transferin resmiyet kazanması için kulüplerin resmi açıklamalarının ve işlemlerin tamamlanması bekleniyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Fabrizio Romano</li>
 <li>Coming Home Newcastle</li>
 <li>İngiliz basını</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/18-yasindaki-ousmane-diabate-ingiltere-yolunda-newcastle-ile-anlasma</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8568.jpeg" type="image/jpeg" length="98580"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’dan Ismaila Sarr bombası: Crystal Palace’a resmi teklif]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-ismaila-sarr-bombasi-crystal-palacea-resmi-teklif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-ismaila-sarr-bombasi-crystal-palacea-resmi-teklif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray, kanat transferinde rotasını Premier Lig’e çevirdi. Fabrizio Romano’nun aktardığı bilgiye göre sarı-kırmızılılar, Crystal Palace forması giyen Senegalli yıldız Ismaila Sarr için resmi teklif yaptı. Sarr’ın Galatasaray ile görüşmelere açık olduğu belirtilirken, transferde son söz İngiliz kulübünün olacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’da transfer hareketliliği hız kazandı. Sarı-kırmızılıların hücum hattını güçlendirmek amacıyla Premier Lig’den dikkat çeken bir isim için resmi girişimde bulunduğu öne sürüldü.</p>

<p>Transfer haberleriyle tanınan İtalyan gazeteci Fabrizio Romano, Galatasaray’ın Crystal Palace’ın Senegalli kanat oyuncusu Ismaila Sarr için resmi teklif yaptığını duyurdu.</p>

<p>Romano’nun paylaştığı bilgilere göre Galatasaray yönetimi, kanat bölgesindeki transfer hedefleri arasında yer alan Sarr için Crystal Palace’ın kapısını resmi teklifle çaldı.</p>

<p>Ismaila Sarr görüşmelere açık</p>

<p>Transferde dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise oyuncunun yaklaşımı oldu. Romano, Ismaila Sarr’ın Galatasaray ile olası transfer görüşmelerine açık olduğunu belirtti.</p>

<p>Ancak transferin gerçekleşmesi için Crystal Palace’ın ikna edilmesi gerekiyor. İngiliz ekibinin Sarr’ı kadrosunun önemli oyuncularından biri olarak gördüğü ve sürecin kulüpler arasındaki görüşmelere bağlı olduğu ifade edildi.</p>

<p>Bu nedenle mevcut aşamada transferin tamamlandığından ya da tarafların anlaşmaya vardığından söz etmek mümkün değil.</p>

<p>Galatasaray kanat transferini hızlandırdı</p>

<p>Sarı-kırmızılı yönetimin Sarr için doğrudan resmi teklif aşamasına geçmesi, kanat transferindeki arayışın somut bir boyuta ulaştığını gösteriyor.</p>

<p>Hızı, açık alandaki etkinliği ve hücum hattının farklı bölgelerinde görev yapabilmesiyle tanınan Senegalli futbolcu, Premier Lig tecrübesiyle de dikkat çekiyor.</p>

<p>25 Şubat 1998 doğumlu Sarr, Senegal Milli Takımı’nın da önemli hücum oyuncuları arasında bulunuyor. 2026 yılı Senegal kadro kayıtlarında da Crystal Palace oyuncusu olarak yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gözler Crystal Palace’ın kararında</p>

<p>Transfer sürecinin bundan sonraki kritik noktası Crystal Palace’ın Galatasaray’dan gelen teklife vereceği yanıt olacak.</p>

<p>Sarr’ın görüşmelere açık olması sarı-kırmızılılar açısından önemli bir avantaj olarak değerlendirilirken, İngiliz kulübünün oyuncuyu takımın kilit isimlerinden biri olarak görmesi pazarlıkların kolay olmayabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Galatasaray ile Crystal Palace arasında anlaşma sağlanması halinde sarı-kırmızılıların kanat transferinde önemli bir hamle gerçekleştirmesi gündeme gelecek.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Fabrizio Romano</li>
 <li>Crystal Palace</li>
 <li>Confederation of African Football (CAF)</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-ismaila-sarr-bombasi-crystal-palacea-resmi-teklif</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 19:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8565.jpeg" type="image/jpeg" length="78136"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Evde Tansiyon Ölçerken Yapılan 7 Hata Sonucu Değiştirebilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/evde-tansiyon-olcerken-yapilan-7-hata-sonucu-degistirebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/evde-tansiyon-olcerken-yapilan-7-hata-sonucu-degistirebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tansiyon aletinin gösterdiği rakam her zaman gerçek dinlenme tansiyonunuzu yansıtmayabilir. Kolun konumundan manşet ölçüsüne kadar günlük ayrıntılar sonucu belirgin biçimde etkileyebilir.<br />
HABER<br />
Evde Tansiyon Ölçerken Yapılan 7 Hata Sonucu Değiştirebilir<br />
Tansiyon aletini kolunuza taktınız, düğmeye bastınız ve ekranda beklediğinizden yüksek bir değer gördünüz. İlk düşünceniz “Tansiyonum yükseldi” olabilir. Oysa bazen sorun tansiyonun kendisinden çok, ölçümün nasıl yapıldığıyla ilgilidir.<br />
Merdiven çıktıktan hemen sonra ölçmek, kolu aşağıda bırakmak, konuşmak, bacak bacak üstüne atmak veya kola uygun olmayan manşet kullanmak tansiyon değerini değiştirebilir. Bu nedenle evde tansiyon takibinde yalnızca ekrandaki rakama değil, o rakamın hangi koşullarda elde edildiğine de bakmak gerekir.<br />
Araştırmalar, özellikle yanlış manşet seçimi ve kolun yanlış konumlandırılmasının bazı kişilerde klinik açıdan önemli ölçüm hatalarına yol açabileceğini gösteriyor.<br />
Doğru bir ev ölçümünün temel kuralı basit: Aynı cihazla, doğru teknikle ve mümkün olduğunca benzer koşullarda ölçüm yapmak.<br />
Tansiyon neden her ölçümde aynı çıkmıyor?<br />
Tansiyon, kanın damar duvarlarına uyguladığı basıncı gösterir ve gün boyunca doğal olarak değişir.<br />
Ölçüm ekranındaki üst sayı sistolik tansiyondur. Kalbin kasılıp kanı vücuda pompaladığı sıradaki basıncı gösterir.<br />
Alttaki sayı ise diyastolik tansiyondur. Kalbin iki atım arasında gevşediği dönemdeki basıncı ifade eder.<br />
Fiziksel aktivite, stres, ağrı, uyku, kafein, sigara, bazı ilaçlar ve ölçüm sırasındaki vücut pozisyonu tansiyonu etkileyebilir. Bu nedenle birbirinden birkaç dakika arayla yapılan iki ölçümün bile tamamen aynı olması beklenmez.<br />
Evde tansiyon ölçmenin avantajı, tek bir rakam yerine günler boyunca alınan ölçümlerden kişinin genel tansiyon seyrinin görülebilmesidir.<br />
Ancak bunun için ölçüm tekniğinin doğru olması gerekir.<br />
1. Ölçmeden önce dinlenmemek<br />
Marketten geldiniz, hızlı yürüdünüz, merdiven çıktınız veya ev işi yaptınız. Ardından hemen tansiyonunuzu ölçtünüz.<br />
Bu durumda cihazın gösterdiği değer, gerçek dinlenme tansiyonunuzdan farklı olabilir.<br />
Standart ölçümden önce kişinin sakin bir ortamda yaklaşık 5 dakika oturarak dinlenmesi önerilir.<br />
Bu sırada sırt desteklenmeli, ayaklar yerde olmalı ve konuşulmamalıdır.<br />
Amaç tansiyonu yapay biçimde düşürmek değil, vücudun dinlenme koşullarındaki kan basıncını ölçebilmektir.<br />
2. Kahve, sigara veya egzersizden hemen sonra ölçmek<br />
Sabah kahvenizi içerken tansiyonunuzu ölçmek pratik görünebilir. Ancak kafein bazı kişilerde tansiyonun kısa süreli yükselmesine neden olabilir.<br />
Benzer şekilde sigara ve egzersiz de ölçüm öncesindeki kan basıncını etkileyebilir.<br />
Bu nedenle standart bir ev ölçümü yapılacaksa yaklaşık 30 dakika öncesinde kafein tüketilmemesi, sigara içilmemesi ve egzersiz yapılmaması önerilir.<br />
Dolmuş mesane de gözden kaçan etkenlerden biridir. Tansiyon ölçümünden önce tuvalet ihtiyacının giderilmesi daha doğru sonuç alınmasına yardımcı olabilir.<br />
Buradaki amaç kahveyi veya egzersizi kötü bir alışkanlık olarak göstermek değil, ölçüm koşullarını mümkün olduğunca standart hale getirmektir.<br />
3. Yanlış oturmak ve bacak bacak üstüne atmak<br />
Tansiyon koldan ölçüldüğü için oturma biçiminin önemsiz olduğu düşünülebilir. Oysa vücudun pozisyonu sonucu etkileyebilir.<br />
Doğru ölçüm sırasında:<br />
Sırt bir sandalye veya koltuk tarafından desteklenmeli.<br />
Her iki ayak zemine düz basmalı.<br />
Bacaklar çaprazlanmamalı.<br />
Kişi rahat biçimde oturmalı.<br />
Ölçüm sırasında hareket edilmemeli.<br />
Koltukta kaykılarak oturmak, ayakları havada bırakmak veya bacak bacak üstüne atmak standart ölçüm koşullarını bozar.<br />
Birkaç mmHg'lik fark bile özellikle hipertansiyon sınırına yakın değerlerde önem kazanabilir.<br />
4. Kolu aşağıda bırakmak veya desteksiz tutmak<br />
Evde tansiyon ölçerken en sık gözden kaçan ayrıntılardan biri kolun bulunduğu yüksekliktir.<br />
Ölçüm yapılan kol desteklenmeli ve manşetin orta bölümü yaklaşık kalp hizasında bulunmalıdır.<br />
JAMA Internal Medicine’da yayımlanan randomize çapraz çalışmada 133 yetişkin farklı kol pozisyonlarında değerlendirildi. Kolun masa üzerinde kalp hizasında desteklendiği standart pozisyonla karşılaştırıldığında, elin kucakta tutulması sistolik tansiyonu ortalama yaklaşık 4 mmHg daha yüksek gösterdi.<br />
Kolun vücudun yanında desteksiz bırakılması ise sistolik ölçümü ortalama yaklaşık 6,5 mmHg yükseltti. Diyastolik tansiyonda da anlamlı farklılıklar görüldü.<br />
Bu araştırma, “Kolu nereye koyduğum ne kadar önemli olabilir?” sorusunun pratik bir karşılığının bulunduğunu gösteriyor.<br />
En doğru yaklaşım, kolu masa veya uygun yükseklikte başka bir yüzey üzerinde rahat biçimde desteklemektir.<br />
5. Kola uygun olmayan manşet kullanmak<br />
Tansiyon cihazının kolu saran bölümüne manşet denir.<br />
Manşetin büyüklüğünün kişinin üst kol çevresine uygun olması gerekir. Gereğinden küçük manşet özellikle daha geniş kollarda tansiyonun olduğundan yüksek ölçülmesine yol açabilir. Gereğinden büyük manşet ise bazı kişilerde daha düşük değerler oluşturabilir.<br />
JAMA Internal Medicine’da yayımlanan Cuff(SZ) randomize çapraz çalışmasına 195 yetişkin katıldı.<br />
Araştırmada herkeste standart büyüklükte tek manşet kullanmanın ciddi ölçüm hatalarına yol açabildiği görüldü. Ekstra büyük manşete ihtiyaç duyan kişilerde standart manşet kullanılması, sistolik tansiyonu uygun manşetle yapılan ölçüme göre ortalama yaklaşık 19,5 mmHg daha yüksek gösterdi.<br />
Bu fark küçük değildir. Bazı kişilerde tansiyonun hangi kategoride değerlendirileceğini bile değiştirebilir.<br />
Bu nedenle ev tipi tansiyon cihazı seçerken yalnızca cihazın özelliklerine değil, manşetin kişinin kol çevresine uygun olup olmadığına da bakılmalıdır.<br />
Manşet mümkün olduğunca çıplak üst kola yerleştirilmeli; kalın kıyafetlerin üzerinden ölçüm yapılmamalıdır.<br />
6. Ölçüm sırasında konuşmak veya hareket etmek<br />
“Tansiyonumu ölçüyorum, sen anlat ben dinliyorum.”<br />
Günlük hayatta sık rastlanan bu durum doğru tansiyon ölçümü için uygun değildir.<br />
Konuşmak, hareket etmek, telefonla ilgilenmek veya ölçüm sırasında başka bir işle uğraşmak kan basıncını etkileyebilir.<br />
Cihaz çalışmaya başladıktan sonra kişi sessiz ve hareketsiz kalmalıdır.<br />
Televizyonda heyecanlı bir karşılaşmayı izlerken, telefonda tartışırken veya yoğun stres yaşarken alınan bir değerin standart dinlenme tansiyonu gibi değerlendirilmesi doğru değildir.<br />
Tansiyon ölçümü için birkaç dakikalık sakin bir ortam oluşturmak yeterlidir.<br />
7. Tek ölçüm yapıp sonuca karar vermek<br />
Evde tansiyon takibinin en önemli kurallarından biri tek rakama gereğinden fazla anlam yüklememektir.<br />
Tansiyon doğal olarak değişkendir. İlk ölçüm ikinci ölçümden daha yüksek veya düşük olabilir.<br />
Evde takip yapılırken genellikle aynı oturumda 1–2 dakika arayla iki ölçüm alınması önerilir.<br />
2024 Avrupa Kardiyoloji Derneği kılavuzu, evde tansiyon takibinde sabah ve akşam ölçüm yapılmasını ve her ölçüm oturumunda iki değer alınmasını öneriyor.<br />
Ölçümlerin en az 3 gün, 7 güne kadar sürdürülmesi önerilir. İlk günlerde elde edilen ortalama karar sınırına yakınsa ölçümlerin 7 güne tamamlanması daha güvenilir bir tablo sağlayabilir.<br />
Amaç bir hafta boyunca en yüksek veya en düşük rakamı bulmak değil, standart koşullarda alınan ölçümlerin ortalamasını değerlendirmektir.<br />
Sabah tansiyonu ne zaman ölçülmeli?<br />
Sabah ölçümünün zamanı da önemlidir.<br />
Evde düzenli takip yapılıyorsa sabah tansiyonunun genellikle kahvaltıdan ve tansiyon ilacı alınmadan önce, ancak yataktan kalkar kalkmaz değil, birkaç dakikalık dinlenmenin ardından ölçülmesi önerilir.<br />
Akşam ölçümleri de mümkün olduğunca benzer koşullarda yapılmalıdır.<br />
Her gün tamamen aynı saatte ölçüm zorunlu değildir; ancak benzer zamanlarda ve benzer koşullarda yapılan ölçümler karşılaştırmayı kolaylaştırır.<br />
Kişinin hekimi farklı bir takip planı önermişse o programa uyulması gerekir.<br />
Evde tansiyon ölçmenin doğru yolu nedir?<br />
Evde güvenilir bir ölçüm için şu sıra izlenebilir:<br />
Mümkünse doğruluğu bağımsız standartlara göre değerlendirilmiş, üst koldan ölçüm yapan otomatik bir cihaz kullanın.<br />
Kola uygun büyüklükte manşet seçin.<br />
Ölçümden önce yaklaşık 5 dakika dinlenin.<br />
Son 30 dakika içinde egzersiz, sigara ve kafeinden kaçının.<br />
Tuvalet ihtiyacınızı giderin.<br />
Sırtınızı destekleyerek oturun.<br />
Ayaklarınızı yere düz basın.<br />
Bacak bacak üstüne atmayın.<br />
Manşeti çıplak üst kola yerleştirin.<br />
Kolu destekleyin ve manşeti yaklaşık kalp hizasında tutun.<br />
Ölçüm sırasında konuşmayın ve hareket etmeyin.<br />
İlk ölçümden 1–2 dakika sonra ikinci ölçümü yapın.<br />
Sonuçları tarih ve saatle kaydedin.<br />
Bu küçük ayrıntılar, günler veya aylar boyunca tutulan tansiyon kayıtlarının çok daha anlamlı olmasını sağlar.<br />
Evde hangi tansiyon değeri yüksek kabul edilir?<br />
Burada önemli bir ayrıntı vardır: Evde ölçülen tansiyon ile sağlık kuruluşunda ölçülen tansiyon için kullanılan değerlendirme eşikleri her zaman aynı değildir.<br />
2024 Avrupa Kardiyoloji Derneği kılavuzuna göre, doğru teknikle yapılan ev ölçümlerinin ortalamasının 135/85 mmHg veya üzerinde olması hipertansiyon açısından değerlendirilmesi gereken düzeydir.<br />
Ancak tek bir ölçümün 135/85 mmHg veya üzerinde olması tek başına hipertansiyon tanısı koydurmaz.<br />
Tanıda farklı günlerde yapılan ölçümler, kişinin genel kalp-damar riski, kullandığı ilaçlar, eşlik eden hastalıklar ve gerektiğinde 24 saatlik tansiyon takibi birlikte değerlendirilebilir.<br />
Ayrıca farklı ülkelerde ve farklı kılavuzlarda tansiyon sınıflandırmaları arasında bazı farklılıklar bulunabilir.<br />
Bu nedenle özellikle sınırda değerlerde tek bir internet tablosuna bakarak kendi kendine tanı koymak doğru değildir.<br />
İlk ölçüm yüksek, ikincisi düşük çıkarsa ne anlama gelir?<br />
Bu durum oldukça sık görülebilir.<br />
İlk ölçüm sırasında kişi henüz tam olarak dinlenmemiş olabilir veya ölçümün oluşturduğu heyecan tansiyonu etkileyebilir.<br />
Bir iki dakika sonra yapılan ikinci ölçümde daha düşük bir değer görülebilir.<br />
Bu nedenle iki ölçümün birbirinden farklı olması tek başına cihazın bozuk olduğu anlamına gelmez.<br />
Ancak ölçümler arasında sürekli çok büyük farklar varsa veya evdeki cihaz sağlık kuruluşundaki ölçümlerden belirgin biçimde farklı sonuçlar veriyorsa cihazın ve ölçüm tekniğinin kontrol edilmesi yararlı olabilir.<br />
Sağ ve sol kolda tansiyon farklı çıkabilir mi?<br />
Evet. İki kol arasında küçük tansiyon farklılıkları görülebilir.<br />
İlk klinik değerlendirmede tansiyonun her iki koldan ölçülmesi önerilir.<br />
Tekrarlanan ölçümlerde iki kolun sistolik değerleri arasında 10 mmHg’den fazla ve kalıcı bir fark bulunuyorsa sonraki takiplerde genellikle daha yüksek tansiyon ölçülen kol kullanılır.<br />
Belirgin farkın devam etmesi sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir.<br />
Evde düzenli takip yaparken de mümkün olduğunca aynı kolun kullanılması, günler arasındaki karşılaştırmayı daha güvenilir hale getirir.<br />
Bilekten ölçen tansiyon aletleri güvenilir mi?<br />
Bilekten ölçen cihazlar taşınabilir ve kullanımı kolay olabilir. Ancak bileğin kalp hizasında tutulması gibi teknik ayrıntılara oldukça duyarlıdır.<br />
Bu nedenle standart ev takibinde, uygun büyüklükte manşeti bulunan ve doğruluğu değerlendirilmiş üst kol cihazları genellikle tercih edilir.<br />
Cihazın pahalı olması tek başına doğru ölçtüğü anlamına gelmez. Asıl önemli olan kullanılan modelin doğrulanmış olması, manşetin uygun büyüklükte seçilmesi ve cihazın doğru teknikle kullanılmasıdır.<br />
Tansiyon cihazını sağlık kuruluşundaki cihazla karşılaştırmak gerekir mi?<br />
Evdeki cihazın sürekli beklenmedik değerler vermesi halinde ölçüm tekniği önce yeniden gözden geçirilmelidir.<br />
Cihazın sağlık kuruluşuna götürülerek profesyonel ölçümle karşılaştırılması da yararlı olabilir.<br />
Özellikle uzun süredir kullanılan cihazlarda veya ev ölçümleriyle sağlık kuruluşundaki değerler arasında sürekli büyük fark bulunduğunda bu kontrol önem kazanır.<br />
Tek bir yüksek değer acil durum anlamına gelir mi?<br />
Çoğu zaman hayır.<br />
Tek bir yüksek ölçüm görüldüğünde önce kişinin sakinleşmesi, doğru pozisyonda oturması ve ölçümün yeniden yapılması gerekir.<br />
Ancak çok yüksek değerler ölçüm hatası olduğu düşünülerek görmezden gelinmemelidir.<br />
Sistolik tansiyon 180 mmHg’nin üzerinde ve/veya diyastolik tansiyon 120 mmHg’nin üzerinde ölçülürse, ölçüm kısa bir süre sonra doğru teknikle tekrarlanmalıdır.<br />
Değer ikinci ölçümde de bu düzeydeyse, ciddi bir belirti bulunmasa bile sağlık profesyoneliyle hızlı biçimde iletişime geçilmesi gerekir.<br />
Çok yüksek tansiyona göğüs ağrısı, belirgin nefes darlığı, ani konuşma bozukluğu, yüzde, kolda veya bacakta ani güçsüzlük ya da uyuşma, görmede ani değişiklik veya bilinç değişikliği gibi belirtiler eşlik ediyorsa acil sağlık hizmetine gecikmeden başvurulmalıdır.<br />
“Tansiyonum bir kez normal çıktı, sorun yok” düşüncesi de yanıltabilir<br />
Ölçüm hataları yalnızca yüksek değer oluşturmaz. Bir kişinin tansiyonu bazı zamanlarda normal, bazı zamanlarda yüksek olabilir.<br />
Bu nedenle hipertansiyon değerlendirmesinde tek bir normal ölçüm de her zaman yeterli değildir.<br />
Evde düzenli takip özellikle sağlık kuruluşunda yüksek çıkan ancak evde normal seyreden kişilerde “beyaz önlük hipertansiyonunun”, sağlık kuruluşunda normal olduğu halde evde veya günlük yaşamda yüksek seyreden kişilerde ise “maskeli hipertansiyonun” fark edilmesine yardımcı olabilir.<br />
Kesin değerlendirme gerektiğinde 24 saat boyunca belirli aralıklarla tansiyon ölçen ambulatuvar cihazlardan da yararlanılabilir.<br />
Evde tansiyon takibinde amaç en düşük rakamı bulmak değildir<br />
Bazı kişiler cihaz yüksek değer gösterdiğinde tekrar tekrar ölçüm yaparak daha düşük bir sayı görmeye çalışır.<br />
Bu yaklaşım sağlıklı bir takip yöntemi değildir.<br />
Amaç “iyi” bir rakam yakalamak değil, vücudun gerçek durumunu mümkün olduğunca doğru biçimde kaydetmektir.<br />
Bunun için ölçüm koşullarının standart olması, sonuçların kaydedilmesi ve tek bir rakamdan çok günler boyunca elde edilen ortalamanın ve eğilimin değerlendirilmesi gerekir.<br />
Kolun birkaç santimetre aşağıda olması, yanlış manşet kullanılması veya ölçüm sırasında sohbet etmek küçük ayrıntılar gibi görünebilir. Ancak bilimsel araştırmalar bazı hataların ölçülen değeri klinik kararları etkileyebilecek kadar değiştirebildiğini gösteriyor.<br />
Tansiyon takibinde doğru kararın ilk şartı doğru ölçümdür.<br />
KAYNAKLAR<br />
European Heart Journal – 2024 ESC Guidelines for the management of elevated blood pressure and hypertension – McEvoy JW, McCarthy CP, Bruno RM ve çalışma grubu – 2024 – DOI: 10.1093/eurheartj/ehae178<br />
JAMA Internal Medicine – Arm Position and Blood Pressure Readings: The ARMS Crossover Randomized Clinical Trial – Liu H, Zhao D, Sabit A ve çalışma grubu – 2024 – DOI: 10.1001/jamainternmed.2024.5213<br />
JAMA Internal Medicine – Effects of Cuff Size on the Accuracy of Blood Pressure Readings: The Cuff(SZ) Randomized Crossover Trial – Ishigami J, Charleston J, Miller ER III, Matsushita K, Appel LJ, Brady TM – 2023 – DOI: 10.1001/jamainternmed.2023.3264<br />
Hypertension – Measurement of Blood Pressure in Humans: A Scientific Statement From the American Heart Association – Muntner P, Shimbo D, Carey RM ve çalışma grubu – 2019 – DOI: 10.1161/HYP.0000000000000087<br />
Journal of Hypertension – Sources of inaccuracy in the measurement of adult patients’ resting blood pressure in clinical settings: a systematic review – Kallioinen N, Hill A, Horswill MS, Ward HE, Watson MO – 2017 – DOI: 10.1097/HJH.0000000000001197<br />
Journal of Hypertension – 2021 European Society of Hypertension practice guidelines for office and out-of-office blood pressure measurement – Stergiou GS, Palatini P, Parati G, O’Brien E ve çalışma grubu – 2021 – DOI: 10.1097/HJH.0000000000002843<br />
Circulation – 2025 AHA/ACC/AANP/AAPA/ABC/ACCP/ACPM/AGS/AMA/ASPC/NMA/PCNA/SGIM Guideline for the Prevention, Detection, Evaluation, and Management of High Blood Pressure in Adults: A Report of the American College of Cardiology/American Heart Association Joint Committee on Clinical Practice Guidelines – Writing Committee Members – 2025 – DOI: 10.1161/CIR.0000000000001356</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/evde-tansiyon-olcerken-yapilan-7-hata-sonucu-degistirebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 17:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/evde-tansiyon-7-hata-200kb.webp" type="image/jpeg" length="14233"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gece İki Kez veya Daha Fazla Tuvalete Kalkıyorsanız Nedeni Sadece Mesane Olmayabilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/gece-iki-kez-veya-daha-fazla-tuvalete-kalkiyorsaniz-nedeni-sadece-mesane-olmayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/gece-iki-kez-veya-daha-fazla-tuvalete-kalkiyorsaniz-nedeni-sadece-mesane-olmayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gece bir kez tuvalete kalkmak özellikle yaş ilerledikçe sık görülebilir; ancak düzenli olarak iki veya daha fazla kez uyanmak, uyku bozukluğundan]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Gece Kaç Kez İdrara Kalkmak Normal? Noktüri Ne Zaman Önemli?<br />
Gece derin uykudayken tuvalet ihtiyacıyla uyanmak pek çok kişinin yaşadığı bir durum. Bir kez kalkıp yeniden uyumak çoğu zaman fazla önemsenmez. Ancak bu durum her gece tekrarlıyor, gece boyunca iki, üç hatta daha fazla kez yatağınızdan kalkmanıza neden oluyorsa mesele yalnızca “fazla su içmek” olmayabilir.<br />
Gece ana uyku döneminde idrar yapmak için uyanmaya tıpta noktüri adı veriliyor. Noktüri özellikle ileri yaşlarda daha sık görülse de yalnızca yaşlanmaya bağlanabilecek bir durum değil. Mesane ve prostat sorunlarından diyabete, uyku apnesinden kalp ve dolaşım sistemiyle ilişkili sorunlara kadar farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor.<br />
Peki gece kaç kez tuvalete kalkmak normal kabul edilebilir?<br />
Kısa cevap şu: Herkes için geçerli kesin bir “normal sayı” yok. Bir kişinin yaşı, ne kadar ve ne zaman sıvı tükettiği, kullandığı ilaçlar, uyku düzeni ve mevcut hastalıkları değerlendirmeyi değiştirebilir.<br />
Gece bir kez tuvalete kalkmak hastalık anlamına gelir mi?<br />
Uluslararası Kontinans Derneği’nin tanımına göre noktüri, kişinin ana uyku döneminde idrar yapmak amacıyla uyanmasıdır.<br />
Tanımsal olarak ana uyku döneminde idrar yapmak için bir kez bile uyanmak noktüri sayılabilir. Noktüri olarak kabul edilen gece idrarının öncesinde ve sonrasında uyku bulunması gerekir. Bu nedenle kişi sabah uykusunu tamamen bitirip kalktıktan sonra yaptığı ilk idrar noktüri kapsamında değerlendirilmez.<br />
Ancak bu, gece bir kez idrara kalkan herkesin hasta olduğu veya tedaviye ihtiyaç duyduğu anlamına gelmez.<br />
Özellikle yatmadan önce fazla sıvı tüketildiyse, akşam saatlerinde çay veya kahve içildiyse ya da yaş ilerlemişse gece bir kez idrara kalkmak oldukça sık görülebilir.<br />
Burada yalnızca sayı değil; durumun ne kadar sık tekrarlandığı, kişinin uykusunu ve gündüz yaşamını ne ölçüde etkilediği ve başka belirtilerin bulunup bulunmadığı önemlidir.<br />
Bilimsel çalışmalar, noktürinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin özellikle gecede iki veya daha fazla kez idrara kalkıldığında daha belirgin hale gelebildiğini gösteriyor.<br />
Bu nedenle her gece düzenli olarak iki veya daha fazla kez tuvalete kalkmak, özellikle uykuyu bozuyor, yeni başlamış veya giderek artıyorsa tıbbi değerlendirmeyi daha önemli hale getirir.<br />
Yaş ilerledikçe gece idrara kalkmak neden artıyor?<br />
Noktüri yaşla birlikte daha sık görülür. Bunun tek bir nedeni yoktur.<br />
Yaş ilerledikçe mesanenin idrar depolama kapasitesinde değişiklikler olabilir. Böbreklerin gündüz ve gece idrar üretimini düzenleyen biyolojik ritmi de farklılaşabilir. Bazı kişilerde vücudun gece saatlerinde idrar üretimini azaltmasına yardımcı olan hormonal düzen eskisi kadar etkili çalışmayabilir.<br />
Ayrıca ileri yaşlarda prostat büyümesi, aşırı aktif mesane, diyabet, kalp ve damar hastalıkları, uyku sorunları ve idrar söktürücü ilaç kullanımı daha sık görülür.<br />
Bu nedenle “Yaşlandım, gece tuvalete kalkmam normal” düşüncesi her zaman doğru değildir.<br />
Yaş noktürinin görülme ihtimalini artırabilir ancak sık ve rahatsız edici gece idrara çıkmanın nedeninin araştırılmasına engel olmamalıdır.<br />
Sorun mesane değil, gece fazla idrar üretmek olabilir<br />
Noktüride en önemli ayrımlardan biri kişinin neden uyandığını anlamaktır.<br />
Bazı insanların mesanesi gece boyunca yeterince idrar depolayamaz. Bazılarında ise mesane kapasitesinden bağımsız olarak vücut gece saatlerinde normalden fazla idrar üretir.<br />
Bu duruma noktürnal poliüri, yani gece üretilen idrar miktarının orantısız biçimde artması denir.<br />
Doktorlar bunu anlayabilmek için bazen kişinin gün boyunca ve gece ne kadar sıvı tükettiğini, ne zaman idrara çıktığını ve yaklaşık ne kadar idrar yaptığını kaydettiği bir mesane günlüğü tutulmasını isteyebilir.<br />
Bu kayıt, gece sık idrara çıkmanın mesane kapasitesinden mi, fazla idrar üretiminden mi yoksa her ikisinden mi kaynaklandığını anlamada önemli bilgiler sağlayabilir.<br />
Gece sık idrara çıkmanın nedenleri neler?<br />
Noktürinin tek bir nedeni yoktur. Aynı kişide birden fazla neden birlikte bulunabilir.<br />
Akşam saatlerinde fazla sıvı tüketmek<br />
Yatmaya yakın çok miktarda su veya başka içecek tüketildiğinde gece idrar üretimi artabilir.<br />
Ancak çözüm gün boyunca gereğinden az su içmek değildir. Amaç sıvı tüketimini aşırı kısıtlamak değil, kişinin sağlık durumuna uygun biçimde gün içine dengeli dağıtmaktır.<br />
Kahve, çay ve alkol<br />
Kafein içeren içecekler bazı kişilerde idrar üretimini ve mesane hassasiyetini artırabilir. Alkol ise hem idrar üretimini hem de uyku kalitesini etkileyebilir.<br />
Özellikle akşam saatlerinde yoğun tüketim gece tuvalet ihtiyacını artırabilir.<br />
Aşırı aktif mesane<br />
Ani ve güçlü idrar sıkışması, gündüz sık idrara çıkma ve bazen idrar kaçırmanın eşlik ettiği aşırı aktif mesane, noktürinin nedenlerinden biri olabilir.<br />
Prostat büyümesi<br />
Erkeklerde yaşla birlikte büyüyebilen prostat idrar akışını etkileyebilir.<br />
Gece sık idrara çıkmaya idrarı başlatmakta zorlanma, ince veya kesik idrar akımı, mesanenin tam boşalmadığı hissi ve gündüz sık idrara çıkma eşlik ediyorsa prostat ve alt idrar yollarının değerlendirilmesi gerekebilir.<br />
Ancak erkeklerde gece idrara kalkmanın her zaman prostat büyümesinden kaynaklanmadığını bilmek önemlidir.<br />
Diyabet gece idrara çıkmaya neden olabilir mi?<br />
Evet.<br />
Kan şekeri belirgin şekilde yükseldiğinde böbrekler fazla şekeri idrarla uzaklaştırmaya çalışır. Şekerle birlikte daha fazla su da atıldığı için idrar miktarı artabilir.<br />
Bu durumda yalnızca gece değil gündüz saatlerinde de sık veya fazla miktarda idrara çıkma görülebilir.<br />
Sık idrara çıkmaya aşırı susama, ağız kuruluğu, halsizlik, açıklanamayan kilo kaybı veya bulanık görme gibi belirtiler eşlik ediyorsa kan şekeri açısından değerlendirme önem kazanır.<br />
Uykuda nefes durması gece tuvalet ihtiyacını artırabilir<br />
Noktürinin daha az bilinen nedenlerinden biri obstrüktif uyku apnesidir.<br />
Uyku sırasında solunumun tekrar tekrar durması veya azalması vücuttaki bazı hormonal ve dolaşımsal mekanizmaları etkileyerek gece idrar üretimini artırabilir.<br />
Yüksek sesle horlama, uykuda nefesin durduğunun fark edilmesi, sabah baş ağrısı, dinlenmeden uyanma ve gün içinde aşırı uyku haliyle birlikte noktüri görülüyorsa uyku apnesi ihtimali de değerlendirilmelidir.<br />
Bu nedenle gece sık idrara çıkma bazen doğrudan mesane veya prostata bağlı olmaktan çok bir uyku bozukluğuyla ilişkili olabilir.<br />
Ayak ve bacaklarda şişlik varsa neden önemli?<br />
Gün içinde özellikle ayak bilekleri ve bacaklarda biriken sıvının bir bölümü kişi yatağa uzandığında yeniden kan dolaşımına katılabilir.<br />
Böbrekler bu sıvının bir kısmını idrar olarak uzaklaştırdığı için gece üretilen idrar miktarı artabilir.<br />
Bu durum özellikle bacaklarında ödem bulunan kişilerde görülebilir.<br />
Yeni başlayan veya belirginleşen bacak şişmesine nefes darlığı, çabuk yorulma ya da yatınca nefes almakta zorlanma eşlik ediyorsa durumun yalnızca noktüri olarak değerlendirilmemesi önemlidir.<br />
Bazen önce uyanırız, sonra tuvalete gideriz<br />
Noktüride sık gözden kaçan ayrıntılardan biri de budur.<br />
Her gece tuvalete giden kişinin mutlaka dolu mesane nedeniyle uyandığı düşünülebilir. Oysa bazı kişiler önce uykusuzluk, ağrı, stres, huzursuz bacak veya başka bir uyku problemi nedeniyle uyanır, ardından uyanmışken tuvalete gider.<br />
Bu durumda asıl sorun mesaneden çok uykunun bölünmesi olabilir.<br />
Bu nedenle değerlendirmede “Tuvalet ihtiyacı mı sizi uyandırıyor, yoksa uyandıktan sonra mı tuvalete gitmeye karar veriyorsunuz?” sorusu önemli ipuçları sağlayabilir.<br />
Bazı ilaçlar gece idrarını artırabilir<br />
Özellikle idrar söktürücü ilaçlar idrar miktarını artırabilir.<br />
Ancak bu ilaçlar yüksek tansiyon, kalp yetmezliği veya başka hastalıkların tedavisinde önemli olabilir. Bu nedenle ilaç saatinin veya dozunun kişinin kendi kararıyla değiştirilmesi doğru değildir.<br />
Noktürinin kullanılan bir ilaçla ilişkili olabileceği düşünülüyorsa ilaçların kullanım zamanı ve tedavi planı hekim tarafından değerlendirilmelidir.<br />
Bazı başka ilaçlar da sıvı dengesi, uyku veya mesane fonksiyonlarını etkileyerek gece idrara çıkma sıklığını değiştirebilir.<br />
Üç günlük mesane günlüğü önemli ipuçları verebilir<br />
Gece sık idrara çıkmanın nedenini araştırırken en yararlı araçlardan biri birkaç günlük mesane günlüğüdür.<br />
Genellikle en az üç gün boyunca şu bilgilerin kaydedilmesi değerlendirmeyi kolaylaştırabilir:<br />
Ne zaman ve ne kadar sıvı içildiği<br />
Gündüz kaç kez idrara çıkıldığı<br />
Gece kaç kez kalkıldığı<br />
Her idrarda yaklaşık ne kadar idrar yapıldığı<br />
Ani sıkışma veya idrar kaçırma olup olmadığı<br />
Uyuma ve uyanma saatleri<br />
Bu kayıt sayesinde yalnızca “gecede üç kez kalkıyorum” bilgisi değil, neden üç kez kalkıldığına ilişkin ipuçları da elde edilebilir.<br />
Ne zaman doktora başvurmak gerekir?<br />
Ara sıra, özellikle fazla sıvı tüketilen bir gecede bir kez tuvalete kalkmak tek başına ciddi bir hastalığa işaret etmeyebilir.<br />
Ancak her gece düzenli olarak iki veya daha fazla kez idrara kalkmak, özellikle durum yeni başlamışsa, giderek sıklaşıyorsa, uykuyu belirgin biçimde bozuyorsa veya gündüz yorgunluğuna neden oluyorsa değerlendirilmesi yararlı olabilir.<br />
Ayrıca gece idrara çıkmaya şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa neden araştırılmalıdır:<br />
İdrar yaparken yanma veya ağrı<br />
İdrarda gözle görülür kan<br />
Ani ve güçlü idrar sıkışması<br />
İdrar kaçırma<br />
İdrar akımında belirgin zayıflama<br />
Mesanenin tam boşalmadığı hissi<br />
Aşırı susama<br />
Açıklanamayan kilo kaybı<br />
Bacaklarda belirgin şişlik<br />
Horlama ve uykuda nefes durması<br />
Gündüz de olağandan çok sık veya fazla miktarda idrar yapma<br />
İdrarda kan görülürse beklememek gerekir<br />
İdrarda gözle görülür kan bir kez bile fark edilirse nedeninin araştırılması gerekir.<br />
İdrarda kanın pek çok farklı nedeni olabilir ve her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmez. Ancak yalnızca tekrar edip etmediğine bakarak göz ardı edilmemelidir.<br />
Kanamanın yoğun veya pıhtılı olması, buna idrar yapamama, belirgin ağrı veya genel durumda bozulma eşlik etmesi daha hızlı değerlendirme gerektirebilir.<br />
Hangi durumlarda gecikmeden değerlendirme gerekir?<br />
İdrar yapamama ve alt karında giderek artan ağrılı şişkinlik, ateşle birlikte şiddetli yan veya bel ağrısı, belirgin nefes darlığı ya da göğüs ağrısı gibi belirtiler varsa gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.<br />
Gece idrara çıkmanın yanında kişinin genel durumunu etkileyen yeni ve ciddi belirtilerin bulunması halinde yalnızca noktüriye odaklanılmamalıdır.<br />
Gece tuvalete kalkmayı azaltmak için neler yapılabilir?<br />
Noktürinin tedavisi nedenine göre değişir. Ancak bazı günlük alışkanlıkların düzenlenmesi yardımcı olabilir.<br />
Sıvı ihtiyacını gün içine dengeli biçimde yaymak, yatmaya yakın çok miktarda sıvı tüketmemek, akşam saatlerinde kafein ve alkol tüketimini azaltmak ve düzenli uyku alışkanlığı geliştirmek bazı kişilerde yarar sağlayabilir.<br />
Bacaklarında şişme olan kişilerde öncelikle ödemin nedeni belirlenmelidir. Uygun kişilerde gün içinde hareket etmek ve akşam saatlerinde bacakları bir süre yükseltmek gece sıvı dönüşümünü azaltmaya yardımcı olabilir.<br />
Gece tuvalete kalkmak zorunda olan özellikle ileri yaştaki kişiler için yatak ile tuvalet arasındaki yolun iyi aydınlatılması, kaygan halıların ve takılmaya neden olabilecek eşyaların kaldırılması da önemlidir.<br />
Çünkü noktüri yalnızca uykuyu bozmaz; özellikle ileri yaşlarda gece karanlıkta sık kalkmak düşme riskinin artmasıyla da ilişkilidir.<br />
Noktüri için herkese uygun tek bir ilaç yok<br />
Gece sık idrara çıkmanın tedavisi yalnızca “noktüri ilacı” seçmekten ibaret değildir.<br />
Neden aşırı aktif mesane ise yaklaşım farklı, prostatla ilişkiliyse farklı, diyabet veya uyku apnesi söz konusuysa tamamen farklı olabilir.<br />
Gece aşırı idrar üretimi saptanan bazı hastalarda gece idrar üretimini azaltmaya yönelik ilaçlar kullanılabilir. Ancak bu ilaçlardan bazıları kandaki sodyum düzeyinin tehlikeli biçimde düşmesine yol açabileceğinden herkes için uygun değildir ve özellikle ileri yaştaki kişilerde dikkatli değerlendirme ve takip gerektirir.<br />
Bu nedenle tedavinin ilk adımı kaç kez idrara çıkıldığından çok neden çıkıldığının anlaşılmasıdır.<br />
Sonuç: Sayı önemli ama tek başına yeterli değil<br />
Gece bir kez idrara kalkmak oldukça yaygındır ve tek başına hastalık anlamına gelmez.<br />
Buna karşılık gecede iki veya daha fazla kez düzenli olarak uyanmak, özellikle uykuyu bozuyor, gündüz yorgunluğuna yol açıyor, yeni başlamış veya giderek artıyorsa klinik açıdan daha anlamlı hale gelir.<br />
En önemli nokta ise noktürinin yalnızca mesane veya prostata ait bir belirti olmadığını bilmektir.<br />
Bazen neden akşam saatlerinde fazla sıvı tüketimi, bazen mesane kapasitesindeki değişikliklerdir. Bazı kişilerde ise diyabet, uyku apnesi, kullanılan ilaçlar veya vücudun sıvı dengesini etkileyen başka sağlık sorunları rol oynayabilir.<br />
Bu nedenle gece tuvalete kaç kez kalktığınız kadar, neden kalktığınız da önemlidir.<br />
Kaynaklar<br />
European Association of Urology – EAU Guidelines on the Management of Non-neurogenic Male Lower Urinary Tract Symptoms – 2026.<br />
European Association of Urology – EAU Guidelines on Non-neurogenic Female Lower Urinary Tract Symptoms – 2026.<br />
Neurourology and Urodynamics – International Continence Society report on the terminology for nocturia and nocturnal lower urinary tract function – Hashim H, Blanker MH, Drake MJ ve ark. – 2019 – DOI: 10.1002/nau.23917<br />
Neurourology and Urodynamics – International Continence Society consensus on the diagnosis and treatment of nocturia – Everaert K, Hervé F, Bosch R ve ark. – 2019 – DOI: 10.1002/nau.23939<br />
Nature Reviews Urology – Nocturia: aetiology and treatment in adults – Dani H, Esdaille A, Weiss JP – 2016 – DOI: 10.1038/nrurol.2016.134<br />
European Urology – Nocturia frequency, bother, and quality of life: how often is too often? A population-based study in Finland – Tikkinen KAO, Johnson TM, Tammela TLJ ve ark. – 2010 – DOI: 10.1016/j.eururo.2009.03.080<br />
The Journal of Urology – The Impact of Nocturia on Falls and Fractures: A Systematic Review and Meta-Analysis – Pesonen JS ve ark. – 2020 – DOI: 10.1097/JU.0000000000000459</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/gece-iki-kez-veya-daha-fazla-tuvalete-kalkiyorsaniz-nedeni-sadece-mesane-olmayabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/nokturi-haber-gorseli-200kb.webp" type="image/jpeg" length="29120"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yarım Asra Yakın Hekimlik Yaptı: Dr. Selahattin Çakıroğlu Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/yarim-asra-yakin-hekimlik-yapti-dr-selahattin-cakiroglu-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/yarim-asra-yakin-hekimlik-yapti-dr-selahattin-cakiroglu-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uşak’ta uzun yıllar iç hastalıkları uzmanı olarak görev yapan Uzm. Dr. Selahattin Çakıroğlu hayatını kaybetti. 1985’ten 2009’a kadar Uşak Devlet Hastanesi’nde görev yapan, emeklilik sonrasında da hekimliği sürdüren Çakıroğlu’nun vefatı sağlık camiasını ve hastalarını üzdü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uşak sağlık camiasının uzun yıllardır tanıdığı hekimlerden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Selahattin Çakıroğlu, 18 Ağustos 2026 tarihinde hayatını kaybetti.</p>

<p>Yaklaşık yarım asra uzanan meslek yaşamında kamu ve özel sağlık kuruluşlarında görev yapan Çakıroğlu, özellikle Uşak’ta geçirdiği uzun çalışma yıllarıyla kentin sağlık hafızasında yer edinen hekimlerden biri oldu.</p>

<p>24 yıl Uşak Devlet Hastanesi’nde görev yaptı</p>

<p>Dr. Selahattin Çakıroğlu, 1972 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Meslek hayatının ilk dönemlerinde Siirt’in Kurtalan ilçesi ile Banaz’da pratisyen hekim olarak görev yaptı.</p>

<p>İç Hastalıkları uzmanlık eğitimini Ankara Numune Hastanesi’nde tamamlayan Çakıroğlu, 1982 yılında dahiliye uzmanı oldu. Çankırı Devlet Hastanesi’ndeki görevinin ardından 1985 yılında Uşak Devlet Hastanesi’nde çalışmaya başladı.</p>

<p>Çakıroğlu, Uşak Devlet Hastanesi’nde 1985-2009 yılları arasında 24 yıl boyunca İç Hastalıkları Uzmanı olarak hizmet verdi.</p>

<p>Bu uzun görev süresi boyunca farklı kuşaklardan çok sayıda Uşaklının tedavisinde görev alan Çakıroğlu, kentte yakından tanınan hekimlerden biri haline geldi.</p>

<p>Emeklilikten sonra da hastalarını bırakmadı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Selahattin Çakıroğlu’nun hekimlik yolculuğu kamu görevinden ayrılmasıyla sona ermedi.</p>

<p>Uşak Devlet Hastanesi’ndeki uzun çalışma döneminin ardından özel sağlık kuruluşlarında mesleğini sürdüren Çakıroğlu, ilerleyen yıllarda Öztan Hastanesi’nde dahiliye uzmanı olarak hasta kabul etmeye devam etti.</p>

<p>İleri yaşlarına rağmen mesleğinden kopmayan Çakıroğlu’nun vefatı, birlikte çalıştığı sağlık çalışanlarının yanı sıra yıllar boyunca kendisine başvuran hastaları arasında da üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Son yolculuğuna uğurlanıyor</p>

<p>Dr. Selahattin Çakıroğlu için 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü saat 11.00’de Öztan Hastanesi önünde tören düzenlenmesi, ardından cenazesinin Uşak merkeze bağlı Ortaköy’de öğle namazının ardından toprağa verilmesi bekleniyor<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/yarim-asra-yakin-hekimlik-yapti-dr-selahattin-cakiroglu-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8563.jpeg" type="image/jpeg" length="14753"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Köprübaşı’nda Ayı Dehşeti: İneğini Parçaladı, Sahibi Canını Zor Kurtardı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzon-koprubasinda-ayi-dehseti-inegini-parcaladi-sahibi-canini-zor-kurtardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/trabzon-koprubasinda-ayi-dehseti-inegini-parcaladi-sahibi-canini-zor-kurtardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Köprübaşı ilçesine bağlı Görnek Yaylası’nda otlayan bir inek ayının saldırısına uğrayarak telef oldu. Hayvanını kurtarmaya çalışan Nihat Yılmaz’ın üzerine de yönelen ayı durdurulamadı. Yılmaz kaçarak canını kurtarırken olay, yaylalarda yaban hayvanlarıyla karşılaşan vatandaşların nasıl hareket etmesi gerektiğini yeniden gündeme getirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Köprübaşı ilçesine bağlı Görnek Yaylası’nda yaşanan ayı saldırısı korku dolu anlara neden oldu.</p>

<p>Hayvancılıkla uğraşan Nihat Yılmaz’a ait inek, yaylada otladığı sırada bir ayının saldırısına uğradı. Ayı, ineği öldürerek parçaladı.</p>

<p>Hayvanının saldırıya uğradığını gören Nihat Yılmaz, ineğini kurtarmak için müdahale etmeye çalıştı. Ancak ayı bu kez Yılmaz’a yöneldi.</p>

<p>Ayının saldırısından kaçarak uzaklaşmayı başaran Yılmaz, canını kurtardı. İnek ise saldırı sonucu telef oldu.</p>

<p>Yaylalarda ayı karşılaşmalarına dikkat</p>

<p>Olay, Doğu Karadeniz’de özellikle hayvancılığın yoğun olarak sürdürüldüğü yaylalarda insan ile yaban hayatının karşı karşıya gelmesiyle ortaya çıkan tehlikeyi yeniden gündeme taşıdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayıların bulunduğu bölgelerde vatandaşların, özellikle yavrusu bulunan ya da besin kaynağını koruyan bir ayıya yaklaşmaması büyük önem taşıyor. Uzmanların genel güvenlik tavsiyelerinde, ayıyla karşılaşıldığında hayvana yaklaşılmaması, ani hareketlerden ve onu kışkırtabilecek davranışlardan kaçınılması, güvenli mesafenin korunması ve mümkün olduğunca sakin biçimde bölgeden uzaklaşılması öne çıkıyor.</p>

<p>Telef olan hayvanı kurtarmak için hayatınızı riske atmayın</p>

<p>Görnek Yaylası’ndaki olayın ortaya koyduğu en önemli noktalardan biri de saldırıya uğrayan büyükbaş veya küçükbaş hayvanı kurtarmaya çalışırken insanların kendilerini doğrudan tehlikeye atabilmesi.</p>

<p>Ayının avına veya telef ettiği hayvana yakın bulunması halinde bölgeye yaklaşmak son derece riskli olabilir. Böyle bir durumda vatandaşların ayıya doğrudan müdahale etmek yerine güvenli bir noktaya çekilerek ilgili kamu birimlerine haber vermesi gerekiyor.</p>

<p>Yaylada tek başına çalışanların yakınlarına bulundukları bölgeyi bildirmeleri, mümkün olduğunca iletişim imkânı bulundurmaları ve yaban hayvanlarının yoğun görüldüğü alanlarda daha dikkatli hareket etmeleri de hayati önem taşıyor.</p>

<p>Hem insanı hem yaban hayatını koruyan tedbirler önemli</p>

<p>Ayıların doğal yaşam alanlarında bulunması olağan olmakla birlikte, yerleşim ve hayvancılık alanlarıyla yaban hayatının kesiştiği bölgelerde koruyucu tedbirlerin güçlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Hayvan yemlerinin ve yiyecek atıklarının açıkta bırakılmaması, çöplerin güvenli şekilde muhafaza edilmesi, sürülerin mümkün olduğunca kontrol altında tutulması ve tekrarlayan ayı hareketlerinin yetkili birimlere bildirilmesi riski azaltabilecek önlemler arasında bulunuyor.</p>

<p>Köprübaşı Görnek Yaylası’nda yaşanan olayda Nihat Yılmaz’ın saldırıdan kurtulması teselli olurken, geçim kaynağı olan büyükbaş hayvanının telef olması aile için maddi kayba neden oldu.</p>

<p>Yetkililerin ve vatandaşların birlikte alacağı önleyici tedbirler, hem yaylacılık ve hayvancılığın güvenli biçimde sürdürülmesi hem de bölgenin yaban hayatının korunması açısından büyük önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzon-koprubasinda-ayi-dehseti-inegini-parcaladi-sahibi-canini-zor-kurtardi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8559.jpeg" type="image/jpeg" length="16967"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yoğun Bakımda Yeni Dönem: Tansiyonu İğnesiz ve Kesintisiz İzlediler]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/yogun-bakimda-yeni-donem-tansiyonu-ignesiz-ve-kesintisiz-izlediler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/yogun-bakimda-yeni-donem-tansiyonu-ignesiz-ve-kesintisiz-izlediler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Johns Hopkins Üniversitesi araştırmacıları, göğüs ve parmağa yerleştirilen giyilebilir sensörlerden alınan verileri yapay zekâyla işleyerek yoğun bakım hastalarının tansiyonunu her kalp atımında kesintisiz tahmin eden bir sistem geliştirdi. Computers in Biology and Medicine’da yayımlanan 28 hastalık ilk çalışmada sonuçlar, doğrudan atardamara yerleştirilen kateter ölçümlerine yaklaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yoğun bakımda hastanın tansiyonunu saniye saniye takip etmek için kullanılan damar içi kateterlere gelecekte daha az ihtiyaç duyulmasını sağlayabilecek yeni bir teknoloji geliştirildi. Johns Hopkins Üniversitesi araştırmacılarının giyilebilir sensörlerle yapay zekâyı birleştirdiği sistem, 28 yoğun bakım hastasında yapılan ilk çalışmada atardamardan doğrudan alınan tansiyon ölçümlerine yakın sonuçlar verdi.</p>

<p>Computers in Biology and Medicine’da yayımlanan araştırma, özellikle durumu kritik hastalarda tansiyonun sürekli fakat vücuda damar içi kateter yerleştirilmeden izlenebilmesi açısından dikkat çekiyor.</p>

<p>Tansiyon neden yoğun bakımda sürekli izleniyor?</p>

<p>Yoğun bakım hastalarında kan basıncı kısa süre içinde önemli ölçüde değişebiliyor. Tansiyonun aşırı düşmesi beyin ve diğer hayati organlara yeterli kan ulaşmasını engelleyebilirken, aşırı yükselmesi de ciddi sağlık sorunlarıyla ilişkili olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bazı kritik hastalarda kola takılan klasik tansiyon aleti yeterli görülmüyor. Çünkü manşetli cihazlar belirli aralıklarla ölçüm yapıyor ve iki ölçüm arasında yaşanan ani değişiklikleri kaçırabiliyor.</p>

<p>Sürekli ölçüm gerektiğinde ise günümüzde en güvenilir yöntemlerden biri, doğrudan atardamar içine ince bir kateter yerleştirilmesi.</p>

<p>Bu yöntem oldukça hassas ölçüm sağlıyor ancak girişimsel olması nedeniyle kanama, damar hasarı, pıhtılaşma ve enfeksiyon gibi komplikasyon risklerini beraberinde getirebiliyor. Ayrıca hastanın hareket kabiliyetini de sınırlayabiliyor.</p>

<p>Göğüste ve parmakta iki sensör</p>

<p>Araştırmacıların geliştirdiği MOSAIC adlı sistem bu noktada farklı bir yaklaşım kullanıyor.</p>

<p>Hastanın göğsüne ve parmağına yerleştirilen iki giyilebilir sensör, kalbin elektriksel faaliyetini ve dolaşımla ilişkili optik sinyalleri sürekli kaydediyor.</p>

<p>Sistem, elektrokardiyografi olarak bilinen EKG ile fotopletismografi adı verilen ve dokudaki kan hacmi değişikliklerini ışık yardımıyla algılayan yöntemin verilerini birlikte değerlendiriyor.</p>

<p>Bu sinyaller daha sonra derin öğrenme algoritmasına aktarılıyor.</p>

<p>Yapay zekâ yalnızca ekranda tek bir büyük ve küçük tansiyon değeri üretmek yerine, atardamar basıncının her kalp atımında nasıl değiştiğini gösteren sürekli basınç dalgasını yeniden oluşturmaya çalışıyor.</p>

<p>Bu ayrıntı özellikle yoğun bakım açısından önemli. Çünkü hekimler kritik hastalarda yalnızca tek bir tansiyon değerini değil, kan basıncının zaman içindeki seyrini de yakından izliyor.</p>

<p>28 yoğun bakım hastasında denendi</p>

<p>Araştırmaya Johns Hopkins Hastanesi’nin dört yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 28 hasta dahil edildi.</p>

<p>Araştırmacılar hastalardan elde edilen 15 bin 489 adet beş saniyelik EKG ve optik nabız sinyali bölümünü analiz etti.</p>

<p>Yapay zekâ sisteminin oluşturduğu kan basıncı dalgaları, aynı anda hastaların atardamar kateterlerinden elde edilen gerçek ölçümlerle karşılaştırıldı.</p>

<p>Hakemli çalışmanın nihai sonuçlarında sistemin kan basıncı dalgasını tahmin etmedeki ortalama mutlak hatası 6,42 mmHg olarak hesaplandı.</p>

<p>Büyük tansiyon için ortalama hata 6,21 mmHg, küçük tansiyon için ise 3,41 mmHg düzeyinde bulundu.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca modelin ürettiği tahminlerdeki belirsizliği gösterebilecek istatistiksel bir yöntem kullandı. Bu yaklaşımın ileride sağlık çalışanlarına yalnızca tahmini tansiyon değerini değil, sistemin o tahmine ne ölçüde güvenebileceğine ilişkin ek bilgi sağlaması hedefleniyor.</p>

<p>Amaç damar içi kateteri hemen kaldırmak değil</p>

<p>Çalışmanın sonuçları umut verici olsa da teknoloji henüz standart yoğun bakım uygulamasının yerini alabilecek aşamada değil.</p>

<p>Araştırmanın yalnızca 28 hastayla gerçekleştirilmiş olması en önemli sınırlılıklardan biri. Farklı yaş gruplarında, hastalıklarda, cilt özelliklerinde ve dolaşım bozukluklarında sistemin aynı doğrulukla çalışıp çalışmadığının daha büyük hasta gruplarında gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Giyilebilir tansiyon teknolojilerinde hareket, sensörün yerleşimi, sinyal kalitesi ve hastanın fizyolojik özellikleri ölçümlerin doğruluğunu etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar sistemi daha geniş bir Johns Hopkins yoğun bakım hasta grubunda doğrulamaya devam ediyor.</p>

<p>Yoğun bakımın dışına da taşınabilir</p>

<p>Teknolojinin daha büyük araştırmalarda doğrulanması halinde potansiyel kullanım alanı yalnızca yoğun bakımla sınırlı olmayabilir.</p>

<p>Araştırmacılar sistemin ileride normal hastane servislerinde de sürekli tansiyon takibi sağlayabileceğini düşünüyor.</p>

<p>Böyle bir kullanım, yoğun bakımdan servise çıkarılan ancak yakından takip edilmesi gereken hastalarda özellikle değerli olabilir. Günümüzde bu hastalarda tansiyon çoğunlukla belirli aralıklarla ölçülüyor.</p>

<p>Daha uzun vadeli hedeflerden biri ise teknolojinin ev ortamına taşınması.</p>

<p>Hipertansiyonda yeni bir takip modeli doğabilir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacıların dikkat çektiği en iddialı kullanım alanlarından biri hipertansiyon.</p>

<p>Bugünkü tansiyon ölçümleri çoğunlukla günün belirli anlarından alınan değerleri gösteriyor. Oysa kan basıncı uyku, hareket, stres, egzersiz, beslenme ve günlük faaliyetlerle sürekli değişiyor.</p>

<p>Giyilebilir ve manşetsiz bir sistem yeterli klinik doğruluğa ulaşırsa, gelecekte tansiyonun gün boyunca nasıl değiştiğini çok daha ayrıntılı biçimde izlemek mümkün olabilir.</p>

<p>Araştırma ekibi bu yaklaşımın, diyabet hastalarında sürekli glikoz ölçüm cihazlarının oluşturduğu değişime benzer bir takip modelinin hipertansiyon alanında da ortaya çıkmasına katkı sağlayabileceğini değerlendiriyor.</p>

<p>Ancak bunun gerçekleşebilmesi için teknolojinin daha geniş ve farklı hasta gruplarında sınanması, klinik standartlara göre doğrulanması ve gerçek yaşam koşullarındaki performansının gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, damar içi tansiyon ölçümünün yerini aldığı kanıtlanmış yeni bir yöntemden çok, bu hedefe doğru atılmış dikkat çekici bir ilk klinik adım olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• Johns Hopkins Üniversitesi<br />
• Johns Hopkins Medicine<br />
• Computers in Biology and Medicine<br />
• Johns Hopkins Hastanesi<br />
• Johns Hopkins Institute for Clinical and Translational Research<br />
• ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🤖 Sağlık Teknolojileri</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/yogun-bakimda-yeni-donem-tansiyonu-ignesiz-ve-kesintisiz-izlediler</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8557.jpeg" type="image/jpeg" length="98499"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50469"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="28620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83029"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11777"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15141"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="19930"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
