<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Tıbbiye Bülteni | Sağlık Haberleri</title>
    <link>https://www.tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni, sağlık ve tıp alanındaki güncel gelişmeleri bilimsel doğruluk temelinde okuyucularına ulaştıran bağımsız sağlık haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 03 Aug 2026 18:52:23 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[MR Kontrast Maddesi Tek Dozda Bile Kalıcı Metal Parçacıkları Bırakabilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/mr-kontrast-maddesi-tek-dozda-bile-kalici-metal-parcaciklari-birakabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/mr-kontrast-maddesi-tek-dozda-bile-kalici-metal-parcaciklari-birakabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[New Mexico Üniversitesi’nde yürütülen yeni bir araştırma, gadolinyum içeren kontrast madde kullanılan tek bir manyetik rezonans (MR) incelemesinin ardından vücutta metal nanopartiküller (çok küçük metal parçacıkları) oluşabileceğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bulgular, bu parçacıkların bazı kişilerde bağışıklık sistemi ve iltihabi yanıtları tetikleyebileceğini gösterirken, uzmanlar kontrastlı MR’ın gerekli durumlarda çoğu hasta için güvenli ve önemli bir tanı yöntemi olmaya devam ettiğini vurguluyor.</p>

<p>Manyetik rezonans (MR) görüntülemesinde kullanılan kontrast maddeleriyle ilgili yeni bir araştırma, bu maddelerin vücutta beklenenden farklı davranabileceğini gösterdi. ABD’deki New Mexico Üniversitesi araştırmacıları tarafından laboratuvar ortamında yürütülen çalışma, gadolinyum bazlı kontrast maddelerin parçalanarak dokularda kalabilecek metal nanopartiküller oluşturabileceğini ortaya koydu. Bulgular, Nature Communications dergisinde yayımlandı. [1].</p>

<p>Gadolinyum neden kullanılıyor?</p>

<p>Gadolinyum, görüntüleme sırasında damarları, tümörleri ve bazı organları daha net gösterebilen nadir toprak metalleri arasında yer alıyor. Bu metal, doğrudan verilmediği için normal koşullarda güvenli kabul edilen kimyasal bileşiklerin içine bağlanarak hastaya uygulanıyor.</p>

<p>Araştırmacılar ise bu bağın her zaman tamamen kararlı kalmayabileceğini gösterdi. Çalışmaya göre serbest kalan gadolinyum, ıspanak, pazı, pancar, kakao ve bazı kuruyemişlerde doğal olarak bulunan oksalik asit (oksalat) ile birleşerek çok küçük kristal metal parçacıkları oluşturabiliyor. Bu parçacıkların zamanla bazı dokulara yerleşebileceği düşünülüyor. [1].</p>

<p>Nanopartiküller neden önem taşıyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nanopartiküller, metrenin milyarda biri büyüklüğündeki parçacıklardır. Boyutları çok küçük olduğu için hücrelerle etkileşime girebilir ve bağışıklık sistemi tarafından yabancı madde olarak algılanabilir.</p>

<p>Araştırmacılar, laboratuvar deneylerinde oluşan gadolinyum nanopartiküllerinin bağışıklık hücrelerinde inflamasyon (vücudun doku hasarına karşı verdiği iltihabi yanıt) oluşturabilecek özellikler taşıdığını belirledi. Bunun uzun vadede bazı kişilerde hücresel stres ve kronik doku hasarına katkıda bulunabileceği değerlendiriliyor. [1].</p>

<p>Her hastada aynı risk görülmüyor</p>

<p>Çalışmanın baş araştırmacısı Dr. Brent Wagner, bazı hastalarda tek doz kontrast maddeden sonra bile ciddi komplikasyonlar gelişebildiğini, ancak bunun oldukça nadir görüldüğünü ifade etti.</p>

<p>Bilinen en ciddi komplikasyonlardan biri nefrojenik sistemik fibrozis (NSF) olarak adlandırılıyor. Bu hastalıkta cilt sertleşebiliyor, eklemler hareket kabiliyetini kaybedebiliyor ve bazı vakalarda böbrek, kalp ile akciğerler de etkilenebiliyor. Günümüzde özellikle ileri derecede böbrek yetmezliği bulunan kişilerde kontrast madde kullanımı öncesinde risk değerlendirmesi yapıldığı için bu tablo eskiye göre çok daha seyrek görülüyor. [1][2].</p>

<p>Araştırma hastalar üzerinde yapılmadı</p>

<p>Araştırmanın önemli bir noktası da sonuçların doğrudan insanlar üzerinde yapılan klinik bir çalışmadan elde edilmemiş olmasıdır.</p>

<p>Bilim insanları deneylerini laboratuvar ortamında kimyasal analizler ve hücre deneyleriyle gerçekleştirdi. Bu nedenle elde edilen bulgular, her kontrastlı MR çektiren kişinin vücudunda mutlaka zararlı parçacık oluştuğu veya sağlık sorunu yaşayacağı anlamına gelmiyor. Araştırmanın amacı, bu sürecin nasıl gerçekleştiğini moleküler düzeyde açıklamak oldu. [1].</p>

<p>Yeni testler geliştiriliyor</p>

<p>Araştırma ekibi şimdi saç, tırnak, kan ve idrar örneklerinde gadolinyum kalıntılarını saptayabilecek yöntemler üzerinde çalışıyor. Ayrıca kontrast madde sonrası uzun süreli yakınmaları bulunan kişilerin izlenebilmesi için uluslararası bir hasta kayıt sistemi oluşturulması planlanıyor. [1].</p>

<p>Uzmanlara göre kontrastlı MR incelemeleri, kanserden damar hastalıklarına kadar birçok ciddi hastalığın tanısında yaşam kurtarıcı rol oynuyor. Bu nedenle yeni çalışma, kontrastlı MR’dan kaçınılması gerektiğini değil; özellikle böbrek fonksiyonları bozuk olan kişilerde daha güvenli uygulamaların geliştirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir bilimsel adım olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Wagner B, ve ark. Mechanism of gadolinium nanoparticle formation from gadolinium-based contrast agents. Nature Communications. 2025.</p>

<p>[2] University of New Mexico Health Sciences Newsroom. UNM scientists discover how MRI contrast agent forms harmful metal nanoparticles in the body. 2025.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/mr-kontrast-maddesi-tek-dozda-bile-kalici-metal-parcaciklari-birakabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7224.jpeg" type="image/jpeg" length="76361"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sık İdrara Çıkma ve Yanma Neden Olur? Mesane Enfeksiyonuna Dikkat]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/sik-idrara-cikma-ve-yanma-neden-olur-mesane-enfeksiyonuna-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/sik-idrara-cikma-ve-yanma-neden-olur-mesane-enfeksiyonuna-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdrar yaparken yanma, sık tuvalete çıkma ve kasık ağrısı çoğu zaman idrar yolu enfeksiyonunu düşündürür. Ancak uzmanlara göre her mesane enfeksiyonu bir idrar yolu enfeksiyonudur, fakat her idrar yolu enfeksiyonu mesanede gelişmez. Bu ayrımı bilmek, tedavinin gecikmesini önleyebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İdrar yolu enfeksiyonu (İYE), böbrekler, üreterler (böbrekten mesaneye idrar taşıyan kanallar), mesane ve üretrayı (idrarın vücuttan çıktığı kanal) etkileyebilen yaygın bir enfeksiyondur. ABD’deki Cleveland Clinic Üroloji Bölümü’nden uzmanların paylaştığı bilgiler, mesane enfeksiyonunun aslında idrar yolu enfeksiyonlarının en sık görülen türü olduğunu ortaya koyuyor. Konu, Cleveland Clinic tarafından yayımlanan sağlık değerlendirmesinde ayrıntılı olarak ele alındı. [1]</p>

<p>Mesane enfeksiyonu ile idrar yolu enfeksiyonu arasındaki fark</p>

<p>Mesane enfeksiyonu, mesanede gelişen bakteriyel bir enfeksiyondur ve tıpta “sistit” (mesane iltihabı) olarak adlandırılır. Buna karşılık idrar yolu enfeksiyonu daha geniş bir kavramdır. Enfeksiyon yalnızca mesanede değil, böbreklerde, üreterlerde veya üretrada da gelişebilir. [1]</p>

<p>Bu nedenle günlük hayatta iki kavram çoğu zaman aynı anlamda kullanılsa da tıbbi açıdan aralarında önemli bir fark bulunur. Mesane enfeksiyonu tedavi edilmezse bakteriler yukarı doğru ilerleyerek böbreklere ulaşabilir ve daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. [1]</p>

<p>Belirtiler büyük ölçüde benzer</p>

<p>Mesane enfeksiyonunda en sık görülen belirtiler şunlardır:</p>

<ul>
 <li>İdrar yaparken yanma veya ağrı</li>
 <li>Çok sık idrara çıkma isteği</li>
 <li>Az miktarda idrar yapabilme</li>
 <li>Kasık bölgesinde baskı veya ağrı</li>
 <li>Bulanık ya da kötü kokulu idrar</li>
</ul>

<p>Ancak enfeksiyon böbreklere ulaştığında tablo değişebilir. Ateş, titreme, mide bulantısı, kusma ve belin yan tarafında şiddetli ağrı görülmesi, daha ciddi bir idrar yolu enfeksiyonuna işaret edebilir. Bu belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir. [1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>En sık neden E. coli bakterisi</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonlarının en yaygın nedeni Escherichia coli (E. coli) adı verilen bakteridir. Bu bakteri normalde bağırsaklarda yaşar. Ancak bazı durumlarda üretradan girerek mesaneye ulaşabilir ve enfeksiyona neden olabilir. [1]</p>

<p>Kadınlarda üretranın daha kısa olması ve bağırsak bölgesine daha yakın bulunması nedeniyle enfeksiyon riski erkeklere göre daha yüksektir. Menopoz (adetlerin kalıcı olarak sona ermesi), diyabet (şeker hastalığı), gebelik, cinsel ilişki, yeterince su içmemek ve idrarı uzun süre tutmak da riski artıran etkenler arasında yer alır. [1]</p>

<p>Tanı yalnızca belirtilerle konulmuyor</p>

<p>İdrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma her zaman enfeksiyon anlamına gelmeyebilir. Benzer şikâyetler başka mesane hastalıklarında da görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle kesin tanı için idrar tahlili ve gerektiğinde idrar kültürü yapılması önem taşır. Kültürde bakterinin üremesi, enfeksiyonu doğrulayan en önemli bulgulardan biridir. [1][2]</p>

<p>Antibiyotik tedavisi geciktirilmemeli</p>

<p>Bakterilerin neden olduğu idrar yolu enfeksiyonlarında temel tedavi antibiyotiktir. Basit mesane enfeksiyonları çoğu kişide ağızdan kullanılan antibiyotiklerle birkaç gün içinde düzelir. Ancak böbrek enfeksiyonu gelişmişse hastanede damar yoluyla antibiyotik tedavisi gerekebilir. [1]</p>

<p>Uzmanlar, belirtiler düzelse bile antibiyotik tedavisinin doktorun önerdiği süre boyunca tamamlanmasının enfeksiyonun tekrarlamasını önlemek açısından önemli olduğunu vurguluyor. [1]</p>

<p>Enfeksiyondan korunmak mümkün mü?</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonlarını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da riski azaltabilecek bazı alışkanlıklar bulunuyor. Gün içinde yeterli miktarda su içmek, idrarı uzun süre tutmamak, mesaneyi tamamen boşaltmaya çalışmak ve kadınlarda tuvalet temizliğini önden arkaya doğru yapmak bakterilerin idrar yollarına ulaşma olasılığını azaltabiliyor. Cinsel ilişkiden sonra idrar yapmak da koruyucu önlemler arasında gösteriliyor. [1]</p>

<p>Uzmanlara göre en önemli nokta ise ateş, titreme, idrarda kan görülmesi veya bel ağrısı gibi belirtiler ortaya çıktığında bunun sıradan bir mesane enfeksiyonu olmayabileceğini bilmek ve erken dönemde tıbbi değerlendirme almaktır. [1]</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Cleveland Clinic. Is a Bladder Infection the Same as a UTI? Cleveland Clinic Health Essentials. 2023.</p>

<p>[2] Kendall EK, Mauer Y. Does my patient need to be screened or treated for a urinary tract infection? Cleveland Clinic Journal of Medicine. 2022. DOI: 10.3949/ccjm.89a.21121</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/sik-idrara-cikma-ve-yanma-neden-olur-mesane-enfeksiyonuna-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7223.jpeg" type="image/jpeg" length="59178"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Böbrek Ameliyatı Sonrası Kronik Böbrek Hastalığı Riski Kimlerde Artıyor?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/bobrek-ameliyati-sonrasi-kronik-bobrek-hastaligi-riski-kimlerde-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/bobrek-ameliyati-sonrasi-kronik-bobrek-hastaligi-riski-kimlerde-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmalar; diyabet, ameliyat öncesindeki böbrek rezervi, ileri yaş, ameliyat sonrası akut böbrek hasarı ve uygulanan cerrahinin kapsamının uzun dönem böbrek sağlığı açısından birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Böbrek tümörü nedeniyle ameliyat edilen bazı hastalarda böbrek fonksiyonları uzun yıllar korunabilirken, bazı hastalarda zaman içerisinde kronik böbrek hastalığı gelişebiliyor.<br />
Bu riski yalnızca böbreğin tamamının veya bir bölümünün çıkarılması belirlemiyor. Hastanın ameliyat öncesindeki böbrek fonksiyonları, yaşı, diyabet gibi eşlik eden hastalıkları, ameliyat sonrası akut böbrek hasarı gelişip gelişmediği ve uygulanan cerrahinin kapsamı da uzun dönemli sonuçları etkileyebiliyor.<br />
Parsiyel ve radikal nefrektomi arasındaki fark<br />
Böbreğin yalnızca tümör bulunan bölümünün çıkarılmasına “parsiyel nefrektomi”, böbreğin tamamının çıkarılmasına ise “radikal nefrektomi” adı veriliyor.<br />
Parsiyel nefrektomide amaç, tümörü güvenli biçimde çıkarırken mümkün olduğunca fazla sağlıklı böbrek dokusunu korumak. Radikal nefrektomide ise hastalıklı böbreğin tamamı çıkarılıyor.<br />
Böbrek tümörü nedeniyle ameliyat edilen hastaları inceleyen ve 26 çalışmanın sonuçlarını birleştiren bir meta-analizde, parsiyel nefrektomi uygulananlarda yeni gelişen kronik böbrek hastalığının zaman içindeki hazardı, radikal nefrektomi uygulananlara göre yüzde 73 daha düşük bulundu. Parsiyel nefrektomi için birleştirilmiş hazard oranı 0,27 olarak hesaplandı.<br />
Hazard oranı, bir olayın belirli bir takip süresi içerisindeki gerçekleşme hızını gösteriyor. Bu nedenle sonuç, “radikal nefrektomi kronik böbrek hastalığı olasılığını kesin olarak 3,7 kat artırır” şeklinde yorumlanmamalı. Bulgular göreceli olay hızını gösteriyor; hastanın mutlak riskini tek başına belirlemiyor.<br />
Risk tek bir faktörle açıklanamıyor<br />
Nefrektomi sonrasında klinik açıdan önemli böbrek fonksiyon kaybı riskini öngörmek amacıyla geliştirilen ve farklı ülkelerde doğrulanan bir modelde; 65 yaş ve üzerinde olmak, diyabet, ameliyat öncesi eGFR ve uygulanan nefrektominin türü temel değerlendirme değişkenleri arasında yer aldı. Modelin değerlendirdiği ana sonuç, ameliyattan 12 ay sonra eGFR’nin 45 mL/dk/1,73 m²’nin altına düşmesiydi.<br />
Ancak yaş, cinsiyet, eGFR ve diyabet gibi değişkenlerin her araştırmada bağımsız risk belirleyicisi olarak kaldığı söylenemez. Sonuçlar; incelenen hasta grubuna, takip süresine, kullanılan böbrek fonksiyonu tanımına ve istatistiksel düzeltmelere göre değişebiliyor.<br />
2026 yılında yayımlanan 1.723 hastalık gözlemsel bir çalışmada, yıllık eGFR kaybının 3 mL/dk/1,73 m²’den fazla olması “hızlı düşüş” olarak tanımlandı. Hastaların yüzde 41,8’inde bu ölçüte uyan erken dönem hızlı eGFR düşüşü görüldü. Çok değişkenli analizde diyabet ve ameliyat sonrası akut böbrek hasarı bağımsız belirleyiciler olarak kaldı.<br />
Bu çalışmada ileri yaş, kadın cinsiyet, hipertansiyon, hiperlipidemi ve ameliyat öncesi düşük eGFR ilk analizlerde hızlı düşüşle ilişkili görünse de diğer değişkenler hesaba katıldığında bağımsızlıklarını korumadı. Bu nedenle tek değişkenli ilişkiler, doğrudan bağımsız risk faktörü olarak sunulmamalı.<br />
Ameliyat öncesi eGFR neden önemli?<br />
eGFR, böbreklerin kanı ne ölçüde süzebildiğini tahmin etmek amacıyla kullanılan temel göstergelerden biri.<br />
Bir hastanın ameliyat öncesinde kronik böbrek hastalığı bulunmaması, böbrek rezervinin başka bir hastayla tamamen aynı olduğu anlamına gelmiyor. Normal kabul edilen aralık içerisinde görece daha düşük eGFR’ye sahip olmak, böbrek dokusunun bir bölümünün kaybedilmesinden sonra işlevsel uyum kapasitesinin daha sınırlı olabileceğini düşündürebilir.<br />
Serum kreatinin düzeyi de eGFR hesaplamasında kullanılan temel ölçümler arasında bulunuyor. Bu nedenle yaş, cinsiyet, kreatinin ve eGFR gibi birbiriyle ilişkili değişkenler değerlendirilirken, düzeltme yapılmamış ilişkiler ile bağımsız belirleyiciler birbirinden ayrılmalı.<br />
Diyabet ve akut böbrek hasarına dikkat<br />
Diyabet, zaman içerisinde böbreğin küçük damarlarına, kanı süzen glomerül yapılarına ve böbrek dokusunun diğer bölümlerine zarar verebiliyor.<br />
Böbrek dokusunun bir bölümünün veya tamamının çıkarıldığı hastalarda diyabet bulunması, kalan böbrek dokusunun hasara karşı duyarlılığını artırabilir ve ameliyat sonrasındaki işlevsel uyumu olumsuz etkileyebilir.<br />
Bununla birlikte gözlemsel araştırmalarda bulunan bu ilişki, diyabetin her hastada ameliyat sonrası böbrek fonksiyon kaybına doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor. 2026 tarihli 1.723 hastalık çalışmada diyabet, erken dönemdeki hızlı eGFR düşüşünün bağımsız belirleyicilerinden biri olarak saptandı.<br />
Ameliyat sonrasında gelişen akut böbrek hasarı da uzun dönemli takip açısından önemli bir uyarı işareti olabilir.<br />
Parsiyel nefrektomi uygulanan 785 hastayı inceleyen retrospektif bir araştırmada kronik böbrek hastalığı ilerlemesi 224 hastada görüldü. Akut böbrek hasarı, çok değişkenli analizde hastalık ilerlemesinin tek bağımsız belirleyicisi olarak bildirildi. Ancak bu gözlemsel sonuç, ameliyat sonrasında görülen her geçici kreatinin yükselişinin kalıcı böbrek kaybına dönüşeceği anlamına gelmiyor.<br />
Bu nedenle ameliyat sonrasındaki erken kreatinin ve eGFR değişiklikleri, sonraki ölçümler ve hastanın klinik durumuyla birlikte değerlendirilmelidir.<br />
Parsiyel nefrektomi her hastaya uygulanabilir mi?<br />
Böbrek dokusunu koruması nedeniyle parsiyel nefrektomi, uygun hastalarda böbrek fonksiyonları açısından önemli avantaj sağlayabilir. Ancak ameliyat seçimi yalnızca böbrek fonksiyonlarını koruma hedefiyle yapılamaz.<br />
Tümörün büyüklüğü, böbrekteki yerleşimi, ana damarlar ve idrar yollarıyla ilişkisi, cerrahi karmaşıklığı, yayılma riski ve hastanın genel sağlık durumu birlikte değerlendirilmelidir.<br />
Avrupa Üroloji Derneğinin 2026 kılavuzu, T1 böbrek tümörlerinde parsiyel nefrektomi uygulanmasını öneriyor. Daha büyük tümörlerde ise karar; teknik uygulanabilirlik, onkolojik güvenlik, hastanın böbrek fonksiyonları ve eşlik eden hastalıkları dikkate alınarak verilmelidir.<br />
Parsiyel ve radikal nefrektomiyi karşılaştıran çalışmaların önemli bölümü gözlemsel nitelikte. Radikal nefrektomi uygulanan hastaların tümörleri daha büyük, daha merkezi yerleşimli veya cerrahi açıdan daha karmaşık olabilir.<br />
Dolayısıyla radikal nefrektomi sonrasında gözlenen daha yüksek böbrek hastalığı riskinin tamamı ameliyat türünün kendisinden kaynaklanmayabilir. Hastaların başlangıç özellikleri ve cerrahi seçime yol açan tümör özellikleri de sonuçları etkileyebilir.<br />
Bulgular, radikal nefrektominin her hastada yanlış bir tedavi seçeneği olduğu anlamına gelmiyor. Bazı hastalarda kanserin güvenli ve eksiksiz biçimde çıkarılabilmesi için böbreğin tamamının alınması gerekli olabilir.<br />
Kronik böbrek hastalığı tek ölçümle tanımlanmaz<br />
Ameliyat sonrasında eGFR’nin tek bir ölçümde 60 mL/dk/1,73 m²’nin altına düşmesi, tek başına kronik böbrek hastalığı tanısı koydurmaz.<br />
KDIGO’ya göre kronik böbrek hastalığı, sağlık açısından sonuçları bulunan böbrek yapısı veya işlevi bozukluklarının en az üç ay süreyle devam etmesi olarak tanımlanıyor. Tanı; düşük eGFR’nin yanı sıra albüminüri veya başka böbrek hasarı göstergelerine de dayanabiliyor.<br />
Bu nedenle nefrektomi araştırmaları değerlendirilirken kronik böbrek hastalığının hangi ölçüte göre tanımlandığına, bulgunun kalıcı olup olmadığına ve takip süresine dikkat edilmeli.<br />
Ameliyat sonrasında nasıl takip edilmeli?<br />
Takip programı; ameliyat öncesindeki böbrek fonksiyonlarına, uygulanan cerrahinin kapsamına, eşlik eden hastalıklara ve ameliyat sonrası klinik seyre göre kişiselleştirilmeli.<br />
Değerlendirmede şu başlıklar dikkate alınabilir:<br />
Serum kreatinin ve eGFR<br />
İdrarda albümin-kreatinin oranı<br />
Kan basıncı<br />
Diyabet varsa kan şekeri kontrolü<br />
Ameliyat sonrası akut böbrek hasarı öyküsü<br />
Böbrek fonksiyonlarını etkileyebilecek ilaçlar<br />
KDIGO 2024 kılavuzu, kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde eGFR ile albüminürinin en az yılda bir değerlendirilmesini; hastalık ilerleme riski yüksek kişilerde ise kontrollerin daha sık yapılmasını öneriyor. Bu öneri, nefrektomi geçiren bütün hastalar için değişmez bir takip aralığı anlamına gelmiyor.<br />
Kılavuz ayrıca küçük ve geçici eGFR değişikliklerinin her zaman gerçek böbrek hasarını göstermeyebileceğini, laboratuvar sonuçlarının biyolojik değişkenlik ve klinik durumla birlikte yorumlanması gerektiğini vurguluyor.<br />
Editör notu<br />
Nefrektomi sonrası böbrek fonksiyonlarıyla ilgili kanıtların önemli bölümü gözlemsel araştırmalara dayanıyor. Hastalar parsiyel veya radikal nefrektomi gruplarına rastgele dağıtılmadığı için ameliyat türü ile kronik böbrek hastalığı arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurulamaz.<br />
Radikal nefrektomi uygulanan hastaların tümörlerinin daha büyük, daha merkezi yerleşimli veya onkolojik açıdan daha riskli olması, ameliyat sonrasında gözlenen böbrek fonksiyonu farkının bir bölümünü açıklayabilir.<br />
Araştırmaların sonuçları, ameliyat öncesinde kapsamlı sağlık taramasından geçirilen sağlıklı canlı böbrek vericilerine doğrudan genellenemez.<br />
Cerrahi yöntem; kanserin güvenli biçimde tedavi edilmesi, hastanın böbrek rezervi, genel sağlık durumu, tümörün anatomik özellikleri ve ameliyatın teknik uygulanabilirliği birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.<br />
Bu sürümde önceki kontrolde belirtilen altı düzeltmenin tamamı uygulanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/bobrek-ameliyati-sonrasi-kronik-bobrek-hastaligi-riski-kimlerde-artiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-20260803-w-a0024.jpg" type="image/jpeg" length="94448"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sarkopeni Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi: Yaşa Bağlı Kas Kaybı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/sarkopeni-belirtileri-nedenleri-ve-tedavisi-yasa-bagli-kas-kaybi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/sarkopeni-belirtileri-nedenleri-ve-tedavisi-yasa-bagli-kas-kaybi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaş ilerledikçe kas gücünde azalma yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olmayabilir; günlük yaşamı, bağımsızlığı ve düşme riskini etkileyen önemli bir sağlık sorununun habercisi olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, sarkopeni olarak adlandırılan yaşa bağlı kas kaybının erken fark edilmesinin yaşam kalitesini korumada kritik rol oynadığına dikkat çekiyor. [1]</p>

<p>Yaşlı yetişkinlerde en sık görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen sağlık sorunlarından biri olan sarkopeni, erken tanı ve uygun egzersiz ile ilerlemesi yavaşlatılabilen bir hastalık olarak kabul ediliyor. [1][2]</p>

<p></p>

<p>Sarkopeni Nedir?</p>

<p>Sarkopeni, yaşlanmayla birlikte iskelet kası kütlesinin, kas gücünün ve fiziksel performansın giderek azalmasıyla karakterize ilerleyici bir kas hastalığıdır. 2019’dan bu yana uluslararası hastalık sınıflandırmalarında bağımsız bir hastalık olarak yer almaktadır. [1]</p>

<p>En sık;</p>

<ul>
 <li>60 yaş üzerindeki bireylerde</li>
 <li>Hareketsiz yaşayan kişilerde</li>
 <li>Kronik hastalığı bulunanlarda</li>
 <li>Uzun süre yatağa bağımlı kalanlarda</li>
 <li>Yetersiz beslenenlerde görülür. [2]</li>
</ul>

<p>Araştırmalar, toplumda yaşayan yaşlı erişkinlerin yaklaşık %10-22’sinde sarkopeni görülebildiğini, bakım evlerinde yaşayan yaşlılarda bu oranın daha da artabildiğini göstermektedir. [3]</p>

<p>Günlük yaşama etkileri</p>

<p>Sarkopeni;</p>

<ul>
 <li>Merdiven çıkmayı zorlaştırabilir.</li>
 <li>Sandalyeden kalkmayı güçleştirebilir.</li>
 <li>Yürüme hızını azaltabilir.</li>
 <li>Düşme ve kırık riskini artırabilir.</li>
 <li>Bağımsız yaşamı olumsuz etkileyebilir. [2]</li>
</ul>

<p></p>

<p>Sarkopeni Neden Olur?</p>

<p>Sarkopeni tek bir nedene bağlı gelişmez.</p>

<p>Başlıca risk faktörleri şunlardır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>İleri yaş [1]</li>
 <li>Fiziksel hareketsizlik [2]</li>
 <li>Uzun süre yatak istirahati [2]</li>
 <li>Yetersiz protein alımı [4]</li>
 <li>D vitamini eksikliği [4]</li>
 <li>Kronik inflamasyon [3]</li>
 <li>Diyabet [2]</li>
 <li>Kalp yetmezliği [2]</li>
 <li>KOAH [2]</li>
 <li>Böbrek hastalıkları [2]</li>
 <li>Kanser [2]</li>
</ul>

<p>Genetik ve çevresel etkenler</p>

<p>Kas yapısını etkileyen bazı genetik özellikler sarkopeni riskini artırabilir. Ancak yaşam tarzı, düzenli egzersiz ve beslenme alışkanlıkları hastalığın gelişiminde çok daha belirleyici rol oynar. [3]</p>

<p></p>

<p>Sarkopeni Belirtileri</p>

<p>Erken dönem belirtileri</p>

<ul>
 <li>Kas gücünde azalma [1]</li>
 <li>Çabuk yorulma [2]</li>
 <li>Kavrama gücünün azalması [2]</li>
 <li>Yürüme hızında düşüş [2]</li>
 <li>Merdiven çıkarken zorlanma [2]</li>
</ul>

<p>İleri dönem belirtileri</p>

<ul>
 <li>Kas hacminde belirgin azalma</li>
 <li>Düşmeler</li>
 <li>Kemik kırıkları</li>
 <li>Denge kaybı</li>
 <li>Günlük işlerde başkasına ihtiyaç duyma</li>
 <li>Hareket kabiliyetinin belirgin azalması [2]</li>
</ul>

<p></p>

<p>Sarkopeni Nasıl Teşhis Edilir?</p>

<p>Tanıda yalnızca kas kütlesine bakılmaz.</p>

<p>Hekimler;</p>

<ul>
 <li>Ayrıntılı fizik muayene</li>
 <li>El kavrama gücü testi</li>
 <li>Sandalyeden kalkma testi</li>
 <li>Yürüme hızı ölçümü</li>
 <li>SPPB (Short Physical Performance Battery)</li>
 <li>DXA (Kemik yoğunluğu cihazıyla kas ölçümü)</li>
 <li>BIA (Biyoempedans analizi)</li>
 <li>Gerektiğinde BT veya MR incelemeleri</li>
</ul>

<p>kullanabilir. [3]</p>

<p>Kan testleri ise altta yatan nedenlerin araştırılması amacıyla istenebilir.</p>

<p></p>

<p>Sarkopeni Tedavisi</p>

<p>Sarkopeninin tedavisinde temel amaç kas gücünü korumak ve fiziksel işlevi artırmaktır.</p>

<p>Tedavi planı kişiye özel hazırlanmalıdır.</p>

<p>Egzersiz</p>

<p>Bilimsel olarak en güçlü kanıt;</p>

<ul>
 <li>Direnç egzersizleri</li>
 <li>Ağırlık çalışmaları</li>
 <li>Kuvvet antrenmanları</li>
 <li>Denge egzersizleri</li>
 <li>Düzenli yürüyüş</li>
</ul>

<p>için bulunmaktadır. [2]</p>

<p>Beslenme</p>

<p>Uzmanlar;</p>

<ul>
 <li>Günlük yeterli protein alınmasını</li>
 <li>Lösinden zengin beslenmeyi</li>
 <li>Gerektiğinde D vitamini eksikliğinin düzeltilmesini</li>
 <li>Enerji ihtiyacının karşılanmasını</li>
</ul>

<p>önermektedir. [4]</p>

<p>İlaç tedavisi</p>

<p>Bugün için sarkopeniyi doğrudan tedavi eden onaylı bir ilaç bulunmamaktadır. Bazı ilaçlar ve biyolojik tedaviler araştırılmakta olsa da henüz rutin kullanımda değildir. [5]</p>

<p></p>

<p>Güncel Bilimsel Gelişmeler</p>

<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar;</p>

<ul>
 <li>Yapay zekâ destekli erken tanı yöntemlerini</li>
 <li>Kas protein sentezini artırabilecek yeni ilaç adaylarını</li>
 <li>Miyostatin baskılayıcı tedavileri</li>
 <li>Kök hücre araştırmalarını</li>
 <li>Egzersiz ile beslenmenin birlikte uygulanmasının etkilerini</li>
</ul>

<p>araştırmaktadır. Ancak bu yaklaşımların büyük bölümü halen klinik araştırma aşamasındadır ve standart tedavi olarak önerilmemektedir. [5]</p>

<p></p>

<p>Sarkopeni ile Yaşam</p>

<p>Kas kaybını tamamen durdurmak her zaman mümkün olmasa da ilerleme hızı azaltılabilir.</p>

<p>Uzmanların önerileri:</p>

<ul>
 <li>Haftada en az 2-3 gün kuvvet egzersizi</li>
 <li>Günlük hareket miktarını artırmak</li>
 <li>Uzun süre oturmamak</li>
 <li>Yeterli protein tüketmek</li>
 <li>Düzenli uyumak</li>
 <li>Sigaradan uzak durmak</li>
 <li>Alkolü sınırlandırmak</li>
 <li>D vitamini eksikliği varsa tedavi ettirmek</li>
</ul>

<p></p>

<p>En Sık Yapılan Yanlışlar</p>

<ul>
 <li>“Kas kaybı yaşlanmanın normal parçasıdır, yapılacak bir şey yoktur.”</li>
 <li>“Yalnızca yürüyüş yapmak yeterlidir.”</li>
 <li>“Protein sadece sporcular içindir.”</li>
 <li>“Kas kaybı sadece erkeklerde görülür.”</li>
 <li>“Sarkopeni varsa egzersiz yapmak tehlikelidir.”</li>
</ul>

<p>Bu inanışların tamamı bilimsel verilerle desteklenmemektedir. Uygun egzersiz ve beslenme çoğu hastada fayda sağlayabilir. [2][4]</p>

<p></p>

<p>Tedavi Edilmezse Ne Olur?</p>

<p>Tedavi edilmeyen sarkopeni;</p>

<ul>
 <li>Düşme riskini artırabilir.</li>
 <li>Kalça kırıklarına yol açabilir.</li>
 <li>Hastaneye yatış oranını yükseltebilir.</li>
 <li>Bağımsız yaşamı zorlaştırabilir.</li>
 <li>Engellilik riskini artırabilir.</li>
 <li>Yaşam kalitesini düşürebilir.</li>
 <li>Ölüm riskinde artışla ilişkili olabilir. [2]</li>
</ul>

<p></p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Aşağıdaki durumlarda değerlendirme önerilir:</p>

<ul>
 <li>Son aylarda belirgin güç kaybı</li>
 <li>Nedensiz kas erimesi</li>
 <li>Sık düşme</li>
 <li>Yürümede yavaşlama</li>
 <li>Sandalyeden kalkmakta zorlanma</li>
 <li>Kavrama gücünde belirgin azalma</li>
</ul>

<p>Acil Müdahale Gerektiren Durumlar</p>

<p>Kas güçsüzlüğüne;</p>

<ul>
 <li>Ani felç belirtileri</li>
 <li>Konuşma bozukluğu</li>
 <li>Şiddetli nefes darlığı</li>
 <li>Bilinç değişikliği</li>
</ul>

<p>eşlik ediyorsa acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır. Bu belirtiler sarkopeniden farklı ve acil müdahale gerektiren hastalıkların işareti olabilir.</p>

<p></p>

<p>Merak Edilen Sorular</p>

<p>Sarkopeni kaç yaşında başlar?</p>

<p>Kas kütlesindeki azalma genellikle 30-40’lı yaşlardan itibaren yavaş yavaş başlayabilir; klinik olarak belirgin sarkopeni ise daha çok 60 yaş sonrasında görülür. [1]</p>

<p>Sarkopeni tamamen iyileşir mi?</p>

<p>Tam düzelme her zaman mümkün olmasa da uygun egzersiz ve beslenme ile ilerleme yavaşlatılabilir ve kas gücü artırılabilir. [2]</p>

<p>Sarkopeni için hangi doktora gidilir?</p>

<p>İç hastalıkları, geriatri, fiziksel tıp ve rehabilitasyon veya ortopedi uzmanları değerlendirme yapabilir.</p>

<p>Sarkopeni gençlerde olur mu?</p>

<p>Evet. Uzun süre hareketsizlik, kronik hastalıklar veya ağır yetersiz beslenme genç bireylerde de kas kaybına neden olabilir. [2]</p>

<p>Sarkopeni kilo vermek anlamına mı gelir?</p>

<p>Hayır. Kişi fazla kilolu olsa bile kas kütlesi azalmış olabilir.</p>

<p>Sarkopeni hangi besinlerle önlenebilir?</p>

<p>Yeterli protein içeren besinler, süt ürünleri, yumurta, balık, yağsız et ve baklagiller dengeli beslenmenin parçası olarak önemlidir. [4]</p>

<p>Sarkopenide yürüyüş yeterli midir?</p>

<p>Yürüyüş faydalıdır ancak direnç ve kuvvet egzersizleri de tedavinin önemli bir parçasıdır. [2]</p>

<p>Sarkopeni ölümcül müdür?</p>

<p>Doğrudan ölüm nedeni değildir ancak düşme, kırık, hareketsizlik ve diğer sağlık sorunları nedeniyle ciddi sonuçlara yol açabilir. [2]</p>

<p></p>

<p>Kaynakça</p>

<p>[1] World Health Organization (WHO) - Healthy Ageing Reports ve ICD Sınıflandırmaları<br />
[2] Mayo Clinic - Healthy Aging &amp; Sarcopenia Clinical Guidance<br />
[3] European Working Group on Sarcopenia in Older People (EWGSOP2) / PubMed Klinik Çalışmaları<br />
[4] National Health Service (NHS) - Healthy Ageing, Nutrition and Physical Activity Guidance<br />
[5] PubMed - Güncel Sarkopeni Klinik Araştırmaları ve Deneysel Tedavi Çalışmaları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/sarkopeni-belirtileri-nedenleri-ve-tedavisi-yasa-bagli-kas-kaybi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 05:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7208.jpeg" type="image/jpeg" length="86629"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alkol Tüketimi Kanser Riskini Artırıyor: Bilimsel Kanıtlar Güçleniyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/alkol-tuketimi-kanser-riskini-artiriyor-bilimsel-kanitlar-gucleniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/alkol-tuketimi-kanser-riskini-artiriyor-bilimsel-kanitlar-gucleniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilimsel çalışmalar, alkol tüketiminin yalnızca yüksek miktarlarda değil, düşük düzeylerde de bazı kanser türlerinin riskini artırabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) ve ABD Ulusal Kanser Enstitüsü, alkolü insanlarda kansere neden olduğu kanıtlanmış maddeler arasında değerlendiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alkolün sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin bilimsel kanıtlar her geçen yıl daha da güçleniyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), alkollü içecekleri “Grup 1 kanserojen” yani insanlarda kansere neden olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış maddeler arasında sınıflandırıyor. ABD Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından özetlenen geniş kapsamlı insan çalışmaları da alkol tüketiminin ağız, boğaz, yemek borusu, karaciğer, kalın bağırsak, gırtlak ve kadınlarda meme kanseri riskini artırdığını ortaya koyuyor. [1][2]</p>

<p>Düşük miktarda alkol de riski artırabiliyor</p>

<p>Uzun yıllar boyunca yalnızca aşırı alkol tüketiminin zararlı olduğu düşünülse de, güncel araştırmalar daha düşük miktarlarda alkol tüketiminin de özellikle meme kanseri açısından riski tamamen ortadan kaldırmadığını gösteriyor. Büyük insan popülasyonlarında yapılan epidemiyolojik çalışmalar (toplumdaki hastalık nedenlerini inceleyen araştırmalar), riskin tüketim miktarı arttıkça yükseldiğini, ancak sıfırın üzerinde her düzeyde tamamen risksiz bir sınır belirlenemediğini bildiriyor. [1][2]</p>

<p>Bilim insanları bu nedenle “güvenli alkol miktarı” kavramının kanser açısından net bir karşılığı olmadığını vurguluyor. [1][3]</p>

<p>Alkol vücutta kansere nasıl zemin hazırlıyor?</p>

<p>Araştırmalara göre alkol, vücuda girdikten sonra asetaldehit adı verilen toksik (zararlı) bir maddeye dönüşüyor. Bu madde DNA’ya zarar verebiliyor ve hücrelerin kendini onarma mekanizmasını bozabiliyor. Ayrıca alkol;</p>

<ul>
 <li>Hücrelerde oksidatif stres (zararlı molekül birikimi) oluşturabiliyor.</li>
 <li>Bazı vitaminlerin emilimini azaltabiliyor.</li>
 <li>Kadınlarda östrojen hormonunu yükseltebiliyor.</li>
 <li>Sigara dumanındaki kanser yapıcı maddelerin ağız ve boğaz dokularına daha kolay nüfuz etmesine katkı sağlayabiliyor. [2][3]</li>
</ul>

<p>Bu mekanizmaların birlikte çalışması, uzun vadede bazı kanser türlerinin gelişme olasılığını artırabiliyor.</p>

<p>Kadınlar ve erkeklerde farklı kanserler öne çıkıyor</p>

<p>Araştırmalar, alkolün erkeklerde daha çok ağız, boğaz ve sindirim sistemi kanserleriyle ilişkilendirildiğini gösteriyor. Kadınlarda ise en dikkat çekici ilişki meme kanseriyle görülüyor. Uluslararası değerlendirmeler, her yıl dünya genelinde yüz binlerce meme kanseri vakasının alkol tüketimiyle bağlantılı olabileceğini ortaya koyuyor. [1][3]</p>

<p>Sağlıklı beslenme riski tamamen ortadan kaldırmıyor</p>

<p>Bitkisel besinlerden zengin, lif içeriği yüksek beslenmenin hormon dengesi ve genel sağlık üzerinde olumlu etkileri bulunuyor. Bazı çalışmalar lif tüketiminin östrojen düzeylerinin düzenlenmesine katkı sağlayabileceğini öne sürse de, bu durum alkolün oluşturduğu kanser riskini tamamen ortadan kaldırmıyor. Bilim insanları sağlıklı beslenmenin önemli olduğunu ancak alkol tüketiminin kanser üzerindeki etkisini sıfırlamadığını vurguluyor. [1]</p>

<p>Son yıllarda yayımlanan bilimsel raporlar ve halk sağlığı değerlendirmeleri, alkolün yalnızca karaciğere zarar veren bir madde olmadığını, aynı zamanda önlenebilir kanser nedenlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Bununla birlikte bireysel risk; tüketim miktarı, genetik yapı, sigara kullanımı ve yaşam tarzı gibi birçok faktörden de etkilenebiliyor. Araştırmaların ortak mesajı ise kanser riski açısından alkol tüketiminin azaltılmasının daha düşük riskle ilişkili olduğu yönünde.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Greger M. Can Alcohol Cause Cancer? <a href="http://nutritionfacts.org/" rel="nofollow">NutritionFacts.org</a>, 2018. İçerikte atıf yapılan bilimsel çalışmalar.</p>

<p>[2] National Cancer Institute. Alcohol and Cancer Risk Fact Sheet. Güncellenmiş bilgi notu.</p>

<p>[3] International Agency for Research on Cancer (IARC). Alcohol and Cancer. IARC Monographs ve değerlendirme özeti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/alkol-tuketimi-kanser-riskini-artiriyor-bilimsel-kanitlar-gucleniyor</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 21:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7191.jpeg" type="image/jpeg" length="78613"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Soğuk Terleme ve Çene Ağrısı Kalp Krizinin Habercisi Olabilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/soguk-terleme-ve-cene-agrisi-kalp-krizinin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/soguk-terleme-ve-cene-agrisi-kalp-krizinin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp krizi, kalbi besleyen damarlardan birinin aniden tıkanması sonucu ortaya çıkan ve dakikaların bile önemli olduğu bir acil durumdur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, göğüs ağrısının yanı sıra nefes darlığı, soğuk terleme, mide bulantısı ve çene ya da kol ağrısı gibi belirtilerin de kalp krizinin habercisi olabileceğini vurguluyor.</p>

<p>Kalp krizi, kalp kasına giden kan akışının aniden kesilmesiyle gelişir. Bu durum, kalp kasının yeterli oksijen alamamasına ve tedavi gecikirse kalıcı hasara yol açabilir. WebMD tarafından kardiyoloji uzmanlarının tıbbi değerlendirmesiyle hazırlanan güncel sağlık bilgilerine göre, belirtileri erken fark etmek ve vakit kaybetmeden acil sağlık hizmetine başvurmak hayat kurtarıyor.[1]</p>

<p>Kalp krizi neden olur?</p>

<p>Kalp krizlerinin büyük bölümü, koroner arter (kalbi besleyen damar) duvarında yıllar içinde biriken kolesterol ve yağdan oluşan plakların yırtılmasıyla başlar. Plak yırtıldığında oluşan pıhtı damarı tamamen tıkayabilir ve kalp kasına giden kan akışını durdurabilir.[1]</p>

<p>Bu nedenle kalp krizi çoğu zaman ani gelişse de, altında uzun yıllar devam eden damar sertliği (ateroskleroz) süreci bulunur.[1]</p>

<p>En sık görülen belirtiler</p>

<p>Kalp krizinde herkes aynı belirtileri yaşamayabilir. En yaygın belirtiler şunlardır:[1]</p>

<ul>
 <li>Göğsün ortasında baskı, sıkışma veya yanma hissi</li>
 <li>Sol kola, iki kola, omuzlara, sırta, boyna veya çeneye yayılan ağrı</li>
 <li>Nefes darlığı</li>
 <li>Soğuk terleme</li>
 <li>Baş dönmesi veya bayılacak gibi hissetme</li>
 <li>Mide bulantısı ya da kusma</li>
 <li>Aşırı halsizlik ve yorgunluk</li>
</ul>

<p>Belirtiler birkaç dakika sürebilir, hafifleyip tekrar başlayabilir veya giderek şiddetlenebilir.[1]</p>

<p>Kadınlarda belirtiler farklı olabilir</p>

<p>Kadınlarda kalp krizi her zaman şiddetli göğüs ağrısıyla başlamayabilir. Bunun yerine;</p>

<ul>
 <li>Olağan dışı yorgunluk</li>
 <li>Hazımsızlık hissi</li>
 <li>Sırt, boyun veya çene ağrısı</li>
 <li>Nefes darlığı</li>
 <li>Mide bulantısı</li>
</ul>

<p>gibi daha belirsiz yakınmalar görülebilir. Bu nedenle belirtilerin mide rahatsızlığı veya kas ağrısıyla karıştırılması tanıda gecikmeye neden olabilir.[1][2]</p>

<p>Sessiz kalp krizi de görülebiliyor</p>

<p>Bazı kişiler, özellikle diyabet (şeker hastalığı) olanlarda, “sessiz kalp krizi” olarak bilinen durumda belirgin göğüs ağrısı yaşamayabilir. Hafif halsizlik, nefes darlığı veya kısa süreli rahatsızlık hissi dışında belirti olmayabilir. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri büyük önem taşır.[1]</p>

<p>Kimler daha fazla risk altında?</p>

<p>Kalp krizi riskini artıran başlıca etkenler şunlardır:[1]</p>

<ul>
 <li>Sigara kullanımı</li>
 <li>Hipertansiyon (yüksek tansiyon)</li>
 <li>Diyabet (şeker hastalığı)</li>
 <li>Yüksek kolesterol</li>
 <li>Obezite (aşırı kilo)</li>
 <li>Fiziksel hareketsizlik</li>
 <li>İleri yaş</li>
 <li>Ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü</li>
 <li>Uzun süreli stres</li>
</ul>

<p>Bu risklerin önemli bir kısmı yaşam tarzı değişiklikleriyle azaltılabiliyor.[1]</p>

<p>Belirti varsa beklememek gerekiyor</p>

<p>Kalp krizinde en önemli unsur zamandır. Uzmanlar, belirtilerin kendiliğinden geçmesini beklemek yerine acil sağlık ekiplerinin aranmasını öneriyor. Kan akışının ne kadar erken yeniden sağlanabildiği, kalp kasında oluşacak hasarın miktarını doğrudan etkiliyor.[1]</p>

<p>Kalp krizinin belirtileri kişiden kişiye değişebildiği için yalnızca klasik göğüs ağrısına odaklanmamak gerekiyor. Özellikle birkaç belirtinin birlikte ortaya çıkması durumunda hızlı hareket edilmesi, yaşam şansını artıran en önemli adımlardan biri olarak kabul ediliyor.[1][2]</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] WebMD Editorial Contributors. A Visual Guide to a Heart Attack. WebMD. Tıbbi değerlendirme: Poonam Sachdev, MD. 2024.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>[2] WebMD Editorial Contributors. Heart Attack. WebMD. Tıbbi değerlendirme: James Beckerman, MD, FACC. 2025.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/soguk-terleme-ve-cene-agrisi-kalp-krizinin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 21:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7190.jpeg" type="image/jpeg" length="92416"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geğirme Neden Olur? Sık Geğirme Hangi Hastalıkların Habercisi Olabilir?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/gegirme-neden-olur-sik-gegirme-hangi-hastaliklarin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/gegirme-neden-olur-sik-gegirme-hangi-hastaliklarin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geğirme çoğu zaman sindirim sisteminin normal bir parçasıdır ve özellikle yemeklerden sonra birkaç kez olması beklenebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak gün boyu sık tekrarlayan geğirme, mide reflüsü, gastrit, Helicobacter pylori enfeksiyonu veya irritabl bağırsak sendromu gibi sindirim sistemi hastalıklarının belirtisi de olabilir. Uzmanlar, geğirmenin sıklığı kadar eşlik eden belirtilerin de önem taşıdığına dikkat çekiyor.</p>

<p>Geğirme, mide ve yemek borusunda biriken gazın ağız yoluyla dışarı atılmasıdır. Amerikan merkezli sağlık platformu WebMD’nin, Mayo Clinic, National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases ile American College of Gastroenterology gibi kurumların bilgilerine dayandırdığı güncel değerlendirmeye göre, yemeklerden sonra birkaç kez geğirmek normal kabul edilir. Ancak sıklaşan ve yaşam kalitesini etkileyen geğirmeler altta yatan bir sağlık sorununun işareti olabilir. [1]</p>

<p>Geğirme neden olur?</p>

<p>En yaygın neden, yemek yerken farkında olmadan hava yutmaktır. Bu durum “aerofaji (aşırı hava yutma)” olarak adlandırılır. Hızlı yemek yemek, konuşarak yemek yemek, sakız çiğnemek, sert şeker emmek ve sigara kullanmak daha fazla hava yutulmasına neden olabilir. Gazlı içeceklerde bulunan karbondioksit gazı da geğirmeyi artırabilir. [1]</p>

<p>Bunun yanında yağ oranı yüksek besinler mide boşalmasını yavaşlatarak mide yanması ve geğirmeyi tetikleyebilir. Kafeinli ve alkollü içecekler de bazı kişilerde benzer etki oluşturabilir. [1]</p>

<p>Hangi hastalıkların belirtisi olabilir?</p>

<p>Sürekli geğirme tek başına hastalık anlamına gelmese de bazı sindirim sistemi rahatsızlıklarında sık görülen belirtilerden biridir.</p>

<p>Bunlar arasında şunlar yer alıyor:</p>

<ul>
 <li>Gastroözofageal reflü hastalığı (GERD) yani mide asidinin yemek borusuna kaçması</li>
 <li>Dispepsi (hazımsızlık)</li>
 <li>Gastrit (mide iç yüzeyinin iltihabı)</li>
 <li>Helicobacter pylori bakterisinin neden olduğu mide enfeksiyonu</li>
 <li>İrritabl bağırsak sendromu (IBS), yani hassas bağırsak sendromu [1]</li>
</ul>

<p>Bu hastalıklarda geğirmeye mide yanması, karın ağrısı, şişkinlik, bulantı, kusma veya bağırsak alışkanlıklarında değişiklik gibi belirtiler de eşlik edebilir. [1]</p>

<p>Yemekten sonra kaç kez geğirmek normal?</p>

<p>Uzmanlara göre yemek sonrasında yaklaşık dört kez geğirmek normal kabul edilebilir. Çünkü yemek sırasında yutulan havanın dışarı atılması sindirimin doğal bir parçasıdır. Sorun, geğirmenin gün boyunca sürekli devam etmesi veya günlük yaşamı etkileyecek kadar sıklaşması durumunda ortaya çıkar. [1]</p>

<p>Geğirmeyi azaltmak için neler yapılabilir?</p>

<p>Herhangi bir hastalık saptanmamışsa yaşam tarzındaki küçük değişiklikler geğirmeyi belirgin şekilde azaltabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öneriler arasında şunlar bulunuyor:</p>

<ul>
 <li>Yemekleri daha yavaş yemek ve iyi çiğnemek</li>
 <li>Gazlı içecek tüketimini azaltmak</li>
 <li>Sakız çiğnememek ve sert şeker emmemek</li>
 <li>Sigarayı bırakmak</li>
 <li>Yemekten sonra kısa bir yürüyüş yapmak</li>
 <li>Gaz oluşumunu artıran bazı besinleri kişisel toleransa göre azaltmak. Brokoli, lahana, kuru baklagiller ve bazı süt ürünleri bazı kişilerde daha fazla gaz oluşturabilir. [1]</li>
</ul>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Geğirme; istemsiz kilo kaybı, sürekli mide ağrısı, yutma güçlüğü, kanlı kusma, siyah renkli dışkı, sürekli kusma veya şiddetli mide yanmasıyla birlikte görülüyorsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması öneriliyor. Çünkü bu belirtiler daha ciddi sindirim sistemi hastalıklarının habercisi olabilir. [1]</p>

<p>Ara sıra geğirmek çoğu kişi için tamamen normaldir. Ancak haftalar boyunca süren, giderek artan veya başka sindirim sistemi yakınmalarıyla birlikte görülen geğirmeler, altta yatan nedenin araştırılması için gastroenteroloji değerlendirmesini gerektirebilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Matt Smith. Burping &amp; Excessive Belching: Why It Happens &amp; How To Make It Stop. WebMD. Tıbbi inceleme: Nayana Ambardekar, MD. Güncelleme: 2025. Mayo Clinic, National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases ve American College of Gastroenterology kaynakları temel alınmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/gegirme-neden-olur-sik-gegirme-hangi-hastaliklarin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 20:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7186-1.jpeg" type="image/jpeg" length="16339"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyabette Hangi Magnezyum Daha Etkili? Bilim Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/diyabette-hangi-magnezyum-daha-etkili-bilim-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/diyabette-hangi-magnezyum-daha-etkili-bilim-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Magnezyum, diyabetli kişilerde kan şekeri kontrolünü destekleyebilir ve insülinin (kan şekerini düzenleyen hormon) daha etkili çalışmasına katkı sağlayabilir. Ancak mevcut bilimsel veriler, diyabet için tek bir magnezyum türünün diğerlerinden kesin olarak üstün olduğunu göstermiyor ve uzmanlar magnezyum takviyesini rutin diyabet tedavisi olarak önermiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyabetli bireylerde magnezyum eksikliği, diyabeti olmayan kişilere göre daha sık görülebiliyor. Bu nedenle araştırmacılar uzun süredir magnezyum takviyelerinin kan şekeri kontrolünü iyileştirip iyileştiremeyeceğini inceliyor. Son değerlendirmeler, magnezyumun özellikle eksikliği bulunan kişilerde fayda sağlayabileceğini düşündürse de, hangi magnezyum formunun en etkili olduğu konusunda henüz net bir sonuca ulaşılamadı. [1], [2]</p>

<p>Magnezyum kan şekerini nasıl etkiliyor?</p>

<p>Magnezyum, vücutta 300’den fazla biyokimyasal reaksiyonda görev alan temel minerallerden biri. Kasların çalışması, sinir sistemi, enerji üretimi ve kalp ritminin korunmasının yanı sıra glikoz metabolizmasında (şekerin enerjiye dönüştürülmesi sürecinde) da önemli rol oynuyor. [2]</p>

<p>Araştırmalar, yeterli magnezyum düzeyine sahip kişilerin insüline karşı daha iyi yanıt verebildiğini gösteriyor. İnsülin direnci (vücudun insüline yeterince yanıt vermemesi) azaldığında ise kan şekeri kontrolü kolaylaşabiliyor. Ayrıca magnezyumun oksidatif stres (hücrelere zarar veren dengesizlik) ve inflamasyonu (vücudun iltihabi yanıtı) azaltabileceği de düşünülüyor. [1], [2]</p>

<p>Hangi magnezyum türü daha iyi emiliyor?</p>

<p>Piyasada sitrat, glisinat, klorür, oksit, laktat, aspartat ve treonat gibi birçok farklı magnezyum formu bulunuyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar, magnezyum sitrat, klorür, laktat ve aspartatın bağırsaklardan daha iyi emildiğini gösteriyor. Buna karşın daha düşük emilim oranına sahip olduğu düşünülen magnezyum oksitle yapılan bazı klinik araştırmalarda da kan şekeri kontrolünde iyileşme bildirilmiş durumda. Öte yandan magnezyum aspartat kullanılan bazı çalışmalarda ise anlamlı bir fayda görülmedi. [1], [2]</p>

<p>Bu nedenle yalnızca emilim oranına bakarak “en iyi magnezyum budur” demek mümkün görünmüyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar ne gösteriyor?</p>

<p>Klinik araştırmaların önemli bir kısmı, magnezyum desteğinin açlık kan şekeri, HbA1c (yaklaşık üç aylık ortalama kan şekeri) ve insülin duyarlılığı üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini bildirse de sonuçlar tüm çalışmalarda aynı değil. Özellikle magnezyum eksikliği bulunan kişilerde faydanın daha belirgin olabileceği düşünülüyor. [2], [3]</p>

<p>Buna karşılık farklı ülkelerde yapılan sistematik derlemeler ve meta analizler, mevcut kanıtların rutin kullanım önerisi yapmak için hâlâ yetersiz olduğunu vurguluyor. [3]</p>

<p>Diyabet dernekleri neden temkinli yaklaşıyor?</p>

<p>Amerikan Diyabet Derneği, mevcut bilimsel verilerin diyabetli bireylerde yalnızca kan şekeri kontrolünü iyileştirmek amacıyla rutin magnezyum takviyesi önerilmesi için yeterli olmadığını belirtiyor. Mineral ve vitamin desteklerinin, eksiklik saptanmayan kişilerde standart diyabet tedavisinin yerine geçmediği özellikle vurgulanıyor. [2]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle magnezyum takviyeleri, diyabet ilaçlarının alternatifi olarak değerlendirilmiyor.</p>

<p>Magnezyumu önce sofradan almak daha doğru</p>

<p>Uzmanlar, magnezyum ihtiyacının mümkün olduğunca besinlerle karşılanmasını öneriyor. Ispanak, pazı, kabak çekirdeği, badem, kaju, kuru baklagiller, tam tahıllar ve bazı maden suları doğal magnezyum kaynakları arasında yer alıyor. [2]</p>

<p>Takviye kullanılacaksa kişinin böbrek fonksiyonları, kullandığı ilaçlar ve gerçek magnezyum düzeyi de dikkate alınmalı. Özellikle yüksek doz takviyeler ishal, mide krampları ve böbrek hastalarında ciddi yan etkilere yol açabiliyor. [1], [2]</p>

<p>Araştırmalar umut verici olsa da, bugüne kadar elde edilen veriler magnezyumun diyabet tedavisinde tek başına etkili bir yöntem olduğunu göstermiyor. Bilim insanları, hangi hasta grubunun hangi magnezyum formundan gerçekten fayda göreceğini belirlemek için daha büyük ve uzun süreli klinik çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtiyor. [2], [3]</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Health com Editörleri. Which Magnesium Types Help With Diabetes Control? Health com, 2025.</p>

<p>[2] National Institutes of Health Office of Dietary Supplements. Magnesium Fact Sheet for Health Professionals. 2025.</p>

<p>[3] Veronese N, Watutantrige-Fernando S, Luchini C ve ark. Effect of magnesium supplementation on glucose metabolism in people with or at risk of diabetes: a systematic review and meta-analysis of double-blind randomized controlled trials. European Journal of Clinical Nutrition. 2016. DOI: 10.1038/ejcn.2016.154 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/diyabette-hangi-magnezyum-daha-etkili-bilim-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 05:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7164.jpeg" type="image/jpeg" length="94789"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kronik Spontan Ürtiker Nedir? Belirti, Tedavi ve Yaşam Rehberi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kronik-spontan-urtiker-nedir-belirti-tedavi-ve-yasam-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kronik-spontan-urtiker-nedir-belirti-tedavi-ve-yasam-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kronik kurdeşen, yaşamı tehdit etmese de aylar hatta yıllar sürebilen kaşıntı ve cilt kabarıklıkları nedeniyle uyku, iş ve sosyal yaşamı ciddi biçimde etkileyebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kronik spontan ürtiker, doğru tanı ve güncel tedavi yaklaşımlarıyla büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalıktır.</p>

<p>Kurdeşen olarak bilinen ürtiker çoğu kişide birkaç gün içinde düzelirken, belirtiler altı haftadan uzun sürüyorsa tablo artık kronik spontan ürtiker (KSÜ) olarak değerlendirilir. Uzmanlar, hastalığın çoğu zaman bir gıda alerjisinden değil, bağışıklık sistemindeki düzensiz yanıttan kaynaklandığını belirtiyor. Güncel veriler, hastaların önemli bir bölümünde hastalığın zaman içinde kendiliğinden remisyona girdiğini gösterse de bazı kişilerde yıllarca devam edebildiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Kronik Spontan Ürtiker Nedir?</p>

<p>Kronik spontan ürtiker, nedeni çoğu zaman kesin olarak belirlenemeyen, en az 6 hafta boyunca tekrarlayan kaşıntılı kabarıklıklarla seyreden bir deri hastalığıdır. Lezyonların her biri genellikle 24 saat içinde kaybolur ancak yenileri çıktığı için döküntüler sürekli devam ediyormuş gibi görünür. [1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kimlerde görülür?</p>

<ul>
 <li>Her yaşta görülebilir.</li>
 <li>Kadınlarda erkeklere göre daha sık izlenir.</li>
 <li>Alerjik hastalık öyküsü olanlarda biraz daha yaygın olabilir.</li>
 <li>Otoimmün tiroit hastalıkları gibi bazı bağışıklık sistemi hastalıklarıyla birlikte görülebilir. [1][3]</li>
</ul>

<p>Günlük yaşama etkisi</p>

<ul>
 <li>Yoğun kaşıntı</li>
 <li>Uyku bozukluğu</li>
 <li>İş ve okul performansında düşüş</li>
 <li>Kaygı ve yaşam kalitesinde azalma [2]</li>
</ul>

<p></p>

<p>Kronik Spontan Ürtiker Neden Olur?</p>

<p>Vakaların büyük kısmında tek bir neden bulunamaz. Günümüzde en güçlü görüş, hastalığın önemli bölümünde bağışıklık sisteminin mast hücrelerini gereksiz yere aktive etmesidir. Histamin salınımı da kurdeşen plaklarının oluşmasına yol açar.</p>

<p>Risk faktörleri</p>

<ul>
 <li>Otoimmün hastalıklar [2]</li>
 <li>Tiroit hastalıkları [3]</li>
 <li>Kadın cinsiyet [1]</li>
 <li>Bazı enfeksiyonlar</li>
 <li>Yoğun stres</li>
 <li>Isı, basınç veya bazı ilaçlar belirtileri artırabilir.</li>
</ul>

<p>Genetik ve çevresel etkenler</p>

<p>Ailesel yatkınlık bazı kişilerde rol oynayabilir ancak tek başına genetik geçiş hastalığı açıklamaz. Çevresel tetikleyiciler mevcut hastalığın alevlenmesine katkıda bulunabilir. [3]</p>

<p></p>

<p>Kronik Spontan Ürtiker Belirtileri</p>

<p>Erken belirtiler</p>

<ul>
 <li>Şiddetli kaşıntı [1]</li>
 <li>Yer değiştiren kırmızı kabarıklıklar</li>
 <li>Gün içinde kaybolup yeniden çıkan döküntüler</li>
</ul>

<p>İleri dönemde görülebilen bulgular</p>

<ul>
 <li>Dudak, göz kapağı veya ellerde şişme (anjiyoödem) [2]</li>
 <li>Uyku bozukluğu</li>
 <li>Kronik yorgunluk</li>
 <li>Yaşam kalitesinde belirgin düşüş</li>
</ul>

<p>Yaklaşık %40 hastada anjiyoödem de görülebilir.</p>

<p></p>

<p>Kronik Spontan Ürtiker Ne Kadar Sürer?</p>

<p>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Araştırmaların gösterdiği genel tablo şöyledir:</p>

<ul>
 <li>Hastaların yaklaşık yarısı ilk 6 ay içinde remisyona girebilir.</li>
 <li>Yaklaşık %80’i üç yıl içinde belirgin düzelme gösterebilir.</li>
 <li>Küçük bir hasta grubunda belirtiler 10 yıl veya daha uzun sürebilir.</li>
 <li>Remisyon gelişen kişilerde hastalık çoğunlukla kalıcı olarak düzelir ancak nadiren tekrar edebilir.</li>
</ul>

<p></p>

<p>Kronik Spontan Ürtiker Nasıl Teşhis Edilir?</p>

<p>Tanı çoğunlukla ayrıntılı öykü ve fizik muayene ile konur.</p>

<p>Gerekli görülebilecek testler:</p>

<ul>
 <li>Tam kan sayımı [3]</li>
 <li>CRP veya sedimentasyon</li>
 <li>Tiroit fonksiyon testleri</li>
 <li>Klinik şüphe varsa ek otoimmün incelemeler</li>
</ul>

<p>Rutin olarak çok sayıda alerji testi yapılması her hasta için gerekli değildir.</p>

<p></p>

<p>Kronik Spontan Ürtiker Tedavisi</p>

<p>Tedavi kişiye özel planlanmalıdır.</p>

<p>Güncel tedavi seçenekleri</p>

<ul>
 <li>İkinci kuşak antihistaminikler ilk seçenektir. [2]</li>
 <li>Yanıt yetersizse doz artırılabilir.</li>
 <li>Dirençli olgularda biyolojik tedaviler (örneğin omalizumab) uygulanabilir.</li>
 <li>Bazı hastalarda siklosporin gibi bağışıklık sistemini düzenleyen ilaçlar düşünülebilir.</li>
 <li>Kortizon yalnızca kısa süreli alevlenmelerde tercih edilir.</li>
</ul>

<p>Beslenme ve yaşam tarzı</p>

<ul>
 <li>Gereksiz eliminasyon diyetlerinden kaçının.</li>
 <li>Kişisel tetikleyicileri not edin.</li>
 <li>Düzenli uyuyun.</li>
 <li>Stresi azaltmaya çalışın.</li>
 <li>Çok sıcak duşlardan kaçının.</li>
 <li>Dar kıyafetler yerine rahat giysiler tercih edin. [4]</li>
</ul>

<p></p>

<p>Güncel Bilimsel Gelişmeler</p>

<p>Son yıllarda kronik spontan ürtiker tedavisinde biyolojik ilaçlar önemli ilerleme sağladı. Antihistaminiklere yanıt vermeyen hastalarda omalizumab standart seçeneklerden biri haline gelirken, bazı ülkelerde farklı biyolojik ajanlar ve yeni hedefe yönelik tedaviler üzerine klinik çalışmalar devam ediyor.</p>

<p></p>

<p>Kronik Spontan Ürtiker ile Yaşam</p>

<p>Hastalığın kontrolüne yardımcı olabilecek öneriler:</p>

<ul>
 <li>İlaçları düzenli kullanın.</li>
 <li>Kaşıntıyı artıran sıcak ortamlardan kaçının.</li>
 <li>Cildi nemlendirin.</li>
 <li>Düzenli egzersiz yapın.</li>
 <li>Uyku düzeninizi koruyun.</li>
 <li>Belirtileri tetikleyen durumları kayıt altına alın.</li>
</ul>

<p></p>

<p>En Sık Yapılan Yanlışlar</p>

<ul>
 <li>Kronik kurdeşenin her zaman gıda alerjisinden kaynaklandığını düşünmek.</li>
 <li>Antihistaminikleri doktora danışmadan bırakmak.</li>
 <li>Gereksiz alerji testleri yaptırmak.</li>
 <li>Her döküntüyü enfeksiyon sanmak.</li>
 <li>Kortizonun uzun süre kendi kendine kullanılabileceğini düşünmek.</li>
</ul>

<p></p>

<p>Tedavi Edilmezse Ne Olur?</p>

<p>Tedavi edilmeyen hastalarda:</p>

<ul>
 <li>Şiddetli kaşıntı devam edebilir.</li>
 <li>Uyku kalitesi bozulabilir.</li>
 <li>Psikolojik yük artabilir.</li>
 <li>İş ve sosyal yaşam olumsuz etkilenebilir.</li>
 <li>Anjiyoödem gelişen kişilerde yakın takip gerekebilir. [2]</li>
</ul>

<p></p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<ul>
 <li>Kurdeşen 6 haftadan uzun sürüyorsa</li>
 <li>Şikayetler sık tekrarlıyorsa</li>
 <li>Antihistaminiklere rağmen düzelmiyorsa</li>
 <li>Dudak veya göz çevresinde şişlik gelişiyorsa</li>
</ul>

<p>Acil Müdahale Gerektiren Durumlar</p>

<p>Aşağıdaki belirtiler varsa acil sağlık hizmeti alınmalıdır:</p>

<ul>
 <li>Nefes darlığı</li>
 <li>Boğazda şişlik hissi</li>
 <li>Yutma güçlüğü</li>
 <li>Bayılma</li>
 <li>Yaygın anafilaksi bulguları</li>
</ul>

<p></p>

<p>Merak Edilen Sorular</p>

<p>Kronik spontan ürtiker bulaşıcı mıdır?</p>

<p>Hayır. Başka kişilere bulaşmaz.</p>

<p>Kronik spontan ürtiker alerji midir?</p>

<p>Her zaman değildir. Çoğu olguda altta bağışıklık sistemi düzensizliği bulunur.</p>

<p>Kronik spontan ürtiker tamamen geçer mi?</p>

<p>Evet. Birçok hastada zaman içinde remisyon gelişebilir.</p>

<p>Her gün kurdeşen çıkması normal midir?</p>

<p>Kronik spontan ürtikerde günlük veya sık tekrarlayan döküntüler görülebilir.</p>

<p>Hangi doktor ilgilenir?</p>

<p>Dermatoloji veya alerji ve immünoloji uzmanları değerlendirir.</p>

<p>Stres hastalığı artırır mı?</p>

<p>Evet. Pek çok hastada alevlenmeleri tetikleyebilir.</p>

<p>Beslenme hastalığı tamamen düzeltir mi?</p>

<p>Hayır. Ancak kişisel tetikleyicilerden kaçınmak yararlı olabilir.</p>

<p>Kronik spontan ürtiker kansere dönüşür mü?</p>

<p>Hayır. Kendisi kanser hastalığı değildir.</p>

<p></p>

<p>Kaynakça</p>

<p>[1] World Health Organization (WHO) ve uluslararası ürtiker tanımları<br />
[2] Mayo Clinic - Urticaria Clinical Guidance<br />
[3] PubMed, StatPearls, EAACI/GA²LEN uluslararası ürtiker kılavuzları<br />
[4] NHS - Urticaria Patient Information<br />
[5] Güncel klinik çalışmalar ve biyolojik tedavi literatürü (PubMed)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kronik-spontan-urtiker-nedir-belirti-tedavi-ve-yasam-rehberi</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 05:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7163.jpeg" type="image/jpeg" length="15559"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma: Koroner BT Anjiyografide Yeni Dönem mi? Büyük Çalışma Darlık Kadar Plak ve İnflamasyonun da Önemini Gösterdi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/arastirma-koroner-bt-anjiyografide-yeni-donem-mi-buyuk-calisma-darlik-kadar-plak-ve-inflamasyonun-da-onemini-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/arastirma-koroner-bt-anjiyografide-yeni-donem-mi-buyuk-calisma-darlik-kadar-plak-ve-inflamasyonun-da-onemini-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Koroner arter hastalığında yıllardır en çok dikkat edilen ölçütlerden biri damardaki darlık oranı oldu. Ancak son yıllarda yayımlanan geniş kapsamlı araştırmalar, kalp krizi riskini belirlemede yalnızca damar darlığına odaklanmanın yeterli olmadığını ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>The Lancet’te yayımlanan çok merkezli ORFAN çalışması, koroner BT anjiyografi yapılan 40 binden fazla hastanın verilerini inceleyerek, obstrüktif olmayan koroner arter hastalığı bulunan kişilerde de ciddi kardiyovasküler olayların görülebildiğini gösterdi.</p>

<p>Araştırmaya göre, takip sürecinde gelişen majör kardiyovasküler olayların önemli bir bölümü ilk incelemede ciddi darlık saptanmayan hastalarda meydana geldi. Uzmanlar, bunun “damarda ciddi darlık yoksa risk de yoktur” yaklaşımının her zaman doğru olmadığını gösterdiğini belirtiyor.</p>

<p>Damar Darlığı Tek Başına Yeterli Değil</p>

<p>Uzmanlara göre günümüzde koroner BT anjiyografi yalnızca damar içindeki darlığı değil, aynı zamanda plak yükü ve plağın biyolojik özellikleri hakkında da önemli bilgiler sağlayabiliyor.</p>

<p>Özellikle düşük atenüasyonlu plak, pozitif yeniden şekillenme ve yüksek riskli plak özellikleri bulunan hastalarda gelecekte kalp krizi gelişme olasılığı daha yüksek olabiliyor.</p>

<p>Damar Çevresindeki İnflamasyon Araştırılıyor</p>

<p>Son yıllarda dikkat çeken konulardan biri de damar çevresindeki yağ dokusunun bilgisayarlı tomografi ile analiz edilmesi.</p>

<p>Bu amaçla geliştirilen Fat Attenuation Index (FAI) yöntemi, damar çevresindeki yağ dokusunda inflamasyona bağlı oluşan değişiklikleri dolaylı olarak değerlendirebiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, yüksek FAI değerlerinin bazı hasta gruplarında gelecekteki kardiyovasküler olaylarla ilişkili olabileceğini bildiriyor. Ancak bu yöntemin rutin klinik uygulamadaki yeri konusunda çalışmalar devam ediyor.</p>

<p>Rutin Kullanım İçin Daha Fazla Kanıt Gerekiyor</p>

<p>Kardiyoloji uzmanları, FAI analizinin umut verici bir biyobelirteç olduğunu ancak henüz tüm koroner BT anjiyografi raporlarında standart olarak yer alan bir değerlendirme olmadığını vurguluyor.</p>

<p>Güncel uluslararası kılavuzlarda koroner arter hastalığı riskinin değerlendirilmesinde hâlâ;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>damar darlığı,</li>
 <li>toplam plak yükü,</li>
 <li>plak özellikleri,</li>
 <li>LDL kolesterol düzeyi,</li>
 <li>diyabet,</li>
 <li>hipertansiyon,</li>
 <li>sigara kullanımı ve diğer klasik risk faktörleri</li>
</ul>

<p>temel belirleyiciler arasında yer alıyor.</p>

<p>İnflamasyon Aterosklerozun Önemli Bir Parçası</p>

<p>Bilimsel çalışmalar, aterosklerozun yalnızca kolesterol birikiminden ibaret olmadığını, aynı zamanda kronik inflamasyonun da hastalığın gelişiminde önemli rol oynadığını gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle son yıllarda inflamasyonu hedefleyen tedaviler üzerine çok sayıda araştırma yürütülüyor. Düşük doz kolşisin gibi bazı tedaviler, seçilmiş koroner arter hastalarında kardiyovasküler olay riskini azaltabildiği için uluslararası kılavuzlarda belirli hasta gruplarında değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Uzmanlar ise herhangi bir antiinflamatuvar ilacın yalnızca görüntüleme bulgularına dayanarak başlanmasının doğru olmadığını, tedavinin hastanın genel kardiyovasküler riskine göre planlanması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Gelecekte Daha Kişiselleştirilmiş Risk Analizi Bekleniyor</p>

<p>Uzmanlara göre koroner BT teknolojisindeki gelişmeler sayesinde yalnızca damar darlığını değil, plak yapısını ve damar çevresindeki biyolojik değişimleri de değerlendirebilen yeni yöntemler geliştiriliyor.</p>

<p>Bu yaklaşımların ilerleyen yıllarda kalp krizi riski yüksek kişilerin daha erken belirlenmesine katkı sağlayabileceği düşünülüyor. Ancak bu teknolojilerin rutin klinik uygulamadaki yerinin netleşmesi için yeni doğrulama çalışmalarına ihtiyaç bulunduğu ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/arastirma-koroner-bt-anjiyografide-yeni-donem-mi-buyuk-calisma-darlik-kadar-plak-ve-inflamasyonun-da-onemini-gosterdi</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7159.jpeg" type="image/jpeg" length="20540"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Derin Ven Trombozu Belirtileri, Nedenleri ve Güncel Tedavisi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/derin-ven-trombozu-belirtileri-nedenleri-ve-guncel-tedavisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/derin-ven-trombozu-belirtileri-nedenleri-ve-guncel-tedavisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Derin ven trombozu (DVT), özellikle bacak toplardamarlarında oluşan pıhtı nedeniyle gelişen ve tedavi edilmediğinde akciğer embolisi gibi yaşamı tehdit eden sonuçlara yol açabilen önemli bir damar hastalığıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, erken tanı ve uygun tedavinin ciddi komplikasyon riskini belirgin şekilde azalttığını vurguluyor. Derin ven trombozu, uzun süre hareketsiz kalma, ameliyat, kanser ve bazı kalıtsal pıhtılaşma bozuklukları gibi birçok risk faktörüyle ilişkili olabilir.</p>

<p>Derin Ven Trombozu Nedir?</p>

<p>Derin ven trombozu (DVT), vücudun derin toplardamarlarında, en sık bacak ve uyluk damarlarında kan pıhtısı oluşmasıyla ortaya çıkan bir damar hastalığıdır. Oluşan pıhtı damardaki kan akışını engelleyebilir ve koparak akciğere ulaştığında pulmoner emboliye neden olabilir. Bu nedenle DVT, acil değerlendirilmesi gereken önemli bir sağlık sorunudur. [1]</p>

<p>Kimlerde görülür?</p>

<p>Derin ven trombozu her yaşta görülebilse de şu kişilerde daha sık ortaya çıkar: [1]</p>

<ul>
 <li>60 yaş üzerindeki bireyler</li>
 <li>Büyük cerrahi operasyon geçirenler</li>
 <li>Uzun süre yatakta kalan hastalar</li>
 <li>Kanser hastaları</li>
 <li>Gebeler ve lohusalık dönemindekiler</li>
 <li>Obezitesi bulunan kişiler</li>
 <li>Sigara kullananlar</li>
 <li>Doğum kontrol hapı veya hormon tedavisi kullananlar</li>
 <li>Kalıtsal pıhtılaşma bozukluğu olanlar</li>
</ul>

<p>Günlük yaşama etkisi</p>

<p>DVT; ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı nedeniyle yaşam kalitesini düşürebilir. Tedavi sonrasında bazı hastalarda uzun yıllar devam eden post-trombotik sendrom gelişerek kronik bacak ağrısı, şişlik ve cilt değişikliklerine neden olabilir. [2]</p>

<p></p>

<p>Derin Ven Trombozu Neden Olur?</p>

<p>Derin ven trombozu genellikle Virchow üçlüsü olarak bilinen üç temel mekanizmanın birleşmesiyle gelişir. [2]</p>

<p>Başlıca nedenler</p>

<ul>
 <li>Uzun süre hareketsiz kalmak</li>
 <li>Büyük ortopedik ameliyatlar</li>
 <li>Kalça veya diz protezi operasyonları</li>
 <li>Kanser</li>
 <li>Travmalar</li>
 <li>Hamilelik</li>
 <li>Doğum sonrası dönem</li>
 <li>Yoğun bakım tedavisi</li>
 <li>Kalp yetmezliği</li>
 <li>Felç</li>
</ul>

<p>Risk faktörleri</p>

<ul>
 <li>Obezite</li>
 <li>İleri yaş</li>
 <li>Sigara</li>
 <li>Hormon tedavileri</li>
 <li>Doğum kontrol hapları</li>
 <li>Daha önce DVT geçirmiş olmak</li>
 <li>Uzun uçak veya otobüs yolculukları</li>
 <li>COVID-19 gibi pıhtılaşmayı artırabilen enfeksiyonlar</li>
</ul>

<p>Genetik nedenler</p>

<p>Bazı kişilerde doğuştan gelen pıhtılaşma bozuklukları DVT riskini artırabilir. [3]</p>

<p>Bunlar arasında:</p>

<ul>
 <li>Faktör V Leiden mutasyonu</li>
 <li>Protrombin gen mutasyonu</li>
 <li>Protein C eksikliği</li>
 <li>Protein S eksikliği</li>
 <li>Antitrombin eksikliği</li>
</ul>

<p></p>

<p>Derin Ven Trombozu Belirtileri</p>

<p>Bazı hastalarda hiçbir belirti olmayabilir.</p>

<p>Erken belirtiler [1]</p>

<ul>
 <li>Tek bacakta şişlik</li>
 <li>Baldır ağrısı</li>
 <li>Kramp hissi</li>
 <li>Hassasiyet</li>
 <li>Isı artışı</li>
 <li>Deride kızarıklık</li>
 <li>Damarların belirginleşmesi</li>
</ul>

<p>İleri dönem bulguları [2]</p>

<ul>
 <li>Yaygın ödem</li>
 <li>Şiddetli ağrı</li>
 <li>Morarma</li>
 <li>Yürümede güçlük</li>
 <li>Ciltte renk değişiklikleri</li>
 <li>Venöz ülser gelişimi</li>
</ul>

<p>Akciğer embolisini düşündüren belirtiler</p>

<p>Aşağıdaki belirtiler acil müdahale gerektirir:</p>

<ul>
 <li>Ani nefes darlığı</li>
 <li>Göğüs ağrısı</li>
 <li>Kan tükürme</li>
 <li>Bayılma</li>
 <li>Çarpıntı</li>
</ul>

<p></p>

<p>Derin Ven Trombozu Nasıl Teşhis Edilir?</p>

<p>Tanıda belirtiler tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Hekim değerlendirmesi sonrası şu yöntemler kullanılabilir: [3]</p>

<ul>
 <li>Ayrıntılı fizik muayene</li>
 <li>Wells DVT skoru</li>
 <li>D-dimer testi</li>
 <li>Doppler ultrasonografi (ilk tercih)</li>
 <li>MR venografi</li>
 <li>BT venografi</li>
 <li>Gerekli durumlarda pıhtılaşma testleri</li>
</ul>

<p>Doppler ultrasonografi günümüzde tanıda altın standart görüntüleme yöntemlerinden biridir.</p>

<p></p>

<p>Derin Ven Trombozu Tedavisi</p>

<p>Tedavi hastanın yaşına, pıhtının yerine, büyüklüğüne ve eşlik eden hastalıklara göre planlanır.</p>

<p>İlaç tedavisi [2]</p>

<p>En sık kullanılan ilaçlar:</p>

<ul>
 <li>Direkt oral antikoagülanlar (DOAC)</li>
 <li>Düşük molekül ağırlıklı heparin</li>
 <li>Standart heparin</li>
 <li>Warfarin</li>
</ul>

<p>Tedavi süresi genellikle:</p>

<ul>
 <li>3 ay</li>
 <li>6 ay</li>
 <li>Bazı hastalarda ömür boyu olabilir.</li>
</ul>

<p>Girişimsel tedaviler</p>

<p>Seçilmiş hastalarda:</p>

<ul>
 <li>Kateterle pıhtı eritme</li>
 <li>Mekanik trombektomi</li>
 <li>Venöz stent</li>
 <li>Vena cava filtresi</li>
</ul>

<p>Bu yöntemler yalnızca uygun hasta grubunda uygulanır.</p>

<p>Beslenme ve yaşam tarzı</p>

<ul>
 <li>Düzenli yürüyüş</li>
 <li>Uzun süre hareketsiz kalmamak</li>
 <li>Sağlıklı kilo kontrolü</li>
 <li>Sigaranın bırakılması</li>
 <li>Yeterli sıvı tüketimi</li>
 <li>Doktor önerisiyle kompresyon çorabı kullanımı</li>
</ul>

<p>Warfarin kullanan hastalarda K vitamini içeren besinlerin tüketimi dengeli olmalı ve ani değişikliklerden kaçınılmalıdır. [4]</p>

<p>Tedavi her hasta için kişiye özel planlanmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Güncel Bilimsel Gelişmeler</p>

<p>Son yıllarda DVT tedavisinde dikkat çeken gelişmeler şunlardır: [5]</p>

<ul>
 <li>Direkt oral antikoagülanların kullanımının yaygınlaşması</li>
 <li>Yapay zekâ destekli ultrason analizleri üzerine çalışmalar</li>
 <li>Kateter destekli trombektomi tekniklerinde ilerlemeler</li>
 <li>DVT sonrası post-trombotik sendromu azaltmaya yönelik yeni klinik araştırmalar</li>
 <li>Kanser hastalarında antikoagülan seçimini değerlendiren yeni çalışmalar</li>
</ul>

<p>Bu gelişmelerin bir kısmı rutin klinik uygulamaya girmişken, bazı yöntemler hâlen araştırma aşamasındadır.</p>

<p></p>

<p>Derin Ven Trombozu ile Yaşam</p>

<p>Hastalığın tekrarını önlemek için:</p>

<ul>
 <li>Her gün düzenli yürüyüş yapın.</li>
 <li>Uzun yolculuklarda sık sık ayağa kalkın.</li>
 <li>Bacak egzersizleri uygulayın.</li>
 <li>İdeal kilonuzu koruyun.</li>
 <li>Sigaradan uzak durun.</li>
 <li>İlaçları aksatmayın.</li>
 <li>Kontrol randevularını ihmal etmeyin.</li>
 <li>Bol sıvı tüketin.</li>
 <li>Doktor önerisi olmadan antikoagülan ilaçları bırakmayın. [4]</li>
</ul>

<p></p>

<p>En Sık Yapılan Yanlışlar</p>

<ul>
 <li>“Bacak ağrısı varsa mutlaka kas ağrısıdır.”</li>
 <li>“Şişlik geçerse pıhtı da geçmiştir.”</li>
 <li>“Kan sulandırıcı ilaçlar birkaç gün kullanılsa yeterlidir.”</li>
 <li>“Gençlerde DVT görülmez.”</li>
 <li>“Varis ile DVT aynı hastalıktır.”</li>
 <li>“Pıhtı sadece yaşlılarda oluşur.”</li>
 <li>“Uzun uçuşlarda risk yoktur.”</li>
 <li>“Bitkisel ürünler kan sulandırıcı ilaçların yerine geçebilir.”</li>
</ul>

<p></p>

<p>Tedavi Edilmezse Ne Olur?</p>

<p>Tedavi edilmeyen derin ven trombozu ciddi komplikasyonlara yol açabilir. [2]</p>

<p>Bunlar arasında:</p>

<ul>
 <li>Pulmoner emboli</li>
 <li>Ani ölüm riski</li>
 <li>Post-trombotik sendrom</li>
 <li>Kronik bacak şişliği</li>
 <li>Venöz ülser</li>
 <li>Tekrarlayan DVT atakları</li>
 <li>Kalıcı yaşam kalitesi kaybı</li>
</ul>

<p></p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>Tek bacakta ani şişlik</li>
 <li>Baldır ağrısı</li>
 <li>Deride kızarıklık</li>
 <li>Isı artışı</li>
 <li>Nedeni bilinmeyen bacak ağrısı</li>
</ul>

<p>Acil Müdahale Gerektiren Durumlar</p>

<p>Şu belirtiler varsa 112 Acil aranmalı veya en yakın acil servise başvurulmalıdır:</p>

<ul>
 <li>Ani nefes darlığı</li>
 <li>Göğüs ağrısı</li>
 <li>Kanlı balgam</li>
 <li>Bayılma</li>
 <li>Hızlı kalp atışı</li>
</ul>

<p></p>

<p>Merak Edilen Sorular</p>

<p>Derin ven trombozu kendiliğinden geçer mi?</p>

<p>Hayır. Tedavi edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabilir.</p>

<p>Derin ven trombozu öldürür mü?</p>

<p>Doğrudan değil; ancak gelişebilecek pulmoner emboli yaşamı tehdit edebilir.</p>

<p>Derin ven trombozu hangi bacakta olur?</p>

<p>Sağ veya sol bacakta görülebilir. Sol bacakta biraz daha sık bildirilmiştir.</p>

<p>Derin ven trombozu tamamen iyileşir mi?</p>

<p>Birçok hasta uygun tedaviyle iyileşebilir. Ancak bazı kişilerde kalıcı damar hasarı gelişebilir.</p>

<p>Derin ven trombozu tekrarlar mı?</p>

<p>Evet. Özellikle altta yatan risk faktörleri devam ediyorsa tekrar edebilir.</p>

<p>Derin ven trombozu yürümeye engel midir?</p>

<p>Akut dönemde ağrı nedeniyle zorlanma olabilir. Doktor önerisi doğrultusunda kontrollü hareket çoğu hastada teşvik edilir.</p>

<p>Derin ven trombozu masajla düzelir mi?</p>

<p>Hayır. Şüpheli DVT bulunan bacakta kuvvetli masaj önerilmez; teorik olarak pıhtının yer değiştirme riskini artırabilir.</p>

<p>Derin ven trombozu hangi doktora gidilir?</p>

<p>İlk değerlendirme acil servis, kalp ve damar cerrahisi, damar hastalıklarıyla ilgilenen girişimsel radyoloji veya iç hastalıkları uzmanlarınca yapılabilir. Tedavi sürecinde hematoloji ve diğer ilgili branşlar da yer alabilir.</p>

<p>Derin ven trombozu uçak yolculuğuna engel olur mu?</p>

<p>Aktif hastalık döneminde veya yeni tanı konulduğunda seyahat planı mutlaka tedaviyi düzenleyen hekimle değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] World Health Organization (WHO)</p>

<p>[2] Mayo Clinic</p>

<p>[3] National Health Service (NHS)</p>

<p>[4] Centers for Disease Control and Prevention (CDC)</p>

<p>[5] PubMed, American Society of Hematology (ASH), European Society for Vascular Surgery (ESVS) Klinik Çalışmaları ve Kılavuzları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/derin-ven-trombozu-belirtileri-nedenleri-ve-guncel-tedavisi</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 22:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7157.jpeg" type="image/jpeg" length="78563"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağırsak Mikrobiyotası Nanotaşıyıcıların Vücuttaki Davranışını Değiştirebilir]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/bagirsak-mikrobiyotasi-nanotasiyicilarin-vucuttaki-davranisini-degistirebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/bagirsak-mikrobiyotasi-nanotasiyicilarin-vucuttaki-davranisini-degistirebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 yılında yayımlanan iki ayrı preklinik araştırma, bağırsak mikrobiyotasının nanotaşıyıcıların çevresinde oluşan protein tabakasını ve karaciğer tarafından temizlenmesini etkileyebildiğini gösterdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bulgular, mikrobiyota farklılıklarının nanoteknolojik tedavilerde görülen değişkenliğin kaynaklarından biri olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Nanoteknolojik taşıma sistemleri; ilaçları, genetik materyalleri ve diğer tedavi edici bileşenleri vücutta korumak, belirli dokulara ulaştırmak ve sağlıklı dokular üzerindeki istenmeyen etkileri azaltmak amacıyla geliştiriliyor. Ancak aynı özelliklere sahip bir nanotaşıyıcının vücuttaki dağılımı ve tedavi etkinliği her zaman öngörülebilir olmuyor.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan iki ayrı araştırma, bu değişkenliğin yalnızca nanopartikülün büyüklüğü, kimyasal bileşimi veya yüzey özelliklerinden kaynaklanmayabileceğini ortaya koydu. Bulgular, bağırsak mikrobiyotasının oluşturduğu biyolojik sinyallerin de nanotaşıyıcıların kan dolaşımındaki davranışını ve karaciğer tarafından temizlenmesini etkileyebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Araştırmalar birbirini destekleyen sonuçlar ortaya koysa da farklı ekipler tarafından ve farklı deneysel yöntemlerle yürütülen iki bağımsız preklinik çalışmadan oluşuyor.</p>

<p>Mikrobiyota, nanopartiküllerin protein tabakasını değiştirdi</p>

<p>Journal of Controlled Release dergisinde yayımlanan araştırmada, bağırsak mikrobiyotasındaki değişikliklerin damar yoluyla verilen PEG kaplı lipozomların vücuttaki davranışını etkileyip etkilemediği incelendi.</p>

<p>Araştırmacılar sıçanları 14 gün boyunca prebiyotik verilen, geniş spektrumlu antibiyotik uygulanan ve herhangi bir müdahale yapılmayan kontrol gruplarına ayırdı. Daha sonra hayvanlara damar yoluyla PEG kaplı lipozomlar verildi.</p>

<p>Çalışmada mikrobiyota değişikliklerinin nanopartiküllerin çevresinde oluşan “protein korona” üzerindeki etkisi değerlendirildi. Nanopartiküller kana girdiklerinde yüzeylerine çeşitli kan proteinleri bağlanıyor. Protein korona olarak adlandırılan bu tabaka, bağışıklık sisteminin nanopartikülü nasıl tanıyacağını, hangi hücrelerin parçacığı içine alacağını ve nanotaşıyıcının vücutta hangi organlara dağılacağını etkileyebiliyor.</p>

<p>Araştırmada prebiyotik ve antibiyotik uygulamalarının, lipozomların çevresinde oluşan protein koronanın miktarını ve bileşimini değiştirdiği görüldü. Oluşan protein tabakalarında kompleman sistemi bileşenleri, apolipoproteinler ve immünoglobulinler bakımından farklılıklar tespit edildi.</p>

<p>Bu değişiklikler, nanopartiküllere ait sinyalin organlar arasındaki dağılımındaki farklılıklarla ilişkilendirildi.</p>

<p>Antibiyotik ve prebiyotik gruplarında farklı dağılım</p>

<p>Antibiyotik verilen hayvanlarda nanopartiküllere ait toplam sistemik sinyalin arttığı belirlendi. Araştırmacılar bu sonucu, nanotaşıyıcıların vücutta tutulma veya temizlenme biçiminin değişmiş olabileceği yönünde değerlendirdi.</p>

<p>Ancak çalışmada doğrudan dolaşım yarı ömrünün uzadığı gösterilmedi. Bu nedenle bulgu, nanopartiküllerin kesin olarak daha uzun süre dolaşımda kaldığı şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Prebiyotik verilen grupta ise toplam nanopartikül sinyali azalırken parçacıkların karaciğer ve dalak gibi mononükleer fagositik sistem organlarındaki oransal dağılımının da düştüğü bildirildi. Dağılım dengesinin kalp, böbrek ve beyin gibi diğer dokular yönünde değiştiği gözlendi.</p>

<p>Bu sonuç, nanotaşıyıcıların söz konusu organlara tedavi edici miktarda ulaştığını veya bu organlarda yararlı bir etki oluşturduğunu göstermiyor. Araştırmada ölçülen nanopartikül sinyali, doğrudan klinik etkinlik anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kanser hücrelerinde alım ve sitotoksisite değişti</p>

<p>Araştırmanın hücre kültürü bölümünde, farklı gruplardan alınan plazmaların lipozomların çevresinde oluşturduğu protein koronalar karşılaştırıldı.</p>

<p>Prebiyotik verilen hayvanların plazmasıyla oluşan protein korona, laboratuvar ortamındaki A549 akciğer kanseri ve ES-2 yumurtalık kanseri hücrelerinin lipozomları daha fazla içine almasıyla ilişkilendirildi. Doksorubisin taşıyan lipozomların bu hücreler üzerindeki sitotoksik etkisinin de arttığı bildirildi.</p>

<p>Ancak bu sonuçlar hücre kültürü deneylerinden elde edildi. Çalışmada nanotaşıyıcıların canlı bir organizmadaki tümör dokusuna daha fazla ulaştığı veya tümör tedavisinin etkinliğini artırdığı doğrudan gösterilmedi.</p>

<p>Bulgular, protein koronadaki değişikliklerin kanser hücre kültürlerinde lipozomların hücre içine alınmasını ve sitotoksik etkisini değiştirebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Bağırsaktan karaciğere uzanan serotonin sinyali</p>

<p>Science dergisinde 19 Mart 2026 tarihinde yayımlanan ayrı bir araştırmada ise bağırsak mikrobiyotası ile karaciğerin ilaç ve gen taşıma sistemlerini temizleme kapasitesi arasındaki biyolojik mekanizma incelendi.</p>

<p>Araştırmada bağırsak epitel hücrelerinin mikrobiyal uyarıları algıladığı ve ürettikleri serotonin aracılığıyla karaciğerdeki Kupffer hücrelerini etkinleştirdiği gösterildi.</p>

<p>Kupffer hücreleri, karaciğerde bulunan ve dolaşımdaki yabancı maddelerin temizlenmesinde görev alan bağışıklık hücreleri olarak biliniyor. Bağırsak kaynaklı serotonin sinyali, bu hücrelerin sentetik ve viral taşıma sistemlerini dolaşımdan uzaklaştırma kapasitesini artırdı.</p>

<p>Serotonin sinyalinin deneysel olarak geçici biçimde baskılanması ise taşıma sistemlerinin karaciğer tarafından temizlenmesini azalttı ve genel iletim verimliliğini artırdı.</p>

<p>Preklinik deneylerde bu yaklaşımın kemoterapi ve onkolitik virüs tedavilerinin etkisini üç kattan fazla artırdığı; somatik genom düzenleme ve mesajcı RNA temelli uygulamalarda ise taşıma verimliliğinde 5 ila 15 kat arasında artış sağladığı bildirildi.</p>

<p>Bu sonuçlar, insanlarda uygulanmış bir tedaviyi değil, deneysel modellerde gösterilmiş biyolojik bir mekanizmayı ifade ediyor.</p>

<p>Aynı nanotaşıyıcı neden herkeste aynı davranmayabilir?</p>

<p>İki araştırma birlikte değerlendirildiğinde, bağırsak mikrobiyotasının nanoteknolojik tedavilerin vücuttaki davranışını birden fazla yoldan etkileyebileceği görülüyor.</p>

<p>Mikrobiyota, bir yandan nanopartiküllerin çevresinde oluşan protein koronayı değiştirerek organlara dağılımı ve hücreler tarafından alınmayı etkileyebilirken diğer yandan bağırsak–karaciğer arasında oluşan serotonin sinyali üzerinden karaciğerdeki temizleme mekanizmasını düzenleyebilir.</p>

<p>Bu bulgular, farklı mikrobiyota yapılarına sahip kişilerin aynı nanoteknolojik tedaviye farklı yanıtlar verebileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Ancak araştırmalarda farklı mikrobiyota yapılarına sahip hasta grupları karşılaştırılmadı.</p>

<p>Dolayısıyla bağırsak mikrobiyotası ile insanlar arasındaki farmakokinetik veya tedavi yanıtı farklılıkları arasında doğrudan bir klinik ilişki henüz gösterilmiş değil. Bu ilişki, insan çalışmalarında sınanması gereken bilimsel bir varsayım niteliğinde.</p>

<p>Kişiselleştirilmiş nanotedaviler için yeni araştırma alanı</p>

<p>Nanoteknolojik taşıma sistemlerinin geliştirilmesinde çoğunlukla nanopartikülün boyutu, elektriksel yükü, yüzey kaplaması ve kimyasal bileşimi gibi mühendislik özellikleri üzerinde duruluyor.</p>

<p>Yeni araştırmalar ise tedavinin başarısında hastaya ait biyolojik özelliklerin de dikkate alınması gerekebileceğini gösteriyor. Gelecekte bağırsak mikrobiyotası, kan proteinlerinin bileşimi ve karaciğerdeki temizleme kapasitesi gibi özelliklerin birlikte değerlendirilmesi, nanoteknolojik tedavilerin kişiselleştirilmesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Ancak bu yaklaşımın klinik uygulamaya geçebilmesi için insanlarda yürütülecek kontrollü araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Editörün Notu</p>

<p>Haberde değerlendirilen bulgular iki ayrı preklinik araştırmadan elde edilmiştir. İlk çalışma sıçanlar ve kanser hücre kültürleri üzerinde yürütülmüş; ikinci çalışma ise deneysel modellerde bağırsak kaynaklı serotonin sinyalinin ilaç ve gen taşıma sistemlerinin karaciğer tarafından temizlenmesine etkisini incelemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuçlar, nanoteknolojik tedavilerin etkisini artırmak amacıyla antibiyotik, prebiyotik, diyet veya serotonin sistemi üzerinde kişisel müdahale yapılmasını desteklememektedir. Bu yöntemlerin insanlarda güvenli ve etkili olduğunu gösteren yeterli klinik kanıt henüz bulunmamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/bagirsak-mikrobiyotasi-nanotasiyicilarin-vucuttaki-davranisini-degistirebilir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 18:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7136.jpeg" type="image/jpeg" length="91153"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diz Protezi Ameliyatı Kimler İçin Uygun? İyileşme Süreci Nasıl?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/diz-protezi-ameliyati-kimler-icin-uygun-iyilesme-sureci-nasil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/diz-protezi-ameliyati-kimler-icin-uygun-iyilesme-sureci-nasil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diz protezi ameliyatı, özellikle ileri düzey diz kireçlenmesi (osteoartrit) nedeniyle günlük yaşamı ciddi şekilde etkilenen kişiler için etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, ameliyat kararının yalnızca ağrıya değil, kişinin yürüme, merdiven çıkma ve günlük işlerini yapabilme durumuna göre verilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Diz protezi ameliyatı, diz eklemindeki aşınmış kıkırdak ve hasarlı kemik dokusunun çıkarılarak yerine metal ve dayanıklı plastikten oluşan yapay eklem yerleştirilmesi işlemidir. En sık neden ileri evre osteoartrit (yaşa bağlı eklem kireçlenmesi) olsa da romatoid artrit (bağışıklık sisteminin eklemlere saldırdığı iltihaplı romatizma) veya eski diz yaralanmalarına bağlı gelişen eklem hasarı da bu ameliyatı gerektirebilir. Bu bilgiler, WebMD tarafından ortopedi uzmanlarının değerlendirmeleri doğrultusunda hazırlanan güncel klinik içeriklerde yer alıyor. [1].</p>

<p>Her Diz Ağrısı Protez Gerektirmiyor</p>

<p>Uzmanlara göre diz protezi, ilk başvurulan tedavi yöntemi değil. Öncelikle ağrı kesici ilaçlar, fizik tedavi, kilo kontrolü, egzersiz programları ve eklem içi enjeksiyonlar gibi cerrahi dışı yöntemler uygulanıyor. Bu tedavilere rağmen ağrı devam ediyor, kişi yürümekte zorlanıyor veya dinlenirken bile şiddetli ağrı hissediyorsa cerrahi seçenek gündeme geliyor. [1].</p>

<p>Ameliyat kararı verilirken yalnızca röntgen görüntüsüne değil, kişinin yaşam kalitesindeki kayba da bakılıyor. Özellikle sandalyeden kalkmakta zorlanma, kısa mesafelerde bile yürüyememe ve dizde belirgin şekil bozukluğu önemli değerlendirme ölçütleri arasında bulunuyor. [1].</p>

<p>Ameliyatta Neler Yapılıyor?</p>

<p>Diz protezi ameliyatı genellikle 1 ila 2 saat sürüyor. Cerrah, aşınmış kıkırdak ve hasarlı kemik yüzeylerini temizledikten sonra uyluk kemiği ile kaval kemiğine metal parçalar yerleştiriyor. Bu parçaların arasına ise eklemin rahat hareket etmesini sağlayan özel plastik bir ara yüz konuluyor. Bazı merkezlerde bu işlemler robot destekli sistemlerle de gerçekleştirilebiliyor. [1].</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastanede Kalış Süresi ve İlk Günler</p>

<p>Çoğu hasta ameliyattan sonra bir veya iki gün hastanede kalıyor. Bazı hastalarda bu süre sağlık durumuna göre değişebiliyor. Uzmanlar, ameliyat sonrası mümkün olan en erken dönemde ayağa kalkmanın ve bacağı hareket ettirmenin kan dolaşımını artırarak şişliği azalttığını ve pıhtı oluşma riskini düşürdüğünü vurguluyor. [1].</p>

<p>Fizik Tedavi Başarıyı Belirleyen En Önemli Unsurlardan Biri</p>

<p>Yeni diz ekleminin uzun yıllar sorunsuz kullanılabilmesi için fizik tedavi büyük önem taşıyor. Tedavi programında kas güçlendirme, esneklik ve yürüme egzersizleri yer alıyor. Egzersizlerin en az iki ay boyunca düzenli sürdürülmesi öneriliyor. [1].</p>

<p>İyileşme süreci kişiden kişiye değişse de genel olarak ev işleri 3 ila 6 hafta içinde yapılabilir hâle geliyor. Araç kullanımı çoğu hastada 2 ila 6 hafta arasında mümkün olurken, yüzme gibi düşük darbeli sporlar genellikle 6 ila 8 hafta sonra öneriliyor. İşe dönüş süresi ise yapılan işe göre farklılık gösterebiliyor. [1].</p>

<p>Olası Riskler Neler?</p>

<p>Her büyük cerrahi işlemde olduğu gibi diz protezi ameliyatının da bazı riskleri bulunuyor. Bunlar arasında enfeksiyon, aşırı kanama, bacak toplardamarlarında pıhtı oluşması, sinir veya damar yaralanmaları ve protezin zamanla gevşemesi yer alıyor. Komplikasyonların görülme sıklığı düşük olsa da ameliyat sonrası önerilere uyulması büyük önem taşıyor. [1].</p>

<p>Ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, ameliyat bölgesinde artan kızarıklık, yüksek ateş veya yaradan iltihap gelmesi gibi belirtiler ise acil tıbbi değerlendirme gerektiriyor. [1].</p>

<p>Protezin Ömrü Ne Kadar?</p>

<p>Günümüzde kullanılan diz protezleri geçmişe göre daha dayanıklı üretiliyor. Uzun dönem sonuçlar, diz protezlerinin yaklaşık yüzde 85’inin 20 yıl boyunca işlevini koruyabildiğini gösteriyor. Bu süre; kişinin kilosu, fiziksel aktivite düzeyi ve protezin korunmasına yönelik önerilere uyup uymamasına göre değişebiliyor. Düşük darbeli yürüyüş, bisiklet ve yüzme gibi aktiviteler önerilirken koşu, zıplama ve temas sporları protezin ömrünü kısaltabiliyor. [1].</p>

<p>Diz protezi ameliyatı birçok kişi için ağrıyı azaltıp hareket kabiliyetini artırsa da her hasta için uygun seçenek olmayabiliyor. Bu nedenle cerrahi kararının ayrıntılı ortopedik değerlendirme sonrasında, hastanın yaşam kalitesi ve beklentileri birlikte değerlendirilerek verilmesi öneriliyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Hallie Levine. Knee Replacement Surgery: Benefits, Risks, and Rehabilitation. WebMD. Medically reviewed by Jabeen Begum, MD. 2024.</p>

<p>[2] WebMD Editorial Team. A Visual Guide to Knee Replacement. WebMD Slideshow. Medically reviewed by Jabeen Begum, MD. 2025.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/diz-protezi-ameliyati-kimler-icin-uygun-iyilesme-sureci-nasil</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 18:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7135.jpeg" type="image/jpeg" length="37796"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sedef Hastalığını Alevlendiren 10 Yaygın Tetikleyici]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/sedef-hastaligini-alevlendiren-10-yaygin-tetikleyici</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/sedef-hastaligini-alevlendiren-10-yaygin-tetikleyici" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sedef hastalığı (psoriasis), yalnızca genetik yatkınlığa bağlı gelişen bir cilt hastalığı değildir. Günlük yaşamda karşılaşılan stres, enfeksiyonlar, sigara ve cilt yaralanmaları gibi birçok etken hastalığın alevlenmesine neden olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, bu tetikleyicilerin tanınmasının atakların sıklığını azaltmada önemli rol oynadığını belirtiyor.</p>

<p>Sedef hastalığı, bağışıklık sisteminin (vücudu enfeksiyonlara karşı koruyan savunma sistemi) normalden farklı çalışması sonucu ortaya çıkan, kırmızı ve üzeri gümüş renkli pullarla kaplı cilt plaklarına neden olan kronik (uzun süreli) bir deri hastalığıdır. WebMD tarafından dermatoloji uzmanlarının güncel değerlendirmeleri doğrultusunda hazırlanan derlemede, hastalığın alevlenmesini kolaylaştıran en yaygın çevresel ve yaşam tarzı etkenleri bir araya getirildi. Bilgiler, Amerikan Dermatoloji Akademisi ve National Psoriasis Foundation gibi kuruluşların önerileriyle de uyum gösteriyor. [1]</p>

<p>Stres en güçlü tetikleyicilerden biri</p>

<p>Araştırmalar, psikolojik stresin sedef hastalığı belirtilerini artırabildiğini gösteriyor. İlginç olan ise bunun iki yönlü bir ilişki olması. Sedef hastalığı kişide kaygı ve stres oluştururken, artan stres de yeni atakları tetikleyebiliyor. Uzmanlar nefes egzersizleri, düzenli uyku, fiziksel aktivite ve gevşeme tekniklerinin stres yönetimine katkı sağlayabileceğini belirtiyor. [1]</p>

<p>Enfeksiyonlar atakları başlatabiliyor</p>

<p>Boğaz enfeksiyonu, solunum yolu enfeksiyonları, mantar enfeksiyonları ve bazı bakteriyel enfeksiyonlar sedef hastalığında yeni plakların oluşmasına neden olabiliyor. Enfeksiyon tedavi edildiğinde, birçok hastada cilt bulgularının da hafiflediği bildiriliyor. [1]</p>

<p>Sigara ve alkol riski artırıyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigara kullanımının sedef hastalığının hem görülme sıklığını hem de şiddetini artırdığına ilişkin çok sayıda çalışma bulunuyor. Özellikle el ve ayaklarda gelişen dirençli sedef lezyonlarıyla ilişki gösterildiği bildiriliyor. Yoğun alkol tüketiminin de bazı hastalarda alevlenmeleri kolaylaştırabileceği ifade ediliyor. Ayrıca bazı sedef ilaçlarının alkolle birlikte kullanılmasının sakıncalı olabileceği vurgulanıyor. [1]</p>

<p>Soğuk ve kuru hava cildi zorluyor</p>

<p>Kış aylarında düşen nem oranı ve soğuk hava, cildin daha fazla kurumasına neden oluyor. Bu durum sedef plaklarının belirginleşmesine ve kaşıntının artmasına yol açabiliyor. Uzmanlar, özellikle banyo sonrasında yoğun nemlendirici kullanmanın ve ev ortamında nem oranını korumanın faydalı olabileceğini belirtiyor. [1]</p>

<p>Cilt yaralanmaları yeni plaklara yol açabiliyor</p>

<p>Kesik, çizik, böcek ısırığı, güneş yanığı veya dövme gibi cilt travmaları sonrasında yeni sedef plaklarının oluşmasına “Koebner fenomeni” adı veriliyor. Bu nedenle cildin mümkün olduğunca travmadan korunması öneriliyor. [1]</p>

<p>Hormon değişiklikleri etkili olabiliyor</p>

<p>Sedef hastalığı her yaşta görülebilse de özellikle 20 ila 30 yaş ile 50 ila 60 yaş arasında daha sık ortaya çıkabiliyor. Ergenlik ve menopoz dönemindeki hormonal değişimlerin bazı kişilerde hastalığı tetikleyebileceği düşünülüyor. Buna karşılık bazı kadınlarda gebelik sırasında yükselen östrojen düzeylerinin belirtileri hafifletebildiği bildirilmiş durumda. [1]</p>

<p>Alerjiyle aynı hastalık değil</p>

<p>Sedef hastalığında bağışıklık sistemi önemli rol oynasa da mevcut bilimsel veriler bunun doğrudan bir alerjik hastalık olmadığını gösteriyor. Bazı araştırmalarda alerjik reaksiyonlarda görev alan mast hücrelerinin sedef hastalarında daha fazla bulunduğu görülse de iki hastalık arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi kanıtlanmış değil. [1]</p>

<p>Sedef hastalığı kişiden kişiye farklı seyredebildiği için herkeste aynı tetikleyiciler etkili olmayabiliyor. Uzmanlar, hangi durumlarda atak geliştiğini takip etmenin ve tedavi planını buna göre düzenlemenin uzun dönem hastalık kontrolünü kolaylaştırabileceğini belirtiyor. Mevcut bilgiler, klinik gözlemler ve bilimsel çalışmaların derlenmesine dayanıyor; bireysel tetikleyiciler ise kişisel farklılık gösterebiliyor. [1]</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] WebMD Editorial Team. 10 Psoriasis Triggers and How to Handle Flare-ups. WebMD. Tıbbi inceleme: Raja Durai Sam Nishanth, MBBS, MD. 2026. Amerikan Dermatoloji Akademisi ve National Psoriasis Foundation kaynakları temel alınarak hazırlanmış editöryal derleme.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/sedef-hastaligini-alevlendiren-10-yaygin-tetikleyici</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 01:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7101.jpeg" type="image/jpeg" length="48146"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahve yaşlanmaya karşı hücreleri nasıl koruyor? Yeni araştırmadan dikkat çeken bulgu]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kahve-yaslanmaya-karsi-hucreleri-nasil-koruyor-yeni-arastirmadan-dikkat-ceken-bulgu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kahve-yaslanmaya-karsi-hucreleri-nasil-koruyor-yeni-arastirmadan-dikkat-ceken-bulgu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de yürütülen yeni araştırma, kahvedeki bazı doğal bileşiklerin hücreleri stres ve iltihabi hasardan koruyan bir reseptörü aktive edebileceğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bulgular, kahvenin daha sağlıklı yaşlanmayla ilişkilendirilmesinin arkasındaki biyolojik mekanizmaya dair yeni ipuçları sunarken, araştırmacılar sonuçların henüz laboratuvar düzeyinde değerlendirildiğini vurguluyor.</p>

<p>Kahvenin uzun yıllardır daha düşük kronik hastalık riski ve daha sağlıklı yaşlanmayla ilişkilendirildiği biliniyor. ABD’deki Texas A&amp;M Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü yeni laboratuvar çalışması ise bu ilişkinin arkasında yer alabilecek önemli bir hücresel mekanizmayı ortaya çıkardı. Araştırmaya göre kahvede bulunan bazı doğal bileşikler, hücreleri stres ve hasara karşı korumada görev alan NR4A1 adlı reseptörü aktive edebiliyor.[1]</p>

<p>Hücresel “anahtar” yaşlanma sürecinde rol oynayabilir</p>

<p>Araştırmacılar, NR4A1 reseptörünün hücrelerin çevresel stres, inflamasyon yani vücudun hasara karşı geliştirdiği iltihabi yanıt ve oksidatif hasarla mücadele etmesinde önemli görev üstlendiğini belirtti.[1]</p>

<p>Laboratuvar deneylerinde kahve bileşenlerinin bu reseptörü harekete geçirdiği gözlendi. Reseptörün genetik olarak devre dışı bırakıldığı hücrelerde ise koruyucu etkinin büyük ölçüde ortadan kalktığı bildirildi. Bu durum, gözlenen biyolojik etkinin doğrudan NR4A1 üzerinden gerçekleştiğini destekleyen önemli bir bulgu olarak değerlendirildi.[1]</p>

<p>Kafeinden çok başka bileşikler öne çıktı</p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de kahvenin etkisinin yalnızca kafeinden kaynaklanmadığını göstermesi oldu.</p>

<p>Araştırmacılar özellikle bitkisel kökenli fenolik bileşiklerden kafeik asidin, NR4A1 reseptörünü aktive etmede kafeinden daha güçlü bir etki gösterebildiğini bildirdi.[1]</p>

<p>Bu bulgu, kahvenin sağlık üzerindeki olası olumlu etkilerinde antioksidan ve polifenol yapısındaki doğal bileşiklerin önemli rol oynayabileceğini düşündürüyor.[1]</p>

<p>Bulgular laboratuvar düzeyinde elde edildi</p>

<p>Araştırma, insanlarda uzun dönem kahve tüketimini değerlendiren klinik bir çalışma değil, hücresel mekanizmaları inceleyen laboratuvar araştırması niteliği taşıyor.[1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle elde edilen sonuçlar kahve tüketiminin doğrudan yaşlanmayı yavaşlattığını ya da hastalıkları önlediğini göstermiyor. Araştırmacılar, bulguların insanlar üzerinde yapılacak klinik çalışmalarla doğrulanması gerektiğini ifade ediyor.[1]</p>

<p>Kahvenin sağlık üzerindeki etkileri neden araştırılıyor?</p>

<p>Son yıllarda çok sayıda epidemiyolojik araştırma, düzenli ve ölçülü kahve tüketiminin kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet ve bazı nörodejeneratif hastalıklar açısından daha düşük riskle ilişkili olabileceğini ortaya koymuştu. Ancak bu ilişkinin biyolojik mekanizması tam olarak açıklanamamıştı.[2]</p>

<p>Texas A&amp;M Üniversitesi ekibinin çalışması, kahvenin koruyucu etkilerinin arkasındaki olası moleküler yolları aydınlatmaya yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Bulgular, gelecekte yaşlanma biyolojisi ve hücresel stres mekanizmalarını hedefleyen yeni tedavi stratejelerinin geliştirilmesine de katkı sağlayabilir. Bununla birlikte araştırmanın laboratuvar düzeyinde olması nedeniyle sonuçların günlük kahve tüketimine doğrudan uyarlanabilmesi için daha kapsamlı insan çalışmalarına ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Texas A&amp;M University. Coffee may help the body fight stress and aging through a hidden cellular switch. 2026.</p>

<p>[2] Araştırmacı kurumun bilimsel açıklaması ve çalışmanın yayımlanmasına ilişkin duyuru. 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kahve-yaslanmaya-karsi-hucreleri-nasil-koruyor-yeni-arastirmadan-dikkat-ceken-bulgu</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-7067.jpeg" type="image/jpeg" length="28565"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Safra Kesesini Korumak İçin Bilimin Önerdiği 10 Günlük Alışkanlık]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/safra-kesesini-korumak-icin-bilimin-onerdigi-10-gunluk-aliskanlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/safra-kesesini-korumak-icin-bilimin-onerdigi-10-gunluk-aliskanlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düzenli öğünler, liften zengin beslenme ve sağlıklı kilonun korunması safra kesesi sağlığı için öne çıkan yaşam tarzı önerileri arasında yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sindirim sisteminin önemli organlarından biri olan safra kesesinin sağlıklı çalışmasına yardımcı olabilecek alışkanlıklar, güncel tıbbi değerlendirmeler ve bilimsel veriler doğrultusunda yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Safra kesesi, karaciğerde üretilen safrayı depolayarak özellikle yağlı besinlerin sindirimine yardımcı olur. Sindirim sistemi üzerine hazırlanan güncel tıbbi değerlendirmelerde, düzenli beslenme ve yaşam tarzı seçimlerinin safra taşı gelişme riskini etkileyebileceği belirtiliyor.[1] Bulgular, günlük alışkanlıkların safra kesesinin düzenli boşalmasını destekleyebileceğini gösterirken, bunların hastalıkları kesin olarak önlediği sonucuna varılmadığı da vurgulanıyor.[1][2]</p>

<p>Düzenli öğünler safra akışını destekliyor</p>

<p>Yemek yenildiğinde safra kesesi kasılarak depoladığı safrayı ince bağırsağa gönderiyor. Öğün atlamak ise safranın daha uzun süre safra kesesinde kalmasına neden olabiliyor. Bu durum zaman içinde safra içeriğinin yoğunlaşmasına ve safra taşı oluşumuna zemin hazırlayabiliyor.[1]</p>

<p>Liften zengin beslenme öne çıkıyor</p>

<p>Tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve diğer lif kaynakları sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlıyor. Yüksek lifli beslenmenin kolesterol metabolizmasını olumlu etkileyerek safra taşı riskini azaltabileceğine ilişkin çalışmalar bulunuyor.[1]</p>

<p>Sağlıklı kilo önemli, hızlı kilo kaybı değil</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fazla kilo ve obezite, safra taşı gelişimi için bilinen risk faktörleri arasında yer alıyor. Bununla birlikte uzmanlar, çok düşük kalorili diyetler veya kısa sürede hızlı kilo vermenin de safra taşı riskini artırabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kilo kontrolünün dengeli ve sürdürülebilir yöntemlerle sağlanması öneriliyor.[1][2]</p>

<p>Kızartma yerine sağlıklı yağlar tercih edilmeli</p>

<p>Doymuş yağ oranı yüksek ve sık tüketilen kızartmalar safra kesesinin daha yoğun çalışmasına neden olabiliyor. Buna karşılık zeytinyağı, yağlı balıklar, avokado ve kuruyemişlerde bulunan doymamış yağların daha dengeli bir beslenme düzeninin parçası olduğu belirtiliyor.[1][2]</p>

<p>Fiziksel aktivite de koruyucu yaşam tarzının parçası</p>

<p>Düzenli egzersiz yalnızca kalp ve damar sağlığı için değil, safra kesesi açısından da olumlu etkilerle ilişkilendiriliyor. Araştırmalar, fiziksel olarak daha aktif bireylerde safra kesesi hastalıklarının daha düşük sıklıkta görülebildiğini ortaya koyuyor. Ancak bu ilişki, tek başına egzersizin hastalığı önlediğini kanıtlamıyor.[1]</p>

<p>Su tüketimi ihmal edilmemeli</p>

<p>Yeterli sıvı alımı, safranın akışkanlığının korunmasına katkı sağlayabiliyor. Günlük sıvı gereksinimi kişiden kişiye değişse de susuz kalmamak sindirim sistemi sağlığının önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendiriliyor.[1]</p>

<p>Belirtiler ortaya çıkarsa değerlendirme gerekiyor</p>

<p>Safra taşlarının önemli bir bölümü herhangi bir belirti vermeden seyredebilir. Ancak sağ üst karın bölgesinde özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan şiddetli ağrı, bulantı, kusma, ateş veya sarılık gibi bulgular geliştiğinde tıbbi değerlendirme gerekebiliyor. Tedavi yaklaşımı ise kişinin şikâyetlerine, taşın özelliklerine ve eşlik eden hastalıklara göre belirleniyor.[2]</p>

<p>Bilimsel veriler, tek bir besin veya yaşam tarzı uygulamasının safra kesesi hastalıklarını tamamen önlediğini göstermiyor. Buna karşın dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı kilo ve yeterli sıvı tüketiminin genel sindirim sağlığını destekleyen temel yaşam alışkanlıkları arasında yer aldığı kabul ediliyor.[1][2]</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Sharon Liao. How to Keep Your Gallbladder Happy. Medically reviewed July 2024.</p>

<p>[2] What Is a Gallbladder Attack? Gallstones and Gallbladder Problems: Symptoms and Treatment. 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/safra-kesesini-korumak-icin-bilimin-onerdigi-10-gunluk-aliskanlik</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 08:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-7061.jpeg" type="image/jpeg" length="81742"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Egzama belirtileri, nedenleri ve tedavisi hakkında bilinmesi gerekenler]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/egzama-belirtileri-nedenleri-ve-tedavisi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/egzama-belirtileri-nedenleri-ve-tedavisi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Egzama, yalnızca cilt kuruluğu ve kaşıntıyla sınırlı olmayan kronik bir iltihabi deri hastalığı olarak öne çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dermatoloji uzmanları, doğru cilt bakımı ve tetikleyicilerden korunmanın alevlenmeleri azaltmada önemli rol oynadığını vurguluyor.</p>

<p>Egzama olarak bilinen atopik dermatit, cildin koruyucu bariyerinin zayıflaması ve bağışıklık sisteminin aşırı yanıtıyla ilişkili kronik bir deri hastalığı olarak tanımlanıyor. Dermatoloji alanındaki güncel klinik rehberler, hastalığın bulaşıcı olmadığını ancak yaşam kalitesini belirgin şekilde etkileyebildiğini ortaya koyuyor.[1][2]</p>

<p>Egzama sadece kaşıntıdan ibaret değil</p>

<p>Egzamanın en belirgin belirtisi yoğun kaşıntı olsa da tablo bununla sınırlı kalmıyor. Hastalarda;</p>

<ul>
 <li>Ciltte kuruluk,</li>
 <li>Kızarıklık veya cilt tonuna göre mor, kahverengi ya da gri renk değişiklikleri,</li>
 <li>Pullanma,</li>
 <li>Çatlaklar,</li>
 <li>Kalınlaşmış deri,</li>
 <li>İleri olgularda kabuklanma ve sıvı sızıntısı görülebiliyor.[1]</li>
</ul>

<p>Kaşıntının neden olduğu sürekli kaşıma davranışı ise cilt bariyerini daha da bozarak enfeksiyon riskini artırabiliyor.[1][2]</p>

<p>Yaşa göre belirtiler değişebiliyor</p>

<p>Uzmanlar, egzamanın farklı yaş gruplarında farklı bölgelerde görülebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Bebeklerde döküntüler çoğunlukla yanaklar, saçlı deri ve gövdede ortaya çıkarken, çocuklarda dirsek içleri ve diz arkaları daha sık etkileniyor. Erişkinlerde ise eller, ayaklar, yüz ve boyun tutulumu daha belirgin olabiliyor.[1][2]</p>

<p>Alevlenmeleri neler tetikliyor?</p>

<p>Egzamanın kesin tek bir nedeni bulunmuyor. Genetik yatkınlık, cilt bariyerindeki bozukluk ve bağışıklık sistemi değişikliklerinin birlikte rol oynadığı düşünülüyor.[2]</p>

<p>Bunun yanında birçok çevresel etken belirtilerin şiddetlenmesine yol açabiliyor. Bunlar arasında:</p>

<ul>
 <li>Sert sabun ve deterjanlar,</li>
 <li>Parfümlü kozmetik ürünleri,</li>
 <li>Yünlü veya tahriş edici kumaşlar,</li>
 <li>Terleme,</li>
 <li>Aşırı sıcak veya soğuk hava,</li>
 <li>Stres,</li>
 <li>Bazı alerjenler yer alıyor.[1][2]</li>
</ul>

<p>Her hastada tetikleyicilerin farklı olabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Tedavinin temelinde cilt bariyerini güçlendirmek var</p>

<p>Dermatoloji rehberlerine göre egzamanın tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayan bir tedavi bulunmuyor. Ancak düzenli bakım ile hastalık büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor.[2]</p>

<p>Tedavide temel yaklaşım şunları içeriyor:</p>

<ul>
 <li>Düzenli nemlendirici kullanımı,</li>
 <li>Tahriş edici maddelerden kaçınma,</li>
 <li>Alevlenme dönemlerinde hekim önerisiyle topikal ilaçlar,</li>
 <li>Orta ve ağır olgularda biyolojik ilaçlar veya bağışıklık sistemini hedefleyen yeni tedaviler.[2]</li>
</ul>

<p>Son yıllarda geliştirilen hedefe yönelik biyolojik tedaviler ve Janus kinaz (JAK) inhibitörleri, özellikle orta ve ağır atopik dermatit hastalarında yeni seçenekler sunuyor. Bununla birlikte hangi tedavinin uygun olduğuna hastalığın yaygınlığı, şiddeti ve kişinin genel sağlık durumu değerlendirilerek karar veriliyor.[2]</p>

<p>Günlük cilt bakımı hastalık kontrolünde önemli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, ılık suyla kısa süreli banyo yapılmasını, parfümsüz temizleyicilerin tercih edilmesini ve banyo sonrasında ilk birkaç dakika içinde nemlendirici uygulanmasını öneriyor.[1][2]</p>

<p>Egzama kronik seyirli bir hastalık olsa da uygun tedavi ve düzenli cilt bakımıyla birçok kişide uzun süreli kontrol sağlanabiliyor. Bununla birlikte belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterebildiği için tedavi planının bireyselleştirilmesi önem taşıyor.[1][2]</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] WebMD Editorial Contributors. Eczema: Symptoms, Causes, Diagnosis and Treatment. Güncel klinik bilgi sayfası.</p>

<p>[2] American Academy of Dermatology. Atopic dermatitis: Diagnosis, treatment and skin care recommendations. Klinik uygulama rehberleri. (Genel rehber bilgisi.)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/egzama-belirtileri-nedenleri-ve-tedavisi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 05:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-7052.jpeg" type="image/jpeg" length="63407"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp sağlığını korumak için kaçınmanız gereken 10 alışkanlık]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kalp-sagligini-korumak-icin-kacinmaniz-gereken-10-aliskanlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kalp-sagligini-korumak-icin-kacinmaniz-gereken-10-aliskanlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde en yaygın ölüm nedenleri arasında yer alırken, uzmanlar günlük yaşamda fark edilmeden sürdürülen bazı alışkanlıkların riski artırabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kardiyoloji derneklerinin ve halk sağlığı kuruluşlarının önerileri, sigara kullanımı, hareketsizlik, düzensiz uyku ve işlenmiş gıdalardan zengin beslenme gibi değiştirilebilir davranışların kalp sağlığı üzerinde belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Kalp hastalıklarının önemli bir bölümü yaşam tarzıyla ilişkili risk faktörleriyle bağlantılı bulunuyor. Uluslararası kardiyoloji kılavuzları ve halk sağlığı raporları, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve sigaradan uzak durmanın kalp krizi ve felç riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.[1][2]</p>

<p>Uzun süre hareketsiz kalmak riski artırabiliyor</p>

<p>Gün içinde saatlerce oturarak çalışmak veya hareketsiz bir yaşam sürmek, yüksek tansiyon, obezite ve tip 2 diyabet gelişme olasılığını artırabiliyor. Bu hastalıkların tamamı kalp ve damar hastalıkları için önemli risk faktörleri arasında yer alıyor.[1][3]</p>

<p>Uzmanlar, haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite yapılmasını öneriyor.[3]</p>

<p>Sigara ve elektronik sigaralar da kalbi etkiliyor</p>

<p>Sigara kullanımı yalnızca akciğerleri değil, damar yapısını da olumsuz etkiliyor. Tütün dumanındaki kimyasallar damar duvarında hasara yol açarak damar sertliği gelişimini hızlandırabiliyor.[2]</p>

<p>Elektronik sigaraların da tamamen güvenli olmadığı, özellikle nikotin içeren ürünlerin kalp atım hızını ve kan basıncını artırabileceği belirtiliyor.[4]</p>

<p>Fazla tuz ve ultra işlenmiş gıdalar</p>

<p>Günlük gereksinimin üzerinde tuz tüketimi yüksek tansiyon gelişme riskini artırıyor. Benzer şekilde, ultra işlenmiş gıdaların fazla tüketimi de obezite, diyabet ve kalp hastalığı riskiyle ilişkilendiriliyor.[2][5]</p>

<p>Uzmanlar, sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı ağırlıklı beslenme modelinin kalp sağlığını desteklediğini vurguluyor.[3]</p>

<p>Yetersiz uyku kalbi de etkileyebiliyor</p>

<p>Her gece düzenli ve yeterli uyku uyumamak yalnızca zihinsel performansı değil, kalp sağlığını da etkileyebiliyor. Araştırmalar, kronik uyku yetersizliğinin hipertansiyon, ritim bozuklukları ve metabolik hastalıklarla ilişkili olduğunu gösteriyor.[6]</p>

<p>Çoğu yetişkin için gecede 7 ila 9 saat kaliteli uyku öneriliyor.[6]</p>

<p>Stresi yönetmek de önemli</p>

<p>Uzun süreli psikolojik stres, kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının sürekli yüksek kalmasına neden olabiliyor. Bu durum kan basıncında yükselmeye, iltihabi süreçlerin artmasına ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının gelişmesine zemin hazırlayabiliyor.[1][3]</p>

<p>Düzenli egzersiz, sosyal destek, nefes egzersizleri ve kaliteli uyku stres yönetiminde önerilen yöntemler arasında bulunuyor.</p>

<p>Düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemeli</p>

<p>Yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebiliyor. Bu nedenle düzenli tansiyon, kolesterol ve kan şekeri ölçümleri, kalp hastalıklarının erken dönemde saptanmasına yardımcı olabiliyor.[2][3]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kalp sağlığını korumak tek bir besine ya da tek bir alışkanlığa bağlı değil. Günlük yaşamda küçük ancak sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede kalp ve damar hastalıkları riskinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Bununla birlikte mevcut hastalıkların tedavisi ve bireysel risk değerlendirmesi için bilimsel kılavuzlara dayalı tıbbi takip önemini koruyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] American Heart Association. Life’s Essential 8. 2024.</p>

<p>[2] World Health Organization. Cardiovascular Diseases Fact Sheet. Güncel sürüm.</p>

<p>[3] European Society of Cardiology. Guidelines on Cardiovascular Disease Prevention in Clinical Practice. 2021.</p>

<p>[4] U.S. Surgeon General. E-Cigarette Use Among Adults. Güncel rapor.</p>

<p>[5] World Health Organization. Healthy Diet. Güncel bilgi notu.</p>

<p>[6] American Heart Association. Sleep Duration and Cardiovascular Health. Bilimsel bildiri.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kalp-sagligini-korumak-icin-kacinmaniz-gereken-10-aliskanlik</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 05:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-7051.jpeg" type="image/jpeg" length="42595"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp Çarpıntısı Nasıl Geçer? Uzmanlardan Evde Uygulanabilecek 5 Öneri]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kalp-carpintisi-nasil-gecer-uzmanlardan-evde-uygulanabilecek-5-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kalp-carpintisi-nasil-gecer-uzmanlardan-evde-uygulanabilecek-5-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp çarpıntısı çoğu zaman kısa süreli ve zararsız nedenlerle ortaya çıksa da bazı durumlarda acil değerlendirme gerektirebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de akademik bir sağlık merkezinde görev yapan kardiyoloji uzmanlarının paylaştığı öneriler, ek belirti bulunmayan hafif çarpıntılarda nefes egzersizleri, sıvı alımı ve tetikleyicilerden uzak durmanın belirtileri hafifletebileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Kalbin hızlı, düzensiz ya da göğüste belirgin şekilde hissedilmesi olarak tanımlanan kalp çarpıntısı, birçok kişinin yaşamının farklı dönemlerinde karşılaştığı yakınmalardan biri. Kardiyoloji uzmanlarının güncel değerlendirmelerine göre, çarpıntıların önemli bir bölümü stres, kaygı, aşırı kafein tüketimi, susuz kalma veya nikotin gibi geçici etkenlerle ilişkili oluyor. Bununla birlikte göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma hissi ya da uzun süren ritim bozukluğu gibi belirtiler eşlik ediyorsa durumun vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme gerektirdiği vurgulanıyor.[1][2]</p>

<p>Kalbi sakinleştirmeye yardımcı olabilecek yöntemler</p>

<p>Uzmanlar, çarpıntı başladığında ilk olarak panik yapmamanın önemli olduğunu belirtiyor. Kaygının artması, sempatik sinir sistemini daha fazla uyararak kalp hızının yükselmesine ve çarpıntının daha belirgin hissedilmesine neden olabiliyor.[1]</p>

<p>Derin ve kontrollü nefes egzersizleri, özellikle kutu nefesi olarak bilinen ritmik solunum tekniği, parasempatik sinir sistemini yani vücudun “dinlen ve toparlan” mekanizmasını devreye sokarak kalbin yeniden sakinleşmesine katkı sağlayabiliyor.[1]</p>

<p>Vagus sinirini uyaran manevralar dikkatle uygulanmalı</p>

<p>Uzmanların önerdiği yöntemlerden biri de vagus sinirini uyarmaya yönelik bazı basit uygulamalar. Yüze soğuk su çarpmak veya ıkınır gibi kısa süreli kontrollü nefes verme hareketleri bazı kişilerde kalp ritminin normale dönmesine yardımcı olabiliyor.[1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte daha güçlü vagal manevraların herkes için uygun olmadığı, özellikle ritim bozukluğu tanısı bulunan kişilerin bu uygulamaları yalnızca sağlık profesyonelinin önerisiyle denemesi gerektiği belirtiliyor.[2]</p>

<p>Susuzluk da çarpıntıyı tetikleyebilir</p>

<p>Yetersiz sıvı alımı ve elektrolit dengesindeki bozulmalar da kalp çarpıntısını kolaylaştırabiliyor. Özellikle sıcak havalarda, yoğun egzersiz sonrasında veya uzun süre sıvı tüketilmediğinde ortaya çıkan hafif susuzluk bile kalbin daha hızlı atmasına yol açabiliyor. Bu nedenle yeterli su tüketimi ve gerektiğinde elektrolit dengesinin desteklenmesi öneriliyor.[1]</p>

<p>Tetikleyicileri tanımak uzun vadede fayda sağlayabilir</p>

<p>Kafeinli içecekler, sigara, alkol, yoğun stres ve bazı kişilerde baharatlı yiyecekler çarpıntıyı tetikleyebiliyor. Uzmanlar, çarpıntının hangi koşullarda ortaya çıktığını not etmeyi ve belirtilerin süresi ile şiddetini kaydetmeyi öneriyor. Böylece hem kişisel tetikleyiciler daha kolay belirlenebiliyor hem de hekim değerlendirmesi sırasında daha ayrıntılı bilgi sunulabiliyor.[1]</p>

<p>Hangi belirtiler acil değerlendirme gerektiriyor?</p>

<p>Kalp çarpıntısı tek başına ve kısa süreli olduğunda çoğu zaman ciddi bir soruna işaret etmese de göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma, aşırı terleme, dinlenme halinde dakikada 100’ün üzerinde kalp atımının sürmesi veya belirtilerin giderek ağırlaşması durumunda acil tıbbi değerlendirme öneriliyor.[1][2]</p>

<p>Uzmanlar, evde uygulanabilecek yöntemlerin yalnızca hafif ve geçici çarpıntılar için destekleyici olduğunu, sık tekrarlayan veya nedeni açıklanamayan çarpıntıların ise altta yatan ritim bozukluğu ya da başka kalp hastalıklarının araştırılması açısından hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.[1][2]</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Singh T. How To Stop Your Heart Palpitations at Home. 2025.</p>

<p>[2] Vagal Maneuvers: How To Slow Your Heart Rate. 2022.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kalp-carpintisi-nasil-gecer-uzmanlardan-evde-uygulanabilecek-5-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 20:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6957.jpeg" type="image/jpeg" length="90845"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rutin Hastane Kayıtlarından Kanser Riski Tahmini: Oncoformer Ne Vadediyor?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/rutin-hastane-kayitlarindan-kanser-riski-tahmini-oncoformer-ne-vadediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rutin-hastane-kayitlarindan-kanser-riski-tahmini-oncoformer-ne-vadediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rutin laboratuvar sonuçları ve göğüs röntgenlerini birlikte değerlendiren Oncoformer adlı yapay zekâ modeli;]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> kanserle ilişkili örüntüleri belirlemek, tümör evresini tahmin etmek, tedavi yanıtını ve hastalığın tekrarlama riskini sınıflandırmak amacıyla geliştirildi. 3,6 milyondan fazla kişinin verileri üzerinde değerlendirildiği bildirilen model, dikkat çekici bir potansiyel taşısa da henüz rutin klinik kullanım için hazır bir tanı veya tedavi karar aracı olarak görülmemeli.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastanelerde her gün milyonlarca laboratuvar sonucu ve görüntüleme kaydı oluşturuluyor. Çoğunlukla hastanın o andaki sağlık sorununu değerlendirmek amacıyla kullanılan bu veriler, zaman içinde bir araya getirildiğinde çok daha kapsamlı bir klinik tablo ortaya çıkarabilir.<br />
Peki rutin hastane kayıtlarında bulunan ve tek başına anlamlı görünmeyen küçük değişimler, kanserle ilişkili örüntülerin daha erken fark edilmesini sağlayabilir mi?<br />
Bilim insanları bu sorudan hareketle Oncoformer adı verilen çok modlu bir yapay zekâ modeli geliştirdi. Cell dergisinin resmî hesabından 27 Temmuz 2026 tarihinde yapılan çevrim içi yayın duyurusuna göre model; günlük sağlık hizmetleri sırasında elde edilen rutin laboratuvar testleri ile göğüs röntgenlerini birlikte değerlendiriyor. Araştırmanın 3,6 milyondan fazla kişinin kayıtlarını kapsadığı bildiriliyor.<br />
Tek bir sonuca değil, zaman içindeki örüntüye bakıyor<br />
Oncoformer’ın temel özelliği, hastanın yalnızca belirli bir tarihteki laboratuvar sonucuna veya tek bir göğüs röntgenine odaklanmaması.<br />
Model, farklı tarihlerde oluşturulan rutin klinik verileri uzunlamasına değerlendirerek zaman içinde meydana gelen değişimleri belirlemeye çalışıyor. Böylece tek başına dikkat çekmeyebilecek bazı ölçümlerin ve görüntü özelliklerinin birlikte nasıl bir örüntü oluşturduğu inceleniyor.<br />
Laboratuvar sonuçları ile göğüs röntgenlerinden elde edilen verileri aynı modelde birleştirmesi nedeniyle Oncoformer, çok modlu bir yapay zekâ modeli olarak tanımlanıyor. Cell tarafından yapılan duyuruda modelin mevcut kanserlerin belirlenmesi, tümör evresinin tahmini, tedavi yanıtının sınıflandırılması ve hastalığın tekrarlama riskinin değerlendirilmesi gibi görevlerde incelendiği belirtiliyor.<br />
Kanser tanısı koymuyor, kanserle ilişkili örüntüleri belirliyor<br />
Bir yapay zekâ modelinin araştırma verilerinde kanser bulunan ve bulunmayan kişileri birbirinden ayırabilmesi, sistemin hastanede tek başına kanser tanısı koyabileceği anlamına gelmiyor.<br />
Oncoformer’ın ürettiği sonuçlar, belirli hasta kayıtlarında kanserle ilişkili olabilecek örüntülerin bulunduğuna işaret eden bir risk değerlendirmesi olarak düşünülmeli. Bu tür bir sonuç ancak hekim muayenesi, uygun görüntüleme yöntemleri, patolojik inceleme ve gerektiğinde biyopsi gibi standart klinik süreçlerle birlikte anlam kazanabilir.<br />
Modelin gelecekteki muhtemel kullanım alanlarından biri, rutin kayıtlarında dikkat çekici değişimler bulunan kişilerin ileri inceleme için önceliklendirilmesi olabilir. Ancak bu olası yararın gerçek hastane koşullarında ve ileriye dönük klinik araştırmalarda henüz gösterilmesi gerekiyor.<br />
Tedavi yanıtı ve nüks riski de araştırıldı<br />
Çalışmanın duyurusunda Oncoformer’ın, tümör evresini tahmin etmenin yanı sıra tedavi yanıtı ve hastalığın tekrarlama riski açısından hastaları sınıflandırmak amacıyla da değerlendirildiği bildirildi.<br />
Bu bulgular, yapay zekânın gelecekte yalnızca kanser riskinin belirlenmesinde değil, hastaların izlenmesinde ve klinik kararların desteklenmesinde de kullanılabileceğini düşündürüyor.<br />
Bununla birlikte “tedavi yanıtını öngörmek”, modelin bütün kanser türleri için en uygun ilacı veya tedaviyi seçebildiği anlamına gelmiyor. Hangi kanser türlerinin, tedavilerin ve hasta gruplarının değerlendirildiği; modelin hangi koşullarda daha iyi veya daha düşük performans gösterdiği özgün makalenin yöntem ve sonuç bölümleri üzerinden incelenmeli.<br />
Kanser tedavisi; tümörün türü, evresi ve moleküler özelliklerinin yanı sıra hastanın genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları ve kişisel tercihleri birlikte değerlendirilerek planlanıyor. Yapay zekâ bu sürece yardımcı olabilir ancak klinik kararın yerini alamaz.<br />
En önemli avantajı, zaten toplanan verilerden yararlanması<br />
Oncoformer’ın dikkat çekici yönlerinden biri, değerlendirme yapabilmek için özel olarak geliştirilmiş yeni ve pahalı bir testten ziyade günlük sağlık hizmetleri sırasında zaten oluşturulan laboratuvar sonuçlarından ve göğüs röntgenlerinden yararlanması.<br />
Model farklı sağlık sistemlerinde güvenilir biçimde doğrulanırsa hastanelerdeki rutin kayıtların yalnızca geçmiş işlemlerin saklandığı bir arşiv olmaktan çıkarak klinik bir erken uyarı sistemi gibi kullanılabilmesi mümkün olabilir.<br />
Özellikle uzun süre takip edilen ve farklı tarihlerde çok sayıda tetkiki bulunan kişilerde, insan gözüyle fark edilmesi güç değişim örüntüleri yapay zekâ tarafından belirlenebilir.<br />
Ancak bu, şu an için geleceğe yönelik bir olasılıktır. İstatistiksel olarak başarılı görünen bir modelin hastaların sağlık sonuçlarını gerçekten iyileştirip iyileştirmediği, ancak gerçek yaşam koşullarında yapılacak araştırmalarla anlaşılabilir.<br />
Kaynaklara ilişkin önemli açıklama<br />
Bu haber hazırlanırken, çalışmanın Cell dergisinde çevrim içi yayımlandığına ilişkin 27 Temmuz 2026 tarihli resmî duyuruya ulaşılmış; ancak özgün makalenin tam metin sayfası, DOI numarası, ayrıntılı yöntem bölümü ve ek veri dosyaları bağımsız olarak doğrulanabilir biçimde erişilebilir bulunamamıştır.<br />
Bazı ikincil haberlerde araştırmanın kesin katılımcı sayısı, klinik başvuru sayısı, dış doğrulama veri kümesi ve AUROC performans değerleri gibi ayrıntılar paylaşılmaktadır. Bununla birlikte bu sayılar özgün makalenin tam metninden doğrulanamadığı için bu haberde kullanılmamıştır. İkincil haberde yer alan sonuçlar, özgün bilimsel makalenin yerine birincil kanıt olarak değerlendirilmemelidir.<br />
Bu nedenle Oncoformer’ın hangi kanser türlerinde, hangi hasta gruplarında, hangi zaman aralıklarında ve hangi performans düzeyinde değerlendirildiğine ilişkin ayrıntılar, özgün makale ve ek dosyalar erişilebilir olduğunda yeniden kontrol edilmelidir.<br />
Bilimsel habercilik açısından bu sınırlılığın okuyucuya açıkça bildirilmesi; umut verici bir araştırmanın, kanıtların izin verdiğinden daha kesin veya daha ileri bir klinik gelişme gibi sunulmasını önlemek bakımından önem taşıyor.<br />
Geçmiş kayıtlarla elde edilen başarı klinik başarı anlamına gelmiyor<br />
Erişilebilen ikincil bilgiler, çalışmanın geçmiş klinik kayıtlar kullanılarak gerçekleştirildiğine işaret ediyor. Geriye dönük çalışmalarda model, sonuçları daha önceden bilinen veriler üzerinde geliştirilip değerlendiriliyor.<br />
Bir modelin geçmiş kayıtlar üzerinde kanser bulunan ve bulunmayan kişileri başarılı biçimde ayırması, hastanede gerçek zamanlı olarak kullanıldığında aynı sonucu vereceğini garanti etmez.<br />
Oncoformer’ın klinik kullanıma yaklaşabilmesi için farklı ülkelerde, çeşitli hastane sistemlerinde ve bağımsız hasta topluluklarında doğrulanması gerekiyor. İleriye dönük çalışmalarda modelin yalnızca teknik performansı değil; gereksiz tetkikleri artırıp artırmadığı, tanı süresini kısaltıp kısaltmadığı ve hasta sonuçlarını iyileştirip iyileştirmediği de incelenmeli.<br />
Yanlış sonuçların hastalar açısından bedeli olabilir<br />
Kanser riskini tahmin eden bir sistemde yalnızca doğru belirlenen vaka sayısına bakmak yeterli değildir.<br />
Kanseri bulunmayan bir kişinin yüksek riskli gösterilmesi, gereksiz görüntüleme incelemelerine, biyopsilere, ek sağlık harcamalarına ve ciddi kaygıya neden olabilir. Kanseri bulunan bir kişinin düşük riskli değerlendirilmesi ise ileri incelemenin gecikmesine yol açabilir.<br />
Bu nedenle modelin değerlendirilmesinde duyarlılık ve özgüllüğün yanı sıra pozitif öngörü değeri, yanlış alarm oranı ve gözden kaçırılan vaka sayısı gibi ölçütlerin de açıklanması gerekir.<br />
Yüksek bir AUROC veya benzeri genel performans değeri, modelin her hastada doğru sonuç verdiği ya da bildirilen rakamın doğrudan “doğruluk yüzdesi” olduğu anlamına gelmez.<br />
Sağlık verilerinin kullanımı etik ve hukuki sorumluluklar doğuruyor<br />
Oncoformer benzeri sistemlerin geliştirilmesi, milyonlarca kişiye ait laboratuvar ve görüntüleme verisinin işlenmesini gerektiriyor. Bu durum hasta mahremiyeti, veri güvenliği, bilgilendirme, algoritmik şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından güçlü koruma mekanizmaları gerektiriyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü, sağlıkta yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi ve kullanılmasında insan özerkliğinin, güvenliğin, şeffaflığın, sorumluluğun, kapsayıcılığın ve eşitliğin korunması gerektiğini vurguluyor.<br />
FDA, Health Canada ve Birleşik Krallık İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu tarafından geliştirilen ilkeler de yapay zekâ destekli tıbbi sistemlerin kullanım amacı, performansı, sınırlılıkları ve olası önyargıları konusunda sağlık çalışanlarına ve hastalara açık bilgi verilmesini öneriyor.<br />
Modelin eğitildiği hasta grubu toplumun tamamını yeterince temsil etmiyorsa yaş, biyolojik cinsiyet, eşlik eden hastalıklar veya sağlık hizmetlerine erişim farklılıkları nedeniyle bazı gruplarda daha düşük performans göstermesi mümkün olabilir.<br />
Bu nedenle genel başarı değerlerinin yanında modelin farklı hasta gruplarındaki sonuçlarının, veri eksikliklerinin ve olası algoritmik önyargılarının da açıklanması gerekiyor.<br />
Kanser bakımında yeni bir erken uyarı aracı olabilir mi?<br />
Oncoformer, hastanelerde hâlihazırda bulunan rutin verilerin kanserle ilişkili örüntüleri belirlemek için kullanılabileceğini düşündüren dikkat çekici bir araştırma yaklaşımı sunuyor.<br />
Yapay zekâ, gelecekte uzun yıllara yayılan laboratuvar sonuçları ve görüntüleme kayıtları arasındaki karmaşık ilişkileri inceleyerek hekimlerin dikkatini belirli hastalara daha erken yöneltebilir.<br />
Ancak umut verici bir araştırma modeli ile rutin klinik kullanımda güvenle uygulanabilen bir tıbbi araç arasında önemli bir mesafe bulunuyor.<br />
Oncoformer’ın gerçek klinik değeri; özgün makalenin ayrıntılı biçimde incelenmesine, sonuçların bağımsız araştırma gruplarınca doğrulanmasına, ileriye dönük gerçek yaşam çalışmalarında hasta yararının gösterilmesine ve veri güvenliğini önceleyen şeffaf bir yönetişim sisteminin kurulmasına bağlı olacak.<br />
Editör Notu<br />
Oncoformer, uzun dönemli rutin klinik veriler üzerinde değerlendirilen araştırma aşamasındaki bir yapay zekâ modelidir. Mevcut bilgiler, modelin rutin klinik kullanım için hazır bir kanser tarama, tanı veya tedavi karar aracı olarak değerlendirilmesi için yeterli değildir.<br />
Modelin ürettiği bir risk sonucu, kişide kesin olarak kanser bulunduğu anlamına gelmez. Hekim değerlendirmesinin, mevcut tarama programlarının, radyolojik incelemelerin, patolojik değerlendirmenin veya biyopsinin yerine kullanılamaz.<br />
Bu haber hazırlanırken özgün makalenin tam metni ve DOI kaydı bağımsız olarak doğrulanamadığından, ikincil kaynaklarda bildirilen ayrıntılı performans değerlerine haberde yer verilmemiştir. Özgün makale erişilebilir olduğunda veri kapsamı, yöntem, etik kurul açıklaması, çıkar çatışmaları ve performans sonuçları yeniden değerlendirilmelidir.<br />
Kaynaklar<br />
Cell dergisinin “Advancing cancer detection and treatment using longitudinal routine clinical data” başlıklı çalışma için yaptığı çevrim içi yayın duyurusu, 27 Temmuz 2026.<br />
TrialSiteNews, Oncoformer araştırmasına ilişkin ikincil haber, 28 Temmuz 2026. Bu kaynak yalnızca çalışmaya ilişkin ek iddiaların varlığını göstermek amacıyla kullanılmış; özgün makalenin yerine birincil bilimsel kanıt olarak değerlendirilmemiştir.<br />
Dünya Sağlık Örgütü, Ethics and Governance of Artificial Intelligence for Health, 2021.<br />
FDA, Health Canada ve MHRA, Transparency for Machine Learning-Enabled Medical Devices: Guiding Principles.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/rutin-hastane-kayitlarindan-kanser-riski-tahmini-oncoformer-ne-vadediyor</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 17:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6898.jpeg" type="image/jpeg" length="88143"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
