Üniversite denildiğinde akla gelen klasik çerçevenin çok ötesinde bir yapıdan söz ediyoruz. Kökleri, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan modern tıp serüveninin başlangıç noktası Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye dayanan; aynı tarihi mekânda yeniden hayat bulan, hafızası güçlü bir kurumdan bahsediyoruz. Bu bina yalnızca taş ve duvarlardan ibaret değil; hekimliğin, disiplinin ve devlet aklının asırlık birikimini taşıyor.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Gülhane’nin askeri sağlık eğitimi misyonunu devralan Sağlık Bilimleri Üniversitesi, o günden bu yana yalnızca bir eğitim kurumu olmanın ötesinde, Türkiye’nin sağlık kapasitesini ayakta tutan stratejik bir yapı haline geldi. Burada verilen eğitim, doğrudan sahaya, krize ve devlete temas ediyor.

Bugün İstanbul ve Ankara başta olmak üzere 8 ilde tıp fakülteleri, enstitüler ve meslek yüksekokullarıyla yaygın bir akademik ağ kurmuş durumda. Sağlık Bakanlığı’na bağlı 21 ildeki 69 eğitim ve araştırma hastanesiyle afiliasyon içinde yürütülen bu modelde, bir yandan milyonlara sağlık hizmeti sunulurken diğer yandan Türkiye’nin uzman hekimleri yetiştiriliyor.

Hava ve Uzay Hekimliği, Medikal Tasarım ve Üretim Merkezi, Kimyasal-Biyolojik-Radyolojik-Nükleer Simülasyon Eğitim Merkezleri gibi son derece stratejik alanlarda Türkiye’ye özgü kapasite üreten; yerli sağlık teknolojileri için Teknopol İstanbul ve TEKMER üzerinden güçlü bir girişimcilik hattı kuran bir üniversiteden söz ediyoruz.

Üstelik bu ekosistem yalnızca Türkiye sınırlarıyla sınırlı değil. Dokuz farklı ülkede fakülteler, meslek yüksekokulları, ortak eğitim ve çift diploma programları yürütülüyor; üstelik eğitim dili Türkçe. Bu, sağlık eğitiminin yalnızca ihraç edilen bir bilgi değil, aynı zamanda bir medeniyet dili olduğunun da güçlü bir göstergesi.

Tüm bu coğrafi yaygınlığa ve yapısal büyüklüğe rağmen Sağlık Bilimleri Üniversitesi, dünya üniversite sıralamalarında ilk 300 içinde yer almayı başarıyor. Bu tablo, nicelikle nitelik arasındaki hassas dengenin korunabildiğini gösteriyor.

Kısacası bugün, yalnızca bir üniversiteyi değil; kıtalar arası ölçekte örgütlenen, eğitimden araştırmaya, hizmetten teknolojiye uzanan büyük bir sağlık ekosistemini konuşacağız.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi-1

Tıbbiye Bülteni: Sağlık Bilimleri Üniversitesi bugün nasıl bir üniversite olarak tarif edilmeli?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Sağlık Bilimleri Üniversitesini tarif ederken en çok şu cümleyi kullanıyorum:
“Sağlık eğitimi, araştırma, sağlık hizmeti sunumu ve teknolojiyi aynı ekosistemde buluşturan, sağlık temalı küresel bir devlet üniversitesi.”

Biz, Türkiye’nin sağlık temalı ilk devlet üniversitesiyiz. Kökleri Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye, klinik ve askerî sağlık birikimi ise Gülhane’ye uzanan güçlü bir mirası aynı çatı altında taşıyoruz. Bir yanda Haydarpaşa’daki tarihsel hafıza, diğer yanda Gülhane’nin savunma, afet ve kriz şartlarında şekillenmiş sağlık tecrübesi… Bu iki damar, bugün özgün ve Türkiye’ye ait bir üniversite modeline dönüşmüş durumda.

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere farklı illerde fakültelerimiz, enstitülerimiz ve meslek yüksekokullarımız bulunuyor. Sağlık Bakanlığımıza bağlı 21 ildeki 69 eğitim ve araştırma hastanesiyle kurduğumuz güçlü afiliasyon ağı sayesinde hem yaygın bir sağlık hizmeti sunuyor hem de sahayla iç içe, uygulamaya dayalı bir eğitim veriyoruz.

Yaklaşık 30 bin öğrencisi, 5 bine yakın akademik kadrosuyla; yalnızca Türkiye’de değil, dokuz farklı ülkede yürüttüğü programlarla uluslararası ölçekte sağlık profesyoneli yetiştiren, çok katmanlı ve dinamik bir üniversiteyiz.


Tıbbiye Bülteni: Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin mirası bugün derslikte, klinikte ve araştırmada nasıl karşılık buluyor?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Bu miras bizim için süslü cümlelerden ibaret değil; üniversitenin günlük hayatını şekillendiren canlı bir referans. Haydarpaşa’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Külliyesi’nde okuyan bir tıp öğrencisi, sabah dersine girerken aslında Türk tıp tarihinin kalbinin attığı koridorlardan yürür. O koridorlarda Balkan Harbi’nden Trablusgarp’a, Sarıkamış’tan Galiçya’ya, Kanal Cephesi’nden Çanakkale’ye ve nihayet Milli Mücadele’nin Anadolu’daki ateş hattına koşan tıbbiyelilerin ayak izleri vardır.

14 Mart 1919’da, işgal altındaki İstanbul’da iki saat kulesinin arasına Türk bayrağını çekerek istiklâl ateşini yakanlar da bu tıbbiyelilerdir. Öyle ki, vatan savunması için cepheye koşan 1921 Tıbbiye son sınıf öğrencilerinin tamamı şehit düştüğü için o yıl okul mezun verememiştir. Bugün kutladığımız Tıp Bayramı, işte bu büyük fedakârlığın somut bir hatırasıdır.

Bu tarihsel bütünlüğün diğer güçlü ayağını ise Gülhane oluşturur. Gülhane; askerî tıbbın disiplinini, cephe gerisinden cephe hattına uzanan cerrahi ve travma tecrübesini, harp ve afet şartlarında insanı yaşatma kararlılığını temsil eden köklü bir okul ve klinik kültürüdür. Salgınlardan savaş yaralanmalarına, rehabilitasyondan modern tıbbın en ileri uygulamalarına uzanan bu miras, bugün de Türkiye’nin güvenlik ve savunma sağlık kapasitesinin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Böylece Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin tarihsel derinliği ile Gülhane’nin sahaya yaslanan klinik ve askerî tıp birikimi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi çatısı altında buluşarak üniversitenin ruhunu birlikte beslemektedir.

Dersliklerde bu miras; yalnızca anatomi ya da fizyoloji anlatmakla sınırlı olmayan, tıp tarihini, tıp etiğini ve hekimliğin değer dünyasını merkeze alan bir müfredat olarak karşılık buluyor. Kliniklerde ise “hekim yalnızca hastayı değil, toplumu da iyileştirmekle yükümlüdür” anlayışını, koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen bir yaklaşım olarak görüyoruz.

Araştırma alanında da bu mirası; salgın hastalıklardan tütünle mücadeleye, KBRN çalışmalarından sağlık teknolojilerine uzanan geniş bir yelpazede, hem ülkemizin hem de gönül coğrafyamızın ihtiyaçlarına cevap veren projelerle geleceğe taşıyoruz.


Tıbbiye Bülteni: “Aynı binada ve aynı ruhla devam” ifadesi gerçekten çok çarpıcı. Öğrencileriniz bu tarihselliğin parçası olduklarını hissediyor mu?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Bunu çok net söyleyebilirim: Öğrencilerimiz bu tarihselliği yalnızca anlatılan bir bilgi olarak değil, içinde yaşadıkları bir atmosfer olarak hissediyorlar. Haydarpaşa’daki beyaz önlük törenlerinde, 14 Mart Tıp Bayramı programlarında, Çanakkale’de şehit düşen tıbbiyelileri andığımız buluşmalarda bu duyguyu açıkça görüyorsunuz. Gözlerindeki ışıktan, duruşlarından, sessizliklerinden okunuyor.

Biz öğrenciyi tarihin vitrinine koymuyoruz; tarihin kalbine yerleştirmeye çalışıyoruz. Onlara açıkça şunu söylüyoruz:
“Bu binaya yalnızca ders dinlemeye girmiyorsunuz; iki asırlık bir yürüyüşe adım atıyorsunuz.”

Bu söz, öğrenciler için bir slogan değil, bir sorumluluk çağrısıdır. Çünkü burada atılan her adımın, giyilen her beyaz önlüğün ardında fedakârlık, mücadele ve vatan bilinciyle yoğrulmuş bir geçmiş vardır.

Bu aidiyet duygusunu kalıcı kılmak için yalnızca törenlere değil; müfredata, öğrenci kulüplerine, tarih ve değerler odaklı seminerlere, mezun buluşmalarına kadar uzanan bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Amacımız, öğrencilerimizin yalnızca iyi birer hekim değil; kimliğinin, tarihinin ve sorumluluğunun farkında sağlık insanları olarak yetişmeleridir.

Tıbbiye Bülteni: Hocam, Sağlık Bilimleri Üniversitesi bugün kaç fakülte ve yüksekokula sahip?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye’de ve yurt dışında konumlanmış toplam 27 fakülteye sahiptir. Bu fakülteler, Hamidiye ve Gülhane yerleşkelerimiz başta olmak üzere, farklı şehirler ve ülkelerde yaygın bir akademik yapı oluşturmaktadır.

Hamidiye Yerleşkesi fakültelerimiz:
Hamidiye Diş Hekimliği Fakültesi, Hamidiye Eczacılık Fakültesi, Hamidiye Hemşirelik Fakültesi, Hamidiye Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hamidiye Tıp Fakültesi, Hamidiye Uluslararası Tıp Fakültesi ve Hamidiye Yaşam Bilimleri Fakültesi.

Gülhane Yerleşkesi fakültelerimiz:
Gülhane Diş Hekimliği Fakültesi, Gülhane Eczacılık Fakültesi, Gülhane Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Fakültesi, Gülhane Hemşirelik Fakültesi, Gülhane Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Gülhane Tıp Fakültesi.

Türkiye’deki diğer fakültelerimiz:
Adana Tıp Fakültesi, Bursa Tıp Fakültesi, Erzurum Tıp Fakültesi, İzmir Tıp Fakültesi, Kayseri Tıp Fakültesi ve Trabzon Tıp Fakültesi.

Burada özellikle bir hususu belirtmek isterim: Trabzon Tıp Fakültemizi kurumsal olarak Trabzon Üniversitesine devrettik; ancak mevcut öğrencilerimiz eğitimlerine hâlen Sağlık Bilimleri Üniversitesi bünyesinde devam ettikleri için bu fakülteyi de sayıya dâhil ediyorum.

Yurt dışındaki fakültelerimiz ise:
Buhara İbni Sina Tıp Fakültesi, Çobanbey Tıp Fakültesi, Filipinler Bangsamoro Sultan Kudarat Sağlık Bilimleri Fakültesi, Saraybosna Uluslararası Diş Hekimliği Fakültesi, Saraybosna Uluslararası Tıp Fakültesi, Semerkant Tıp Fakültesi, Somali Mogadişu Recep Tayyip Erdoğan Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Taşkent Hemşirelik Fakültesidir.

Buna ek olarak, toplam 7 Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulumuz bulunmaktadır.
Bunlar; Hamidiye Sağlık Hizmetleri MYO, Gülhane Sağlık Meslek MYO, Arnavutköy Darülaceze Sağlık Hizmetleri MYO, Buhara İbni Sina Sağlık Hizmetleri MYO, Çobanbey Sağlık Hizmetleri MYO, Somali Mogadişu Recep Tayyip Erdoğan Sağlık Hizmetleri MYO ve Sudan Nyala Sağlık Hizmetleri MYO’dur.

Özetle, Sağlık Bilimleri Üniversitesi bugün fakülteleri ve meslek yüksekokullarıyla, Türkiye’de ve farklı coğrafyalarda çok merkezli, yaygın ve bütünleşik bir sağlık eğitimi yapısı sunmaktadır.
Kemalettin Aydın

Tıbbiye Bülteni: 15 Temmuz sonrasında askerî sağlık eğitiminin yeniden yapılandırılmasında üniversiteniz kritik bir görev üstlendi. Bu sorumluluk hakkında neler söylemek istersiniz?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
15 Temmuz’dan sonra, askerî sağlık sisteminin zaafa uğramasına ya da dağılmasına kesinlikle izin verilemezdi. Aksine, bu alanın daha güçlü, daha şeffaf ve sivil denetime açık bir zeminde yeniden inşa edilmesi gerekiyordu. Bu noktada devletimiz, Sağlık Bilimleri Üniversitesine tarihî bir sorumluluk verdi.

Gülhane’nin sahip olduğu bütün birikim; akademik kadrosu, klinik tecrübesi ve kurum hafızası üniversitemizin çatısı altında korunarak daha da güçlendirildi. Bu süreci bir tasfiye olarak değil, kurumsal devamlılık ve yeniden yapılandırma olarak ele aldık. Gülhane’de yalnızca mevcut yapıyı korumakla kalmadık; açtığımız fakültelerle burayı çok disiplinli ve güçlü bir akademik merkeze dönüştürdük.

Biz, Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere Emniyet ve diğer güvenlik kurumlarımız için nitelikli sağlık personeli yetiştirme sorumluluğunu üstlenirken, bunu sivil yükseköğretim sisteminin güvencesi altında, YÖK mevzuatıyla tam uyumlu biçimde yürütüyoruz. Bu yaklaşım, hem eğitim kalitesi hem de kurumsal güven açısından son derece önemlidir.

Savunma Sağlık Bilimleri Enstitümüz bünyesinde açtığımız programlarla; Tıbbi KBRN, Hava ve Uzay Hekimliği gibi alanlarda ülkemizin güvenliğiyle doğrudan ilişkili yeni kapasite alanları oluşturduk. Bu programlar, yalnızca teorik bilgi üreten değil; kriz, afet, savaş ve olağanüstü şartlarda sahaya doğrudan katkı sunabilecek insan kaynağını yetiştiren bir anlayışla yürütülmektedir.

Özetle, askerî sağlık eğitimi bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesi çatısı altında; kurumsal hafızasını koruyan, sivil denetimle güçlenen ve Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarına doğrudan cevap veren stratejik bir devlet kapasitesi olarak yoluna devam etmektedir.
Asker1


Tıbbiye Bülteni: Üniversiteniz için zaman zaman “askerî üniversite” algısı dile getiriliyor. Bu doğru bir tanımlama mı?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Bu tür bir benzetmeden elbette onur duyarız; ancak kavramsal olarak doğru bir tanımlama değildir. Sağlık Bilimleri Üniversitesi, kanunla kurulmuş, YÖK’e bağlı, bütçesi ve işleyişi itibarıyla tamamen sivil bir devlet üniversitesidir. Akademik yapılanması, müfredatı ve yönetim süreçleri, Türkiye’deki diğer devlet üniversiteleriyle aynı hukuki zemine dayanır.

Ancak şunu özellikle vurgulamak gerekir: Bizim farkımız, tek bir alana ya da kuruma yaslanmamız değil; sağlık alanında devletin bütün bileşenleriyle entegre çalışan bir yapıya sahip olmamızdır. Sağlık Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve YÖK başta olmak üzere, Türkiye’nin sağlık kapasitesini oluşturan tüm kurumlarla eşgüdüm içinde çalışıyoruz. Bu nedenle Sağlık Bilimleri Üniversitesini “askerî üniversite” olarak değil, “devletin sağlık üniversitesi” olarak tanımlamak çok daha isabetlidir.

Nitekim rakamlar da bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Üniversitemizdeki askerî öğrenci oranı, toplam öğrenci sayımızın yaklaşık yüzde 5’i düzeyindedir. Büyük çoğunluğu sivil öğrencilerden oluşan bu yapı, üniversitemizin sivil karakterini ve kapsayıcı sağlık vizyonunu net biçimde yansıtmaktadır.

Tıbbiye Bülteni: Askerî sağlık personelinin eğitimi ile sivil sağlık eğitimini birlikte yürütmek nasıl bir denge gerektiriyor?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Aslında bugün uyguladığımız model, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurguladığı bütünleşik sistemin doğal bir devamıdır. Biz öğrenciyken, tıp fakültelerinde askerî tıp öğrencileriyle aynı sıraları paylaşırdık. Tıp eğitimi, askerî ya da sivil ayrımı gözetmeden, ortak bir bilimsel zeminde yürütülürdü.

Gülhane Askerî Tıp Fakültesi ise 7 Kasım 1980 tarihli ve 2316 sayılı kanunla kurulmuş, 11 Kasım 1980’de Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Böylece Gülhane, 1980 sonrasında ayrı bir fakülte yapılanması şeklinde kurgulanmıştır. Bugün ise yeniden, Atatürk’ün öngördüğü bütünleşik tıp eğitimi modeli üzerine dönmüş durumdayız.

Şunun altını özellikle çizmek isterim: Temel tıp eğitimi bilimsel olarak aynıdır; insan anatomisi değişmez, fizyoloji değişmez, hastalıklar değişmez. Ancak görev yapılan bağlam, ihtiyaç duyulan yetkinlikleri doğal olarak farklılaştırır. Biz hem sivil hem askerî sağlık personeline aynı bilimsel derinliği, aynı klinik refleksi ve hekimlik donanımını kazandırıyoruz.

Bunun yanında askerî sağlık personeli için gerekli olan; saha koşullarında sağlık hizmeti sunumu, afet ve savaş cerrahisi, KBRN riskleri, hava ve uzay koşullarında insan performansı gibi özelleşmiş yetkinlik alanları, Türk Silahlı Kuvvetleri ve İçişleri Bakanlığımızın ilgili birimleriyle iş birliği içinde yürütülen özel eğitimlerle tamamlanıyor. Böylece ortak bilimsel çekirdeğin üzerine, görev tanımına uygun uzmanlık katmanları eklenmiş oluyor.
Askeri


Tıbbiye Bülteni: 21 ilde 69 eğitim ve araştırma hastanesiyle kurulan afiliasyon, dünyada örneği bulunmayan dev bir ağ. Bu model asistan eğitimine ve sağlık hizmetine nasıl yansıyor?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Öncelikle bu ölçek, asistanlarımız açısından olağanüstü bir vaka çeşitliliği anlamına geliyor. Doğunun, batının, büyükşehirlerin, sınır hattının, göç alan bölgelerin ve savaş mağduru nüfusun yükünü taşıyan hastanelerde eğitim alma imkânı sunuyoruz. Bu, kitaplarda yazmayan; göç, afet, kronik hastalık yükü, yoğun bakım gerçeği gibi hayatın içinden sorunları eğitimin merkezine taşıyan bir saha tecrübesidir.

İkinci olarak, bu model sağlık hizmetinin niteliğine doğrudan katkı sağlıyor. Afiliasyon sistemi sayesinde üniversite öğretim üyeleri ile sahadaki klinik ekipler aynı akademik ve mesleki ekibin parçası hâline geliyor. Bu bütünleşme, hem eğitimin hem de sunulan sağlık hizmetinin kalitesini eş zamanlı olarak yükseltiyor.

Bugün 21 ilde 69 eğitim ve araştırma hastanesiyle yürüttüğümüz bu afiliasyon modelini, yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en güçlü klinik eğitim modellerinden biri olarak nitelendiriyorum. Çünkü bu yapı, teoriyi sahayla; akademiyi hizmetle; eğitimi toplumun gerçek ihtiyaçlarıyla doğrudan buluşturuyor.

Tıbbiye Bülteni: Öğrencilerinizin güçlü staj olanakları, mesleki gelişimlerine nasıl katkı sağlıyor?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Öğrencilerimiz, 21 ilde 69 eğitim ve araştırma hastanesini kapsayan geniş afiliasyon ağımız sayesinde, daha öğrenciyken çok zengin bir klinik pratiğin içine giriyor. Farklı hasta profilleriyle, farklı sağlık ihtiyaçlarıyla ve gerçek saha koşullarıyla erken dönemde tanışmaları; bilgiyi yalnızca öğrenen değil, uygulayan ve sorumluluk alan sağlık profesyonelleri olarak yetişmelerini sağlıyor. Güçlü staj imkânlarımız, öğrencilerimizin mesleki özgüvenini, klinik reflekslerini ve insani duyarlılığını birlikte geliştiren en önemli avantajlarımızdan biridir.

Tıbbiye Bülteni: Hocam, sıkça vurguladığınız “Bir öğrenci bir üniversite, bir üniversite bir öğrenci” sloganınız var. Bu yaklaşımı biraz açar mısınız? Bunu sahada nasıl hayata geçiriyorsunuz?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Bu slogan bizim için bir temenni ya da güzel bir söz değil; bilinçli bir yönetim anlayışının özeti. Biz Sağlık Bilimleri Üniversitesinde şuna inanıyoruz: Her öğrencimiz, üniversitenin tamamını temsil eden bir değerdir; üniversite de her bir öğrencisinin arkasında duran canlı bir yapıdır.

“Bir öğrenci bir üniversite” derken şunu kastediyoruz: Öğrencimiz kendini kalabalıklar içinde kaybolmuş hissetmemeli. Sesi duyulmalı, fikri önemsenmeli, ihtiyacı karşılık bulmalı. “Bir üniversite bir öğrenci” derken de; bu büyük yapının tüm imkânlarıyla tek bir öğrencinin dahi sorununa eğilmesini, çözüm üretmesini kastediyoruz.

Bu anlayışı lafta bırakmıyoruz. Rektörlük makamı dâhil olmak üzere doğrudan öğrenciye açık iletişim kanalları oluşturduk. Öğrencilerimiz bize yalnızca resmi yazılarla değil; doğrudan iletişim kurabilecekleri WhatsApp hattı üzerinden de ulaşabiliyor. Gelen her mesaj, her talep, her öneri ciddiyetle değerlendiriliyor.

Bunun yanında düzenli öğrenci buluşmaları, fakülte ve yerleşke toplantıları yapıyoruz. Bu toplantılarda öğrencilerimizle yüz yüze konuşuyor, sorunlarını dinliyor, önerilerini alıyor ve mümkün olan her noktada hızlı çözümler üretiyoruz. Amacımız, öğrencinin “ben söyledim ama kimse duymadı” hissine hiç kapılmamasıdır.

Bizim için öğrenci; yalnızca eğitim alan bir birey değil, bu üniversitenin ortağı, taşıyıcısı ve geleceğidir. Bu nedenle yönetim anlayışımızda kapılar kapalı değil, sürekli açıktır. Çünkü inanıyoruz ki öğrencisini merkeze almayan bir üniversite, ne kadar büyük olursa olsun eksik kalır.

G T K P Luv W Y A A E T1 C


Tıbbiye Bülteni: Bu büyüklükte bir yapıda standart eğitimi ve kaliteyi nasıl sağlıyorsunuz?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Bu soruya üç temel dayanak üzerinden cevap verebilirim.

Birincisi, ortak standartlar. Tüm afiliasyon hastanelerimiz için çekirdek müfredat, eğitim hedefleri, rotasyon planları ve asistan karneleri üniversitemiz tarafından merkezi olarak belirleniyor. Hangi ilde, hangi hastanede eğitim alınırsa alınsın, temel akademik çerçeve ve beklenti aynıdır.

İkincisi, sürekli izleme ve değerlendirme. Eğitim komisyonlarımız düzenli saha ziyaretleri yapıyor; çevrim içi toplantılar, geri bildirim mekanizmaları ve performans göstergeleriyle süreci yakından takip ediyor. Asistan memnuniyeti, sınav sonuçları, klinik çıktı göstergeleri gibi çok sayıda veriyi birlikte değerlendirerek kaliteyi dinamik biçimde yönetiyoruz.

Üçüncüsü ise akreditasyon ve dijitalleşme. Uzmanlık dernekleriyle iş birliği içinde akreditasyon süreçlerini teşvik ediyor, eğitim faaliyetlerini dijital platformlar üzerinden kayıt altına alıyoruz. Böylece asistanlarımızda şu güveni tesis etmeye çalışıyoruz:
“Eğitimi nerede alırsam alayım, Sağlık Bilimleri Üniversitesi standardı değişmez.”


Tıbbiye Bülteni: Dokuz ülkede fakülteler ve ortak programlar yürütüyorsunuz. Bu uluslararası yayılımın stratejik hedefi nedir?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Biz bu yayılımı klasik anlamda yalnızca bir “uluslararasılaşma” olarak görmüyoruz; buna “sağlık diplomasisi” diyoruz. Hedefimiz, Türkiye’nin tarihsel, kültürel ve insani bağlarının bulunduğu coğrafyalarda yerinde sağlık insan gücü yetiştirmek; bu ülkelerin sağlık sistemlerine kalıcı katkı sunarken aynı zamanda güçlü bir gönül bağı inşa etmek.

Bugün Somali Mogadişu’dan Buhara’ya, Semerkant’tan Saraybosna’ya, Çobanbey’den Bangsamoro’ya, Sudan Nyala’dan Taşkent’e uzanan geniş bir hatta fakültelerimiz, meslek yüksekokullarımız ve ortak eğitim programlarımız faaliyet gösteriyor. Ayrıca Kuzey Kıbrıs’ta Doğu Akdeniz Üniversitesi, Kudüs Üniversitesi ve Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi ile yürüttüğümüz çift diploma ve ortak eğitim programları da başarıyla devam ediyor. Yakın dönemde aynı modeli Gazze İslam Üniversitesi ile hayata geçirmeyi planlıyoruz.

Bu birimlerimizde hâlihazırda yaklaşık 2.100 öğrenci eğitim görüyor; bugüne kadar 1.000’e yakın mezun verdik. Geçtiğimiz günlerde Buhara’da, İbn-i Sina’nın memleketinde 66 hekim mezun etmemiz, bu vizyonun somut bir göstergesidir.

Somali’den Bosna Hersek’e, Özbekistan’dan Suriye’ye, Sudan’dan Kıbrıs ve Kırgızistan’a uzanan bu hat; sağlık üzerinden kurulan, uzun soluklu ve karşılıklı güvene dayalı bir iş birliği eksenini ifade ediyor. Biz bu yapıları, Türkiye’nin insani ve bilimsel yüzünü temsil eden doğal elçilikler olarak görüyoruz.


Tıbbiye Bülteni: Bu çerçevede, Sultan II. Abdülhamid Han’ın Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ile gönül coğrafyamıza hekim yetiştirme vizyonunun bugün devam ettiğini söyleyebilir miyiz?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Kesinlikle söyleyebiliriz. Sultan II. Abdülhamid döneminde Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, yalnızca İstanbul’a değil; imparatorluğun dört bir yanına hekim ve sağlık profesyoneli yetiştiren, gönderen bir merkezdi. Biz bugün aynı binalarda, aynı ruhla, bu vizyonu 21’inci yüzyılın şartlarına uyarlayarak sürdürüyoruz.

Bugün Buhara’da, Semerkant’ta, Somali Mogadişu’da, Saraybosna’da, Suriye’de, Kıbrıs’ta ve Filistin’de eğitim alan gençler; kendilerini hem ülkelerine hem Türkiye’ye ait hissederek yetişiyor. Bu, tarihsel sürekliliği olan bir vizyonun çağın ihtiyaçlarıyla yeniden yorumlanmış hâlidir.


Tıbbiye Bülteni: Şu anda kapısını çaldığınız ya da sizi davet eden yeni ülkeler var mı?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Evet, farklı kıtalardan; özellikle Afrika, Asya ve Avrupa’dan bizimle iş birliği yapmak isteyen ülkeler var. Bu süreçleri devletimizin dış politika öncelikleriyle, YÖK ve ilgili bakanlıklarımızla tam uyum içinde yürütüyoruz. Bazı ülkelerle imza aşamasına gelmiş, bazılarıyla ise fizibilite ve modelleme çalışmaları devam eden projelerimiz bulunuyor.

Ancak devlet geleneğimiz gereği, resmî süreçler tamamlanmadan ülke ismi zikretmeyi doğru bulmuyorum.


Tıbbiye Bülteni: Dokuz ülkede yürüttüğünüz bu faaliyetlerin Türkiye’ye stratejik katkısı nedir?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Bu yapılanma, Türkiye’ye yalnızca eğitim alanında değil; insani, bilimsel ve diplomatik olmak üzere üç temel düzeyde stratejik katkı sunuyor.

Birincisi, insani katkı. Sağlık hizmetine erişimin sınırlı olduğu bölgelerde yerinde sağlık insan gücü yetiştiriyoruz. Bu, geçici yardımlarla sınırlı olmayan; toplum sağlığını kalıcı biçimde güçlendiren bir yaklaşım. Yetiştirdiğimiz hekimler, hemşireler ve sağlık profesyonelleri kendi ülkelerinde hizmet veriyor, kendi toplumlarının ihtiyaçlarına kendi dilleriyle ve kültürel bağlamlarıyla cevap üretiyor. Bu, Türkiye’nin insan merkezli yaklaşımının sahadaki en somut yansımasıdır.

İkincisi, bilimsel katkı. Ortak araştırma projeleri, çok merkezli klinik çalışmalar, öğrenci ve akademisyen hareketliliği sayesinde Türkiye’yi küresel bilim üretiminin daha görünür bir aktörü hâline getiriyoruz. Farklı coğrafyalardan elde edilen verilerle yapılan çalışmalar, hem bilimsel çeşitliliği artırıyor hem de Türkiye merkezli akademik üretimin uluslararası etkisini güçlendiriyor.

Üçüncüsü ve belki de en uzun soluklu olanı, diplomatik katkıdır. Bugün mezun ettiğimiz öğrenciler, yarın kendi ülkelerinde bakan, üst düzey bürokrat, akademisyen, hastane yöneticisi olduklarında; Türkiye’yi tanıyan, Türkçe konuşabilen, Türkiye ile eğitim ve hayat bağı kurmuş bireyler olarak karar alma mekanizmalarına giriyorlar. Bu, klasik diplomasi araçlarıyla kurulamayacak kadar derin, kalıcı ve güvene dayalı bir bağdır.

Biz bu nedenle yaptığımız işi yalnızca eğitim faaliyeti olarak değil; Türkiye’nin yumuşak gücünü, bilimsel kapasitesini ve insani duruşunu birlikte taşıyan stratejik bir sağlık diplomasisi yatırımı olarak görüyoruz.


Tıbbiye Bülteni: Bu ülkelerde Türkçe eğitim verilmesi dikkat çekiyor. Türkçeyi bir bilim dili olarak konumlandırma hedefiniz var mı?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Evet, bu bizim için son derece bilinçli ve stratejik bir tercih. Türkçe, yalnızca kültür ve edebiyat dili değildir; tıp ve sağlık alanında da köklü, yerleşik ve zengin bir terminolojiye sahiptir. Biz yurt dışındaki programlarımızda Türkçe eğitim vererek, öğrencilerimizin Türkiye ile doğal, gönüllü ve kalıcı bir akademik bağ kurmalarını sağlıyoruz.

Aynı zamanda Türkçenin uluslararası alanda bir bilim dili olarak güçlenmesine katkı sunmayı hedefliyoruz. Bugün farklı ülkelerde, tıbbı Türkçe öğrenen gençlerin yarın kendi ülkelerinde hekimlik, akademisyenlik ve yöneticilik yapması; Türkçenin bilimsel dolaşım alanını genişleten çok kıymetli bir kazanımdır. Bu yaklaşımı, kültürel bir tercih olmanın ötesinde, uzun vadeli bir bilim ve diplomasi yatırımı olarak görüyoruz.


Tıbbiye Bülteni: Yurt dışındaki öğrencilerin Türkiye ile bağları mezuniyet sonrasında da sürüyor mu?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Sürüyor ve her yıl daha da güçlenerek devam ediyor. Mezunlarımızın bir kısmı Türkiye’ye gelerek uzmanlık ya da yan dal eğitimi alıyor. Mezun derneklerimiz, ortak bilimsel toplantılarımız ve çevrim içi mezun platformlarımız aracılığıyla bu bağı sürekli canlı tutuyoruz.

Somali’de eğitim almış bir öğrencimizin aile hekimliği uzmanı olup bölgesinde sağlık müdürlüğü görevine gelmesi çok anlamlı bir örnek. Bu kişi, hem Sağlık Bilimleri Üniversitesi mezunu, hem Türkçe bilen, hem de Türkiye’de eğitim tecrübesi yaşamış biri olarak iki ülke arasında doğal bir köprü haline geliyor. Biz bu insan kaynağını, Türkiye’nin en güçlü ve sürdürülebilir sağlık diplomasisi enstrümanlarından biri olarak görüyoruz.


Tıbbiye Bülteni: Hava ve uzay hekimliği, KBRN simülasyon merkezleri, medikal tasarım ve üretim, Validebağ Araştırma Merkezi… Bu alanları özellikle öne çıkaran ihtiyaç neydi?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Dünyadaki ve bölgemizdeki riskleri doğru okuduğunuzda, bu alanların hiçbirinin bir “lüks” olmadığını çok net görürsünüz. İnsansız hava araçlarından sivil havacılığa, pilotlardan astronot adaylarına uzanan geniş bir yelpazede insan sağlığını korumak için hava ve uzay hekimliği artık bir zorunluluktur.

KBRN riskleri ise yalnızca konvansiyonel savaş senaryolarıyla sınırlı değil. Sanayi kazaları, nükleer santraller, kimyasal tesisler, biyolojik tehditler ve terör saldırıları düşünüldüğünde, her ülkenin bu alana ciddi biçimde yatırım yapması gerekir. Gülhane’nin askerî tıp mirasını da içine alan KBRN Simülasyon Eğitim Merkezimizi, bu bakış açısıyla ulusal bir kapasite alanı olarak kurduk.

Medikal Tasarım ve Üretim Merkezimiz METÜM’de ise kişiye özel implantlardan cerrahi öncesi 3D planlama modellerine kadar uzanan bir hatta, sağlık teknolojilerinde yerlileşmeyi ve yüksek katma değerli üretimi hedefliyoruz.


Tıbbiye Bülteni: KBRN eğitim kapasitesi günümüz dünyasında hangi risklere karşı Türkiye’ye avantaj sağlıyor?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
KBRN tehdidi, klasik cephe savaşlarından çok daha geniş ve karmaşık bir risk alanını kapsıyor. Kimyasal sızıntılar, endüstriyel kazalar, biyolojik ajanların yanlış ya da kasıtlı kullanımı, nükleer tesis kazaları ve terör saldırıları… Bu tür olaylarda ilk dakikalarda yapılan müdahale, toplum sağlığı açısından hayati sonuçlar doğurur.

KBRN Simülasyon Merkezimizde, sahada görev yapacak askerî ve sivil sağlık personeline; gerçekçi senaryolar, simülasyon mankenleri ve ileri teknoloji altyapı eşliğinde eğitim veriyoruz. Bu sayede Türkiye, KBRN olaylarına tıbbi müdahalede hem nitelikli insan kaynağı hem de doktrin üretimi açısından bölgesinde referans ülke konumuna gelmektedir.


Tıbbiye Bülteni: Medikal Tasarım ve Üretim Merkezinizde (METÜM) geliştirilen ürünlerden sağlık hizmetine geçen örnekler var mı?
Prof. Dr. Kemalettin Aydın:

Elbette var. Gülhane METÜM’de geliştirdiğimiz kişiye özel çene, kafatası ve omurga implantları; 3D yazıcılarla üretilen cerrahi planlama modelleri ile eğitim amaçlı organ ve doku modelleri bugün yalnızca birer prototip değil, doğrudan klinik uygulamaya geçmiş somut sağlık çözümleridir.

Burada özellikle altını çizmek isterim: Bu merkezde ürettiğimiz pek çok kişiye özel implant sayesinde, başta gazilerimiz olmak üzere çok sayıda vatandaşımızın ve yabancı ülke vatandaşlarının tedavisini başarıyla gerçekleştirdik. Savaş, terör, kaza ya da ağır travma sonrası hayatı derinden etkilenen hastalar için, standart ürünlerle mümkün olmayan çözümleri yerli imkânlarla üretebildik. Bu tedavilerin bir kısmı basına da yansıdı; ama bizim için asıl değerli olan, hastanın yeniden hayata tutunabilmesidir.

METÜM, yalnızca hekim ve mühendislerin bir araya gelip ürün tasarladığı bir laboratuvar değildir. Burası; klinik ihtiyacın doğrudan tasarıma, tasarımın üretime, üretimin ise hasta yatağına ulaştığı uçtan uca bir inovasyon ekosistemidir. Aynı zamanda genç girişimcilerin teknokent ve TEKMER yapılarıyla buluştuğu, fikirlerin ticarileşme yolculuğuna çıktığı canlı bir merkezdir.

Burada üretilen bilgi, deneyim ve teknoloji birikiminin; Türkiye’nin tıbbi cihaz alanında yerlileşme, dışa bağımlılığı azaltma ve stratejik bağımsızlık hedeflerine ciddi katkı sağlayacağına inanıyorum. Bizim için bu çalışmalar, sadece bugünün ihtiyaçlarına cevap vermek değil; yarının sağlık güvenliğini de inşa etmektir.


Tıbbiye Bülteni: Teknopol İstanbul ve TEKMER yapılanmalarıyla klasik üniversite modelinin dışına çıkıyorsunuz. Hedefiniz nedir: akademisyen girişimciliği mi, sanayi ile güçlü ortaklık mı?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Biz bu soruya net bir şekilde “ikisi de” diye cevap veriyoruz. Hatta daha da ileri giderek şunu söylüyoruz: Amacımız, akademi ile sanayi arasındaki sınırları kaldırmak; bilginin laboratuvarda kalmadığı, girişime, ürüne ve doğrudan toplumsal faydaya dönüştüğü bir ekosistem kurmak.

Bu yaklaşımın İstanbul’daki güçlü ayağını Teknopol İstanbul oluşturuyor. Sağlık Bilimleri Üniversitemizin öncülüğünde Pendik’te kurulan bu yapı, yalnızca bir teknokent değil; Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde oyun kurucu olma iddiasının sahaya yansımış hâlidir. Medikal cihazdan ilaca, yazılımdan biyomühendisliğe kadar geniş bir alanda yüksek katma değerli üretim yapan 150’nin üzerinde firma bugün burada Ar-Ge yürütüyor.

Ancak bu vizyonu tek merkezle sınırlı tutmuyoruz. Ankara’da, Gülhane Külliyesi’nde faaliyet gösteren SBÜ TEKMER, üniversitemizin akademik ve klinik gücünü doğrudan girişimcilikle buluşturan stratejik bir merkez olarak konumlanıyor. Sağlık teknolojileri odaklı bu yapıyla hedefimiz; laboratuvarda üretilen bilginin girişime, ürüne ve toplumsal faydaya dönüşmesini sağlamak. Burada yalnızca ofisler değil, fikri ürüne taşıyan canlı bir köprü inşa ediyoruz.

SBÜ TEKMER bünyesinde; dijital sağlık, yapay zekâ tabanlı uygulamalar, medikal cihazlar ve tanı teknolojileri gibi kritik alanlarda çalışan girişimler yer alıyor. Bugün 61 firmanın faaliyet göstermesi ve bu firmaların önemli bir bölümünün akademisyenlerimiz tarafından kurulmuş spin-off şirketler olması, üniversitemizde girişimcilik kültürünün artık kurumsallaştığını gösteriyor.

Öğrencilerimizden akademisyenlerimize kadar herkese proje geliştirme ve şirketleşme desteği sunuyoruz. TÜBİTAK, TÜSEB, KOSGEB ve kalkınma ajanslarıyla yürüttüğümüz programlarda elde edilen destekler; yarışmalarda finale kalan ekipler ve hayata geçen şirketler, doğru bir ekosistem inşa ettiğimizi açıkça ortaya koyuyor.

Kısaca ifade etmek gerekirse; Teknopol İstanbul’da ve SBÜ TEKMER’de yalnızca binalar ya da projeler yükselmiyor. Bir zihniyet, bir özgüven ve Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde söz sahibi olma iradesi büyüyor. Burada üretilen her çıktı, hem ülkemizin hem de insanlığın yarınlarına katkı sunma hedefimizin somut bir parçasıdır.


Tıbbiye Bülteni: Öğrencilerin ve asistanların teknoloji geliştirme süreçlerine katılımını nasıl teşvik ediyorsunuz?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Bu konuyu üç temel başlıkta ele alıyoruz.

Birincisi, erişilebilir altyapı. TEKMER ve Teknopol İstanbul’daki tüm imkânlarımızı yalnızca firmalara değil; öğretim üyelerimize, öğrencilerimize, asistanlarımıza ve girişim fikri olan herkese açık tutuyoruz. Bir projesi, geliştirmek istediği bir ürün ya da prototipi, üzerinde çalıştığı bir yazılım veya cihaz fikri olan gençlerimizi bu ekosistemin içine bilinçli olarak davet ediyoruz. “Fikrin varsa kapımız açık” anlayışıyla hareket ediyoruz.

İkincisi, aktif teşvik ve rehberlik. Medikatonlar, proje maratonları, tematik yarışmalar düzenliyoruz. TÜBİTAK başta olmak üzere ulusal ve uluslararası fonlara yönelik mentorluk programlarıyla gençlerimizin iyi fikirlerinin dosyaya, dosyaların projeye dönüşmesini sağlıyoruz. Burada amacımız, gençlerin yalnızca yarışmaya katılması değil; proje yazmayı, fon bulmayı ve ekip yönetmeyi öğrenmesi.

Üçüncüsü ve en önemlisi, çok disiplinli çalışma kültürü. Tıp, mühendislik, eczacılık, hemşirelik, yazılım ve tasarım gibi farklı alanlardan öğrencileri ve araştırmacıları aynı masa etrafında buluşturan proje ekiplerini özellikle teşvik ediyoruz. Çünkü sağlık teknolojilerinin geleceği, tek bir disiplinin değil; ortak aklın ürünü olacak.

Gençlerimize şunu söylüyoruz:
“Sadece iyi bir hekim, iyi bir mühendis ya da iyi bir sağlık profesyoneli olmayın; aynı zamanda sağlık teknolojilerinin geleceğini tasarlayan nesil siz olun.”

Biz üniversite olarak bu cesareti, bu zemini ve bu imkânı sunmakla kendimizi sorumlu görüyoruz.


Tıbbiye Bülteni: Tüm bu dağınık ve çok merkezli yapıya rağmen üniversiteniz dünya sıralamalarında ilk 300’e girdi. Bu başarıyı belirleyen kritik faktör neydi?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Öncelikle şunu ifade edeyim: Bu başarıyı tek bir nedene indirgemek doğru olmaz. Ancak veriler bize bazı temel dinamikleri çok net gösteriyor.

Üniversitemiz, YÖK’ün de referans aldığı CWTS Leiden Ranking 2025 sonuçlarına göre;
Biyomedikal ve Sağlık Bilimleri alanında dünyada 84’üncü, Türkiye’de 1’inci,
Genel sıralamada dünyada 302’nci, Türkiye’de 1’inci sırada yer aldı.

Aynı şekilde Shanghai Ranking 2025 sonuçlarında da;
– Genel sıralamada dünyada 601–700 bandında,
Türkiye’de 2’nci sırada konumlanıyoruz.

Bu tabloyu ortaya çıkaran iki temel unsurdan özellikle söz edebilirim.

Birincisi, son derece güçlü klinik araştırma kapasitemiz. 21 ilde, 69 eğitim ve araştırma hastanesinden beslenen bir üniversiteyiz. Bu ölçek, yalnızca hizmet üretimi açısından değil; çok merkezli klinik çalışmalar, gerçek yaşam verileri ve yayın potansiyeli açısından da olağanüstü bir avantaj sağlıyor.

İkincisi ise, kurumsal akademik kültürümüz. Akademisyenlerimiz, sahadaki yoğun hizmet yüküne rağmen bilimsel üretimi disiplinli ve sürdürülebilir biçimde devam ettirebiliyor. Bu, bireysel çabadan çok; yayın teşvikleri, araştırma altyapısı ve akademik motivasyonu destekleyen kurumsal bir anlayışın sonucudur.

Özellikle Leiden Ranking sonuçları, yayın sayısı ve yayınların bilimsel etkisi üzerinden yapılan son derece teknik bir değerlendirmedir. Biyomedikal ve sağlık alanında dünyada 84’üncü sıraya yükselmemiz ve tüm bilim alanlarında 302’ncilik elde etmemiz, bu üretim kültürünün doğrudan yansımasıdır.

Şunu özellikle vurgulamak isterim: Sağlık temalı bir üniversite olmamıza rağmen, mühendislikten sosyal bilimlere kadar çok sayıda fakültesi bulunan kapsamlı üniversitelerle aynı havuzda değerlendiriliyor ve onlarla rekabet ediyoruz. Karşılaştırma bire bir örtüşmese bile, elde edilen bu dereceler; Sağlık Bilimleri Üniversitesinin ölçeğine, niteliğine ve akademik gücüne dair son derece açık bir göstergedir.

Bu sonuçları bir varış noktası değil; daha ileri hedefler için güçlü bir referans noktası olarak görüyoruz.


Tıbbiye Bülteni: Tüm bu dağınık ve çok merkezli yapıya rağmen üniversiteniz dünya sıralamalarında ilk 300’e girdi. Bu başarıyı belirleyen kritik faktör neydi?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Bu başarıyı tek bir faktöre indirgemek doğru olmaz. Ancak elimizdeki veriler, bazı temel dinamikleri son derece net biçimde ortaya koyuyor.

Üniversitemiz, YÖK’ün de referans aldığı CWTS Leiden Ranking 2025 sonuçlarına göre;
Biyomedikal ve Sağlık Bilimleri alanında dünyada 84’üncü, Türkiye’de 1’inci,
Genel sıralamada dünyada 302’nci, Türkiye’de 1’inci sırada yer aldı.

Aynı şekilde Shanghai Ranking 2025 sonuçlarında da;
– Genel sıralamada dünyada 601–700 bandında,
Türkiye’de 2’nci sırada konumlanıyoruz.

Bu tabloyu ortaya çıkaran iki temel unsurdan özellikle söz edebilirim.

Birincisi, son derece güçlü klinik araştırma kapasitemizdir. 21 ilde, 69 eğitim ve araştırma hastanesinden beslenen bir üniversiteyiz. Bu ölçek, yalnızca sağlık hizmeti sunumu açısından değil; çok merkezli klinik çalışmalar, gerçek yaşam verileri ve yüksek nitelikli yayın üretimi açısından da olağanüstü bir avantaj sağlamaktadır.

İkincisi ise, kurumsal akademik kültürümüzdür. Akademisyenlerimiz, sahadaki yoğun hizmet yüküne rağmen bilimsel üretimi disiplinli, sürekli ve nitelikli biçimde sürdürebilmektedir. Bu durum bireysel fedakârlıklardan ziyade; yayın teşvikleri, araştırma altyapısı ve akademik motivasyonu destekleyen kurumsal bir anlayışın sonucudur.

Özellikle Leiden Ranking sonuçları, yayın sayısı ve yayınların bilimsel etkisi üzerinden yapılan son derece teknik bir değerlendirmeye dayanmaktadır. Biyomedikal ve sağlık alanında dünyada 84’üncü sıraya yükselmemiz ve tüm bilim alanlarında 302’ncilik elde etmemiz, bu üretim kültürünün somut bir yansımasıdır.

Şunun da altını özellikle çizmek isterim: Sağlık temalı bir üniversite olmamıza rağmen, mühendislikten sosyal bilimlere kadar çok sayıda fakülteye sahip kapsamlı üniversitelerle aynı havuzda değerlendiriliyor ve onlarla rekabet ediyoruz. Karşılaştırma bire bir örtüşmese bile, elde edilen bu dereceler; Sağlık Bilimleri Üniversitesinin ölçeğini, niteliğini ve akademik gücünü açık biçimde ortaya koymaktadır.

Biz bu sonuçları bir varış noktası olarak değil; daha ileri hedefler için elimizi güçlendiren, yolumuzu netleştiren sağlam bir referans noktası olarak görüyoruz.


Tıbbiye Bülteni: Mezun profilinizi tek cümleyle ifade etmeniz gerekse ne dersiniz?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
“Bilgisi güncel, kliniği güçlü, sahaya inmekten çekinmeyen; merhameti ve adaleti mesleğinin merkezine koyan, Türkiye’yi ve insanlığı aynı anda dert edinen hekim ve sağlık profesyoneli.”


Tıbbiye Bülteni: Genç hekimlere “şu değeri asla kaybetmeyin” dediğiniz temel ilke nedir?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Tek cümleyle söyleyeyim: “Merhametinizi ve dürüstlüğünüzü asla kaybetmeyin.”

Bilgi zamanla güncellenir, teknoloji değişir, yöntemler dönüşür. Ama insanın insana bakışı, hekimliğin özünü belirleyen şeydir. Bilgili ama merhametsiz; teknik olarak yetkin ama adalet duygusunu yitirmiş bir hekim, ne kendine ne de topluma gerçek anlamda fayda sağlar.

Gençlere hep şunu söylüyorum:
“Kanı, laboratuvar değerini, görüntüyü analiz ederken bile karşınızdaki insanın biricik olduğunu unutmayın.”


Tıbbiye Bülteni: Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin Türkiye için varlık nedeni nedir?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Bu üniversitenin varlık nedeni, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sağlık kapasitesini insan gücüyle, bilimsel üretimiyle, teknolojisiyle ve küresel ağlarıyla kalıcı biçimde güçlendirmektir.

Biz; liyakatli sağlık insan gücünü yetiştiren, sağlık sistemini bilimsel verilerle besleyen, afet ve savaş gibi olağanüstü durumlarda ülkenin omurgasını ayakta tutacak sağlık ekiplerini hazırlayan, teknolojide dışa bağımlılığı azaltan ve gönül coğrafyamızda Türkiye’nin dost elini sağlık üzerinden hissettiren bir ana merkez olma iddiasındayız.


Tıbbiye Bülteni: On yıl sonra üniversitenizin hangi başarısının manşet olmasını istersiniz?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Şöyle bir manşet hayal ediyorum:

“Sağlık Bilimleri Üniversitesi, sağlık alanında dünyanın en güvenilen ilk 5 üniversitesi arasında.”

Ama bu sadece bir sıralama manşeti olmasın isterim. Altında şu cümleler yer alsın:
“Geliştirdiği yerli aşı, ilaç ve medikal ürünlerle dünya gündeminde; yetiştirdiği sağlık profesyonelleriyle kıtalararası sağlık sistemlerine yön veren; teknoloji girişimleriyle küresel markalar çıkaran; savaş ve afet bölgelerinde insani yardımın tıbbi omurgasını oluşturan üniversite.”


Tıbbiye Bülteni: “Bu üniversite olmasaydı bugün ne eksik olurdu?” sorusuna cevabınız ne olurdu?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
Bu üniversite olmasaydı;
– Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ile Gülhane mirasını aynı çatı altında geleceğe taşıyan,
– 21 ilde 69 eğitim ve araştırma hastanesini akademik bir şemsiye altında birleştiren,
– Dokuz ülkede Türkçe sağlık eğitimi veren,
– KBRN’den hava ve uzay hekimliğine, medikal tasarımdan sağlık teknokentlerine uzanan özgün ve bütüncül bir ekosistem

bugünkü bütünlüğüyle var olmazdı.

Türkiye’nin sağlık alanındaki gücü elbette yine yüksek olurdu. Ancak bu derece entegre, tarihine bu kadar saygılı ve geleceğe bu kadar iddialı bir yapı eksik kalırdı.

Bizim görevimiz, bu eksikliği hiç doğurmamak; emaneti bizden sonrakilere daha güçlü, daha derin ve daha sağlam biçimde teslim etmektir.

Tıbbiye Bülteni: Osmanlı İmparatorluğu’nda medrese tipi öğretimden modern tıp eğitimine geçişin 14 Mart 1827’de Tıphane ve Cerrahhane-i Âmire’nin açılmasıyla başladığını biliyoruz. Bu zihniyet dönüşümünün, 1903’te Haydarpaşa’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane binasıyla kurumsal ve simgesel bir kimliğe kavuşmasından Cumhuriyet’e ve bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesi çatısı altındaki yapıya uzanan çizgide; emeği olan isimler ve kurumlar hakkında neler söylemek istersiniz?

Prof. Dr. Kemalettin Aydın:

Bu yürüyüş, hiçbir zaman tek bir dönemin, tek bir kişinin ya da tek bir kurumun eseri olmadı. 14 Mart 1827’de Tıphane ve Cerrahhane-i Âmire ile başlayan modern tıp eğitimi hamlesi; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, Cumhuriyet’ten bugüne uzanan kesintisiz bir devlet aklının ürünüdür.

Bu vesileyle, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’yi yalnızca bir okul değil, bir vizyon olarak inşa eden Sultan II. Abdülhamid Han’ı; Cumhuriyet’i kurarken bilimi, aklı ve çağdaş tıp eğitimini devletin temel direklerinden biri olarak konumlandıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı ve rahmetle anıyorum.

Bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesinin bu noktaya gelmesinde güçlü bir irade ortaya koyan, sağlık alanını stratejik bir devlet meselesi olarak ele alan Saygıdeğer Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a; yükseköğretim sistemimizin bu vizyonla uyumlu şekilde ilerlemesini sağlayan YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar başta olmak üzere YÖK yönetimine teşekkür ediyorum.

Elbette bu yapının gerçek taşıyıcıları; derslikte, klinikte, sahada ve laboratuvarda emek veren akademisyenlerimiz, hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız ve idari personelimizdir. Aynı şekilde bu mirası geleceğe taşıyacak olan öğrencilerimiz de bu büyük zincirin en kıymetli halkasıdır.

Bizler, bize emanet edilen bu iki asırlık birikimi büyütmekle yükümlüyüz. Görevimiz; geçmişe sadakatle, bugüne sorumlulukla ve geleceğe cesaretle bakarak bu emaneti bizden sonrakilere daha güçlü, daha nitelikli ve daha itibarlı bir şekilde teslim etmektir.

Bu röportaj, bir üniversitenin rakamlarla, sıralamalarla ya da kampüslerle anlatılmasının neden eksik kaldığını gösteriyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi, yalnızca eğitim veren bir kurum değil; tarih ile geleceği, klinik ile teknolojiyi, insan ile devleti aynı masada buluşturan büyük bir sağlık aklı olarak konumlanıyor.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den Gülhane’ye uzanan iki asırlık miras, bugün 21 ilde 69 hastanede, dokuz ülkede Türkçe eğitim verilen fakültelerde, KBRN simülasyon merkezlerinde, teknokentlerde ve ameliyathaneye giren yerli implantlarda karşılık buluyor. Bu, tesadüflerin değil; planlı bir vizyonun, güçlü bir kurumsal kültürün ve uzun soluklu bir devlet refleksinin sonucu.

Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın anlattıkları, Sağlık Bilimleri Üniversitesinin yalnızca bugünü yöneten değil, yarını inşa eden bir yapı olduğunu ortaya koyuyor. Öğrenciyi merkeze alan yönetim anlayışı, sahaya dayalı eğitim modeli, teknolojiye cesurca açılan akademik duruş ve sağlık diplomasisi perspektifi; bu üniversiteyi klasik yükseköğretim tanımlarının ötesine taşıyor.

Bu tabloya bakıldığında anlaşılıyor ki Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye için bir tercih değil; stratejik bir ihtiyaç. Ve bu ihtiyaç, geçmişe sadakatle, bugüne hâkimiyetle ve geleceğe cesaretle karşılık buluyor.

Tıbbiye Bülteni olarak bu röportajı, yalnızca bir başarı hikâyesi değil; Türkiye’nin sağlıkta nasıl bir yol yürüdüğünün açık bir belgesi olarak kayda geçiyoruz.