Oldu Bitti

Bir psikiyatrist olarak insan zihninin yalnızca ne düşündüğünü değil, düşünürken hangi kelimelere tutunduğunu da gözlemlemeye çalışıyorum. Gündelik konuşmalarda fark etmeden kullandığımız bazı kelimeler, ilk bakışta taşıdıklarından daha fazla anlam barındırıyor olabilir. Özellikle sohbetlerin bitiminde beliren kısa ifadeler… Kimi zaman bir vedayı, kimi zaman bir yorgunluğu, kimi zaman da söylenemeyen bir eksikliği taşıyor gibi görünürler. Bu metinde herhangi bir bilimsel iddia ortaya koymaktan çok, gündelik dilin içindeki küçük bir ifadeye bakmayı deneyeceğim. Belki de hepimizin sıkça kullandığı bir kelimenin içinde, fark ettiğimizden daha fazla şey saklıdır. Bu kez mesele bir harf değil; bir kapanış cümlesi: “Oldu.”

Dün sahilde, yaşlıca bir amca ile yanına gelen genç bir arkadaş sohbet ederlerken, sözün bittiği –ya da biteceği– noktada genç olan, “Oldu, iyi günler.” diyerek sohbeti sonlandırdı.

Hiç şüphesiz sizler de kendi pratiğinizde bu “oldu, görüşürüz” kalıbını yaşamış ya da görmüş olmalısınız.

Peki, ne var bu olduda? Olan ne?

“Oldu”; evet, sözün bittiği saate geldik, sözün ezanı okundu, bana “Allahaısmarladık!” gibi bir şey mi? Tekrar soralım o hâlde: Olan ne?

Bu soru kalıbını bilirsiniz; “olan biten ne?” derler bir olay hakkında haber almak isteyenler. Oysa “oldu, görüşürüz” kalıbında biten henüz yoktur. Oldu kelimesi, o ölümü getirdi mi, getirecek mi? Bu bağlamda genç adam “oldu” derken, “Sözüm bitti yaşlı amca, ölüm geldi,” mi demek istemektedir?

Oldu kelimesi bu manada ürkek bir uzlaşı teklifi midir?

“Sözüm öldü, ölecek –bitti, bitecek– yaşlı amca; gel, biz ‘oldu’ deyip sen de ‘tamam’ dersen bu ölümü ‘oldu’nun içinde gizleyelim” mi demektir bu?

Bu durumu incelemeye geçmeden önce bağlamı biraz araştıralım.

Birincisi: Bu durum bizlere –Türklere– mi özgü? Örneğin yabancılar da benzer duraksama anları yaşarlar mı? Yaşıyorlarsa onların da oldurmaya çalışan (neyi?) olduları var mıdır? Varsa şayet, bu “oldu”lar ne tür terimlerdir?

Bu kısımdan önce ve öte, yabancıların sohbetlerinde bu tür bir arayış ya da gereksinim var mı sorusunu daha öncelikli görüyorum.

Bağlamda ikinci önemli nokta ise şu: Kim, kime söylüyor? Verdiğim örnekte olduğu gibi çoğunlukla yaşça genç olan mı diğerine söylüyor? Yoksa yaşlı olanlar da bu kalıbı kullanıyorlar mı? İsterseniz önce hayatımızdaki “oldu”lara gidelim biraz.

Oldu kelimesini nelerin üzerine söyleriz, onları örnekleyelim.

Oldu kelimesi çoğu zaman herhangi bir beklentinin tamamlanmışlığına dair, “bir ötekinden” gelen merakın giderilmesi için alınan geri bildirim sürecinde görev alır. Bu bağlamda nasıl, neden, ne zaman, niçin ve nerede sorularına “oldu” nesne olabilir.

Oysa genç adamın yaşlı amcadan ayrılırken kullandığı “oldu”, bu kalıpların hiçbirine uymaz. Bu nedenle biz oldunun sonrasına bakmalıyız.

Oldunun sonrasında gelen “iyi günler / iyi akşamlar”, olduyu anlatıyor olabilir. Bu bağlamda, sanki yazının başında kullandığıma varır gibi olur: “Oldu” kalıbı şudur belki de: “Sözüm bitti; fakat bunu size ‘benim söyleyecek bir şeyim kalmadı’ diyerek duyurmam hem beni utandırır hem de sizi. En iyisi ‘oldu’ diyerek, her ikimizin de bildiği bir ölümü –bir ‘öldü’yü (sözün bitimini)– oldunun içinde gizleyelim.”

Oldu; hem olduran hem bitiren gibidir.

Oldu; “Ben öyle uygun gördüm ve şimdi hemen peşine de elveda diyorum,” diyendir.

Fakat durun bir saniye.

Yoksa tam tersi midir acaba?

“O kadar sözsüz ve yoksul kaldım ki ‘diyecek tek bir sözüm bile yok’tur, ‘Babana selam söyle’ deyip tutunup yol alayım” mıdır oldu?

“Oldu, söylerim / aleykümselam / baş üstüne, iyi akşamlar...”

Kimi sohbetler elbet böyle biter. Oysa benim aktardığım sohbette fark ettiyseniz, “oldu” öbeği herhangi bir selam ya da isteğe tutunmuyordu. Peki, tekrar sormalıyım o hâlde:

Nereden geldi bu “oldu”?

Geçmiş “selam söyle”lerin kalıntısı olan “oldu” kalıplarının istemsiz ve hızlı kullanımından mı ibarettir “Oldu, iyi akşamlar” öbekleri?

Hayır, ben böyle olduğunu düşünmüyorum.

Eğer mazi öyle olsaydı, bir sohbetin bitimine yakın “oldu, aleykümselam / söylerim” yerine “tamam, aleykümselam / söylerim” kalıbını daha sık kullanırdık. (Oldu kullanılmaz demiyorum; evrimsel açıdan ondan önce gelmesi beklenenler var.)

O hâlde oldu, selamdan önce geliyor.

Farklı bir alandan alacağımız yardım bize yol gösterebilir: bebekler.

Bir bebeğin “oldu”su ne olabilir?

İhtiyaçları giderilmiş, henüz konuşma çağına gelmemiş bir bebeğin yüzünde ne görürüz?

(Neden konuşma çağına gelmemiş ama ihtiyaçları giderilmiş bebeği seçtim? Çünkü onun da söyleyecek sözü kalmamıştır; fakat konuşmayı bilmediği için bu durumu sözsüz iletişimine yansıtır.)

Bir gülümseme görürüz.

İşte sohbet bitmek üzereyken yüzümüze düşen bu anlamsız gülümsemenin kendi kendimize yöneltilmiş, biraz da mahcup bir sitemidir oldu.

Olmamıştır aslında olabilecek olan; fakat bu malzeme ile bu kadar olmuştur.

Olup bitendir: Oldu.

Oldu, “bitti”ye gelmiştir.