ODTÜ’de Kral Çıplak!

Üniversite; yalnızca diploma dağıtan bir bina değildir. Bir milletin geleceğe nasıl baktığını gösteren aynadır. O aynada kimi zaman bilim görünür, kimi zaman emek… Kimi zaman da ne yazık ki ideolojik öfke, kontrolsüz kalabalıklar ve yönsüz bir gençlik görüntüsü belirir.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın geçtiğimiz yıl yaptığı açıklamalar o günlerde çok tartışılmıştı. Kimi çevreler bu sözleri sert buldu, kimi çevreler meseleyi özgürlük tartışması üzerinden okudu. Ancak bugün dönüp bakıldığında ortada inkâr edilmesi zor bir gerçek duruyor: SBÜ’de huzur bozulmadı. Kampüs; sokak çatışmalarının, taşkınlığın ve ideolojik kamplaşmanın adresi hâline gelmedi.

Çünkü bazı dönemlerde yöneticilik, popüler görünmek değil sorumluluk alabilmektir.

“Okumaya gelene paspas olmaya hazırım. Eylem yapmaya gelene dağ gibi durmaya da hazırım” sözü yalnızca sert bir çıkış değil, üniversitenin varlık amacına dair net bir duruştu. Belki keskin bulundu. Belki tartışıldı. Fakat belirsiz değildi. Bugün Türkiye’de birçok üniversitede yaşanan tabloya bakıldığında, asıl sorunun çoğu zaman otorite fazlalığı değil, yönetim boşluğu olduğu görülüyor.

Bu irade sayesinde Sağlık Bilimleri Üniversitesi; gerilim ve taşkınlıklarla değil, İnofest, Sporfest, Teknofest, bilimsel çalışmalar, öğrenci başarıları ve üretim kültürüyle anılan bir yükseköğretim kurumu olma çizgisini korumuştur.

Kemalettin Aydın’ın yaklaşımında esas olan şuydu: Üniversite, okumaya gelen öğrenci için sonuna kadar açık; huzuru bozmaya çalışan anlayışlara karşı ise sonuna kadar korunması gereken bir emanettir.

Çünkü öğrencinin elinde kalem olur. Kitap olur. Mikroskop olur. Proje dosyası olur. Bilimsel merak olur. Üniversite iklimini bozan anlayışların elinde ise çoğu zaman slogan, öfke ve çatışma dili bulunur. Bu ikisi aynı kefeye konulamaz.

Bugün bazı üniversitelerde yaşanan görüntülere bakıldığında, bu duruşun neden önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. ODTÜ çevresinde bahar şenliği sürecinde ortaya çıkan gerilimler; kampüs yönetimi, güvenlik refleksi ve öğrenci huzuru konusunda daha güçlü bir iradeye ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.

Elbette gençlik eğlenecek. Elbette üniversite hayatı yalnızca derslerden ibaret olmayacaktır. Ancak şenlik adı altında kampüslerin ideolojik gösteri alanına dönüşmesine, öğrencilerin birbirine karşı konumlandırılmasına ve milli hassasiyetlerin örselenmesine izin verilmemelidir.

Bahar şenliği; kavganın, kışkırtmanın ve provokasyonun değil; öğrencinin moral bulduğu, kültürün, sanatın ve ortak üniversite aidiyetinin güçlendiği bir alan olmalıdır.

Türkiye’nin tasarruf tedbirlerini konuştuğu bir dönemde, üniversitelerde yapılan büyük organizasyonların maliyeti, amacı ve çıktısı da ayrıca dikkatle değerlendirilmelidir. Harcanan her kamu kaynağı; gençlerin geleceğine, bilime, laboratuvara, araştırmaya ve üretime hizmet etmelidir.

Bugün dünya başka bir yarışın içindedir. Yapay zekâ, biyoteknoloji, savunma sanayii, uzay çalışmaları, sağlık teknolojileri ve dijital dönüşüm çağın yeni cepheleridir. Gençliğini bu alanlara yönlendiren ülkeler geleceği inşa ederken, kampüslerini slogan savaşlarına teslim eden ülkeler zaman kaybeder.

Bu nedenle gençlere de açık bir çağrımız var:

Sizi öfkenin yakıtı yapmak isteyenlere dikkat edin.
Sizi ideolojik hesapların kalabalığına dönüştürmek isteyenlere dikkat edin.
Size gelecek vadetmeyen, yalnızca kavga vadeden yapılara dikkat edin.

Unutmayın; slogan geçer, emek kalır. Kalabalık dağılır, bilgi kalır. Öfke söner, karakter kalır.

Bir gencin en büyük gücü sesi değil, birikimidir. Yumruğu değil, aklıdır. Taşı değil, kalemidir.

Türkiye’nin ihtiyacı kavga eden değil; düşünen, üreten, araştıran, geliştiren ve milletine değer katan gençlerdir.

Bu nedenle üniversite yönetimleri için “Kemalettin Aydın duruşu” önemli bir örnektir. Bu duruş; öğrenciyi karşısına almak değil, öğrencinin eğitim hakkını korumaktır. Kampüsü baskı altına almak değil, kampüs huzurunu güvence altına almaktır. Özgür düşünceyi engellemek değil, özgür düşüncenin şiddet ve taşkınlık tarafından esir alınmasına izin vermemektir.

ODTÜ başta olmak üzere tüm üniversitelerde yapılması gereken bellidir: Öğrenci temsilcileriyle, akademik birimlerle, güvenlik mekanizmalarıyla ve ilgili kurumlarla birlikte kapsamlı bir kampüs huzuru yol haritası hazırlanmalıdır. Şenlikler, etkinlikler ve öğrenci faaliyetleri; özgürlük, güvenlik, milli hassasiyet ve kamu sorumluluğu dengesinde yeniden ele alınmalıdır.

Üniversite yönetmek, yalnızca kapıları açık tutmak değildir. Bazen o kapılardan içeriye neyin girmemesi gerektiğini de bilmektir.

Çünkü üniversite huzurun, bilimin ve devlet aklının mekânıdır.

Bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan şey; tereddütsüz, dengeli, kararlı ve öğrencinin geleceğini merkeze alan bir yönetim iradesidir.

Adı ne olursa olsun, özü bellidir:

Bu, üniversiteyi koruma iradesidir.
Bu, gençliği kavganın değil bilimin tarafına çağırma sorumluluğudur.
Bu, Kemalettin Aydın duruşudur.