Bu söylemdeki en büyük hata ‘’modern tıp’’ ile ‘’modern yaşamı’’ ayırt etmemek ve modern yaşamın hastalık yapıcı olumsuzluklarını modern tıbba fatura etmektir. Oysa modern tıp başka, modern yaşam başka bir şeydir. Modern tıp, modern yaşamın ölümcül tuzaklarına rağmen yaşatıyor ve ortalama yaşam süresini uzatıyor. Ampirik kanıtlar bunu net bir şekilde gösteriyor.
MODERN TIP ÖLDÜRÜYORSA ÖMÜR NİYE UZUYOR?
Dünya nüfusu 1850'de 1-1.2 milyar ve 1900'de 1.6 milyar iken, bugün 8 milyar sınırına gelmiş durumda [7.9 milyar]. Ortalama ömür de son 125 yılda iki kattan daha fazla arttı.
1900 yılında doğan bir bebeğin ortalama yaşam süresi 32 yıl ilken, 2021 yılına gelindiğinde bu süre iki katından fazla artarak 71 yıla ulaştı [1].
Bu dramatik değişimde en önemli rolü tıp oynadı, başta bebek ölümlerini azaltarak ve yaşam beklentisi her yaşta artırarak. Bebekler, çocuklar, yetişkinler ve yaşlılar geçmişe göre daha az ölüyor ve yaşam süresi uzuyor.
Şekil 1.1770 ile 2019 arasında ortalama yaşam beklentisi [Okyanusya, Avrupa, Amerika, Asya, Afrika ve Dünya ortalaması]
Bu durum ülkemiz için de geçerli; TÜİK verilerine göre ortalama ömür Türkiye genelinde 78 yıla yükseldi [TÜİK 2022-24 tablolarına göre kadınlarda 80,7 yıl, erkeklerde 75,3 yıl]. Oysa bu rakamlar 1960’lı yıllarda 50,3 yıl, 1980’li yıllarda ise 60,3 yıl idi. Yani ömrümüz son 30-35 yılda yaklaşık 20 yıl kadar uzadı. Son 3 yıldaki uzama 1,7 yıl.
Şekil 2.Türkiye’de beklenen ORTALAMA yaşam süresi [30,07.2025, TÜİK]
Yani dünya nüfusu Hz. Adem’den 1990’a kadar [binlerce yıl] ancak 1.5 milyara ulaşabilmişken, bu nüfus (modern tıbbın geliştiği) son 100-150 yılda 5 kattan daha fazla bir artışla 8 milyara dayanmış. Ve insan ömrü de aynı dönemde iki kattan fazla uzamış.
Hem de neye rağmen?
Kimyasal maddelere, sigaraya, çevresel toksinlere, hava kirliliğine, radyasyona, suni gıdalara, kötü beslenmeye, sedanter yaşama, eksoz dumanına, strese ve modern yaşamdan kaynaklanan daha pek çok olumsuz koşullara rağmen.
Yani başta kalp-akciğer hastalıkları ve kanserler olmak üzere modern yaşamın ölümcül hastalık yapıcı pek çok riskine rağmen.
Çünkü modern tıp 100 yıl önce ölümcül olan pek çok hastalığı artık tedavi ediyor.
Artık zatürreden milyonlar ölmüyor…
Artık tifodan milyonlar ölmüyor…
Artık kızamıktan milyonlar ölmüyor…
Hatta artık kanser bile ölümcül değil, çoğunu tedavi edebiliyoruz. 50-60 yıl önce ölümcül olan [6 ay-1 yıl içinde öldüren] pek çok kanseri bugün eğer teşhiste gecikme olmadı ise sadece ameliyatla tedavi edebiliyoruz. Kanser nedeniyle 20-25 yıl önce ameliyat ettiğim ve şu andan tamamen normal yaşamını sürdüren 70 yaş üzerinde onlarca hastam var. Bu hastalarımın kanser olmasında sigara ve toksinler yani modern yaşam stili rol oynadı ama modern tıp sayesinde tedavi ediyoruz. Modern yaşam hasta yapıyor, modern tıp tedavi ediyor.
Yani modern tıp bu başarıyı modern yaşam koşullarının getirdiği risklere ve olumsuzluklara rağmen elde ediyor. Modern yaşam koşullarını modern tıp da istemiyor, hatta onlarla mücadele ediyor ama bu koşulları yok etmek ne yazık ki tek başına modern tıp veya mensuplarının başarabileceği bir şey değil.
Bunları söylerken, tabii ki ilaç endüstrisi, tıp teknolojisi ve klinik tıp uygulamalarının hiçbir şekilde eleştirilemeyeceğini söylemiyoruz. Nitekim bizim de bu konularda eleştirilerimiz oluyor. Örneğin cinsiyet tıbbı alanındaki uygulamaları özellikle de transseksüel cerrahi pratikleri sıklıkla eleştiriyoruz. Ancak bunu afaki söylemlerle değil kanıtla yapıyoruz, kanıtlarımız da [soyut iddialar değil] tıp literatürü oluyor. Bizim burada kast ettiğimiz haksız iddialar, kanıta dayanmayan, afaki söylemlerdir.
Modern tıp beslenmene dikkat etme demiyor; doğal ve dengeli beslen diyor.
Modern tıp hareketsiz yaşa, spor yapma demiyor;egzersiz yap diyor.
Modern tıp sigara iç demiyor; sakın içme diyor.
Modern tıp sedanter ol, obes ol demiyor; hareketli ol, kilo ver diyor.
Modern tıp endrüstriyel toksinlerden, kimyasallardan, radyasyondan vs korunma demiyor, bunlardan korun diyor.
Ama sen bütün bunları yapmıyor veya yapamıyorsun, hasta olunca da hem modern tıbbı suçluyor hem de önerilerini küçümsüyorsun.
Beslenme ve yaşam stiline bağlı, etyopatogenezinde bunların da rol oynadığı [diyabet ve hipertansiyon gibi] hastalıklarda, modern tıp da ilk olarak yaşam stili değişikliğini önerir. Ancak hasta bunu yapmaz veya yapamaz ise hekim ilaç reçete etmeyecek mi? Hastayı hipertansiyonun ve diyabetin morbit ve mortal riskleri ile baş başa mı bırakacak?
Kalp yetmezliği, KOAH, obesite, diyabet, hipertansiyon, kanser vd bazı hastalıklar artıyor olabilir. Ancak bunlar modern tıp yüzünden değil modern yaşam biçimi [çevresel koşullar, kötü beslenme ve sedanter yaşam] yüzünden artıyor. Modern tıp ise bunları tedavi ediyor.
Kuşkusuz ideal olan hasta olmamak, yani koruyucu sağlıktır. Ve modern tıp da bunu ister, bunu önerir. Aksini öneren tek bir tıp kaynağı gösterilemez. Ancak bunu tatbik etmek genel ülke politikasına bağlıdır ve multifaktöryeldir. Hekimler bunu tek başına uygulayamazlar. Ekonomik ve sosyal koşulların ve en önemlisi sağlık ve sosyal güvenlik sisteminin buna uygun olması gerekir.
Örneğin KOAH artışına neden olan havadaki yüksek karbondioksit miktarının nedeni modern tıp veya hekimler değil, trafikteki araç sayısı ve niteliğidir. Fabrika bacalarıdır. Çevresel atık sistemlerinin niteliğidir vs…
Benzer şekilde kanseri artıran [modern tıp değil] sigaradır, endrüstriyel toksinler, temasta bulunulan kimyasallar, radyasyon, kişisel bakım için kullanılan kozmetikler, bronzlaşmak için maruz kalınan ışınlar, doğal biyolojik ritmi alt üst eden yaşam stili… vs.
Modern tıp bütün bu olumsuzluklara rağmen yaşatıyor ve ortalama ömrü uzatıyor.
Eğer 150-200 yıl önceki havaya, doğal ortama ve temiz beslenme koşullarına bugün sahip olabilseydik ve tabii ki hareketsiz de yaşamasaydık, ortalama ömür modern tıp sayesinde 100 yıl civarında olabilirdi. 150 yıl önce hava temizdi, su temizdi, çevresel toksinler yoktu, beslenme doğaldı… ama ortalama ömür 40 yaşa bile ulaşamıyordu, çünkü insanlar bugün modern tıp sayesinde tedavi ettiğimiz hastalıklardan ölüyordu [‘’ortalama ömür hesaplanırken bebek ölümleri ve hatta savaş ölümleri de hesaba katılıyor’’ denebilir; peki bebek ölümlerini azaltan modern tıp değil mi? Ayrıca savaşlar geçmişte ortalama ömrü nasıl düşürüyorsa, bugün de trafik kazaları (ve benzeri dış nedenler) ortalama ömrü o oranda düşürmektedir].
60 yılda ne oldu da ortalama yaşam süresi iki katta fazla arttı?(2)
Hem de obesite, diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve kanser gibi [modern yaşam kaynaklı] kronik ve ölümcül hastalıklar sürekli artıyor iken…
Nasıl oldu da buna rağmen ortalama ömür 40’lı yaşlardan 78-80’lere yükseldi?
Bu, kendiliğinden mi gerçekleşti?
Eskiden kanser tanısı alan hastaların çoğu 6 ay 1 yıl içinde ölürken bugün –büyük çoğunluğu- nasıl oluyor da hastalıktan tamamen kurtarılabiliyor?
Böbrekleri iflas eden hastalar eskiden birkaç hafta içinde ölürken nasıl oluyor da şu anda yaşıyorlar? Diyaliz veya organ naklini yapanlar tıp/tabipler [modern tıp] değil mi?
Karaciğeri iflas eden birini ölümden kim kurtarıyor? Karaciğer naklini yapanlar kim?
Kök hücre çalışmaları ile organ üretenler kim?
Kemik iliği naklini geliştiren ve yapanlar ve böylece kan kanseri vb ölümcül hastalıkları tedavi edenler kim?
Eskiden kalp krizi geçirenlerin çoğu ölürken şimdi nasıl oluyor da çoğu uzun yıllar yaşayabiliyor? Kalbe stent takanlar kim? Niye artık çocuklarımız çocuk felcinden dolayı sakat kalmıyorl ve ölmüyorlar?
Ne oldu da artık çiçek, difteri, boğmaca vb hastalıklar yok oldu?
Niye artık tetanos ve kuduzdan dolayı ölen kimse yok?
Tüm bu aşı ve serumları kimler geliştirdi?
Bu liste uzar gider, lakin buna gerek yok; zira arif olanlar için fazlası ile yeterli.
Ne var ki bir hekim, bir cerrah, bir akademisyen olarak bunları hatırlatmak yani modern tıbbın/tababetin insan sağlığına pozitif katkı yaptığını ispatlamaya çalışmak, buna mecbur kalmak gerçekten üzüntü verici bir durum. Bunu yapmaya mecburuz çünkü son zamanlarda tıp aleyhinde öyle haksız eleştiriler var ki, bunlara inanan ve zorunlu tedaviyi reddeden pek çok hasta tanıyorum. Maalesef kanser tedavisini reddeden hastalar oluyor. Üstelik sadece cerrahi ile tedavi edilebilecekken ileri evreye atlıyor, kemoterapi ve/veya radyoterapi de gerekebiliyor. Tabi bu durumda tedavi başarısı da ilk evreye göre kısmen azalıyor; lakin işin dramatik tarafı şu ki, bu görece başarısızlığın sorumlusu tedaviyi ilk evrede reddeden hasta ve onu buna sevk edenler iken, tedaviyi uygulayan hekimler/tıp oluyor!
Modern tıp ve hekimlik uygulamalarına karşı geliştirilen ve hastaları mağdur eden bu hatalı söylemlere karşı sistematik olarak mücadele etmek gerekiyor. Zira bu söylemler tekil hasta ve grup söylemlerinden ibaret değil, bu konuda doğal ürün pazarı ve bitkisel ilaç endüstrisi tarafından yürütülen profesyonel kampanyalar var. Aşılara alternatif olduğunu iddia ederek doğal sağlık ürünleri satanlar bu sayede milyon dolarlar kazanıyor ve aşı karşıtı harekete milyonlarca dolar bağış yapıyorlar [3].
1-https://ourworldindata.org/life-expectancy
3-https://www.klimik.org.tr/2019/12/23/asi-karsiti-hareketin-en-onemli-fon-saglayicilarindan-biri-dogal-saglik-urunleri-satarak-milyonlar-kazandi/