Günümüzün yoğun iş yaşamı ve artan performans beklentileri, bireylerin psikolojik ve fiziksel sağlığı üzerinde önemli etkiler yaratmaya başlamıştır. Mesleki Tükenmişlik sendromu dediğimiz bu hastalık ilk kes psikolog Herbet Freudenberg tarafından tanımlanmıştır, o bu durumu “burnout” olarak adlandırmış ve özellikle insanlarla birebir etkileşim gerektiren mesleklerde daha sık görüldüğünü ortaya koymuştur.
Freudenberg, 1974 yılında New York’ta gönüllü sağlık çalışanları üzerinde yaptığı gözlemler sonucunda, yoğun iş temposuna maruz kalan bireylerde enerji kaybı, motivasyon düşüklüğü ve duygusal çökme geliştiğini ortaya koymuştur. En yaygın belirtileri arasında kişinin bitkin hissetmesi, günlük hayattaki işlerini yapamayacak hale gelmesi, duyarsızlaşması, gergin hissetmesi, uykularının bozulması yer alır. Bu durum özellikle sağlık çalışanları, akademik alanda olanlar ve genç profesyoneller arasında daha belirgin şekilde gözlemlenmektedir.
2025’te İran’da Kermanshah Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, özellikle öğrencilerde yetersiz uyku kalitesi ile tükenmişlik belirtileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğunu raporladı. Tükenmişlik sendromunun ilerlemesi, kişide depresyon, panik atak, diyabet ve kalp hastalığı gibi hem psikolojik hem de fiziksel hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle, tükenmişlik yalnızca bireysel bir problem olarak görülmemeli; iş ortamlarının düzenlenmesi, çalışanların psikolojik destek alması ve iş-özel yaşam dengesinin korunması gibi önlemler hayati önem taşımaktadır. Kronik yorgunluk ve tükenmişlik sendromu birbirine sıkı sıkıya bağlı iki durumdur, sürekli bir-birini tetikler. Aydın Sağlık Dergisi’nde yayımlanan bir araştırma COVID‑19 sonrası asistan hekimlerde tükenmişlik sendromunun uyku bozukluğu gibi semptomlarının yaygın olduğunu raporladı.
Son yıllarda iş dünyasında dikkat çeken kavramlardan biri de “quiet quitting” yani sessiz istifa fenomenidir. Aşırı iş yükü, uzun çalışma saatleri bireylerde duygusal tükenmeye yol açabilir. Bu noktada sessiz istifa, bir çeşit psikolojik savunma mekanizmasıdır. Eğitim alanında yürütülen bir çalışmada, yüksek iş stresi ve tükenmişlik düzeylerinin yaklaşık %35’inin ‘quiet quitting’ davranışı ile ilişkilendirildiği bulundu. Tükenmişlik sendromu ile ilgili en önemli kurumsal kabul ise Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılmıştır. DSÖ, 2019 yılında yayımlanan ICD-11 sınıflandırmasında tükenmişliği bir hastalık olarak değil, “başarılı şekilde yönetilemeyen kronik iş stresinin sonucu ortaya çıkan, işle ilişkili bir sendrom” olarak tanımlamıştır, bu tanım, tükenmişliğin bireysel bir psikolojik sorun olmaktan ziyade, doğrudan çalışma koşullarıyla ilişkili ciddi bir sağlık problemi olduğunu uluslararası düzeyde kabul etmiştir.
Tükenmişlik sendromundan kurtulmak için öncelikle hayattaki önceliklerinizi belirlemeniz gerekir. Önem verdiğiniz etkinliklere mümkün olduğunca zaman ayırın, her akşam aileniz veya sevdiklerinizle vakit geçirin. Erken farkındalık ve uygun müdahaleler, tükenmişlik döngüsünü kırmak ve hem bireysel hem de toplumsal sağlığı korumak açısından kritik rol oynar. Sonuç olarak, tükenmişlik sendromu modern iş yaşamının kaçınılmaz bir sorunu olmaya başlamış olup, bireysel, kurumsal ve toplumsal düzeyde ele alınması gereken ciddi bir sağlık meselesidir.
Kaynaklar:
Freudenberger, H. J. (1974). Staff burnout. Journal of Social Issues.
World Health Organization (WHO). (2019). Burn-out an “occupational phenomenon”: International Classification of Diseases 11 (ICD-11).
Maslach C, Jackson SE. The measurement of experienced burnout. Journal of Occupational Behavior, 1981.