Miyopi, Uzağı Görememek Kadar Basit Değil!

Bir hekimin masasında bazen çok şey tek bir cümlede toplanır. Kimi zaman bir annenin telaşında, kimi zaman bir öğrencinin gözlerini kısmadan tahtaya bakamamasında, kimi zaman da yetişkin bir insanın artık bunu “normal” saymasında.

Miyopi de bugün tam böyle bir yerde duruyor. Sessizce yayılıyor, sıradanlaşıyor, hayatın doğal bir parçasıymış gibi kabul görüyor. Oysa mesele yalnızca uzağı net görememek değil. Mesele, gözlüğe ihtiyaç duymaktan çok daha büyük bir tabloyla karşı karşıya olmamızdır.

Bugün yaklaşık her 3 kişiden 1’ini etkileyen miyopinin, 2050 yılına kadar her 2 kişiden 1’ine ulaşmasının beklendiğini düşündüğümüzde, ortada bireysel bir görme kusurundan çok daha geniş bir halk sağlığı meselesi bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bu artışın kendisi bile tek başına dikkat çekicidir. Çünkü sayı büyüdükçe sorun yalnızca yaygınlaşmaz; aynı zamanda ihmali de büyür. Yaygın olan, çoğu zaman masum sanılır. Sık görülen, önemsizmiş gibi algılanır. İşte asıl yanılgı da burada başlıyor.

Görmenin ötesindeki gerçek

Miyopi denildiğinde pek çok insanın aklına hemen gözlük gelir. Belki kontakt lens gelir. Bir miktar bulanıklık, biraz göz kısma, biraz da “nasıl olsa çözümü var” duygusu. Elbette bunlar hayatın içindeki gerçeklerdir. Fakat miyopiyi yalnızca bu çerçevede değerlendirmek, meselenin derinliğini ıskalamaktır.

Çünkü miyopi, sadece görmeyi düzeltilecek bir teknik ayrıntı gibi ele alınabilecek kadar dar bir konu değildir. Düşük seviyelerdeki miyopinin bile glokom, katarakt ve retina hastalığı gibi ciddi göz rahatsızlıkları riskinin artmasıyla bağlantılı olması, bu tabloyu bambaşka bir yere taşımaktadır. Burada durup yeniden düşünmek gerekir. İnsan bazen hafif olanı önemsiz sanıyor. Oysa tıpta hafif başlayan her şey önemsiz değildir. Bazı meseleler yüksek sesle değil, düşük yoğunlukla ama uzun vadeli bir yükle gelir.

Bu yüzden “Benim miyopim çok ileride değil” cümlesi, rahatlatıcı bir cümle olmaktan çıkmıştır. En azından bu konuya artık daha dikkatli yaklaşmayı gerektiren bir cümledir. Göz, bedenin en kıymetli emanetlerinden biridir. İnsanın dünyayla kurduğu temasın en zarif yollarından biridir. Bir yüzü tanımak, bir kitabı görmek, uzak bir noktayı seçebilmek, ışığı ve ayrıntıyı ayırt etmek… Bunların her biri hayat kalitesinin sessiz parçalarıdır. Sessiz oldukları için değersiz değillerdir.

Normalleşen tehlike

Toplumda sık görülen sağlık meselelerinin en büyük talihsizliği, zamanla kanıksanmasıdır. İnsan, çevresinde çok gördüğü şeyi tehdit gibi algılamamaya başlar. Miyopi de biraz böyledir. O kadar yaygın hâle gelir ki, neredeyse çocukluğun, gençliğin, şehir hayatının, eğitimin ya da günlük yaşamın olağan bir parçası gibi değerlendirilir. Böyle olunca dikkat azalır, hassasiyet zayıflar, mesele yalnızca numarayla anılır.

Oysa hekimlik bize başka bir şey öğretir. Bir durum yaygınsa, ona daha az değil daha çok dikkat etmek gerekir. Çünkü yaygın olan, daha fazla insanın hayatına dokunur. Daha fazla aileyi ilgilendirir. Daha fazla ihmale zemin hazırlar. Daha fazla gecikmeye yol açar. Miyopinin bugünkü yaygınlığı ve gelecekte ulaşması beklenen oran, artık bu meselenin “kişisel bir görme sorunu” başlığında tutulamayacağını gösteriyor.

Burada korku üretmek gibi bir niyet taşımıyorum. Sağlık alanında korku, çoğu zaman bilgiyi zayıflatır. İnsan ya inkâr eder ya da gereksiz paniğe kapılır. İkisi de doğru değildir. Yapılması gereken şey, ciddiyeti yerli yerine koymaktır. Miyopi varsa bilinmelidir. Hafifse de ciddiye alınmalıdır. Çünkü risk yalnızca bugünün görme kalitesiyle sınırlı değildir.

Hafife alınan risk

Düşük seviyelerdeki miyopinin bile glokom, katarakt ve retina hastalığı gibi ciddi göz rahatsızlıkları riskinin artmasıyla bağlantılı olması, bu meseleyi sıradan bir alışkanlık cümlesiyle geçiştiremeyeceğimizi söylüyor. Buradaki en önemli nokta da tam budur: Düşük seviyeler bile kayıtsızlık için gerekçe değildir.

İnsan bedeni bazen küçük görünen işaretlerle büyük hakikatler söyler. Göz de böyledir. Biz çoğu zaman yalnızca net görüp görmemeye odaklanırız. Oysa hekim gözüyle bakıldığında mesele yalnızca işlev değil, gelecektir de. Yalnızca bugün değil, yarın da hesaba katılır. Yalnızca mevcut şikâyet değil, ileride karşılaşılabilecek tablo da önem taşır.

Glokom, katarakt, retina hastalığı… Bunlar bir cümlede anıldığında bile ağırlığı hissedilen rahatsızlıklardır. Çünkü insan görmenin kıymetini çoğu zaman eksilmeye başladığında fark eder. Oysa sağlık, kaybedildikten sonra değeri anlaşılsın diye değil, korunabilsin diye konuşulmalıdır. Bu yüzden miyopiyi yalnızca “gözlük takarım olur biter” rahatlığıyla karşılamak, gerçeği olduğundan küçük görmek olur.

Bakışımızı değiştirmek zorundayız

Bazı sağlık meselelerinde önce tedavi biçimini değil, düşünme biçimini düzeltmek gerekir. Miyopi de bunlardan biri. Ona bakışımız değişmeden, ağırlığını tam olarak kavrayamayız. Bu konuyu yalnızca günlük pratik içinde çözülen küçük bir sorun gibi görmek, onu toplumsal düzeyde görünmez kılar. Görünmez olan da geç fark edilir.

Bugün her 3 kişiden 1’ini etkileyen, yarın her 2 kişiden 1’ine ulaşması beklenen bir durumdan söz ediyoruz. Bu tablo bize açık bir şey söylüyor: Göz sağlığı, ihmal kaldırmaz. Hele ki artmış risklerle bağlantılı bir başlık söz konusuysa, daha da kaldırmaz. Burada ihtiyaç duyulan şey telaş değil, farkındalıktır. Abartı değil, ciddiyettir. Kaba korkutma değil, sorumlu uyarıdır.

Sağlık yazılarında en çok sakınılması gereken şeylerden biri, insanı ya fazlasıyla rahatlatmak ya da gereksiz yere ürkütmektir. Benim söylemek istediğim daha yalın: Miyopiye küçümseyerek bakmayın. Çünkü bazen küçümsenen şey, yıllar sonra en çok pişmanlık veren ihmale dönüşür.

Göz, emanet ister

Hekimlik yalnızca hastalık saymak değildir. Bazen insana, bedenine biraz daha dikkatle bakmayı hatırlatmaktır. Bazen çok alışılmış bir şeyi yeniden ciddiyetle düşünmeye çağırmaktır. Miyopi de bugün böyle bir çağrıyı hak ediyor. Bu çağrı sert değil ama nettir. Endişeli değil ama uyanıktır. Telaşlı değil ama sorumludur.

Gözlerimiz dünyaya açılan penceremizdir sözü artık fazla kullanıldığı için eskimiş gibi gelebilir. Yine de hakikati eksilmez. İnsan gördüğü kadar hatırlar, seçtiği kadar yön bulur, fark ettiği kadar yaşar. Görme yalnızca teknik bir beceri değildir; hayatla temasın ta kendisidir.

Bu nedenle miyopiyi yalnızca bir numara, yalnızca bir cam, yalnızca bir yardımcı araç konusu gibi görmeyelim. Karşımızda giderek büyüyen, yaygınlaşan ve düşük seviyelerinde bile daha ciddi göz rahatsızlıkları riskinde artışla bağlantılı bir durum var. Bunu bilmek, meseleyi büyütmek değil; gerçeği yerli yerine koymaktır. Bazen sağlıkta en doğru adım, büyük laflar etmek değil, küçük sanılan şeyi hak ettiği ciddiyetle ele almaktır. Miyopi tam da böyle bir yerde duruyor.