Uzmanlara göre mevcut malpraktis uygulamaları hasta güvenliğini artırmıyor; aksine hekimleri savunmacı tıbba, sistemi ise sürdürülemez bir noktaya sürüklüyor.
Savunmacı Tıp TUS Tercihlerine Net Yansıdı
Son yıllarda TUS tercihlerinde yüksek riskli cerrahi branşların belirgin biçimde gerilemesi, sahadaki kaygının rakamlara dökülmüş hâli olarak değerlendiriliyor. Genç hekimler artık yalnızca mesleki ilgiye göre değil, ileride karşılaşabilecekleri dava, tazminat ve haciz risklerine göre uzmanlık alanı seçiyor.
Cerrahi branşlar, kadın doğum, acil tıp ve girişimsel alanlar; yüksek malpraktis riski nedeniyle bilinçli biçimde geri plana itiliyor. Bu tablo, savunmacı tıbbın bir tercih değil, zorunlu bir hayatta kalma refleksi hâline geldiğini gösteriyor.
Savunmacı Tıp Ne Hekimi Ne Hastayı Koruyor
Hekimler, sahada artık “tıbben en doğru olanı” değil, “ileride dava konusu olmayacak olanı” yapmaya zorlandıklarını ifade ediyor. Gereksiz tetkikler, aşırı görüntüleme, riskli ama gerekli müdahalelerden kaçınma ve tedaviyi erteleme gibi uygulamalar yaygınlaşıyor.
Bu durum sağlık harcamalarını artırırken, hasta güvenliğini de fiilen zayıflatıyor. Savunmacı tıp, sistemi güvenli hâle getirmiyor; kilitliyor.
Malpraktis Davalarında Fiili Ceza Dönemi
Uygulamada birçok malpraktis davasının, ilk derece mahkemesinden tazminat kararı çıkarmaya odaklandığı yönünde ciddi eleştiriler bulunuyor. Hekimin itiraz sürecini başlatması haczi durdurmuyor. Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay süreçleri ortalama 3–4 yıl sürerken, bu süre boyunca hekim fiilen cezalandırılmış oluyor.
Kesinleşmemiş kararlar üzerinden Borçlar Kanunu’nun devreye girmesi, banka hesapları ve kişisel malvarlığına yönelen hacizler, hekimi ekonomik ve psikolojik olarak çökerten bir tablo ortaya çıkarıyor.
Bilirkişi Raporları ve Hakim Kararları Tartışma Konusu
Malpraktis dosyalarının kaderini belirleyen bilirkişi raporları da yoğun eleştiri altında.
“Şu tetkik yapılsa iyi olurdu”,
“Şu tedavi yöntemi düşünülebilirdi”
gibi varsayıma dayalı ifadelerin, açık kusur gibi değerlendirilmesi; tıbbın doğasına aykırı bulunuyor.
Sağlık hukukçuları, tıbbın sonuç değil süreç bilimi olduğuna dikkat çekerek, hakimlerin hekimlere yönelik tazminat kararı verme pratiğinin mutlaka irdelenmesi gerektiğini vurguluyor. Geriye dönük teorik değerlendirmelerin, sahadaki gerçekliği yansıtmadığı ifade ediliyor.
Malpraktis Mahkemelerinde Hekim Olmalı
Bu noktada en güçlü taleplerden biri, malpraktis davalarına bakan ihtisas mahkemelerinde hekim kökenli üyelerin ve uzmanların yer alması. Bu çağrı yargıya müdahale olarak değil, yargılamanın niteliğini artıracak yapısal bir zorunluluk olarak görülüyor.
Devlet Dosyanın Dışında Kalmamalı
Hekimler ve hukukçular, malpraktis davalarında Sağlık Bakanlığı’nın her dosyada kurumsal olarak mutlaka müdahil olması gerektiği görüşünde birleşiyor. Çünkü hekim bireysel bir girişimci değil; kamu adına ve kamu sistemi içinde hizmet sunuyor.
Mevcut tabloda ise hizmet kusuru ile kişisel kusur ayrımı net yapılmadan, sorumluluk doğrudan hekimin üzerine bırakılıyor.
Dünya Bu Sorunu Nasıl Çözdü?
Birçok ülkede hasta hakkı korunurken, hekim kişisel yıkıma sürüklenmiyor.
Almanya’da tazminat ve haciz işlemleri yalnızca kesinleşmiş karar sonrası uygulanıyor. Bilirkişi raporlarında “alternatif yapılabilirdi” gibi varsayımsal ifadeler, ihmal sayılmıyor; açık standart sapması aranıyor.
Fransa’da hasta zararları büyük ölçüde kamu destekli tazminat fonlarıyla karşılanıyor. Hekimin kişisel malvarlığına doğrudan yönelinen bir yapı yok.
İsveç’te amaç suçlu bulmak değil, hatayı önlemek. Ceza mantığı yerine sistem iyileştirme yaklaşımı uygulanıyor.
Birleşik Krallık’ta kamu hekimlerinin tazminatları devlet tarafından üstleniliyor; hekim dava sürecinde ekonomik olarak yalnız bırakılmıyor.
Yeni Zelanda’da klasik malpraktis davaları yerine devlet fonu işletiliyor; hekim cezalandırılmıyor, hata bildirimi teşvik ediliyor.
Bu örneklerin ortak noktası net:
Kesinleşmemiş kararla haciz yok. Varsayımla mahkûmiyet yok. Devletin sorumluluktan kaçtığı bir yapı yok.
Bu Bir İmtiyaz Değil, Sistem Meselesi
Türkiye’de hekimlerin talep ettiği düzenlemeler bir ayrıcalık değil, uluslararası standarttır.
Bu gidişat durdurulmazsa:
-
Cerrahi branşlar daha da boşalacak
-
Savunmacı tıp kalıcı hâle gelecek
-
Sağlık sistemi risk almayan ama çözüm de üretemeyen bir yapıya dönüşecek
Bu sistem böyle devam ederse, geriye yalnızca dava dosyaları kalacak.
Ameliyat yapacak cerrah değil.