Küçük Mutluluklar Biriktirin Yaşam Kumbaranızda

Ameliyathaneden güneşin daha ortalığı ışıtmadığı saatlerde çıkmışsın.
Kanlı eldivenleri “Tıbbı atık kutusunu” hedefleyerek ok atarcasına çıkartmışsın.
Bu kendince yaşadığın,
başarılı acil ameliyat kutlamandır.

Yeni doğan çocuğun ebenin elinde ağlaması ne ise,
Anestezistin;
“Spontanı geldi, hocam” diyerek,
hastanın nefes aldığını söylemesi de odur, cerraha!…
Nefesinin sesini duymak,
göğüs kafesinin çıkıp inmesini görmek istersin.
İşte o an da
“Ohh.. Bee..” dersin.
Kutlama devam eder...

İç çamaşırına kadar işleyen kanlı ameliyat gömleğini çıkartır,
kirli kutusuna atarken,
yan taraftan temiz, ütülü bir takımı giyersin.

Kantinden sabah fırından yeni çıkmış simit kokusu gelir.
Gece boyu aç ve susuz kaldığını anımsatır sana...
Adımların seni otomatik olarak kantine götürür.

Güleryüzlü kantin güzelinden
aldığın simidi ortasından iki tekerlek gibi kesersin.
Arasına dilimlenmiş kaşarı koyar,
tost makinesinin sıcaklığına verirsin.

Yoktur böyle bir şey tezgahta,
kendin hazırlarsın.
Geçmişte damağında yarım kalmış
tost simit tadının zorlamasıdır,
bu tadı arayışın...
Bir de taze çay...

Bu ikili tüm gece yorgunluğunuzu alacak,
güne "eforik" başlatacaktır, sizi...

Kantine giderken
ayak üstü bir kaç kelime ile söylediğin;
“Ameliyat iyi geçti, kurtuldu oğlunuz”
bilgisi hasta yakınlarına yetmemiştir.

Biraz dinlemek, hastane giysilerinden kurtulmak için
gittiğiniz odanızın kapısı çalınır,
biraz utangaç, çokça meraklı gözlerle karşılaşırsınız…
Yeniden yeniden aynı soruyu sorarlar.
Aynı cümleleri kurarsın,
sözcükleri yer değiştirerek.
“Yokluğumuzu göstermesin...”
duası ile ayrılırlar.
“Önce Allah, sonra da bizmişiz şifayı veren!...”

Biraz gururunuz okşanır.
Ama sizi en çok mutlu eden,
kaynana, kayınbaba, büyük kayınının yanında
sus-pus olmuş genç kadının gözlerindeki parıltı
ve süzülen göz yaşlarıdır.

Bilirsin hastanızın karısıdır, o...
Ağzınızdan çıkan her sözcük altın değerindedir,
onun için...
Beş duyusu ile dinler sizi…
Karşılığını da inci göz yaşları ile öder.
Diğerleri mi?
Merak giderir, sadece...

Hasta yakınlarını uğurladıktan sonra
tost simide ve çayınıza geri dönersiniz.

Önce damağınızı doyurmak istersiniz,
ilk ısırdığınız parçayı dilinizle damağınıza iter,
bastırırsınız.

Antepliler baklavaları için önerirler bunu,
“damağa tad vermeyi”...
Kaşarlı simit tostunun
bana verdiği tadı nereden bilsin, Antep’liler?


Cumartesi perdeyi kapatmış,
Günlerden pazar olmuştur.

Evde kimse yoktur.
Ev halkı ile yapılan gezi planı,
acilden gelen telefonla değişmiştir.

“Bekarlık” günlerindendir...
Uzanırsın odandaki kanepeye sultan gibi...
Gözlerini kapatıp, uykuya teslim edersin, kendini...

Neymiş?
“Tanrıdan sonra bizmişiz!...”
Neymiş
"Bekarlığı sultanlığa çevirebilirmişsin!...
Neymiş?
Yaşam kumbarama
bir küçük mutluluk daha atmışım...

Nasıl bir kumbara ise bu yaşam kumbarası
küçük küçük attıkça büyüyor,
çoğaldıkça çoğalıyor mutluluk...

Yaşam kumbaramın deliği o kadar küçük ki,
büyük mutluluklar sığmaz,
almaz kumbaram...

Hiç büyük mutluluk nedir, bilmem.
Aramadım da...
Var mıdır, onu da bilmem...

Büyük mutlulukların peşinden koşanların(!)
"hüznünü" görmediniz mi?
Bakın etrafınıza!…
Omega işaretli alınlılardır, onlar…
Sayıp, söverler hayata!…

Günaydın.

06.12.2016
Umuttepe