Ergenlik, çocukluk ile yetişkinlik arasındaki doğal bir gelişim sürecidir. Ancak bu sürecin beklenenden erken başlaması, özellikle kız çocukları açısından yalnızca biyolojik bir farklılık değil; psikososyal, etik ve hukuki sonuçları olan çok boyutlu bir durumdur. Kız çocuklarında erken ergenlik, sekonder cinsel karakterlerin 8 yaşından önce ortaya çıkmasıyla tanımlanır ve çoğu zaman meme gelişiminin erken başlamasıyla fark edilir.
Son yıllarda puberte başlangıç yaşının dünya genelinde giderek erkene kaydığı bilinmektedir. Obezite sıklığındaki artış, beslenme alışkanlıklarındaki değişim, çevresel faktörler ve genetik yatkınlık bu sürecin öne çıkan nedenleri arasında yer almaktadır. Ancak erken ergenlik konusunda karşılaşılan temel sorunlardan biri, bu biyolojik sürecin aileler tarafından yeterince tanınmaması ve çoğu zaman normal bir varyasyon ya da “geçici bir durum” olarak değerlendirilmesidir. Bu yaklaşım, erken tanı ve uygun destek açısından önemli riskler doğurmaktadır.
Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Doç. Dr. İlhamə Mustafayeva hocamın rehberliğinde yürüttüğüm pilot çalışmada, Nahçıvan bölgesinde ebeveynlerin önemli bir kısmının erken ergenlik kavramını ya hiç duymadığı ya da bu kavramın ne anlama geldiğini yeterince bilmediği görülmüştür. Bu bulgu, erken ergenliğin yalnızca klinik bir mesele olarak değil; aynı zamanda ebeveyn farkındalığı ve toplumsal algı bağlamında ele alınması gereken bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.
Ebeveyn farkındalığındaki bu eksiklik, çocuk hakları açısından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi, çocuğa ilişkin tüm karar ve uygulamalarda çocuğun yüksek yararının gözetilmesini zorunlu kılar. Erken ergenliğe ilişkin belirtilerin fark edilmemesi ya da gecikmeli değerlendirilmesi, çocuğun uygun sağlık hizmetine zamanında erişimini engelleyerek bu ilkeyi zedeleyebilmektedir. Aynı Sözleşme’nin 24. maddesi ise çocuğun en yüksek standartta sağlık hizmetine erişim hakkını güvence altına almaktadır. Bilgi eksikliği, bu hakkın pratikte kullanılmasını zorlaştıran temel etkenlerden biridir.
Bununla birlikte, erken ergenlik süreci çocukların kendi bedenleriyle ilgili önemli değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi, çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüş bildirme ve bu görüşlerin yaş ve olgunluk düzeylerine uygun biçimde dikkate alınması hakkını tanımlar. Ancak erken ergenliğin tabu, utanç ya da yanlış sosyokültürel inanışlar çerçevesinde ele alınması, çocukların bu süreçte yaşadıklarını ifade etmelerini ve destek talep etmelerini zorlaştırabilmektedir.
Bu tablo, tıbbi etiğin temel ilkeleri açısından da değerlendirilmelidir. Yararlılık (beneficence) ilkesi, çocuğun sağlığını ve iyilik hâlini destekleyecek adımların atılmasını gerektirirken; zarar vermeme (non-maleficence) ilkesi, gecikmiş tanı ve yanlış yönlendirmelerle çocuğun fiziksel ve psikolojik zarar görmesinin önlenmesini zorunlu kılar. Özerklik (autonomy) ilkesi, çocuklarda “gelişen özerklik” kavramı üzerinden ele alınmalı; çocuğun yaşına ve olgunluk düzeyine uygun biçimde bilgilendirilmesi ve sürece dâhil edilmesi sağlanmalıdır. Adalet (justice) ilkesi ise tüm çocukların, sosyoekonomik ya da kültürel farklılıklardan bağımsız olarak eşit sağlık bilgisine ve hizmetine erişimini savunur. Ebeveyn farkındalığındaki eşitsizlikler, bu ilkeyi de doğrudan tehdit etmektedir.
Bu noktada okul temelli ergenlik ve cinsel eğitim programlarının önemi daha da belirginleşmektedir. Pilot çalışmada ebeveynlerin büyük çoğunluğunun okullarda ergenlik dönemine ilişkin bilgilendirme yapılmasını gerekli görmesi, bu konudaki yapısal ihtiyacı açıkça ortaya koymaktadır. Okullar, çocukların doğru, bilimsel ve yaşa uygun bilgiye erişebileceği en güvenli alanlardan biridir.
Sonuç olarak, kız çocuklarında erken ergenlik yalnızca erken başlayan bir biyolojik süreç değildir. Asıl risk, bu sürecin yeterince tanınmaması, geç fark edilmesi ve yanlış yorumlanmasıdır. Ebeveyn farkındalığının artırılması, çocuk haklarının korunması ve etik ilkelerin klinik uygulamalara yansıtılması; erken ergenlik sürecinin çocukların fiziksel ve psikososyal iyilik hâlini destekleyecek biçimde yönetilmesi açısından temel bir gerekliliktir. Bu farkındalık, yalnızca bireysel bir sorumluluk değil; toplumsal ve etik bir yükümlülüktür.
Kaynakça
1. Euling SY, Herman-Giddens ME, Lee PA, Selevan SG, Juul A, Sorensen TI, et al. Examination of US puberty-timing data from 1940 to 1994. Pediatrics. 2008;121(Suppl 3):S172–S191. doi:10.1542/peds.2007-1813D
2. Golub MS, Collman GW, Foster PM, Kimmel CA, Rajpert-De Meyts E, Reiter EO, et al. Pubertal timing in girls: implications for population health. Pediatrics. 2008;121(Suppl 3):S218–S230. doi:10.1542/peds.2007-1813G
3. Beauchamp TL, Childress JF. Principles of Biomedical Ethics. 8th ed. Oxford: Oxford University Press; 2019.
4. Committee on the Rights of the Child. General Comment No. 12: The right of the child to be heard. United Nations; 2009.