Oysa hastalıklar böyle sınırlar çizmez. Bir kene, bazen insanın hayatına sessizce tutunur; fark edilmediğinde, önemsenmediğinde, geç kalındığında ağır sonuçlara yol açabilir.
Bir hekim olarak bu hastalığa yalnızca laboratuvar değerleriyle, ateşle, kanamayla, klinik tablolarla bakamam. Çünkü her vaka, aynı zamanda bir evin telaşıdır. Bir annenin endişesi, bir babanın suskunluğu, bir çocuğun kapıda bekleyişidir. Hastalık bedenin içinde ilerlerken, korku da evin içinde dolaşır.
Küçük temas, büyük risk
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi bize şunu hatırlatır: Sağlık bazen çok küçük bir dikkatin üzerine kurulur. Tarladan, bahçeden, meradan, piknik alanından dönen bir insanın bedenini kontrol etmesi sıradan bir tedbir gibi görünebilir. Fakat kimi zaman hayatla ihmal arasındaki çizgi tam da buradan geçer.
Kene tutunması her zaman paniğe kapılmayı gerektirmez. Fakat hafife alınmayı da kaldırmaz. Yanlış müdahale, çıplak elle çıkarma, üzerine madde dökme, yakmaya çalışma gibi davranışlar korunma değil, riski artıran hatalardır. Doğru olan sakin kalmak, keneyi uygun şekilde çıkarmak ya da sağlık kuruluşuna başvurmaktır.
Bu hastalıkta erken fark etmek çok değerlidir. Ateş, halsizlik, kas ağrısı, bulantı, kanama bulguları ya da olağan dışı bir durum varsa zaman kaybetmeden hekime ulaşmak gerekir. Çünkü bazı hastalıklar beklemeyi sevmez; gecikmenin bedeli ağır olabilir.
Korku değil dikkat
Toplumu sağlık konusunda uyarmak kolay değildir. Fazla sert konuşursanız insanları korkutursunuz, fazla yumuşatırsanız meseleyi sıradanlaştırırsınız. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi tam da bu dengeyi ister. Ne panik ne umursamazlık. İkisi de yanlıştır.
Korku insanı bazen çaresiz bırakır. Bilgi ise elinden tutar. Keneden korunmak, riskli alanlardan döndükten sonra vücut kontrolü yapmak, hayvanlarla temas edenlerin daha dikkatli olması, açık alanlarda mümkün olduğunca koruyucu kıyafet tercih etmek basit ama kıymetli adımlardır. Sağlık çoğu zaman büyük cümlelerde değil, küçük alışkanlıklarda saklıdır.
Burada mesele yalnız bireyin dikkati de değildir. Ailelerin, köylerin, mahallelerin, yerel sağlık ekiplerinin, eğitim çalışmalarının ve doğru bilgilendirmenin payı büyüktür. Bir kişinin öğrendiği doğru bilgi, bazen bir ailenin tamamını korur.
Hekimin gördüğü yer
Hekimlik, hastalığı tanımak kadar insanı anlamaktır. Poliklinik kapısından içeri giren kişi yalnızca “vaka” değildir. Üzerinde emeğin, geçimin, korkunun, umudun izleri vardır. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi gibi hastalıklarda bu gerçeği daha derinden hissederiz. Çünkü korunma bilgisi eksikse, geç başvuru varsa, yanlış müdahale yapılmışsa, hastalık sadece bedeni değil, pişmanlığı da büyütür.
Bu yüzden sağlık okuryazarlığı lüks değildir. Her evde, her köyde, her okulda, her iş yerinde sade ve doğru sağlık bilgisine ihtiyaç vardır. İnsanlara tepeden bakmadan, onları suçlamadan, hayatın içinden konuşarak anlatmak gerekir. “Dikkat et” demek yetmez; neye, nasıl ve ne zaman dikkat edeceğini de anlatmak gerekir.
İhmal sessiz gelir
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi bize doğayla temasın dikkat istediğini, sağlık tedbirlerinin ertelenemeyeceğini ve küçük bir belirtinin bazen büyük bir uyarı olabileceğini gösterir. Bu hastalıkla mücadele yalnız hastanelerin görevi değildir. Evde başlar, tarlada sürer, okulda güçlenir, toplumun ortak dikkatiyle anlam kazanır.
Kenenin küçüklüğü kimseyi aldatmasın. Sağlıkta bazı tehlikeler gürültüyle gelmez. Sessiz gelir, küçük gelir, önemsenmeden geçer. Bizim görevimiz o sessizliği duymaktır.
Panik yapmadan, fakat ciddiyeti de unutmadan. Korkuya teslim olmadan, ama tedbiri de ertelemeden. Çünkü bazen hayatı koruyan şey büyük imkânlar değil, zamanında gösterilen küçük bir dikkattir.