Kanser…

Herkes bu kelimeyi duyduğunda donar, soğuk terler dökülür, içinde bir boşluk oluşur; sanki dünya başına yıkılmış gibi hissedilir. “Kanser = ölüm” ifadesini çoğumuz duymuşuzdur. Peki gerçekten böyle midir? Kanser tanısı alan herkes hayatla vedalaşır mı?

Kanser, tek bir hastalık değildir. Aynı ad altında yer alan yüzlerce farklı hastalık grubunu ifade eder. Adları benzer olsa da, ortaya çıktıkları organlar, hücre tipleri, genetik özellikleri ve hastalığın seyri birbirinden farklıdır. Bu nedenle her kanserin gidişatı ve sonucu da aynı değildir. Bazı olgularda hastalık yaşamı sonlandırırken, bazı olgularda kişiler yaşamlarına devam edebilmektedir.

Tıp eğitiminde edinilen bilgiler ve akademik kaynaklar göstermektedir ki, kanserin bazı türlerinde iyileşme mümkündür. Özellikle hastalık erken evrede saptandığında, agresif olmayan yani uzun süre yavaş seyreden türlerde ve uygulanan tedavilere organizma yanıt verdiğinde olumlu sonuçlar alınabilmektedir.
Örneğin; çocukluk çağı lösemileri, tiroid kanseri, testis kanseri ile erken evre deri ve meme kanserleri gibi bazı kanser türlerinde, uygun koşullarda uzun süreli hastalıksız yaşam bildirilmektedir.

Ancak her durumda tablo bu kadar olumlu olmayabilir. Hastalık geç evrede fark edildiğinde, agresif özellik gösterdiğinde veya diğer organlara yayılım (metastaz) söz konusu olduğunda iyileşme ihtimali belirgin şekilde azalır. Bunun yanı sıra, tedavinin yarım bırakılması ya da bilimsel temeli olmayan yöntemlere yönelinmesi (bitkisel kürler, soda, “mucize” olarak sunulan uygulamalar) süreci olumsuz etkileyebilmektedir. Sosyal ve ekonomik koşullar, sağlık hizmetlerine erişim ve doğru sağlık profesyoneline başvurma da hastalığın seyrinde önemli rol oynar.

Bu nedenle kanserin sonucu her zaman yalnızca hastalığın kendisine bağlı değildir. İnsan faktörü, yani tanının gecikmesi, korku nedeniyle başvurunun ertelenmesi ve yanlış bilgilere yönelme, süreci doğrudan etkileyebilir. Her geçen zaman dilimi hastalık için bir avantaj, hasta için ise telafisi zor bir kayıp anlamına gelebilir.

Günümüzde tıptaki gelişmeler sayesinde kanserin bazı türleri tamamen tedavi edilebilmekte ya da uzun yıllar boyunca kontrol altında tutulabilmektedir.


"En önemli gelişmelerden biri, akıllı ilaç diye bilinen, ağızdan alınabilen küçük bazı moleküllerin bulunması oldu. Bunlar kansere neden olan gen mutasyonların hücre içinde yol açtığı sinyalleşmeyi önleyebilmektedir. Akıllı ilaçların başarısını gösteren bir örnek vereyim. 2002 yılından önce, kronik miyeloid kan kanserinde tam iyileştirme için tek yol, sağlıklı başka bir akrabadan kemik iliğinin alınıp hastaya aktarılmasıydı ve bu işleme bağlı ölüm oranları çok yüksekti. Ama bir ilaç, kemik iliği aktarımı gereksinimini çok azalttı. Kronik kan kanseri bugün bir hapla iyileşen kanserler arasına girdi. Artık birçok kanser türü kan basıncı yüksekliği veya şeker hastalığı gibi kronik bir hastalık biçimini aldı. Bugün özellikle akciğer kanserinde doğrudan hücre öldürücü ilaçlarla sağaltıma başlamak yerine, önce kansere neden olan mutasyonları belirliyoruz, sonra bu mutasyonlara özgü geliştirilmiş hücre içindeki sinyal iletimini durduran ilaçları kullanıyoruz. Metastaz yapmış kanserlerde bile kanserde tam gerilemeler, çok uzun yaşam süreleri sağlanabiliyor."
Peki hasta kanserden kurtulduğunda tamamen bu hastalık bitermi?Tabiki de hayır, peki ne zaman yeniden hastalığa bulaşa bilir?Kanserin tekrarlama olasılığı en yüksek ne zaman?

Kanseriniz tekrarlarsa, bu durum büyük olasılıkla tedavinizin bitiminden sonraki beş yıl içinde gerçekleşir.

Beş yıllık sağ kalım oranı, kanser teşhisinden beş yıl sonra hayatta olan kişilerin yüzdesini tanımlamak için kullanılan istatistiksel bir terimdir. Örneğin, 2021 yılında meme kanseri için beş yıllık sağ kalım oranı %91, prostat kanseri için ise %95'tir. On yıllık sağ kalım oranı ise, teşhisten on yıl sonra hayatta olan kişilerin yüzdesini tanımlamak için kullanılan başka bir ölçüttür.

Ancak bunun temel koşulu; zamanında tanı, bilimsel temelli tedavi yaklaşımları ve düzenli tıbbi takiptir. Kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapi gibi yöntemler, kanserle mücadelede kullanılan başlıca tıbbi yaklaşımlar arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, hiçbir yöntem gecikmenin ve yanlış yönelimin oluşturduğu olumsuzluğu tek başına telafi edemez.Ama bazen vücudumuz kendisi tümorlere karşı savaşır ve kazanır.Evet, bazen tümörler tedaviye gerek kalmadan küçülebilir veya hatta kaybolabilir. Buna kendiliğinden gerileme denir. Tıp alanında büyük ilgi gören bir konudur.

Tümör Gerilemesinin Arkasındaki Biyolojik Mekanizmalar

Tümörün kendiliğinden gerilemesinin nedenleri karmaşıktır. Bağışıklık sisteminin büyük rol oynadığı görülmektedir. Vücudun bağışıklık sistemi kanser hücrelerine saldırıp onları yok edebilir.

Bağışıklık Sisteminin Rolü : Bağışıklık sistemi kanser hücrelerini istilacı olarak görür. Onlara karşı savaşır ve bu da tümörlerin küçülmesine veya hatta ortadan kaybolmasına neden olabilir.

Kendiliğinden İyileşme İhtimali En Yüksek Olan Tümör Tipleri

Bazı tümörlerin kendiliğinden küçülme olasılığı daha yüksektir. Bunlar şunlardır:

Böbrek hücreli karsinom : Bazı vakalarda kendiliğinden gerileme gözlemlenmiştir.
Melanom : Tedaviye gerek kalmadan melanomun gerilediğine dair belgelenmiş örnekler mevcuttur.
Nöroblastoma : Çocuklarda görülen bu kanser türünün bazen kendiliğinden gerilediği bilinmektedir.

Sonuç olarak, kanser her zaman iyileşen bir hastalık değildir; ancak çoğu zaman olumsuz sonuca giden yolu belirleyen etken yalnızca hastalığın kendisi değil, gecikme ve yanlış bilgilerdir.

“Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır tıbbi tavsiyye yerine geçmez tanı ve tedavi için mutlaka bir hekime başvurunuz”