Kalp-Damar Hastalıklarının Görülme Sıklığı Neden Azalmıyor?

En Fedakâr Organımız Kalbimizi Nasıl Koruruz?

Vücudumuzdaki hemen her dokunun – buna beynimiz de dâhildir – zaman zaman dinlenme ve daha az çalışma imkânı varken, kalbimizin böyle bir şansı yoktur. Ana rahmine düştüğümüz andan itibaren kalbimiz, hayatımız boyunca aralıksız çalışmak zorundadır. Bu fedakâr organımız, dokularımızın ve organlarımızın yaşamını sürdürebilmesi için günün 24 saati onlara besin ve oksijen taşır.

Kalp durduğunda hayat da durur ve her şey anlamını yitirir. Kalbin sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için kalp kasının korunması, kapakçıkların bozulmaması, ileti sisteminin zarar görmemesi ve en önemlisi kalp kasını besleyen damarların açık kalması gerekir.

Son 30 yılın güvenilir sağlık verileri incelendiğinde, dünya genelinde ölümlerin en önemli nedeninin kalp hastalıkları olduğu görülmektedir. Önümüzdeki 30 yıla yönelik yapılan projeksiyonlar da maalesef çok farklı bir tablo ortaya koymamaktadır. Kalp hastalıklarına bağlı ölümler azalmamakta, aksine artarak birinci sıradaki yerini korumaktadır. Yani tüm teknolojik gelişmelere, yeni cihazlara ve modern ilaçlara rağmen, 2055 yılına geldiğimizde de sevdiklerimizin önemli bir kısmını kalp hastalıkları nedeniyle kaybetmeye devam edeceğimiz anlaşılmaktadır.

Peki bunun nedeni ne olabilir?

Aslında hepimiz kalbimize zarar veren faktörleri çok iyi biliyoruz. Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, sigara kullanımı, obezite, genetik yatkınlık ve hareketsiz yaşam bunların en iyi bilinen ve çoğu zaman kontrol edilebilir olanlarıdır. Günümüzde bu risk faktörleri tedavinin temelini oluşturmakta ve meslektaşlarımız tarafından etkin şekilde yönetilmektedir.

Ayrıca tıkalı damarların açılmasında kullanılan stent, balon ve cerrahi tekniklerde büyük teknolojik ilerlemeler sağlanmıştır. Kapak hastalıklarının tedavisinde minimal invaziv ve anjiyografik yöntemlerin sonuçları oldukça başarılıdır. Aritmi tedavisinde bilgisayar destekli ablasyon yöntemleriyle ritim bozuklukları etkin şekilde tedavi edilebilmektedir.

Ancak kalp sağlığını tehdit eden ve günümüzde giderek daha fazla önem kazanan bazı faktörler de bulunmaktadır.

Bunların başında kronik stres gelmektedir. Modern yaşamda bireyselleşmenin artması, insanların her şeyi tek başına çözme isteğini güçlendirmiştir. Bu durum, birçok kişiyi yalnızlaştırmakta ve sorunlarla tek başına mücadele etmek zorunda bırakmaktadır. Özellikle aktif çalışma hayatındaki bireylerde bu durum ciddi stres oluşturmakta ve buna bağlı kalp hastalıklarının görülme sıklığını artırmaktadır.

Kronik strese yol açan bir diğer önemli faktör ise her şeyi kontrol etme isteği ve sürekli başkalarıyla kıyaslama eğilimidir. Bu iki durum günümüzün en önemli psikososyal risk faktörleri arasında yer almaktadır.

Bunun yanında uyku düzeninin bozulması da kalp sağlığını ciddi şekilde etkilemektedir. Gece geç saatlere kadar telefon ve bilgisayar başında geçirilen zaman, uyku kalitesini düşürmekte ve kalp hastalıklarının gelişimine zemin hazırlamaktadır. Uykusuzluk, kalp için sigara kadar zararlı olabilen önemli bir risk faktörüdür.

Son yıllarda üzerinde durulan bir diğer konu ise obstrüktif uyku apnesidir. Uyku sırasında solunumun kısa sürelerle durmasıyla karakterize olan bu hastalık, kalp hastalıklarını tetikleyebilmekte ve gece ölümlerinin önemli nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Kalp krizlerini tetikleyebilen bir diğer faktör de kronik inflamasyondur. Özellikle ağız hijyeninin bozuk olması, diş eti hastalıkları, kronik enfeksiyonlar ve nedeni açıklanamayan inflamasyon göstergelerindeki yükselmeler kalp hastalıklarının gelişiminde önemli rol oynamaktadır.

Teknolojik gelişmelerin olumsuz sonuçlarından biri de yasaklı maddelere ulaşımın kolaylaşmasıdır. Madde bağımlılığı ve yüksek doz kullanımının özellikle gelişmiş ülkelerde bile kontrol altına alınması oldukça zordur. Amerika Birleşik Devletleri gibi kontrol mekanizmalarının güçlü olduğu ülkelerde bile madde kullanımının arttığı ve bunun kalp krizlerinin önemli nedenlerinden biri hâline geldiği görülmektedir. Maalesef ülkemizde de narkotik ve yasaklı madde kullanımı giderek artmakta ve bu durum hem ciddi bir sosyal sorun hem de önemli bir kalp sağlığı sorunu oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, vücudumuzun en fedakâr ve en çalışkan organı olan kalbimizi korumak en önemli önceliklerimizden biri olmalıdır. Hayatın yoğun temposu içinde elde ettiğimiz başarıların keyfini uzun yıllar yaşayabilmek için değiştirilebilir risk faktörlerini gözden geçirmeli ve kalp sağlığımız için bilinçli çaba göstermeliyiz.

Bir sonraki yazımızda, kalp hastalıklarının tanısında kullanılan yeni ve ileri teknolojik yöntemleri ele alacağız.