Bir toplumun gerçek kalkınması, ilerlemesi; insan sermayesinin niteliğiyle doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda kadınların –özellikle annelerin– eğitimi, toplumsal gelişmenin belirleyici unsurlarından biridir.
Eğitim yalnızca bilgi edinmek değildir. Eğitim; bireyin kendi potansiyelini fark etmesi, toplumsal rollerin ötesine geçebilmesi, ekonomik hayata aktif olarak katılabilmesi ve aile içinde demokratik bir ilişki kurabilmesidir. Bir annenin eğitimi, sadece o bireyi etkilemez; eğitimli bir anne, yetiştirdiği çocuklara da farklı bir dünya sunar. Dünya genelinde kadınların eğitimiyle ilgili yapılan araştırmalar, eğitimli annelerin çocuklarının sağlık, beslenme, okula devam ve yaşam beklentilerinde ciddi iyileşmeler sağladığını ortaya koyuyor. Bu, tesadüf değil; eğitimin zincirleme iyileştirici etkisidir.
Ancak hâlâ dünyanın birçok yerinde kız çocuklarının eğitimi ya ihmal ediliyor ya da engelleniyor. Özellikle geleneksel baskıların, ekonomik yoksunluğun ve ayrımcı politikaların yoğun olduğu toplumlarda kadın eğitimi yetersiz kalıyor. Bu da kuşkusuz o toplumların geri kalmasına yol açıyor.
Son yıllarda uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken en trajik örneklerden biri Afganistan oldu. Özellikle kız çocuklarının ve kadınların eğitim hakkı ciddi şekilde kısıtlandı hatta yok edildi. Ortaöğretim ve üniversite seviyesindeki kız öğrenciler okullardan uzaklaştırıldı, pek çok eğitim kurumunda kız çocuklarının eğitimi fiilen durduruldu. Bu uygulamalar sadece bireysel hakların ihlali değil; ülkenin sosyo-ekonomik geleceğinin ipotek altına alınması demektir. Bir toplum, nüfusunun yarısını eğitimden mahrum bıraktığında, potansiyelinin yarısını yok saymış olur. Kadınların eğitim hakkının engellenmesi, sadece o kadınlara yapılan haksızlık değil, tüm topluma yapılan büyük bir kayıptır.
Dünyanın pek çok ülkesinde liderler, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları, kadının güçlenmesinin ulusal kalkınmanın temeli olduğunu vurguluyor. Eğitimli kadınlar daha sağlıklı aileler, daha yenilikçi iş gücü ve daha eşitlikçi toplumlar ortaya koyar.
Bu bağlamda, son yıllarda Körfez bölgesinde yaşanan bir gelişme, sembolik olduğu kadar somut bir adımı temsil ediyor: Suudi Arabistan’ın kadınlara motorlu taşıt kullanma hakkı tanıması. Uzun yıllar boyunca kadınların araba kullanması yasaklanan bu ülkenin kadınlara sürüş hakkı vermesi, sadece sembolik bir özgürlük mevzuatı değil; kadınların ekonomik yaşama katılımının, hareket serbestisinin ve kamusal alanda görünürlüğünün güçlenmesinin bir göstergesi oldu.
Kadının eğitim hakkına sahip çıkmak, sadece kadınları desteklemek değildir; insan haklarına, sosyal adalete ve ulusal refaha yatırım yapmaktır. Eğitim; bireyin kendine güvenini artırır, istihdam şansını yükseltir, toplumsal sorunlara eleştirel bakabilme kabiliyeti kazandırır. Eğitimli kadınlar, sadece kendi hayatlarını dönüştürmekle kalmaz; çevrelerindeki bireyleri, ailelerini ve nihayetinde tüm toplumu etkiler.
Kadınların eğitimi konusunda geride kalan toplumlar, ne yazık ki tarihsel süreçte bunun bedelini ödüyorlar. Fırsat eşitsizliği yapan, eğitim haklarını kısıtlayan toplumlar sadece bugünü kaybetmiyor; geleceğin kapasitesini de erozyona uğratıyorlar. Geriye dönüp bakan her toplum, eğitimli kadınların katkısıyla yeniden şekillendiğini görecektir. Tıpkı Finlandiya, Kanada veya Güney Kore gibi ülkelerin kalkınma süreçlerinde kadın eğitiminin kritik rolünü fark etmiş olmaları gibi…
Türkiye, kadın eğitimi konusunda geçiş sürecindeki toplumlar kategorisinde değerlendirilebilir. Yasal çerçeve büyük ölçüde eşitlikçi olsa da, uygulamada cinsiyet rolleri, erken evlilikler ve bakım yükünün kadınlar üzerinde yoğunlaşması gibi faktörler, annelerin eğitim ve kişisel gelişim süreçlerini sınırlamaktadır.
Bu noktada sorun, yalnızca eğitime erişim değil; eğitimin sürekliliği, niteliği ve kadınların bu eğitimden güçlenerek çıkabilmesidir. Kadınların ve özellikle annelerin eğitimi, Türkiye’nin toplumsal kalkınma sürecinde stratejik bir öneme sahiptir.
Sonuç olarak şunu net bir şekilde söyleyebiliriz: İyi bir nesil, eğitimli annelerle olur. Kadının eğitilmesi şarttır; çünkü eğitimli kadınlar, daha eşit, daha adil ve daha müreffeh bir toplumun temelini oluşturur. Kadını cahil bırakan toplumlar geriler; çünkü cahillik zinciri, bireylerin değil, toplumların kalkınmasını engeller. Bu nedenle, kadınlara eğitim fırsatlarının eşit ve yaygın bir şekilde sunulması, sadece bir hak meselesi değil; her toplumun sorumluluğudur.