Günümüzde obezite, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde ve bölgemizde de giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu olarak karşımızda duruyor. Düzensiz yaşam tarzı, dengesiz beslenme alışkanlıkları ve kronik stres, bu sorunun yaygınlaşmasında başlıca etkenler arasında yer alıyor. Obezite yalnızca estetik bir mesele değil; diyabetten kalp ve damar hastalıklarına, hipertansiyondan hormonal bozukluklara kadar pek çok kronik hastalık için ciddi bir risk faktörü oluşturuyor.
Bu çerçevede yürüttüğümüz araştırma, kadınlar arasında obezite risk düzeyinin incelenmesini amaçladı. Veri toplama sürecinde boy, kilo ve Beden Kitle İndeksi ölçümlerinin yanı sıra yapılandırılmış anket formları kullanıldı. Ankette beslenme sıklığı, yüksek kalorili gıda tüketimi, fiziksel aktivite düzeyi, uyku süresi, stres göstergeleri ile eğitim ve istihdam durumu gibi sosyodemografik değişkenler değerlendirildi. Gündüz ve gece vardiyalarında çalışan bireylerin yeterli temsiliyetini sağlamak amacıyla Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Perinatal Merkezi’nde görev yapan, 18–65 yaş aralığındaki 100 kadın tabakalı rastgele örnekleme yöntemiyle çalışmaya dahil edildi. Diyabet, tiroit disfonksiyonu veya Cushing sendromu gibi tanı konulmuş metabolik ya da endokrin bozukluğu bulunan kadınlar, olası karıştırıcı etkileri en aza indirmek amacıyla çalışma dışında bırakıldı.
Yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, meslek türü ve çalışma süresi gibi sosyodemografik özellikler yapılandırılmış görüşmelerle kaydedildi. Elde edilen veriler, kadınlarda obezite riskinin ve erken kardiyovasküler değişikliklerin artmasında yaşam tarzı ve mesleki faktörlerin belirleyici olduğunu ortaya koydu. Özellikle gece vardiyasında çalışmanın bu riskleri anlamlı biçimde artırdığı görüldü. Gece vardiyasında çalışan kadınların, gündüz vardiyasında çalışanlara kıyasla daha yüksek obezite oranlarına sahip olduğu; uyku düzenlerinin daha düzensiz, beslenme alışkanlıklarının daha sağlıksız, fiziksel aktivite düzeylerinin daha düşük ve stres seviyelerinin daha yüksek olduğu saptandı.
Bu çok faktörlü tablo, vardiyalı çalışan kadınlarda obezitenin önlenmesi ve yönetimi için yalnızca bireysel çabaların yeterli olmadığını gösteriyor. İşyeri politikalarını, eğitimi ve sağlığın teşvik edilmesini bir araya getiren bütüncül yaklaşımlara duyulan ihtiyaç açıkça görülüyor. Halk sağlığı perspektifinden bakıldığında, bu bulgular bölgeye özgü koruyucu ve müdahale edici stratejilerin aciliyetini de ortaya koyuyor.
Kadınlarda obezite, yalnızca bireysel davranışların sonucu olarak değerlendirilemez. Bu durum; biyolojik, mesleki ve sosyal belirleyicilerin birbirleriyle etkileşiminin bir yansımasıdır. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi, uyku düzeni, stres maruziyeti ve sosyokültürel koşullar, obezitenin yaygınlığını birlikte şekillendirmektedir. Geleneksel olarak tahıl, baklagil ve sebze ağırlıklı beslenme modellerinin yerini giderek yüksek kalorili, işlenmiş gıdalar ve şekerli içeceklerin alması; azalan fiziksel aktivite ve uyku bozukluklarıyla birleştiğinde, özellikle çalışma çağındaki kadınlar arasında fazla kilo ve obezite prevalansını artırmaktadır.
Vardiyalı çalışma, özellikle gece vardiyası, uyku yoksunluğu ve hormonal düzensizliklerle yakından ilişkilidir. Leptin dengesinin bozulması, insülin direnci ve iştah kontrolündeki değişiklikler, Beden Kitle İndeksi’nin yükselmesine ve kardiyometabolik riskin artmasına katkıda bulunabilmektedir. Nitekim çalışmada BKİ ile yaşam tarzı göstergeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır.
Klinik, biyokimyasal ve yaşam tarzı verilerini bir arada ele alan bu çalışma, söz konusu popülasyonda obeziteye en fazla katkıda bulunan risk faktörlerini belirlemeyi hedeflemiştir. Ortaya konan bulgular, bölgede kadın sağlığı ve refahını geliştirmeye yönelik hedefe yönelik koruyucu stratejiler ve politika önerilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilecek niteliktedir. Obeziteyle mücadele, kadınların metabolik ve kardiyovasküler sağlığını destekleyen, sürdürülebilir ve kültürel açıdan uygun müdahalelerin hayata geçirilmesi için sağlık profesyonellerinin, politika yapıcıların ve toplumun tüm paydaşlarının ortak sorumluluğunu gerektirmektedir.