İnme, tüm dünyada eskiden yaşlılarda gördüğümüz ancak şu anda gençleri de etkileyen önde gelen ölüm ve kalıcı sakatlık nedenlerinden biridir. Son yıllarda hem iskemik hem de hemorajik inme patogenezinde kronik ve akut inflamasyonun merkezi rol oynadığı kesinleşmiştir. Aterosklerozdan başlayarak beyin dokusunda oluşan hasar ve ardından gelişen nöroinflamasyon, nöron kaybı, ödem ve ağrıyı tetikleyerek klinik seyri belirler. Bu nedenle inflamasyonu baskılamak, inme korunmasında ve sonrasındaki iyileşme sürecinde temel hedef haline gelmiştir.
Ateroskleroz, kendisi kronik inflamatuar bir süreçtir. LDL partiküllerinin damar duvarında birikmesi, makrofaj aktivasyonu ve plak oluşumu ile ilerleyen bu süreç, proinflamatuar sitokinlerin (IL-6, TNF-α, CRP) salınımını artırır. Obezite, diyabet, metabolik sendrom ve yüksek homosistein düzeyleri, damar çeperlerinde pıhtı oluşumuna uygun zemin hazırlayarak inme riskini artırır.
Anti-inflamatuar beslenme, inflamatuvar kaskadı kırarak hem inmeden korunmada hem de sonrasındaki iyileşme sürecinde kritik rol oynar. Bu alanda en güçlü kanıta sahip beslenme modeli Akdeniz diyetidir. Zeytinyağı, IL-6 ve CRP düzeylerini düşürerek endotelyal fonksiyonu korur. Omega-3 yağ asitleri (somon, sardalya, ceviz, keten tohumu), nöroinflamasyonu azaltır. Tam tahıllar, baklagiller ve renkli sebze-meyveler, yüksek polifenol ve antioksidan içeriğiyle serbest radikalleri süpürür, barsak florasını düzenler. Düşük kırmızı et tüketimi, TMAO (trimetilamin-N-oksit) düzeylerini sınırlayarak plak birikimini yavaşlatır.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, barsak mikrobiyotasındaki dengesizliğin (disbiyoz) sistemik inflamasyonla doğrudan ilişkili olduğunu göstermiştir. Lifli diyet (tam tahıl, baklagil, sebze-meyve) tüketimi, barsak bakterileri tarafından kısa zincirli yağ asitleri olarak bilinen asetat, propiyonat ve butirat üretimini artırır. Bu metabolitler: bağırsak epitel hücrelerinin bütünlüğünü korur, sistemik dolaşıma lipopolisakkarit geçişini azaltarak endotoksemi riskini düşürür, anti-inflamatuar sitokin salınımını uyarır. Kısa zincirli yağ asitleri inme öncesi kronik inflamasyonun baskılanmasında ve sonrasındaki nöroinflamasyonun sınırlanmasında önemli rol oynar.
B Vitaminleri, Homosistein ve İnflamasyon
Homosistein, metionin adlı esansiyel bir amino asitin metabolik yolda oluşturduğu bir amino asittir. Yani vücutta doğal olarak üretilen, ancak protein yapısına katılmayan bir ara metabolittir. Fazlası toksiktir; yüksek düzeylerde kaldığında endotelyal disfonksiyon, oksidatif stres, tromboz eğilimi ve nörodejenerasyon yaratır. Bu nedenle kardiyovasküler hastalıklar (ateroskleroz, inme, miyokart infarktüsü) ve nörolojik bozukluklar ile güçlü biçimde ilişkilidir. Homosistein, B6, B12 ve folik asit gibi vitaminler ile detoksifiye edilir. Bu vitaminlerin eksikliğinde plazma düzeyleri yükseltir. Taze sebze, meyve ve baklagillerden alınan B vitaminleri, homosistein düzeylerini düşürerek damar içi inflamasyonu azaltır.
Bir rehabilitasyon hekimi olarak özellikle inme ile gelen hastalarda homosistein düzeylerine baktığımda bazı hastalarda yüksek olduğunu görmekteyim. Pek çok faktör inmeye neden olabilir ancak engellenebilir bir risk faktörü olarak homosistein yüksekliği de önemlidir. Hızlı hayat koşulları, dengesiz ve yetersiz beslenme, batı tarzı beslenme dediğimiz doymuş yağ asitlerinden zengin endüstriyel paketli gıdalarla beslenmenin sonuçları olarak gördüğümüz bu duruma bu makale ile dikkat çekmek istedim. Beslenme yetersizliğinde bu vitaminlerin düzeyine bakarak eksiklik yerine konulabilir. Ancak her makalemde söylediğim gibi mutlaka bu takviyeler hekim kontrolünde alınmalıdır. Vitamin fazlalıkları eksiklikleri kadar zarar verici olabilir.
İyi hafta sonları