Son yıllarda aralıklı oruç yani IF (Intermittent Fasting) beslenme modeli oldukça popüler hale geldi. Kimileri sabah kahvaltısını kaldırıyor, kimileri 16 saat aç kalıyor, kimileri ise bunu mucize yağ yakımı gibi görüyor. Aslında burada önce şunu netleştirmek gerekir. IF diyeti bir mucize metabolizma yöntemi olmaktan ziyade öğün zamanlamasını değiştiren bir beslenme modelidir.
Eğer yaşam şekliniz buna uygunsa, uzun açlık sizi zorlamıyorsa ve bu sistemi sürdürebiliyorsanız kilo vermenize yardımcı olabilir. Ancak burada çoğu kişinin gözden kaçırdığı önemli bir nokta vardır; IF diyeti yaptığınız için değil, çoğu zaman toplam kaloriyi azalttığınız için kilo verirsiniz.
Örneğin siz daha önce günde 4 öğün beslenen biriydiniz ve her öğünde yaklaşık 500 kalori alıyordunuz. Bu durumda günlük toplam 2000 kcal alıyordunuz. Daha sonra IF modeline geçtiniz ve öğün sayınızı 2’ye düşürdünüz. Bu süreçte her öğünde 700 kalori yediniz diyelim. Gün sonunda toplam 1400 kcal almış oldunuz. Aradaki 600 kalorilik fark organizmada bir kalori açığı oluşturduğu için zamanla kilo kaybı yaşarsınız. Yaklaşık 7000 kalorilik açık da ortalama 1 kg kayıp anlamına gelir. Yani birçok kişide olayın temel mantığı IF’in sihirli etkisinden ziyade oluşan enerji açığıdır.
Ama burada asıl önemli konu kişinin önce kendi yaşam modelini anlamasıdır. Çünkü herkesin açlık toleransı, yeme davranışı, hareket düzeyi, uyku düzeni ve günlük yaşam temposu farklıdır. Bazı kişiler uzun süre aç kaldığında kendini iyi hissederken, bazı kişilerde akşam yeme atakları, tatlı krizleri, kontrolsüz yeme davranışı veya halsizlik ortaya çıkabilir. Bu yüzden sadece popüler olduğu için bir sistemi uygulamak her zaman doğru sonuç vermeyebilir.
Kişiye göre beslenmek, kişinin sadece sevdiği besinleri veriyorum demek değildir. Asıl amaç; yaşam şeklini zorlaştırmadan sürdürülebilir bir düzen oluştururken, organizmanın ihtiyaç duyduğu enerji, protein, vitamin, mineral ve diğer gerekli besin ögelerini doğru yerde ve doğru miktarda kullanabilen bir sistem oluşturmaktır. Çünkü diyet yapmak sadece aç kalmak değildir. Organizma uzun süre sadece kısıtlamayla yönetildiğinde bir süre sonra hem psikolojik hem metabolik olarak zorlanabilir.
Benim danışanlarıma önerim ise özellikle gece çok geç saatlerde yeme alışkanlığını mümkün olduğunca azaltmaları yönünde oluyor. Çünkü organizma sadece gündüz çalışan bir sistem değildir; gece de bağırsaklar, hormonlar, hücresel onarım mekanizmaları ve metabolik süreçler kendi düzeninde çalışmaya devam eder. Çok geç saatlerde ağır yemek yemek bazı kişilerde sabah şişkinliği, hazımsızlık, reflü, bağırsak tembelliği ve yorgun uyanma hissini artırabiliyor. Özellikle biyolojik ritim açısından baktığımızda organizma geceyi sürekli sindirimle geçirmek yerine biraz dinlenme ve onarım sürecine ayırmak isteyebiliyor. Bu yüzden IF yapan veya yapmayan fark etmeksizin, yaşam düzeni uygunsa akşam yemeğini çok geçe bırakmamak birçok kişide sindirim ve uyku kalitesi açısından daha konforlu bir süreç oluşturabiliyor.
Ancak bu da herkes için aynı şekilde uygun olmak zorunda değildir. Kimi birey gece çalışan bir düzende yaşar, kimi çok erken saatlerde güne başlar, kimi ise uzun açlıklarda psikolojik veya fizyolojik olarak zorlanabilir. Burada önemli olan sürdürülebilir ve kişinin yaşamına uyum sağlayabilen bir model oluşturabilmektir.
Diyetisyen olarak özellikle belirtmek istediğim şey; kilo vermeyi çok karmaşık hale getirmeden, kendi yaşam modelinize uygun hale getirmek gerekir. IF diyeti, ketojenik diyet veya başka bir sistemleri deneyip sonuç aldıysanız bunun temel nedeni çoğu zaman oluşturduğunuz kalori açığıdır. Ama sadece kilo vermeye odaklanmak da yeterli değildir. Hücrelerinizin ihtiyaç duyduğu enerjiyi, proteini, vitamini, minerali ve kaliteli besin ögelerini de doğru şekilde vermek gerekir. Çünkü organizma sadece tartıdaki rakamdan ibaret değildir. Amaç yaşam kalitesini düşürmeden, metabolizmayı yormadan, hücre sağlığını destekleyerek sürdürülebilir şekilde beslenebilmektir. Sağlıklı günler dilerim…