Bilimsel araştırmalar, insanların hediyenin fiyatından çok, kendilerini ne kadar anlaşılmış hissettiklerine önem verdiklerini göstermektedir. Hediyeleşme üzerine yapılan çalışmalar, doğru seçilmiş bir hediyenin kişiler arasındaki duygusal bağı güçlendirdiğini, karşılıklı güveni artırdığını ve hem veren hem de alan kişide mutluluk duygusu oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle hediyeyi veren kişinin alıcının ihtiyaçlarını, ilgi alanlarını ve kişiliğini dikkate alması, ilişkinin niteliğini güçlendiren önemli bir etkendir.
Bu noktada şu soru önem kazanıyor: Doğru hediye nasıl bulunur?
Kanaatimce doğru hediye, pahalı olan değil; karşı tarafın hayatına dokunabilen hediyedir. Yıllardır aradığı bir kitap, çocukluğunu hatırlatan bir fotoğraf, el emeğiyle hazırlanmış küçük bir not ya da birlikte geçirilen zamanı hatırlatan bir obje… Bunların her biri, binlerce liralık ama ruhsuz bir hediyeden daha kıymetli olabilir.
İslam dininde de hediyeleşmenin özel bir yeri vardır. Peygamber Efendimizin hediyeleşmeyi teşvik ettiği bilinmektedir. “Birbirinize hediye veriniz; çünkü hediye kalplerdeki kırgınlıkları giderir” buyurduğu aktarılır. Ayrıca kendisinin hediyeleri kabul ettiği ve karşılık verdiği de nakledilmektedir.
Hediye karşılıksızdır, sevgi üretir. Tarih boyunca birçok toplumda menfaat elde etmek amacıyla verilen sözde hediyeler hoş karşılanmamıştır.
Bir başka soru da şudur: Hediye ne zaman verilmelidir?
Elbette doğum günleri, evlilik yıldönümleri, mezuniyetler veya özel başarılar hediye için güzel fırsatlardır. Ancak bana göre en etkili hediyeler takvimde yazmayan günlerde verilenlerdir. İnsan beklemediği anda hatırlandığını gördüğünde daha derin bir duygusal etki yaşar. Bu nedenle sürprizin ayrı bir değeri vardır. Fakat sürpriz yapmak uğruna kişinin ihtiyaçlarını ve tercihlerini göz ardı etmek de doğru değildir.
Her doğum gününde ya da her evlilik yıldönümünde mutlaka hediye almak gerekir mi? Bunu bir görev listesine dönüştürmek hediyeleşmenin ruhunu zedeleyebilir. Çünkü ritüeller önemlidir ama samimiyet daha önemlidir. Bazen içten yazılmış birkaç satır, pahalı bir paketten daha çok anlam taşır.
Hediyeleşme konusunda günlük hayatta sıkça karşılaşılan bazı durumlar da üzerinde düşünmeye değerdir. Örneğin yeni bebek sahibi olmuş bir aileye hediye alınırken çoğu kişi kararsız kalır: Hediye bebeğe mi alınmalıdır, anne-babaya mı? Oysa doğumla birlikte hayatı en fazla değişen kişiler çoğu zaman ebeveynlerdir. Bebek için alınan kıyafetler, oyuncaklar veya bakım ürünleri elbette değerlidir; ancak annenin ihtiyaç duyduğu bir destek paketi, babanın işini kolaylaştıracak pratik bir araç ya da ebeveynlerin birlikte kullanabileceği bir hediye de aynı derecede anlamlı olabilir. Çünkü bazen hediye, ihtiyaç duyulan yükü biraz olsun hafifletmektir.
Benzer şekilde öğrencilerin öğretmenlerine hediye seçerken zorlandıkları görülür. İçten yazılmış bir teşekkür mektubu, öğrencinin kendi yaptığı küçük bir çalışma, anlamlı bir kitap ayracı veya öğretmenin ilgi alanına uygun mütevazı bir armağan çoğu zaman çok daha kıymetli bulunur. Çünkü öğretmenler için en değerli hediye, emeklerinin karşılık bulduğunu hissedebilmektir.
Eşler arasında yaşanan hediye krizlerinin temelinde ise çoğu zaman hediyenin kendisi değil, hediyenin taşıdığı anlam yatar. Bir taraf, "Beni yeterince tanımıyor" duygusuna kapılabilir; diğer taraf ise verdiği emeğin görülmediğini düşünebilir. Bu nedenle eşler arasında hediyeleşmede asıl mesele karşı tarafın beklentilerini, ilgi alanlarını ve sevgi dilini anlayabilmektir.
Peki evde yapılmış bir kurabiye ya da reçel hediye sayılır mı? Kanaatimce sayılır; hem de çoğu zaman çok değerli bir hediyedir. Çünkü bu tür hediyelerde zaman, emek ve kişisel ilgi vardır. İnsanlar kendileri için vakit ayrıldığını hissettiklerinde hediyenin manevi değeri artar. Nitekim birçok kültürde ev yapımı ikramlar dostluğun ve samimiyetin göstergesi olarak kabul edilir.
Peki evde kullandığınız bir eşyanın paketlenip hediye olarak götürülmesi uygun olur mu? Bunun cevabı eşyanın niteliğine bağlıdır. Eğer söz konusu eşya temiz, bakımlı, değerini koruyan ve karşı tarafın gerçekten işine yarayacak bir nesneyse bu bir hediye olabilir. Özellikle kitaplar, koleksiyon parçaları veya manevi değeri olan bazı eşyalar ikinci el olmalarına rağmen anlamlı hediyeler hâline gelebilir. Ancak yalnızca evde fazlalık olduğu için elden çıkarılmak istenen bir eşyanın hediye olarak sunulması, hediyenin taşıması gereken özen ve düşünce duygusunu zedeleyebilir.
Bir sağlıkçı akademisyen gözüyle bakıldığında hediyeleşmenin sağlıkla da yakından ilişkili olduğu görülür. İnsan sosyal bir varlıktır. Aidiyet hissi, kabul edilme duygusu ve sosyal bağların güçlenmesi psikolojik iyilik halinin temel bileşenlerindendir. Araştırmalar, anlamlı sosyal etkileşimlerin stres düzeyini azalttığını, yalnızlık hissini hafiflettiğini ve yaşam doyumunu artırdığını göstermektedir. Hediyeleşme de bu sosyal bağları görünür kılan sembolik bir davranıştır. Kimi zaman küçük bir hediye, kişiye “Seni görüyorum, seni önemsiyorum” mesajı verir. Psikolojik açıdan bunun değeri ölçülemeyecek kadar büyüktür.
Hediyeleşmenin bir de kültürel boyutu vardır. Çünkü hediyenin anlamı yalnızca bireyler arasında değil, toplumlar arasında da farklılık gösterebilmektedir. Bizim de içinde bulunduğumuz Şark kültürlerinde hediye, çoğu zaman ilişkinin ve toplumsal bağların bir göstergesi olarak görülür. Misafirliğe giderken eli boş gitmemek, bayramlarda çocuklara harçlık veya küçük armağanlar vermek, yeni ev alanı ziyaret etmek gibi gelenekler bu anlayışın ürünüdür. Hediye burada yalnızca bir eşya değil; saygının, vefanın, hatırlamanın ve aidiyetin sembolüdür. Hatta kimi zaman hediyenin kendisinden çok, ziyaret edilmek ve hatırlanmak önem taşır.
Batı kültürlerinde ise hediyeleşmenin daha bireysel tercihler ve kişisel sınırlar çerçevesinde şekillendiği görülmektedir. Hediye seçiminde kişinin bireysel zevklerine uygunluk ön plana çıkarken, bazı toplumlarda hediye vermek için mutlaka özel bir gün veya belirli bir neden bulunması beklenebilir. Buna karşılık bizim kültürümüzde çoğu zaman herhangi bir sebep olmaksızın yapılan bir ziyaret sırasında götürülen küçük bir ikram bile hediye olarak kabul edilir. Bu nedenle aynı hediye farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıyabilir.
Ancak hangi kültürde olursa olsun değişmeyen bir gerçek vardır: Hediyeleşme insanların birbirlerine değer verdiklerini göstermelerinin evrensel yollarından biridir. Biçimleri değişse de insanların görülmek, hatırlanmak ve önemsenmek istemeleri ortak bir insanlık deneyimidir. Bu nedenle hediyeleşme, kültürler arasında farklı renkler taşısa da özünde insanları birbirine yaklaştıran ortak bir ilişki dilidir.
Sonuç olarak hediye, bir nesneden çok bir mesajdır. En makbul hediye, karşımızdaki insanın kalbine değebilen hediyedir. Fiyatı değil, düşüncesi hatırlanır. Çünkü insanlar çoğu zaman kendilerine ne verildiğini değil, verilirken kendilerine nasıl hissettirildiğini unutmazlar.