Günümüzde insanlar iş hayatı, sosyal yaşam ve benzeri yoğunluklar içinde sağlığını çoğu zaman ikinci plana atıyor. Oysa farkında olunmayan gerçek şu: Hayatın temposuna ayak uydurmamızı sağlayan, tüm yükü taşıyan en temel unsur sağlığımızdır. Onu erteledikçe aslında kendi gücümüzü zayıflatırız.
İnsan vücudunda herhangi bir süreç bozulduğunda, bunu çoğunlukla basit belirtilerle haber verir. Zamanında bir hekime başvurulmaz ve gerekli tedavi yapılmazsa bu basit işaretler ciddi sorunlara dönüşebilir. Baş ağrısı, halsizlik, dikkat dağınıklığı gibi şikâyetler bunun en bilinen örnekleridir. Buna rağmen birçok kişi kendini iyi hissetmediği hâlde bu durumu görmezden gelerek hayatına devam eder ya da geçici çevresel etkilere bağlar.
Günlük yaşamda hastalık belirtilerinin çoğu ya önemsenmez ya da başkalarına yazılmış ilaçlar düşünmeden tavsiye edilir. “Yorgunluktandır, dinlen geçer”, “Bende de vardı, şunları yap düzelir”, “Doktora gitmeye gerek yok, bu ilaçları al yeter” gibi cümleler sıkça duyulur. Oysa bu yaklaşım, erken teşhisle kolayca tedavi edilebilecek bir rahatsızlığın, gecikme nedeniyle tedavisi zor ya da imkânsız bir hastalığa dönüşmesine yol açabilir. Özellikle onkolojik, kronik ve enfeksiyonel hastalıklar bu durumun en çarpıcı örnekleridir.
Bir başka önemli nokta da şudur: Bazen hiçbir hastalığı olmayan bir kişi, psikolojik olarak kendini hasta hissedebilir. Bu durumda bilinçsizce yapılan davranışlar, sağlıklı bir vücudu gerçekten hasta edebilir. Bu nedenle yalnızca belirtilere bakarak, herhangi bir hekim önerisi olmadan ilaç kullanmak doğru değildir.
Unutmamak gerekir ki insan vücudu yapısal olarak benzerlikler taşısa da yaşadığımız çevre, beslenme biçimimiz ve günlük düzenimiz farklıdır. Bu yüzden hastalıkların önlenmesi ve tedavi süreçleri de kişiye göre değişir.
Gecikmeler, bir insanın hayatını riske atabilir. Vücudumuz bizi asla terk etmeyen, her zaman bizimle olan en değerli varlığımızdır ve onun sağlığını korumak önceliğimiz olmalıdır. Bu tür durumların yaşanmaması için toplum olarak tıbbi olmayan tedavi yöntemlerinden uzak durmalı, bunları ne kendimiz uygulamalı ne de başkalarına önermeliyiz.
Tıp her geçen gün gelişiyor. Ancak düşünce yapımızı geliştirmez, belirtileri ciddiye almaz ve zamanında önlem almazsak, hiçbir yenilik tek başına yeterli olmaz. Sağlığınızı “boş ver, geçer” diyenlere değil; sizi iyileştirmek için bilgi ve emeğini ortaya koyan sağlık çalışanlarına emanet edin.