Gençlerde Kısırlığın Artması Ve Önleme Yöntemleri

Kısırlık, bir çiftin bir yıl boyunca düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen gebelik elde edememesi olarak tanımlanıyor. Bu tanım, daha önce hiç gebelik yaşanmamış olmasını şart koşmuyor; bazı ailelerde ikinci kez çocuk sahibi olamama durumu da kısırlık başlığı altında değerlendiriliyor. Sorun yalnızca kadınlara ya da yalnızca erkeklere ait değil. Çoğu zaman iki tarafı da ilgilendiren, iç içe geçmiş nedenlerle ortaya çıkıyor.

Kadınlarda kısırlık genellikle yumurtalıkların ve rahmin sağlıklı biçimde çalışmamasıyla ilişkilidir. Yumurta döllenmiş olsa bile rahmin iç tabakası embriyoyu kabul edemeyebilir ve gebelik devam edemez. Bazen de yumurtalıklar yeterli ya da sağlıklı yumurta üretemez. Bu tablonun arkasında otoimmün hastalıklardan doğuştan gelen üreme sistemi sorunlarına, kanser tedavilerinden pıhtılaşma bozukluklarına kadar çok sayıda neden bulunabilir. Diyabet, aşırı kilo ya da aşırı zayıflık, yumurtalık kistleri ve polikistik over sendromu gibi durumlar da bu süreci olumsuz etkileyen başlıca faktörler arasında yer alır.

Erkeklerde ise kısırlık daha çok spermin sayısı, hareketliliği ve yapısal özellikleriyle ilgilidir. Doğuştan gelen bazı sorunlar, kemoterapi, hipofiz bezi hastalıkları, testosteron eksikliği, enfeksiyonlar ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların yol açtığı hasarlar bu alanda belirleyici olabilir. Çocuklukta geçirilen kabakulak, obezite, uzun süre kullanılan bazı ilaçlar ve sigara ile uyuşturucu kullanımı da erkek üreme sağlığını doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer alır.

Son yıllarda dikkat çeken nokta, kısırlığın giderek daha genç yaşlarda karşımıza çıkmasıdır. Bunun yalnızca tıbbi nedenlerle açıklanamayacağı artık daha net görülüyor. Günlük yaşamın temposu, beslenme alışkanlıkları ve stres düzeyi bu artışta önemli rol oynuyor. Sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı hormonal dengeyi bozarak üreme sistemini sessizce yıpratıyor.

2025 yılında Nature dergisinde yayımlanan bir çalışma, bu tabloya yeni bir boyut ekledi. Araştırmaya göre çevresel etkenler ve yaşam tarzı, 30 yaş altındaki erkeklerin spermlerinde bazı hastalığa yol açabilen genetik mutasyonların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bu mutasyonlar sperm üretimi sırasında avantaj kazanarak daha hızlı çoğalıyor ve zamanla spermin sayısını, hareketliliğini ve şeklini bozuyor. Bazıları döllenmeyi engelliyor, bazıları embriyonun sağlıklı gelişimini zorlaştırıyor, bazıları ise düşük riskini artırıyor. Yaş ilerlemeden bile erkeklerde kısırlık riskinin artabilmesi, bu bulgularla daha anlaşılır hâle geliyor.

Bugünün gençleri daha iyi bir yaşam kurma çabasıyla çoğu zaman sağlığını ikinci plana itiyor. İş güvencesi kaygısı, gelecek belirsizliği ve yoğun tempo, stresi hayatın merkezine yerleştiriyor. Fiziksel aktivitenin faydası tartışılmaz; ancak özellikle kilo nedeniyle baskı gören gençlerde görülen aşırı ve kontrolsüz egzersiz programları da başka sorunlara kapı aralayabiliyor. Yeterli kalori alınmadan yapılan yoğun spor, vücutta ciddi bir enerji açığı ve fizyolojik stres yaratıyor. Kortizol düzeyinin artması, üreme hormonlarını yöneten sistemin baskılanmasına yol açabiliyor. Bu durum kadınlarda yumurtlamayı bozarken, erkeklerde sperm üretiminin kalitesini düşürebiliyor. Buna son yıllarda genç yaşta başlayan sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı eklendiğinde, LH ve FSH gibi üreme için kritik hormonların dengesi de bozuluyor.

Öte yandan, aşırı hareket kadar hareketsizlik de üreme sağlığı açısından sorunlu. Uzun süre oturarak geçirilen bir yaşam, hormonal dengeyi sarsabiliyor ve gebelik şansını azaltabiliyor. Hareketsizlik obeziteye zemin hazırlıyor; bu da insülin direnci ve polikistik over sendromu gibi yumurtlama bozukluklarının görülme ihtimalini artırıyor. Kan dolaşımının zayıflamasıyla birlikte D vitamini düzeylerinin düşmesi de tabloya eşlik edebiliyor.

Erkekler açısından bakıldığında, uzun süre oturmanın ayrı bir etkisi var. Testislerin sağlıklı sperm üretebilmesi için vücut sıcaklığından birkaç derece daha serin bir ortamda bulunması gerekir. Saatlerce oturmak, bu dengeyi bozarak testis ısısını artırır ve sperm üretiminin kalitesini düşürür. Artan vücut ağırlığı ve buna bağlı testosteron düşüşü de süreci daha da zorlaştırır. Son 50 yılda toplum genelinde testosteron seviyelerinde düzenli bir azalma olduğu yönündeki veriler, bu tabloyu destekler niteliktedir. Buna bir de cep telefonlarının uzun süre ceplerde taşınmasıyla ortaya çıkan elektromanyetik radyasyon maruziyeti eklendiğinde, sperm sayısı ve hareketliliği üzerindeki olumsuz etkiler daha da belirginleşmektedir.

Tüm bunlar, kısırlığın giderek daha çok yaşam tarzıyla bağlantılı bir sorun hâline geldiğini gösteriyor. Gençlerin sağlığını koruması, zararlı alışkanlıklardan uzak durması, ne aşırıya kaçan ne de tamamen hareketsiz bir yaşam sürmesi büyük önem taşıyor. Stresi yönetebilmek ve bedeni dinlemek de bu sürecin parçası. Erken dönemde yapılan kontroller ise çoğu zaman gözden kaçan sorunların zamanında fark edilmesini sağlayabilir. Genç kızlarda ergenliğin normal seyrinin izlenmesi, erkeklerde ise sperm analizi ve hormon düzeylerinin değerlendirilmesi, gelecekte çocuk sahibi olma şansını artırabilecek önemli adımlar arasında yer alır.