Ertelemenin Anatomisi: Tıpta Procrastination Gerçeği

Stres, Mükemmeliyetçilik ve Bitmeyen Yapılacaklar Listesi Arasında Bir Gerçeklik

Tıp eğitimi, yoğun bilgi yükü, uzun çalışma saatleri ve sürekli performans beklentisi ile bilinen bir süreçtir. Bu yoğunluk içerisinde birçok tıp öğrencisi ve hekim, yapılması gereken görevleri geciktirme eğilimi gösterebilir. Halk arasında “üşengeçlik” ya da “son ana bırakma alışkanlığı” olarak tanımlanan bu durum, bilimsel literatürde “procrastination” “erteleme “olarak adlandırılır.

Procrastination, bireyin yapması gereken bir işi bilerek ve isteyerek geciktirmesi, bu gecikmenin olumsuz sonuçlar doğuracağını bilmesine rağmen davranışını sürdürebilmesi ile karakterizedir. Bu yönüyle basit bir zaman yönetimi sorunu değildir. Bilişsel, duygusal ve davranışsal bileşenleri olan kompleks bir süreçtir. Tıp fakültesi öğrencileri arasında yapılan çalışmalar, ertelemenin oldukça yaygın olduğunu ve akademik performans, mental sağlık ve yaşam kalitesi üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu göstermektedir.

Procrastination çoğu zaman tembellikle karıştırılır. Ancak bu iki kavram arasında önemli farklar vardır. Tembellik, motivasyon eksikliği ve eyleme geçme isteğinin olmaması iken procrastination, yapılması gereken işin farkında olunmasına rağmen, işi erteleyerek kısa vadeli rahatlama tercih edilmesidir. Procrastination’da birey genellikle, yapması gereken işi bilir, o işi yapmak ister, ancak o anki rahatsızlık hissinden kaçınmak için ertelemeyi seçer. Bu nedenle procrastination, bir tür duygusal düzenleme problemi olarak da değerlendirilmektedir.

Tıp öğrencileri ve hekimlerde procrastination’ın daha sık görülmesinin birkaç önemli nedeni olduğu düşünülmektedir. Aşırı iş yükü bunlardan biridir. Yoğun ders programı ve teorik bilgi, klinik sorumluluklar, sürekli sınav ve değerlendirmeler bu iş yükünün ana bileşenleridir. Bu yoğunluk, bireyin görevleri “baş edilemez” olarak algılamasına neden olabilir. Bir diğer öne sürülen fikir mükemmeliyetçiliktir. Tıp eğitimi ve sonrasındaki uygulamalar, hataya yer olmayan bir alan olarak algılanır. Bu durum, “ya mükemmel yaparım ya hiç yapmam” düşüncesini ve başlamayı zorlaştıran bir baskıyı beraberinde getirir. Başarısızlık korkusu, “Yeterince çalışamadım” bahanesi ve gerçek performansla yüzleşmeyi geciktirme şeklinde ertelemeye zemin hazırlar. Sınavlar, staj değerlendirmeleri, sözlüler…
Bu sürekli değerlendirilme hali, kronik stres ve kaçınma davranışını artırabilir. Tıp eğitimi kültürü çoğu zaman, sürekli çalışma, uykusuzluk, “dayanıklılık” vurgusu üzerine kuruludur.

Bu kültür içerisinde procrastination çoğu zaman gizlenen, utanç duyulan konuşulmayan bir problem haline gelir. Oysa ki erteleme, bireysel bir zayıflık değil, sistemin yarattığı yükle baş etme biçimlerinden biridir.

Procrastiantion’ın bir de nörolojik ve psikolojik temelleri vardır. Bu durum, yalnızca bir davranış değil, beyindeki ödül ve kontrol mekanizmalarıyla yakından ilişkilidir. Limbik sistem, anlık haz ve rahatlama arayışı; prefrontal korteks, planlama, karar verme ve özdenetimden sorumludur. Procrastination durumunda limbik sistem baskın hale gelir. İç ses şunu söyler: “Şimdi biraz rahatlayayım, sonra yaparım.”

İnsan beyni, her zaman kısa vadeli ödülleri (telefon, sosyal medya), uzun vadeli kazançlara (sınav başarısı) göre daha güçlü şekilde tercih eder. Bu durum “temporal discounting” olarak tanımlanır. Anlık ödüller dopamin salınımını artırır. Bu da erteleme davranışını pekiştirir.

Araştırmalar procrastination ile birçok psikiyatrik durum arasında ilişki olduğunu göstermektedir. Anksiyete bozuklukları, depresyon, düşük özsaygı, tükenmişlik (burnout) bunlar arasında sayılabilir. Özellikle tıp öğrencilerinde procrastination, daha yüksek stres düzeyi, daha düşük akademik performans, uyku bozuklukları ile ilişkilidir. Bu durum bir kısır döngü oluşturur. Erteleme, stres, suçluluk, daha fazla erteleme şeklinde…

Procrastination her zaman patolojik değildir. Ancak bazı durumlarda klinik önem kazanır: Günlük işlevselliği bozuyorsa, akademik/mesleki performansı düşürüyorsa, yoğun suçluluk ve kaygıya neden oluyorsa psikiyatrik destek gerekebilir.

Peki, bu konuda bireysel olarak ne yapılabilir ?

Bunun için “Beş dakika kuralı” denen başlamak stratejisi önerilerden biridir. İşin tamamını düşünmek yerine, sadece beş dakika başlamak ve davranış aktivasyonu sağlamak önerilmektedir. Çünkü başlamak çoğu zaman en zor adımdır. Görevleri parçalamak diğer yapılabilecek bir öneridir. Örneğin “Bu kitabı bitirmeliyim” yerine, “Bugün beş sayfa okuyacağım” demek. Büyük görevler küçük parçalara bölündüğünde daha yönetilebilir hale gelir. Mükemmeliyetçiliğimizi azaltabiliriz. “Yeterince iyi” kavramını kabul etmek, ilk taslağın mükemmel olmak zorunda olmadığını bilmek iyi gelecektir. Dikkat dağıtıcıları azaltmak, telefonu uzaklaştırmak, çalışma ortamını sadeleştirmek önemlidir. Araştırmalar, kendine karşı sert olan bireylerin daha fazla procrastination eğilimi gösterdiğini ortaya koymuştur Kendine şefkat göstermek (self compassion) “Zorlanıyorum ve bu normal” ya da “Küçük adımlarla ilerleyebilirim” şeklinde düşünmek, davranış değişimini kolaylaştırır.

Procrastination, tıp öğrencileri ve hekimler arasında yaygın, çok boyutlu ve çoğu zaman göz ardı edilen bir davranıştır. Basit bir tembellik olarak değerlendirilmesi, bu sorunun anlaşılmasını ve çözümünü zorlaştırmaktadır. Erteleme davranışı, duygusal düzenleme, nörobiyolojik süreçler ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıkar. Özellikle tıp eğitiminin yoğun ve yüksek beklenti içeren yapısı, bu davranışı daha belirgin hale getirmektedir. Bu nedenle procrastination ile mücadelede bireysel stratejilerin yanı sıra eğitim sisteminin yükünün gözden geçirilmesi, psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, açık ve yargılamayan bir iletişim ortamı oluşturulması önem taşımaktadır.

Procrastination ile baş etmek yalnızca “daha disiplinli olmak” meselesi değil, kendini anlamak, sınırlarını kabul etmek ve sürdürülebilir çalışma alışkanlıkları geliştirmekle ilgilidir. Mesele “yarın başlamak” değil, bugün küçük bir adım atabilmektir.