Ertelediğimiz Mutluluk Duygusu

"Atanırsam mutlu olacağım.”

“Çocuk sahibi olursam benden mutlusu olmayacak.”

“Zengin olayım, başka bir şey istemiyorum.”

“Çocuğum üniversite sınavında başarılı olduğunda dünyalar benim olacak.”

Çoğu zaman mutluluğu gelecekteki bir ana emanet ediyoruz. Mutlu olma duygusunu elde edeceğimiz bir başarıya, çıkacağımız bir basamağa ya da sahip olacağımız bir mal varlığına bağlıyoruz. Sanki ulaşmamız gereken bir durak varmış ve o durağa varmadan mutlu olamayacakmışız gibi düşünüyoruz.

Elbette hedeflerimize ulaştığımızda mutlu oluyoruz. Kazandığımız bir sınav, aldığımız diploma, başladığımız yeni bir iş ya da kurduğumuz aile bize büyük bir sevinç yaşatabiliyor. Ancak çoğu zaman bu mutluluk kalıcı olmuyor. Bir süre sonra zihnimiz yeni hedefler belirliyor ve bu kez mutluluğu başka bir şartın gerçekleşmesine bağlıyoruz. Böylece farkında olmadan kendimizi sonu gelmeyen bir bekleyişin içinde buluyoruz.

Belki de sorun, mutluluğu bir varış noktası olarak görmemizdir. Oysa hayat, ulaşılacak tek bir hedeften ibaret değildir. Hayat; emek vermek, öğrenmek, hata yapmak, düşmek, yeniden ayağa kalkmak ve yol boyunca biriktirilen küçük anlardan oluşur.

Aslında mutluluk yalnızca hedefe ulaştığımızda hissedilen bir duygu değildir; o hedefe doğru ilerlerken yaşadığımız anlam duygusunda da saklıdır. İçilen bir fincan kahvede, sevdiklerimizle edilen samimi bir sohbette, tamamlanan küçük bir işte ya da sadece gökyüzüne bakıp derin bir nefes alabildiğimiz sıradan bir günde de mutluluğu bulmak mümkündür.

Bu durum insan doğasına da yabancı değildir. İnsan, sahip olduklarına zamanla alışma eğilimindedir. Uzun zamandır hayalini kurduğumuz bir hedefe ulaştığımızda yaşadığımız sevinç, bir süre sonra gündelik hayatın sıradan bir parçasına dönüşebilir. Bir zamanlar hayalini kurduğumuz şeyler normalleşirken yerlerini yeni hedefler ve yeni beklentiler alır.

Bu nedenle insan, farkında olmadan mutluluğu sürekli geleceğe erteleyebilir ve içinde bulunduğu anın güzelliklerini gözden kaçırabilir. Belki de bu yüzden yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda bizi mutlu eden şeylerin yalnızca büyük başarılar olmadığını fark ederiz. Sınav sonucunu beklediğimiz günler, arkadaşlarımızla geçirdiğimiz vakitler, ailemizle paylaştığımız sofralar, çıktığımız yolculuklar ve sıradan sandığımız anılar hafızamızın en kıymetli köşelerinde yer eder. Çünkü hayat, çoğu zaman büyük dönüm noktalarından değil, küçük ama anlamlı anların birikiminden oluşur.

Hayat, başlamasını beklediğimiz bir süreç değil; tam da şu anda yaşadığımız andır. Mutluluğu sürekli geleceğe ertelemek yerine yolun kendisini sevebilmek ve içinde bulunduğumuz anın kıymetini fark edebilmek, insanın kendisine sunabileceği en değerli farkındalıklardan biridir.

Belki de gerçek mutluluk, ulaşmayı beklediğimiz yarında değil; fark etmeyi çoğu zaman unuttuğumuz bugünde saklıdır.