Televizyon, bilgisayar, tablet ve akıllı telefon gibi dijital cihazların yaygın kullanımı çocukların bilgiye erişimini kolaylaştırmakla birlikte, bu araçların kontrolsüz kullanımının çocukların fiziksel, bilişsel ve psikososyal gelişimleri üzerindeki etkileri önemli fikir ayrılıkları ortaya çıkarmıştır. Günümüzde medya ortamı yalnızca eğlence ve vakit geçirmek için değil, aynı zamanda sosyal iletişim, öğrenme ve dil gelişimi açısından da önemli bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte, özellikle erken yaşlarda yoğun medya maruziyeti çocukların ruhsal ve fiziksel gelişim süreçleri açısından çeşitli riskler barındırmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü, televizyon izleme veya dijital cihaz kullanımının 1-5 yaş arası çocuklarda günlük en fazla 1 saat ve 5 yaşın üzerindeki çocuklarda en fazla 2 saat ile sınırlandırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Araştırmalar, çocukların uzun süreli medya kullanımının fiziksel aktivite düzeylerinin azalmasına, sedanter yaşam tarzının gelişmesine ve buna bağlı olarak çocukluk çağı obezitesinin artmasına katkıda bulunabileceğini göstermektedir. Çocukluk çağı obezitesinin erişkin dönemde hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar gibi kronik sağlık sorunlarının önemli bir risk faktörü olduğu bilinmektedir. Ayrıca çocukların uzun süre ekran karşısında hareketsiz kalmaları, kas-iskelet sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilmekte ve özellikle büyüme çağında kifoz, skolyoz gibi duruş bozukluklarına yol açabilmektedir.
Medyanın çocuklar üzerindeki etkileri yalnızca fiziksel sağlık ile sınırlı değildir. Psikolojik ve davranışsal etkiler de önemli bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Özellikle şiddet içeren medya içeriklerinin çocukların saldırgan davranışlar geliştirmesinde rol oynayabileceği ve dikkat problemleri, düşük benlik saygısı ve duygusal sorunlarla ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Çocuklar erken gelişim dönemlerinde gerçek ile kurgu arasındaki ayrımı tam olarak yapamadıkları için medya içeriklerinde gördükleri davranışları model alma eğiliminde olabilirler. Bu durum özellikle televizyon programları, çizgi filmler ve video oyunlarında yer alan şiddet içeriklerinin çocuklar tarafından problem çözme yöntemi olarak algılanmasına yol açabilmektedir.
Dijital medya ortamlarının gelişmesiyle birlikte çocukların sosyal medya platformlarına erişimi de artmıştır. Sosyal ağlar çocuklara arkadaşlık kurma ve sosyal kabul görme fırsatları sunarken, aynı zamanda çevrim içi zorbalık, yabancılarla iletişim kurma ve kişisel bilgilerin paylaşılması gibi riskleri de beraberinde getirmektedir. Çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalar, çocukların önemli bir kısmının çevrim içi ortamda yabancılarla iletişim kurduğunu veya kişisel bilgilerini paylaştığını göstermektedir. Ayrıca siber zorbalık mağdurlarının depresyon ve intihar düşüncesi açısından daha yüksek risk altında olduğu bildirilmektedir.
Medya içerikleri çocukların tüketim davranışlarını da etkileyebilmektedir. Özellikle televizyon reklamları çocukların beslenme alışkanlıklarını şekillendirebilecek güçlü mesajlar içermektedir. Çocukların önemli bir bölümü her yıl binlerce reklam mesajına maruz kalmakta ve bu reklamların büyük bir kısmı yüksek kalorili ve düşük besin değerine sahip gıdaları teşvik etmektedir. Sekiz yaşın altındaki çocukların reklam ile program içeriğini ayırt etmekte zorlandıkları düşünüldüğünde, reklamların çocukların beslenme tercihleri üzerindeki etkisi daha da belirgin hale gelmektedir.
Bu bağlamda ailelerin ve özellikle ebeveynlerin rolü kritik önem taşımaktadır. Çocukların medya kullanım alışkanlıkları büyük ölçüde ebeveynlerin tutum ve davranışlarından etkilenmektedir. Ebeveynlerin medya araçlarına yönelik yaklaşımları, medya içeriklerini değerlendirme biçimleri ve medya kullanımına ilişkin koydukları kurallar çocukların medya ile kurdukları ilişkiyi şekillendiren temel faktörler arasında yer almaktadır. Bu nedenle medya okuryazarlığı kavramı, çocukların medya ortamında karşılaştıkları mesajları eleştirel biçimde değerlendirebilmeleri açısından önemli bir araç olarak kabul edilmektedir. Medya okuryazarlığı, bireylerin medya mesajlarını analiz edebilme, yorumlayabilme ve bu mesajların arkasındaki amaçları sorgulayabilme becerilerini kapsayan çok boyutlu bir kavramdır.
Türkiye’de çocukların medya kullanımına ilişkin veriler, medya araçlarının oldukça yaygın biçimde kullanıldığını göstermektedir. Ulusal veriler, çocukların önemli bir bölümünün cep telefonuna sahip olduğunu ve günlük televizyon izleme sürelerinin birkaç saate ulaşabildiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca çocukların önemli bir kısmının hangi programı izleyeceğine ve ne kadar süre televizyon izleyeceğine kendilerinin karar verdiği bildirilmektedir. Bu durum ebeveyn denetiminin ve rehberliğinin önemini daha da artırmaktadır.
Türkiye’de ebeveynlerin medya kullanımına yönelik tutumlarını ve medya okuryazarlığı düzeylerini değerlendirmek amacıyla Sağlık Bilimleri Üniversitesine bağlı üçüncü basamak bir sağlık kurumu olan hastanemizde, çocuk polikliniklerine başvuran 3–12 yaş arası çocukların ebeveynlerine anket uygulanarak medya kullanımına yönelik tutumları, çocukların medya kullanımının olası etkilerine ilişkin algıları ve medya okuryazarlığına yönelik davranışları bilimsel olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler, ebeveynlerin medya kullanımının çocuklar üzerindeki etkileri konusunda önemli ölçüde farkındalığa sahip olduklarını göstermektedir. Katılımcıların büyük çoğunluğu medya mesajlarının çocukları etkilediğini kabul etmekte ve uzun süreli televizyon izlemenin bilişsel gelişim üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini düşünmektedir. Bununla birlikte ebeveynlerin medya kullanımını düzenleme biçimlerinin çoğunlukla kısıtlayıcı nitelikte olduğu görülmektedir. Ebeveynlerin önemli bir bölümü medya içeriklerinin çocukların tüketim alışkanlıkları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini düşünmekte ve uygunsuz içeriklerin rapor edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Bununla birlikte ebeveynlerin medya içeriklerini çocuklarıyla birlikte değerlendirme, dijital araçları önceden inceleme veya medya mesajlarını birlikte analiz etme gibi daha aktif medya okuryazarlığı davranışlarını daha az sıklıkla uyguladıkları görülmektedir. Bu durum ebeveynlerin medya kullanımını daha çok kontrol ve sınırlama yoluyla düzenlediklerini, ancak çocukların medya içeriklerini eleştirel biçimde değerlendirmelerine yönelik rehberliğin daha sınırlı kaldığını düşündürmektedir.
Günümüzde çocukların medya kullanımını tamamen engellemek mümkün olmadığı gibi gerçekçi bir yaklaşım da değildir. Bunun yerine çocukların medya içeriklerini doğru biçimde yorumlayabilmelerini sağlayacak medya okuryazarlığı becerilerinin geliştirilmesi daha etkili bir strateji olarak görülmektedir. Ailelerin çocuklarla birlikte medya içeriklerini izlemeleri, bu içerikler hakkında konuşmaları ve özellikle şiddet veya reklam mesajlarının arkasındaki amaçları açıklamaları çocukların medya mesajlarını eleştirel biçimde değerlendirebilmelerine katkı sağlayabilir.
Sonuç olarak, çocukların kontrolsüz medya kullanımının fiziksel sağlık, psikolojik gelişim ve sosyal davranışlar üzerinde çeşitli olumsuz etkiler oluşturabileceği bilinmektedir. Bu nedenle çocukların medya kullanımının yalnızca süre açısından sınırlandırılması değil, aynı zamanda içerik açısından yönlendirilmesi ve medya mesajlarının eleştirel biçimde değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ebeveynlerin medya okuryazarlığı becerilerinin güçlendirilmesi, çocukların sağlıklı medya kullanım alışkanlıkları geliştirmelerinde temel bir rol oynayabilir. Bu doğrultuda pediatristler, eğitimciler ve politika yapıcıların ailelere yönelik medya okuryazarlığı eğitim programlarının geliştirilmesine katkıda bulunmaları çocuk sağlığının korunması açısından önemli bir adım olacaktır.