Diploma Enflasyonu, Beceri Açlığı

Türkiye’nin önünde artık ertelenemez bir eğitim meselesi var: Meslek liseleri güçlendirilmeli, üniversite eğitimi ise yeniden düzenlenmelidir.

Çünkü bugün acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir yanda sanayi, sağlık teknolojileri, savunma, tarım, enerji ve bilişim alanları nitelikli ara eleman arıyor. Diğer yanda milyonlarca genç, iş piyasasında karşılığı zayıf bölümlerde yıllarını geçiriyor. Bazı fakülteler ve yüksekokullar artık bilgi üretim merkezi olmaktan çok işsizliği, askerliği ve hayatla yüzleşmeyi erteleme alanına dönüşmüş durumda.

Bu cümle ağır gelebilir ama gerçek daha ağırdır.

Bir ülke herkesin üniversite diploması aldığı ama kimsenin torna, kaynak, bakım, yazılım destek, makine, tarım teknolojisi, elektrik, elektronik, otomasyon, sağlık teknikerliği, lojistik ve üretim süreçlerinde yeterince yetişmediği bir modele mahkûm edilemez.

Almanya bunu yıllar önce gördü. Gençleri yalnızca amfilere değil, fabrikalara, atölyelere, laboratuvarlara ve işletmelere yönlendirdi. İsviçre’de mesleki eğitim ikinci sınıf değil, birinci sınıf gelecek kapısıdır. Avusturya’da gençler üretimle erken yaşta tanışır. Singapur, “herkes aynı diplomayı alsın” demek yerine beceriye, yeniden eğitime ve hayat boyu öğrenmeye yatırım yaptı.

Bizim de meseleyi cesaretle konuşmamız gerekiyor.

Meslek liseleri yalnızca okul değil, ülkenin üretim karargâhlarıdır. Bu okullar cazip hale getirilmelidir. Başarılı öğrenciye burs verilmeli, mezuna istihdam garantisi sağlanmalı, işletmelerle gerçek ortaklık kurulmalı, öğretmenler sektörle birlikte güncellenmeli, atölyeler çağın teknolojisiyle yenilenmelidir.

Daha da cesur bir adım tartışılmalıdır: Stratejik alanlardaki meslek lisesi mezunlarına, belirli süre kendi alanında çalışma şartıyla askerlik muafiyeti ya da ciddi askerlik kolaylığı getirilebilir.

Bir genç savunma sanayisinde, enerji tesisinde, ağır sanayide, sağlık teknolojilerinde, kritik üretim alanlarında ülkesine katkı sunuyorsa, bu da bir tür millî hizmettir. Üniformayla yapılan hizmet ne kadar kıymetliyse, üretim hattında, bakım atölyesinde, laboratuvarda, sahada yapılan hizmet de o kadar kıymetlidir.

Üniversite tarafında ise sayı sarhoşluğundan kalite aklına geçilmelidir.

Her ile üniversite açmak, her ilçeye fakülte kurmak, her bölümü yaşatmak başarı olsa da asıl başarı; mezunun iş bulması, ülkeye değer katması, bilim üretmesi, teknoloji geliştirmesi ve toplumun gerçek ihtiyacına cevap vermesidir.

Kontenjanlar istihdam verilerine göre yeniden planlanmalıdır. Mezunlarının büyük bölümü işsiz kalan bölümler ya kapatılmalı ya dönüştürülmeli ya da kontenjanları radikal biçimde azaltılmalıdır. Uygulaması olmayan bölüm, sahayla bağı olmayan fakülte, piyasa karşılığı olmayan diploma gençlere umut değil, gecikmiş hayal kırıklığı verir.

Üniversite, askerlik erteleme kurumu değildir. Üniversite, işsizliği birkaç yıl sonraya taşıyan bekleme salonu da değildir. Üniversite, ülkenin akıl motorudur. Motor çalışmıyorsa, tabelanın büyüklüğü kimseyi kurtarmaz.

Türkiye’nin ihtiyacı diplomalı işsizler ordusu değil; becerili, üretken, özgüvenli, dünyayla rekabet edebilen gençlerdir.

Bugün yapılması gereken bellidir:

Meslek liseleri itibarlı hale getirilmeli.
Mesleki eğitim doğrudan istihdamla bağlanmalı.
Stratejik alanlarda çalışan gençlere askerlik kolaylığı sağlanmalı.
Üniversite kontenjanları iş gücü ihtiyacına göre yeniden düzenlenmeli.
İşsiz mezun üreten bölümler cesaretle masaya yatırılmalı.
Diploma değil, yetkinlik esas alınmalı.

Türkiye gençlerine yalnızca “oku” demek yetmez. Ne okuyacağını, neden okuyacağını, hangi beceriyle hayata katılacağını da göstermek gerekir.

Çünkü gelecek, diplomayı duvara asanların değil; bilgiyi, beceriyi ve emeği üretime dönüştürenlerin olacak.