Lia J. Zallar ve Maura B. Dupont imzalı derleme, 54 çalışmayı inceledi. Bunların 30’u beyin, 20’si kan, 4’ü ise hem beyin hem kan örneklerini değerlendirdi. Araştırmacılar, depresyonda beyin ve kanda benzer yönde değişen yüzlerce gen ifadesi ve metilasyon bulgusu saptandığını, bu ortak tablonun bazı genetik risk bölgeleriyle de kesiştiğini belirtti.
Çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, ortaya çıkan biyolojik kümelerin tek bir mekanizmaya işaret etmemesi oldu. Derlemeye göre depresyonda öne çıkan ortak yolaklar arasında nörogelişim, inflamasyon, transkripsiyonel düzenleme, apoptoz ve mitokondriyal işlevler yer alıyor. Bu da hastalığın tek cümlelik bir kimyasal açıklamaya sığmayacak kadar karmaşık olduğunu yeniden gündeme taşıdı.
Uzmanların bu tür bulgulardan çıkardığı temel sonuç, “depresyon serotoninle ilgisizdir” demek değil. JAMA Psychiatry’deki derleme de böyle bir hüküm kurmuyor. Makalenin mesajı daha çok şu noktada düğümleniyor: Depresyon, genetik ve çevresel etkileşimlerin rol oynadığı, farklı biyolojik sistemleri aynı anda etkileyebilen heterojen bir hastalık ve gelecekte kanda saptanabilecek biyobelirteçler hem hasta alt tiplerini ayırmada hem de tedavi hedeflerini belirlemede işe yarayabilir.
Araştırmacılar ayrıca bugün için depresyonda kesinleşmiş bir biyobelirteç ya da hassas tıp temelli standart tedavi yaklaşımı bulunmadığını vurguluyor. Bu nedenle mitokondri vurgusu, mevcut tedavi anlayışını bir gecede değiştiren nihai karar değil; daha çok depresyonun biyolojisini genişleten, yeni araştırma kapıları aralayan bir bulgu olarak görülüyor. Özellikle hücre tipine özgü ve daha az incelenmiş beyin bölgelerini kapsayan yeni çok katmanlı çalışmaların gerekli olduğu ifade ediliyor.