Dalgaların Peşinde: Hans Berger’in Hikâyesi

1873 yılında Almanya’da doğan Hans Berger, gençliğinde içine kapanık, düşünmeye eğilimli ve zihnin gizemlerine meraklı biriydi. Bir gün annesinin kitaplığında bilinç ile beden arasındaki ilişkiyi tartışan bir nöroanatomi kitabı buldu. Bu kitap onu derinden etkiledi; ruh ile beyin arasında ölçülebilir bir bağ olabileceği fikri zihnine yerleşti.

Yıllar sonra, Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşadığı bir olay bu düşünceyi neredeyse takıntı hâline getirecekti. Berger cephedeyken attan düşerek ölüm tehlikesi atlatır. Aynı günlerde kız kardeşi açıklayamadığı bir kaygıyla ailesine telgraf gönderir ve Berger’in başına bir şey gelmiş olabileceğinden korktuğunu söyler. Berger bunu “zihinsel bir sinyalin” iletilmesi olarak yorumlar. Bu deneyim, onun hayatının yönünü belirleyen bir dönüm noktası olur.

Tıp eğitimini tamamladıktan sonra Berger, Jena Üniversitesi’nde psikiyatri ve nörofizyolojiye yönelir. Başlangıçta beyin kan dolaşımını inceler. 1900’lerin başında köpek korteksinde yaptığı deneylerde elektriksel dalgalanmalar fark eder. O yıllarda bu gözlem neredeyse anlaşılmazdır; çünkü beynin elektriksel aktivite ürettiği fikri henüz bilim dünyasında yerleşmemiştir.

Yıllar süren sabırlı çalışmaların ardından 1924’te insan beyninin elektriksel aktivitesini kaydetmeyi başarır. Beş yıl boyunca bulgularından emin olmak için bekler ve 1929’da sonuçlarını yayımlar. Bugün “alfa ritmi” olarak bildiğimiz dalgaları tanımlar ve elektroensefalografiyi (EEG) bilim dünyasına kazandırır. Berger’e göre EEG, psikolojik süreçlerin beyindeki izlerini ortaya koyan bir pencereydi. Bu nedenle başlangıçta birçok meslektaşı onun fikirlerine kuşkuyla yaklaşır. Ancak zamanla farklı laboratuvarlarda da benzer bulgular elde edilir ve Berger EEG’nin öncüsü olarak tıp tarihinde yerini alır.

Ne var ki, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Berger genetik sağlık mahkemelerinde görev alır ve binlerce nörolojik ve psikiyatrik hastanın yaşamını geri dönülmez biçimde etkileyen politikaların bir parçası olur. Bu durum, onun bilimsel mirasına eşlik eden zor soruları da beraberinde getirir.

Berger insan zihnine hayrandı. Ne var ki kendi zihni huzur bulamaz. Yıllar boyunca ağır depresyonla mücadele eder. Meslektaşlarının anıları ve döneme ait belgeler, yaşamının son yıllarında giderek içine kapandığını gösterir. 1941 yılında, Jena’da yaşamına son verir.