Bir psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Biz çocuğumuza vurmadık, sadece bazen sesimiz yükseliyor.”
Oysa çocuk beyni, kelimelerin içeriğinden çok tonu, ritmi ve tekrarını kaydeder. Bağırmak, yetişkin için anlık bir öfke boşalması olabilir; çocuk içinse süreklilik kazandığında bir tehdit sinyaline dönüşür.
Çocuk beyni, hayatta kalmak üzere programlanmıştır. Henüz mantıkla değil, refleksle çalışır. Ses yükseldiğinde, kapılar sert kapandığında, evin atmosferi gerildiğinde çocuk şu soruyu sormaz:
“Annem şu an stresli mi?”
Onun beyni şunu sorar:
“Burada güvende miyim?”
Ve bu sorunun cevabı belirsizse, beyin savunmaya geçer.
Bağırmak, Beyin İçin Ne Anlama Gelir?
Beyindeki amigdala, tehlike algısından sorumludur. Yani yangın alarmıdır. Sürekli bağırmanın olduğu evlerde bu alarm sık sık çalar. Bir süre sonra beyin, gerçek tehlike ile sesli çatışma arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanır.
Bu çocuklarda sık gördüğümüz bazı durumlar vardır:
• Ani irkilme
• Aşırı tetikte olma
• Küçük uyaranlara büyük tepkiler
• Duygusal donukluk ya da tam tersi patlayıcı öfke
• “Hiçbir şey yokken” gelen kaygı
Bunlar şımarıklık değildir.
Bunlar öğrenilmiş hayatta kalma tepkileridir.
Çocuk Neden Sürekli Tetikte Yaşar?
Çünkü bağırma, çocuk için öngörülemezlik demektir.
Öngörülemezlik ise beyin açısından en yorucu stres türüdür.
Çocuk, “Ne zaman bağırılacak?” sorusuna cevap bulamaz. Bu yüzden beyin sürekli çevreyi tarar. Yüz ifadelerini okur, ses tonlarını analiz eder, ortamı koklar adeta. Oyun oynuyor gibi görünür ama zihni hep açıktır.
Bu durum uzun sürdüğünde çocuk dinlenemez.
Dinlenemeyen beyin gelişemez.
Bağıran Ebeveyn Kötü Müdür?
Hayır.
Ama bağırmanın etkisini küçümsemek, iyi niyeti yeterli sanmak da gerçekçi değildir.
Çoğu ebeveyn bağırır çünkü:
• Kendi çocukluğunda böyle öğrenmiştir
• Yorgundur
• Destek görmemiştir
• Duygularını düzenlemeyi kimse öğretmemiştir
Çocuklar anne babalarının sözlerini değil, duygu düzenleme biçimlerini miras alır.
Peki Ne Yapmalı?
Mükemmel ebeveynlik yoktur.
Ama onarım vardır.
Bağırdıysanız, susup devam etmeyin.
Çocuğun yanına gidin ve şunu söyleyin:
“Sesimi yükselttim. Bu senin suçun değil. Duygumu daha iyi yönetmeliydim.”
Bu cümle, çocuğun beyninde şunu öğretir:
“Tehlike geçti. İlişki bozulmadı.”
Psikolojik sağlamlık, hiç bağırmayan evlerde değil; bağırıldığında bile güvenin geri döndüğü evlerde gelişir.
Son Söz
Çocuklar bağırmayı kelime olarak değil, bedenlerinde duyar.
Ses yükseldiğinde, kalpleri hızlanır.
Ev sakinleştiğinde değil, ilişki onarıldığında rahatlarlar.
Unutmayalım:
Ev, çocuğun ilk dünyasıdır.
O dünyada sürekli alarm çalıyorsa, çocuk barışı değil, savaşı öğrenir.
Ve hiçbir çocuk, evinde savaşa hazır olmak zorunda kalmamalıdır.