Son yıllarda cinsiyet hoşnutsuzluğu (CH) olgularında anlamlı artışlar gözlemliyoruz. Cinsiyet değiştirme ameliyatı için mahkemeye müracaat eden olgu sayısı 2009–2025 arasında üç kattan fazla artmış durumda (1).
Özellikle ergen CH olgularında dramatik artışlar var. İnternet kökenli olduğu düşünülen yeni klinik formlar (hızlı başlangıçlı cinsiyet disforisi/rapid onset gender dysphoria) tanımlandı (2). Geçiş dönemindeki bu gençler yeterince takip edilmeden [cinsiyet kimlikleri stabil hâle gelmeden, ergenlik sürecini tamamlamadan] hormon kullanıyor ve ameliyat talep edebiliyor ve sonradan da pişman olabiliyorlar (3-5).
Bu konuda önemli yasal boşluklar var. Sağlık Bakanlığı bu boşlukların bir bölümünü (örneğin hormon kullanımı ile ilgili boşluğu) genelge ile giderdi ise de cinsiyet değiştirme sürecini düzenleyen yasalarda önemli boşluklar bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı Cinsiyet Değiştirme Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu olarak yaptığımız denetimlerde –yasal boşluklar nedeniyle meydana gelen- çok ciddi oranda etik, tıbbi ve yasal ihlallerin bulunduğunu tespit ettik. Bu yasal boşlukların giderilmesi ve yeni düzenlemelerin yapılması gerekiyor.
Bu yasal boşluklar tıbbi ihlallere neden olduğu gibi, hekimlik pratiğinde tanık olduğumuz dramatik vakalar da olmaktadır. Örnek kabilinden yalnızca bir tanesini nakledeyim:
Üç ay önce, 23 yaşında bir genç (erkek) ailesi ile birlikte bana başvurdu. Müracaat nedeni, penis ve testis nakli talebiydi. Çünkü üç yıl önce, yani 20 yaşındayken, cinsiyet hoşnutsuzluğu nedeniyle genital organlarını kendi kendine kesmişti (self-genital mutilation).
Cinsiyetinden memnun olmayan bu genç, internetten aldığı bilgiler ve yönlendirmelerle (ailesinin verdiği bilgiye göre o tarihte Almanya’dan birileriyle görüşüyormuş) penisini ve testislerini meyve bıçağıyla keserek klozete atmış. Bunun, disforisinden ve ruhsal sıkıntılarından kurtulmasını sağlayacağına, onu mutlu edeceğine inanıyordu. Çünkü bu, günümüzde bazı psikologlar tarafından telkin edilen bir propagandadır. Disforili gençler bu telkinler yüzünden ısrarla bu ameliyatları talep ediyor, çünkü ruhsal sorunlarından ancak bu şekilde kurtulacaklarını düşünüyorlar. Nitekim bu gencimize de, pek çok vakada olduğu gibi, [yeterince titiz bir değerlendirme yapılmadan] bir üniversite hastanesinin psikiyatri kliniğinde bu telkin edilmiş ve ameliyat önerilmişti. Ailesi, başka bir merkezden de görüş almak amacıyla oradan ayrılmış. Ancak bu telkin bu gencimize de yapılmış oldu; sonuçta bu gençler, ruhsal sıkıntılarından ancak bu şekilde kurtulacaklarına inandırıldıkları için ısrarla ameliyat talep ediyor ve cinsiyetlerini değiştirmeye çalışıyorlar (bu ameliyatlara aslında cinsiyet değişmiyor, İPTAL oluyor).
Bu düşüncelerle genital organlarını kesip atan ve yere yığılan genci, ablası kanlar içinde banyoda yerde buluyor. Ablası kısa bir şok evresinden sonra kendini toparlayarak 112’yi arıyor ve acil ambulans çağırıyor. Genç, acil servise götürülüyor ve gerekli müdahaleler yapılıyor.
Üç ay yoğun bakım ve hastane yatışının ardından hasta taburcu ediliyor. Ancak dram devam ediyor; hasta bilinci yerine gelir gelmez büyük bir pişmanlık yaşıyor ve genital organlarını geri kazanmak istiyor. Maalesef bu mümkün değil. Belki bazı dokular kullanılarak penise benzeyen bir fallus (falloplasti) yapılabilir, ancak testis nakli tıbbi ve etik olarak mümkün değil.
Hastaya ve ailesine, testis naklinin mümkün olmadığını ve sadece testis protezi takabileceğimi söylüyorum. Bu bilgiyle büyük bir üzüntüyle ayrılıyorlar.
Tabii bu süreçte testosteron üreten organ (testisler) alındığı için hastada osteopeni ve boyda kısalma gibi olumsuzluklar da başlıyor; aylık iğnelerle dışarıdan testosteron veriliyor. Bu ömür boyu böyle devam edecek, çünkü artık testosteron üreten bir organı yok.
Geri dönüşü olmayan tıbbi ve cerrahi müdahaleler için çok detaylı incelemelerin yapılması ve titiz bir değerlendirme sürecine ihtiyaç vardır. Cinsiyet kimlik gelişimi çocukluk döneminde başlar ise de ergenlik döneminin sonuna kadar devam etmektedir. Günümüzde ise ergenliğin 25’li yaşlara kadar uzadığını bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Cinsiyet kimliği ancak bu dönemin sonunda stabil hâle gelir. Özellikle orta ergenlik döneminde, yani 15–20 yaşlarda, geçici cinsiyet karmaşaları yaşanabilir. Biseksüel konfüzyon veya cinsiyet bocalaması olarak da nitelenen bu karmaşalar çoğunlukla geçicidir. Bu dönemde cinsiyetinden memnun olmayan gençleri hemen transseksüel olarak damgalamamak gerekir. Bu hoşnutsuzluk doğal seyirde genellikle ergenliğin sonunda yok olmakta ve birey kendi cinsiyetini kabul etmektedir. Nitekim Hollanda’da yapılan güncel bir araştırma da bunu teyit etmektedir; 2.772 ergenin takip edildiği bu araştırmada cinsiyet memnuniyetsizliği ergenliğin başlarında %11 iken, bu oran doğal seyirde yaşla birlikte azalmış ve son takibin yapıldığı 26 yaşlarda %4’e gerilemiştir. Semptomlar vakaların %78’inde tamamen kaybolmuş, %19’unda azalmış iken sadece %2’sinde artmıştır. Cinsiyet memnuniyetsizliğindeki gerileme vakaların dörtte birinde 18 yaşından sonra gerçekleşmiştir (6).
Bu veriler, cinsiyet hoşnutsuzluğu olgularında geriye dönüşü mümkün olmayan tıbbi ve cerrahi müdahalelerin 25 yaştan önce yapılmaması; 25 yaş sonrasında uygulanacak kriterlerin de yasal boşluk bırakılmaksızın iyi düzenlenmesi gerektiğini göstermektedir (Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yaptığı açıklamalara göre önümüzdeki haftalarda Meclis’e sevk edilmesi planlanan 12. Yargı Paketi içinde bu konuda bazı düzenlemeler var).
Hâlen yürürlükte olan Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesi şöyledir:
“Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak iznin verilebilmesi için, istem sahibinin on sekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.”
Trans ameliyatlarını düzenleyen bu yasaya göre 18 yaşını dolduran birey cinsiyet değiştirmek için mahkemeye müracaat edebilmekte ve aranan koşulları taşıyorsa mahkemece buna izin verilebilmektedir. Ancak burada önemli yasal boşluklar bulunmaktadır. Öncelikle buradaki yaş sınırı güncel bilimsel verilere göre düşük kalmıştır; bunun en azından 25’e yükseltilmesi gerekmektedir. Dahası, takip kriterleri ve olası ihalalerin varlığında uygulanacak yaptırımlar tanımlanmamıştır. Uygulamada cinsiyet değiştirme ameliyatları maalesef yasada aranan bu koşullar olmaksızın da yapılmaktadır; Komisyon olarak yaptığımız denetimlerde bunları tespit ettik. Yasaya göre mahkeme kararı olmadan bu ameliyatlar yapılamaz; ama pratikte yapılmaktadır. Çünkü bu ihlalin bir yaptırımı yoktur. Bu nedenle bu konudaki olası ihlallerin yaptırımı da Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanmalıdır.
Ayrıca bir başka önemli konu da endikasyon meselesidir. Cinsiyet değiştirme ameliyatları herhangi bir fiziksel, genetik, anatomik veya işlevsel bozukluğu tedavi etmek için değil (zira translarda böyle bir patoloji yoktur), trans bireyin ruhsal sorunlarını iyileştirmek için yapılır; ileri sürülen gerekçe budur [endikasyon?]. Nitekim endikasyon için yasada aranan en önemli koşul da budur. Ancak güncel bilimsel veriler translardaki ruhsal sorunların bu ameliyatlarla iyileşmediğini, bilakis daha da kötüleştiğini göstermektedir. ABD’de yapılan ve 2025’te yayımlanan oldukça kapsamlı bir çalışmada 2014–2024 arasında 107.583 trans bireyin verileri analiz edilmiş ve anksiyete, depresyon, intihar düşünceleri ve madde kullanım bozukluğu gibi ruhsal sorunların ameliyat olan translarda [ameliyat olmayan translara kıyasla] çok anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (7). Yani ameliyat olan transların ruhsal sorunları azalmamış, aksine daha da artmıştır. Endikasyon için ileri sürülen gerekçe dayanaktan yoksun kaldığı gibi, kalıcı organ, doku ve işlev kayıpları meydana gelmiştir. Ameliyat olan translarda üreme işlevi geriye dönüşsüz biçimde iptal olurken, cinsel ve işeme işlevi de sakatlanır; iatrojenik zarar döngüsü meydana gelir (8,9). İlaveten hormonların yan etkileri ve cerrahiye bağlı erken ve geç dönem komplikasyonlar nedeniyle yaşam süresi kısalır; yani psikiyatrik ve somatik morbidite ve mortalite de artar (10-12).
Bu veriler, bu ameliyatlarda endikasyon için ileri sürülen temel gerekçenin [ruhsal sağlıkta iyileşme iddiasının] kesin bir kanıta dayanmadığını (13); ruhsal sağlığın iyileşmediğini, bilakis daha da kötüleştiğini; buna karşı fiziksel sağlığın da ciddi bir şekilde bozulduğunu, dolayısıyla risk-fayda analizi çerçvesinde bu ameliyatların artık etik bir tartışma konusu hâline geldiğini göstermektedir (14).
İlgili yasalarda yapılması düşünülen değişikliklerin bu bilimsel veriler dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda özellikle yaş sınırının 25’e çıkarılması ve takip kriterlerinin de iyi belirlenmesi gerekir. Çünkü nörobilişsel gelişme ancak yirmili yaşların ortalarında [25 yaş ve sonrasında] tamamlanmakta ve cinsiyet kimliği ancak bu yaşlarda stabilleşmektedir.
Günümüzde ergenlikte/olgunlaşmada ötelenme gözlenmektedir. ABD’de yapılan bir araştırmada yaşları 13–19 aralığında 8,44 milyon ergen takip edilmiş ve olgunlaşmanın önemli oranda ötelendiği [psikososyal moratoryumun derinleştiği ve uzadığı] tespit edilmiştir (15). Bu çalışmanın başyazarı Twenge, Scientific American’ın “Uzatılmış Ergenlik: 25 Yaş Yeni 18 Yaş Olduğu Zaman” başlıklı analizinde olgunlaşmanın geciktiğini, olgunlaşma için sınır kabul edilen 18 yaşın artık 25’e yükseldiğini, günümüzdeki 18 yaş ergenlerin geçmişteki 15 yaş ergenlere benzediğini bildirmiştir (16).
Bilimsel araştırma ve sistematik incelemeler, CH olgularında —başta cerrahi olmak üzere— geri dönüşü olmayan tıbbi işlemlerin nörobilişsel olgunluk sağlanana, yani en az 25 yaşına kadar ertelenmesini –şöyle- önermektedir:
“Geri dönüşü olmayan işlemler, nörobilişsel olgunluk sağlanana kadar ertelenmelidir. Bu olgunluk, birçok bireyde 25 yaşına kadar veya daha sonrasında gerçekleşebilir.” (17)
“Özellikle uzun vadeli sonuçları içeren karmaşık kararlar alma kapasitesi, 20’li yaşların ortalarına kadar gelişmeye devam eder. Bu durum, geri dönüşü olmayan tıbbi müdahalelerin zamanlaması açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır.” (18)
“Kanıtlar, geri dönüşü olmayan tedaviler konusunda daha temkinli bir yaklaşım benimsenmesini ve ergenlerin nörogelişimsel aşamasının dikkate alınması gerektiğini desteklemektedir. Bazı yorumcular, tam karar verme kapasitesine ancak 20’li yaşların ortasında ulaşılabileceğini öne sürmektedir.” (19)
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Naklettiğimiz veriler, cinsiyet değiştirme ameliyatlarında risk-fayda analizinin yapılmadığını; tıbbın “önce zarar verme” ve “şüphe varsa dokunma” şeklindeki kadim ilkelerinin ihlal edildiğini, kısaca bu ameliyatlarla trans bireye iatrojenik zarar verildiğini göstermektedir.
Dolayısıyla bu ameliyatların [Rusya ve Macaristan örneğinde olduğu gibi] tümden yasaklanması bile düşünülebilir (veya bu konu tartışmaya açılabilir). Ki cinsiyet asla değiştirilemez; çünkü cinsiyetin [genetik, kromozomal, gonadal, hormonal, nöronal, iskeletal-pelvik, genital, sperm/oosit verme, gebelik, doğum ve laktasyon gibi] değiştirilemez nitelikte pek çok alt bileşeni mevcuttur. Ancak bunun siyasi ve politik zorlukları olabilir. Buna karşı devlet vatandaşının ruh ve beden sağlığını korumakla yükümlüdür. Bu ameliyatlarla meydana gelen, sistematik olarak gerçekleşen iatrojenik zararları minimize etmek, devletin anayasal görevidir. Bu amaçla transizyon süreçlerinin net olarak tanımlanması, somut kriterlere bağlanması ve nörobilişsel gelişme tamamlanana kadar geriye dönüşü olmayan [organ, doku ve işlev kayıplarına neden olan] tıbbi müdahalelerden kaçınılması; münhasıran cerrahi için yaş sınırının 25’e yükseltilmesi uygun olacaktır.
Ameliyat için genellikle kötü ruhsal durum ve intihar riski gerekçe gösterilmektedir. Ancak güncel çalışmalar ameliyatın intihar riskini azaltmadığını, bilakis bu riski daha da artırdığını göstermektedir (7,12). Dolayısıyla bu ameliyatı talep eden CH’li bireyler 25 yaşına kadar takip edildiklerinde herhangi bir zarara uğramış olmazlar; ancak bu ameliyatlar 18–20 yaşlarında başlatılırsa, olguların yaklaşık üçte biri gereksiz yere ameliyat edilmiş ve yok yere kalıcı organ, doku ve işlev kayıpları yaşamış olur. Pişman olan ama geri dönemeyen binlerce trans birey vardır. Günümüzde transizyon [geçiş] talep eden trans sayısı arttığı gibi, pişmanlık yaşayan “detransizyoner” sayısı [detransizyon] da artmaktadır (3-5).
Ameliyat talep eden vaka sayısı ülkemizde de artıyor; eğer gerekli yasal düzenlemeler yapılmazsa önümüzdeki yıllarda pişman olan [ama geriye dönemeyen, kalıcı organ, doku ve işlev kaybı yaşayan] binlerce detransizyoner vatandaşımız olabilir. Bunu önlemek devletin asli görevidir.
KAYNAKLAR
Bayraktar Z, Görmez A, Coşkun M, et al. The female-to-male surge in gender-affirming surgery: A national study from Türkiye, 2009–2025. J Sex Med. 2026;23(3):qdag022. doi:10.1093/jsxmed/qdag022.
Littman L. Parent reports of adolescents and young adults perceived to show signs of a rapid onset of gender dysphoria. PLoS One. 2018;13(8):e0202330. doi:10.1371/journal.pone.0202330.
Littman L. Individuals treated for gender dysphoria with medical and/or surgical transition who subsequently detransitioned: A survey of 100 detransitioners. Arch Sex Behav. 2021;50(8):3353-3369. doi:10.1007/s10508-021-02163-w.
Littman L, O’Malley S, Kerschner H, Bailey JM. Detransition and desistance among previously trans-identified young adults. Arch Sex Behav. 2024;53(1):57-76. doi:10.1007/s10508-023-02716-1.
Irwig MS. Detransition among transgender and gender-diverse people—An increasing and increasingly complex phenomenon. J Clin Endocrinol Metab. 2022;107(10):e4261-e4262. doi:10.1210/clinem/dgac356.
Rawee P, Rosmalen JGM, Kalverdijk L, Burke SM. Development of gender non-contentedness during adolescence and early adulthood. Arch Sex Behav. 2024;53(5):1813-1825. doi:10.1007/s10508-024-02817-5.
Lewis JE, Patterson AR, Effirim MA, Patel MM, Lim SE, Cuello VA, et al. Examining gender-specific mental health risks after gender-affirming surgery: A national database study. J Sex Med. 2025;22(2):qdaf026. doi:10.1093/jsxmed/qdaf026.
Bayraktar Z. Urogenital and extra genital mutilation in gender-affirming surgery: Are we violating primum non nocere? Arch Ital Urol Androl. 2025;96(1):123-124. doi:10.4081/aiua.2025.12324.
Bayraktar Z. Iatrogenic gender dysphoria and harm cycle in gender affirming care. J Sex Marital Ther. 2025;51(4):364-382. doi:10.1080/0092623X.2025.2480648.
Simonsen RK, Giraldi A, Kristensen E, Hald GM. Long-term follow-up of individuals undergoing sex reassignment surgery: Psychiatric morbidity and mortality. Nord J Psychiatry. 2016;70(4):241-247. doi:10.3109/08039488.2015.1081405.
Simonsen RK, Hald GM, Kristensen E, Giraldi A. Long-term follow-up of individuals undergoing sex-reassignment surgery: Somatic morbidity and cause of death. Sex Med. 2016;4(1):e60-e68. doi:10.1016/j.esxm.2016.01.001.
Ruuska SM, Tuisku K, Holttinen T, Kaltiala R. All-cause and suicide mortalities among adolescents and young adults who contacted specialised gender identity services in Finland: 1996–2019. BMJ Ment Health. 2024;27(1):e300940. doi:10.1136/bmjment-2023-300940.
Bayraktar Z. Association between gender-affirming surgeries and mental health outcomes. Arch Sex Behav. 2025;54(8):2769-2774. doi:10.1007/s10508-025-03215-1.
Bayraktar Z. Letter to “Examining gender-specific mental health risks after gender-affirming surgery: A national database study.” J Sex Med. 2025;22(9):1708-1709. doi:10.1093/jsxmed/qdaf162.
Twenge JM, Park H. The decline in adult activities among U.S. adolescents, 1976–2016. Child Dev. 2019;90(2):638-654.
Extended adolescence: When 25 is the new 18. Sci Am. 2017 Sep 19.
D’Angelo R, Syrulnik E, Ayad S, Marchiano L, Levine SB, Hruz PW. One size does not fit all: A comprehensive model for supporting transgender and gender diverse youth. J Sex Marital Ther. 2021;47(4):297-308. doi:10.1080/0092623X.2021.1881961.
Kaltiala R, Bergström M, Carmichael P, Gupta A, Levine SB. Gender dysphoria in adolescence: A critical review. Eur Psychol. 2023;28(2):96-108. doi:10.1027/1016-9040/a000475.
Cass H. The Cass Review: Independent review of gender identity services for children and young people – Final report. NHS England; 2024.