Kardiyak aritmiler (düzensiz kalp atımları), genetik faktörler, altta yatan sağlık sorunları ve yaşam tarzı etkenleri dahil olmak üzere çeşitli nedenlerden kaynaklanabilen yaygın kardiyolojik bozukluklardır. Bu bozukluklar bazen asemptomatik seyretse de, bazı durumlarda inme, kalp yetmezliği ve ani kardiyak ölüm gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Kardiyak aritmilerin oluşumunda sıklıkla göz ardı edilen ancak önemli rol oynayan faktörlerden biri de strestir. Günümüzde psikososyal yüklenmenin artması, stresin kardiyovasküler sistem üzerindeki etkilerinin incelenmesini daha da önemli hale getirmektedir.
Vücut strese sempatik sinir sisteminin aktivasyonu ile yanıt verir. Hem duygusal hem de fiziksel stres, sempatik aktiviteyi artırarak adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarının salınımını güçlendirir. Bu hormonlar kalp hızını artırır, kan basıncını yükseltir ve damarların daralmasına neden olur. Sonuç olarak çarpıntılar, atriyal fibrilasyon ve nadiren ağır ventriküler aritmiler ortaya çıkabilir.
Stres sırasında artmış beta-adrenerjik uyarılma, hücre membranı boyunca iyon akımlarının dengesini bozar. Bu durum spontan depolarizasyonlara, ektopik atımlara ve tekrarlayan fokal taşikardilere yol açabilir. Mental stres, aksiyon potansiyeli süresindeki eşitsizliği artırarak refrakterlik ve uyarılabilirlikte bozulmuş bir model oluşturur; bu da aritmojenik bir substratın gelişmesine zemin hazırlar.
Bazı kalıtsal hastalıklar — özellikle iyon kanalopatileri — artmış zihinsel ve adrenerjik stres koşullarında ölümcül ventriküler aritmilere yatkınlık oluşturur. Uzun QT sendromu (LQTS) ve katekolaminerjik polimorfik ventriküler taşikardi (CPVT) bu açıdan en iyi bilinen patolojilerdir.
Stres, farklı tip aritmilerin ortaya çıkmasına neden olabilir:
Atriyal fibrilasyon (AF): Hızlı ve düzensiz kalp ritmi ile karakterizedir, inme ve kalp yetmezliği riskini artırır.
Prematür ventriküler kompleksler (PVK): Ek atımlar şeklinde hissedilir; çoğu zaman kafein, anksiyete veya duygusal stres ile ilişkilidir.
Taşikardi: Baş dönmesi, nefes darlığı ve senkopla sonuçlanabilen anormal derecede hızlı kalp atımıdır.
Bradikardi: Kronik stres otonom dengeyi bozarak bazı durumlarda kalp ritminin yavaşlamasına yol açabilir.
Yapılan bilimsel araştırmalar
Stres ile aritmiler arasındaki ilişki çeşitli çalışmalarla da ortaya konmuştur:
2009, Hollanda – “Hollanda Depresyon ve Anksiyete Çalışmasında anksiyete bozuklukları ile kalp hızı değişkenliği arasındaki ilişki” başlıklı araştırmada, anksiyete bozukluğu olan bireylerde kalp hızı değişkenliğinin (HRV) sağlıklı kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede düşük olduğu saptanmıştır.
2019, İran – “Akut psikososyal stresin kalp hızı değişkenliği üzerindeki kalıcı etkisi” çalışması, akut psikososyal strese maruz kalan bireylerde kalp ritmi varyasyonunun belirgin şekilde azaldığını göstermiştir.
2024, ABD – “Mental strese otonom reaktivite ile kardiyovasküler mortalite arasındaki ilişki” araştırması, mental strese karşı otonom sinir sistemi hiperreaktivitesi olan bireylerde kardiyovasküler ölüm riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur.
2025, ABD – “Koroner arter hastalığı olan hastalarda mental strese kardiyovasküler reaktivite ve sonuçlar” başlıklı çalışmada, mental stres sırasında kalp ritmi reaktivitesindeki artışın ilerleyen dönemde aritmiler ve diğer olumsuz kardiyovasküler olaylarla ilişkili olduğu belirlenmiştir.
2025, Endonezya – “Anesteziyoloji ve Yoğun Bakım asistanlarında stres, anksiyete ve depresyonun kalp değişkenliği ile ilişkisi” adlı araştırmada, psikolojik distres düzeyi arttıkça HRV’de azalma ve sempatik aktivitede artış saptanmış; genç hekimlerde dahi aritmojenik bir zemin oluştuğu vurgulanmıştır.
Bu bulgular, psikolojik stresin yalnızca fonksiyonel değil, aynı zamanda prognostik öneme sahip bir kardiyolojik risk faktörü olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak stres, kardiyak aritmilerin ortaya çıkmasında ve ağırlaşmasında önemli rol oynayan çok yönlü patofizyolojik mekanizmalara sahiptir. Sempatik sinir sistemi hiperaktivitesi, hormonal değişiklikler, iyon kanal dengesizliği ve otonom regülasyon bozukluğu aritmojenik bir ortam oluşturur. Bilimsel çalışmalar, stresin HRV azalması, ritim bozuklukları ve hatta kardiyovasküler ölüm riski ile ilişkisini doğrulamaktadır.
Gelecek perspektifler açısından stresin erken tanısal bir belirteç olarak değerlendirilmesi, psikokardiyoloji alanında multidisipliner yaklaşımların genişletilmesi ve stres yönetimi programlarının kardiyolojik profilaksiye entegre edilmesi büyük önem taşımaktadır.