İşgal Altındaki İstanbul’dan Doğan Bir İrade

Hikmet Boran, 1901 yılında Balıkesir’de doğdu. İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de (Osmanlı’nın modern tıp okulu) eğitim görürken, imparatorluğun en karanlık dönemlerinden biri yaşanıyordu. I. Dünya Savaşı’nın ardından İstanbul işgal altındaydı; devletin geleceği belirsiz, milletin kaderi ise adeta pamuk ipliğine bağlıydı.

Tıbbiyeli gençler için mesele sadece hekim olmak değildi. Onlar aynı zamanda vatanın bağımsızlığı için sorumluluk hisseden bir kuşağın temsilcileriydi.

Sivas Kongresi’nde Tarihe Geçen Konuşma

1919 yılında toplanan Sivas Kongresi, Türk Kurtuluş Mücadelesi’nin yönünü belirleyen en kritik toplantılardan biri oldu. İşte o kongrede, henüz 18 yaşında bir tıp öğrencisi olan Hikmet Boran, delegeler arasında söz aldı.

Amerikan mandası fikrinin tartışıldığı bir anda kürsüye çıkan genç tıbbiyeli şu sözleri söyledi:

“Paşam! Delegesi bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarmak için gönderdiler. Eğer manda kabul edilecek olursa sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı sayarız.”

Bu sözler salonda derin bir sessizlik oluşturdu. Ardından Mustafa Kemal Paşa’nın verdiği cevap, Türk tarihine kazınan bir diyalog haline geldi:

“Gençlikte bu iman oldukça, bu milleti kimse esir edemez.”

Bu olay, yalnızca bir konuşma değil, Türk gençliğinin bağımsızlık konusundaki kararlılığının sembolü olarak kabul edilir.

Tıbbiyelilerin Direniş Ruhu

Tıbbiyeli Hikmet’in çıkışı, aslında bir kişinin değil bir kuşağın sesiydi. Çünkü o yıllarda Osmanlı tıbbiyesi, sadece hekim yetiştiren bir okul değil, aynı zamanda vatansever düşüncenin filizlendiği bir fikir ocağıydı.

Birinci Dünya Savaşı ve Çanakkale’de yüzlerce tıp öğrencisi cepheye gitmiş, birçoğu şehit düşmüştü. Bu nedenle bazı yıllarda Tıbbiye mezun verememişti.

Tıbbiyeli Hikmet’in cesareti, bu fedakârlık geleneğinin devamıydı.

Cumhuriyet Yılları ve Hayatı

Milli Mücadele’nin ardından Hikmet Boran tıp eğitimini tamamladı ve doktor olarak meslek hayatına başladı. Anadolu’nun farklı bölgelerinde hekimlik yaparak hem mesleğini hem de vatan hizmetini sürdürdü.

Hayatının ilerleyen yıllarında siyasete de ilgi duyan Hikmet Boran, Cumhuriyet ideallerine bağlı bir aydın olarak yaşamını sürdürdü. Ancak onu tarihe geçiren şey, makamlar veya görevler değil, 18 yaşında gösterdiği o tarihi cesaretti.

Bir İsimden Fazlası: Bir Sembol

Bugün Tıbbiyeli Hikmet adı, Türk tıp tarihinde yalnızca bir öğrenciye değil, bağımsızlık uğruna söz söylemekten çekinmeyen bir karaktere işaret eder.

O, gençliğin susmadığında neler başarabileceğinin canlı bir hatırasıdır.

Tıbbiyeli Hikmet’in hikâyesi bize şunu hatırlatır:
Bazı insanlar bir ömürle değil, tek bir cümleyle tarihe yazılır.

Ve o cümle bazen bir milletin kaderini değiştirecek kadar güçlü olabilir.