Bir Rüyanın Analizi: Masa Örtüsü

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’a göre rüyalar yalnızca rastlantısal imgelerden oluşmaz. Freud, rüyaların aynı zamanda uykuyu koruyan bir işlev gördüğünü belirtir ve bu nedenle rüyayı “uykunun bekçisi” olarak tanımlar.

Ona göre bedensel duyumlar, dış dünyadan gelen uyaranlar ya da bilinçdışı kaygılar uykuyu kesintiye uğratma potansiyeli taşır. Rüya ise bu uyaranları sembolik bir biçimde dönüştürerek kişinin uykusunu sürdürmesine yardımcı olur.

Aşağıda aktardığım rüya, Freud’un bu yaklaşımını kişisel bir deneyim üzerinden düşünmeye imkân veren küçük bir örnek sunmaktadır.

Rüyanın Analizi

Sabah uyandığımda rüyamı hatırlıyordum. Bir yemek masası; tertemiz bir masa örtüsü ve üzerinde beyaz bir tabak. Nesnelerin bulunduğu fakat belirgin bir eylemin olmadığı bir rüya sahnesi.

Rüyadan çıkıp gözlerimi açtığımda kollarımın arasında bir yastık tuttuğumu fark ettim. Rüyayı gördüğüm yer küçük bir yatağın bulunduğu ve söz konusu yastığın yataktan düşüp kirlenme ihtimali bulunan, yerde halı bulunmayan bir odaydı.

Yani kollarımın arasında tuttuğum yastık, benim için uyuduğumda yere düşüp kirlenme olasılığı bulunan bir nesneydi. Kapının açık olduğu bir yerde uyumak nasıl huzursuzluk yaratabiliyorsa, benim de yere düşmüş olabileceğinden bilinçli ya da bilinçdışı düzeyde kaygı duyduğum, vücuduma temas eden “kirli” bir nesne ile uykuyu sürdürebilmem zor olurdu.

Fakat uyumam gerekiyordu.

İşte rüyam tam bu noktada devreye girerek uykudan uyanmamı engelleyen bir işlev gördü. Başka bir deyişle rüya, uykumu korudu. Peki bunu nasıl yaptı?

Bunu açıklayabilmek için önce “kir” kelimesinin bende uyandırdığı çağrışımlara değinmem gerekir. Kir kavramını duyusal düzeyde gözümle ya da dokunma duyumla ilişkilendiriyorum; fakat benim için en güçlü çağrışım ağız ve sindirim sistemiyle ilgilidir. Vücuda girme ihtimali olan bir şey benim için “kir” duygusunu daha güçlü uyandırır. Kir çoğu zaman gözle başlar ve mide bulandırıcı bir duyguya dönüşür.

Lafı nereye bağladığımı anlamış olmalısınız: yemek masası, masa örtüsü ve tabak.

Rüyadaki nesneler tertemiz ve muntazam görünüyordu. Çevrede onların temizliğini bozabilecek herhangi bir yemek ya da insan bulunmuyordu. Tahmin edebileceğiniz gibi: YASTIK YERE DÜŞMEMİŞTİ.*

Ancak rüyanın görsel yapısında dikkat çekici ikinci bir nokta daha var. Rüyanın temel yapı elemanları olan tabak ve masa örtüsü birlikte düşünüldüğünde şu ilişki ortaya çıkıyor: temiz masa örtüsü, temiz tabağı sarmaktadır.

Bu noktada rüya sahnesi ile bedensel durumum arasında güçlü bir paralellik oluşuyor:

• Masa örtüsü → kollarım
• Tabak → kollarımın arasında tuttuğum yastık

Yani rüya imgeleri, fiziksel durumumun sembolik bir temsilini üretmişler: temiz masa örtüsü (kollarım), temiz tabağı (yastık) sarmaktadır.

Not: Vurgulamak istediğim şey, yastığın uyku sırasında yere düşmesi ve kirlenmesi ihtimalinin bende yarattığı kaygının ve “umarım ben uyurken yastık yere düşmez” biçiminde ifade edilebilecek arzumun düş çalışması tarafından dönüştürülmesidir. Rüya, temizlik ve sindirim sistemiyle (çağrışımlarımdan ötürü) ilişkili nesnelerin yer aldığı bir sahne kurarak bu kaygıyı yatıştırmakta ve böylece uykunun sürmesini sağlamaktadır.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.