Bir Çocuğun Yetişmesinde Sorumluluk Zincirinin Önemi

Pediatri konusunda yıllarca çalışmış bir akademisyen olan, Ergoterapi Anabilim Dalı Başkanı öğretim üyemiz Prof. Dr. Hülya YÜCEL’in şiddete uğrayan çocukların anısına kaleme aldığı yazı...

Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi çoğu zaman ekonomik göstergeler, teknolojik ilerlemeler veya altyapı yatırımları üzerinden değerlendirilir. Oysa bu göstergeler kadar, hatta onlardan çok daha önemli olan bir başka ölçüt, o ülkede yetişen çocukların fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal açıdan ne ölçüde sağlıklı bireyler hâline gelebildiğidir. Çocuk, yalnızca bir ailenin değil, aynı zamanda toplumun ve devletin ortak sorumluluğudur. Bu nedenle bir çocuğun nasıl yetiştiği, o ülkenin bugün olduğu kadar gelecekteki gelişmişlik düzeyinin de en temel göstergelerinden biridir.

Çocuğun iyi bir birey olarak yetişmesi çok boyutlu bir süreçtir ve bu süreçte pek çok aktörün eş zamanlı ve uyumlu biçimde sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir. Ebeveynler (anne, baba, bakımveren), öğretmenler, sağlık çalışanları, medya, sivil toplum kuruluşları ve siyasetçiler bu zincirin başlıca halkalarını oluşturur. Bu halkaların her biri, çocuğun yaşamının farklı alanlarında belirleyici rol oynar. Zincirin herhangi bir halkasında yaşanan kopukluk ise yalnızca bireysel değil, toplumsal düzeyde de ciddi sonuçlar doğurur.

Çocuğun yetişmesinde ilk ve en temel rol aileye, özellikle ebeveynlere aittir. Aile, çocuğun ilk sosyal çevresi, ilk değerler sistemi ve ilk güven alanıdır. Sevgi, güven, saygı ve sınırların dengeli biçimde sunulduğu bir aile ortamı, çocuğun sağlıklı kişilik gelişiminin temelini oluşturur. Ebeveynlerin ihmal edici, aşırı otoriter ya da tutarsız tutumları ise çocukta özgüven sorunları, davranış bozuklukları ve ilerleyen yaşlarda ruhsal problemler olarak kendini gösterebilir. Sağlık bilimleri alanındaki pek çok çalışma, erken çocukluk döneminde yaşanan olumsuz aile deneyimlerinin, erişkin dönemde hem fiziksel hem de ruhsal hastalık riskini artırdığını ortaya koymaktadır.

Ailenin ardından gelen en önemli kurum eğitim sistemidir. Öğretmenler, çocuğun yalnızca akademik bilgi edinmesinden değil, aynı zamanda sosyal beceriler kazanmasından, etik değerleri içselleştirmesinden ve eleştirel düşünme yetisi geliştirmesinden de sorumludur. Nitelikli bir eğitim sistemi, çocuğun potansiyelini ortaya çıkaran, onu birey olarak güçlendiren bir yapı sunar. Ancak öğretmenlerin mesleki yeterliliklerinin desteklenmediği, eğitim ortamlarının adil olmadığı veya pedagojik yaklaşımın ihmal edildiği sistemlerde çocuk, yalnızca bilgi ezberleyen fakat düşünemeyen bir birey hâline gelebilir. Bu durum, uzun vadede toplumun üretkenliğini ve yenilik kapasitesini olumsuz etkiler.

Siyaset yapıcılar ve kamu otoriteleri ise bu sürecin çerçevesini belirleyen en güçlü aktörlerdir. Eğitim politikaları, sağlık hizmetlerine erişim, sosyal destek mekanizmaları ve çocuk koruma sistemleri doğrudan siyasi kararlarla şekillenir. Çocuğun sağlıklı gelişimini önceleyen bir devlet anlayışı, erken çocukluk eğitimine yatırım yapar, ebeveynleri destekleyen sosyal politikalar üretir ve her çocuğun eşit fırsatlara sahip olmasını gözetir. Buna karşılık çocuk odaklı politikaların geri planda kaldığı, kısa vadeli çıkarların ön planda olduğu yönetim anlayışlarında çocuklar, ihmal edilen bir grup hâline gelir. Bu ihmal, zamanla yoksulluk döngülerinin, sağlık eşitsizliklerinin ve toplumsal sorunların derinleşmesine yol açar.

Bu sorumluluk zincirinde sağlık sisteminin rolü de göz ardı edilemez. Çocuk sağlığı hizmetleri yalnızca hastalıkların tedavisiyle sınırlı değildir; koruyucu sağlık hizmetleri, ruh sağlığı desteği ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması bu alanın temel unsurlarıdır. Sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan eşitsizlikler, çocuğun gelişiminde geri dönüşü zor olan hasarlara neden olabilir. Özellikle erken yaşlarda fark edilmeyen gelişimsel sorunlar, ilerleyen yıllarda bireyin eğitim ve sosyal yaşamını olumsuz etkiler.

Peki, bu halkalardan biri sorumluluklarını yerine getirmezse ne olur?

Zincirin herhangi bir noktasındaki aksama, çocuğun gelişim sürecinde telafisi güç boşluklar oluşturur. Ailesel ihmal, eğitimle; eğitimdeki yetersizlik, bireysel çabayla; sosyal destek eksikliği ise yalnızca sağlık hizmetleriyle tamamen giderilemez. Bu durum, çocuğun potansiyelinin altında bir yaşam sürmesine ve toplumun da bu potansiyelden mahrum kalmasına neden olur. Sonuçta bireysel bir sorun gibi görünen aksaklıklar, toplumsal ölçekte suç oranlarının artması, ruhsal hastalık yükünün yükselmesi ve sosyal uyumun zayıflaması gibi sonuçlar doğurur.

Sonuç olarak, bir çocuğun nasıl yetiştiği, o ülkenin medeniyet düzeyinin ve geleceğe bakışının en somut göstergelerinden biridir. Çocuğu merkeze alan, sorumluluk zincirinin her halkasını güçlendiren bir yaklaşım, yalnızca sağlıklı bireyler değil, aynı zamanda güçlü ve sürdürülebilir bir toplum inşa eder. Bu nedenle anne, baba, bakımverenlerden öğretmenlere, sağlık profesyonellerinden siyasetçilere kadar herkes, çocuğun yetişmesinde kendine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundadır. Aksi hâlde ihmal edilen her çocuk, ihmal edilen bir gelecek anlamına gelir.