“Bilim sınır tanımaz, çünkü bilgi insanlığa aittir ve dünyayı aydınlatan meşaledir” sözü Louis Pasteur’e ait olup, temelde eğitimin hayatın olmazsa olmazı olduğunu vurgulamaktadır. Eğitim sağlamayan toplumlar kafasını kuma gömmüş kabul edilebilir. Eğitim, ülke kaynaklarının belirli bir kısmını eğitim sağlamaya yönelterek geleceğe yatırım ve toplumsal gerilemenin önlenmesini sağlamaktadır. Eğitim içerisinde tıp fakültelerinin önemi asla yadsınamayan bir gerçektir. Eğitim faaliyetleri içinde tıp eğitiminin hedefi insan sağlığı olduğu için özel bir önemi mevcuttur. Tıp tarihinin başlangıç satırlarında Hipokrat’ın öğrencilerine Kos Adası’nda bir çınar ağacı altında verdiği derslerle başladığı rivayet edilse de günümüzde lokal okullar ile yetinmek mümkün olmayıp, eğitim kurumları ülkelerinin sınırlarını aşmaktadır.
İlk kez 1910 yılında Johns Hopkins Üniversitesi, okyanus aşırı bir ülkede, Pekin Hastanesi’nde tıp eğitimini başlatmıştır. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Asya ve Orta Doğu’da farklı ülkelerde eğitim kurumları açmışlardır. Özellikle New York Üniversitesi ve Nottingham Üniversitesi gibi çok sayıda üniversite farklı ülkelerde açtıkları kampüslerini hâlen çalıştırmaktadırlar. Bu uygulamalara literatürde “international branch campus” adı verilmektedir. Bu uygulamada eğitim kurumları ticari amaçla açılsa da küresel erişimin genişlemesi, öğrenci değişiminin sağlanması ve ülke dışına çıkamayan öğrenciler için yabancı diploma sağlama imkânı da sağlamıştır. Kampüsler devletler tarafından ya da özel üniversiteler tarafından açılmakta, açan kurum tarafından ya da açıldığı ülke ile birlikte işletilmektedir. Tıp eğitimi açısından irdelersek başka ülkelerde kampüslerin açılması temelde o ülkenin sağlık personeli açığını kapamak, hizmet kalitesinin nicel ve nitel olarak artırılmasına yönelik fiziksel varlık oluşturulmasıdır. Ayrıca genç nüfusun farklı bölgeler ya da ülkeler yerine kendi çevresinde ya da yakınında eğitimi almasını sağlamaktadır. Bunlardan çok daha önemlisi birbirinden uzak ancak aynı kültür bağına sahip ülkeler arasında görülmeyen köprüler kurulmasını sağlamaktadır.
Ülkemizde tıp eğitiminde 2. Dünya Savaşı sonlarına kadar özellikle Avrupa ülkelerinden gelen misafir hocalar önemli katkılarda da bulunmuşlardır. Günümüzde ise ulusal üniversitelerimizden yetişen hekimlerimiz ferdi olarak yurt dışındaki üniversitelerde çalışmakta ve dünyanın en bilinir hekimleri arasında yer almaktadırlar. Ancak eğitim ve öğreticilik faaliyetlerinin sistematik şekilde ve kurumsal bazda olması da çok önemlidir. Kuruluşlar, yurt dışı yerleşkesi, uluslararası fakülte ve uluslararası kampüs şeklinde olabilir. Örneğin temelleri 1905 yılına giden Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin mirasını taşıyan Üniversitemiz sınır ötesi eğitimde uluslararası odaklı olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca uluslararası tanınırlık için YÖK’ün tanıdığı Times Higher Education (THE), CWTS Leiden Ranking gibi kurum sıralama kuruluşlarında yer alınması önem taşımaktadır. Nitekim sağlık temasıyla kurulan Sağlık Bilimleri Üniversitesi, tıp dışı fakültelere sahip Ankara, Akdeniz, İstanbul ve Ege Üniversitesi gibi köklü eğitim kurumları ile birlikte THE indeksi sıralamasında 1200-1500 aralığında yer almaktadır. Tıp sıralamasında ise 800-1000 aralığındadır. CWTS Leiden Ranking’de ise ilk sıradadır.
Bilim camiasındaki tanınırlığa rağmen ülke dışı fakültelerin kurulması uzun yıllara yayılan organizasyonlar gerektirmektedir. Amerikan üniversiteleri 1800’lü yıllarda misyonerlik okulları ile yurt dışına açılmaya başlamışlarsa da yurt dışı kampüslerin açılması 20. yüzyılda olmuştur. Üniversitemizin kısa süre içinde kazandığı ivme çok önemlidir. Bu başarılara rağmen kuruluştaki idari süreç, ülkelerin yerel mevzuatları, uluslararası akreditasyon standartları ve YÖK denklik yönetmelikleri nedeniyle oldukça karışık ve ciddi bir altyapı yatırımı gerektirmektedir. Üniversitemiz, bir dekat içerisinde, tıp alanında sıralamalara giren eğitim kurumları bulunmayan Asya, Afrika ve Avrupa ülkelerinde Tıp ve Sağlık Bilimleri Fakülteleri açmıştır. Bu girişim ile tıp eğitiminin sadece eğitim ile kalmayıp, sağlık diplomasisinin sağlanması, yerel ve küresel eğitimin birlikteliği ve uluslararası arenada Türkçe tıp eğitiminin artırılması da sağlanmıştır. Hatta Erasmus’un da ötesine geçilmiştir.
Ancak ülkelerdeki ekonomik sorunlar, iç savaşlar eğitimin durmasına da neden olabilmektedir. Fiziksel zorluklara rağmen alternatif eğitim modelleri devam ettirilebilir ve geliştirilebilir olmaktadır. Nitekim bilim ve kolektif eğitim tüm ülkelerce kabul edilen bir durumdur. Bir Afrika deyişi, “Bilgelik bir baobab ağacı gibidir, kimse onu tek başına kavrayamaz.” sözleri ile ortak eğitimin önemini, bir Türkmen deyişi de, “Bilimli ölmez, bilimsiz gülmez.” diyerek bilime evrensel bakışı vurgulamaktadır. Sonuçta hayaller gerçek olmuş ve ülkeler arası kültür ve eğitim köprüleri görülür olmuştur.