Ben Dünya’yım

_Bir çocuğun sessizliği, Uluru’nun bilgeliği ve insanlığın ortak hafızası üzerine…_

Avustralya, 5 yaşındaki küçük bir Aborijini kızın kaçırılması ve ardından öldürülmesiyle sarsıldı. Konuşamayan, yardım isteyemeyen bir çocuk… Northern Territory’de görevliler ve gönüllüler seferber oldu, ancak bu acı sonu değiştiremedi. Ailesi, onun “Kumanjayi Little Baby” olarak anılmasını istedi.

‘Kumanjayi’, Aborijini kültüründe yas sürecinde kullanılan bir “yas adı” (“sorry name”); kaybın ardından, ölen kişinin adını doğrudan anmamak için benimsenen bir isim.

Alice Springs’te yas hâlâ dinmiş değil. İnsanlar hem anıyor, hem yas tutuyor, hem de haklı bir sorunun peşinden gidiyor: Bu tür trajediler neden daha çok Aborijini topluluklarını buluyor?

Bu soru, sadece bir coğrafyaya ait değil. Acının dili, sınır tanımıyor; hatırlamadığımız, yüzleşmediğimiz her hikâye, başka bir yerde yeniden yaşanıyor.

Hayatımda beni derinden sarsan iki yer oldu. İlki, Anne Frank House. Anne Frank’ın hatıralarını okumak başka, o evi görmek bambaşka bir yüzleşme. Acı, ama gerekli. Çünkü hatırlamak, insan kalabilmenin bir parçası.

İkincisi, Uluru—diğer adıyla Ayers Rock. Aborijini kültürünü anlamak için sadece okumak yetmiyor; hissetmek, orada olmak gerekiyor. Marlo Morgan’ın Bir Çift Yürek kitabı bir kapı aralıyor belki, ama gerçeğin tamamını anlatmıyor. Duvarlara asılan tablolar da yetmiyor.

Aborijini halkı bu toprakların ilk sahipleri. Ve bunu sadece kalpleriyle değil, dilleriyle de ifade ediyorlar: “Uluru’luyum” demiyorlar; “Ben Uluru’yum” diyorlar. Bu, aidiyetin ötesinde bir varoluş tanımı.

Yakın zamanda, 2. Dünya Savaşı sırasında Avustralya’yı Japon saldırılarına karşı savunan altı Solomon Adalı’nın kimlikleri ilk kez ortaya çıktı. İnsan düşünmeden edemiyor: Ne için savaştıklarını biliyorlar mıydı? Aileleri biliyor muydu?

Dünyanın başka bir köşesinde, Londra’da bir sokak sanatçısı, Banksy, çarpıcı bir heykel ortaya koyuyor: Milliyetçilikle gözü kararmış bir figür, uçurumun kenarında. Bir adım daha atsa düşecek. Bu sadece bir ülkeye değil, hepimize bir uyarı.

Ben artık “Ben Türkiye’yim” ya da “Ben Avustralya’yım” demek istemiyorum.
“Ben Dünya’yım” demek istiyorum.

Bu evrenin kaynakları hepimize yeter. Öyleyse bu hırs, bu nefret, bu çatışma neden?
COVID-19 bize göstermedi mi—tehdit geldiğinde ne sınır tanıyor, ne de kimlik?

Uluru’nun bilgeliğiyle söylersek: Tarihi anlamak zorundayız—sadece kendi tarihimiz değil, insanlığın ortak tarihi. Birlikte olabiliriz, birlikte çalışabiliriz. Aksi halde aramıza duvarlar örülür; ben sana ulaşamam, sen de bana.

Bu yazı, benim için bir çağrı:
Hatırlamak. Dayanmak. Ve uzlaşmak için.

5 Mayıs 2026
Sydney