Antibiyotik Kullanımı ve Etik Boyut: Bireysel Tercihten Toplumsal Sonuca

Antibiyotikler modern tıbbın en büyük başarı hikâyelerinden biridir. Bir zamanlar ölümcül kabul edilen enfeksiyonların bugün birkaç gün içinde kontrol altına alınabilmesini bu ilaçlara borçluyuz. Ancak her başarı hikâyesinin bir kırılma noktası vardır. Antibiyotikler için bu noktanın adı antimikrobiyal dirençtir.
Kısaca söylemek gerekirse: Antibiyotikleri gereksiz, yanlış ya da kontrolsüz kullandığımızda bakteriler bu ilaçlara karşı direnç geliştirir. Bir süre sonra aynı antibiyotikler etkisiz hâle gelir. Bunun sonucu yalnızca tedavinin zorlaşması değildir; daha uzun süren hastalıklar, artan sağlık harcamaları ve yükselen ölüm oranlarıdır.
Ve bu tablo sadece tıbbi bir sorun değildir.
Aynı zamanda etik bir sorundur.
Bu yazıda, mikrobiyoloji alanındaki değerlendirmeler ve hocamız Şəfiqə Süleymanova’nın akademik yaklaşımı ışığında, antibiyotik direncinin neden etik bir mesele olduğunu ele alacağız.
Antibiyotik Direnci Neden Etik Bir Meseledir?
İlk bakışta antibiyotik kullanımı bireysel bir tercih gibi görünebilir. “Kendimi iyi hissetmek için aldım” ya da “ne olur ne olmaz” düşüncesi oldukça yaygındır. Ancak etik açıdan mesele tam da burada başlar. Çünkü bireysel görünen bu kararların toplumsal sonuçları vardır.
• Özerklik (autonomy): Kişinin kendi sağlık kararlarını vermesi önemlidir. Ancak yanlış veya eksik bilgiye dayanan bir karar gerçek özerklik değildir; bu, yalnızca bir yanılsamadır.
• Zarar vermeme (non-maleficence): Gereksiz antibiyotik kullanımı yalnızca ilacı alan kişiye değil, toplumun tamamına zarar verir. Dirençli bakteriler herkes için bir tehdittir.
• Yararlılık (beneficence): İyi niyetle alınan bir antibiyotik, uzun vadede daha büyük bir sağlık krizine katkıda bulunuyorsa, burada etik bir çelişki ortaya çıkar.
• Adalet (justice): Bugün yanlış kullanılan antibiyotikler, yarın başkalarının etkili tedaviye erişim hakkını ellerinden alır. Bu durum yalnızca bugünkü hastaları değil, henüz doğmamış nesilleri de etkiler.
Bu nedenle antibiyotik direnci, “benim ilacım, benim kararım” kadar basit değildir.
Sorumluluk Kime Ait?
Antibiyotik direncini tek bir gruba yüklemek kolaydır. Ancak gerçekçi değildir. Bu sorun, paylaşılan bir sorumluluğun sonucudur.
• Hekimler, gereksiz antibiyotik yazmaktan kaçınmalı ve neden antibiyotik verilmediğini hastaya açıkça anlatmalıdır.
• Eczacılar, reçetesiz antibiyotik temin etmenin yalnızca hukuka değil, mesleki etiğe de aykırı olduğunu unutmamalıdır.
• Sağlık sistemleri ve devletler, etkin denetim, doğru bilgilendirme ve erişilebilir sağlık hizmeti sunmakla yükümlüdür.
• Hastalar ise “bir kereden bir şey olmaz” düşüncesinin aslında bu zincirin en zayıf halkası olduğunu fark etmelidir.
Antibiyotik direnci, bireysel hatalardan çok kolektif bir ihmaldir.
Farkındalık Neden Hayati?
Birçok ülkede antibiyotiklerin reçeteyle satılması zorunludur. Bu önemli bir adımdır; ancak tek başına yeterli değildir. Çünkü etik sorunlar yalnızca yasalarla değil, bilinçle çözülür.
Her yıl 18–24 Kasım tarihleri arasında düzenlenen Dünya Antimikrobiyal Farkındalık Haftası, tam olarak bu noktaya dikkat çeker:
“Bugün harekete geçmezsek, yarını kaybederiz.”
Son Söz
Antibiyotik direnci tek bir yanlış kararın sonucu değildir. Küçük, yaygın ve çoğu zaman önemsiz görülen hataların birikimidir. Bu nedenle çözüm de bireysel değil, toplumsal olmak zorundadır.
Doğru antibiyotik kullanımı yalnızca tıbbi bir gereklilik değil;
gelecek nesillere karşı etik bir sorumluluktur.