Bir doktorun, hele de bir tıbbıyelinin hayatında hiç bir zaman unutamayacağı operasyonlardan biri de amputasyondur. Çünki amputasyon sadece bir gencin bir uzvunu kaybetmesi değil, 3 farklı kalbin bir daha aynı atmaması, 3 farklı ruhun bir daha aynı parlamamasıdır. Peki kimdir bu 3 ruh?... onlar doktor, genç asker ve onun evladıdır. Doktor bu hastanı asla unutmaz çünki olayın en başından tanıktır o. Çünki bu yakıcı yolculuk doktorun amputasyon kararı almasıyla başlar. Sonra doktor bu kararı genç askere söyler. Söylemeden önce defalarca ölçüp-biçdiyi kararından askerin gözlerindeki çöküşle bir daha çaresizce pişman olur. Ama yapılacak olan bellidir. Operasyon biter, doktor için en zor zaman şu andan başlar. Bunun kendi suçu olmadığını bilir ama yine de bakamaz gencin gözlerine. Ne zor işdi şu doktorluk: yüzüne bakamıyordu askerin, başını kaldırmıyordu askerin yanında hayatını kurtarmışdı oysa. Şimdi prosedürler başlayacaktı. İlaçlar, terapiler, egzersizler, duygusal ve psikolojik zorluklar... Hepsinde, her adımda hastasının yanında olacaktı doktor. Sanki hastasıyla birlikte o da küllerinden doğacaktı. İşte ilk etkilenen ruh, 1-ci hayatımız doktora aitdi. Peki ya ikincisi? Asker? Askerin hikayesi doktorun ilk kez durumu açıklamasıyla biter. Olayı kabullenip savaştığındaysa yeniden başlar. Ama en zoru da bu kabullenme sürecidir...
Bu süreçte asker asıl savaşını verir. Vatanı uğruna canını vermekten çekinmek onun için komik olmayan bir şakadan ibaretdi. Bir bacak nedir ki, o ömrünü vermeye hazırdı. Peki bundan sonra ne olacaktı? Asker düşünür... hayallerini, geleceyini, amaçlarını, ailesini düşünür. Hayatını askeriye üzerine hayallerle bezemişdi ama artık bir asker değildi, gaziydi. Öyleyse, sivil bir hayat yaşamaya başlayacaktı. O zaman kendine yapacak, onu meşgul edecek yeni bir şeyler aramalıydı. Düşündü asker; neyi yapmayı severdi?
Bir kaç şey geliyodu aklına ama hepsi kendi sorularına sahipti. Sabah erkenden koşmayı mı? - yine yapa bilirmiydi bunu? Gece boyu süren uzun yürüyüşleri mi? - ne kadar yürümeye dayana bilirdi? Artık saatlerce spor yapamayacaktı. Askeri duruşda saatlerce kıpırdamayan o artık 10 dakikadan fazla ayakta durmaya dayanamayacaktı. Kilometrelerce yol yürüyen o artık ilk 100 metrede ter içinde kalacaktı. Bir çok hayalinden vazgeçecek, basit şeyleri yeniden başarmak için bile muazzam bir irade savaşı verecekti.
Bu olayın canını yaktığı 2 kişiden konuştuk; doktor ve asker. Peki ya 3-cü kimdi? Aslında en çok yaralanmış olan, hep en kötü duyguyla en iyisini: vicdan azabıyla qururu aynı anda yaşayacak olandı - o “Gazinin evladıydı” Bu hikayedeki en trajik rol onun çünki bir gün onu gören her kes “ Baban için sakın üzülme, onunla gurur duy” diyecekti, üzülmek onun aklından bile geçmemişken. Çünki bir gün babası ona bir bisiklet alıp “sür!” diyecekti. Etrafdakı babalar bisikleti tutub oğullarına koştura-koştura sürmeyi öğretirken onun babası sadece “sür” diyecekti. O çocuksa sanki desteye hiç ihtiyacı yokmuş gibi sürmeye başlayacaktı... Çünki bir gün her hangi bir kutlamada çoğu kız babasıyla dans ederken o kız babası incinmesin diye dans edenleri izlemeyecekti bile, sanki umrunda değilmiş gibi. Bir gün o gazinin evladı babası kimseden yardım istemesin diye her şeyi yapacak ve bir an bile tereddüt etmeyecekti. Babası uğruna, onun tek bir lafıyla giremeyeceği savaş, kaldıramayacağı yük, alamayacağı risk olmayacaktı... Bu satırları bir gazinin kızı olarak yazdım. Babamla her zaman gurur duydum. Benim için saatlerce ayakta durduğunda da gurur duydum, metrelerce yolu kan-ter içinde yürüyüp yine de her şeyi şakaya vurduğunda da. Üstelik bisiklet sürmeyi düşe-düşe öğrendiyim için de üzülmüyorum. Çünki her baba evladına bisikleti nasıl süreceğini öğrete bilir ama her baba evladına Vatanı nasıl seveceğini öğretemez. Çünki her baba kızıyla dans ede bilir ama her baba kızını silahdaşı, savaş arkadaşı yapamaz. Gün gelir, o gazinin evladı da asker olmak ister. Her kes korkar “ya aynısı yaşanırsa”. Sadece o gazi evladına gururla bakar. Çünki belki de, bir tek o anlar Vatanı sevmenin, her şeyiyle uğruna gözünü karartmanın verdiyi, o gazinin çoktandır görmeği özlediği cesareti. Allah şehidlerimize rahmet eylesin, gazilerimize şifa versin. Nasıl ki, biz onlarla gurur duyuyoruz onlar da bizimle gurur duysunlar. Unutmayalım kardeşlerim, yer yüzündeki en güçlü ve iradeli çocuklar bir gün Vatan toprağını ıslatmak üzere bu kahramanların kanını taşır...