Doğuştan sağırlar hangi dilde düşünür? Benzer şekilde, dilin keşfinden önce insanlar düşünmüyorlar mıydı? Böyle diyemeyiz; çünkü dili keşfettiklerine göre düşünebilmiş olmalılar. Ya da durun bir dakika! Dikkat ettiniz mi, “Bir dakika”=“Bir süre”; sanki geldi gelecek olanın, geldi sanılanın süresi. Sanki kaçtı kaçacak olanın da!
Aklıma bir fikir geldi ve onu öne sürerken “Bir dakika,” deme gereksinimi hissettim. Not edelim; zamanla adını koymakta acele etmememiz gereken bir ilişkisi olmalı düşüncenin.
“Hiç düşündünüz mü?” sorusu ile karşılaşmak belki bir şeyleri zihinlerimizde yerinden oynatabilir. Örneğin; “Ay neden beyaz görünüyor, hiç düşündünüz mü?” derken “Kendi içinizde ayın beyaz görünümü ile ilgili konuştunuz mu?” sorusunu sormuyoruz.
Peki, ne demiş oluyoruz?
(1)Aklınıza geldi mi?
(2) Bu sizi rahatsız etti mi?
(3) Buna bir çözüm aradınız mı?
(2 ve 3’ün olması şart değil; 1 zorunlu.)
Pekâlâ, 1’inciden başlayalım; akla nasıl gelir düşünce?
Eşzamanlı şunu da soralım:
“Akla gelmek” ne demektir?
“Benim aklıma gelmişti, bunu düşünmüştüm,” derken yukarıdaki zaman mevhumuna tekrar vurgu yapıyor oluşumuzu kenarda tutarak ne demek istiyor ya da ne diyoruz?
Akla dil gelir mi?
Dil akla gelir mi?
Şaşırtıcı değil mi?
Akıl ve dil kelimelerinin yerine başka herhangi farklı iki kelimeyi kullanırsak, başka anlamlara gelecek iki ayrı soru formu okuyanlara sanki aynı soruymuş izlenimi veriyor olmalı (en azından ben o iddiadayım). Çünkü aynısı da ondan!
Aynısını düşünme eylemi için söyleyecek olursak; “Ben düşünmüştüm,” derken, düşünceme dil gelmişti mi demek istiyoruz?
Düşünceye dil gelir mi?
Dil düşünceye gelir mi?
(Farkındalıklarımızı artırabilmek için benzer betimlemeler kullanıyorum.)
Önce ilk sorudan başlayalım: Aklıma gelmişti.
Sanki birbirini takip etmek zorundaymış gibi; “Aklıma gelmişti (ben) bunu düşünmüştüm,” denilir. “Aklıma gelmişti” cümlesi tek başına bir şeyleri eksik ya da fazla hâlde tutuyormuşçasına, “Ben bunu düşünmüştüm” cümlesi ile ya eksiği azaltıyor ya da fazlalığı alıyoruzdur.
“Akla gelmek” görece edilgen (bütünüyle değil); “Düşünmüştüm” ise ona göre daha benmerkezci.
Sanki bir şeyler zihnimize biraz da bizim isteğimiz dışında sokuluyor ve sonrasında biz, belki bu durumdan rahatsız oluşumuzdan mütevellit, düşünceyi sahiplenme ihtiyacı hissediyor ve “Ben bunu düşünmüştüm,” diyerek akla gelen yabancının korkusuyla başa çıkabiliyoruz.
O hâlde belki de tam sırası:
Düşüncelerimizin (ben bunu düşünmüştüm dediklerimiz dâhil hepsinin) öznesi kim?
(Düşüncenin nesnesi bu yazının başlangıç sorusuydu.)
Burada sadece şu vurguyu yaparak başka bir alandan devam edeceğim; düşüncelerin, düşüncelerimizin öznesi bütünüyle biz değiliz.
Yazdıklarımın anlaşılması başlangıçta güç olabilir.
“Düşünce” deyince aklınıza ne geliyor?
Her ne gelirse gelsin, eminim çoğu kişinin aklına ilk bakışta gelmeyen bir şey var.
Düşünce bir KELİME!
Tıpkı kedi, tıpkı sanat, tıpkı tıpkı gibi.
Konu dil olunca, düşünceyi burada bırakmak zor. Çünkü bir sonraki soru kendiliğinden geliyor: Acaba düşündüğümüz için mi konuşuyoruz, yoksa konuşabildiğimiz için mi düşünüyoruz?
Görüşmek üzere.