Türkiye’de üniversitelerde görev yapan öğretim elemanlarının basına konuşup konuşamayacağı uzun süredir tartışma konusu. Pek çok akademisyen televizyona çıktığı, röportaj verdiği ya da bilimsel bir konuda kamuoyuna görüş açıkladığı için soruşturmaya uğruyor. Oysa yürürlükteki hukuk, bu tür açıklamaların disiplin suçu olmadığını açıkça söylüyor.
Bu konudaki temel dayanak Anayasa’nın 27’nci maddesinde güvence altına alınan bilim ve sanat özgürlüğü. Bu hüküm, bilim insanlarının düşüncelerini, araştırmalarını ve sonuçlarını serbestçe açıklayabilmesini temel bir hak olarak tanımlıyor.
Bu anayasal çerçeve, Anayasa Mahkemesi’nin 14 Ocak 2015 tarihli kritik kararıyla somutlaştırıldı. Yüksek Mahkeme, öğretim elemanlarının basına bilimsel içerikli açıklamalar yapmasının disiplin cezasına bağlanamayacağını açıkça hükme bağladı. Kararda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan “yetkisiz basına demeç verme” kuralının akademisyenlere aynen uygulanmasının, bilim özgürlüğünü ihlal ettiği vurgulandı.
Mahkeme gerekçesinde, bilimsel nitelik taşıyan açıklamalar ile üniversite tüzel kişiliği adına yapılan idari açıklamaların birbirinden ayrılması gerektiği ifade edildi. Bir öğretim üyesinin kendi uzmanlık alanıyla ilgili bir konuda basına konuşmasının, idari bir yetki kullanımı değil, akademik faaliyetin doğal parçası olduğu belirtildi.
Bu yaklaşım, 15 Nisan 2020 tarihinde yürürlüğe giren 7243 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na da yansıtıldı. Mevcut düzenlemede öğretim elemanlarının disiplin suçları açık biçimde sayılıyor. Basına konuşmak başlı başına bir disiplin fiili olarak tanımlanmıyor. Sadece gerçeğe aykırı açıklama yapılması, haksız isnat veya kişilerin özel hayatına müdahale gibi durumlarda yaptırım öngörülüyor.
Bu da şu anlama geliyor: Bir öğretim üyesinin uzmanlık alanına giren bir konuda kamuoyunu bilgilendirmesi, televizyona çıkması, gazeteye demeç vermesi ya da sosyal medya üzerinden bilimsel görüş açıklaması hukuken serbesttir.
Buna rağmen bazı üniversitelerde hâlâ çeşitli gerekçelerle akademisyenlere soruşturma açılması, hukuki değil idari bir refleks olarak değerlendiriliyor. Oysa üniversiteler bilim üretmekle yükümlü kurumlar, öğretim üyeleri de bu bilimi toplumla paylaşmakla sorumlu aktörler.
Sonuç olarak hukuk açık: Akademisyenler susmak zorunda değil. Bilim insanının görevi yalnızca laboratuvarda değil, toplumun karşısında da konuşmaktır. 🎓📣