Muayene odamdan her gün onlarca insan geçer.
Şikâyetler tanıdıktır: baş ağrısı, mide yanması, uykusuzluk, halsizlik…
Ama dün…
Bir hasta değil, bir vicdan çarpması girdi o odaya.
50 yaşlarında bir kadın…
Gözleri dolu değildi.
Taşmıştı.
Sanki gözyaşı birikmemiş de…
Yıllardır içinden bir dünya yıkıla yıkıla akıyordu.
Oğlu dedi ki:
“Hocam annem sürekli ağlıyor. Artık dayanamıyoruz. Bir hastalığı mı var?”
İşte modern çağın en trajik sorusu:
Ağlayan insan hasta mıdır…
yoksa ağlamayan mı?
Kadına döndüm:
“Neden ağlıyorsunuz?” dedim.
Bana baktı.
Ve tek bir cümleyle bütün klinik kitaplarını susturdu:
“Ben ağlamayayım da kim ağlasın?”
O an odanın havası değişti.
Çünkü bu bir semptom değildi.
Bu bir isyan, bir insanlık çığlığıydı.
Anlatmaya başladı…
Filistin’de öldürülen çocukları…
Küvezde parçalanan bebekleri…
Gazze’de devam eden vahşeti…
İran’da bombalar altında kalan çocukları…
Lübnan’da yerle bir edilen hayatları…
Doğu Türkistan’daki sessiz çığlığı…
Sudan’daki katliamları…
Mescid-i Aksa’nın kapatılışını…
Ve en acısı:
Müslümanların suskunluğunu…
Sonra bana döndü:
“Bir tane güzel haber söyleyin…
Sadece bir tane…
Ağlamam dursun.”
Ve ekledi:
“Kalbim yanıyor hocam…
Bütün kalbim…”
O an şunu fark ettim:
Bu kadın kendisi için ağlamıyordu.
Ne tansiyonu vardı,
Ne şekeri,
Ne kolesterolü…
Onun hastalığı kendisi değildi.
Onun hastalığı:
Zulme alışamamak.
Biz Ne Yaptık?
Biz ne yaptık biliyor musunuz?
Biz öğrendik:
• Görmemeyi
• Duymamayı
• Hissetmemeyi
Ekranı kaydırmayı öğrendik.
3 saniyede bir çocuğun ölümünü geçmeyi öğrendik.
Bir şehrin yıkılışını “haber” olarak tüketmeyi öğrendik.
Sonra da kendimizi savunduk:
“Psikolojimiz bozuluyor…”
Hayır.
Psikolojiniz bozulmuyor.
Vicdanınız köreliyor.
O Kadın Neden Ağlıyor?
Çünkü onun kalbi hâlâ canlı.
Nasır tutmamış.
Kapanmamış.
Kendini koruma bahanesiyle insanlığını satmamış.
Biz klinikte buna isim koyarız:
• Duygudurum bozukluğu
• Anksiyete
• Empati yorgunluğu
İlaç veririz.
Serotonin düzenleriz.
Uyku düzenleriz.
Peki size soruyorum:
İnsanlığın vicdanı bozulduğunda
hangi ilacı yazacağız?
O kadın aslında şunu söyledi:
“Siz alıştınız.
Ben alışamadım.”
Ve mesele tam olarak bu.
Biz alıştık:
• Ölümlere
• Katliamlara
• Adaletsizliğe
• Zulme
Ama o kadın alışamadı.
Ve bu yüzden ağlıyor.
O Gün Reçete Yazamadım
Çünkü ilk defa şunu düşündüm:
Bu kadının gözyaşını durdurmak…
Belki de bir tedavi değil…
Bir kayıp olurdu.
Asıl Hasta Kim?
Şimdi size soruyorum:
Sürekli ağlayan o kadın mı hasta?
Yoksa hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden bizler mi?
Eğer hâlâ bir haber sizi sarsıyorsa…
Eğer bir çocuğun gözyaşı içinizi yakıyorsa…
Eğer içinizde hâlâ bir rahatsızlık varsa…
Geçmiş olsun.
Hâlâ insansınız.
Ama…
Eğer hiçbir şey hissetmiyorsanız…
İşte o zaman:
Asıl muayene edilmesi gereken sizsiniz.
Ben bir hekimim.
Ama o gün şunu öğrendim:
Bazı hastalıklar kan tahlilinde, grafilerde çıkmaz.
Ve bazı insanlar…
Ağladıkları için değil,
ağlayamadıkları için hastadır.
İnsan kalabilmek…
belki de bu çağın en zor tedavisidir.