‘’I can do everything with my scalpel’’
‘’Neşterimle yapamayacağım şey yok’’
Bu söz, ‘’Ağızların Babası’’ olarak bilinen, estetik cerrahinin kurucularından Fransız cerrah Hippolyte Morestin’ e ait. Kendisinin ismini şu zamana kadar duymamış olmanız çok olası çünkü I. Dünya Savaşı yıllarında onu destekleyecek ‘’mürit’’leri olmayan ve plastik cerrahi (o zamanlar daha çok ‘savaş cerrahisi’) hakkında oldukça radikal görüşleri olan bir cerrahtı. Rekonstrüktif cerrahi alanında bir duayen olup birçok makale yayımlamış, o zamanlar akla gelmeyecek birçok operasyonu başarıyla gerçekleştirip bunu yazıya dökmüş olsa da maalesef tam bir kitap yayımlamaması onun şöhrete ulaşmasına engel olan bir eksikti. Ayrıca Fransız olması da işleri zorlaştırıyordu. O zamanlar plastik cerrahi daha çok İngiliz ve Amerikan yayımlardan oluşan bir literatüre sahipti ve bu İngilizce konuşulan dünyada Fransız bir cerrah ünü yakalamakta doğal bir şekilde zorlanacaktı.
Morestin, diğer cerrahların ‘’ampütasyon’’ dedikleri vakalarda ‘’rekonstrüksiyon’’ diyordu. Hatta onun agresif bir rekonstrüksiyon tarzı vardı ve çoğu modern plastik cerrah bunu ‘’vahşi bir estetik’’ ya da ‘’yıkımın estetik cerrahisi’’ olarak tanımlayabilir. Öyle ki o tarihlerde cerrahlar, yüz tümörlerinde hastanın yüzündeki malign kitle eksize edildikten sonra enfeksiyon riskine karşı hastanın alt çenesini de alır ve hastayı ‘’yüzsüz’’ bir şekilde yaşamaya mahkûm ederlerdi. Morestin ise yarayı sıkıca dikmek yerine dokuları ve çevre kasları daha da serbest bırakıyor, hastanın kaburgalarından aldığı kıkırdak greftlerle hastanın çene hattını tıpkı bir mimar gibi yeniden inşa ediyordu.
Morestin’i ‘’ağız ve çenelerin babası’’ yapan tek şey kuşkusuz ‘’otolog kıkırdak greftlemesi sayesinde çene rekonstrüksiyonu yapan ilk cerrah olması’’ değildir. Kendisi estetiğe saygı duyan bir cerrahtı. Çene ve boyun bölgesi yara izlerinde yani kontraktürlerde ‘’Z’’ şeklinde kesilerle dokuyu kaydırır ve gevşetirdi. Z- plastiyi plastik cerrahi literatürüne katmış Morestin, hem estetik hem de fonksiyonel bir devrim yaratmıştı. Z- plasti sayesinde yara izleri maksillofasiyal bölgenin doğal kıvrımlarına karışır ve operasyonlarınhastalarda kötü bir görüntüye sebep olması engellenirdi. Ayrıca Z- plasti sayesinde gevşeyen dokular; çenesini açamayan, yemek yiyemeyen hatta tam olarak konuşamayan hastalara bu yetilerini geri kazandırıyordu.
Morestin; ağırbaşlı, titiz ama ketum bir cerrahtı. Yine modern plastik cerrahinin kurucularından biri olarak bilinen Harold Gillies, Morestin’i kendi ameliyathanesinde ziyaret ettiği bir gün aynen şu cümleyi kuracaktı: ‘’Tek bir an içinde bir yavru kedinin uysallığını ve bir kaplanın vahşiliğini ortaya koyabiliyordu.’’
Literatüre en önemli katkılarının kanser cerrahisi hakkında olduğu söylense de yanak- dudak- boyun fleplerini tanımlaması başlı başına plastik cerrahi için devrim sayılmaktadır. Estetik idraki o denli güçlüydü ki belli yüz bölgelerinin; greft ya da flep uygulamaları için aynı ya da benzer yüz dokularıyla eşleştirilmesi gerektiği konusunda ısrarcıydı. Ona göre özellikle dudak ve kaş çevresindeki kritik bölgeler, saçlı deriden (scalp) alınan flep ve greftlerle onarılmak zorundaydı. Bu yaklaşımı mikrocerrahinin henüz var olmadığı tarihlerde cesaretin en radikal örneklerinden biri kabul edilebilir çünkü Morestin’in scalp greftleri sadece anatomik bir transfer değil aynı zamanda vaskülarizasyon, doku beslenmesi ve doku uyumu konusunda büyük riskler içeren operasyonlarıydı.
Tüm bu radikal gelişmelerin öncüsü Morestin, 1919 yılında bir grip salgını neticesinde hayata gözlerini yummuştur. Erken denebilecek bir yaşta yani 50 yaşında, hayatını kaybeden Morestin hakkında bilime olan tutkusunun yaşamaya dair olan arzusundan güçlü olduğu yorumları yapılmıştır. Bitmek bilmeyen çalışma azmi ve insanüstü çalışma kapasitesi onu erken yaşta bitkin düşürmüş ve onu eşi benzeri görülmemiş yetenekli bir cerrahla beraber trajik bir tarihsel figür haline de getirmiştir.
Kaynakça:
Morestin, Hippolyte. British Journal of Plastic Surgery, vol. 25, 1972, pp. 39-41